RaSeL

RaSeL

Üye
03.11.2005
Onbaşı
810
Hakkında

  • Sezen Aksu - ben sende tutuklu kaldim.. Ezberimsin Gökhan özen..

    bide Yerine sevemem Gökhan kirdardan...bu 3 sarki hayatimda hep olacak..
#22.11.2005 22:39 0 0 0
  • Konu: YOĞURT SOS
    evet manti bide yesil salatalarda da kullanan oluyor.. dip olarak yapmak istiyorsan icine ton baligi karisimi yap bide öyle dene...
#22.11.2005 22:27 0 0 0
  • hep duydum ama hic yememistim bence denemek lazim

    Ellerine saglik...
#22.11.2005 22:24 0 0 0
  • İmanın insana kazandırdığı çok önemli bir özellik olan akıl, kişinin sağlıklı düşünebilmesine, doğruyu yanlıştan ayırabilmesine ve en isabetli kararları alabilmesine vesile olur. Akıl sahibi insanlar olayları sağlıklı bir şeklide değerlendirebildikleri için tavırları daha makul, konuştukları sözler dengeli ve hikmetli, yaptıkları işler ise faydalı ve bereketli olur.

    Akıl; Allahın izni ile, derin düşünebilmek, olaylardaki hikmetleri görebilmek, evrendeki olağanüstü tasarımı kavrayabilmek ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek gibi çok önemli yeteneklerin kaynağıdır. Ancak akıl, genelde sanıldığından farklı olarak algılanabilmektedir. Şöyle ki; insan doğuştan belirli bir zekaya sahiptir, fakat gerçek akıl Allah korkusu ve Allah sevgisi sonucunda oluşan büyük bir nimettir. Bu iki kavram arasında büyük bir fark olmasına rağmen toplumda genellikle aynı anlamda algılanır.

    Peki öyleyse "akıl" nedir?

    Kimler gerçekten akıl sahibidir?
    Bu soruların doğru cevaplarının bulunabileceği tek kaynak Yüce Kurandır. Kuran ayetlerinde aklın ancak iman ile oluşabileceği bildirilmektedir. Allah akıl sahibi kullarının özelliklerini Kuran'da şu şekilde bildirir:

    "Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir." (Zümer Suresi, 18)

    Bu kimseler Allah'ın kendilerine gösterdiği yola tam olarak uydukları, Kuran'da yer alan tavsiyeleri titizlikle yerine getirdikleri ve vicdanlarına tam olarak uydukları için, Allah onları akıl gibi büyük bir nimetle ödüllendirmiştir. Yüce Allahın iman etmiş seçkin kullarına nasip ettiği aklın insana kazandırdığı üstün özelliklerden bazıları ise şunlardır:

    Feraset ve Basiret

    Feraset, çabuk sezme ve anlama yeteneğidir.

    Basiret ise; kişinin bir konunun özünü kavrama gücü, gerçeği tüm detaylarıyla görebilme kabiliyeti ve ileri görüşlülüğüdür. Her iki özellik de ancak "akıl" ile kazanılabilir.

    Feraset ve basiret sahibi bir insan, karşılaştığı herhangi bir olayı, bir tavrı ya da bir sözü en doğru şekilde analiz edebilme yeteneğine sahiptir. Geçmişte edindiği tecrübelerden de faydalanarak en akılcı sonuçları çıkarır ve bu bilgileri ilerisi için en isabetli şekilde kullanabilir. İçinde bulunduğu ortamı, şartları ve imkanları akılcı bir bakış açısıyla değerlendirir ve bu şartları olabilecek en iyi seviyeye getirmeyi ve elindeki imkanları en iyi şekilde kullanmayı başarır. Bir işe atılacağı zaman mutlaka bu konuda gerekli olabilecek her türlü tedbiri alır, olası aksaklıkları tespit eder ve bu doğrultuda hareket eder. Allahın verdiği akıl sayesinde her konuşması isabetli, her tavrı itidalli ve her düşüncesi keskin bir aklın ve kavrayışın ürünüdür.

