Şayeste

Şayeste

Üye
07.10.2008
Genel Kurmay Başkanı
101.596
Hakkında


  • noimage

    Gece başlamışsa ve uyumak için acele etmiyorsa yüreğin; hala düşünecek hala yapılacak bir sürü işin ve bir sürü planın olduğunu söylüyorsa beynin; buna karşılık günün bütün yorgunluğunu belki de hiçbir şey yapmamana rağmen sana hissettiriyorsa bedenin; konuşmak istiyorsa bir şeylere ulaşmak istiyorsa kalbin ama sadece yalnızlığın o ağır o derin sesiyse hissettiğin

    Üşüyorsan ama soğuktan değil. Susuyorsan ama korkundan değil. Gidiyorsan ama istediğin için değil ve arıyorsan ama bulmak için değil. Her dakika daha ağır geçiyorsa ve geçen her dakika seni daha fazla yoruyorsa Gelecek seni güldürmüyorsa aksine geçmiş özletiyorsa kendini. En masum anında lanetlenmişse bedenin ve yanıyorsa ateşler içinde belki de kutuplarda yürürken. Ve sadece yalnızlığın sesiyse duyabildiğin

    Vazgeçmek istemediklerinin senden kaçarcasına uzaklaştığını görüyorsan ama koşamıyorsan artık ve her bağırmak istediğinde düğümleniyorsa sözcükler boğazına ve canını acıtıyorsa içinde kalan her bir harf. En çok yardıma ihtiyacın olduğu anda aslında kimsenin sana yardım edemeyeceğini biliyorsan buna rağmen medet umuyorsan sana yabancı gözlerden. Yaptıkların hep yapman gerekenlerden farklı oluyorsa ve bunu anlayamıyorsan bir türlü

    Her sabah uyandığında uyumak istiyorsan, geceyi istemiyorsan yalnızlığın sesini ve yine bitmeyecek bir geceyi. Buna rağmen günler hep kısalıyorsa sana inat ve geceler alay edermiş gibi üşütüyorsa seni. Buna rağmen yanıyorsan o soğukta ve anlıyorsan kimsenin bunu bilmediğini. Özlüyorsan her geçen saniye bir önceki geceyi. Ve yalnızlıksa tek duyabildiğin

    Eski fotoğrafları gördüğün zaman tesadüfen; içini garip bir mutluluk kaplıyorsa. Ve son resim elinden düşerken anlıyorsan ne kadar özlediğini ve çözemiyorsan bir türlü neden her şeyin değiştiğini. Susuyorsan Ve yalnızlığın sesiyse tek duyabildiğin

    Eski şarkılar daha çok dokunur olduysa bedenine ve en çok yardıma ihtiyacın olduğu halde anlamaya başlamışsan yalnızlığını ve gece hala ilerlemiyorsa bu gürültüde. Ve uyuyamıyorsan bir türlü. Her şey bir telefon kadar yakınsa ama korkudan ayrı bir şeyse seni uzaklaştıran ve anlatamıyorsan bir türlü anlayamadıklarını. Binlerce defa anlatılan bir masalı. Ve yüzü aklından hiç çıkmıyor olsa da çıkaramıyorsan adını. O müthiş masal kahramanını

    Hiçbir çıkış yoksa ve yapayalnızsa bedenin. Bembeyaz duvarlar içinde. Bir resim. Siyah beyaz İçin yanıyorsa ve su içmek bile gereksiz geliyorsa. Sigaranın dumanı içindeki ateşi belli ediyorsa dışarıya. Ama anlamıyorlarsa. Söndürmeye bile çalışmıyorlarsa. Sormuyorlarsa. Yoldan geçen herkesi tanıdığını düşünüyorsan ve belki de yanında yürüyeni bile bilmiyorken selam veriyorsa herkes sana sırf sen onları tanıdığını düşünüyorsun diye. Ve oysa tek bir yüz görüyorsan her zaman ama adını hatırlayamıyorsan bir türlü

    Sokaklarda insanlar azalıyorsa birer birer. Aklındaki düşünceler gibi. Yürüyorsan yine de yapayalnızsan senin onları tanıdıklarını sananların arasında. Ve dumanın hiç sönmüyorsa

    Aynı masalda ne yapacağını bilmeyensen. Isırılmış elma gibi düşüvermişsen yere. Masal devam ediyorsa ve kimse seni düşünmüyorsa artık

    Yirmi senedir üzerinde uyuduğun yastıkları bir bir atıyorsan yataktan ve bulamıyorsan kafanı rahatlatacak hiçbir şey o karanlıkta. Işıkları açmak dağınıklığı görmek kadar dayanılmazsa

    Uyuyamıyorsan ve katlanamıyorsan yalnızlığa. Kendinle beraber yaşayamıyorsan yalnız kalamıyorsan kendi başınayken. Sayfalar sıra sıra bitiyorsa; kitaplar devriliyorsa raflardan ve sen okurken dakikalar geçmiyorsa hayatından; yaşadığın bir masalsa artık ve başkalarının uyumaları için yazılmışsa bütün bunlar

