Şayeste

Şayeste

Üye
07.10.2008
Genel Kurmay Başkanı
101.596
Hakkında

  • kaza ve beladan korunma dıası - koruyucu dualar - kaza bela duası - kazadan koruyan dua - beladan koruyucu dua


    noimage

    بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ

    Türkçe Okunuşu:

    Bismillâhillezî lâ yedurru mea ismihî şey'un fî-l (ea)rdi ve lâ fis-semâi ve hüves-semîul alîm.

    Bu Duanın Havassı:

    Enes bin Malik'e (R.A.) Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdular ki: "Her kim her sabah bu duayı okursa, kimsenin ona yolu yoktur. Yani ne zehir, ne sihir (büyü), ne de zalim bir sultan (ya da bir yönetici, patron) ona zarar veremez."
#03.11.2009 08:59 0 0 0
  • Bütün zamanların en aptalca sorusunu soruyorum dostuma: "Aynaya baktığında kimi görüyorsun?" Sorunun cevabını vermeye kalkmak daha da aptalca olmalı ki. Cevap vermeye yanaşmıyor. Dudak büküp, omuz silkerek: "Elbette ki kendimi" diyor.
    "Beni görecek değilsin ya!" diye teselli ediyorum. "Aynada gördüğünü 'Bu benim işte!' diye tanıyorsan, bunun hiç hesap etmediğin bir bedeli var" diye ekliyorum. Yeniden omuz silkiyor, dudak büküyor. Şaşkın ama umutsuz bir ifade beliriyor yüzünde: "Nasıl yani?"
    "Aynaya bakabiliyorsan, 'aynaya bakabilen birisi' olarak varsın demektir. Unutmuş olabilirsin. Buraya, o aynanın karşısına kolay gelmedin. Hatırlatayım. Doğum gününden sadece bir yıl önce aynada görünen bir insan olmak gibi bir beklentin yoktu. Yıllar sonra aynada kendine bakıp 'Bu benim işte!' diyebilmeyi tasarlamış değildin. Üstelik, o sıralar kimseler tarafından var olman beklenmiyordu. Hele de insan olman hiç umulmuyordu. Adın zaten anılmıyordu. Kayda değer bir şey değildin."
    ""
    "Bir bak, nereden nereye gelmişsin? Bugün, önüne ayna koyabilen, aynaya baktığında kendini 'insan' olarak tanıyabilen bir insansın. Üstelik yıllardır bu böyle.. Alışmış olabilirsin kendini aynada görmeye. Ama.. Hiç umulmadık bir sonuçla karşı karşıyasın şu anda. Hiç beklenmedik bir zafer bu. Sürprizsin sen sana. Herkesin seni unuttuğu o karanlıkta Biri seni andığı için buradasın. 'Olsan da bir olmasan da bir'din aslında. Hiç doğmasaydın, şimdi arayıp sormayacaktık bile seni. Yokluğuna yanmayacaktık. Aramızda olmayışına üzülemeyecektik. Bir zamanlar, yokluğun varlığına tercih edilebilirdi. Bak şu işe, tam tersi olmuş! Varlığın yokluğuna tercih edilmiş. Hayret! Çok şaşırmalısın, aynada kendini görebildiğine"
    "Sahi ya, hiç düşünmemiştim"
    "Dur, daha bitmedi. Aynada kendi yüzünü değil de, herkesin yüzü gibi bir yüz görebilirdin. Yani gözleri, kaşları, kirpikleri, burnu, ağzı, yanakları, çenesi, dudakları, kulakları ve saçlarıyla robotlar gibi 'prefabrik' bir yüze sahip olabilirdin. Sen yüzüne baktığında herkesin yüzünü görüyor olabilirdin. Herkes yüzüne baktığında senin yüzünü görüyor olabilirdi. Çok özenle yapılmış, çok pahalı araçlar gibi seri numaralarıyla başkalarından ayrılıyor olabilirdin. Yüzün sana 'özel' olmayabilirdi. Çok 'genel' bir yüz şablonu içinde 'sıradan' biri olabilirdin. Oysa, aynaya baktığında 'özel' birini görüyorsun. Kendini! Sana bu özel yüzü veren diyor ki, 'benim güzel kulum, bak seni ne kadar da özel yarattım. Seni kimselere benzetmedim. Kimseleri de sana benzetmem. Bu yüzü senin için sakladım, sadece sana verdim.' Duyabiliyor musun?"
    "Aynaya bakınca kendim diye/bildiğim birini görüyorum. Doğru"
    "Sen herkes gibi 'sıradan' bir yüze sahip olsaydın, kimseler seni tanımayacaktı. Seni sevenler herkesi sever gibi sevecekti seni. Sen kimseye aşık olamayacaktın. Herkesin yüzü aynı çünkü. Seni kimse özlemeyecekti. Herkesinki gibi yüzün çünkü. Kimse gidişine de gelişine de aldırış etmeyecekti. Çünkü her yerde senin gibiler olacaktı. Belki de hiç sevmediğim bir katilin yüzüyle karşılaşacaktın aynaya her baktığında. Hepten nefret ettiğin bir zalimin saçlarını tarıyor olacaktın her defasında. Sen zannedilen insanların her yaptığından utanacaktın. Yerin dibine girecektin suçlular ekrana çıktığında. Ne itibarın kalacaktı ne şöhretin. Dahası, her aşamada kimliğini ispatlamak zorunda kalacaktın. 'Yo, yo, o ben değilim!' diye polisten kaçtığını düşünsene. 'Hayır, vallahi o iğrenç işi yapacak biri değilim!' diye yalvardığını hayal etsene en sevdiklerine bile."
    " Ne diyeceğimi bilemiyorum. Acaba barkodlarla mı gezerdik her yerde? Eşimize her akşam seri numaramı göstermek zorunda mı kalırdım?"
    "Doğrusu, bu kadarını hayal edemiyorum ama.. Sen yine de benim sorumu bir kez daha cevapla"
    Soruyorum: "Aynaya baktığında kimi görüyorsun?"
    "Kendimi görüyorum, çok şükür"
    Omuz silkmek yerine derin bir nefes alıyor bu defa. Dudak bükmektense derin bir minnettarlıkla konuşuyor.
    Senai Demirci
#03.11.2009 08:54 0 0 0
  • evvabin namazı hakkında bilgi - evvabin namazının önemi

    Akşam namazının sünnetinden sonra kılınan altı rekâtlık gayr-i müekked namaz. Evvâb, faal vezninde ism-i fâildir, günâhları terk ve hayırlı işler yapmak sûretiyle Allah'a dönen demektir. Çoğulu Evvâbin'dir. Evvâbin namazı, Allah'a çok itaat edenlerin namazı demektir. Ashab-ı kirâmdan Zeyd b. Erkâm, kuşluk vakti birtakım insanların namaz kıldıklarını görmüş de; "Bu adamlar pek âlâ bilir ki, bu saatten başka zamanda namaz kılmak, daha faziletlidir. Çünkü Resulullah (s.a.s.), "Evvâbin namazı, sıcaktan deve yavrularının ayakları yandığı zaman kılınır" buyurmuştur" (Müslim, Salât, 19).

    Zeyd b. Erkâm, başka bir rivâyetinde şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.s.) Kûba'lıların yanına gitti. Vardığında, onlar namaz kılıyordu. Allah elçisi, onlara, 'Evvâbin namazı, sıcaktan deve yavrularının ayakları yandığı zamandır' buyurdu" (A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercümesi ve Şerhi IV, 2132).

