Şizofreni, hakkında yanlış bilgilerin çok olduğu, bu nedenle korkulan, düşünme, duygu ve davranışlarda bozukluklarla giden, insanın içe kapanarak, kendine özgü bir dünyada yaşadığı, gerçeklerden ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaştığı bir beyin hastalığıdır. Çocukluk çağı şizofrenisi, erişkinlerdeki gibi halüsinasyon (varsanı) ve sanrıları (yanlış inanış, hezeyan) içeren düşünce bozukluğu, duygudurum anormallikleri ve ilişki kurmadaki zorluklarla karakterize bir bozukluktur. Varsanı, diğer insanların hissedemediği şeyler işitmeye, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Sanrı ise, birinin hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerin bulunması halidir. Şizofreni hastalarında ek olarak bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir.
Çocuklarda nadir rastlanan bir bozukluk olup, erkek çocuklarda daha sıktır. 5 yaşından önce nadiren görülmekte, özellikle ergenlik çağında görülme riski artmaktadır. Çocuklarda hastalık başlangıcından önce birtakım gelişme gerilikleri görülebilmektedir. Ani başlangıçlı olabileceği gibi özellikle çocuk ve ergenlerde yavaş yavaş, sinsi şekilde başlangıç olabilmektedir. Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.
Nedenleri:
Kesin neden bilinmemekte olup ailede şizofren olması hastalığa yakalanma riskini artırır. Biyolojik, genetik yatkınlığı olan kişilerde, toplumsal ve çevresel olayların etkisiyle ortaya çıkar. Başlamasına ilişkin yanlış inanışlar vardır. Yaşanan stresler tek başına hastalığa neden olmaz, sadece biyolojik yatkınlığı olan kişilerde hastalığın ortaya çıkmasına neden olurlar. Ailenin davranışlarının şizofren yapmadığı ama bozukluğun ortaya çıkmasında veya kötüleşmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Yüksek duygu ifadeli aileler hasta çocuğu negatif yönde etkiler.
Son yıllarda şizofreninin ortaya çıkışında dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Ayrıca doğum ve hamilelikteki komplikasyonların, erken başlangıçlı şizofrenide sık olduğu bildirilmiştir, doğum mevsimi ve virus enfeksiyonunun da etkili olabileceği düşünülmüştür. Dil ve konuşma gecikmesi, IQ düşüklüğü, dikkat kapasitesinde ve bilgi işleme fonksiyonunda eksiklikler gibi beynin frontal lob fonksiyonlarında bozukluklar erken çocukluk yaş başlangıçlı şizofrenide sık görülmektedir.
Belirtileri:
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma gibi belirgin olmayan belirtiler görülebilir. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler. Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda veya hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma görülebilir.
Genel olarak çevreye ilgisizlik vardır. Konuşmada dağınıklık, kendine özgü anlamı olan kelimelerle, içerik olarak garip gelen konuşmalar, anlamsızlıklar, mantıksızlıklar olabilir. Duygularda azalma, tepkisizlik, dışa vurumda sorunlar olur. Hareketlerde de bazı değişiklikler gözlenebilir, durgunluktan aşırı hareketliliğe giden bozukluklar olabilir. Bazen sadece garip yüz hareketleri, tekrarlayan bazı hareketler, bazen de saldırgan davranışlar gözlenebilir. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar.
Varsanılar (Halüsinasyonlar) ve yanılsamalar (illüzyonlar) gibi algı bozuklukları görülür. Yanılsama dışardan gelen uyaranın yanlış algılanmasıdır. Varsanılara gelince işitme, görme, dokunma gibi çeşitli algılara ilişkin olabilir. En sık işitsel, daha sonra da görsel halüsinasyonlar olur. İşitsel halüsinasyonlar çoğunlukla olumsuz şeyler söyleyen, bazen hakaret eden sözlerdir. Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda bunaltı artışı, heyecan ve korku sıktır.
Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır, hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek ise genelde güçtür.
Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Hastalar okul, arkadaş ilişkileri, toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini kaybederler. Toplumsal çekilme, okul devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür.
Hastalık şu özellikleri olan çocuklarda daha iyi seyreder:
—Ailenin sosyo-ekonomik düzeyinin yüksek olması
—Hastalık öncesi toplumsal ilişkiler ve işlevselliğin iyi olması
—Başlangıç yaşının geç oluşu
—İlk hastalanma sonrası düzelmenin iyi derecede olması
—Aile ve çevre desteğinin iyi olması
—Ailede genetik yatkınlık olmaması
—Zekânın normal sınırlarda olması
—Başlangıcın bir olayı izleyerek olması
—Hastalığın yavaş yavaş değil, aniden başlaması
—Tedaviye başlama için geçen sürenin kısa olması
Tedavi:
Tedavide amaç; hastaların başkalarıyla normal ilişkiler kurmasına yardımcı olmak, hastayı toplum içinde yaşayabilecek hale getirmek ve hastalığı küçük dozlardaki ilaçlar kullanarak kontrol altında tutabilmektir. Akut vakalar hastaneye yatırılarak tedavi edilir, aşırı taşkınlık gösterenlerde ve katatonik vakalarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur. Bir çocuk ve ergen psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar. Genel olarak bakıldığında, çocukluk çağı şizofrenisi ergenlik çağındakine ve erişkinlerdekine göre daha az ilaç cevabı vermekte ve daha kötü seyretmektedir.
Sizler için hazırladığımız etkili hızlı okuma eğitim programı yardımıyla göz kaslarınızı güçlendirebilir ve beyninizin işlem hızını arttırabilirsiniz. Alıştırmalar sonunda gelişen becerileriniz yardımıyla da okuma hızınızı kolayca arttırabilirsiniz.
