"Sen misin?" dedi. Telefon kapanmadı.
Derin bir iç çekiş duyuldu. Birinci ses konuştu:
"MÜSAİT OLMASANIZDA BEN SİZE AŞIĞIM."
Sessizlik, ölüm kadar kesin ve uzun sürdü.
Aşk, ölümden daha çaresizdi o an.
Çok zamandır aynıydı, değişmezdi gecelerimiz. Son günlerde, o sarsıla sarsıla ağlardı ben sigaralar içerdim peş peşe o yine ağlardı, fakat bilmezdi göz yaşlarının tümü kaderindeki yazının kelimesini bırak harfine dahi silmeyeceğimi.
Dedim ya; hep aynıydı gecelerimiz. Buğulu camın ardındaki sokak lambasında teselli bulurduk. Sanki kar yağarken kimilerine göre garip bir alışkanlıktır belki kim bilir; bağzanda sobanın üzerinde ki çaydanlığın gizemli cızırtılarını dinlerdik. Hiç konuşmadan; bir çocuğun annesinden ninni dinlediği gibi.
Ben ona, o ağlarken katılmazdım. Gerçi niçin ağladığını bilmezdim çoğu zaman, çoğu zaman bahaneler bulurdu kendince; sudan bahaneler.. En ufak bir tartışmada sığınırdı göz yaşlarının ardına. Belki yüreğimin katı olduğunu düşünürdü; neden yalan söyleyip, çıkıpta şimdi yağan karın altında aramak gelmiyor içimden onu..
Çünkü giderken açık bıraktığı gönlümdeki kapı hala açık..
Yine soba üzerindeki çaydanlığın cızırtılarını dinliyorum. Pencereden sokak lambasının altındaki yağan kara bakarak bir musiki gibi, ama farklı bir şey var.
Bu sefer ben ağlıyorum..
Inkar edemem. Gece gibi karanlık saçlarını ve ay gibi parlak yüzünü özlediğimi. Hoyrat bir rüzgar esiyor sanki. Yağmur damlaları gibi yuvarlanan göz yaşlarımı üşütüyor; boğazıma bir şeyler düğümleniyor taş gibi. Sonra o taş gibi şeyi yutuyorum. Sanki nefes alsam seni kaybedeceğim, açsam gözlerimi hayalin silinecek gözlerimden, bilirsin duygular davetsiz misafir gibidir. Giderken açık bıraktığın gönül kapılarımdan girdiler.
Ve işte açmıyorum gözlerimi!
Anne ben ölüyorum..
Gözlerim kanıyor ikide bir,
Türk filmlerinin, Yarı absürt senaryolarında,
Hüzünleniyorum..
Şizofreni diyorlar algınlığıma..
Anne ben ölüyorum..
Gözlerim doluyor, gözlerim kanıyor,
Anne ben erken ölüyorum..
Yüreğim yine benimle,
Ama ben yaralıyım,
Ve artık ata binemiyorum,
Aramızda dağlar var,
Kokun geliyor uzaklarda, Hissediyorum,
Ellerin cennet kokuyor anne,
Kucağın cennet kokuyor,
Beni kucağına alsana,
Sarsana beni koklasana,
Anne ben ölüyorum, ağlamasana..
Sevdiğim kıza söyle,
Şarkımızı unutmasın,
" Heryerde sen herşeyde sen,
Bilmemki nasıl söylesem.. "
Diye biten şarkımızı..
Nefes almak yaşamakmıdır anne?
Acı çekiyorum nefes alamam değil mi?
O halde ölüm acısız daha mı güzeldir ölüm?
Keşke diyorum, hiç gitmeseydim oralara,
Keşke diyorum, Hiç gitmeseydim!
Yolumu kesmeselerdi dar sokaklarda,
Kavgalara girmeseydim,
Seni bu kadar üzmeseydim,
Keşke diyorum ah keşke..
Düşün ki savrulmuşum,
Ateş iken kül olmuşum,
Alın yazım almış beni avuçlarına..
