tarbal

tarbal

Üye
24.10.2004
Çavuş
1.319
Hakkında

  • [blink]Lütfen önce görüntülü haber'i seyredin..[/blink]BESLENMEDE YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ VE ŞEKER(Konuyla ilgili haberi burdan yükleyebilirsiniz)

    Her damağa ve göze uygun rengarenk, biçim biçim şeker, çikolata ve binlerce ton tatlı tüketiyoruz, özellikle Şeker Bayramı'nda doğal ya da kimyasal içerikli bu besinlerin sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerini umursamadan. Uzmanlar çocukluk yaşlarında başlayarak 20-25 yaşlarına dek süren şeker bağımlılığımızı bayramlar ve adetlerimiz yüzünden yaşam boyu terk edemediğimizi belirtiyorlar. Küçükler rengarenk şekerleri seviyorlar. Lolipop gibi, elma şekeri gibi. Ülkemizde şu günlerde 250 çeşidin üzerinde şeker üretiliyor. Tabii akide şekeri hala eski yerini koruyor. Yetişme çağındaki gençler özellikle meyveli ve naneli şeker bağımlısı. Yetişkinlere gelince onların tercihleri çikolatadan, tatlıdan yana.

    Bu yüzden de üreticiler damağımıza uygun şekerler, çikolatalar ve tatlılar üretmek amacıyla birbirleriyle yarışıyorlar. Örneğin sporun daha doğrusu futbolun geniş kitlelerin ilgisini çektiği şu günlerde, futbol kulüplerinin renkleri taşıyan yeni bir tatlı tatlı bile yaratıldı. Böylesine bir yenilik bile, belli bir kitlenin şeker tüketiminin artmasına yol açıyor. Bayram, yaş günü, aile ziyareti ya da eğlence. Her türlü fırsatı değerlendiriyoruz, şeker çikolata ya da tatlı yemek için...

    Şekerciler, tatlıcılar tarafından sarılmış durumdayız. Glikoz bilumisine yakalanmış bir toplum olup çıktık. Bu arada ayrıca, glikoz bilumisine, yani şekerli besinlerle beslenme alışkanlığına yol açan bir diğer etken daha var: Stres. Modern yaşamımızın güçlükleri, zaten alışkanlığını edindiğimiz şekerli besinlere yönelmemizi daha da kolaylaştırıyor. Öylelerimiz var ki yaşamımızı sadece şekerli besinlerle sürdürüyoruz. Karnı açıktıkça, şeker ya da çikolata atıştıranların sayıları bitip tükenmez.

    Yakından tanıyın

    Bu durumda, şekeri yerken, önce ne yediğimizi bilmemiz gerekiyor. Şekerin şeker pancarı adı verilen bitkinin kökünden (yumrusundan) elde edilen verecek olduğunu belirtiyor. Yapısı karbonhidrat 100 gr. şeker yüzde 99.5 karbonhidrat içeriyor. Kalorif değeriyse, oldukça yüksek. 100 gramda 380 kalori var. Vitamin, mineral ve madensel maddeler açısından son derece zayıf. 100 gr şeker ayrıca 0.5 miligram su içeriyor.

    Şekerin vücudun enerji kaynağı olduğunu belirtiyor ve ekliyor 'Ancak alınacak şeker miktarının iyi ayarlanması gerekir. Şeker vücuda doğrudan gerekli glikoz fonksiyonu gösterdiğinden (glikozun beyine doğrudan ulaşması gibi) şeker ya da şekerli besinler vücut için zaruridir. ancak gerekenden fazla alınırsa, şeker vücutta kilo fazlalığına (şişmanlamaya) yol açan besinlerin başında yer alır.'

    Şeker katılarak yapılan yiyeceklerin çeşitliliğini, şeker tüketiminin artmasına yol açan temel föktör. Örneğini, hamur işleri, kompostolar, sütlü ve şuruplu tatlılar. Ayrıca, millet olarak ilişkilerimizi tatlı yiyelim tatlı konuşalım atasözünden yola çıkarak düzenlediğimizden, ülkemizde şişmanlığın temel nedeninin şeker tüketimine özellikle de hamurlu tatlılara bağlı olduğu da ortaya çıkıyor.

    [blink]Zararları saymakla bitmez[/blink]
    Aşırı şeker tüketimi kilo fazlalığına, dolayısıyla pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor.

    Obezite.
    Diyabet.
    Gastro-intestinal hastalıklar (Mide-bağırsak hastalıkları)
    Kalp-damar hastalıkları (En başta hipertansiyon).
    Fiziki tedavi hastalıkları (belde, boyunda, dizlerde ağrılar).
    Hormonal hastalıklar.
    Diş çürümesi (özellikle düzensiz olarak şeker ve şekerli besin yiyen ve diş sağlığına gereken özeni göstermeyen çocuklarda).

    SONUÇ: Vücut için birinci derecede gerekli maddeler arasında yer alan şekerden vazgeçmek olanaksızdır. Şekere bağlı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmamak için şeker, şekerli besin ve çikolata tüketiminde aşırılıktan kaçınmak gerekir.

    Yararlı mı?

    Fizyolojik açıdan doğal ürünlerden üretilen şekerler, belli ölçülerde tüketildiği sürece ne yararlı, ne de zararlıdır. Glikoz içeren, şeker adı altında satılan maddelerin hiçbiri mineral ve vitamin içermez. Şekerin güçlendirdiği doğrultusundaki düşünülen bu yüzden yanlıştır. Pek çok çocuk ve yetişkin, açlık duygusunu, bastırmak için de şekere yönelmektedir. Açlık duygusunu yenmek psikolojik bir destek sağlar. Yani şeker strese karşı çok etkili bir silahtır. Bu yüzden küçük ya da yetişkin, pek çok insan ilgisizlikle yüz yüze geldiğinde yaşamdan sıkıldığında ya da boşluk duygusu hissettiğinde şekere yönelir, daha huzurlu olabilmek, sorunlarının üstesinden gelebilmek için.

    Çikolatayı tanıyın

    Şeker Bayramı'yla beraber bol bol tüketeceğimiz tatlılardan biri de çikolata. Peki çikolatayı ne kadar tanıyorsunuz? İşte doğrular ve yanlışlar.

    Çikolata şişmanlatır

    Hem doğru, hem yanlış. 100 gram sütsüz çikolata, yaklaşık 520 kalori demektir. Bu durumda zayıflama rejimleri için pek uygun değildi. Ama küçük miktarlarda tüketildiğinde, şişmanlatmayacaktır.

    Morali yüksektir

    Doğru. Hem verdiği mutluluk hissinin nedeni, sadece tadı değildir. Çikolata aynı zamanda vücudun endorfin salgılamasına yol açar. Bu da moral üzerinde etkili bir maddedir.

    Sivilce yapar

    Yanlış. Eskiden beri süregelen bu kural, günümüzde dermatologlar tarafından reddediliyor. Çünkü hiçbir medikal araştırma bunu doğrulamadı.

    Karaciğeri zorlar

    Doğru. Hepatit fonksiyonlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, yüksek miktarlarda çikolata yenmesinin karaciğer krizine yol açtığı ortaya konmuş. Ayrıca bu durumun genellikle pek çok maddeye karşı sindirim sorunu yaşayan insanlarda daha fazla görüldüğü de saptanmış.

    Bağımlılık yaratır

    Hem doğru, hem yanlış. Bağımlılık yaratır. Ancak sağlığa zararlı değildir. Hiç olmazsa alkol, tütün ve sakinleştirici ilaçlar kadar... Bazı zamanlarda önlenemez bir çikolata yeme arzusu (regl döneminden birkaç gün önce, heyecanlandıktan sonra ya da güç sarf etmeden önce) söz konusuysa bağımlılıktan söz etmek mümkün olabilir. Fakat bu durum kesinlikle tehlikeli değildir, vücut ölçüleri dışında...

    Dr. Sumru Özbay

    "Tatlı diş "inizi söküp atın.

    İngilizler aşırı tatlı düşkünü olanları "Tatlı dişi var" diye tanımlar. Sık sık kilonuzla boğuşmamak, sağlıklı, enerjik bir yaşam sürebilmek için tatlı dişinizi söküp atmalısınız. Türk insanı tatlıya düşkün. Tatlısız yemek, eksik yemek olarak düşünülüyor. Avrupa'ya gidenler bilirler, çok şerbetli tatlıları yoktur. Genellikle sütlü, az şekerli tatlıları tercih ederler. Mutfaklarında baklava-börek olan milletlere bakın, genelde hepsi kilolu. Örneğin, şerbetli ve kaymaklı, bol kalorili bal kabağı tatlısı.... Türkiye'de bal kabağı hep tatlı olarak olarak yenir, kimsenin aklına haşlayıp püre yapmak, etin yanında servis etmek gelmez. Oysa yurtdışında bal kabağının çorbası, püresi, fırında pişmişi, az şekerli payı var, ama şerbetli tatlısını bilen yok.

    Tatlı alışkanlığının temeli çocuklukta atılıyor. Tatlı çocukları ödüllendirmede en çok kullanılan yiyecek. "Uslu durursan sana çikolata alırım," "Hafta sonunda seni dondurma yemeye götüreceğim," diyen anne-baba çoktur.

    Çocuklarına kurabiye-kek yapmaya fısat bulamayan çalışan anneler eksiklik duygusuna girerler. Bu şekilde tatlıyla ödüllenmeye alışınca, ileride büyüyüncede kendimizi hep tatlıyla ödüllendiriyoruz.