    Allah bir ayette, basiretin önemine dikkat çekmiş ve bu özellikten yoksun olan kimseleri de "kör" olarak nitelendirmiştir:

    "Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz." (Mümin Suresi, 58)

    Hikmet; Anlatım Çarpıcılığı ve Hitabet Kabiliyeti

    Aklın bir başka yönü de insanın tüm tavırlarına ve konuşmalarına "hikmet" kazandırmasıdır. Ancak insanların büyük çoğunluğu hikmetli tavır ve konuşmaların kaynağının akıl olduğunu bilmez. Aksine hikmetli konuşmanın eğitim ve tecrübe ile elde edilebilecek bir özellik olduğunu düşünürler. Öyle ki çoğu insan güzel ve etkili konuşabilmek için çözümü yalnızca özel bir eğitim almakta ya da etkili konuşma sanatı gibi kitaplar okuyarak insanları etkileyecek konuşma kurallarını ezberlemekte arar. Bu kitaplarda etkili bir konuşma yapabilmek için insanların ne zaman konuşmaya başlayacağı, ne zaman susacağı, ne zaman güleceği gibi her türlü detay çeşitli kurallara bağlanmıştır. Bu kurallara ne kadar titizlikle uyulursa konuşmanın o derece başarılı olacağına inanılır.

    Oysa güzel ve etkili konuşmayı herhangi bir kurala bağlayabilmek kesinlikle mümkün değildir. Aksine asıl etkili olan konuşma; hiçbir kurala bağlanmamış, ezberlenmemiş, kişinin içinden geldiği gibi, hiç zorlanmadan, suni bir tavra gerek duymadan yaptığı "samimi konuşma"dır ki, bunu da eksiksiz olarak yalnızca hikmet sahibi kimselerde görebilmek mümkündür.

    Hikmetli konuşan kişi, samimi sözleriyle insanların kalplerinde derin bir etki uyandırır. Nitekim bir konuşmanın hikmetli olabilmesi için bu konuşmanın samimi ve amaçlanan konuda karşı tarafın kalbinde etki bırakacak nitelikte olması gerekir. Hikmet sahibi bir insan anlatmak istediği bir şeyi olabilecek en özlü şekilde, en çarpıcı örneklerle ve olabilecek en samimi şekilde ifade edebilen kimsedir. Allah Kuranda hikmetin önemine dikkat çekmiş ve Hz. Davud'a bu özelliği verdiğini şöyle bildirmiştir:

    Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20)

    Ayrıca hikmet, kendisini sadece konuşmada belli eden bir özellik değildir. Hikmet sahibi bir insanın tüm tavırlarında, aldığı tüm kararlarda, yaptığı tüm teşhislerde aynı isabetli yapıyı görebilmek mümkündür. Akıl ile hikmet arasındaki ilişki Kuranda şöyle bildirilmiştir:

    Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez. (Bakara Suresi, 269)

    Akıllı bir insana verilen bu büyük nimet, beraberinde etkili bir "hitabet gücü" de kazandırır. Mümin, aklın kendisine kazandırdığı bu hikmet, anlatım çarpıcılığı ve hitap kabiliyeti gibi özellikler sayesinde Allahın izniyle Kuran ahlakını en güzel şekilde tebliğ etme imkanına da sahip olur.

    Üstün Teşhis Kabiliyeti

    Aklın insana kazandırdığı bir başka önemli özellik de "teşhis kabiliyeti"dir. İnsanlar genellikle hemen her konu hakkında teşhis yapar, fikir beyan ederler. Ancak akıl sahiplerinin farklılığı, Allahın izniyle çoğu insanın fark edemediği detayları rahatlıkla görebiliyor olmaları ve teşhislerinin daima hızlı ve isabetli olmasıdır. Bu isabetli teşhis kabiliyetinin sırrı ise, müminin Kuran ahlakını yaşaması sonucunda aklını kullanmasıdır. Kuran, Allah'ın hak kitabıdır. Dolayısıyla Kuranda bildirilen tavsiye ve emirlere uyan kimseler Allahın izniyle en doğru olana iletilir.