Göz kaslarınızı geliştirmek üzere tasarlanmış 12 ayrı eğitim programında bulunan alıştırmalar okuma hızınızı sürekli olarak arttıracaktır. Aynı gün içinde gözlerinizi zorlamamanız için yalnızca bir bölüm üzerinde alıştırma yapmanız önerilmektedir. İlk 7 bölüm görüntüleme yeteneğinizi geliştirmek ve göz-beyin bağlantısını güçlendirmek üzere tasarlanmıştır. Hızlı okuyabilmeniz ve yazabilmeniz için görüntüleme yeteneğinizin gelişmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca hızlı okuma konusunda uzmanlaşmak ve dakikada 1.000 veya daha fazla sayıda kelime okumak isteyenler için 4 ek bölüm daha bulunmaktadır. Her bölüm 3 aşamadan oluşmaktadır.
Birinci aşamada bulunan alıştırmalar okuma hızınızı ölçmek üzere tasarlanmıştır. 1. ve 6. bölümler arasında okuduğunuz metni kavramaya çalışmadan yalnızca en fazla miktarda kelimeyi okumaya çalışın. Bu bölümde özellikle okunması ve tekrarlanması kolay metinler kullanılmıştır. Bu türden metinler hızlı okuma ve tarama yeteneklerini geliştirerek beynin bilgi işleme hızını arttırmaktadır.
Okuma alıştırmalarında Yavaş-hızlı-orta tekniği kullanılmaktadır. Bu tekniğe göre her okuma alıştırması önce yavaş bir hızda başlayarak birden hızlanır ve ardından orta bir hıza erişir. Alıştırmaları yaparken gözlerinizde yorgunluk, bulanıklık veya acı hissederseniz, klavyede bulunan Ara tuşuna basarak alıştırmayı durdurun ve bir süre dinlenin. Eğer acı devam ediyorsa gözlerinizde bir problem olabilir, bu durumda alıştırmalara son vermenizi ve bir göz doktoruna başvurmanızı öneririz.
Diğer kaslarınız gibi gözlerinizin de düzenli olarak egzersiz yapması ve ısınması gerekmektedir. Bunun için tasarlanmış olan test merkezinde alıştırmalar yaparak okuma hızınızı sürekli geliştirebilir ve gelişiminizi sürekli olarak izleyebilirsiniz.
İşinize ve öğreniminize yararlı olması dileğiyle
İkinci Dünya Savaşı sırasında Luftwafe (Alman Hava Kuvvetlerinin) uçakları Londra'yı gece-gündüz bombalıyorlardı. İngiltere göklerinde İngiliz ve Alman uçakları savaşır, birbirlerine girerlerdi. Londra civarında kulelerde gözcüler, yaklaşan uçakların amblemlerini görüp, dost mu düşman mı anlamaya çalışırlardı. Düşman işaretlerini görür görmez de alarm düğmesine basarlar, halkın vaktinde sığınağa koşmasını sağlarlardı.
Benzer şekilde, İngiliz pilotlarının da yaklaşan uçağın amblemini çok çabuk farketmeleri hayati derecede önem taşımaktaydı. Ne var ki, çok kere gözcüler ve pilotlar uçak amblemlerini seçmede geç kalıyorlar; ve bombalar düşmeye başlıyordu. Bunu önlemek için İngilizler, Ohio Üniversitesinden Dr. Renshaw'un buluşlarıyla, şimdi 'takistoskop' dediğimiz aleti geliştirdiler.
Göz hızını geliştiren basit bir mekanizmaya sahip bu alet, muhtemelen birçok İngilizin hayatını kurtarmıştır. Merceği saniyenin 25'te, 50'de ve 100'de biri hızla açılıp kapanan bu araçla, pilot ve gözcüler yetiştirildi.
İngiliz ve Alman uçaklarının oldukça büyük resimlerini göstererek başlanan çalışmada, resimler gitgide küçültüldü; resmin belirip kaybolma süresi gitgide kısaltıldı. Bu çalışma sonucu, katılanların algılama hızları şaşırtıcı seviyelerde yükseldi. Böylelikle bombardıman uçakları çok daha erkenden teşhis ediliyor, haliyle pilotların reaksiyon hızları artıyor, gözcüler halka daha çabuk haber verebiliyordu.
Amerika'da eğitimciler bunu duyunca, aracı, kelime seçmeyi hızlandırmada denediler ve böylelikle 'Hızlı Okuma' doğdu. Gözün, vücudun herhangi bir diğer organı gibi, egzersiz gördükçe daha 'etkili' olmaya başladığını ispat ettiler. Böylelikle 'tembel göz' daha atik davranmaya ve gördüğü şekli (resmi, amblemi, sayıyı, yazıyı) daha hızlı olarak beyne (asıl görme fonksiyonunu gerçekleştiren merkeze) yollamaya alıştı.
Ellili yıllarda, Amerika'da bu konuda kurslar düzenlenmeye başladı. Belirli bir kabul süresinin ardından da okullar Hızlı Okuma'yı benimsemiştir. ABD'de 1960'lı yıllarda, Columbia Üniversitesi'nde ve Uniteq okullarımızın beşinde Hızlı Okuma kursları açtık. 1970'lerde Türkiye'ye kesin dönüş yaptığımda da, bu tekniğin Türkiye için de çok önemli olacağı kanaatiyle, seminerler verdim.
Şu an Amerika'da, ilköğretimden üniversiteye kadar her seviyede 'Speed Reading' dersleri verilmekte ve öğrenciler bu teknik üzerine dersler almaktalar.
Bambaşka yönden bir buluş da, Hızlı Okuma'ya yeni bir boyut daha kattı. Sinema ilk çıktığında perde küçücüktü ve çekimler o küçük alana sığacak şekilde yapılırdı. Çünkü gözün, başı çevirmeden ancak bu kadar bir alanı görebileceği sanılırdı. 1950'lerde, psikologların 'algılama eşiği' [treshold of perception] deneylerinde gösterdikleri 'göz ucuyla da görme' [peripheral vision] gerçeğini Hollywood kaptı ve perdeyi bugünkü büyüklüğüne çıkardı.