    Gökten düşen üç elmadan biriysen başkalarının mutluluğu için. Masal bitmişse ve unutulmuşsan bir köşede;

    Bir çığ gibi geliyor demektir "AYRILIK"

    "m a s a l b i t t i k a ç k u r t a r k e n d i n i"
#02.12.2009 19:43 0 0 0
  • güzel yazılı resimler - romantik resimler - gönül yarası rafet el roman resimler - resimli şarkılar - resimlerle şarkılar


    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

#02.12.2009 19:36 0 0 0
  • resimli dualar - resimlerle dualar - yazılı islami resimler

    noimage

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Aklansın.. Ölümün kara düşleri,
    Korkuları, umutlara döndürsün.
    Rahmetinle, her damlası
    Cehennemler söndürsün
    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Cennetler berâtı inci damlalar,
    Secdelerde seller gibi çağlasın.
    Etrafımda haşre kadar melekler,
    Sevinçlerle ağlasın

    noimage

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Eritsin.. Buzlarını gafletin,
    Gönül ufukları, nûra bürünsün.
    Açılsın da cehlin kara perdesi,
    Gerçek görünsün

    noimage

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan,
    Hidâyet selleri, sineme dolsun.
    Her damlası Mahşer Günü
    Şâhidim olsun

    noimage
    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına,
    Semâlardan gufranını indirsin.
    Hesap günü, titreşirken Mîzan'da,
    Hicâbımı dindirsin

    noimage

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
    Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları,
    Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın.
    Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı
    Bir lâhzada açılsın

    noimage

    Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî
    Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan,
    Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun.
    Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim,
    salihlerle haşrolsun
#02.12.2009 19:31 0 0 0
  • Sonunda oldu
    bırakıp kendimi gittim!!

    Öyle bakma bana ey hayat
    Bedeli çoktan ödendi bu özgürlüğün...

    esmer şarkılar dinliyorum
    yurtsuz bir çocuğun saçlarında
    bütün bildiklerim yitik kendi coğrafyamda
    hala bana kendini sorup durma...

    noimage

    sonunda oldu
    bedenimi bırakıp gidebildim!!!

    Öyle davranma bana ey hayat
    Bu sefer senin toprakların benim ellerimde...

    Dilsiz sevdalar biriktiriyorum
    Kör bir dilencinin ellerinde
    Büyüyünce diyorum ruhum
    Sokak çalgıcısı olacak ecnebi bir ülkede...

    Sonunda olduuuu
    Bırakıp aklımı gittim!!!


    Berfin Toprak
#02.12.2009 19:22 0 0 0


  • Sen kadar aklımda kaldın
    İnan fazlası değil
    Şimdi benim her harfim bir şarkı sözü
    Ve kulaklarımda evini türkülerle yıkayan annemin sesi

    Babamın çocukluğu geliyor yanı başıma
    Bütün misketleri çalınmış gibi gözleri
    Sonra anlatıyor mayınlara basmadan yürüdüğü yolları
    Ve Allah'a emanet ediyorum onun hüzünlü bakışlarını

    noimage

    Başkalarının öyküsünde yaşamak,
    ağır yük oldu omuzlarıma
    Kendi öyküme doğru yol almanın zamanı
    Ve artık kendim için gülmeli ağlamalı yaşamalı

    Ve yine Allah'a emanet ediyorum
    Beni öykülerinde yaşatanları

    Berfin Toprak
#02.12.2009 19:19 0 0 0
  • Oy Trabzon Trabzon Senden Ayrılacağım - Hilmi Köksal Alişanoğlu kitap tanıtımı - Oy Trabzon Trabzon Senden Ayrılacağım - Hilmi Köksal Alişanoğlu kitap özeti

    Kitabın künyesi

    Oy Trabzon Trabzon Senden Ayrılacağım

    Hilmi Köksal Alişanoğlu
    · Apollon Yayıncılık
    · Basım Tarihi : 12 - 2009
    · ISBN : 9786054279043
    · Sayfa Sayısı : 351

    Kitap hakkında

    Dostluklar; renk, ırk, dil ve dinde değil, yürekte filizlenir, kök salar!

    Demir ile Vasili Biri Türk, diğeri Rum iki kan kardeş. 1900'lü yılların başında, Türk, Rum ve Ermenilerin huzur içinde bir arada bulundukları Trabzon'un bir köyünde yaşamaktadırlar

    Altmışlı yaşlarına merdiven dayadıklarında, ardı ardına gelen olaylar ve topraklarının komşu bir devlet tarafında işgal edilmesi sonucunda hayatları alt üst olur, düzenleri bozulur. Akıllara ziyan kavga ve çekişmeler içinde bulurlar kendilerini. Bunlara direnirken tek silahları, yıkılmaz dostluklarıdır. Acıya, zulme ve kadere bu sayede meydan okurlar.