    Bu hadislerde, namazın kaç rekât kılınacağı belirtilmemiştir. İslâm âlimleri, sıcağın yükseldiği bu vaktin, kuşluk namazı için en elverişli ve faziletli olduğunu söylemişlerdir. Çünkü kuşluk namazının vakti, günün evveli olup, daha erken saatlerde de kılınabilmektedir.

    Hz. Sevbân'dan nakledilen şu hadis de, evvâbin namazının önemini belirtir: "Allah Rasûlü, günün yarısından sonra namaz kılmayı severdi. Hz. Âişe, Ya Resulullah, sen bu saatte de mi namaz kılmayı seviyorsun? dedi. Resulullah (s.a.s.): "Bu saatte gök kapıları açılır ve Hak Teâla hazretleri, bu saatte kullarına rahmetle bakar. Bu namaz Âdem, Nuh, İbrahim ve İsâ'nın devam ettikleri bir namazdır" buyurdular (el-Askalânî, Bulûgu'l Merâm, Terc. A. Davudoğlu, II, 48). Evvâbin namazının dört rekât olduğuna dâir çeşitli hadisler nakledilmiştir. Akşam namazından sonra ve altı rekât kılındığına dâir hadisler de nakledilir ve bunların uygulamada daha yaygın olduğu bilinmektedir (Tirmizî, Salat, 32 1) .

    Akşam namazının sünnetinden sonra iki ilâ altı rekat arasında kılınan nafile namaza da "evvâbin" denilmiştir. Hz. Peygamber, akşam namazından sonra altı rekat nâfile namaz kılanın evvâbinden (günah işleyip, arkasından hemen tövbe eden kimselerden) sayılacağını bildirmiş ve arkasından da şu ayeti okumuştur: "Rabbiniz, içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer salih kimseler olursanız, şüphesiz Allah tövbe edenleri affedicidir" (el-İsrâ, 17/25; bk. İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 64, 65; Şürünbülâli, Şerhu Nüri'l-İzah, İstanbul 1984. s.74)
#03.11.2009 08:52 0 0 0
  • ayıp örtmek nedir - ayıp örtmenin önemi

    Sual: Bir arkadaşın kusurlarını gizlemek gerekir mi?
    CEVAP

    Müslüman, kusurları gizleyici olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kim, müslümanın aybını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette aybını örter. Kişi, arkadaşına yardımcı olduğu müddetçe, Allah da onun yardımcısı olur.) [Müslim]
    (Arkadaşının aybını gizleyeni Allahü teâlâ, Cennete koyar.) [Taberânî]
    (Arkadaşının aybını örtenin aybını Allah da kıyamette örter. Onun aybını açığa vuranın aybını da Allah açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.) [İbni Mace]
    (Ayıp araştırmayın! Bir müslümanın aybını araştıranın aybı da ortaya çıkar ve nereye gizlenirse gizlensin, rezil olur.) [Tirmizî]
    (Müslümanın aybını araştıran, ona kötülük etmiş ve onu kötülüğe itmiş olur.) [Ebu Dâvud]
    (Tevbe ettiği bir günahtan dolayı birini ayıplayan, aynı günaha müptela olmadan ölmez.) [Tirmizî]
#03.11.2009 08:48 0 0 0
  • narın faydaları - narın önemi - narın yararları - nar nelere iyi gelir

    noimage



    İnsanlığın ilk tanıştığı meyvelerden biri olduğu düşünülen nar, ilim literatüründe Punica granatum L. (Punicacea familyası) olarak isimlendirilir. Anavatanının İran olduğu kabul edilen nar, daha çok Akdeniz'e komşu ülkeler ile Kaliforniya kıyıları, Hindistan, Çin ve Rusya'da yetişir.

    "Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane!" bilmecesiyle hafızalara kazınan nar; çiçeği, kabuğu ve kırmızı taneleriyle hususi bir meyvedir. Nar, tanelerinin dizilişi ve tanelerin üzerini örten koruyucu zarıyla da dikkatleri çeker. Genellikle taze olarak tüketilen nar, meyve suyunun yanı sıra pasta ürünlerinde, jöle ve marmelât üretiminde de kullanılır. Nar, fonksiyonları ve ihtiva ettiği kimyevî moleküller dolayısıyla son yıllarda bilim adamlarının da ilgisini çekmektedir.

    Narın muhteviyatı
    Narın toplam ağırlığının % 52'sini yenilebilir kısım meydana getirir. Bunun da % 78'ini nar suyu oluşturur. Narın yenilebilir kısmında; sitrik (% 0,33-0,56), malik, asetik, fumarik ve laktik asit bulunur. Olgun narın yenilebilir kısmında protein miktarı 100 gramda 50 mg; toplam fenolik madde miktarı 100 gramda 150 mg; askorbik asit ise, 100 gramda 10 miligram civarındadır. Taze sıkılmış nar suyunda şeker nispeti yaklaşık % 16'dır. Nar suyu ve çekirdeğinde 19 element tespit edilmiştir. Bunlar arasında demir, kobalt, molibden, potasyum, kalsiyum, selenyum, sodyum ve çinko vardır.

    Narın ağırlığının % 12-20'sini çekirdekler oluşturur. Yaş çekirdeklerde % 1,2-2,7 nispetinde yağ bulunur. Yağ miktarı düşük olduğu için nar, sanayide yağ kaynağı olarak kullanılmaz.

    Narın sağlığa tesiri
    Narda bulunan yağ asitlerinin insan sağlığına olumlu tesirleri vardır. Narın özellikle kalb-damar hastalıklarını önleyici rolünden ve kandaki toplam kolesterol ile kötü kolesterol olarak bilinen LDL'yi azaltıcı tesirinden bahsedilmektedir.

    Nar çekirdeğinde bulunan omega-3 ve omega-2ü hücrelerde programlı hücre ölümüne (apoptosis) yol açtığı belirtilmiştir. Nar çekirdeğinde bulunan kimyevî moleküller, tümörlü hücrelerin normal dokulara yayılmasını (metastas) önlemede rol oynar. Lâboratuvar şartlarında kanserli hücrelerin ilâçlara karşı direncinin önlenmesinde, nardan saflaştırılan kateşin molekülünün olumlu tesiri olduğu gözlenmiştir. Prostoglandinler adı verilen bir grup molekül, vücutta çok önemli işlerle vazifelendirilmiştir. Bunların bir kısmı kanda pıhtı oluşmasına mâni olurken, bir kısmı da kan damarlarının çapını ayarlamada kullanılır.

    Nardaki bazı hususi asit ve polifenollerin prostoglandin tesir mekanizmasında faydalı olduğu düşünülmektedir. Nar, portakal ve mor üzüm suları karşılaştırıldığında, nar suyunun insan hücrelerinde prostoglandinI2 (PGI2) sentezini arttırdığı bulunmuştur. Antioksidan tesirinin de diğer meyve sularından daha fazla olduğu bulunmuştur. Deney hayvanlarına azoksimetan verilerek oluşturulan kolon kanserinin, nar çekirdeği diyetiyle -kontrol grubuna kıyasla- gerilediği tespit edilmiştir.

    Tümörün vücuda yayılma sürecinde yeni kan damarları (anjiogenezis) meydana gelir. Nar çekirdeği yağının bunu yavaşlatarak, tümörlerin vücuda yayılmasının gecikmesinde rol oynadığı bulunmuştur. Nar suyu ve çekirdeğinin hormona bağlı olmayan farklı kanser hücrelerinde seçici olarak programlı hücre ölümüne (apoptozis) sebep olduğu bulunmuştur; prostat kanserlerinde ise, programlı hücre ölümlerini hızlandırıcı (pro-apoptotik) tesiri keşfedilmiştir.