Bütün bunlar gösterdi ki göz, başı sağa-sola çevirmeden de çok geniş bir alanı görebilmekte (gelecek sefer sinemaya gittiğinizde dikkat edin; o kocaman perdede filmi seyrederken başınızı sağa sola çeviriyor musunuz, yoksa perdenin orta bir yerine bakıp tamamını görebiliyor musunuz?).
Bu buluşu da Hızlı Okuma'ya uyguladılar ve tek tek kelimelere bakma yerine, satırın daha geniş bir bölümünü görmenin, yani 2-3 hatta 4 kelimeyi birden görmenin pekala mümkün olabileceğini ispat ettiler. Böylece Hızlı Okuma en etkili biçimini aldı.
Özetle, Hızlı Okuma bu iki temele dayanır:
1) Göz, egzersizlerle, gitgide daha hızlı görmeyi öğrenebilir; tıpkı ağırlık çalışmakla kol kaslarının gelişmesi gibi.
2) Beyin, gene egzersizlerle geniş kelime gruplarını bir bakışta görmeyi öğrenebilir.
Prof. Reha Oğuz Türkkan
Etkin Hızlı Okuma Kitabından alıntıdır
Aşıkların arasına girerek evlilikleri sonlandıran gizli düşman bulundu!
Boynun ön kısmında, şekil olarak kelebeğe benzeyen tiroit bezinin kendisi küçük ama ilişkilere etkisi büyük. Az veya çok hormon salgılaması halinde, insan psikolojisini olumsuz etkiliyor. Tiroit, özellikle kadınları ve 'ilişkileri' vuruyor.
Türk insanını tehdit eden ciddi sağlık sorunlarından biri tiroit. Yeni Aktüel dergisinin son sayısındaki habere göre; Türkiye, dünya sıralamasında en çok tiroit sorunu görülen ülkeler sıralamasında başa güreşiyor. Teşhis konmamış, hasta olduğunu bilmeyenlerin sayısı da cabası. Peki tiroit hastalığının bu kadar çok görülmesinin nedeni ne? İlk neden iyot eksikliği (Türkiye'nin dört bir yanı denizlerle çevrili olmasına rağmen); ardından stres ve genetik geliyor. Ayrıca neredeyse kadın hastalığı; 100 tiroit hastasının 80'i kadın çünkü. Nedenini, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Dehan Yazıcı açıklıyor: "Çünkü kadınların hormon sistemi daha komplike. Erkeklerde hormon sistemi ergenlikte değişime uğruyor, sonra 100 yaşına da gelse çok hafif değişimlerle sürüyor. Kadınlarda ise ergenlik, hamilelik ve menopoz dönemi var. Hepsinde hormonlar alt üst oluyor ve psikolojik etkenlerle de tiroit bezi bundan yaralanıyor."
HER ŞEYE KARIŞIYOR!
Dr. Yazıcı, tiroidin kişinin soyut psikolojik) hayatından somut verilere kadar her şeye karışan bir hormon salgıladığını söylüyor ve ekliyor: Ama ahenk içinde salgılanması gerek. Ne çok, ne az. Azalma veya çoğalma olduğunda belirgin semptomlar çıkıyor. Çok çalıştığında (hipertiroit) kilo kaybı, çarpıntı, el titremesi, terleme, aşırı sinirlilik, saçlarda dökülme, ajitasyon, ishal ve huzursuzluk; az çalıştığında ise (hipotiroit) metabolizmada yavaşlama, kilo alma, yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, ciltte kuruma, tırnaklarda kırılma, kabızlık, her şeyde yavaşlama ve depresif hal gibi belirtiler görülüyor." Tiroit; sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da etkiliyor hastayı. Dr. Yazıcı'ya göre tiroitle psikoloji arasında 'tavuk-yumurta' ilişkisi var: İkisi de birbirini bozabiliyor ve çığ gibi büyüyerek güçlenebiliyor. Psikolojiyle bu kadar doğrudan ilgisi olabiliyor. Hastayı izlerken psikolojik dünyasını tek tek sorarım. Görüşmediğimiz dönemlerde ani bir üzüntü yaşarsa haber vermesini söylerim. Psikolojisiyle ilgili izlenimlerimi de özel not olarak düşerim dosyama." Tiroit; psikiyatr ile tiroit uzmanının işbirliği içinde çalışmasını gerektiren bir hastalık. Psikiyatr Prof. Dr. Tarık Yılmaz, "Tiroit testi, rutin tetkiklerimizdendir" diyor ve ekliyor: "Hipotiroit ve hipertiroidin ortak noktası depresyona yol açmaları. Sıklıkla depresyon görülüyor. Majör depresyon hastalarının yüzde 5-25'inde tiroit bozukluğu görülüyor. Ama en sık huzursuzlukla beraber giden depresyonlarda hipertiroidi görüyoruz. Hipotiroitte isteksizlik, bıkkınlık, enerji azlığı ve karamsarlık ağır basıyor. Ayrıca bu kişiler depresyona çok yatkın. Şizofreni veya benzeri paranoid tabloların eşlik ettiği kimselerde de tiroit fonksiyonları önemli rol oynuyor. Çok dikkat edilmeli."
HEP TEPKİLİDİR
Her türlü tiroit sorununun psikolojiyi etkilediğini ve kadınlarda çok sık görüldüğünü düşünürsek akla şu soru geliyor; acaba tiroit, kadın-erkek ilişkilerine sekte vuruyor mu? Prof. Yılmaz, "Şüphesiz" diyor ve devam ediyor: "Hipertiroidi olan kişi huzursuz, gergin ve tahammülsüzse, sebebini de bilmiyorsa başka faktörlere bağlama eğilimindedir. Bu, ilişkilerde problem çözme becerilerini olumsuz etkiler. Küçük sayılabilecek bir sorun, hastanın tahammülsüzlüğü nedeniyle büyür, problem çözme becerisini kullanamaz. Çok tepkiseldir; partnerine tepkisel yaklaşır. Partneriyse, haksızlığa uğradığını düşünür; her zaman gergin biriyle beraber olmanın getirdiği sıkıntıyı yaşar, problemi üstüne alınır. Sevilmediğini düşünür. Halbuki partnerinin kontrol edemeyeceği, fiziksel bir problemden dolayı ortaya çıkan bir sıkıntısı olduğunu bilse, 'eşimin tiroit hormonları yükseldi, tedaviye başlayınca rahatlayacağız' diye baksa ilişkiler rahatlar. Mesela yoğun bir ilişki sorunuyla gelen bir çiftte çok gerginlik vardı. Ayrılma noktasındaydılar. Tahlil sonuçlarında kadında ciddi bir hipertiroit olduğu ortaya çıktı. Tiroit tedavisi ilişkiye oldukça rahatlama getirdi. Sonra ek olarak eş terapisi yaklaşımıyla problemi çok kolay hallettik." İyisi mi, partnerinizde ortaya çıkan ani psikolojik değişimleri üstünüze alınmak yerine, bir nükleer tıp uzmanından kendisi için randevu alın.
