tarbal

tarbal

Üye
24.10.2004
Çavuş
1.319
Hakkında

  • Karbonhidrat ve kalsiyum açısından zengin olan dondurma, insanlara enerji ve mutluluk veriyor. Uzmanlar, "Dondurma lüzumsuz kalori alımını önlediği gibi, kişinin tatlı ihtiyacını karşılayarak rahatlamasını da sağlıyor'' dediler.

    Hijyenik şartlarda üretilen ve genel olarak kontrolleri yapılan üretim merkezlerinden çıkarılan dondurmaların son derece besleyici özelliklere sahip olduğunu belirten uzmanlar, "Tıbben, dondurmayla üst solunum yolu enfeksiyonları arasında herhangi bir bağlantı kanıtlanmamış bulunuyor. Hatta bademcik ameliyatlarından sonra orada meydana gelebilecek şişkinliği engelleyebilmek için, dondurma yenilmesi önerilir'' dediler.


    Uzmanlara göre dondurma karbonhidrat, yağ ve kalsiyum yönünden zengin bir besin kaynağı. Diğer tatlılara oranla yağ oranının biraz daha az olmasından ötürü, diyetlerde tatlı yerine dondurma öneriliyor. Dondurma lüzümsuz kalori alımını önlediği gibi, kişinin tatlı ihtiyacını karşılayarak rahatlamasını da sağlıyor.
#14.04.2005 11:37 1 0 0
  • TIME dergisi son sayısında, mutluluk formülleri arayan 'mutluluk bilimi'ni kapak yaptı. Pennsylvania Üniversitesi'nden Psikolog Martin Seligman, araştırmaların para, iyi eğitim, yüksek IQ ve gençlik gibi özelliklerin sanıldığı gibi mutluluk getirmediğini ortaya çıkardığını söyledi. Kaliforniya Üniversitesi'nden psikolog Sonja Lyubomirsky de, bu alanda yapılan araştırmalara dayanarak, 8 maddelik bir reçete verdi:


    İşte o reçete:
    1- Şükredin: Başınıza gelen güzel şeyleri düşünün ve bunları her hafta sonunda bir günlüğe not edin. Her hafta en az 3-5 maddeyi önemsizden daha önemliye doğru sıralayın.
    2- Başkalarına iyilik yapın: Markette sıranızı acelesi olan birine verin veya yaşlı bir komşunuza haftada bir yemek götürün. Başkalarına karşı yardımsever olmak hem kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, hem de sizi başkalarının gözünde yüceltecektir.
    3- Hayatın tadını çıkarın: Anlık zevkleri görmezden gelmeyin. Psikologlar, beyninizde güzel anların fotoğrafını çekerek, üzgün olduğunuzda bunları yeniden hatırlamanızı tavsiye ediyor.
    4- Akıl hocanıza teşekkür edin: Hayatınızın dönüm noktalarında size yol gösterenlere müteşekkir olduğunuzu söyleyin.
    5- Affetmeyi öğrenin: Affedici olmayanlar öfkelerinden kurtulamaz ve sürekli intikam peşinde koşarken, affedenler geçmişleriyle barışarak daha huzurlu bir yaşam sürerler.
    6- Ailenize ve arkadaşlarınıza zaman ayırın: Ne kazandığınız para, ne iş, ne de sağlık, mutluluğunuzda güçlü ilişkiler kadar etkilidir.
    7- Vücudunuza özen gösterin: Yeterince uyumak, egzersiz yapmak, gülümsemek ve kahkaha atmak, kısa vadede ruh halinizi olumlu etkiler.
    8- Zorluk ve stresle baş etmenin yollarını bulun: Dini inançlar zorluklarla mücadele etmekte yardımcıdır. "Bu da geçecek", gibi telkinler, gerçekten inandığınız sürece, işe yarayacaktır.