    Yaptıkları şey, nehirlerin akışını tersine çevirmeye uğraşmaktır aslında. Buna güçlerinin yetip yetmeyeceğini zaman gösterecektir

    Birinci Dünya Savaşı'ndan tehcire, işgal altındaki Trabzon'a, muhacirliğe, Rus Devrimine, İstanbul ve İzmir'in işgaline ve Kurtuluş Savaşı'na uzanan bir Karadeniz hikâyesi. Karadeniz gibi coşkulu, dalgalı, heyecanlı

    Kitap kapağı

    noimage
#02.12.2009 19:08 0 0 0
  • Geriye Uçan Yaban Ördekleri - Tom Robbins kitap tanıtımı - Geriye Uçan Yaban Ördekleri - Tom Robbins kitap özeti

    Kitabın künyesi

    Tom Robbins; Çeviren: Aysun Babacan
    Ayrıntı Yayınları;
    İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 272 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
    ISBN No: 9789755395562

    Kitap hakkında

    Geriye Uçan Yaban Ördekleri'ni elinize alıyor ve Robbins gene neyin peşinde diye düşünüyorsunuz. Bu kez hangi uzak dağ yamaçlarında, hangi tuhaf ışıklar dikkatini çekti acaba? Kimin kamp ateşinde ısıtıyor fikirlerini, imgelerini, edebi sanatını? Çingenelerin mi? Gerillaların mı? Kız izcilerin mi? Şamanların mı yoksa?

    Hayır, bu kez yaban ördeklerini geriye uçuruyor. Kafilede 1967 yılından 2003'e uzanan dönemde yazdığı yolculuk yazıları, öyküler, çoğu daha önce yayımlanmamış şiirler, sanat eleştirileri, sevdiği insanlara övgüler, çeşitli dergilerle yaptığı mülakatlar ve muhtemelen hiç film olamayacak bir tretman bulunuyor.

    Robbins, modern sanatın yapısökümünü yaptığı ve kafayı yiyen rock'çılara övgüler düzdüğü sıralarda, mesleki konumunu bir daha geri dönmemek üzere değiştirmeye karar vermişti. Kurduğu yeni dünya bir tür 'hayal-ettiğine-inan' dünyasıydı; bu dünyada, haber metinlerinde satır arasına gizlenmesi gereken Üslup kraldı, Paradoks ile Muamma ise diplomatik dokunulmazlığa sahipti. İlk romanını 1968'de yazmaya başladı ve hatırlanacaksa romanlarıyla hatırlanmak istediğini açıkça belirtti. Ama elinizdeki kitap onun hem gençlik hem olgunluk dönemi bakışını, hem gazeteci hem edebiyatçı yanını vahşi ve yahşi parçalarla meraklılarına bir güldeste olarak sunuyor.

    Geriye Uçan Yaban Ördekleri ile, Vajinalar Kanyonu'ndan geçerek Selous safari sahasına yolculuğa çıkıyor, The Doors'la esriyip Leonard Cohen'le 'huzur' buluyor, Thomas Pynchon, Osho, Debra Winger ve daha nicesiyle muhabbeti koyulaştırıp Ay Işığında Yastık Âlemi Sonatı'nda cadı kızın insan kemiğiyle çaldığı çellosuna kulak veriyorsunuz. Sonra Tom Robbins sizin hep sormayı istediğiniz sorulardan birkaçına cevap veriyor: Yaşamın anlamı nedir, gerçekçi misiniz, metaforun işlevi nedir, kaleminiz hiç tutuldu mu, siyaset ve edebiyat ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz, kendinizi en çok hangi kurgu karakterle özdeşleştiriyorsunuz...

    Tom Robbins okurlarına onun gerçek dünyasına dalmak için işte bir fırsat. Uçuş serbest!

    (Tanıtım Bülteninden)

    Kitap kapağı

    noimage
#02.12.2009 19:04 0 0 0
  • Kurgulanmış Benlikler - Nazan Aksoy kitap tanıtımı - Kurgulanmış Benlikler - Nazan Aksoy kitap özeti

    Kitabın künyesi

    Nazan Aksoy
    İletişim Yayınları;
    İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 223 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
    ISBN No: 9789750507212

    Kitap hakkında

    Nazan Aksoy Kurgulanmış Benlikler'de yakın tarihimizi, o döneme tanıklık eden kadınların dilinden, onların otobiyografilerinden okuyor. Özellikle son yıllarda yayımlanan kadın otobiyografilerinin de genel olarak odak noktası modernleşme ve özel olarak Cumhuriyet tarihidir.

    Bir yakın okumayla, kadın otobiyografi yazarlarının hayatlarında hangi sorunlar öne çıkıyor ve bu hikâyeler otobiyografi türünün Batı'daki örneklerine hangi yönlerden benzerken nerelerde ayrışıyor sorularının üzerine eğiliyor. Kurgulanmış benlikler, modernleşme projesi içinde kimliğini kurmuş, bu projenin kadınlara sunduğu imkânlardan yararlanmış, böyle meslek ve kimlik edinmiş kadınların hikâyelerini anlatıyor.