Aşıkların arasına giren hınzır bir kara kedi
Prof. Dr. Tarık Yılmaz: "Sürekli halsiz, isteksiz, bitkin ve yaşam enerjisi azalmış biriyle beraber olmak da partner için bir yük. Bu durum ilişkide yaşanacak tempoyu, uyumu ve ilişkinin melodisini söndürür. Bu da dolaylı yoldan ilişkiyi olumsuz etkiler. Tiroit sorunu olan kişi 'mutsuzum' diye yakınır, mutsuz hisseder. Buna bağlı olarak da sıkıntı ve huzursuzluğu artar, kendine güveni azalabilir. İstek gelmez, çünkü performans düşer. Performans düşünce ilişki olumsuz etkilenir. Kısır döngüyü tetikleyen bir yaklaşım söz konusu."
Uzman Psikolog Serkan Özgün: "Tiroit, çiftlerin arasına hınzırca giren bir kara kedi. Ülkemizde bu konuda sosyolojik etkisi üzerine herhangi bir istatistiksel çalışma yok ve ilişkilerin tiroit tedavisi başladıktan sonra bile düzelmesi zor olabilir. Çift kavga etmeyi bıraksa bile, uzun süre edilen kavgaların ilişkide bıraktığı ciddi bir hasar var. O hasarı tamir etmek çok zor. Ayrıca hipotiroitte görülen cinsel isteksizlik de ilişkiyi çok etkiliyor."
Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Dehan Yazıcı: "Tiroit nedeniyle hastanın psikolojisinin bozulması, aşırı tembel ve sinirli olması, sürekli uyuklaması, cinsel fonksiyonlarının azalması ve infertilite (kısırlık) olması, bir ilişkiyi etkilemeye ziyadesiyle yeter."
Tiroit hastaları anlatıyor
IŞIN KARACA (sanatçı) O beni tiroitli tanıdı ve tiroitli sevdi
On yıldır hipotiroit hastası olan sanatçı Işın Karaca, üç yıl önce diyetisyene gittiğinde öğrenmiş hastalığını: "Kilo veremiyordum. Tırnaklarım kırılıyor, saçlarım dökülüyordu. Sinirlerim feci durumdaydı. Ben bile kendimi tanıyamıyordum. Bir anda son derece sinirli, agresif, kendine tahammülü olmayan biri olabiliyordum. Bunu da kilo veremememe bağlıyordum. Meğerse tiroidim yavaş çalışıyormuş. Sevgilime gelince... O beni tiroitli tanıdı, tiroitli sevdi. Sabahları uyanır uyanmaz ilk sorusu 'ilacını içtin mi' oluyor. Çünkü içmediğim zaman bünyem alt üst oluyor. Şirketimiz aile şirketi; bir taraftan kardeşim bir taraftan sevgilim çalışıyor. Çok şanslıyım ama onlar dünyanın en şanssız adamları. Sabah ilk çayımı içip kahvaltımı yapıp bir süre geçinceye kadar dünyanın en korkunç insanı, çekilmez bir mahluk oluyorum."
N.S.D. (gazeteci) Her şeye alınıp kavga çıkardım
31 yaşındaki gazeteci N.S.D. henüz hastalığının başında ve şokunda olduğu için ismini vermekten kaçınıyor: "Altı ay kadar önce bir anda hiç çıkmadığım bir kiloya ulaştım. Ayrıca hiç bitmeyen yatma, uzanma ve uyuma isteğim iyice canımı sıkmaya başlamıştı. Depresyonu ve aşırı sinirli halimi de unutmamak gerek. Gayet sakin biriyken asabiyet hayatımın bir parçası oldu; sık ve zamansız gelen ağlama krizleri, halet-i ruhiyemde ani iniş çıkışlar da cabası... En ufak bir şeye alınıyor, kavga çıkarıyordum. Bir anım bir anımı tutmuyordu. Sinirlenmek bir yana, dünyanın sonu gelmiş gibi hissedip ağlama krizine tutuluyordum.
İLİŞKİM ÇATIRDAMIŞTI
Sevgilimle çok kavga ettik. Dengesizliklerim karşısında ne yapacağını bilemedi. İlişki çatırdamaya başlamıştı ki, tiroit ortaya çıktı. Artık tiroidimin çalışmadığını biliyorum, vücudumda çok ciddi bir dengesizlik var. İki aydır ilaç kullanıyorum. Kilomda değişiklik yok ama şimdi artık daha sakinim. İlişkimiz ise bu ara şefkat dolu. Hem ben artık daha sakinim, hem de manasız olayların bir nedeninin olduğunun ortaya çıkması ikimize de iyi geldi."
FİGEN BATUR (gazeteci) Psikoloğa gitmeliydim ama hiç halim yoktu
53 yaşındaki gazeteci Figen Batur da bir hipotiroit hastası: "Kendimi çok yorgun, halsiz hissediyordum. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Niyetleniyordum ama sonra o kadar gözümde büyüyordu ki, yatıp uyuyordum. Altı ay koltuk-kanepe arasında dolaştım. O ara peş peşe sevdiklerimi kaybettim. Menopoza da o dönemde girdim. 14 kilo aldım. Libidomun çok düştüğünü gözlemledim. Depresyona girdiğimi düşünüp 'psikiyatra gideyim' dedim, ama ona da halim yoktu. Oğlum, yaş günü hediyesi olarak kilo vereyim diye diyetisyene randevu almış. Orada hipotiroit çıktı. İlaçlarımı alınca toparlandım. Eskisi gibi halsizlik ve isteksizlik hissetmiyorum."