    Ne kadar mutlusunuz?
    Aşağıdaki cümlelerin size uygunluğunu ölçek üzerinden belirleyin: (1: Doğru değil, 4: Kısmen doğru, 7: Tamamen doğru)

    1- Birçok yönden hayatım ideallerime uygun.
    2- Yaşam koşullarım kusursuz.
    3- Hayatımdan memnunum.
    4- Şu ana kadar hayattan beklediklerimi elde ettim.
    5- Yeniden dünyaya gelsem hayatımda neredeyse hiçbir şeyin değişmesini istemezdim.

    Toplam skorunuz:
    31-35 arasıysa: Hayatınızdan çok memnunsunuz.
    26-30 arasıysa: Çok memnunsunuz.
    21-25 arasıysa: Az da olsa memnunsunuz.
    20: Ne memnunsunuz, ne değil.
    15-19 arasıysa: Biraz huzursuzsunuz.
    10-14 arasıysa: Memnun değilsiniz.
    5-9 arasıysa: Hayatınızdan son derece memnuniyetsizsiniz.
#13.04.2005 18:16 1 0 0
  • Kendinizi mutsuz, huzursuz, gergin hissediyorsunuz. Hayattan zevk almıyor, hatta yaşadığınızı bile hissetmiyorsunuz. Monotonluktan, gündelik sorunlardan sıkıldınız. Artık -geçtiniz öyle mutluluktan filan- tek istediğiniz biraz huzur.Ama nerede! Zaten kendiniz dahil kimseye de güvenmiyorsunsuz. Tek kişilik ya da çift kişilik ve/veya çok kişilik yalnızlıklar yaşıyorsunuz; içiniz acıyor. Paranız varsa da azsa da para sorunu yaşıyorsunuz.

    Korkuyorsunuz! Geçmişten, bugünden ve yarından, kendinizden ve ötekilerden, başarısızlıktan ama başarıdan da korkuyorsunuz. Çok sevinmekten, en az çok üzülmekten korktuğunuz kadar, sevilmek ve sevmekten, en az terk edilmekten korktuğunuz kadar korkuyorsunuz.İşiniz varsa işinizden, yoksa işsizlikten bunalıyorsunuz. Eşiniz varsa eşinizden, yoksa eşsizlikten yakınıyorsunuz. Hayatınız renksiz ve tatsız...

    Ve tüm bunlar böyleyken, siz, hiçbir şey yap(a)mıyorsunuz!
    Çünkü!..

    Kendinizi hep yorgun hissediyorsunuz. Yapmayı isteyip, planladığınız pek çok şey var aslında; ama sürekli erteliyorsunuz. Bunları yapacak enerjiniz yok! Sabahları yataktan çıkmak istemezken, akşam aynı yatak çivili sanki; uyuyamıyorsunuz. Omuzlarınız, boynunuz taş gibi. Başağrıları peşinizi bırakmıyor. Ya ölmeyecek kadar yiyorsunuz, ya da patlama raddesine ramak kalıyor. Ve bütün bunlar böyleyken, ne denemediğiniz rejim programı, ne masaj, ne de yeni gevşeme vs. yöntemleri kalıyor. Bir süre iyi gelir gibi oluyor; sonra bir bakıyorsunuz ki her şey aynı özünde.
    Çünkü!..

    Oysa siz eskiden böyle değildiniz! Çevreniz aslında çok güçlü(!) olduğunuzu söyleyip duruyor. Yakınlarınızın desteğini istiyor, aynı zananda da bundan kaçınıyorsunuz. Tek bildiğniz 'yorgun' olduğunuz.

    Çünkü siz, 'normal' bir 'insan'sınız. Evet, normal! Ama nasıl? Normalseniz neden yukarıda sıraladıklarımın çoğunu yaşıyorsunuz? Eğer 'normal' bu ise, 'anormal' nasıldır?!