    Otobiyografilerden yola çıkan Nazan Aksoy, Cumhuriyet'e, Türk

    modernleşmesinin temel meselelerinden biri olan kadının toplumdaki yerine yine kadınların gözünden bakma imkânı sağlıyor.

    (Tanıtım Bülteninden)

    Kitap kapağı

    noimage
#02.12.2009 18:59 0 0 0
  • Ejder Kapanı Film Fragmanı - Ejder Kapanı Film Fragmanları




#02.12.2009 10:04 0 0 0
  • Dışarıdan bakıldığında ilk göze çarpan elleriniz ve tırnaklarınız için yeterince özenli davranıyor musunuz? Güneş ışıkları, deterjanlar, soğuk hava, kir gibi olumsuz etkenlere maruz kalan ellerimizin doğal ve günlük bakıma ihtiyacı vardır.




    El ve tırnaklarınızın sağlığını korumak için alışkanlıklarınızı gözden geçirmenizi öneriyoruz. Aşağıdaki kuralları okuyup, değerlendirin. Elleriniz için bu iyilikleri yapıyor musunuz?

    Temizlik yaparken mutlaka eldiven kullanın.

    Gün içerisinde kuruyan ellerinizi mutlaka nemlendirin.

    Güneşe çıkarken 15 faktörlü koruyucu krem sürün.

    Bakımı ihmal edilen eller erken yaşlanır, kurur ve lekelenmeye başlar. Yaşımızı ilk, ellerimizi ele verir. Her yaşta zarif el ve tırnaklara sahip olmak için aşağıdaki doğal ve kolay uygulanabilir yöntemleri tercih edebilirsiniz.

    Çikolata Kokulu Bakım Kürü

    Tamamen bitkisel yağlardan oluşan el ve tırnak bakım kürü çikolata kokusuyla sizi büyüleyecek. Bakım yapmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!

    Malzemeler,

    2 çorba kaşığı balmumu

    2 çorba kaşığı kakao yağı

    4 çorba kaşığı jojoba yağı

    1 çorba kaşığı susuz lanolin

    Hazırlanışı ve Uygulaması,

    Küçük bir tencerede tüm malzemeleri karıştırın.

    Kısık ateşte balmumu eriyene kadar ısıtın.

    Ocaktan indirdikten sonra soğuyuncaya kadar karıştırın.

    Elleriniz için kullanmak istediğinizde bir çay kaşığı yağı masaj yaparak yedirin.

    Tırnak ve çevresinin bakımı için ellerinizi sıcak suda 2 dakika bekletin ve hafif nemli kalacak şekilde kurulayın. Her tırnağın çevresine bir miktar yağ sürün ve parmak uçlarınızla ovalayın.
#02.12.2009 10:00 0 0 0
  • Taste of Cherry - Kirazın Tadı film tanıtımı - Taste of Cherry - Kirazın Tadı film konusu - Taste of Cherry - Kirazın Tadı film afişi

    İran Sineması'nın yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden olan ve sinemanın şairi diye anılan büyük usta Abbas Kiarostami'nin şüphesiz en iyi filmidir Kirazın Tadı. Hayattan tüm umudunu kesmiş ve artık ölümün rüzgarlı vadisine kanat çırpma arzusuna ulaşmış olan Bay Badii'nin hikayesi anlatılır filmde. İnsanlarda varolan hayattan bıkıp kendini intihara bırakma düşüncesini ters köşeden yakalayarak adeta bir manifesto sunuyor insanlığa Kiarostami. Başrolde yönetmenin sürekli çalıştığı Homayoun Ershadi var. Çoğu sahnesi arabada ve kırsalda geçen bir filmde inanılmaz bir oyunculuk sergileyerek izleyenleri şaşırtıyor Ershadi. Kendisini en son The Kite Runner filminde izlemiştik.

    Abbas Kiarostami, oluşturduğu sinema dili ile ismini dünya sinema tarihine altın harflerle kazımıştır. Ve Kirazın Tadı yönetmenin adeta patlama noktası olmuştur. Bu filmle dünyaya adını iyice duyurmuştur Kiarostami. Cannes'da Altın Palmiye ödülünü kazanmıştır. Ayrıca Venedik, Chicago gibi film festivallerinde de büyük ödüllere layık görülmüştür. Ölüme dair yalın bir bakış ve insanoğlunun hayatın getirdikleri karşısında kendisiyle girdiği cedeli beyaz perdede izlemek istiyorsanız, tam size göre bir film Taste Of Cherry. Kiarostami'nin durgun tarzı belki ilk bakışta soğuk ve anlamsız gelebilir. Ama sinema diline alışınca, keyiften daha öte bir haz verdiği söylenebilir. En azından filmin finali bile Kiarostami'nin ne denli özgün ve izleyiciye hitap eden bir yönetmen olduğu konusunda nüanslar verir seyredene.