    Nar çekirdeği suyunun iskemiye bağlı (damar tıkanıklığı veya başka bir sebeple kalbin yeterli miktarda oksijenlenememesi) koroner kalb hastalarındaki tesirini incelemek maksadıyla yapılan bir araştırmada, hastalara 240 mililitre nar suyu üç ay boyunca günlük olarak içirilmiştir. Kontrol hastalarına ise renkli ve aynı kaloriyi taşıyan sıvı verilmiştir. Bu süre içerisinde her iki gruba almakta oldukları diğer ilâçlar da verilmiştir. Günlük nar suyu içen hastalarda -kontrol grubuna kıyasla- iskeminin iyileşebileceğine dair belirtiler elde edilmiştir. Bu arada, bazı iddiaların aksine, üzüm suyu ile kırmızı şarabın kalb hastalarında iskemik belirtilerin iyileşmesinde herhangi bir rolü olmadığı bulunmuştur.

    Dünyadaki kanser ölümlerinin yaklaşık % 90'ının primer tümörlerin (kanserin ilk oluştuğu dokudaki durumu) yayılmasından kaynaklandığı tahmin edilmektedir. 1,5 miligram nar suyu ile 1,5 miligram nar çekirdeği yağı karıştırılarak elde edilen 3 miligramlık karışımın prostat ve göğüs kanserlerinde tümör hücrelerinin yayılmasını baskıladığı bulunmuştur.

    Hz. Ali (ra): "Narı zarı ile beraber yiyiniz; çünkü o, mideyi temizler."1 buyurarak nar ve zarının önemini belirtmiştir. Narın ihtiva ettiği besin elementleri ve bunların sağlığımıza faydaları bilindiğinde, Kur'ân'ın ondan birçok hikmete binaen bahsettiği anlaşılır. Kur'ân'da üç yerde nardan bahsedilmektedir. "Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler: hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. Bunların kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan toplumlar için ibretler vardır." (En'am 6/99) Bu âyette dört meyvenin adı geçmektedir. Elmalılı Hamdi Yazır, âyetin açıklamasında narla ilgili olarak; "Nar gerçekten ilginç bir meyvedir. Bu önce dört şeyden oluşmuştur. Kabuğu, zarları, çekirdeği ve suyu." der ve bunların özelliklerinden ve faydalarından bahsettikten sonra, narın bir yönden gıda, bir yönden de ilâç (hammaddesi) olduğunu belirtir.

    Narla alâkalı olarak, Risale-i Nur Külliyatı'nda, onun bütün eşya ile alâkadar olmasına ve az bir zamanda kolaylıkla meydana gelmesinin (insanlar için) imkân hâricinde olduğuna dikkat çekilerek; "Ondaki ziynet, intizam, san'at, rayiha, tat ve koku gibi lâtif şeylerden anlaşıldığına göre, öyle bir Sani'in masnuudur ki, onun icadında külfet ve mübaşeret yoktur." denmektedir.

    "Narın tanelerini zâyi etmeden yiyen Cennet'e gider." sözü, onun dikkatli bir şekilde yenilmesini ve israf edilmemesini telkin etmektedir. İnanan insanlara düşen vazife; bu güzel meyveyi yerken, onda tecelli eden ilim, kudret, hikmet ve sanatı düşünerek Sâni-i Hakîm'i hatırlamak ve O'nun nimetlerine şükretmektir.
#03.11.2009 08:43 0 0 0

  • noimage


    Her an taşmaya hazır yaşlar bulundurur kimileri göz pınarlarında. Biraz sert esen rüzgâr, dokunaklı bir terennüm, seherlerde yankılanan bir ezan bu yaşları ılık ılık akıtıverir yanaklara doğru Sokaklara terk edilmiş ve mânen gece karanlığında kalmış bir 'yalnız'ın, mübarek bir kulun aydınlığında gülümsemesi gibi ılıktır akan bu yaşlar. İnsanın, özlenen rüyalarla uyanıvermesi, hayallerin en umulmadık yerde gerçeğe dönüşüvermesi veya en yabancı zannedilenin dost oluvermesi gibi titrek titrek olur göz kapakları. Akar birkaç damla peş peşe. Ardı kesilmeyecekmişçesine iç çektirir göğüs kafesine. Kimi zaman hıçkırık, kimi zaman sarsıntı içten içe.. annelerin zor zamanlar için biriktirip her fırsatta evlâtlarına sunmakta tereddüt etmedikleri yaşlar gibi

    Yalnızlığın koyulaştığı anlarda, "Yalnız değilsin!" dercesine birden çıkıverir kimi yaşlar. Çok değil, iki damla Bu iki damla yoldaş olur insana yalnızken yollarda. İnsanın "Gitmez!" dediklerinin gittiği veya "Döner!" diye beklediklerinin gelmediği bir zamanda akan iki damla yaşın adı, sabırdır. Ve geri dönüşü olmayan yolların en doğru kavşağıdır ıslak kirpiklerin çizdiği kavis.

    Ödünç alınmış mutlulukların iade zamanını gösterir bazen, olmadık zamanlarda süzülen gözyaşları. Sebepsiz, öylesine düşüverir, yanaklara çarptıktan sonra sinelere. Kimi zaman gülümsemenin ardına düşer; gamzeler çöktükçe içe doğru, akar da akar keyfince. Birkaç damla "Sürpriz!" dercesine tutunur kalır kirpiklerde bazen de; her an damlamaya hazır, ne kırk ikindiye benzer, ne ahmak ıslatır Yalnızlık düşünce kara gözlerin bahtına, sabahın rüzgârında yükselen deniz suları gibi dalgalanır gözün kuytularında. Kıyıya vurduğu zamanlar da olur, içe aktığı zamanlar da Acı yakar gönül gözünü ama, pişirir de aynı zamanda. Bu pişme, yıldırım düşmesi gibi oyuk oyuk eder de gönlü, yeni yeni gözler hâsıl olur. Açıldıkça açılır gönül gözü, derinleştikçe derinleşir. Dışa düşmeyen her bir gözyaşı damlası, içe dönüp seyr u sülûk eder kalb maverasında

    "Zamansızdır." denebilir her an gelebilecek birkaç damla gözyaşına. Seher vaktinde zamansızlığı kalkar her an damlamaya hazır yaşların. Tam zamanıdır çünkü gecede kepengi inmiş gözlerin açılmasının. Tam zamanıdır üzerine yorgan çekilen kalb nakşının örtülerinin alınmasının. Birkaç damla yaşla 'âmin'lere dönük yüzlerin dolunaydan da beyaz kesildiği andır seher Okyanusa akıntıyı, göze pınarları veren El-Muktedir'in haber verdiği gibi: Cennetliklerin bir vasfıdır, seherlerde istiğfar.

    yazan:Arzu Çetin Ermiş
#03.11.2009 08:39 0 0 0
  • dinimizde kibir - kibirli insanın alametleri - kibir neden kötüdür