    Akıl sahiplerinin bu özelliği onlara hayatın her alanında büyük bir üstünlük ve kolaylık sağlar. Herşeyden önce, karşılaştıkları her insanın karakterini çok iyi ve ayrıntılı bir biçimde analiz edebildikleri için, dostlarını ve düşmanlarını rahatlıkla ayırt edebilirler. Lehlerinde ya da aleyhlerinde gelişen bir olayı henüz başlangıcında iken fark edebilir, buna göre tedbir alabilirler. Allah'ın Kuran'da tanıttığı insan karakterlerinden yola çıkarak, karşılaştıkları insanların karakterlerini çok kısa bir sürede kavrayabilirler. Ayrıca çevrelerinde bulunan insanlardaki güzel vasıfları, çoğu kimsenin fark edemediği incelikleri, akıl alametlerini görebilenler de yine ancak akıl sahipleridir.

    Güçlü Bir Kişilik

    Akıllı bir insan, canlı cansız tüm varlıkların Allah'a boyun eğdiğini ve O'nun izni olmadan yeryüzünde hiçbir olayın gerçekleşemeyeceğini bilir. Allah'a karşı duyduğu teslimiyet ve güven, onun Allah'tan başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamasını ve böylece güçlü bir kişiliğe sahip olmasını sağlar. Herşeyi Allah'ın kontrol ettiğini bildiği için, kişilere, olaylara ya da şartlara göre tavrı değişmez. İnsanların beğenisine göre değil, Allah'ın sevgisini kazanmaya yönelik hareket ettiği için hiçbir çıkar uğruna kişiliğinden, tavrından ve ahlakından ödün vermez.

    Ancak şunu da bilmek gerekir ki, akıl sahibi bir insanın "güçlü kişilik" kavramı, din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda bilinen anlamından çok farklıdır. Bu tür toplumlarda insanlar, şahsiyetli olmanın, ancak kibir, resmiyet ve ciddiyet ile elde edilebileceğine inanırlar. Kişi, çevresindeki insanlara, kendi farklılığını ve üstünlüğünü ne kadar hissettirebilirse, onun o kadar şahsiyetli bir tavır gösterdiği düşünülür. Oysa bu şahsiyet çoğu zaman, içte yaşanan güçlü bir kişilik değil, daha ziyade göz boyamaya ve etrafta şahsiyetli bir insan "imajı" oluşturmaya yönelik yapay bir tavırdır.

    Gerçek şahsiyetin ne kibirle, ne ciddiyet ve resmiyetle, ne de dış görünüşle hiçbir ilgisi yoktur. Kuran ahlakına göre güçlü bir kişilik, insanın Allah'tan çok korkması ve bu nedenle de Kuran ahlakını yaşamakta kararlılık göstermesi ile ortaya çıkar. Böyle bir kişi hiçbir koşulda, hiçbir dünyevi çıkar için Allah'ın kendisine bildirdiği doğrulardan taviz vermez, basit ve çirkin tavırlara tenezzül etmez. İnsana kişilik kazandıran asıl özellikler bunlardır ve bu konuda kararlılık gösterebilen kimseler de ancak akıl sahipleridir. Kuran'da doğru yoldan asla sapmayan akıl sahibi kişiler bu tavırlarından dolayı şöyle müjdelenmişlerdir:

    Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." (Fussilet Suresi, 30)

    Yazı boyunca incelediğimiz tüm bu özellikleri kazandıran keskin bir akla sahip olmayı, ulaşılması zor bir hedef olarak görmek doğru değildir. Yapılması gereken, güçlü bir Allah sevgisine sahip olmak, O'ndan gereği gibi korkmak ve Rabbimizin istediği gibi bir yaşam sürmektir. Samimi iman, Yüce Rabbimizin izniyle insana, hayatının her anını etkisi altına alan bu berrak aklı kazandıracaktır. Bu müjde, bir ayette şöyle bildirilmiştir:

    "Ey iman edenler, Allahtan korkup-sakınırsanız size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir." (Enfal Suresi, 29)

    Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar.
    İşte onlar, Allahın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer Suresi, 18)

    Aklın bir yönü de insanın tüm tavırlarına ve konuşmalarına hikmet kazandırmasıdır. Mümin, aklın kendisine kazandırdığı bu hikmet, anlatım çarpıcılığı ve hitap kabiliyeti gibi özellikler sayesinde hak dini ve Kuran ahlakını en güzel şekilde anlatabilme imkanına da sahip olur.