    Filmin sonlarına doğru Bay Bedii'nin tanıştığı amcanın muazzam sohbeti ise hala aklımdadır. Bay Bedii'ye intiharın yanlışlığını kafasına vurmaktan ziyade kendi hayatından örnekler vererek, onun bir iç hesaplaşmaya gitmesini sağlaması çok büyük bir mesaj taşıyordu. Nitekim Bay Bedii 3-4 farklı karakterle karşılaşmış ve hepsi farklı sınıflardan, farklı statülerden kişiler olmuştu. Bu da insanların yaklaşım tarzını kategorize etmede Kiarostami'nin ne denli büyük bir gözlemci olduğunu anlatır bize. Ayrıca yaşlı amcanın Türkler hakkında anlattığı fıkraya bayılacaksınız. Sözün özü, gayet dokunaklı, naif ve şiirsel bir film Kirazın Tadı. Kirazın tadından vazgeçmek ne büyük dalalet insanoğlu için.

    noimage
#02.12.2009 09:47 0 0 0
  • Turtles Can Fly film konusu - Turtles Can Fly film tanıtımı - Turtles Can Fly film afişi


    Turtles Can Fly'ı izlerken, bir film değil de sanki projeksiyondan gerçek bir trajediyi izliyorsunuz. Bombaların yağmasıyla havalara uçan küçük çocuğun kaplumbağaları. Yerle bir olan umutları. Kendisinden başkasını kabul etmeyip onu öteki gibi gören vahşi adamların yağdırdıkları bombalar ve kahrolası silahlarıyla parçalanan hayalleri. Agrin'in uçurumun üstündeki kaya parçasında kalan mavi naylon ayakkabıları. Saran'ın kopan bacağıyla birlikte öteki dünyada geri alacağı tertemiz aşkı. Agrin'in kör bebeğinin, suda yüzdürmeye fırsat bulamadan bombardımanla birlikte havaya uçan küçük kaplumbağaları. Halepçe'de zehirli gaz ile kaybettiği ailesi ve abisinin kopan kolları. Unutulmuş diyarlarda, mülteci kamplarında, kendi kaderine terkedilmiş insanların birkaç ton petrol ve haritada fazladan birkaç ölçek toprak uğruna hiçe sayılan tertemiz hayatları.

    Sarhoş Atlar Zamanı ile birçok festivalden ödülle dönen ve dünya sinema eleştirmenlerince hayli olumlu notlar alan Bahman Ghobadi, yıllarca büyük usta Abbas Kiarostami'nin asistanı olarak çalıştı. Ve bu film de kendisi gibi İranlı olan dünyaca ünlü müzisyen Hussein Alizadeh'in mistik müziklerini kullandı. Filmdeki oyuncuların hepsi Ghobadi'nin tesadüfen rastladığı köylü çocuklar. Ve hepsi öylesine içten oynuyor ki, sanki Ghobadi kamerayı almış ve çocuklara oynayın demiş. Ayrıca filmden sonra bu çocuklardan birkaçının Bahman Ghobadi'nin yardımıyla önemli yerlere geldiği söylenir. Özellikle filmdeki kör çocuk, bu filmden sonra devletin desteğiyle ameliyat olmuş ve gözleri açılmıştır. Ve ameliyattan sonra filmde kendisini izleyince dayanamayıp hüngür hüngür ağlamıştır. İşte böylesine içten bir filmdir Turtles Can Fly.

    Son söz olarak, filme getirilen hiçbir yorum dramatik olmaktan kaçamıyor. Ama Bahman Ghobadi, nasıl yapıyorsa hiçbir dramatik öğeye başvurmuyor. Ve elleri öpülecek mübarek insanlar kategorisine gururla ve tereddütsüz giriyor. Hayatımda beğendiğim her film için izlemeleri telkininde bulundum sevdiklerime. Ama bu kez öyle demeyeceğim. İzlemeyin. Yaşayın. Neden mi? Nedenini filmin sonunda yumruk atarcasına bağırıyor Bahman Ghobadi : "Filmimi diktatörlerin ve faşistlerin politikalarına kurban gitmiş tüm dünya çocuklarına ithaf ediyorum."

    noimage
#02.12.2009 09:45 0 0 0
  • Children Of Heaven film konusu - Children Of Heaven film tanıtımı - Children Of Heaven film afişi

    İran'ın önemli yönetmenleriden olan Majid Majidi'nin en beğenilen filmlerinden biridir Children Of Heaven. Samimi bir dil ile amatör oyuncuları öylesine güzel kaynaştırmış ki yönetmen, film su gibi akıp gidiyor izlerken. Çocukluğun o saf, o masum yönleri geliyor izleyicinin aklına. Zaten film en çokta bu yönüyle beğenildi tüm dünya otoritelerince. Oscar'a aday bile olmuştu. İki kardeşin yoksul bir hayatın ortasında verdikleri yaşam savaşı, gayet samimi ve dokunaklı bir biçimde işlenmiş. Ve bunun bir çift ayakkabı imgesiyle simgeleştirilmesi apayrı bir hava vermiş filme. Zaten Majid Majidi'nin Baran, The Color Of Paradise gibi filmlerinde de aynı hava hakim.