    Kibir çeşitlidir. Her insanın kibirlendiği yerler farklı olabilir. Bir insan kendinin kibirli olduğunu bilebilir mi? Çok kolay bilir. Bir kimse, herhangi bir hususta kendini başkasından üstün görüyorsa kibirlidir. Çünkü büyüklük ve üstünlük ancak Allaha mahsustur.
    Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evinin işini alıp evine getirmemek ve kullanılmış elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkidleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmaları hoşuna gitmek gibi şeyler kibir alametidir.
    Bir yere giderken, arkadaşı önce girince, ona (İnsan nezaket icabı olsun siz buyurun demez mi?) demek veya düşünmek yahut önce arkadaşının selam vermesini beklemek kibir alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Selamı önce veren kibirden beridir.) [Beyhekî]
    Bir yere girerken arkadaşına (Sen gir) diye emir vermek, önce girmesi için ısrar etmek de ekseriya kibir alametidir. Orada tevazu göstermesi yapmacıktır. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, (Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir.) buyuruyor.
    Bir kimse, tevazu göstermek için, (Ben Besmelenin "Be"sinin altındaki noktayım.) deyince, Şibli hazretleri, (Kendine bir mevki mi gösteriyorsun?) buyurdu. Kendini birşey zanneden kimsenin tevazudan nasibi olmadığını bildirdi.
    Bazısı da, (Bu günahkâr, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu göstermeye çalışır. Bir günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık olduğu anlaşılır. Din büyükleri de "bu fakir" diye kullanırlar. Fakat bunlar böyle sözlerinde samimidir.
    Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi övülmüş, tevazu göstermeye çalışan ise yerilmiştir. Kibirlenmekle, kibirli görünmek de böyle farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sevabdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kibirliye kibirli görün! Böylece, onu hakir ve küçük düşürmüş olursun.) [İ. Gazalî]
    Başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bilsin ki bu da kibirdendir. Kibirli münkirler, peygamberlere (Siz de bizim gibi insansınız.) demişlerdi. (İbrahim 10)
    Fudayl bin İyad hazretleri "Tevazu, ister cahilden, ister çocuktan duyulsa da hakkı tereddütsüz kabul etmektir." buyuruyor. Kabul edemiyen kibirlidir.
    Bazı kimseler, birinden yol sormaya çekinirler. Birşey öğrenmek, sormak onlara zor gelir. Hatta çok lüzumlu bir dini soruyu bile sormak istemez. Kopan düğmesini dikmemek, maiyetinde çalışanlarla yemek yememek, kendi yükünü bile taşımamak da kibirdendir. Hadis--i şerifte buyuruldu ki: (Gömleğini, ayakkabısını tamir eden, hizmetçisi ile yemek yiyen ve çarşıdan yükünü kendi taşıyan kibirden uzaktır.) [Ebu Nuaym]
    İnsanların hep kötü yönlerini görüp, ortalık çok bozuldu diyen kibirlidir. (İnsanlar helak oldu diyenin asıl kendi helak olmuştur.) [Müslim]
    Allah için sinirlenenler, varsa da, nefsinden, şeytandan dolayı sinirlenen çoktur. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gazap ederler) diye övüyor. Fakat kibrinden dolayı sinirlenmek, gazaplanmak kötüdür. İsa aleyhisselam gazabın da kibirden olduğunu bildiriyor. Hadis-i şerifte (Gazap imanı bozar.) buyuruluyor. (Beyhekî)
    Kibir, diğer günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü, kibir, yani büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun kürsüsüne de oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmıyarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.
    Bu suçun biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. Hükümdarın maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. Bütün yaratıklar, Allahü teâlânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allahü teâlâya ortak olmuş sayılır.
    Kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete davet eder. Çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar. Dini konularda bile münazara edilse, hemen inkara kalkışır. Hatta hakkı, karşıdakinin dilinden duysa hemen çeşitli yollardan, doğru olduğunu bile bile onu çürütmeye çalışır. Kibrin zararları hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen Cehennemdeki yerine hazırlansın!) [İ. Ahmed]
    (Kibirden de uzak olduğu hâlde ölen Cennete girer.) [Tirmizî]
    (Kibirli fakire şiddetli azab vardır.) [Müslim]
    (Yiyin, için, giyinin ve tasadduk edin fakat israftan ve kibirden sakının.) [İ. Mace]
    (Nuh aleyhisselam ölüm döşeğinde iken çocuklarına dedi ki: Size iki şeyi emreder, iki şeyi yasaklarım. Yasakladığım şirk ile kibirdir. Emrettiğim ise, "La ilahe illallah" ve "Sübhanallahi ve bihamdihi" demektir.) [Hakim]
    (Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları çiğner.) [Tirmizî]
    (Kibirli, Allahı gadablı bulur.) [Beyhekî]
    (Allahü teâlâ buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım.) [Müslim]
    (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) [Müslim]
    (Kibirli, hakkı küçük görür, inkar eder, insanlara hakaret gözü ile bakar.) [İ.Gazali]
#03.11.2009 08:36 0 0 0
  • basit bebek süveteri yapımı - bebek örgüleri - bebekler için örgü modelleri - bebek süveter modelleri - bebek örgüsü anlatımı

    noimage

    Malzemeler:

    ANCHOR "Bebe" el örgü ipliği
    Renk no: 1090 (Yaklaşık 150 gr)
    Motifler için renkler ANCHOR "Anatolia" el örgü ipliği
    Renk No: 1021 Turuncu, 1035 Siyah ANCHOR "Bergama" el örgü ipliği
    Renk No: 1021 Turuncu 3 5 ^umara 1 çift örgü şişi

    KULLANILAN ÖRGÜLER: Haraşo ve düz örgü Ölçü: 24 ilmek-35 sıra=10 cm

    UYGULAMA

    ARKA: Şişe 82 ilmek atın. 5 sıra haraşo örgü yapın. Örgünün başından ve sonundan 8 ilmeği haraşo, ortadaki ilmekleri 50 sıra düz örün. (50 sıra=13 cm) Sıranın başından ve sonundan 20 ilmeği haraşo, ortadaki ilmekleri 10 sıra düz örün. Örgünün başından kol oyuntusu için 12 ilmeği 1 kerede eksiltin. Aynı işlemi diğer koltuk için uygulayın. Sonraki sıralarda örgünün başındaki ve sonundaki 8 haraşo ilmeğini devam ettirerek 32 sıra (9 cm) örün. Sıranın başından itibaren 8 ilmek haraşo, 6 ilmek düz, 30 ilmek haraşo (arka yaka için) 6 ilmek düz, 8 ilmek haraşo örün. 8 sıra bu şekilde örün.
    Sonraki sıralarda 1. omuz için 8 ilmek haraşo 6 ilmek düz, 8 ilmek haraşo... olarak 22 ilmeği ayırarak ortadan 14 ilmeği yaka için kesin. Diğer omuzu da aynı şekilde ayırarak 9 sıra örün. 10. sırada l.yüz motifini uygulayın. Diğerlerini 26. ve 42. sıralarda uygulayın. Diğer omuzu da aynı şekilde örün. Ön ortasına haraşo bitimine de 1 yüz motifi uygulayın. Omuz ilmeklerini birleştirerek örün, her iki
    tarafına 12 ilmek atın. (koltuk altı için)
    Yaka V kesimi için omuz ilmekleri birleştirildiğinde ortadaki yaka haraşo ilmeklerini iki taraftan örerek teker teker düz örgüye dönüştürerek devam edin. Bu şekilde 5 sıra haraşo örün. Örgünün başından ve sonundan 8 ilmeği haraşo, ortadaki ilmekleri de düz örgü olarak 50 sıra örün (13 cm). Kenar haroşalarını örerken eşit aralıklarla 3'er ilik yapın. Bütün ilmekleri 10 sıra haraşo örgü yapın. İlmeklerin tümünü kapatın.