    NORMAL İNSAN

    Öncelikle 'normal'den ve 'insan'dan sözedeceğim. Günümüz modasına pek de uygun düşmüyor değil mi! Şimdilerde moda 'depresyon[/swf2][swf3]panik atak[/swf2][swf3]blumnia' ya da 'obezite' vb. 'anomali'lerden sözetmek.

    Neden?

    Çünkü varlar; insanlar bu sorunları yaşamaktalar da ondan. Doğru, ancak eksik bir yanıt bu.Kimse durup dururken blumik olmaz ya da panik atak yaşamazlar. Hayat mı zorlaştı!? Genlerimizde vardı da şimdi mi çıkacakları tuttu!?... Yapmayın! Bu kadar basit değil. 'İNSAN'dan bahsediyoruz arkadaşlar; binyıllardır üreyip üreten, keşfeden, tanrılar yaratıp yokeden bir
    büyük sistemden yani!.. O sistem ki değiştirdiği kadar, dönüşmeyi, ayrıksılığı kadar, uyumu da başarmıştır. Savaşmıştır, ama sevişmiştir de. Korunaklı toplumlar ve onların içinde yaşayacağı korunaklı kentler yaratmıştır, sonra da alıp başını gitmek, hatta uçmak istemiştir çok uzaklara! Şenlikler, şölenler çıkarmayı bilmiştir daima acılı zamanlarının içinden. Taklit ederken bile, kendisi gibi olmaktan vazgeçmemiştir. 'Adalet[/swf2][swf3]eşitlik[/swf2][swf3]faşizm[/swf2][swf3]demokrasi' vb. gibi, hala içinden çıkamadığı kavramlar yaratmıştır.

    Aşk ve nefret, özgürlük ve bağ(ım)lılık, heyecan ve güven gibi ikilikler arasında, bir o yana bir bu yana savrulup durmuştur. Umutsuzluktan kavrulurken, köklerinden umudu yeşertmiştir. Kabullerinin derininde bile 'acaba?'lar beslemiş, sorgulamış ve kendi dahil her şeyi, hep 'merak' etmiştir!..

    İşte 'İNSAN' böyle bir 'şey'dir. Basit olduğu kadar karmaşık, yüce olduğu kadar da sıradan ve aciz!... Neden karmaşık? Çünkü çatışmaları var! Neden yüce? Çünkü bu çatışmaların içinden çıkabilecek potansiyele sahip! Neden basit ve sıradan? Çünkü herhangi bir memeliyle benzer sistemlere sahip ve temelde benzer bir nedensellik dahilinde davranıyor. Farkedeceğiniz üzre 'insan', salt doğduğu gibi olan değil, 'daha bir şey olmak isteyen' ve bunun için de 'eyleme geçen' bir yaratık. Yani insana insan doğmak yetmiyor; o hep 'insan olma'nın peşinde. Bunun önüne engeller çıktığında da 'sorun' kavramıyla burun buruna geliyoruz elbette. Ama şimdilik bunu bir yana bırakıp 'normal' kavramına dönmek istiyorum.

    Bir 'üst kavram' olarak, 'insan olma'yı geliştirebilmiş bu yaratık için,- bir bakıma- 'normallik, kolektif bir deliliktir!' Bir an durup baktığınızda siz de kolayca görebilirsiniz: 'Kendine rağmen' birini yaratmaya ve yaşatmaya çabalayıp durmakta 'insan'!

    Sorun burada sanıyorsanız yanılırsız; çünkü bu insanın en biricik yanlarından biri. Yani kimse bu yüzden 'delirmez'!

    Sorun, 'insan'ın, 'kendine rağmen' böyle bir çaba içinde olduğunu gözardı etmesi noktasında başlar. Kafasına kartal tüyleri takan şefe saygı duyulur. Ama ne zaman ki şef uçmaya kalkar (halkı Onun uçabileceğine inansa bile!), işte o vakit yeni şef, duruma el koyar!