    İki çocuk oyuncu da kendilerinden beklenmeyecek bir performans ortaya koyuyor. Erkek çocuğun çeşitli duygusal sekanslarda yüzüne yansıttığı ifadeler, kız çocuğunun kızgınlık ve ezikliği karikatürize etmesindeki ustalık, bu çocukların sanki sinema için doğduğunu düşündürtüyor izleyiciye. Babanın tüm yoksulluğa rağmen gösterdiği azim, helal ve haram dairesinde hassasiyete başvurması, çocuklarına karşı çeşitli duygusal tepkimeleri vermesi oldukça realist bir şekilde işlenmiş. Eğer çocukluğumuza dönmeyi arzuluyorsak, o masum olduğumuz zamanları özlüyorsak ve hala dünyanın çeşitli yerlerinde temiz insanların kalabileceğine dair inancımız azaldıysa, işte bu film tam bize göre. İnsanı içten içe sevindirten ama kursağında acı bir lokma bırakan şahane bir film Children Of Heaven.

    noimage
#02.12.2009 09:43 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    noimage

    Şimdi,
    yanık bir ses duyulur öteden.
    Kimse bilmez kimi sevdiğini,
    mülteci bir aşka yataklık yapar,
    yolunu şaşırmış yalnızlar.
#02.12.2009 08:31 0 0 0
  • Günlük rutin işlerini yapmış ve bitirmişti beş dakika önce. Kalabalık kaldırımlarda yol alıyordu şimdi. Gözlerini çocuksu bir tavırla dikmişti yere ve öylece yürüyordu. Beyninin derinliklerinde Bob Marley konserini usulca devam ettiriyordu. Uzaktan, traji-komik biçimde sıradan bir çizgi roman karakterini andırıyordu tavırları. Ve tek bildiği canının sıkkın oluşuydu. Sıkıntısını taşların çizgilerine basmayarak gidermeye çalışıyordu belki.

    Ayakları parka doğru sürüklüyordu onu. Parka geldiğinde serin ve hafifçe esen rüzgara rağmen ayakkabılarını ve çoraplarını çıkardı usulca. Çimlerin üzerinde yürüyordu şimdi. Babasından öğrenmişti bu yöntemi altı yaşındayken. Babası ona ?Yeşili sevmeyenin kalbi yoktur? derdi hep. Hem rahatlardı bu şekilde canı sıkkın olduğunda hem de hatırlardı babasını. Yürürken ayağına çarptı bir şey. Eğildi ve baktı ne olduğuna. Bir zarftı bu. Bembeyazdı belki bir zamanlar. Şimdiyse çimenlerin yeşili ve tozlu ayak izleri bulaşmıştı üzerine. Üzerinde yoktu gönderenin adı. Sadece bir pul yapıştırılmıştı üzerine eğrice. Kısa bir adres vardı birde. ?Issızlık Parkı, her gün oturduğum yer? yazıyordu adres yerine. Tiz bir kahkaha attı ve meraklanmaya başladı. Eğildi ve oturdu nemli çimenlerin üzerine.

    Usulca açtı zarfı, onu incitmek yada uyandırmak istemiyormuş gibi. Gözetleniyormuş hissine kapıldı ve utançla bakındı etrafına. Ama bulamadı onu gözetleyeni. Hemen kovdu böylece bu fikri kafasından. Bir sayfa saman kağıt çıktı zarftan. İğreti bir yazı vardı üzerinde. Sağ üst köşeye tarih atılmıştı yine bu iğreti yazıyla. Birden şaşırdı ve bir şeyler arıyormuş gibi etrafına bakındı. Yaklaşık bir sene önce yazılmıştı mektup. İmkansız geldi bu ona, sağlam kalmasına şaşırdı mektubun. Merakı iyice artmıştı şimdi. Bir isim aradı çabucak gözleriyle. Kağıdın sağ altında ?Sevgili Dostun,? yazılıydı sadece. Kağıdı arkasını çevirdi umutlanarak ama bomboştu. Okumaya başladı mektubu:

