Kadın, erkek her 20 kişiden biri hayatının bir döneminde karın duvarı fıtığıyla karşı karşıya kalıyor. Ancak hamilelikle tetiklenen Göbek fıtıkları erkeklere göre kadınlarda daha sık görülüyor.
Neolife Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hamdi Koçer “ Göbek fıtığı, Göbek çukurundaki halkanın zayıflaması ile ortaya çıkıyor ve karın içi basıncı artıran zorlanmalarda daha da belirginleşiyor. Göbek fıtıklarının çoğu çok küçük olduğundan hasta farkına varmıyor ancak zaman içinde büyümeye başlayarak bir fındık boyutundan bir portakal büyüklüğüne kadar ulaşabiliyor.” diyor.
Göbek fıtıkları kadınlarda en sık hamilelik döneminde ortaya çıkıyor veya bu dönemde fark edilir hale geliyor. Hamilelik ilerledikçe artan karın içi basınç nedeni ile fıtık büyüyor.
Koçer, “ Gebeliklerinin ilerleyen dönemlerinde anne adayının karnı büyüdükçe Göbek fıtıkları da büyüyor ve belirginleşiyor. Göbek fıtığı büyümeye başladığında hastanın ehil ellerde ameliyatı kaçınılmazdır. Ancak maalesef fıtıklar bazen önemsiz, basit bir hastalık gibi görülüyor. Hatta zaman zaman sezaryen sırasında hastanın gebeliğini takip eden doktoru tarafından iki üç dikişle Göbek Fıtığına müdahale edildiği durumlarla karşılaşıyoruz ki bu gibi doğru yöntemle onarılmayan Göbek fıtıkları % 25-50 oranında nüks ediyor. Hatta bu fıtıklar, 2-3 kez nüks etmiş dev fıtıklara dönüşüyor.” diyor ve hastaları sezaryen sırasında fıtıklarına müdahale ettirmemeleri ve doğru tedavi için deneyimli bir genel cerraha başvurmaları konusunda uyarıyor.
Göbek fıtıkları çok küçük dahi olsa, mutlaka yama ile onarılmalı!
Dikiş ile onarılan Göbek fıtıkları, bir branda gibi yırtılıp hep daha büyük bir fıtık olarak hastaların karşısına çıkıyor. Her dikiş dokuları keserek yeni fıtık oluşumuna neden oluyor. Bu nedenle Göbek fıtıklarının konusunda uzman cerrahlar tarafından tedavi edilmesi hastanın sağlığı açısından son derece önemli.
Premenstruel sendrom olarak da bilinen regl öncesi sendromu, regliden 7-10 gün öncesinde başlayabilen gerginlik, huzursuzluk, baş ağrısı, kabızlık, karında şişlik, sırt ağrısı, depresyon, ruh halinde değişiklik gibi belirtiler gösteren bir rahatsızlıktır.
Östrojen hormonu seviyesinde yükselme ve progesteron hormonu seviyesinde azalma ile belirtiler tetiklenir. Serotonin salgılanması azalır bu nedenle kişi kendini daha mutsuz hisseder. B6 vitaminine daha fazla ihtiyaç olmasıyla enerji seviyesinde azalma, yorgunluk hissedilir.
Regl öncesi sendromundan kurtulmak için beslenmenizde ufak değişimler yapmakta fayda var;
*Regl öncesinde sebze ağırlıklı beslenme, ara öğünlerde meyve ve kuruyemiş tüketilmelidir.
*Demir emiliminin artması için et ve kurubaklagillerin yanında domates, biber ve maydanoz içeren limonlu bir salata yemek faydalı olacaktır.
*Süt ve türevlerinin az yağlı olması, şeker ve tuz tüketiminin azaltılması önemli.
*Artan östrojen seviyesi nedeniyle vücut daha fazla su tutma eğilimindedir, şeker ve tuz tüketimi de ödemi tetikler.
*Bazı besinlerin östrojen seviyesini azaltıcı etkisi bulunmaktadır, protein ihtiyacını daha fazla kurubaklagillerden karşılamak, et tüketimini azaltmak daha çok balık tüketmek faydalı olabilmektedir.