    Evet! Şimdi bir an durup, kendiniz dahil tüm olup bitenlere, -şöyle bir değil!- alıcı gözle bakmanın tam zamanıdır. Sonra ne yapacağınızı, sonra tartışırız. Unutmayın, 'HİÇBİR GERÇEK; ONU GÖRMEMEYE ÇALIŞMAKTAN DAHA ACI VERİCİ OLAMAZ!'
#09.04.2005 12:45 1 0 0
  • Daha önce bağışıklık sistemini güçlendirdiği ispatlanan cinsel ilişkinin hafızayı da güçlendirdiği; Alzheimer ve Parkinson hastalıklarını engellendiği iddia edildi.
    Avustralya'daki Queenland Üniversitesi bilim adamları bu etkiyi, cinsel ilişki sırasında salgılanan 'prolaktin' adlı kimyasala bağlıyor.

    Profesör Perry Bartlett bu durumu şöyle özetliyor: "Prolaktin beyin hücrelerinin oluşumuna yardım eder. Araştırmalarımız sonunda haftada ortalama üç kez seks yapanlarda bu maddenin arttığını gözlemledik."
#09.04.2005 00:34 1 0 0
  • Kırmızı acı biberde bulunan bir maddenin eklem iltihabı ve ağrılarında sürekli rahatlama sağladığı bildirildi.
    ABD'nin Boston şehrinde yapılan Amerikan Ağrı Cemiyeti'nin yıllık toplantısında kırmızı acı biberin eklem iltihabı ve ağrılarına karşı iyi geldiğini ispatlayan uzmanlar, kırmızı bibere acılık veren ''capsaicin'' maddesinden 1000 mikrogram (1 gr) enjekte edilen şiddetli eklem ağrısı çeken hastaların dayanılmaz ağrılarının büyük ölçüde azaldığını söylediler.
#07.04.2005 18:09 1 0 0
  • Eşiniz, dostlarınız tarafından uykuda horladığınızın yüzünüze söylenmesi ya da horladığınızdan haberdarsanız bir toplulukta uyuyakalmaktan ve mahçup olmaktan korkmak bu sıkıntıyı yaşayan herkes için çok rahatsız edicidir.
    Horlama, uyku sırasında soluk verilirken akciğerlerden dışarı çıkan havanın yumuşak damak, küçük dil, burun içi ve geniz yapılarını titreşime geçirmesi ile oluşan gürültülü uyuma halidir. Bu ses, bazen çok şiddetli olabilir ve odada başka bir kişinin uyumasını olanaksız kılabilir.
    Horlamaya yol açan koşulların başında aşırı kilo, ağır ve alkollü akşam yemekleri, yorgunluk, burun tıkanıklıkları ve bazı üst solunum yolları sorunları gibi durumlar gelir.

    Hastaların yapılan KBB muayenelerinde burun tıkanıklığının sebepleri ortaya konabilir ve hastaların çoğu kez yumuşak damaklarının sarkık olduğu, küçük dilinde uzamış ve sarkmış olduğu saptanır . Bazı durumlarda dil kökü, geniz boşluğu ve yutak bulguları da vardır. Çenelerin anatomik yapısı da inceleme alanına girer. Eğer horlamaya uykuda soluk tutmaları da eşlik ediyorsa bu durum, uyku-apnesi hastalığı olarak tanımlanan ciddi bir sağlık sorununu işaret eder.
#03.04.2005 13:47 1 0 0
  • Sadece uykusu olduğu veya aşırı yorulduğu için esnemiyor insan. İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade eden uzmanlara göre esnemenin nedeni kandaki oksijen oranıyla ilgili:
    Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aksu, esnemenin kandaki oksijen oranının düşmesi sonucu ortaya çıktığını söyledi.