    Anne-babaların şunu iyice anlaması gerekiyor: İyi beslenmek çok yemek değil, doğru ve dengeli yemektir. Şeker vitamin,mineral veya değerli bir başka besin maddesi içermiyor. Sadece boş kalori veriyor, şişmanlığa giden yolda emin adımlarla yürümenizi sağlıyor.

    Gelin küçük bir deney yapalım. Sadece bir hafta sürecek. Bir hafta boyunca tatlı,şeker,çikolata,şekerli kek ve kurabiyeleri hayatınızdan çıkartın. Bu yiyeceklerle hiç tanışmamış olduğunuzu varsayın. Bol bol sebze,meyve,esmer pirinç-makarna,kepekli ekmek, tavuk-balık yiyin. Bir haftanın sonunda kendinizdeki değişime inanamayacaksınız. Artık eskisi gibi tatlı krizlerine girmediğinizi, şerbetli tatlıları aşırı şekerli bulup, yemekte zorlandığınızı fark edeceksiniz.

    Bir haftalığına da olsa tatlısız bir yaşam zor mu geliyor? O zaman sizi daha az zorlayacak bir başka deneyimiz var. Bir hafta boyunca çayınızı kahvenizi şekersiz için. Ertesi hafta artık şekerli-çay çok tatlı gelmeye başlayacak. Hergün en az 2-3 fincan şekerli çay veya kahve içtiğinizi varsayalım. Bir gün boyunca tasarruf edeceğiniz kalori miktarı çok fazla olmayabilir. Ama bunu bir haftaya, bir aya,bir yıla,tüm bir yaşama yaydığınızı düşünün. Bu enerji tasarrufunu yararlı başka bir şeyi yemek için kullanabilirsiniz. Bu arada işin kolayına kaçıp kendinizi tatlandırıcıya alıştırmamanızı öneriyoruz. Çünkü tatlı dişinizi daha da sağlamlaştırıyorlar.

    Dr Yasemin Bradley ve Anthony Bradley - İnkılap Kitabevi
#16.05.2005 20:38 2 0 0
  • ABD"de beynine çip yerleştirilen bir felçli hasta, sadece düşünerek uzaktan robot kolu hareket ettirmeyi başardı...

    Rhode Island ve Kuzey Carolina'daki Brown ve Duke
    üniversitelerinin ortak çalışması sonucu yapılan deneyde, 4 yıl önce
    bıçaklı bir saldırı sonucu felç olan Matt Nagle isimli hasta, beynine
    yerleştirilen bir cihazla suni bir eklemi hareket ettirebilen ilk
    insan oldu.

    Hastanın beynine yerleştirilen küçük bir aspirin büyüklüğündeki
    çip, insan saçından daha ince 100 elektrot alıcısına sahip bulunuyor.
    Alıcılar, bir şey düşünüldüğünde beyindeki ince elektrik sinyallerini
    tespit ederek, bunu harekete çevirmeyi sağlıyor.

    Cyberkinetics adlı bir firma tarafından geliştirilen ve BrainGate
    adı verilen teknoloji sayesinde, gelecekte felçli hastaların, sadece
    düşünerek bir kas dahi oynatmadan internette sörf yapabilecekleri,
    elektronik posta gönderebilecekleri, oyun oynayabilecekleri,
    televizyon ve telefonu uzaktan kullanabilecekleri belirtiliyor.
#31.03.2005 17:57 2 0 0
  • İşte mucize besinler...
    Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan sizi uzun süre tok tutar.

    Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Bu sebzenin kalorisi yok denilecek kadar az ve oldukça tok tutucudur.

    Tatlı olarak 250 gr. mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve früktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.

    Albümin iştahı kapatır. Bir porsiyon yeşil fasulyeyi 20 dakika suda haşlayıp sirke, karabiber ve biraz tuzla tatlandırın. İsterseniz yağsız krema da katabilirsiniz.

    200 gr. ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 1 00 gr kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur. Ayrıca selülit oluşumunu da engeller.

    Kendinize yeşil salata, uskumru balığı, kivi ve portakaldan oluşan bir ziyafet hazırlayın. Balığın içeriğindeki İyot, tiroit bezinin İşlevlerini hızlandırdığından açlık hissi giderilir.

    Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.

    Haftada iki yumurta yiyin. Çünkü yumurtada bol miktarda triptofan var. Bu da neşenizin yerine gelmesini sağlar.

    Enerjisiz kalmak için 1 demet maydanozu blenderden geçirip sebze suyla karıştırın. Bir-iki damla acı biber sosu ekleyin ve bunu bir güzel için. Bu içeceğin içindeki C vitamini ve bitkisel maddeler yağ yıkımını kolaylaştırır.

    Kırmızı elmayı İnce dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışımın İçeriğindeki değerli lifler hem doyurucu hem de bağırsakları çalıştırıcı etki gösterir.

    Yağsız kaşarı ince İnce dilimleyin ve siyah zeytin İle süsleyin. Üzerine 1 yemek kaşığı sirke dökün. Bu, birkaç saat için açlığınızı giderecektir.

    Karaciğerlerinizi çalıştırmak için 10 adet enginar kökünü, içine 1 doğranmış soğan, karabiber tanesi ve yarım limon katılmış suda haşlayın. Daha sonra 1 çay kaşığı bal, iki sap kekik ve biraz limon suyunu kaynatın. Enginar köklerini süzün ve hazırlamış olduğunuz karışımın İçinde biraz pişirip çıkarın.

    Bol bol böğürtlen yiyin. Böğürtlen sizi hem neşelendirir, hem de tok tutar. Kan şekerinizin yükseleceğinden korkmayın. Çünkü böğürtlenin İçeriğindeki doğal şekerler kan şekerini hiçbir şekilde etkilemez.

    Kahvaltıda armut yiyin. Armutu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt ekleyin. Armutun içeriğindeki früktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.

    Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.

    Kendinize kırmızı portakal ve 50 gr. ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50 gr. yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın. Hem enfeksiyonlara karşı korunun hem de midenizi doyurun.

    Günde üç kez meyve suyu için. Meyve suyunun İçine katacağınız soda, magnezyum ihtiyacınızı karşılayacak ve açlığınızı giderecektir.

    Bezelyenin içeriğinde bulunan albumin, iştahınızı kapatmak için iyi bir besindir. Bu nedenle sık sık bezelye çorbası için.
#25.03.2005 21:11 2 0 0
  • Diş Hekimi Ali Cenk Erdem, amalgam dolguların içinde yüzde 50'ye yakın civa bulunduğunu belirterek, bunun Parkinson, Alzheimer gibi hastalıklara sebep olduğunu, bu yüzden beyaz diş dolgusunun kullanılmasını söyledi.

    hekimlerinin genelde kullandığı amalgamın sağlık açısından zararlı olduğu belirtildi. Diş Hekimi Ali Cenk Erdem, amalgam dolguların içinde yüzde 50'ye yakın civa bulunduğunu belirterek, bunun Parkinson, Alzheimer gibi hastalıklara sebep olduğunu söyledi. Amalgam dolgu, gümüş, kalay ve bakır alaşımının, cıva ile karıştırılması ile elde ediliyor. Karışımın yüzde 45-50'sini oluşturan civa oluşturuyor. Civa metalleri birbirine bağlayarak dayanıklı bir dolgu malzemesi haline getiriyor. Amalgam dolgu, 150 yıldan beri geliştirilerek kullanılıyor. Dünya genelinde yılda yaklaşık olarak 1 milyar amalgam dolgu yapılıyor. Ankaralı Diş Hekimi Ali Cenk Erdem, Türkiye'de amalgam dolgunun çok yaygın olduğuna dikkat çekerek, bilimdeki son bulguların bu dolgu çeşidinin sağlık açısından çok ciddi sorunlara sebep olduğunu gösterdiğini belirtti. Erdem, amalgamın insan sağlığına neden zarar verdiğini şöyle açıkladı: "Amalgam dolgu, zamanla aşınıyor. Aşınmadan dolayı içinde bulunan sindirime ve oradan da kana karışıyor. Amalgam, aynı zamanda içinde bulunduğu madde sebebiyle strese sebep oluyor. Ağız tadını değiştirdiği için damak tadını da etkiliyor."

    "Üretici firma da uyarıyor"
    Erdem, "Amalgam dolgususun maddesini üreten firmalar, bunun insanın sağla zararlı olduğunu net bir şekilde kabul ediyorlar. Amalgam kutuların üzerinde 'koru kafa' işareti var. Aynı zamanda ekolojik dengeye zarar verdiği işareti de var. Bunların kullanılmasından dolayı her yıl tonlarca civa atık sularla çevreye bırakılıyor. Çevre felaketine sebep oluyor" dedi.
#09.10.2005 19:33 1 0 0
  • İşte, MTV müzik kanalında sadece bir kez yayınlandıktan sonra ABD yönetimi tarafından yasaklanan fragman.

    11 Eylül'de New york'taki ikiz kulelere saldırı anının görüntüleriyle birlikte, AIDS, açlık, yoksulluk gibi konuların çok çarpıcı bir biçimde dile getirildiği fragmanı aşağıdaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz.

    :download:
#09.10.2005 19:30 1 0 0
  • Cilt Yapısı
    Cildinizin tipini bilmeniz, doğru bir cilt bakımı yapmanız için son derece önemlidir. Çok basit bir test ile her yerde cildinizin yapısını değerlendirebilirsiniz. Böyle bir testi yapabilmek için ihtiyaç duyacağınız malzeme, ince ve emici bir kağıttan (sigara kağıdı olabilir) hazırlanmış, 2 cm. eninde, 5-6 cm. boyundaki şeritlerdir.