Uzaklarda bir yerlerde,
Bir şehir olmuşum,
Üşüyen, yanan, eriyen bir şehir,
Kül olmuş gitmişim anne..
Ve bir avuç toz olup,
Düşmüşüm ayak izine..
Ve şimdi yanıyorum..
Elini tutmadan ölüyorum,
Ona yanıyorum..
Saçlarım ağarmadan ölüyorum,
Ona yanıyorum..
Anne ben ölüyorum..
Gözlerim doluyor, gözlerim kanıyor!
Anne ben ölüyorum..
Kokun geliyor uzaklardan, hissediyorum..
Ellerin cennet kokuyor anne,
Kucağın cennet kokuyor anne,
Beni kucağına alsana..
Sarsana beni, koklasana,
Anne ben ölüyorum, ağlamasana..
[SIZE=25]Kanatlarını çırpmaktan yorgun
Düşerse mutluluk,
Sevda türküleri hasretten dem vurmaya başlarsa,
Öyle sağanak değil, ince ince yağarsa yağmur,
Başının üstüne çöreklenirse hüzünlü bulutlar,
Amber gibi kokarsa toprak
Beni Hatirla Sevdigim;
Bir Yagmuru, Bir Yüregini Cok Sevdim...
Başı dumanlı bir dağ görürsen uzaklarda,
Birde yemyeşilse üstelik,
Bil ki zirvesinde ateş bırakmışımdır yüreğimden düşmüş,
Yanık bir türkü bırakmışımdır yarım kalmış,
Tamamla Sevdigim...
Nasılsa rastlarsın bir parkta,
Güvercinlere ekmek atan yaşlı bir adama;
Neden sonra yorgun dizlerinin emriyle yığılıveren banka,
Elele tutuşan gençlere,
Oynayan çocuklara bakarken iç geçiren,
Kimbilir hangi an'ın özlemiyle dalıp giden uzaklara,
Yanina Otur Sevdigim;
Hüznünü Dagit..
Senin Dagitamadigin Hüznüm Olmadi Benim...
Sırf Sen Yasiyorsun Diye
Sevindigim Oldu Benim..
Nedense içimden bir ses
Yağmur yağacağını söylüyor o gün...
Ve ben her zaman olduğu gibi saklanmayacağım ondan..
İlk kez toprak kokusuna bu kadar yakın,
Sana uzak olacağım..
İlk kez derin derin içime çekmeyeceğim,
Gerek de olmayacak,
Lalmayacak farkımız..
Ve ilk kez istediğimde dokunamayacağım sana..
Varsin Böyle Bitsin Hikayemiz Sevdigim;
Ne zehir zemberek kelimeler,
Ne ihanet, ne bitmek bilmiyen kavgalar;
Varsin Ölüm Girsin Aramiza
Son Kez Tesekkür Edelim Bir birimize,
Ben Dostum TOPRAGA,
Sen YAVUKLUN Hayata Dön!
Dilerim Baska Bir Sevda Beklesin Seni;
ve Dilerim Enaz Bizimkisi kadar gercek olsun..
Hayir, Dilemekten de Öte Birsey Bu,
Sana Vasiyetimdir!! ELVEDA!
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda,
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim..
Oysa bilmediğin birşay vardı sevdiğim;
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim..
Imrendiğin,
Öfkelendiğin,
Kızdığın yada kıskandığın diyelim..
Yani yaşanmışlık sandığın geçmişim;
Dile dökülmeyen tenhalığında,
Kaçırılan bakışlarda,
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu..
VE, elbet üzerinde durulmuyordu..
Sense kendini hayatımda ki herhangi biri sanıyordun..
Biraz daha fazla sevdiğim,
Biraz daha önem verdiğim bir arkadaşım.
Başlangıç doğruydu belki..
Sıradan bir serüven, rastgele bir arkadaşlık gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan,
Büyüyüp kök salan,
Benliğimi kavrayıp varlığımı ele geçiren bir aşkla bedellendin..
VE hala bilmiyordun sevdiğim;
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim..
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana;
Bütün kazananlar gibi sende TERK ETTIN..
Kazandın gülüm..
SEN kazandın!!