    Aksu, yaptığı açıklamada, esnemenin yalnızca insanlara özgü olmadığını, kuşlar ve memeliler ile bazı sürüngenlerin de esneyebildiğini belirtti.
    İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade
    eden Aksu, şu bilgileri verdi: ''Vücudun oksijen gereksinimi koşullara bağlı olarak gün içinde
    değişir. Oksijene özellikle beyin, kalp kası ve çizgili kaslar ihtiyaç
    duyar. Kandaki oksjien oranının düşmesi sonucu da esneme ortaya çıkar.
    Başka bir deyişle organizmanın artan oksijen ihtiyacı esneme ile
    karşılanır. Direk olarak uyku ile ilişkisi vardır, ancak uykuyu
    bastırmak ve beyni uyanık tutmak için ortaya çıkan fizyolojik bir
    olaydır.''

    Doç. Dr. Aksu, beyinde esnemeyi düzenleyen merkezin hipotalamusta
    yer aldığını belirterek, hipotalamusun duyguların dışa vurumunda
    önemli bir merkez olduğunu bildirdi.

    Bunun esnemenin duygularla olan ilişkisini de açıkladığını ifade
    eden Aksu, can sıkıntısında, durağan durumlarda hipotalamusa ulaşan
    bilgilerin esnemeyi sağladığını anlattı.

    Aksu, esneme sırasında çizgili kasların, yüz kaslarının, diyaframın ve kaburgalar arasındaki kasların gerildiğini, bunda istemli hareket merkezinin rol oynadığını belirtti.
    Organizmanın oksijen ihtiyacı karşılamak için esnemenin
    bastırılmaması gerektiğini dile getiren Aksu, esnemenin sosyal
    nedenlerle kabul edilebilir düzeylerde bastırılmasının sakıncasının
    olmadığını ifade etti.
#02.04.2005 21:02 1 0 0
  • Neden bazı insanların dişleri bembeyaz, ama bazılarınınki neredeyse kahverengidir? Peki, siz dişlerinizin renginden memnun musunuz? Bleaching yöntemiyle, bembeyaz dişlere sahip olmak artık imkansız değil.
    Bembeyaz dişlerle korkmadan gülümsemek şüphesiz hepimizin hayali.
    ''Diş beyazlatma tekniklerinin kanıtlanmış bir zararı yok.''
    Dr.Yavuz İpçi'ye göre diş beyazlatma yöntemi, özellikle diş renginden memnun olmayıp porselen kaplama yaptırmak isteyen hastalar için birebir.