    noimage

    Yüz motifinin oluşturulması: Baştaki 13 ilmeği örün. (8 haraşo, 5 düz) geriye dönüp 4 ilmeği örün, tekrar 4 ilmeği örün. Tekrar 2 defa örüp sırayı tamamlayın. (Kabarıklığı isteğinize göre, 2 ila 4 sıra arasında dönebilirsiniz)

    BİTİRME: Yüz motiflerini işleyin, düğmelerini dikin.
#03.11.2009 08:30 0 0 0
  • etol örgü modelleri - örgü etoller - son moda etol örnekleri - 2010 etol modelleri

    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#03.11.2009 08:25 0 0 0
  • * Bağışıklık sistemini güçlendirir ve grip hastalığına yakalanmayı önler.
    * Kabızlığı önler. Bağırsaklara faydalıdır.
    * Kilo vermeye yardımcıdır.
    * Antioksidan özelliği vardır.
    * Şeker hastalarının rahatlıkla tüketebileceği bir besin-içecektir.
    * Kolesterol problemi için çok faydalıdır. Hem bitkisi, hem de suyu bolca tüketilmelidir.
    * Anne sütünü arttırıcı özelliği vardır.
    * İştahı açıcıdır.
    * Sindirimi kolaylaştırır.
    * B grubu vitaminleri, fosfor, kalsiyum, potasyum içeriği sayesinde, stresi önler, sinirleri yatıştır. * Mide ve karaciğer için faydalıdır.
    * Kemik ve dişleri kuvvetlendirir.
    * 100 gramı yaklaşık 20 kalori enerji verir.
    * Kalp, damar ve göz sağlığı için faydalıdır.
    * Böbrek kumu ve taşının düşmesine yardımcı olur, idrar söktürücüdür.
    * Apse, dolama, kan çıbanı, donma, ergenlik sivilcelerinde tedavi edici etkisi vardır.
    * Egzamaya iyi gelir.
    * Boğaz iltihabına iyi gelir.
    * Yaprakları da kalsiyum demir, bakır ve iyot içerdiği için kansızlığa faydalıdır.
#03.11.2009 08:16 0 0 0
#03.11.2009 08:12 0 0 0
  • Beni benden alan sevdamın adı sendin.Beni benden çalan,yaz sıcağında üşüten rüzgarın adı sendin.Bir o kadar enkazın altından yaralı çıksamda ilk yardım elini uzatan elin adı sendin...Vazgeçemediğim ismin harfleri sensin.Tutkulu günlerde yaşadığım mutluluk,sevinç gözyaşım SENDİN..
    Yalan dolan sokaklarda adım attığım o nankör ellerden tuttuğum sevdanın adıydın..Bana bakışın yalandı.Sevmelerin yalandı.Bana gelen ayakların herşeyin bir masaldı..
    Ağlıyordum,,gecenin üç'ü olması lazımdı.O sırada sadece müzik dinliyordum,,neyin ne olduğunu anlamadan sadece yastığımda beliren gözyaşlarına lanet okuyordum,sadece ağladığıma değil seni düşünen aklıma,sensiz yapamayan yüreğime kin kusuyordum..Ne için ağlıyordum senin için.İhtimaller,olasılıklar, içinde bir hayat sürdürüyorum ama sensizdim.Sensiz günlerime bugün bir yenisi daha eklendi.Buğul pencerede adın yazıyordu..Her yağmur damlası geldiğinde siliniyor ve tekrar yazılıyordu..Yağmur bile senin ismini siliyordu bana inat..
    Bana sadece sevdiğin için mi yoksa vurgun yediğin için mi geliyordun?Neden yanımda varsın,,yarınımda yoksun..Diye mırıldanıyordum kendi kendime sadece..Kızgınım sana bunu biliyorsun.Geçen hafta onunla konuşmuştum..Benden devamlı özür dilemeye çalışan bana muhtaç ellerin vardı.Gözlerin gözlerime açdı..Bakman gerekiyormuş meğer.Benim bir daha yıkılmam için o lanet olası konuşmayı tekrardan yapmam gerekiyormuş.Hırçın yanımı daha çok alevlendirecektin..Biliyordum.
    Gel gelelim senin için yaptığın hangisindeyim ben..Söyler misin bana seni nasıl sevdiğimi sen bana anlat senin yerine benim gözlerim dolsun.Sen söyle senin için var mıyım yok muyum?Anlat da serserim nasıl sevmişim ben kendim göreyim de.Ben kendimi senin o vicdansız kalbinden kovayım.Kovayım ki hiç bir şey yapmamama rağmen ben utanayım seni sevdiğim için.Zor günde vardın ya aslında hiç yokmuşsun hiç .Yalanlarını hep örtmüşüm,gün ışığına hiçbir şey çıkmamış hepsi benim sayemde..
    Günlerden pazartesiydi.Çok heyecanlanmıştım nedenini inanın bende bilmiyorum.Bir arkadaşın ısrarı ile gittim yanına.Saadece konuşmak içindi.Benden özür dileyecekmiş(aklına nereden estiyse)..
    Neyse gittim biraz bekledim.Zaten bir parkta oturuyorduk.Karşımda gördüm,kötü olduğumu hissettim,kalktım ayağa ve baktım sadece.Gelişin de gidişin kadar kötüydü.Benden gidişini hatırladım.dik başın ve herşeye meydan okuyan gözlerin karşımdaydı..Kahrolmadım ama içim kötü olmuştu,ne bileyim sevdiğim vardı karşımda..Susuyordum,,susuyorum
    -Özür dilerim. Dedi sadece ve baktı gözlerime..Gözlerim gözlerindeydi adeta.Sustum konuşmadım,zaten cesaretim yoktu...
    Ne için özür diliyorsun? ben seni affetmedim ama sildim .
    -Gerçekten özür dilerim,gitmem gerek..Dedi ve arkasına bir kaç defa baktı gitti..
    Bilmiyordum ne için özür diliyor.Zten parmağında söz yüzüğü de yoktu.Zaten bir tuhaftı.Hemen koşa koşa gittim önüne geçtim.Sanırım morali çok bozuktu.
    -Dur nereye ya birşey demeden,,dedim
    -Özlem tamam gidiyorum işte tamamen benden kurtuluyorsun amacına,emeline ulaştın,dedi.
    -Ya ama böyle konuşmazdın ne oldu?Dedim.
    -Özlem gidiyorum kendine iyi bak dönerim,dönmem ama aklım hep sende dedi ve bana sıkıca sarıldı,işte o sarılması içimi kopardı öyle içtenlikle sarıldı ki ayrılamıyordu,anlamamıştım zaten ne olduğunu..
    -Ya tamam sakin ol.
    -Olamam ne olur tamam git benden bende senden dedi.
    -İşte o cümleyi kurdu ya ağlıyordum hemde hıçkıra hıçkıra.Sanki boğuluyordum denizde..Tam gidiyordum.. ki..
    -Özlem seni seviyorum kendine iyi bak gülüm.dedi..Öylece bakakalldım arkasından koşa koşa gidiyordu.Bir anda dizlerimin üzerinde öylece kalakaldım.Sokaklarda hiç kimse yoktu..Elim de ordaki cam kırığına denk gelmişti,kanıyordu,canım yanmıyordu,,yanan kalbimdi.Can çekişiyordu.Yerde bir kağıt gördüm,onun yazısına benziyordu.Şöyle yazıyordu,biliyordum bu yazılar''Canım''şiirinden alıntıydı,neden bana böyle birşey yazmıştı ki sonınada güzelime,yosun gözlüme,yeşil gözlüme diyordu.(kendiside bazı cümleler eklemişti)
    ''Bitmedi!
    Bir şey daha var şimdi söyleyeceklerimi yanındaki sevgili duysun.
    Bak zavallı çocuk
    Onun elinden ben tuttum o da bana dedi seviyorum seni diye...
    Onu benim kadar tanıyamazsın
    Gözlerini güzelliğini saçlarının ne koktuğunu bakışlarının hangi manaya geldiğini ellerinde bulunan nasırları benlerini kaşlarını hangi yemekleri sevdiğini sevdiği türküleri... benim kadar bilemezsin.
    Hiç bilmediğin bir şey daha var biliyor musun?
    Öyle bir terk edip gidişi var ki ahh...
    Her neyse ona gül alacaksan kırmızı gül alma.
    Çünkü ona kırmızı gülü sadece ben verecektim.
    Şimdi defol!
    Bu notlarım benden sonraki kişiye gelsin güzelim,gülüm en çok kırmızı ve pembe gülü severdin ya o alsın sana yazıyordu..
    Ben ağlamaya devam ediyordum,arkadaşım geldi,beni sakinleştirmeye çalışıyordu,aklım hala ondaydı,,hala da onda olacaktı,
    Beni benden alan sevdamın adı sendin.Beni benden çalan,yaz sıcağında üşüten rüzgarın adı sendin.Bir o kadar enkazın altından yaralı çıksamda ilk yardım elini uzatan elin adı sendin...Vazgeçemediğim ismin harfleri sensin.Tutkulu günlerde yaşadığım mutluluk,sevinç gözyaşım SENDİN..