    ?Geçenlerde ne yaptım biliyor musun, tek sevdiğim, tek dostum? Bekledim seni yine aynı yerde. Seni böyle ölesiye seviyorken anlayamadım neden beni bu kalabalık dünyada tek başıma bıraktığını. Oysa her gün buluşurduk seninle hep bu yerde, bütün dünyaya ?bakın biz de yalnız değiliz? der gibi. İnsanlar geçerken bizim yanımızdan ilgiyle bakarlardı bu samimiyetimize. Bazıları ilgilenmeye çalışırdı seninle ama sen yüz vermezdin onlara, çevirirdin başını bütün asaletinle. Bir gün seni elimden alacaklarından korkardım...
    Sensizken neler yaptım biliyor musun, tek dostum, tek sırdaşım? Her gün bekledim seni yine burada. Gelip o güzel şarkılarını söylemeni bekledim kulağıma. Oysa sen yoktun, belki de umurunda değildim artık. Belki göreceğim cesedindi belki de görecektim seni bir başkasının kolunda. Ama yüzleşmeliydim her ne olursa olsun seninle.
    Bir sonbahar günü tanışmıştık seninle. Belki bunları da unuttun şimdi. Üşümüş ve açtın. Usulca sokulmuştu yanıma tam burada ve paylaştın bir sokak satıcısından aldığım simidin son kırıntılarını benimle. Sen şarkılarını söylüyordun hep kulağıma, ben sana yalnızlığımı anlatıyordum. Sen çok umursamazdın ilk zamanlar yalnızlığıma ama sonra sen de anlamış olacaksın ki randevulaşmadan, hava bültenlerinin yalanlarına aldırmadan her gün buluşuyorduk burada. Soğukmuş hava, kimin umurunda?
    Ve o şarkıların sevgili dostum. Hiçbir zaman çözemedim manasını belki ama hep dinledim ilgiyle. Beni başka dünyalara götürüyor, bana yalnızlığımı unutturuyordu anlamsız notaları. Hiçbir radyo istasyonunda rastlayamıyorum o şarkılarına ama inan bana hep içimde notaları. Hatta söyleyip duruyorum bazen kendi kendime. Beceremiyorum ya...
    Sen beni vedalaşmadan, tek kelime etmeden terk ettikten sonra hep başkalarını benzettim sana. Koştum yanlarına hep ama kaçtılar benden anlamsızca. Belki de yalnızlıktan uzaklaşmak korkutmuştu sendi. Karar vermiştin en sonunda sürekli yalnız kalmaya. Senin türündekilerin anlamsız sürülerine uymamandan belliydi zaten en sonunda böyle olacağı. Kendi yalnızlığına giderken beni de yalnız bırakmıştın, koparmıştın bir parçamı, kalbimi pençelerinle kavrayıp sıkmıştın günlerce.
    Yalnızken neler yaptım biliyor musun, tek katilim, tek dostum? Düşündüm günler boyu seni burada beklerken. Sorguladım kendimi günlerce, yalnızlığımı sorguladım sen olmadığın zaman. Oysa sen bir anda gelsen değişecekti her şey, yine mutlu olacaktım, unutacaktım umutsuzluğumu. Belki de benim hatamdı yalnızlığım. Bir serçeye ?sana- verdiğim sevgiyi, verdiğim değeri verememiştim hiçbir insana hayatım boyunca. Belki bu yüzden soğudu insanlar benden. Bazen denedim insanların arasına karışmayı. Ama bildiklerinden daha fazla konuşmaktan başka bir şey yapmıyorlardı günler boyu. Bulamamıştım o sevgiyi onların içinde, bulamamıştım o şarkıları onların konuşmalarında, bulamamıştım o sessizliği ben konuştuğumda...
    Bir gün bana döner misin tek dostum??

    Yazılanları tekrar tekrar okudu. Her okuduğunda daha da şiddetlendi göz yaşları. Kucağına bıraktı mektubu. Öncekinden daha güçsüzdü şimdi bütün bedeni ve titriyordu omuzları. Avuçlarıyla kavradı ve sıktı çimenleri. Yağmur yağıyordu şimdi. Islak başını kaldırdı gökyüzüne. Daha fazla suya gereksinimi vardı şimdi. Babasının son sözleri çakıyordu başında: ?Hayata dair yazılan mektupların hepsi adreslerine ulaşır...?
    Salih Kurt
#02.12.2009 08:09 0 0 0
  • Bu oda loş, bu oda karanlık, bu odanın perdeleri örtük. Bu oda sadece bugün değil, herz aman loş, herzaman karanlık, herzaman perdeleri örtük..

    Burada kitaplarımla ben yaşarım. Bize aydınlığı getirecek kimse yok. Ben bu odada yalnızlığı duvarlarla paylaşırım. Bu odaya senin gelişin mucize oldu. Sarı duvarlar, eski divan, kırmızı gardrop ve notalar.Seni asla unutmazlar. Bana hergün senden bahsederler. Senin yaşadığın yerler nasıl, karanlık mı? o zaman hiç düşünme gel, beni kitaplarımdan ayıracağından korkma.

    Çiy tanesi gibi dökülen yaşlarına dokunarak sordum "- yine gelecekmisin ?" ağlamaktan kırmızıya bulanmış yeşil gözleriyle sanki"- geleceğim" dedi. Ona birkez daha sıkı sıkı sarıldım. Ellerini çekti, kapıya gitti, bir an durdu, döndü, yüzüme baktı ve birden koşarak boynuma dolandı. Öptü, öptü, delicesine öptü. Azad kuşları gibi titriyordu adeta, gözyaşlarını silerek kapıya yöneldi ve bir anda merdivenlerden kayboldu. Olduğum yerde donakaldım, kımıldayamıyordum. Ayak seslerinden sonra, sessizliğin sesini dinledim.