ELİF DEMİRCİ (işkadını) Sorma, sadece ağlamak istiyorum
25 yaşındaki üretim planlama sorumlusu Elif Demirci, hipotiroit hastası olduğunu birkaç ay önce öğrenmiş: "Eskiden taş kalpli, duygusuz biri olduğumu düşünür, hiç ağlayamazdım. Ama sevgilimle Ortaköy-Beşiktaş yolu boyunca sebepsiz yere ağladığım günü hiç unutmuyorum. Sebebini sorduğunda, 'Sorma, bilmiyorum sadece ağlamak istiyorum' diyordum. Kaprisimi çok çekti; çok tahammülsüzdüm. Bir ara ayrıldık. Beni anlamadığını düşünüyordum. Şu an bu sıkıntılarım yok."
bebeklerde ek gıdaya geçiş - ek gıdaya geçişte dikkat edilmesi gerekenler
İlk 4-6 ay anne sütü ile beslenen bebeğe 4-6 aylarda ek gıda verilmeye başlanır. Bu Dünya Sağlık Örgütü dahil tüm beslenme otoritelerinin ortak görüşüdür. Çünkü bu dönemde bebeğe verilen anne sütü veya biberon maması tek başına yeterli olmaz. Bebeğinizin besin ihtiyaçları farklılaşır, daha koyu kıvamlı gıdalar ile beslenip daha uzun süre tok kalmaya ihtiyacı vardır. Bu dönemde bebek kaşıkla beslenmeye alıştırılmalı ve çiğneme ve yutma kabiliyetleri gelişmelidir.
Ek Besinlere geçerken nelere dikkat etmeliyiz?
• Bebeğinize ilk vereceğiniz gıdanın onun tarafından kabul edilmesini kolaylaştırmak istiyorsanız bu ilk adımı o açken atmalısınız. Vereceğiniz yiyeceği küçük bir çay kaşığına ya da parmağınızın ucuna yerleştirerek bebeğinizin dudaklarına değdirin. Bu yeni tattan hoşlanıp hoşlanmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Eğer yiyeceği diliyle iter ve bu tavrını ikinci denemeden sonra halen devam ettirirse onu daha fazla zorlamamanızı ve bu yeni yiyeceği bir daha denemeden önce 3-4 gün beklemenizi tavsiye ederiz.
• Yutma işlevinin gelişmemiş olması kaşıkla beslenmeyi güçleştirir. Bazı bebekler bu geçişi kolay yapamazlar ve kaşıkla beslenmeyi redderler. Geçiş döneminde çok sabırlı olmak gereklidir.
• Yeni ve farklı gıdalara teker teker ve en az 3-5 gün ara ile başlanmalıdır. Yeni verilmeye başlanan gıdaların bebekte alerji ya da sindirim güçlüğü yaratmadığının anlaşılabilmesi için aynı anda birden fazla gıda başlanmamalıdır.
• Yeni besinler önce az miktarda verilmeli zamanla miktar bir öğün oluşturacak şekilde artırılmalıdır.
• Her yeni gıdada bebeğinizin kakasında bazı değişiklikler olabileceğini bilerek fazla telaşlanmamalısınız.
• 12. ay sonuna kadar bebek için hazırlanan gıdalara tuz ve şeker ilave edilmemelidir.
• Bebeğe verilecek bütün yiyecekler taze ve katkısız olmalıdır. Kimyasal koruyucu madde içeren konserve ve katkı maddeli hazır yiyecekleri bebeğinizin beslenmesinde kullanmamalısınız.
• Bebek için her öğün taze besin hazırlamalı ve bu besinleri oda sıcaklığında uzun süre bekletmemelisiniz.
• Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde bebek anne sütü veya biberon mamasını daha fazla almak isteyebilir. Kaşığı reddetme, bu dönemde karşılaşılabilen bir problemdir, ısrarcı olmamak gerekir. Doktorunuzla görüşerek bebeğinizin günlük besin ihtiyacını karşılayacak kadar beslenip beslenmediğini öğrenebilirsiniz.
Düz bir yolda yürüyor olsaydın,
tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin,
o zaman bu çaresiz bir durum olurdu;
ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre,
adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir,
o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur.
TEK BİR ŞEY OLABİLMEK, TEK BİR ŞEYE VARABİLMEK İÇİN, ÇOK YERDE, ÇOK ŞEY OLMAK, BU BENDEKİ SAĞDUYUDUR.
SANAT HAKİKATTEN DAHA DEĞERLİDİR.
NİHİLİZM NE DEMEKTİR?
-EN YÜKSEK DEĞERLERİN, KENDİLERİNİ DEĞERDEN DÜŞÜRMESİ.
NEREDE CANLI BULDUYSAM, ORADA GÜÇ İRADESİ BULDUM; HİZMET EDENLERİN İRADESİNDE BİLE EFENDİ OLMA İRADESİ BULDUM.
BEN, İKİ İNSANIN DAHA YÜCE HAKİKATİ BULMAK İÇİN, BİR İHTİRASI PAYLAŞTIĞI BİR AŞK DÜŞÜNÜYORUM.
UYGARLIK TARAFINDAN YOKEDİLME TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA OLAN BİR UYGARLIK ÇAĞINI YAŞIYORUZ.
BÜTÜN YARGILAYANLARIN GÖZÜNDEN BİR CELLAT BAKAR.
ERDEM UYUMUŞSA DEHA ZİNDE KALKAR.
İNSANLAR IŞIĞIN ÇEVRESİNDE TOPLAŞIRLAR, DAHA İYİ GÖRMEK İÇİN DEĞİL, DAHA İYİ PARILDAMAK İÇİN.