    1. Testin Yapılışı
    -----------------------------------------------------------------------
    Birinci Basamak

    Yüzünüzü ılık su ve yumuşak bir sabun ile bastırmadan ve zorlamadan yıkayınıp, bol su ile çalkalayınız. Cildinizi kurulayın ancak herhangi bir krem, losyon veya kozmetik tatbik etmeyiniz. Cildinizi yıkamak ile, cilt üzerindeki örtüyü kaldırmış oldunuz. Sağlıklı bir cilt bu örtüyü 1 saat içinde yeniden oluşturur.

    İkinci Basamak

    Hazırlamış olduğunuz kağıt şeritlere alın, burun, çene ve yanak yazınız.

    Üçüncü Basamak

    Hazırladığınız kağıt şeritleri, üzerlerinde yazan yerlere göre alın, burun, çene ve yanak bölgelerine yapıştıracak gibi sıra ile tatbik edin ve 10'a kadar sayın.

    2. Testin Değerlendirilmesi
    ------------------------------------------------------------------------
    Eğer cildiniz yağlı ise:

    Tatbik ettiğiniz kağıt şeritler alın, burun, çene ve iç yanak bölgelerine nerede ise yapışır ve meydana gelen yağ lekesi büyük olur.

    Eğer cildiniz kuru ve veya susuz kalmış ise:

    Kağıt şeritler hiç bir yere yapışmayacak ve burun bölgesi dışındaki kağıtlarda yağ lekesi oluşmayacaktır.

    Eğer cildiniz karışık karakterde ise:

    Kağıt şeritler alın, burun, çene bölgelerinde büyük yağ lekelerine sahip iken diğer bölgelerde kuru kalır.
    ]
#01.09.2005 17:43 1 0 0
  • Daha sağlıklı ve formda hissetmek istiyorsunuz; fakat ne spor yapmaya vaktiniz var, ne de stresli hayatınız diyet yapmanıza izin veriyor. Hiç sorun değil: Ünlü İngiliz gazetesi Mirror, formunuzu parmağınızı kıpırdatmadan korumanın 20 yolunu sıralıyor

    1. Öğle yemeğinde portakal suyu için: Beslenme uzmanları, öğle yemeklerinde portakal suyu içmenin, vücuda giren demir oranını ikiye katladığına dikkat çekiyor. Üstelik, kahveyle alkolün, yediğiniz besinlerin sindirilmesini yavaşlatan etkisinden de uzak kalmış olacaksınız.

    2. Cappucciono'nuzu tarçın serpin: Günde sadece yarım tatlı kaşığı kadar tarçın, kolesterolü düşürür ve kan şekeri değerlerinin dengede kalmasını sağlar.

    3. Kepekli ekmek yiyin: Kepekli ekmek, beyaz ekmeğe göre dört kat fazla liflidir; üç kat fazla çinko ve iki kat fazla demir içerir. Ekmek kabuklarını yemeyi de ihmal etmeyin. Çünkü ekmek kabuğundaki kalın bağırsak kanserini önleyen enzimler, ekmeğin geri kalan kısımlarındakinden sekiz kat fazla bulunuyor.

    4. Sebzeleri çok çiğneyin: Sebzeleri uzun uzun çiğnemenin, içlerindeki kanserle mücadelede büyük önem taşıyan enzimlerin serbest kalmasında etkili olduğu bilinen bir gerçek. Ayrıca, sebzeleri ne kadar az pişirirseniz, koruyucu etkilerinin o kadar güçlü olacağını da unutmayın.

    5. Yüzde 80 kuralını uygulayın: Eski bir Japon beslenme tekniği olan 'Hara Hachi Bu'yu göz önüne alın ve yemeğinizin yüzde 20'sini tabakta bırakın. Bu sayede diyabet, kalp krizi ve felç gibi tehlikelerden de uzaklaşmış olursunuz.

    6. Portakalın önemi: Portakal, akciğer kanserine yakalanma riskini azaltır. Turunçgilleri düzenli olarak yiyenlerin, hastalıklara yakalanma riskinin yüzde 30 azaldığı belirtiliyor. Ayrıca her gün dört porsiyon turunçgil yiyenlerin felç olma tehlikesi, yemeyenlere göre yüzde 40 daha az.

    7. Farklı renkte yiyecekler yiyin: Eğer kırmızı, portakal rengi, sarı, yeşil, mor gibi farklı renklerdeki sebze ve meyveleri yerseniz, mümkün olan en iyi antioksidan, vitamin ve mineral karışımını da almış olursunuz.

    8. Pizza yiyin: Ama mutlaka ince hamurlu ve bol domatesli olanlarını. Çünkü domateste bulunan ve tümörlerin büyümesini engelleyen 'lycopene' adlı antioksidan, domatesler pizza soslarıyla karışmışken vücut tarafından daha iyi sindiriliyor.

    9. Diş fırçanızı temizleyin: Diş fırçasının kılları arasına yerleşmiş olan mikropların anlamı, çoğu kez griptir. Diş fırçanızı haftada 4 kez temizleyin.

    10. Zihninizi çalıştırın: Yabancı dil öğrenin ya da kitap okuyun. Zihninizi çalıştırmak, hafızanızı güçlendirir.

    11. Daha çok seks yapın: Seks iyi bir egzersizdir ve vücudun endorfin salgılamasına neden olur.

    12. Diş ipi kullanın: Araştırmalar, dişeti rahatsızlığı bulunanların, kalp kriziyle sonuçlanan damar sorunlarına yatkın olduğunu ortaya koyuyor.

    13. Bol bol gülün: Kardiyologlar, 100- 200 gülüşün 10 dakikalık egzersize eşit olduğunu ifade ediyor. Gülmenin stresi azaltması ve doğal savunma hücrelerinin üretimini arttırması gibi özellikleri de var.

    14. Meyveleri yemeden hemen önce soyun: Soyulduktan sonra bekletilen sebze ve meyveler, kanserle mücadele eden besleyici özelliklerini kaybediyor.

    15. Annenizi arayın: Bir araştırmanın, annelerine yakın olmayan insanların yüzde 91'inin yüksek tansiyon, alkolizm ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinin yüksek olduğunu ortaya koyduğunu unutmayın.

    16. Çay keyfinden mahrum kalmayın: Her gün bir fincan çay içmek, kalp hastalıkları riskini yarı yarıya azaltır. Araştırmalar ayrıca, her gün çay içmenin, bir kalp krizinden sonra hayatta kalma olasılığını yükselttiğini de gösteriyor.

    17. Evcil hayvan besleyin: Evcil hayvanlar hayata daha olumlu bakmamızı sağlar.

    18. Sandviçlere domates koyun: Günde sadece bir adet domates yemek bile, bir kalp hastalığına yakalanma riskini yüzde 30 oranında azaltır. Domates suyunun da benzer bir etkisi vardır.

    19. Buzdolabınıza önem verin: Yiyecekleri buzdolabında saklamanın birçok püf noktası bulunuyor. Örneğin, salataları buzdolabının ön taraflarına yerleştirmemeye özen gösterin. Çünkü kapıyı her açtığınızda buzdolabına girecek olan ışık, besinlerdeki kanserle mücadele eden hücrelerin ölmesine neden olacaktır.

    20. Tohumlara dikkat: Salataların üstüne ayçiçeği ya da susam serpmek, salataya koyduğunuz yeşilliklerin içindeki antioksidan maddelerin güçlenmesine neden olur.
#30.08.2005 16:29 1 0 0
  • Pek çok kişi zayıflamak için sabahları aç karnına sıcak su, maydanoz ya da limon suyu içiyor. Bu yöntemlerin vücuttan sadece idrar atmaya ve bağırsakları çalıştırmaya yaradığına dikkat çeken uzmanlar, şişkinliği azalanların zayıfladığını sandığını söylüyor