    Dişteki renklenmelerin nedenleri nedir?
    Bunun birçok sebebi var. Sigara, çay, kahve, kırmızı şarap gibi dış etkenlerle sonradan oluşan renklenmeler olabilir ya da doğuştan, yani annenin veya babanın diş renginin koyu olmasından kaynaklanan renklenmeler olabilir. Bunun dışında, antibiyotik kullanımına bağlı renk değişimlerine de rastlıyoruz.
    Bu konuda kaç farklı teknikten söz edilebilir?
    İki ana diş beyazlatma tekniği var. Biri, klinikte uygulanan ''ofis bleaching'' dediğimiz yöntem, diğeri ise hastanın evde kendisinin uyguladığı ''home bleaching'' yöntemi. Evde gerçekleştirilen beyazlatma yöntemi için hastaya ağız yapısına uygun şeffaf bir kalıp hazırlanıyor. Kalıbın içine koyduğumuz özel bir jel var. Hasta bu kalıbın içine öngörüldüğü miktarda jel koyup bunu ağzına takıyor. Şeffaf bir damaklık şeklinde olan kalıp, dişlerin üzerine geçiriliyor. Kalıp gün içinde bir saat takılarak kullanılıyor. On veya on beş gün kullanıldıktan sonra istenen beyazlığa ulaşılabilir. Klinikte yapılan beyazlatma yöntemi ise dişin durumuna göre iki, üç ya da dört seansta gerçekleştiriliyor. Beyazlatma işlemini gerçekleştirecek jeli hastanın dişlerine sürdükten sonra ışın veriyoruz. Bu lazer ya da başka bir ışık kaynağı olabilir. Bu işlemde dişe oksijen verilerek dişin mine yapısına giriliyor ve oradaki rengin açılması sağlanıyor. Bu, dişin mine katmanının kalınlığına ve renklenmenin süresine bağlı olarak değişiyor, bazen tek seansta da istenilen sonuca ulaşılıyor.
    Evde ve ofiste uygulanan yöntemlerde sonuç aynı mı oluyor?
    Benim genellikle tercih ettiğim yöntem ''home bleaching'', yani hastanın dişlerini evinde kendi kendine beyazlatması. Uzun vadede eski haline dönme ihtimali yok diyebilirim, ama ofiste yaptıklarımızda bu risk var. Evde yapılan beyazlatmada, işlemi daha yavaş yaptığımız ve uzun süreye yaydığımız için kullandığımız kimyasal madde oranı da daha düşük oluyor. Bu yüzden genellikle ''home bleaching''i öneriyorum, ama iki yöntem de özellikle dişlerinin renginden memnun olmayıp porselen yaptırmak isteyen hastalarımız için birebir. Sırf renginden rahatsız olduğumuz için dişi kesmek çok yanlış, çünkü mine tabakası yok oluyor. Bunun yerine beyazlatmaya gitmek çok daha güvenli.
    Beyazlatma yöntemlerinin herhangi bir zararı var mı?
    Hiçbirinin ispatlanmış bir zararı yok. Dişe zarar vermediğine dair yaklaşık 1000 tane araştırma var. Zarar verdiğine dair hiçbir bilgiye rastlamadım. Bir araştırmada, bu malzeme dişin üzerinde 240 saat bırakıldı. Bu maddenin 240 saat sonra dişte yaptığı aşınma miktarı, kola gibi asitli içeceklerin dişte oluşturduğu aşınma miktarına eşdeğer. Jeli tedavi boyunca dişin üzerinde iki, üç saatten fazla tutmadığımızı göz önünde bulundurursak, hiçbir zararının olmadığını söyleyebiliriz. Zararlı olduğuna dair söylentiler şuradan kaynaklanıyor; diş beyazlatma sırasında diş minesi oksijen aldığı için hassasiyet yapabiliyor. Dişin üzerindeki mine tabakası normalde sıcağı ve soğuğu geçirmez. Fakat beyazlatma esnasında oksijen aldığından, sıcak ve soğuğu geçirmeye başlar ve bazı kişilerde hassasiyet olabilir. Bu çok normal ve geçici bir durum. Tedavi bırakıldığı an geçiyor.
    'Hazır yiyeceklerdeki boyalar diş rengini koyulaştırır.''

    Bleaching işlemine hangi aşamada başvurulmalıdır?
    Çay, kahve sigara gibi bilinen en kuvvetli boyayıcıların yanı sıra havuç, portakal suyu gibi ''kromojenic'' gıdalar, hazır yiyeceklerdeki boyar maddeler de dişlerin rengini koyulaştırır. Diş üzerindeki lekelenmelerle dişin kendi renginin koyulaşmasını karıştırmamak gerekir. Dişlerin yüzeyine yapışmış olan lekeler, fırçalar ve cila pastaları yardımı ya da diş hekiminin yapacağı temizlik işlemi ile kolayca çıkar, ancak dişin içine işlemiş olan renkleşmelerde bleaching işlemi devreye girmelidir.
    Bleaching işlemi eski dolgu veya kaplamalı dişin rengini de açar mı?
    Hayır. Beyazlatma sadece doğal diş yapısı üzerinde etkili bir yöntem.
    Beyazlatmadan sonra dişler ne kadar süre rengini korur?
    Çay, kahve, sigara gibi maddelerin kullanımı sınırlandığında dişler beyazlığını uzun yıllar koruyabilir. Bleaching?li dişlerin rengini korumak dişlerimizin temizliğine ne kadar önem verdiğimizle yakından ilişkili. Günde en az iki kere diş fırçalamak, bir kez diş ipi kullanmak ve altı ayda bir diş hekimine kontrole gitmek sağlıklı ve güzel dişlere sahip olmanın birinci koşulu.
    ''Bleaching işlemi doktor kontrolü altında yapılmalı''
    Cosmodent Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği Hekimi Filiz Kahveci Yıldırım, kontrolsüz kullanılan diş beyazlatma ürünlerinin dişte yapısal bozukluklara sebep olabileceğini belirtiyor.