KİŞİ, IŞIĞINI KARARTMAYI DA BİLMELİDİR, BÖCEKLERDEN VE HAYRANLARDAN KURTULMAK İÇİN.
BEKLEMEK AHLAKSIZ KILAR.
KANMIŞLIKLAR, DOĞRULUĞUN YALANLARDAN DAHA TEHLİKELİ DÜŞMANLARIDIR
*
150 gr margarin
*
1 çay bardağı şeker
*
2 çorba kaşığı yoğurt
*
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
*
1 paket vanilya
*
2 su bardağı + 1 çorba kaşığı un
İç malzemesi :
*
1 adet ayva
*
1 çorba kaşığı şeker
Üzerine :
*
1 su bardağı su
*
3 çorba kaşığı şeker
*
1 çorba kaşığı tarçın
Yapılışı :
1.
Hamur yoğurma kabına margarini küp küp doğrayın. Şekeri ve yoğurdu ekleyip elinizle pürüzsüz olana kadar karıştırın. Vanilyayı, kabartma tozunu ve ele yapışmayacak şekilde unu ekleyerek yoğurun. Üzerine streç film kapatarak 15 dk dinlendirin.
2.
İç malzemesi için, Ayvayı rendenin ince tarafıyla rendeleyip şekeri ekleyin ve ayvalar yumuşayana kadar karıştırarak pişirin. Soğumaya bırakın.
3.
Hamurdan parçalar koparıp içini parmağınızla oyarak çay kaşığı yardımıyla iç malzemeden koyup kapatın. Yuvarlayarak yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralıklı dizin.
4.
Önceden ısıtılmış 160 derece fırında kurabiyeler hafif pembeleşinceye kadar pişirin.
5.
Fırından çıkan kurabiyeleri 10 dk soğuttuktan sonra, elinizle üst kısmını suyla ıslattıktan sonra bir kapta karıştırdığınız şeker ve tarçın karışımına kurabiyenin üst kısmını bulayın.
6.
Afiyet bal şeker olsun.
hollanda kurabiyesi tarifi - holanda kurabiyesi yapılışı
MALZEMELER:
175 gram tereyağı veya margarin
1,5 su bardağı un
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı toz şeker
1 yumurta akı
1 paket vanilya
Yarım paket kabartma tozu
ayrıca dilerseniz 1-2 kaşık kakao
YAPLIŞI:
Yoğurma kabına oda sıcaklığında yumuşamış margarini,pudra şekerini,yumurta akını ve vanilya alıp karıştırın.Un ve kabartma tozunu ilave edip yoğurun.kakaolu yapmak isterseniz hamurun yarısına kakao ekleyip yoğurun.ben öyle yaptım.Yoğurduğunuz hamuru 3 parçaya ayırıp her birini uzun rulo yapın.1 su bardağı toz şekeri bir tepsiye dökün ve ruloları şekere bulayın ve bir santim olacak şekilde kesin(resimde görüldüğü gibi).Yağlanmış fırın tepsisine dizin önceden ısıtılmış fırında beyaz kalacak şekilde pişirin.Benimkiler biraz fazla kızardı.AFİYET OLSUN...
* 1 yumurta
* 1 bardak yoğurt
* 1 su bardağı şeker
* 1 paket margarin (Eritilmiş ve ılınmış olacak)
* 1 paket kabartma tozu
* Aldığı kadar un
* Üzerine serpmek için bir miktar pudra şekeri
İÇ MALZEME:
* 4 Adet orta boy elma
* 1 çay bardağı su
* 2 çay bardağı şeker
* 1 tatlı kaşığı tarçın
NOT: eğer evde marmelatınız varsa herhangi bir meyveden olabilir.Elma yerine kullanabilirsiniz..
YAPILIŞI:
Önce elmalırımızı soyup rendeleyelim.üzerine şeker ,su ve tarçını ilave edip Elmalar suyunu çekene dek pişirelim..Soğumaya bırakalım..Margarinimizi eritip ılıtalım.Hamur malzemelerimizin tümünü güzelce yoğurup yumuşak bir hamur elde edelim..Her zamanki gibi unumuzu yavaş yavaş ilave edelim.. Hamurumuzun üçte ikisini
Yağlanmış fırın tepsimize yayalım..Soğuyan pişmiş elmalı harcımızı üzerine güzelce yayalım..Ayırdığımız hamurdan ince uzun çubuklar yapalım tepsimizin eni ve boyuna göre Tartımızın üzerine kafes şeklinde döşeyelim..Önceden ısıtılmış fırına verip altı üstü kızarana dek pişirelim..Fırından alıp soğumaya bırakalım..Soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpip dilimleyelim
ayvalı muhallebi tarifi - farklı muhallebi yapılışı
MALZEMELER:
Tabanı için:
3 adet ayva
2 yemek kaşığı şeker
Yarım su bardağı su
Muhallebi için:
1 litre süt
3 kahve fincanı şeker
2 kahve fincanı un ( tepeleme )
Mercimek büyüklüğünde damla sakızı
50 gr. margarin
1 paket vanilya
Yarım su bardağı fındık kırığı
Üzeri için:
1 adet yumurtanın akı
2 yemek kaşığı pudra şekeri
YAPILIŞI:
Önce muhallebinin tabanını yapıyoruz: Ayvaların kabuklarını soyun ve su dolu bir kaba küp şeklinde doğrayın.
Tencereye 2 kaşık şekeri alıp, karamelize olana kadar karıştırın.
Üzerine yarım bardak suyu yavaş yavaş ilave edip, karıştırın.
Ayvaların suyunu süzün ve karamelize olmuş şerbete atın.
Ayvalar yumuşayana kadar pişirin.
Pişen ayvaları borcam tepsiye boşaltın ve yayın.
Muhallebi için; tencereye sütü,şekeri,unu ve damla sakızını alıp,karıştırın.
Muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişirin.