    Zayıflama yöntemleri ve diyetler hakkında ağızdan ağza dolaşan, yıllardır uygulanan çeşitli yöntemler var. Ancak bunların bir kısmının bilimsel gerçeklerle yakından uzaktan ilgisi yok. JFK Hastanesi Beslenme Uzmanı Sedef Süsoy, zayıflamak isteyenlerin diyet ürünler, tatlandırıcılar ve sabahları aç karna içilen maydanoz suları ile ilgili yaptıkları yanlışlara dikkat çekerek, bu konudaki sorularımızı yanıtladı...
    * Yemekler nasıl pişirilmeli ki, kilo almaya davetiye çıkarılmasın? "Kızartmalardan kaçınalım" diyoruz ama sadece haşlama mı sağlıklı? Sadece haşlama yemek zorunda değiliz. Yemeklerimizi fırında ızgarada ya da tencere yemeği olarak tüketebiliriz (sotelemeden). Ama kızartmalardan kaçınmak gerekiyor. Çünkü kızarttığımız her şey (et, sebze) yüksek oranda yağ çekiyor. Yani, yediğimiz yemekle birlikte bolca yağ içiyor gibi oluyoruz.
    * Yemeklerimizde hangi yağı kullanalım? Zeytinyağı sağlıklı diye biliyoruz, ancak en az diğer yağlar kadar o da kalorili... Yemeklerimizde kullanacağımız yağ sıvı olmalı. Tereyağı ve margarinleri hayatımızdan çıkarmalıyız. Sıvıyağı kullanırken de ölçüsüne dikkat etmeliyiz. Katı yağın da sıvı yağın da kalorisi aynıdır ve bir tatlı kaşığı yağ 45 kaloridir. Sıvıyağı kullanmanın en doğru yolu ise, zeytinyağı veya fındık yağından bir ölçü, diğer sıvıyağlardan da bir ölçü karıştırarak kullanmaktır. Böylece, yağ dengesini yakalamış oluruz.
    * Akşam yemekleri için ideal saat kaç? Daha sonra bir şey yenmemeli mi? Akşam yemeği mümkün olduğu kadar erken saatlerde yenmelidir. Mesela 18.00 ile 19.30 arası olabilir. Daha sonrasında ise, sadece bir ara öğünle yemek yeme işlemi bitirilmelidir. Bu öğünde ise, kişiye göre bir meyve, süt vb hafif gıdalar tüketilebilir. Yatmadan en az iki saat önce tüm yeme işlemleri bitmelidir.
    * Ailede bir kişi diyet yapıyorsa, diğer fertler bu kişiye nasıl yardımcı olabilir? Herkes diyete göre mi beslenmeli? Diyet yapmak 'sağlıklı beslenme' anlamına gelir. Bu nedenle, evdeki herkes rahatlıkla diyete göre beslenebilir. Diyet için her zaman 'kişiye özeldir' deriz. Kişilerin yaşam tarzına, alışkanlıklarına göre düzenlenen bir diyette, ev halkı için fazla bir değişiklik olmayacaktır.
    * Damak zevkimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın küçük yaşlarda şekillendiği göz önüne alınırsa, çocuklara tatlıyı sevdirmemek mi gerekir? Ailenin beslenme şekli, çocuğun alışkanlıkları konusunda etkilidir. Çocukları tatlıyla ödüllendirmemek, tatlıya yöneltmemek gerekir. Hiç kimsenin doğrudan tatlıya ihtiyacı yoktur. Tatlıdan almamız gerektiğini savunduğumuz şekeri, ekmek veya ekmek yerine geçen karbonhidrat grubundan da alabiliriz.
    * Pek çok diyetin mönüsünde soda yer alıyor. Günlük soda tüketimi ne kadar olursa, zararlı değildir? Açıkçası ben diyetlerde pek soda içilmesi taraftarı değilim. Çünkü sodadan aldığımız mineralleri sadece sağlıklı beslenerek de yeterli miktarda alabiliriz. Ayrıca, içerisinde bulunan yüksek orandaki sodyum (Na) yüzünden, fazla miktarda tüketilen soda ile vücutta fazla sodyum birikimi oluşabilir. Bu da tansiyon hastaları için istemediğimiz bir durumdur. Zaten toplumumuzda tuz tüketimi gereğinden fazla olduğu için ayrıca bir tuz yüklemesine gerek yoktur.
    * Pek çok kişi zayıflamak için aç karnına maydanoz suyu, limon suyu içiyor. Bu yöntemlerin bilimsel bir açıklaması, dayanağı var mı? Kesinlikle yoktur. Maydanoz suyunun diüretik, yani idrar söktürücü olduğu bilinmektedir. İnsanlar vücutlarından idrar çıkışı olduğunda, şişkinlikleri azaldığı için zayıfladıklarına inanır. Limonun ise, bağırsakları çalıştırıcı etkisi vardır ama zayıflatıcı özelliği yoktur. Sabahları aç karnına içilen sıcak ya da soğuk suyun da zayıflatıcı özelliği yoktur.
    * Kişinin tuvalet alışkanlıkları kilosu üzerinde etkili midir? Kabızlık sorunu olanlar şişmanlıktan daha mı çok yakınır? Kişinin tuvalet alışkanlığı kilosuna etkin olabilir. Kabızlık bazı metabolik hastalıkların göstergesi olabilir. Bu nedenle, bu hastalıklar tedavi edilmediğinde kabızlık devam eder ve metabolizma yavaşlar. Kilo verimi azalır.
    * Kişi kilo aldığı halde beden ölçüsünü koruyorsa, bu şişmanlık adına endişe edilecek bir durum değil midir? Kilo alınıyorsa, beden ölçüsü önemli değildir. Beden hemen etkilenmeyebilir. Kilo alımı sadece bir işarettir. Dikkat edilmesi gerekir ve sebebi araştırılmalıdır.
#21.05.2005 12:47 1 0 0
  • Lahana, mide ve bağırsak dostu
    Sebze olarak her evde sevilerek kullanılan beyaz lahananın çok önemli iyileştirici özellikleri, eski çağlarda da bilinirdi. Ama faydaları, ancak 1950 sonrasında bilimsel araştırmalarla kanıtlanabildi.

    Kullanım alanları ve biçimleri: Lahananın mide ve oniki parmak bağırsağı ülseri tedavisinde çok etkili olduğu, bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır. Bu tedavi, 4-5 hafta boyunca lahana özsuyu içilerek yapılır. Hasta kişi hafif diyet besini alır ve yemeklerden sonra olmak üzere, gün boyunca toplam 1 litre lahana özsuyu içer. Mide yanması ve mide ağrıları da bu tedavi sayesinde kısa sürede sona erer. Lahananın başlıca etken maddelerinden biri, laktik asittir. Bu, bağırsaklardaki yararlı bakterilere sağlıklı bir yaşam ortamı hazırlanmasında rol oynar. Genelde, çiğ lahananın salata biçiminde bolca tüketilmesi, büyük yarar sağlar.
#15.05.2005 02:39 1 0 0
  • Çalışmalar bazı vitaminlerin eksikliğinin insanlarda duygu durumunu etkilediğini ortaya çıkardı. Araştırmalara göre, Tiamin, Folik asit, Vitamin B6, Vitamin Bi2 eksikliği depresyona neden oluyor.
    Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan, "SB Diyalog" dergisinde yer alan habere göre, Omega-3 yağ asitleri eksikliği de depresyona ve duygu durum dalgalanmalarına yol açıyor. Harvardlı psikiyatristler, manik depresyonlu hastaların Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslendiğinde daha uzun süre remisyonda kaldığını tespit etti. Duygu durumu ile yiyecekler arasındaki ilişkiyi İlk olarak, "Managing Your Mind and Mood Through Food" kitabının yazarı Ludith Wurtman popülarize etti. Wurtman, çok basitçe, sadece karbonhidratlardan oluşan ayrı öğünlerle gerilim ve stresin önlenebileceğini ileri sürüyor ve zihinsel keskinliği artırmak için de protein yemeyi tavsiye ediyor. Son zamanlarda çikolatanın da duygu durumu ile sıkı ilişkisi olduğu ortaya atıldı. Çikolatanın adet görmek üzere olan kadınları neşelendirdiği çeşitli çalışmalarla desteklendi. Bu konuda şöyle bir teori bile üretildi:

    "Çikolatanın içindeki kimyasal maddeler adet dönemindeki hormonal değişimleri dengeliyor".

    Dergide yer alan habere göre bu konudaki tartışmalar uzayacağa benziyor. "En iyisi ne yediğiniz kadar, kimlerle yediğinize, nasıl yediğinize, nasıl bir duygu ile yediğinize dikkat edin" uyarısı yapan uzmanlar, "Haftada iki öğün de olsa balık yemeyi, her fırsatta yeşil meyve ve sebze yemeyi, ikram edilen çikolataları geri çevirmeden almayı kural haline getirin" dediler.
#02.05.2005 12:33 1 0 0
  • Miyopi, halk arasında "uzağı net görememe" olarak biliniyor. 5 ile 18 yaş arası artan ciddi bir sorun. Basit miyopi, toplumda yüzde 25 oranında görülüyor ve düzeltmeyle tam görme kazanılır.
    Ara tip miyopide düzeltme sonucu göz tamamen ya da tamamına yakın şekilde görebiliyor. Bu tip sorunların yüzde 60'ında retinayla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Dejeneratif miyopi ise ilerleyici miyopi ya da yüksek miyopi olarak adlandırılıyor. Yüksek dereceli miyopların yüzde 30'unda göz içi basıncı yüksek seyrediyor ya da glokom göz tansiyonu gelişme riski vardır.
    Neden uzağı göremiyoruz?

    Neden çoğu zaman kalıtsaldır. Hastaların bir kısmı iyi göremediğinin farkında olmuyor. Yakını net gördükleri için uzaklaştıkça cisimlerin netliklerini kaybetmelerini doğal karşılıyorlar. Bunun sonucunda da, kırma kusurları uzun süre fark edilmiyor.

    Nasıl tedavi edilİr?

    Miyopi, hafif veya ileri derecede olabilir. Bu kusurun tedavisi için gözlük, kontak lens, lasik (excimer laser) ve cerrahi yöntemlere başvurulur.

    Miyopi için kullanılan gözlük kalın kenarlı ve camın ortası kalın olduğundan estetik problem de ortaya çıkıyor. Kontak Lens, gözlüğe göre daha avantajlı olmasının yanı sıra, alerji ve enfeksiyona yol açabiliyor. Ayrıca, sürekli bakım gerektirmesi de bir başka dezavantajı. Lazer ise korneanın yeniden şekillenmesi esasına dayanıyor. Excimer lazer uygulandıktan sonra kapakçık yeniden kapatılıyor. İşlemin ardından, hasta ertesi gün normal yaşantısına dönüyor. Bu işlem yeni teknoloji sayesinde ortalama 6 ile 8 dakika sürüyor.
#02.05.2005 12:32 1 0 0
  • İki bilim adamının yazdığı 'Tehlikeli Oyuncak' adlı kitap, cep telefonunun zararlarına ilişkin tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. İşte cebimizin madde madde kısa ve uzun vadeli zararları;

    Cep telefonuyla ilgili yeni teknolojilere kulağımızı kabartmışken, iki bilim adamı keyfimizi kaçırdı. Tehlikeli Oyuncak adlı kitap, cep telefonunun insan sağlığı üzerindeki zararlarına ilişkin çarpıcı araştırma sonuçlarını, cep telefonu lehine yapılan bilimsel çalışmaların nasıl fiyasko ile sonuçlandığını ve bilim adamlarının ilginç itiraflarını içeriyor. İşte cep telefonunun ortaya çıkaracağı rahatsızlıklar ve ondan korunma yöntemleri...