    Gerçek şahsiyetin ne kibirle, ne ciddiyet ve resmiyetle, ne de dış görünüşle hiçbir ilgisi yoktur. Kuran ahlakına göre güçlü bir kişilik, insanın Allahtan çok korkması ve bu nedenle de Kuran ahlakını yaşamakta kararlılık göstermesi ile ortaya çıkar.

    kaynak: Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 12. sayı (Haziran 2005) 44. sayfada yayınlanmıştır.
#22.11.2005 21:50 0 0 0
  • Allah razi olsun ens_selman bende Kibiri eklemek istedim senin eklemis olduklarina...

    Kibirli kişiler tarih boyunca milyonlarca insanı kendileri ile birlikte azaba sürüklemişlerdir.

    Günümüzde de kibir sayısız insanı karanlık bir dünyaya çekmektedir.

    Bu karanlık dünyada insanlar samimiyetten uzaktır.

    Tek hoşlandıkları şey kendilerini övmek, başkaları tarafından övülmek ve ön plana çıkmaktır.

    Bulundukları her ortamda en iyi, en güzel, en başarılı kişinin kendileri olduklarına inanırlar. Ve bunu her yolla dışarı vurmaya çalışırlar.

    Bu ruh hali bütün davranışlarına yansır.

    Bu filmde kibirlenmenin şeytanın en temel karakter özelliği olduğu anlatılmaktadır.

    Şeytanın büyüklenmesi ve bundan dolayı Allah'ın rahmetinden kovulması Kuran'da insanlara ibret olarak anlatılmıştır:

    Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. "Onu bir biçime sokup, ona Ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." Meleklerin hepsi topluca secde etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Allah) Dedi ki: "Öyleyse oradan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın." (Sad Suresi, 71-77)

    Müminler Allah'ın her şeyi yarattığını ve insanlara tüm nimetleri verenin Rabbimiz olduğunu bilirler.

    Bu nedenle haksız bir büyüklenme içine girmezler.

    Verilen nimete, kibirle değil şükürle karşılık verirler.
#22.11.2005 21:45 0 0 0
  • Bu senede piyangodan bırak trilyonları, amorti bile çıkmadı mı? Senin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmiyor mu? Öyleyse unutma, şanslı olanlar, aslında şansını kendi yaratanlar!

    Herkes şanslıdır

    Böyle bir anne, baba ya da arkadaşa sahip olduğun için ne kadar şanslı olduğunu hissettiğin zamanı, okul balosu için kıyafet ararken, daha ilk girdiğin dükkanda üzerine "cuk" diye oturan o elbiseyi bulduğun anı, para biriktirip beğendiğin ayakkabıyı almaya gittiğinde yarı fiyatına düştüğünü gördüğünde duyduğun mutluluğu ya da havada bir bulut bile yokken, birden bastıran yağmurda, çantandan çıkan şemsiyeyi hatırla? Haydi yapma, artık sansız olduğundan dert yanma! Düşün bir , sen de herkes kadar şanslısın aslında!

    Şans faktörü 1

    Büyük umutlar besle
    Şanslı ve şanssız insanlar arasındaki fark, gelecekten beklentilerinin farklı olmasında yatıyor. Eğer gelecekten umudun fazlaysa ve umutlarının peşinden ne olursa olsun pes etmeden gidebiliyorsan, isteklerine ulaşman da bir o kadar mümkün. Ama en ufak bir terslikte hemen "benden paso" diyorsan, şanssız olduğundan dert yanmaya devam edebilirsin. Sana çıkmayacağını düşünerek bir "Kazı Kazan" oynamazsan sana çıkmasının mümkün olmadığı gibi ya da "zaten o çocuk bana bakmaz" diyerek onunla tanışma fırsatını tepmen ve bunun sonucunu hiç öğrenememen gibi bir şey bu! Riske atıl, umudunu koru, kendine güven. Eğer baştan şansına bir fırsat tanırsan, şans da sana şans tanıyacaktır.