    SENDİN,,ben son demiştim bir önceki öykümde ama vazgeçtiğimi sandığım halde o hala bendeydi..Ama bu defa farklı.Aynadaki görüntüsü bana surat asacaktı.Her gün gelmeyecekti.Zaten o günden sonra bana günaydın demeye de gelmemişti..


    Özlem Elizan Sözeri
#03.11.2009 08:07 0 0 0
  • .......Bilenler iyi bilirler köy yaşantısını.Köylerde kış gelince vakit geçirmek veya bir iş ile uğraşmak güçtür.Yok denilecek kadar da azdır.Hayvanları olan hayvanlarına bakar,odunu olmayan kışlık odununu getirir,tarlası olan tarlasının kışlık bakımını yapar.Velhasıl kışı geçirmek için birşeylerle oyalanır köylü.
    ...... Anlatacağım öyküde kışın bir köy odasındaki yaşantıyı dile getirmekte.Dedim ya köylü olup köyde yetişenler iyi bilirler,köylerdeki köy odalarını.Burada köyün gençler olsun yaşlıları olsun kışın tadını daha güzel çıkarmak için bir araya gelip hoş sohbetlerde bulunurlar.Yani bir nevi sosyal aktivite de bulunur köylüler kendilerince.Köylerde eskiden nerde böyle tv,telefon veya en ufak bir teknoloji denilen şu illet.Yok,insanoğlu vakit geçirmek kışın tadını çıkarmak için böyle odalarda günlerini geçirirlerdi teknolojiden uzak.
    ...... Böyle bir kış günü idi.Bizim köyde bulunan geç odasında gençler toplanmış sohbet ediyorlardı kendi aralarında.Odada ben diyeyim on,siz deyin onbeş kişi ya vardı ya yoktu.Ama sohbet koyu vede çokta hoştu.Böyle şimdiki gibi eften püften sayılacak sohbetlerden değildi sizin anlayacağınız.Sohbetin cidiyetliğini herkes benimserdi.İşte o gün aralarında şu sohbet geçiyordu.
    ...... Bizim muhtarın Ahmet söz aldı.Dediki;arkadaşlar bu yıl safariye çıkmayacakmıyız.Bakın kış geldi.Av mevsimide açoldı,dışarda avlanmak için güzelde kar var.yani böyle hava böyle bir gün daha yakalayamayız bir daha.Hem yapacak herhangi bir işimizde yok.Eğer herkes müsait olursa gelin derim yarın safariye çıkalım.Hem kimin nasıl avcılık yaptığıda ortaya çıkar.Anlatır durursunuz yalandan dolandan.İşte ben öyle avcıyım,ben böyle avcıyım.Görelim bakalım kim nasıl avcı.Odada bir sessizlik belirdi ve arkasından fırıldak Necmi söz aldı.
    ...... Necmi;35-40 yaşlarında gençliğini geçirmiş fakat yinede gençliğinden vazgeçememiş yalancının üç kağıtcının birisidir kendisi.Dedi ya arkadaşlar hakketen siz nasıl gençsiniz böyle.Ahmet kardeş doğru söyler.Niye bir safari düzenlemiyorsunuz ki.Hem bir abinin olarak ben de sizinle gelirim.Dağları buralarda benim kadar iyi bilen varmı ki bu köyde.Yok,ee o zaman daha ne susarsınız.Yarın tezinden yok safariye çıkıyoruz.Bugün biraz erken dağılalım.Yarın sabah gün ağarmadan yola koyuluruz.Şimdi burada herkesin ne getirip getirmeyeceğini listeleyelim.
    ...... Yaz Ahmet ben işte hepimize yetecek kadar ekmek getiririm.Sırasıyla herkes yazdırsın bakalım ne getirebilecekse.Değil mi kardeşim sonuçta safari bu.Kış bu.Ne yapacağı veya yapacağımız belli olmaz.Günübirlik deriz dönemeyiz değil mi?Hadi herkes yazdırsın listeye kerndi getirebileceğini....
    ...... Sırasıyla odada bulunanlar yazdırdılar getirebileceklerini.Ve arkasından tekrar başka konulara verdiler kendilerini.Ha bu arada da çaylarda olmuştu çoktan.Odanın meşhur da çaycısı vardı elbet.Adı Mustafa idi.Bir çay yapar namussuz sanki mübarek tavşan kanının tıpkısı.Nasıl yapar,ne eder de o kadar güzel çay yapar söylemez sırrını.Neyse lafı fazla uzatmayalım da soğutmadan içelim tavşan kanı çaylarımızı.
    ..........Çaylar içildi.Hoş sohbetler edildi.Ve zamanda bayağı ilerledi bu arada.Fırıldak Necmi kalktı hemen ayağa.Dedi;arkadaşlar yarın gün ağarmadan burada göreceğim hepinizi.Gelmeyen olursa eğer gelir ayağınızdan sürüyerek çıkartırım yatağınızdan ona göre ha.
    .....Herşey kararlaştırıldı.Liste hazırlandı.Herkes evinin yolunu tuttu gecenin o saatinde.Tabi sabah erken kalkmaları gerekiyordu.Oyüzden bugün sohbet kısa ve öz oldu.Etrafı temizlemekte yine bizim çaycı Mustafa'ya kaldı tabiki.O'da şöyle etrafı kabadan temizleyip evinin yolunu tuttu.Çünkü sabah o da erken kalkacaktı.
    ..... Nihayetinde tan yeri ağarmaya başladı.İlk önce kılavuz fırıldak Necmi geldi odaya.Elinde akşam yazdırdığı gibi ekmeklerle.Kendisi kılavuzluk yapacak ya tüfek almamıştı omzuna.Biliyordu herkes onun dalavereci olduğunu.En hafifinden onun için en ağır yük.Buda neydi tabiki ekmek.Arkasından yavaş yavaş gençler toplandılar odaya.Ha bizim garip çaycı Mustafa erken gelip çay hazırlamıştı onlara.Gelen çayını alıp beklemek için oturdu diğerlerini.Neyse herkes gelmişti.Kim ne getirecekse getirmişti yanında.Fazla gün ağarmadan koyuldu millet yola.
    ..... Akşamdan herşey konuşulmuştu.Kim kiminle gezecek,kim ne avlayacak.Tabi safarinin kuralı bu.Gruplar halinde farklı avlar yapmaktı amaç.Bu sayede doğanın düzeninede fazla zarar gelmeyecekti elbet.Av yapılacak yere varıldı nihayetinde.Burası köyün yukarısında bulunan yarı meşelik yarı çamlık,yarı çalılık bir yayla dağıydı.Önce tabiki bir dinlenmek yorgunluk atmak gerekliydi.Yaylada bulunan bir köylünün yayla evine geldiler sonunda.Oturdular bir ateş yaktılar ısınmak için ocakta.Ateş yanarkende herkes son hazırlıklarını yapıyordu avlanmak için.Kimisi kamasını,kimi tüfeğini,kimide fişeklerini gözden geçiriyordu sigaralarını ağızlarında tüttürerek.