*Regl öncesinde düzenli probiyotik yoğurt veya kefir tüketiminin sindirim sistemini düzene sokması nedeniyle regl sendromunu hafifletici özelliği vardır. Diyetisyen Özlem Sert Aydın
*Yemekleri tereyağı veya margarinle pişirerek tüketmek de dolaşımdaki östrojen seviyesini etkilemektedir. Yağ ihtiyacını sıvı yağlardan, kuru yemişlerden karşılamak regl öncesi sendromunu hafifletici özelliğe sahiptir.
*Yapılan çalışmalarda regl öncesi sendromu yaşayan çoğu bayanda düşük magnezyum seviyesi tesbit edilmiştir. Magnezyum eksikliği ağrıları tetikleyebilir, kişinin daha yorgun ve mutsuz hissetmesini sağlar ve özellikle çikolata veya çikolatalı tatlılara yönlendirir. Eğer magnezyum düşük seviyede ise gerekirse öncesinde takviye yapılabilir.
Kekemelik; Çok sık rastlanan bir konuşma bozukluğudur. Ortaya çıkış nedeni, Gırtlak çevresi kaslarının uyumlu çalışmaması neden olur. Kekemelik çocukluk döneminde olduğu gibi yetişkinlikte ya da daha ileri yaşlarda da belirebilir. Fizyolojik ola*bildiği gibi psikolojik olarak da otaya çıkabilir. Kekemelikle birlikte, solaklığın, bir ailenin çeşitli bireylerinde görülebilmesi; asıl nedenin beynin üstün olan yanküresinin tam olmayan hakimiyetinden doğduğuna işaret etmektedir.
Fizyolojik tip kekemelikte, konuşma ve soluk alma egzersizleriyle birlikte varsa kekemelikten ötürü belirebilen psikolojik sorunların uzmanlar tarafından bertaraf edilmesine çalışılmalıdır. İleri yaşlarda ortaya çıkan psikolojik kekemeliğin tedavisi ise, asıl endişe durumunun giderilmesiyle mümkündür.
Öneriler: Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç ısırgan otu katılıp kaynatılmasının ardından, süzülerek elde edilen posası, bir tülbentin arasına konularak enseye kompres yapılır.
* İki avuç ince kıyılmış taze binbirdelik otu çiçeği bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf ispirto eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Günde bir yemek kaşığı suyun içine 10-15 damla damlatılarak kullanılır.
* Bir havanın içine birer tatlı kaşığı kuru papatya ile nane katılıp iyice dövüldükten sonra bir çay fincanı süzme balın içine katılıp macun haline getirilir ve bir tatlı kaşığı ağzın içine alınarak yutulmadan elden geldiğince dil ile ağız içinde çevrilir.
* İki avuç ince kıyılmış güneş altında toplanmış ve taze binbirdelik otu çiçeği bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe 2-3 hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir.
Bu müddet sonunda şişenin içindeki yağ kırmızı bir renk aldıktan sonra temiz bir şişenin içine posasıda sıkılmak şartıyla bir tülbent yardımıyla süzülür. Bu yağ ile günde bir defa dıştan gırtlak çevresine masaj yapılır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı ince kıyılmış kedi otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir su bardağı kaynarsuyun içine havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı hardal tohumu ile bir çay kaşığı kekik katılıp, ılıması beklendikten sonra gargara yapılarak kullanılır. Bu işlem sabah ve akşam tekrar edilerek yapılır.
10 gr kişniş
10 gr kimyon
10 gr anason
100 gr çemen
15 gr karabaş otu
500 gr incir
10 gr hardal
10 gr keraviye (bulunamazsa çörekotu)
1300 gr su
250 gr sirke
Bunlar bir arada kaynatılarak macun haline getirilir. Ateşten inecei zaman sirke katılır. Bu macundan birer kaşık aç karnına ve akşamları yatarken yutulur. Nefes darlığını keser.