    Tahta sandalyeye oturarak masanın üzerinden bir kitap aldım.


    metin kurtoğlu
#02.12.2009 08:06 0 0 0
  • Mucize - Güner Dinçaslan kitap tanıtımı - Mucize - Güner Dinçaslan kitap özeti

    kitabın künyesi

    Mucize

    Güner Dinçaslan
    · Karakutu Yayınları
    · Basım Tarihi : 12 - 2009
    · ISBN : 9786051200026
    · Sayfa Sayısı : 200

    Kitap hakkında

    "Veda sözcüklerini hiç bilemezdi. Hiç veda etmemişti. Günlerce bu veda sözcüklerini bulmak için uğraştı, ama yine de bulamadı. En güzel kelimeler bir başka hayat hikâyesinde kullanılmak üzere adeta saklanmışlardı. Bulamadığı kelimelerin özrüne sığınarak hayat hikâyesine veda etti."

    Bu kitabın sayfalarının içinde hayata karşı kazanılmış bir zafer var. Satır aralarında süslü hayat hikâyeleri saklı. Ancak meraklıları onları arayıp bulabilecek. Dileyen o satır aralarında kalıp, dileyen de daha başka hayatlara girmek için yolculuğa çıkabilecek. Zaten yazarlar usta birer kaptan değil midir? İnsanları seyahatlere çıkarırlar ve hayallerinde gezdirirler. Güner Dinçaslan'da Mucize ile okuru farklı bir içsel yolculuğa çıkarıyor. Mucize'yi yaşamaya hazırmısınız?

    Kitap kapağı

    noimage
#01.12.2009 20:29 0 0 0
  • Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem - Edward W. Said kitap tanıtımı

    kitabın künyesi

    Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem

    Edward W. Said
    · Metis Yayıncılık
    · Basım Tarihi : 12 - 2009
    · ISBN : 978-975-342-730-2
    · Sayfa Sayısı : 408
    · Çevirmen : Ferit Burak Aydar

    Kitap hakkında

    Ülkemizde daha çok Şarkiyatçılık ve Filistin sorunu hakkındaki eleştirel çalışmalarıyla tanınan Edward W. Said'in edebiyat eleştirisi alanındaki en önemli çalışması Başlangıçlar. Said bu kitabında Milton, Hopkins, Wordsworth gibi büyük şairler ile, Dickens, Hardy, Conrad, Mann, Proust gibi romancıların eserlerini, özellikle Vico, Auerbach ve Foucault'dan hareketle geliştirdiği ama son derece kendine özgü bir kuramsal perspektiften okuyarak, bir eser yazmaya "başlama"nın filolojik, felsefi, psikolojik ve tarihsel boyutlarını analiz ediyor.

    Said, bütün eserlerinde olduğu gibi, bu kitabında da edebiyatı tarihten, felsefeden ve toplumsal söylemden koparmayı reddederek, edebiyat eleştirisinin bu ret sayesinde neler kazanabileceğinin çok parlak bir örneğini sunmuş oluyor.

    Kitap kapağı

    noimage
#01.12.2009 20:25 0 0 0
  • 21. Yüzyılda Savaş - Ergüder Toptaş kitap tanıtımı

    Kitabın künyesi

    Ergüder Toptaş
    Kripto Basım Yayın;
    İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 464 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
    ISBN No: 9786054125203

    Kitap hakkında

    Hoşumuza gitmese de savaş insan hayatının bir parçasıdır. Tarihi şekillendiren en önemli etken olan savaşı anlamak, bu açıdan çok önem taşımaktadır.

    Elinizdeki kitap çok önemli iki konuya ışık tutmaktadır. Bunlardan birincisi, devlet dışı organizasyonlar ve terör örgütleriyle yapılan mücadelenin nasıl olması gerektiğini bir asker gözüyle yaklaşılması, diğeri ise gelecekteki çatışmaların büyük konvansiyonel güçler arasında olmasından çok, küçük hareketli birlikler arasında olacağı gerçeğidir. Yazar, bu konuya da ışık tutmakta ve asimetrik savaşın çeşitli yönlerini ortaya koymaktadır.

    Kitabı önemli kılan diğer bir unsur ise Türkiye'de ilk defa bir asker tarafından düşük yoğunlukta çatışmanın bütün boyutları bilimsel anlamda ele alınmış, teorik ve pratik çerçeve net bir şekilde ortaya konmuştur.

    Bilgi çağı ile birlikte tanım değiştiren savaşın, artık ne anlama geldiğini bilmek isteyenler bu kitabı ellerinden düşüremeyeceklerdir.

    Kitap kapağı

    noimage
#01.12.2009 20:12 0 0 0