    ÖLÜMÜNE KONUŞUYORUZ...

    Cep telefonumuz yoksa, varlığımızın da bir anlamının kalmayacağı günlere doğru koşar adım gidiyoruz. Kısa sürede elimiz ayağımız zannettiğimiz bu cihaz sayesinde konuşuyor, yazışıyor, fotoğraf çekiyor, TV izliyor, müzik dinliyor, tansiyonumuzu ölçüyor, haberdar oluyor, hesaplarımızı düzenliyor, ödüyor, harcıyor ve daha pek çok şey yapıyoruz.

    Kulaklarımızı, cep telefonlarının muhteşem işlevlerine kabartmışken alın üç yeni gelişme size: Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), cep telefonlarından ve baz istasyonlarından maruz kalınan radyo dalgalarını içine alan elektromanyetik alanları, muhtemel kanserojen içeren 2-B grubuna aldı. Bu bilgi muğlak geliyorsa, işte daha anlaşılır olanı: İngiltere Radyolojik Koruma Kurulundan: Cep telefonları küçük çocuklarda tümör riski yaratıyor. Bu türden bilgilerden daha çok var; çünkü zaman ilerliyor ve kullandığımız teknolojinin uzun vadede görülecek zararları bir bir ortaya çıkmaya başladı: Dünya iletişim devlerinden AT&T için çalışıp cep telefonunun zararının olmadığını söyleyen Dr. George Carlo, şirketten ayrıldıktan sonra yazıp konuşabiliyor ancak: Laboratuvar deneyleri, cep telefonu radyasyonunun genetik şifre bozukluklarına yol açtığını göstermiştir.

    Medyada arada bir yayınlanan haberler, cep telefonlarının zararsız olduğu, yapılan araştırmalarda zararının henüz tam olarak tespit edilemediği yönünde bilgiler veredursun; bu harika cihaz sayesinde sağlığımızın büyük bir tehdit altında olduğu, artık bilimsel verilerle ve yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Türkiyede madalyonun kara yüzü ile ilgili yayınlanan ilk kitap, geçtiğimiz günlerde okurun ilgilisine sunuldu. Hayykitap Yayınlarının çıkardığı Tehlikeli Oyuncak adlı eser, Prof. Dr. Selim Şeker ve Anıl Korkut tarafından yazıldı. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünün hocalarından Prof. Selim Şeker, 25 yılı aşkın zamandır elektromanyetik ve bunun insan üzerindeki etkileri konularında bilimsel çalışmalar yapmış, eserler kaleme almış bir isim. Anıl Korkut ise moleküler biyoloji, genetik ve kimya okumuş, halen Amerika Colombia Üniversitesinde genetik konusunda doktora çalışmalarını sürdüren bir bilim adamı... Şeker ve Anıl"ın bilimsel-akademik bir dile boğulmadan, herkesin anlayabileceği bir dil ve üslupla kaleme aldıkları kitap, cep telefonunun sağlığımız üzerindeki zararlarına ilişkin çarpıcı araştırma sonuçlarını, dehşet verici çelişkileri, cep telefonu üreticilerinin cep telefonu lehine destekledikleri bilimsel çalışmaların nasıl fiyasko ile sonuçlandığını gösteren örnekleri, bilim adamlarının ilginç itiraflarını içeriyor. Kanserden beyin tümörüne, yüksek tansiyondan hafıza kaybına, cep telefonunun kısa ve uzun vadede ortaya çıkan ve çıkması muhtemel olumsuz etkilerinin anlaşılır bir dille açıklandığı kitapta, en az zararla gerçekleştirilecek kullanım için, bir kısmını üst tarafta alıntıladığımız tavsiyelerde bulunuluyor.

    Konu ile ilgili görüştüğümüz Prof. Dr. Selim Şeker, kulağımızın neredeyse içine sokup beynimize bu kadar yakın tuttuğumuz, elektromanyetik radyasyon yayan başka bir cihazın olmadığını belirtiyor ve şöyle diyor: Diğer aletlerin kullanımında aldığımız zararı, vücut kendini yenileyerek bertaraf edebiliyor. Oysa cep telefonunu yoğun kullandığımız için buna fırsat vermiyoruz. Cep telefonunun kullanımı gün geçtikçe artıyor. Dolayısıyla daha da bağımlısı oluyoruz ve tehlike gittikçe büyüyor.

    Prof. Şeker, zaman zaman medyada cep telefonlarının insan sağlığına zararı olmadığı yönündeki haberleri nasıl karşıladığı yönündeki sorumuzu, sigara örneği ile açıklıyor: 1960larda sigaranın zararlarından hiç söz edilmiyor, sadece öksürük yaptığı konuşuluyordu. Ama şimdi kanser yaptığını biliyoruz. Biz sigarada yapılan hatanın cep telefonunda da yaşanmaması için dikkatli olmamız gerektiğini, zararlı yanlarıyla ilgili sonuçları ve ihtimalleri belirtip uyarmayı istiyoruz. Bu teknolojiyi bilinçli kullanmak, çocuklardan uzak tutmak gerektiğini, bir bilinç oluşturup cep telefonu üreticilerini, daha az elektromanyetik radyasyon yayan cihazlar yapmaları için zorlamak gerektiğini söylüyoruz.

    Türkiyede bazı GSM operatörlerinin hazırladığı ve cep telefonunun sağlığa zararının olmadığını belirttiği broşürlere, para karşılığında, konu ile ilgili bir tane bile makalesi olmayan bilim adamlarının imzasının alındığını belirtiyor Prof. Şeker ve ekliyor: Bu türden çalışmaları bağımsız kuruluşlar yapar. Şikayetçi olunan tarafın, şikayet ile ilgili çalışma yapması etik acıdan ne kadar doğru olur? Ama medya bu kuruluşlardan büyük miktarlarda reklam girdisi sağladığı için aleyhte sonuç veren çalışmaları değerlendirmiyor, lehte olan çalışmaları ön plana çıkarıyor.


    Cep telefonundan korunmanın basit yolları

    Cep telefonu görüşmelerini mümkün olduğunca kısa tutup gereksiz konuşmalardan kaçınmak, yakında sabit hat varsa onu tercih etmek.

    Acil durumlar hariç çocuklara cep telefonu kullandırtmamak, telefonları onların yakınında tutmamak.

    Cep telefonu görüşmelerini çocuklardan mümkün olduğunca uzakta yapmak.

    Hamilelikte cep telefonunu acil durumlar dışında kullanmamak, hamilelik süresince evdeki cep telefonlarını kapalı tutmak.

    Cep telefonunu bir kulaklık aracılığıyla kullanmak. (Bu, zararı bütünüyle önlemez, ancak azaltabilir. Çünkü kulaklıkla da radyasyon beyne ulaşır.)

    Konuşma dışında cep telefonunun ekstra özelliklerini kullanmaktan kaçınmak. (Bir çalar saat, gece boyunca başucunuzda durarak biyolojik ritminizi altüst edecek cep telefonuyla aynı işlevi görecektir.)

    Kısa bilgi gönderiminde SMS kullanmak.

    Cep telefonlarının en savunmasız zamanda yakalayacağı geceleri cihazı kapatma alışkanlığı kazanmak.

    Cep telefonlarının en çok radyasyon yaydığı zamanlar, telefon çaldığı ve çevirdiğiniz numaranın bağlandığı anlardır. Bu sırada telefonu baş bölgesinden uzakta tutmak. (Gelen çağrıyı açtıktan veya karşı taraf görüşmeye açtıktan 1-2 saniye sonra cihazı kulağa götürmek daha güvenlidir.)

    Asansör ve otomobil gibi dar ve kapalı alanlarda cep telefonu ile görüşme yapmamak. (Cihaz çekmediği için görüşmenin gerçekleşmesi baz istasyonun daha fazla elektromanyetik radyasyon iletmesini gerektirir.)

    Baz istasyonları ve taşıma hatlarını, okul, kreş, hastane ve huzurevi gibi alanların uzağında kurmak. (Radyasyondan en çok zararı çocuklar, hamileler ve yaşlılar görür.)

    SAR değeri daha düşük cihazı tercih etmek daha az radyasyona maruz kalmak demek. SAR değeri düşük cep telefonlarını tercih etmek.

    Harici antenli cep telefonlarını tercih etmek.

    Cep telefonunu gün içinde vücudunuzdan olabildiğince uzakta, çantada; çantanız yoksa, en dış cebinizde taşımak.

    Cep telefonlarını elektromanyetik fren sistemli taşıtlarda, petrol istasyonlarında ve hastanelerde kullanmamak.

    Cep telefonunu kalp, beyin ve cinsel organlara yakın bir yerde taşımamak.

    Yakınınızda bulunan baz istasyonunu kaldırtmak ve servis yetkililerine, istasyonları için sağlığı tehdit etmeyecek yerler seçme konusunda sorumluluklarını hatırlatmak.

    Cep telefonunun bir organımız olduğunu zannetmemek, hayatı cep telefonu olmadan idare etmenin yollarını aramak, mümkün mertebe klasik iletişim araçlarını kullanmak.

    Kısa vadeli zararları (24 saat)

    Görüş alanında daralma.