Ocaktan alınca içine,margarin,vanilya ve fındığı ekleyip,karıştırın.
Muhallebiyi ayvaların üzerine döşeyin.
Yumurta akını ve pudra şekerini köpük olana kadar çırpın.
Bu sosu ılık olan muhallebinin üzerine yayın.
Muhallebiyi 200 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin.
Soğuyan muhallebiyi dilimleyerek servis edin.
ayvalı yaşpasta tarifi - pandispanya tarifi - ayvalı yaş pasta yapılışı
Malzemeler :
Kreması için :
2 adet ayva
6 yemek kaşığı toz şeker
Kırmızı gıda boyası
2 paket krem şanti
1.5 su bardağı süt
Pandispanyası için :
6 adet yumurta
2/3 su bardağı toz şeker
2/3 su bardağı un
1/3 çay bardağı portakal suyu
50 gram kakao
Yapılışı :
İlk olarak pandispanyımızı hazırlayalım.Tarif Emel Başdopan'ın kakaolu pandispanya tarifi.
Bunun için işe fırınımızı 175 C ye ayarlayarak başlayalım.
Biz pandispanyamızı hazırlarken bırakalım fırın ısınsın.
Daha sonra oda sıcaklığındaki yumurtalarımızın beyazını ve sarısını ayıralım.
Mümkün oldugu kadar titiz davranalım,sarılar ve beyazlar birbirine karışmasın.
Yumurtanın beyazlarını kar gibi olana kadar mikserin yüksek ayarında çırpalım.
Bu işlem en 10 dakika sürüyor.
Yeteri kadar çırpıp çırpmadıgınızı anlamak için çırpma kabınızı ters çevirin,yumurta aklarının akmayacak düşmeyecek kıvamda olması gerekir.
Başka bir kapta yumurtanın sarılarıyla şekeri, şeker eriyene kadar çırpalım.
Portakal suyunu da ekleyip kısa süre karıştırdıktan sonra mikserimizi kaldırıp bir tahta spatula alalım.
Bu yumurta sarılı karışıma yumurta aklarını ekleyip spatula ile yavaşça katlama yöntemi (spatulayı alta daldırıp alttaki malzemeyi üsttekinin üzerine sanki katlarmış gibi taşıyarak) dediğimiz yöntemle,yumurta aklarının kabarıklığını söndürmeden karıştıralım.
Son olarak un ve kakaoyu bu karışama eleyerek ilave edelim ve aynı yöntemle karıştıralım.
22 cmlik kelepçeli kalıbımızın tabanına yağlı kağıt serip pandispanyamızı boşaltalım ve zaten ısınmakta olan fırına yerleştirelim(kalıbın kenarlarını yağlamayın,çünkü hamurumuz kalıbın kenarlarınatutunarak kabarıyor,kalıbı yağlarsak kabarması mümkün olmaz).
Kürdan temiz çıkana kadar yaklaşık 30 dakika pişirelim.
Pandispanyayı pişer pişmez bir mutfak bezinin üzerine yerleştirilmiş ızgaranın üzerine ters çevirelim ve soğuyana kadar o şekilde bekletelim(böylelikle pandispanyamızın ortası çökmez,zaten bu şekilde dururken çökmesi yer çekimine aykırı olur).
Soğuduktan sonra kalıptan çıkaralım ve sera feshle sarıp buz dolabına kaldıralım.
Eğer aynı gün kullanacaksanız bile en az 1 saat buzdolabında bekletmeye çalışın(böylelikle çok daha kolay kesilir,diğer türlü parçalanma ihtimali yüksek olur).
Pandispanyamız soğurken ayvalarımızı hazırlayalım.
Bunun için ayvaları soyup,çekirdeklerini ve çekirdek yataklarını çıkartalım ve herbir ayvayı 6 ya dilimleyelim.
Dilimleri bir tencereye yerleştirip üzerine 6 yemek kaşığı toz şekeri koyalım.
1 su bardağı ılık suya çay kaşığının ucuyla kırmızı gıda boyası ilave edip bu suyu tencereye ekleyelim ve kısık ateşte, ayvalar yumuşayıncaya kadar pişirelim.
Ayvalar pişince bir tabaga alıp soğutalım ve soğuyunca robottan geçirip püre haline getirelim.
Ayvalar soğurken krem şantimizi hazırlayalım. 2 paket krem şanti tozu 1.5 su bardağı soğuk sütle çırpıp sert kıvamlı bir krem şanti hazırlayalım.
Pandispanyamızı ortadan ikiye keselim.
Bir katını ayvalar pişerken oluşan suyla ıslatalım.
Üzerine ayva püresinden yayalım.
Onun üzerine krem şantinin yarısını güzelce sürelim ve tekrar ayva püresi koyalım.
Ayva püresinden süslemeler için çok az ayırıp kalanını tamamen kullanabilirsiniz.
Daha sonra diğer pandispanya katını da ayvalar pişerken oluşan suyla ıslatalım ve ilk katın ve kremaların üzerine yerleştirelim.
Pastamızın üstünü kalan krem şanti ile kaplayıp ayva püresi ile süsleyelim.
Ben pürüzsüz bir kaplama yapmada çok başarılı olmadığımdan kenarlarını kamufle etmek için, çok az gıda boyasıyla renklendirilmiş hindistan cevizi kullandım.
Üst süslemeleri içinse kalp şeklindeki kurabiye kalıbını pastanın üstüne yerleştirip içini püre ile doldurarak, kalıbı kaldırdım ve pastanın üzerinde minik kalpler elde ettim.
Pastayı birkaç saat buz dolabında beklettikten sonra yemenizi tavsiye ederim.
Afiyet olsun.
incirli yaş pasta yapımı - incirli ve kaysılı pasta tarifi
Kek Malzemeleri :
150 gr margarın
3 yumurta
2yemek kaşığı kakao
2 yemek kaşığı süt
1+1/4 bardak un
1,5 çay kaşığı kabartma tozu
1 su bardağı şeker
İçi için :
10 ad kuru kayısı
5 ad kuru incir
1 paket dolgu krema
Üzeri İçin :
200ml krema
2paket bitter çikolata
Süsleme İçin :
5 yemek kaşığı toz şeker
Bir miktar yağlı kağıt
Yapılışı :
Öncelikle kayısı ve incirler sıcak suda bütün bekletilir.