    Şans faktörü 2

    Kötünün iyisini gör
    Yarım bardak suyu dolu olarak görmek seni her zaman pozitif etkiler. Eğer ayağının takılıp düşmesini şanssızlık olarak değerlendiriyorsan, işe Polyanna misali, "Beterin beteri var. İyi ki ayağımı kırmadım" şeklinde bakmayı dene. Örneğin, bir önceki sevgilin seni bırakmasaydı, belki de şu an sana hayatının aşkını yaşatan çocuğu hiç tanımayacaktın. Hayatın seni sürüklediği yer, belki de en iyi yerdir! En basitinden, ailen yerine kendi istediğin okulda okuyor olsaydın, sınıf arkadaşlarını tanıma mutluluğuna asla erişemeyecektin. Görüyorsun, belki de senin bugün kötü ya da şanssızlık olarak değerlendirdiğin olaylar, ileride şansın olarak ortaya çıkabilir.

    Şans faktörü 3

    İçgüdülerine güven
    Bazen olaylara mantıksal açıdan değil, içgüdülerinle yaklaşmak en doğrusudur. Şanslı insanlar, içinden gelen sese kulak verenlerdir. İçgüdülerinin peşinden gitmek konusunda emin değilsen, sana şu egzersizi tavsiye ediyoruz: iki şeyden birini seçmek konusunda kararsızsan, öylesine birini seç ve neden o şıkkı seçtiğini madde madde bir kağıda yaz. Örneğin, bir ilişkiyi bitirmek istediğinde, partnerine bunun sebeplerini detaylarıyla açıklayan bir mektup yaz. Sonra da kendine, kendi geleceğini elinde tutuyor olmanın nasıl bir duygu olduğunu sor. Bu mektubu ona yollamak! Doğru olan bu mu? İşte buna cevap verecek olan sen, seni yönlendirecek olan ise içgüdülerindir.

    Şans faktörü 4

    Ulaşılabilir ol
    Eğer çekingen ve soğuk bir insan, insanlarla samimiyeti geliştirmeye hemen başla. Örneğin, internette chat yapmak dışarıya açılmanın ilk adımı olabilir, çünkü seni görmeyen bir insandan utanacak, sıkılacak hiçbir şeyin yok. Bu arada kendini karşılıklı ilişkilerinde de geliştirmeye çalışmalısın. İnsanlarla göz kontağı kur, onlara bol bol gülümse. Eğer, öğretmenlerinle iyi iletişim kurarsan, notlarının da iyi olmaması için hiçbir sebep yok! Ayrıca, biriyle konuşurken bedenini de dile getirmeyi ihmal etme. Her zaman konuştuğun insana doğru dur, konuşurken kollarını ve bacaklarını bağlama. Sonuç: Rahat iletişim kurmak, diğer insanların seni daha ulaşılabilir bulmasını sağlar. Seni onlara yaklaştırır ve hakkında pozitif düşünürler. Böylece, şans da sana ulaşır!

    Şans faktörü 5

    Hayatına baharat kat
    Şanslı insanlar hayatlarına değişimi sokan insanlardır. Tekdüze bir yaşam, tabir-i caizse ot gibi geçer. Bu yüzden hayatında denemediğin şeyler dene. Tiyatroya git, bale izle ya da bunları bizzat yapan sen ol. Maceraya atıl, trekking'e git, biraz sosyal ol. Şansın insanın karşısına nerede çıkacağı belli olmaz. Ama monotonlukta çıkmayacağı kesin! Yapacağın her değişik aktivite, tanışacağın her yeni insan, hiç ummadığın kişiler senin bugünün ve geleceğin için büyük birer şans olabilir, yarın karşına sana bir iş, bir aşk, bir dost olarak çıkabilirler.

    Şans faktörü 6

    Kendini şanslı hisset
    Her gün, dünyada pek çok insanın başına pek çok kötü şey geliyor. Bir kere baştan sona haberleri izlesen ve gazeteleri okusan, bu aslında ne kadar şanslı olduğunu görmeye yetecek. Yaşadıklarını, hayatını bir düşün ve ufak şeyleri dert etme. Bak, insanlar neler yaşıyorlar. Kendini sakın şanssız sayma.

    4 şanssız durum

    Antisosyal olmak

    Çekingen insanların şansları da geriye çekilir. Bu yüzden çekingenliğini yen ve şansını sosyalleştir.