    Kalp pilinin bozulma riski.

    Yoğun stres ve yorgunluk hissi.

    Konsantrasyon ve dikkat bozulması.

    Kulak çınlaması ve kulaklarda ısınma

    İşitmede geçici aksaklıklar oluşması.

    Baş ağrıları ve sersemleme

    Uzun vadeli zararları (10 yıl)

    Genetik yapının bozulması.

    Beyaz kan hücresi (lenfoma) kanseri.

    Kan beyin bariyerinin zedelenmesi.

    Kalp rahatsızlıkları.

    Hafıza zayıflaması ve beyin tümörü riski

    Kalıcı işitme bozuklukları.

    Embriyo gelişiminin zarar görmesi.

    Kadınlarda düşük riskinin artması.

    Kan hücrelerinin bozulması.

    Bağışıklık sisteminin bozulması.

    Yüksek tansiyon.

    Sperm sayısının azalması.

    Cilt kanseri.
#01.05.2005 23:56 1 0 0
  • TTKD uzmanları yaptıkları kıyaslamalı analizlerde bir çok sabun markasının mikroplara karşı etkili olmadığını tespit ettiler...Ancak standarda da zorunluluk yok.Marka seçin.Eğer seçtiğiniz sabun mikropları öldürmüyorsa durumunuz çok kötü..

    *Dove (kalıp),Reward kalıp(bakterisid etkili),Jahnsons(sıvı sabun),Arko nem( sıvı sabun),Protex (kalıp)markalarının E.coliye etkili olduğu görüldü.

    Uzmanlarımızın yaptığı tesbit çalismalarinda sadece Protex (kalıp)ve Sandy (krem sabun) markalarının S:aureus mikroorganizmasına karşi etkili oylduğu belirlendi.

    Sabunlar mikroplara karşi öldürücü etki yapmıyorsa temizlediğini düşündüğümüz yerler mikrop dolu demektir...Eyvah!

    Bir çok tüketici raflardaki rengarenk albenisine aldanıp etiket bilgilerine bakmaksızın alırlar sabunları.Ama bu konudaki genel kanı sabunların temizlik aracı olduğudur.İşte bizde bu yüzden bu düşünceden yola çıkarak araştırmamızda el hijyeni için en önemli olan E.coli ve S.aureus bakterilerine karşı etkinliğini ölçtük.Bilinçsizce kullandığımız sabunları araştırdık.

    Sabun bir temizlik ajanıdır.Hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkali hidroksid ile reaksiyona girmesi yani etkileştirilmesi sonucu sabunlar meydana gelir.Fakat içine herhangi bir mikrop öldürücü(bakterisid) kimyasal madde ilavesi yapılmadığı takdirde sabunların mikroplara karşı hiçbir etkisi yoktur.

    Özellikle tuvalet sonrası bakterisid etkili bir sabun kullanılmadığı takdirde tuvalet kaynaklı mikroorganizma olan E.coli yok edilmemekte ve insan tehdit etmektedir.Bu nedenle sabun etiketinde bakterilere karşı etkindir veya bakterisid ibaresi bulunanlar tercih edilmelidir.piyasada el sabunları,banyo sabunları,cilt sabunları gibi çeşitli sabunlar bulunmaktadır.

    Özellikle umumi tuvaletler ve gıda imalathanelerinde sabunların birçok insan tarafından kullanılması sonucu,sabunların üzeri adeta bir mikrop yuvası haline gelmektedir.Mikroplar nemli ortamları sevdiğinden üremeleri buralarda daha kolay olmaktadır.

    Hangi sabunlar mikroplara etkili?

    TTKD"nin mikrobiyoloji uzmanı doktor ,veteriner hekimi ve gıda mühendislerinden oluşan uzman kadrosu 14 sabun markası üzerinde inceleme yaptı.

    Dove (kalıp),Reward kalıp(bakterisid etkili),Jahnsons(sıvı sabun),Arko nem
    ( sıvı sabun),Protex (kalıp) markalarının E.coli"ye etkili olduğu görüldü.

    Uzmanlarımızın yaptığı tespit çalışmalarında sadece Protex (kalıp)ve Sandy (krem sabun) markalarının S.aureus mikroorganizmasına karşı etkili olduğu belirlendi.Diğer markalar bu 2 mikroorganizmaya karşı varlık gösteremediler.


    E.Coli:Coliform bakteriler içinde yer alır.Bağırsak florasında bulunur.Gıda zehirlenmesine yol açar.
    S.aureus:Yara,ağız,burun akıntılarından bulaşan bir bakteridir.Kusma.karın ağrısına yol açar.
#01.05.2005 12:39 1 0 0
  • Hastalığın ilk veya akut döneminde hezeyanlar ve halüsinasyonlar gibi şiddetli psikotik belirtiler görülür. Halüsinasyon, diğer insanların hissedemediği şeyler duymaya, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Olmayan nesneler, objeler görme, kokular duyma gibi... Hezeyanlar ise, başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerdir. Birinin hastanın düşüncelerini kontrol ettiği veya hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi...
    Akut dönemi belirtilerin yatıştığı dönem izler.

    Şizofreni hastalarında depresyon belirtileri sık görülür. Hastalarda bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalarının büyük bölümü üretken bir yaşam süremez ve yalnızca yüzde 20si, genellikle az beceri gerektiren işlerde çalışır.
    Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur.
    Bir psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar.

    Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.
    Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma...) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.
    Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.
    Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkiliyor. Dünyada 60 milyon, Türkiyede ise 600 bin şizofreni hastası bulunuyor.
    Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken yaşlarda başlarsa kişilik üzerindeki hasar o kadar fazla olur ve normal bir yaşam sürme şansı azalır.
    ŞİZOFRENİ NE DEĞİLDİR?
    Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir.
    Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verir.
    Şizofreni kelimesi, bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak şeklinde hatalı olarak kullanılır. Bu insan doğasında bulunan bir özelliktir.
    Şizofreni erken bunama değildir.
    Aşı gibi yollarla korunmanın mümkün olduğu bir hastalık değildir.
#30.04.2005 18:44 1 0 0
  • Göz çevresinin yapı gereği yüzün diğer bölgelerinden çok daha hassas olduğunu belirten uzmanlar, "Güzelleşmek uğruna göz sağlığınızı kaybetmeyin, kozmetik malzemelerin içindeki tek bir madde bile gözde alerjiye sebep olabiliyor.
    Aynı malzeme bir kişide alerji yapmazken, diğer bir kişide alerjik reaksiyona sebep olabilir" uyarısında bulunuyor.

    Göz bölgesinin daha fazla bakım ve özen gösterdiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Mahmure Borlu, "Gözlerine gerektiği gibi bakmayan, onlara bilinçsiz makyajla zarar verip hırpalayan pek çok kişi var. Gözler için bilinçli bakım son derece önemli. Makyajı temizlemeden yatmamak, doğru göz kremini ve makyaj malzemelerini kullanmak gözlerinizin sağlığının ve güzelliğinin anahtarları. Bu noktalara dikkat edilmediğinde alerjiden, göz enfeksiyonuna kadar birçok tehlike göz sağlığını tehdit ediyor" dedi.

    Gözlerde kozmetik ürünlere bağlı olarak görülen rahatsızlıkların başında alerjinin geldiğini kaydeden Dr. Mahmure Borlu, kozmetik malzemenin bizzat kendisinin yada içindeki tek bir maddenin gözde alerjiye sebep olabileceğini, aynı kozmetik malzemenin bir kişide alerji yapmazken, diğer bir kişide alerjik reaksiyona sebep olabileceğini söyledi. Borlu, şunları söyledi:

    "Hasta, bir ürünün kendisinde alerji yapıp yapmadığını genellikle bilmiyor. Bu durumda kullanılan malzeme gözde kızarıklık, sulanma, batma gibi yakınmalar yaparsa hastanın onu derhal bırakarak hekime danışması gerekir. Bu açıdan özellikle sık sık alerji problemi yaşayanların su ile çıkabilen ürünleri kullanmasında, her 3 ayda bir kozmetik ürünlerini yenilemesinde fayda var."

    Kozmetik malzemelerin özellikle gece temizlenmediğinde gözlerde tahrişe neden olduğunun altını çizen Borlu, "Bunu ilk başta fark etmek kolay değil. Ancak 10-15 sene gibi bir süre sonucunda kişilerde kuru göz, kaşıntı, yanma gibi şikayetler görülüyor. Göze sürülen far bile zaman içerisinde gözyaşında ve konjuktiva denilen gözün dış zarı ile temas ederek irritasyon oluşturuyor. Uzun süre rimel sürmüş, gözüne eyeliner çekmiş bir hastanın muayenesinde göz kapağını çevirip baktığımızda altında pürtükler ve pürtüklerin içinde siyah partiküller görürüz. Bu durum gözyaşı salgılayan hücrelerde soruna yol açar ve göz yaşının karakterinde değişiklikler meydana getirir. Bu tablo ile karşı karşıya kalmamak adına göz makyajını silerek yatmak gerekir" şeklinde konuştu.