-----------------------
300 gr soyulmuş sarımsak
300 gr sığır sütü
300 gr tereyağı
Sığır sütü bir çölek içinde ateş üzerine konur. Sarımsaklar sütün içinde bir kaşıkla bastıra bastıra süt kayıp olana kadar ezilir. Sonra tereyağ konur. Terayağı iyice eridikten ve sarımsağa karıştıktan sonra indirilir. Bal ilave dilerek helva şekline getirilir ve temiz bir kavanozda saklanır.
Kış günlerinde ceviz kadar yutulur. Bu ilacı kullanan kimse kırk yaşını aşmış olmamalı ve su içmemelidir. Çünkü bu ilaç çok susuzluk verir. Eğer su içilirse daha fazla nefes darlığı yapar. Dikkatli içilirse, sabahları öksürdükçe parça parça balgam atar. Balgamı söker, nefes darlığından kurtarır.
*Nane
*Vişne
*Limon
*2 Damla Okaliptüs Yağı
*Melekotu
*Oğulotu
*Şeker
*Çok Az Sarımsak yani bir dişten bile az
Hazırlanışı:
Nane, vişne, limon, melekotu ve oğulotunu kaynatıp içine şeker ilave edin ve bir 'şerbet' hazırlayın. Bu karışımın içine ' damla okaliptüs yağını bir damlalık yardımıyla damlatın. Artık hazır durumda.
Kullanımı:
Bu şurubu için, tadıylan rahatlattığı gibi boğaz sorununuzuda düzeltecektir.
.
Her gece cinayetler işlenen bir şehrin karanlığına diz çöküp, nakış nakış aşkın şiirini dokuyorum süveyda. Varlığın, gördüğüm ilk rüya gibi uzaklaşırken benden, ben Hacı Arif Bey’lerle gözlerin için yeni besteler yapıyorum Muzikayı Hümayun’larda. Ruhumu ruhunun önünde eritiyorum sessiz ol. Sessiz ol, sükûtum aşkı deli etmeye hazırlanıyor hüsn-ü cemalini gösterip.
Seni bana kim gönderdi hatırlasana?
Bilgeliğini değil gözlerini sınıyor Allah. Yolunu beklerken Hızır misali, sine-i sad pareme infazdan çıkmış özgürlükler hücum ediyor süveyda. Neden Musa gibi biriktirdiğin her şeyi dipsiz uçurumlara döküyorsun sabırsızca? Ne diye ikide bir, sırrı ifşa etmek için cümleler kurup duruyorsun karşımda? Sabret, yetim çocuklar doğduğunda anlatacağım lal-ü ebkem düşlerimin neden sürekli uyuyarak öldüklerini. Anlatacağım sana, kelimelerimin aşkla okunduğunda neden deliye döndüklerini.
Ey aşkı “kıyamet” suresiyle üzerime devirip beni paramparça eden yâr! Ey Musa’nın çağından kalkıp gelen Hızır nefesli koca bilge, ondan yadigâr!
Steplerde büyüyen kardelen nasıl özler baharı, öyle özledim seni, susuzum. Dudaklarıma dayayıp dudaklarını, ab-ı hayatın kardan fırtınalarını kopar içimde. Yağmur ormanlarına yasla da sırtımı, Niagara’yı devir üstüme. Gözlerinin kara delikleriyle boğ beni ey nur-u Dilara, yoğur ateş-i aşkının lavlarıyla. Sesim çıkarsa bir daha seni sevemez olayım.
Dağları aşıp denizleri geçtim de öyle geldim yanına, uyut beni dizlerinde süveyda. Sesinin ırmaklarını Yusuf’un kuyusunda yirmi sekiz kere yıka da öyle (b)ak bana. Gözlerinin güneşlerini düşür düşüme durma, aklıma aklını düşür, gökkuşağıyla sar yaralarımı ki acımasın dokunduğun geceler. Hadi süveyda, bu gece bana ayrılığı olmayan bir aşk hikâyesi anlat ki, bir daha ağlamasın gözlerim.
Sessiz ol, Gürültü yapma, aşk ölüyor süveyda.