    Monotonluk
    Haritası daima aynı olan ve bildiği yoldan ayrılmayan insanlar şanssızlıktan der yanmamalılar. Eğer, "Ben illa uzun boylu, esmer ve yakışıklı birini istiyorum" diye tutturursan, onu bulana kadar hayatının en büyük şansını kaçırabilir, ayrıca aradığın özellikte birine de asla rastlamayabilirsin. Şansını görmezden gelmek konusunda ısrar edersen, şansı kendinden uzaklaştırırsın. Eh, tabii ya , o senin peşinden gelecek değil ya, sen onun peşinden koşacaksın.

    Batıl inançlar
    "Aman Allahım, bir siyah kedi gördüm sanki, hemen saçımı çekeyim", "Ayna kırdım", "Yedi uğursuzluktur" diye diye şansını zorla kapatmaya kalkma. Bunları hastalık derecesine getirmen, seni tabi ki şanssız yapar. Ayrıca, başına gelen ufak tefek olumsuzlukları da bunlara bağlama. Şanssızlığına bizzat kendinin sebep olabileceğini unutma. Yoksa ufacık bir kedinin suçu ne ola?

    Reddedilmek korkusu
    "Başarısız olacağım" düşüncesinden uzaklaş. Yoksa bu düşünce seni başarısızlığa götürür. Sen ne zaman kendine ve yapabileceklerine inanırsan, şans da senin peşinden gelir. Sürekli kafanda bir kötü durum senaryosu yazacağına, güzel senaryolarla meşgul ol.
#22.11.2005 21:28 0 0 0
#22.11.2005 21:19 0 0 0
#22.11.2005 20:55 0 0 0
  • ikimizde bittik

    Ellerine yüregine saglik Siwan... cok duygulu bi siir..
#22.11.2005 20:49 0 0 0
  • Ellerine saglik DeliBeyaz sevenler sitem etmeden yapamiyorlar..
#22.11.2005 20:47 0 0 0
#21.11.2005 23:16 0 0 0
  • bir keremi gectin kirmizida, yani bi kere icin bunlari yaptiysalar ben daha dikatli kullanmaliyim arabayi...
#21.11.2005 22:39 0 0 0
  • Konu: Buda Benden
    Siwan biraz graffiti olmus güzel...
#21.11.2005 22:07 0 0 0
#21.11.2005 22:03 0 0 0
#21.11.2005 21:53 0 0 0
  • İşte şu gördüğün deniz başka topraklarında denizi bu gördüğün sevda yalnız benim işte bu yüzden şahlanıyor artık yüreğim bundan sonra korku yok bundan sonra öfke yok bir sen varsın birde ben işte bütün dağlar erir gözümüzün önünde işte sevda gök kubbeye doğru yükselir bütün acılar bitecek sevdiğim biraz senden biraz benden sabret sevdiğim sabret !..
#21.11.2005 21:48 0 0 0
  • Ne olur haykır yüzüme, bağır
    'Nefret ediyorum'diye
    'Umrunda bile değilsin'de
    Ama gülümseme bana,bakma yüzüme.

    Aslında sen bunları hiç haketmiyorsun,
    Daima çekip bilmediğim uzaklara gidiyorsun.
    Geri ver en güzel olması mümkün günlerimi
    Geri ver seninle dolu yüreğimi.
#21.11.2005 21:47 0 0 0
  • Aşka yakın olmak onu gerçekten yaşamak isterdim, ama galiba bu pek mümkün
    olmayacak.hani derler ya yaşı geçmiş insanlar, nerde o eski günler.yere atılan mendiller , kokulu mektuplar , peçelerin ardından bakan çapkın
    bir çift göz. haklılar galiba zaman sevdayıda katıp önüne götürmüş geriye kalan yalandan başka birşey degil
#21.11.2005 21:45 0 0 0
  • Denizlerin kumsalı özlediği gibi
    Kumruların yavrularının yolunu gözlediği gibi
    Gurbetteki bizlerin vatanını özlediği gibi
    Seni özledim sevdiceğim....
#21.11.2005 21:43 0 0 0