    Borlu, yoğun olarak yağ içeren kozmetik malzemeleri kullanmamak gerektiğini de ifade ederek, "Bu yağ direkt olarak göz yaşına karışıp bir tabaka oluşturarak görmeyi puslandırıyor. Kornea denilen şeffaf tabaka damarsızdır. Bu tabakanın beslenmesi için gözyaşının içindeki erimiş oksijene ihtiyaç vardır. Gözyaşının üstü ince bir yağ tabakası ile kaplandığında oksijen giremez ve göz bebeğinde oksijensizliğe neden olur. Özellikle kontakt lens kullanan kişilerde bu çok önemlidir. Bu sebeple çok yağlı malzemeden kaçınmak gerekir. Kozmetik ürünün kullanım süresi ve şekli de göz sağlığı açısından önemli bir faktör. Bir malzemeyi uzun süre kullanmamakta fayda var. Kullanım esnasında elde bir bakteri varsa bu göze ve kullanılan kozmetik malzemenin içine bulaşabilir, burada üreyerek tekrar tekrar gözü enfekte edebilir. Özellikle göz enfeksiyonu geçirildiğinde o dönemde göz için kullanılan tüm malzemeleri daha sonra kullanmamak gerekir" şeklinde sözlerini sürdürdü.
#30.04.2005 18:41 1 0 0
  • Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan, günde 4-6 fincan yeşil çay tüketiminin, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağladığını belirtti.

    Prof. Dr. Yücecan'ın, ''Sağlıklı yaşam sürecinde fonksiyonel besinlerin yeri ve önemi'' başlıklı yazısı, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye İrtibat Ofisi'nin internet sitesinde yayınlandı. Yazıda Prof. Dr. Yücecan, sağlık harcamalarındaki artışta en önemli etmenin hatalı beslenme alışkanlıkları olduğunu vurgulayarak, hatalı beslenmeye bağlı şişmanlık, koroner kalp hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz gibi sağlık sorunlarının tedavi maliyetinin çok yüksek olduğuna işaret etti.

    Türkiye'de tüm ölümlerin ilk sırasında koroner kalp hastalıklarının geldiğini belirten Prof. Dr. Yücecan, kadınlardaki kanser vakalarının yüzde 60'ının, erkeklerdeki kanser vakalarının ise yüzde 40'ının beslenme alışkanlıklarına bağlı olduğunu ifade etti.

    Beslenme alışkanlıklarına bağlı kanserlerin başında meme, kolon ve mide kanserlerinin geldiğini kaydeden Prof. Dr. Yücecan, kanserin, dünyada ve Türkiye'de yetişkinlerde ölüm nedenleri arasında 2. sırada olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Yücecan, yazısında şunları kaydetti: ''Eğer beslenme alışkanlıkları düzeltilip, enerji dengesine uygun beslenme alışkanlığı sağlanırsa, fiziksel aktivite de fazlalaştırılırsa sadece şişmanlık değil, şişmanlığın tedavisi için yapılan harcamalar dTürkiye'de beslenmeye bağlı kronik hastalıklardan şeker ve kemik erimesinin görülme sıklığının da giderek arttığına işaret eden Prof. Dr. Yücecan, şeker hastalığının son 5 yılda erkeklerde yüzde 25, kadınlarda yüzde 14 oranında arttığını ifade etti.

    FONKSİYONEL BESİNLER VE SAĞLIK

    Sağlıklı beslenme için, doğal olarak içerdikleri fizyolojik aktif bileşenler ile sağlıklı beslenmeye katkıda bulunan fonksiyonel besinlerin önemine işaret eden Prof. Dr. Yücecan, fonksiyonel besinleri, sağlığı geliştirici, hastalık riskini azaltıcı etkiler oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanan besin bileşenleri olarak tanımladı.

    Fonksiyonel besinlerin besin olarak kalması, kesinlikle hap veya kapsül şekline dönüştürülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yücecan'a göre, bazı fonksiyonel besinler ve yararları şöyle:

    -Tam buğday unundan yapılmış ekmek ve soya kalp hastalıklarında azalma sağlıyor.

    -Havuç, kanser riskini azaltıyor, brokoli, lahana, brüksel lahanası akciğer, mide, kolon kanserlerinde azalmaya neden oluyor.

    -Soğan, pırasa ve elma, kalp hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor.
    a büyük ölçüde azalabilir.GÜNLÜK KULLANIM ÖNERİLERİ

    Bazı fonksiyonel besinlerin sağlık için önerilen günlük ortalama tüketim düzeyleri ise şöyle:

    -Günde 4-6 fincan yeşil çay, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağlıyor.

    -Günde 25 gram alınan soya proteini, LDL kolesterol (kötü huylu kolesterol) düzeyinde düşmeye neden oluyor. Günde 60 gram tüketilmesi halinde ise menopoz semptomlarında azalma sağlıyor.

    -Sarımsak kan basıncını düşürüyor, günde alınan 1 diş sarımsak kolesterol düzeyinde düşmeye neden oluyor.

    -Günde 5-9 porsiyon sebze ve meyve tüketimi kolon, meme, prostat gibi kanser türlerinde azalmaya neden oluyor ve kalp ve damar hastalıklarının riskini azaltıyor.
#30.04.2005 18:40 1 0 0
  • Geceleri uykuya dalmada sorun yaşıyorsanız, ciddi tedavilere başvurmadan önce deneyebileceğiniz pek çok kolay yöntem var. Uzmanlar, 'triptofan' adlı kimyasal maddeyi içeren, muz, süt, peynir gibi hafif besinleri yatma zamanından bir saat önce yemenizi öneriyor. Çünkü bu madde uykuya dalmanızı kolaylaştırıyor

    NewYork-Presbyterian Hastanesi Uyku Bozuklukları Merkezi Eğitim Direktörü Dr. Lauren Broch, kaliteli uykunun reçetesini vererek, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı...

    * Bir bardak kahve tüm gece uykusuzluğa neden olur mu? Uykusuzluğun en sık görülen - ve düzeltebilen- nedenlerinden biri aşırı kafein alımıdır. Tek bir fincan kahvede (kahvenin hazırlanmasına bağlı olarak) 80 ile 115 mg arasında kafein var. Kafeinin vücuttan tam olarak atılması ise üç-yedi saat sürebilir. Öğleden sonra içilen bir fincan kahve, gece 23:00'e kadar gözlerinizi açık tutabilir. Günümüzde moda olan sütlü kahveler ve cappucino, koyu bir expresso ile aynı miktarda (89 mg) kafein içerir. Bitki çayları hariç çaydaki (siyah veya yeşil çay) kafein miktarının ise, bunun yarısı kadardır (yaklaşık 40 mg). Çikolata ve kahveli dondurmanın yanı sıra, kolalı içecekler ve birçok başka alkolsüz içecekte de kafein mevcut. Çözüm için, öğleden sonraları veya tümüyle kafeinden uzak durun. İlaçlarınızı da kontrol edin. Birçok ilaçta kafein bulunabilir (ve bazı başka ilaçlar da uykusuzluğa neden olur).

    * Uyku sırasında bacak krampları için ne yapılabilir? Uykuyu bölen bacak kramplarının nedeni çoğunlukla egzersiz değildir. Eğer ödem veya yüksek tansiyon için ilaç alıyorsanız, potasyum düzeylerinizi değerlendirin. Diüretikler (idrar söktürücü ilaçlar) bacak kramplarına neden olan mineral eksikliklerine yol açabilir. The Journal of Pharmacology dergisinde 1998'de yayımlanan bir çalışmada, tümünde yüksek tansiyon olan 28 yaşlı hastanın yüzde 86'sında üç ay süreyle verilen B kompleks vitaminleri gece bacak kramplarında azalma sağladı. Baldır kasları için germe egzersizleri de yararlı olabilir.

    * Gece tuvalete gitmek hangi durumda bir hastalık habercisidir? Birçok yaşlı kadının uykusu gece idrar yapma ihtiyacıyla bölünür. Buna 'noktüri' adı verilir. Bir noktaya kadar, yaşlanmayla birlikte görülen noktüri normaldir. 40'lı yaşlarına kadar bir kadın, eğer gebe değilse gece idrara kalkmadan uyumalıdır. 50'li yaşlardaki bir kadın gece bir defa idrara kalkabilir. 60'lı yaşlardan itibaren gece iki defa idrara kalkmak aşırı sayılmaz. Bazı kadınlar başka bir nedenle zaten uyanmış olduklarında tuvalete de gider. Bazılarında ise, idrar yollarında enfeksiyon veya aşırı aktif bir mesane bulunabilir. Gece sık idrara kalkanlara akşam 20:00'den sonra sıvı almamalarını, idrar söktürücü ilaçları sabah almalarını ve kan şekeri kontrolü yaptırmalarını tavsiye ediyorum.