Kek için: yumurta ve şeker iyive cırpılır,içine diper malzemeler ilave edilir ve 2dk boyunca yüksek hızda çırpılır. uygun görülen bri kap yağlanır ve önceden ısıtılmış fırında pişirilir.
Piştikten sonra soğutulur ve 2ye kesilir.
Süsleme için: 5 yemek kaşığı şeker derin bir kapta iyice eritilir. Rengi döndüğü anda . Islatılmış bir yağlı kağıda kaşık yardımı ile şeriTler halinde dökülüp soğumaya bırakılır.
İçi için: Dolgu krema üzerindeki tarife göre hazırlanır . İnciler ve kayısılar sudan çıkarılıp suları süzülür. Küçük küpler halinde kesilerek kremaya ilave edilir.Bu karışım kesilmiş olan kekin ortasına konur ve yayılır. Diğer kekimizde üzerine konur.
Üzeri için : Çikolatalar benmari üsulu eritilir. İçine krema ilave edilrek iyice karıştırılır . Pastamızın üzerine sürülür ve dolaba konur. karamellerimizde yaplı kağıt üzerinde alınarak pastamızın üzeri süslenir .
Belki bir hayaldi öncesinde. .
Adın konmuş aşk dilinde. .
Bense senin sadece imkansızındım. . .
Seni gördüğüm ilk anda başladı her şey ve sonrasında tanımadığım bir heyecan, tatmadığım bir mutluluk oldun. Gözlerimi kapadım, bu mutluluk hiç bitmesin istedim. Gözlerimi öyle sıkı kapadım ki sen giderken bile açmadım onları. Bir gün dönecek dedim. Evet bir gün dönecek ve ben gözlerimi tekrar heyecanla ve mutluluğa açacaktım. .
Kelimeler tükenirken dilimde. .
Bir sen bitmedin bak içimde. .
Aslında bunu senden beklemezdim ki. . .
Birinin hayata gözlerini kapaması ne demek bilir misin? Hayatla bağlarını koparması artık bir hayali yaşaması. İçindeki umudu hiç yitirmeden yaşatması.. Ve her sabah o hayalin gülüşü ile güne başlaması. .
Hangi yalan. . ? Hangi sebep. . ?
Cevabın yok. . Bitti demek. . .
Kim bilir belki de ben senin korkularındım. . .
Zaman geçiyor ve ben bu geçen zamana inat seni daha büyük bir özlemle, daha büyük bir sevgi ile bekliyorum. Gözlerimi açmak, gerçekleri kabullenmek istemiyorum. Ben kendi gerçeklerimi seviyorum, onlar yakmıyor canımı. Düşünsene geliyorsun kapıyı açıyorum karşımda sen.. Tek kelime etmeden sarılıyorum. Yine sana dokunmaya bile kıyamıyorum ve saatlerce seni izliyorum. .
Zorundasın, zorundayız. .
Sense hangi yolun sonundasın. . ?
Belki de sakladığın birşey var. . .
Biliyorum ki zaman ilerledikçe değişecek her şey. Kendi gerçeklerim kanatacak yaralarımı yeniden. Gözlerimi açarsam bu acı biraz olsun diner mi diye düşünüyorum. Senin istediğin gibi gidişini kabullenebilir miyim. . ?
Şayet biri varsa aramızda. .
Çığlıklarım yalnızlığa. .
Bu ayrılık akşamında. .
Gözyaşıma boğuldu dünya. . .
Ve bir gün gözlerimi açtım. İşte o an canım hiç acımadığı kadar acıdı... Keşke gözlerimi hiç açmasaydım, keşke umudumu yok etmeseydim. Görmeye başladığım an umutlarımın bittiği, görmediğim zamanlarda anlamı olan şeylerinde anlamını kaybettiği an oldu. Seviyordum, sevginin kör olmak olmadığını da biliyordum. .
Geçte olsa görmeye başladım. .
Beni sevmediğini artık beni istemediğini gördüm. . Sonum oldu. . .
Benim sonum senin doğum günün olsun. . Doğum Günün Kutlu Olsun. . !
Sorma bana sensizliği. .
Sorma bana gücün yoksa! . .
Gelen aynı. . Giden aynı. . .
Bırak beni yalnızlığıma! . .
seni özlüyorum yazılı resimler - özlem resimleri - özledim resimleri - romantik resimler - aşk resimleri - özlem dolu resimler - anlamlı yazılı resimler
Bu gece dışarıda her yer sis duman
Dışarıda kül rengi bir asuman
Bütünü ile Kainat ağlıyor durmaksızın
Nasıl hüzzam bir şarkı ile yağıyor yağmur
Hanidir ıslanmamıştım bunca zaman
Hemen çıkmam gerekiyor öylece salaş
Sokaklar sele teslim ben hırçın yağmura
Toprak sen kokuyor nefes alışlarım sen
Aklıma geliyorsun yine öyle aniden
Belli ki özlüyorum seni / hasretimsin
Belli ki arıyorum seni / kayıplarımsın
Belli ki seviyorum seni / aşkımsın
Ve sen benim fay hattımda Eylül kırığımsın
Hayatımın son mevsiminden teğet geçmiş
En yeniden başa sarmış gibi yıllar
Şimdi sil baştan baharımsın,yazımsın
Demek ki sevgili biz hiç kopmadık ki
Baksana yar vuslata beş var/vuslata beş
Hiç değilse ömre bitimlerde iken yanımda ol
Kal bende kal benimle bu tende,bu bedende
Belli ki istiyorum seni / sevmelerimdesin
Belli ki yangınım var yürekte / el değmelisin
Belli ki mıhlandı yollarına gözlerim / gelmelisin
Haydi Eylül kırığım.