    .....Gruplar kendi avlanacağı mevkilere doğru yola koyuldular yavaş yavaş.Tavşan avlayacak tavşanın bol olduğu yöne,tilki avlayacak tilkinin bol olduğu yöne,domuz avlayacaklarda domuzların yatak yerlerine doğru yola koyuldu.Fazla av yapmakta yasaktı aldıkları karara göre.Her grup 3 hayvanı geçmeyecek şekilde av yapacaktı.Çünkü aralarında böyle karar almışlardı.
    ..... Bizim fırıldak Necmi domuz avcılığı yapacakların gurubuna katıldı.Hani dağları en iyi o biliyordu ya.Domuz yataklarını gösterecekti sözde avcı gruba.Herkes biliyordu neyin nerede avlanacağını.Epey zaman geçtikten sonra fırıldak Necmi bişeyler bahane ederek yayla evine geri döndü.Diğerleri avına devam ettiler.
    ..... Bu arada öğle saati geçmiş ikindi vakti yaklaşmıştı.Dururken tavşan avcı grubu ellerinde iki tavşanla göründü karşıki yamaçtan.Yayla evine geliyorlardı,tavşanları temizleyip akşam yemeği hazırlamak için.Eve geldiler elindeki tavşanlarla birlikte.Ocakta ateş yanıyordu.Çünkü bu görev için çaycı Mustafa görevlendirilmişti.Ateşin üzerinde taptaze sıccık çay kaynamaktaydı gelenler içsin üşümeleri geçsin diye.Birer çay içtikten sonra tavşanlar gerekli temizlik yapıldıktan sonra pişirilmek üzere ateşin üzerine getirildi.Bu arada yavaş yavaş diğer gruplarda dökülmeye başladılar yayla evine.Herkesin dilinde şu vardı.Avladıkları hayvanların nasıl avladıkları.Avcı işte vuramasada sallar ya.İşte sallıyordu herkes böyle kaçtı,şöyle vurdum.Hepside birer palavraydı tabiki.Mksat sohbet olsun,zaman geçsin.Kimsede kimseyi kırmazdı bu palavralardan dolayı.
    ...... Derken tavşanlar pişmiş,bütün grup toplanmıştı yayla evinde.Sofrada hazırdı bu arada.Oturdular sofraya kimi bağdaş kurarak,kimi diz çökerek.Tadını çıkartıyorlardı safaride avladıkları tavşanın etiyle.Yemekler yenildi.Doyan sofradan ayrılarak bir kenara çekildi.Bunun üzerine bi sigara yakılmazsa olmazdı elbet.Fırıldak Necmi yeleğinin cebinden bi maltepe sigara paketi çıkartarak dağıttı orada bulunanlara.
    ....... Çaycı Mustafa ateşe odun atmak için bir ara dışarı çıktı.Ne olduysa o zaman oldu zaten.Bu dağlarda hiç görülmemiş bir hayvan evin biraz uzağında dilini çıkartmış eve doğru bakmakta.Mustafa biraz afalladı önce.Hemen içeri koşarak;arkadaşlar dedi.Dışarıda hiç görmediğimiz bir hayvan türü buraya doğru gelmekte.Orada bulunan diğer gençler merakla tüfeklerine sarılıp dışarı fırladılar birden.Muhtarın Ahmet fazla beklemeden ateşledi birden tüfeğimi.Yraladı hayvancağızı.Yere yığıldı hayvan.Arkasından yavaş yavaş yaklaştılar,onu öldürmekte istemiyorlardı tabiki.Fırıldak Necmi atıldı birden.Ben bu hayvanı tanıyorum diyerek.Dedi bu bir Çakal.Tabiki çakal olduğunu onlarda yanına vardıklarında bildiler ama çakalın buralarda acaba işi neydi.Gezmezdi buralarda çakal.Nasıl olduda buralara yolu düştü veya düşürüldü.Bu bir şaşkınlık verici,birazda düşündürücü olaydı.
    ...... Neyse olayı fazla uzatmayalım çakalın gerekli bakımını yaptıktan,acığan karnını doyurduktan sonra tekrar bırakıldı doğal ortamına.Bu arada akşamda olmuştu Belliki gitmek için yola çıkmak gerekiyordu.Hep birden herkes toparlanarak daha fazla karanlık çökmeden yola koyuldu oradakiler.
    .......Herkesin aklındada şu vardı bende de olduğu gibi acaba Çakalın derdi neydi,onu buralara sürükleyen sebeb ne olabilirdi.





    Halil Evren
#03.11.2009 08:05 0 0 0
  • kışlık mont modelleri - spor montlar - mont modası - bayan mont modelleri


    noimage
#02.11.2009 16:59 0 0 0
  • Okuma Zorlukları



    Bazı insanlar okumakta zorluk çeker. Bu durum yaşa bağlı değildir. Nedenleri arasında sağlık sorunları, işitme, özellikle de görme bozuklukları sayılabilir. Bazen de çocuklar okulda iyi öğretilmediği için okuma öğrenemez. Küçüklüklerinde durmadan evden eve taşınan ailelerin çocukları değişik okullara uyum sağlamakta güçlük çekebilir, bu yüzden iyi okuyamayabilirler. Ayrıca bazı çocuklar okumaktan hoşlanmayabilir, başka şeylerle uğraşmak onları daha mutlu edebilir.
    Okuma öğrenmekte güçlük çeken çocuklara yardımcı olmak için eğitilmiş özel öğretmenler vardır. Bunlar çocuğun neden yaşıtları gibi öğrenemediğini testler uygulayarak araştırır. Sorunun ne olduğu bir kez saptanınca, çocuğun özel eğitimle okuma öğrenmesi kolaylaşır.

    Basit bir bedensel bozukluktan kaynaklandığı sanılan disleksi okumayı öğrenme güçlüğü olarak tanımlanabilir. Normal yaşta okula başlamış, zeka geriliği ya da davranış bozukluğu olmayan bazı çocuklar akıcı bir biçimde okumayı başaramaz ya da söylenişi ve yazılışı yakın harfleri birbirine karıştırır. Örneğin, disleksililer "ya" yı "ay" ya da "d" yi "b" olarak okur. Disleksinin çeşitli dereceleri vardır.çabuk farkına varılması durumunda bazen özel eğitimle okuma öğretilse de, disleksinin nedenlerine ilişkin kesin bir bulgu yoktur. Disleksililer okuma eksikliklerini görsel ve işitsel gereçlerle bir ölçüde giderebilmektedir.