    * İyi bir uyku için ne yapılmalı? Kafeini kesmenin yanı sıra, alkol ve tütünden kaçının ve yatmadan dört-beş saat önce büyük öğünlü yemekler yemeyin. Gece geç yenen ağır bir yemek mide yanmasına neden olabilir veya bunu artırabilir. Eğer açsanız, beyinde serotonine dönüştürülerek, (bu işlem yaklaşık bir saat sürer) uykuya yardımcı olan triptofan adlı kimyasal maddeyi içeren hafif besinler yiyebilirsiniz. Triptofandan zengin besinler; süt, peynir, muz ve hatta hindidir. Kalsiyum takviyesi alıyorsanız, bunu yatmadan önce alın; sakinleştirici olabilir. Stres uykuyu bozan önemli bir faktör olduğundan, stresinizi azaltmanın yollarını öğrenin. Gevşetici egzersizler veya yogayı deneyin. Ancak, yatmadan önceki üç saatte zorlu egzersiz aktivitelerinden kaçınmanız gerekir. Sırtınız ağrıyorsa, sırtınıza daha az yük bindiren uyku pozisyonlarını seçin. Uyuduğunuz ortam sessiz olsun. Karanlık, odayı karartan perdeler veya uyku maskesini deneyin ve ortam biraz serin olsun. Sadece uykunuz geldiğinde yatağa girin. Yatak odasını yalnızca uyumak ve seks yapmak için kullanın. Eğer yatakta uzun süre sağa sola döndüyseniz ve uyuyamadıysanız, yataktan çıkın ve yarı karanlık bir odada hafif germe hareketleri gibi hafif aktiviteler yapın. Her gün aynı saatlerde yatağa girin ve sabahları aynı saatlerde kalkın. Her gece aynı sürede uyku uyumaya çaba gösterin. Hafta içindeki uyku eksikliğinin hafta sonlarında giderilmeye çalışılması uykusuzluğa yol açar. Eğer bu adımlar işe yaramazsa, doktorunuza başvurun. Uykuya yardım eden ilaçları özellikle kendi başınıza almaktan kaçınmalısınız.
#30.04.2005 12:50 1 0 0
  • Dünya Sağlık Örgütü'nün, yüzyılın ''patlama derecesinde hızla yayılan ve tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık'' olarak benimsediği şişmanlığı önlemek amacıyla, yemek yeme, alışveriş, aktivite ve yemek pişirmeyle ilgili bazı davranış değişiklikleri önerildi


    Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz'ın önderliğinde Ege Obez Hasta Derneği tarafından, sağlıklı beslenmenin altın kuralları bir kitapta toplandı.
    Beslenmenin, karın doyurmak veya istenilen şeyleri yemek değil, insanın sağlıklı olarak yaşayabilmesi için gerekli öğeleri vücuduna alması şeklinde tanımlandığı kitapta, özetle şu davranış biçimleri önerildi:
    ''Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin.
    Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saat daha az TV seyredin.''

    ''YEMEĞE KÜÇÜK, SALATAYA BÜYÜK TABAK''
    Yemek yemeyle ilgili değiştirilmesi istenen davranış biçimleri sıralanırken da az ve sık yenilmesi, öğün atlanmaması önerildi. Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.
    Öğünlerde gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerin yapılmaması gerektiği belirtilen kitapta, bol su içilmesi, açık büfelerden kaçınılması istendi, ''Mutfağa fazla zaman ayırmayın, işiniz bitince oradan çıkın'' tavsiyesinde bulunuldu.
    Özellikle kadınları ilgilendiren alışverişle ilgili önerilerinde ise ''Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran TV programları ve reklamları izlemeyin'' denildi.
    Ayrıca etli-kıymalı yemeklere yağ konulmaması, kızartma-kavurma ve sostan kaçınılması ve evde tatlı yapılmaması önerileri de şişmanlamayı önleyici davranış değişiklikleri olarak sıralandı.
#28.04.2005 20:09 1 0 0
  • Genelde 18, 21, 30 ve 35 yaşlarının, dikkat edilmesi gerekenlerin başında geldiği bilinir. Işte size 17, 24, 28 ve 34 yaşlarıyla ilgili bilmeniz gereken herşey&

    17 Cinselliğini Keşfetmek
    Yaşı otuz olanlar, kendileri 17 yaşındayken nasıl bir yaşam tarzları olduğunu hatırlamaya çalışsınlar.bir çoğunuz erkeklerle bire bir karşı cins olarak tanışmamış, en azından yeni yeni ve utangaç ilişkiler içine girmeye başlamışsınızdır. Alkol, uyuşturucu ve seks, sabaha karşı eve gelmeler pek sık görülen şeyler değildi o zaman. Oysa şimdi ilk gençliğini yaşayanlar, 14lerine geldiler mi, yepyeni bir dünyanın kapılarını aralamaya başlıyorlar. 17lerinde ise feleğin çemberinden geçmiş, anılarıyla bir kitabı doldurabilecek tipler oluveriyorlar. Bu nedenle 17 kritik bir yaş olarak görülüyor. 17 yaşındaki bir genç, sosyolojik anlamda çoktan reşit olmuş sayılıyor. Bu yaşa gelen gençlere bıyık altından gülecekleri şeyler öğtretmek anlamsız nasihatlar vermek yerine, daha önemli konulara değinmek gerekiyor; Doğum kontrolü, hastalıklardan korunma yöntemleri, uyuşturucudan uzak durma, illegal örgütlere üye olmama, ruh sağlığını bozmadan sağlıklı ilişkiler kurma gibi konular üzerinde durmak daha mantıklı görünüyor.

    24 Kariyer, Kişilik ve Zaman Karmaşası
    17 yaşındaki kızlar birer genç kadın gibi davranmaya başlıyorlar ama bu gerçekten de olgun bir birey oldukları anlamına gelmiyor. Gerçek anlamda olgunluk bu yaşlarda kendini gösteriyor. Artık arkadaş partilerinde, sızana kadar içip hiç tanımadığınız insanlarla geyik muhabbeti yapmak hiç de zevkli gelmemeye başlıyor. Daha özel bir şeyler arıyorsunuz. Güzel bir restoranda yenilen yemekle içilen bir kadeh şarap size daha cazip gelmeye başlıyor. Ayrıca eğitiminize ve kariyerinize biraz daha önem vermeye başlıyorsunuz. Yaşadığınız gün yerine, yaşayacağınız günlerin tohumlarını ekmek çabası sarıyor sizi.üniversiteyi bitirmiş bir genç olarak, ikilemlere düşüyorsunuz. Aklınızdaki bir çok fikirden hangisinin sizin için en iyi sonuçlar doğuracağını anlamak için harciyorsunuz tüm enerjinizi. Bir yandan kariyer yapmak için sabırsızlanırken, diğer yandan kendinizi daha da geliştirmeniz gerektiğini biliyor ve zamanınızın aslında ne kadar da az olduğunu farkediyorsunuz. Yabancı dil ve bilgisayar kursları, hobiler, karşı cins için ayrılan zaman, iş yerinizde harcamanız gereken saatler, arkadaşlarınız, bir yandan da büyüdüğünüzü fark eden ve sizinle olabildiğince vakit geçirmeye çalışan aileniz. Hala gençsiniz ve içiniz kıpır kıpır ama artık sorumluluk almaya başlamanın zamanı da geldi. Ayrıca önemli kararlar alırken başkalarına danışmaya da gurunuz el vermiyor. Artık tek başınıza bir bireysiniz ve bu çok hoşunuza gidiyor.

    29 Şimdi ya da Asla
    Yaşam tarzınızı oturtmanız ve kimliğinizi belirlemeniz için son dönem. Karmaşaya, vakit kaybına, yanlış kararlara zamanınız yok. kariyerinizi planlamanız, ilişkilerinizi gözden geçirmeniz, hele bir de çocuk istiyorsanız, hayatınızı paylaşacak karşı cinsi bulmanız için acele etseniz iyi olur. hayat bir anlamda yeni başlıyor ama bir anlamda da gemi kalkmak için son düdüklerini öttürüyor. Maddi ve manevi eksikliklerinizi tamamlayın ve boşlukları doldurmaya çalışın. Yeni hayatın getireceklerine karşı hazır ve dayanıklı olun. Bir sabah kalkıp hayatınızın hiç de ilginç ve heyecan verici olmadığına karar verirseniz, değişiklik yapmak için geç kalmış olabilirsiniz. Bunun için 29unuzda, hayatınızım geri kalanının mutlu ve huzurlu geçirmek için hazırlık yapmalısınız.

    Hayatınızda biri varsa, o kişinin sizin için ne kadar önemli olduğuna karar vermekle başlayın işe. Hayatınızın geri kalanını paylaşmak isteyeceğiniz kişi o mu? Eğer hiçbir özel ilişkiniz yoksa, o zaman bunun nedenlerini araştırmaya başlayın. Artık hayatınızın özel olan kısmı hakkında ayağı yere basan kararlar verseniz iyi olur. ayrıca kariyerinize son şekli vermek konusunda da son kararlarınızı alın. Gerçekten ne yapmak istiyorsunuz, yaptığınız işte nereye gelmek istiyorsunuz, ne kadar kazanmayı planlıyorsunuz& Bu tür sorulara çoktan cevap vermiş ve yolunuzu ona göre çizmiş olmalısınız.

    34 Bir Hayata Sahip Olmak
    34 yaşına geldiğinizde aklınızdan şu düşünceler geçsin istemezsiniz değil mi?: Bir hayatım var mı?, Bir hayatım yok mu?, Benim hayatım bu mu?&

    Bu, sık sık karşılaşılan bir durum. 34 yaşına gelmiş bir kadının, kafasını durmadan bu sorularla doldurması ve çevresindeki herkesi de kendisiyle birlikte bunalıma sürüklemesi hiç de az rastlanır bir durum değil. Hayatın ne kadar da kısa olduğunun fark ettiğimiz bir yaş 34. Az zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek zorunda hissederiz kendimizi. En iyi kararları almak, en iyi ilişkiler kurmak, en iyi işe, arabaya ve eve sahip olmak. Sonra birden panik başlar. Eğer bir an önce kendinizi toplamazsanız, bu yaş sınırları içinde hem kendinizle hem de çevrenizdekilerle bol bol kavga eder, hatta bir de boşanma olayı yaşayabilirsiniz. Öncellikle mükemmel olmak zorunda olmadığınızı anlamalısınız. Elbet hatalarınız olacak . sırf sizin değil, herkesin hataları var. 34 yaşına geldiğinizde, mükemmellik aramak yerine, hatalarınızla mutlu olmayı öğrenmeniz gerek aslında tüm yaş günümüzde tekrar tekrar bunu düşünmeliyiz. Hepimiz insanız ve kendimizi, çevremizdekileri ve yaşamı sevmek zorundayız.
#28.04.2005 20:07 1 0 0