Senin o nergis-i fettan bakışlarını aklında saklayıp, uzun saçlarını teninin sıcaklığına bürüyor. Yollar kan, yollar ihtilal, yollar savaş kokuyor şimdi. Sen ne yaptın ki, yarım kalan o türkü aşkın son secdesinden doğrulup son perdenin cinayetine duruyor. Cennetten kovulanlarla mı kovulmuştun sen ki, üç yüz sene benim ayrılığımın çöllerinde yaşamaya mahkûm edildin süveyda. Yasak elmanın cezası değildi gitmişliğin, aşka bir türlü dokunamayışının bedeliydi. Kapat gözlerini sevgili, bu aşk yasaları ihlal edecek yine, yine esrar perdesini yırtıp mahrem cümlelerle kalbimin portresini çizecek.
Ey kapalı kapılar ardında saklanan aşk güzellemesi, ey mecnunun medreselerde giriftar olduğu sevda hecelemesi! Ey kırık düşlerin üveyik kanatlarında göğe yükselen Cebrail’in yetmiş bin kanatlık son sesi!
Beni öldürmeye hangi darağaçlarını kurdun meydanlara ki, urganları aşkta kördüğüm kaldı süveyda? Hangi ordular hazırladın üzerime salmaya ki, annem duyduğu günden beri ölüyor her gece tarifsiz acılarla? Hangi denizlerde boğacaksın bu son sücudumu söyle? Yıkılacak gök mü kaldı, hangi göğü yıkacaksın üstüme? Söyle süveyda, hangi kıyametleri koparacaksın katımda ki, o benim aşkımın kâküllerinden dökülen bir kıvılcım olmasın?
Sen ömrümün son fasılasında fail-i meçhul bir cinayetin muhannet çığlığıydın sevgilim. Perdeleri açılmış camlarıma vuran nisan yağmurlarımdın. Dilekler tuttuğum kayan yıldızım sendin. Sendin sabah ezanlarında secdelerde büyüttüğüm sonsuz umudum. Ömrümü ömrüne katsın diye bu kaçıncı feryadımdır Rahman’a, unuttum. Unuttum lehçe-i aşkın perçemine asılı kaldığım o ferzan gecelerin intizarlarını süveyda.
Ah biz hiç kavuşamayan o iki deniz gibiyiz sevgilim. Marec el-bahreyn sırrında dalgalanan o yalnız ve umutsuz iki deniz… Ne ayrı durabildik birbirimizden ne de kavuşmayı öğrendik bunca yıl. Şimdi Kızıldeniz ve Süveyş şahit olsun ki, biz boğularak ölmeyiz, ölürsek tenlerimizi birbirine yaslayıp soluklarımızı birbirine katar da öyle ölürüz. Aşk tanır bizi, inci mercan derdinde değiliz hiçbirimiz. Sadece eşkâlini aynaların yüzlerinde kaybeden iki deniziz. Nerde görse tanır aşk bizi. Çünkü biz kavuşmamaya yemin etmiş iki deliyiz.
Sana aşk olsun demem ben süveyda. “Aşk olmuş” zaten sana. Senin aşka bakmana gerek yok, zorlanma, aşk sana bakar uyurken. Gayret göstermene de gerek yok sevilmek için. Güzelliğinin diyeti olsun diye kendini asar birisi her sabah. Her sabah sonsuz bir ırmak gibi içine bir daha, bir daha akar gözlerinin delisi.
Sen, sesini mahşere sakla, gözlerini mezara. Deniz yüreğini kurak gözlerime sal da öyle öl. Sana böyle ölmek yaraşır süveyda.
Çünkü sen aşkın edebisin, sen aşkın güzelliği, sen aşkın yaşanan son yüceliğisin. Sana sessiz yitmek, bensiz gitmek yakışmaz süveyda.
13.Ekim 2012 – 22:12
Özdemir Asaf’ın dediği Gibi “çok şey söylenemiyor susmadan” belki de anlarsın susarsam!
Kahrım ı, kederimi anlatacak kelime bulamadığımdandır susmam. Yokluğunun gamını anlatacak bir âlim gelmemiş geçmiş yüzyıllardan.
”Kim o deme boşuna benim ben, öyle bir ben ki gelen kapına baştanbaşa sen “ diyecek kadar sevip sen olmuşken; nasıl bir bıçak, nasıl bir kurşundu “ben sana bi kaç beden büyük gelirim” demen.
“Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar” derken Cemal Safi, canını yakıyor olmalıydı sevilmeyişi, anlıyorum şimdi Cemal Safiyi, o da yaşamış sevilmeden sevmeyi, yaşarken ölmüş olmalı ki, artık göze alabilmiş, sevdiğine git demeyi.
Motorları maviliklere süreceğiz ama dün elimizi tutan bugün yabancı Nazım Usta.
Kiminle adım atacak olsak yarına “biz bir” olarak çıkamıyoruz sabaha, kahpeliği bırakıp gidiyorlar birde kokularının yanında.
Yokluklarına dayanmak sanki az iş gibi, kahpeliklerine rağmen hala seviyor olmak yükü var omuzlarda.
Ve senin dediğin Gibi usta “şimdi sende herkes gibisin” demek gerekiyor galiba.
Diyemiyorum ama “herkes kendinden sorumludur aşkta” dediğin satırların geliyor aklıma.
Bir Kadın sizi sevmişse şanslısınız demektir!
Ve artık hayatınızın baştan aşağı değişeceğine şahitlik edeceksinizdir!
Kadınlar hakkında bildiğinizi sandığınız her şeyi gözden geçirmeniz gerekecektir; zira ezberiniz değişecektir!
Ve sen artık eski sen değilsinidir ki;
Artık her dakika düşünülen birisinizdir.
Kendinize bile vermediğiniz değeri göreceksinizdir.
Zaman zaman ben neymişim derken kendinizi görmeniz kuvvetle ihtimaldir!
Şefkatte annenizle yarışan ikinci bir Kadın hayatınızda yer etmiştir.
Ve çocuğunuzun size benzemesini dileyen bir sevgiliye sahipsiniz demektir.
Ki bu dilek adetten değil, size olan sevgi yere göğe sığdırılamadığından, sizden olacak çocuğunuzda da bu büyük sevginin izlerinin görülmek istenmesindendir!
Bir kalpte yaşatılan, ordan oraya taşınan birisinizdir.
Üç vakte kadar evlenilecek olanda sensinsir
Fincanda görülmeye çalışılan o belirsiz cisimde hep size benzetilecektir!
En güzel elbisele seni için giyilecektir!
Aynanın karşısında şikayet ettiğiniz vakitler aslında kendileri için değil sizin için öldürülecektir!
Yemek tariferi öğrenilecektir.
Ve ağırlık en çok sevdiğiniz yemeğe verilecektir.
Bir problem çözme edasıyla gram, gram baharatlar öğrenilecektir!
Bunu yanında daha doğmamış çocuğa isimler düşünülecektir.
En çokta senin Sevdiğin ismi vermek isteyecektir
Bir Kadın sevdiğinde seni böyle sevecektir!
Onunla ilgilenmediğin için seninle kavgalar edecektir
Aslında ilgilendiğini de bilecektir
Ama elinde olmadan o hep daha fazlasını isteyecektir
Çünkü sevgisi o kadar büyüktür ki seni de o sevgiye ortak etmek isteyecektir.
Bazen sevgiden gözyaşı dökecektir
O'na ne olduğunu sorduğunuzda yok bişey diyecektir
Ama aslında bişey vardır ve derdi ya bir gün seni kayberse tedirginliğidir.
Çok sevdiğinden çok kavgalar edecektir, bütün bunlar aslında seni kaybetmek istemediğindendir
Hiç konuşmayıp şikayet etmeyen bir Kadın zaten seni bitirmiş demektir.
Bırakın konuşsunlar ne kadar çok konuşurlarsa o kadar sevildiğini anla.
bir kadının kavgasından, nazından, konuşmalarından,bağırmasından;anlayabilirsin seni sevip sevmediğini kıyametleri koparmasından.
Ve eğer bir Kadın seni sevmiyorsa, romayı değil dünyayı da yaksan uğruna
Hiç şansın yok demektir bu aşkta
Çünkü acımasızdır kadınlar sevmedikleri adamlara
Ve maalesef dünyanın en şansız adamını görebilirsin ayna da!
Böyle durumlarda en güzeli bi köşeye çekilip unutmaktır yavaş yavaşta olsa!