    Annelerin, babaların, öğretmenlerin ilk amacı, çocuğu sadece okul sıralarında değil, ömrü boyunca okumaktan zevk alacak bir kişi olarak yetiştirmek olmalıdır. Yalnızca güzel okumanın yeterli olmayacağı, okumanın yaşamın vazgeçilmez, verimli bir uğraşı olduğu bilinci çocuklara aşılanmalıdır. Böylesi bir özendirmeyle çocuklara koskoca bir kitap ve bilgi dünyasının kapıları açılmış olur.


    Sınav Stresi


    Sınav stresiyle boğuşan birçok insandan biri misiniz? O gizemli sorularla dolu masanın önünde oturma düşüncesi kalbinizi çok kötü çarptırıyor ve vücudunuzu terletmeye mi başlıyor? Gevşeyin! O korkuları ve sınav stresini basit stres azaltma stratejileri kullanarak alt edebilirsiniz.

    Nefes almanın basit sanatını hatırlayın. Birkaç ağır nefes alın ve zihninizin verdiğiniz nefesle birlikte gevşemesine izin verin. Basit bir meseledir fakat sınav paniği ortaya çıktığında kolaylıkla unutulabilir.


    Olumlu şeyler düşünün. Sınavdan iyi sonuç almanızı engelleyecek en iyi şey, olumsuz konuşarak kendinizi panik etmenizdir. Olumlu şeylere odaklanın. Bunu yapabileceğinize kendinizi ikna edin. Ayrıca sınavdan 100 üzerinden 100 alamazsanız bunun dünyanın sonu olmayacağını kendinize hatırlatın.

    Egzersiz için zaman ayırın. Beyin fonksiyonlarının geliştirmenin çok iyi bir yolu, vücudunuzun o kısmındaki kan akışını geliştirmenizdir. Egzersiz bunun için harika bir yoldur. Egzersiz ayrıca vücudunuzdaki endorfin seviyesini de arttırarak duygusal stresi azaltmanıza da yardımcı olur.

    Aşırı çalışmayın. Sınav stresi yaşarken bir de bulduğunuz her boş dakikada derse gömülmeyin. Bütün temelleri aldığınıza ve konuyu candan öğrendiğinize emin olmak istiyorsunuzdur. Bunla ilgili sorun şu ki, eğer beyninize bir mola verdirmezseniz, o zaman bilgiyi kısa zamanlı hafızadan uzun zamanlı hafızaya taşıma süreci etkilenecektir. Eğer beyniniz yorulursa, fonksiyonları zayıflayacaktır. Çalışma süresini daha kısa seanslara programlayarak kendinize beyin gücü bahşedebilirsiniz. Zamanınız varken plan yapın ki çalışmanız için gerekli süreniz olsun.

    Sınav stresiyle baş edebilmeniz akademik kariyerinizde daha başarılı olmanıza yardımcı olur. Zihin sağlığınızı olumlu bir yerde tutmak için kendinize ihtiyacınız olan molaları vermeyi ihmal etmeyin. Patlarcasına çalışmak size sınavda istediğiniz başarıyı sunmayacaktır.
#02.11.2009 16:48 0 0 0
  • alıçın faydaları - alıç nasıl kullanılır - alıç neye iyi gelir

    lıçın, kalp hastalıklarına fayda sağladığı bilimsel olarak da kanıtlanmış bir durum. Prof.Dr Ahmet Maranki de bu araştırmayı doğrulayarak, alıç çayının damar tıkanıklıklarını tedavi ettiğini anlattı. Alıç çayının hazırlanışı ve kullanım şekli :


    GEREKLİ MALZEMELER :

    * 1 bardak su,
    * 1 er çay kaşığı alıç yaprağı çiçeği ve alıç

    HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ :

    Suyu kaynatıp, alıçın çiçek, yaprak ve meyvelerini suyun içine atın. Bir kaç dak demlendirdikten sonra, sabah akşam bu çayı için.
#02.11.2009 16:35 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    noimage

    "Kekik kokusu duydum
    Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
    Uyandım birdenbire
    Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
    Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
    Yorgunum;
    Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
    Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
    Düşmanlarım ulaşamazlar..."

    Nihat Behram
#02.11.2009 14:03 0 0 0
#02.11.2009 13:46 0 0 0
  • Ne zordur gribi atlatmak;burundan nefes alamazsınız,gözünü açamaz insan, kendi sesinizi tanıyamazsınız,aylar oflar havalarda uçuşur,öksürük,burun fışırtısı,sümkür sümkür bir hal olursunuz,burun çekmekten başınıza ağrılar girer.Hayat tam anlamıyla eziyettir grip hastalığında.Suydu,c vitaminiydi,çorba idi derken bir an önce hastalığı atlatsamda kurtulsam psikolojisiyle yükselen ateşinizin düşmesini beklersiniz;burun uçlarınızda kıpkırmızı olmuşturki o uçlar ne kadar çok acır çeken bilir.Şimdi grip hastalığının tarihte yol açtığı ölümlerin enleri aşağıda sıralanmıştır:

    1. İspanyol Gribi

    1918 - 1920 yılları arasında dünya çapında salgın olan bu gribin yaklaşık 50 milyon kişiyi öldürdüğüne inanılıyorİspanyol Gribinin bir özelliği, zayıf, yaşlı ve çocuklardan çok, sağlıklı genç erişkinleri etkilemiş olmasıdır.
    İspanyol nezlesi olarak adlandırılmasının sebebi İspanya'nın, Birinci Dünya Savaşı'nda yer almamış olması ve askerî sansür nedeniyle diğer Avrupa devletlerinde salgından söz edilmezken İspanyol basınının salgın konusunu ilk kez gündeme getirmiş olmasıdır.

    2. Asya Gribi

    Çin'de ortaya çıkan salgın 1957-1958 yılları arasında etkisini gösterdi ve haziran 1957'de Amerika'ya da sıçradı.
    Hastalığın nedeni:
    insan gribine yakalanan ördekler yeni bir tür hastalık yaratmıştıBir iğne geliştirilene kadar iki milyon kişi çoktan ölmüştü. En çok etkilenen yaş grubu ise okul çağındaki çocuklardı.

    En çok ölen insanlar ise yaşlılardı.
    3. Hong Kong Gribi

    1968'de Hong Kong'da ortaya çıkan virüs Avrupa'nın bir kısmına, Asya'ya ve aynı asene Kuzey Amerika'ya da sıçradı.
    Yaklaşık bir milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

    4. Domuz Gribi

    Domuz gribi yeni bir şey değil. 1976 Şubat ayında New Jersey Ford Dix'deki bir asker 24 saat içinde hasta oldu ve öldü.
    Virüs Fort Dix'den asla dışarı sıçramadı.

    5. Kuş Gribi

    lk olarak 1997 yılında Hong Kong'da ortaya çıktı ve 2003 senesinde yayılmaya başladı. Asya, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa'da hastalık görülmeye başlandı. Dünya Sağlık Organizasyonuna göre 2003 senesinden beri hastalığa yakalanan 421 kişiden,257'si öldü.
#02.11.2009 13:39 0 0 0