    Uygulanan yöntemin süresi herkes için aynı mıdır?
    Özellikle evde yapılan işlem kontrol altında olmalı, çünkü dişin bir doygunluk noktası var. O noktadan sonra uygulama bitirilmeli. Daha fazla kullanılması anlamsız olur çünkü diş daha fazla beyazlamayacaktır. Bu süre hastanın diş rengine ve doygunluk noktasına göre değişiyor.
    Eczanelerde satılan diş beyazlatma ürünleri sonuç veriyor mu? Zararları var mı?
    Eczanelerde satılan ve hastaların bilinçsiz bir şekilde uyguladığı bazı sistemler var. Bu tip ürünler kontrolsüz uygulandığında gerçekten zararlı. Bu ürünleri kontrol etme şansımız yok, çünkü beyazlatmada dişin yapısındaki su ile oynuyorsunuz. Eğer hasta bunu bilinçsiz bir şekilde kullanırsa dişte yapısal bir bozukluk meydana gelebilir. Bazı beyazlatma ürünleri tamamiyle aşındırıcı içerir. Bunlar daha çok macunların içinde bulunur. Aslında dişin üzerindeki birikintilere yönelik şeylerdir, ama hasta bunu sürekli kullandığında dişte aşınmalar yapabilir. O yüzden bu tür ürünleri tavsiye etmiyoruz, çünkü kontrol etme şansımız yok.
    Beyazlatmada başarı sağlanamayacak hastalara başka ne tür işlemler uygulanabilir?
    Bu tip hastalarda lamina dediğimiz daha estetik yöntemlere gitmek gerekiyor. Bu da dişin üst yapısına porselen tırnak uygulanarak yapılan estetik bir yöntem. Lamina, dişin sadece görünen kısmına uygulanan porselenlerdir. İşlemin gerçekleşmesi için diş 1-1,5 mm kesiliyor. Bu işlem için önce dişin ölçüsü alınıyor. Daha sonra laboratuvarda porselenler hazırlanıyor ve dişin üzerine yapıştırılıyor. Çok ciddi renklenmeleri ancak bu işlemle kapatabiliyoruz.
    Beyazlatma işleminden sonra diş rengi eski haline dönerse ne yapılmalı?
    Kola, çay ve kahve renkte geri dönüşümü hızlandırabiliyor. Örneğin iki yıl sonra diş eski rengine döndüğünde, plaklar bir ya da iki gece tekrar uygulanırsa parlaklık ve beyazlık yine sağlanabilir. Bu yüzden hastanın plaklarını saklaması gerekiyor.
    İşlem evde uygulanırken nelere dikkat etmek gerekiyor?
    Beyazlatma işlemi öncesi diş taşı ve plağı temizliği yapılmalı, çünkü uygulamayı temiz diş yüzeyine yapmak gerekiyor. Hasta evde dişlerini fırçaladıktan sonra plağının içine jeli koyuyor ve ağzına takıyor. Sabah kalktığında da çıkarıp ağzını ve plağı yıkıyor. Herkesin kolaylıkla uygulayabileceği bir işlem.
#02.04.2005 14:33 1 0 0
  • Tüm toplumlarda saç ve saç şekillerinin sosyal ve kültürel bir önemi vardır. Saç dökülmesi ile karşılaşan bir insan kendisini fiziksel ve ruhsal olarak zayıf görmeye başlayarak bu durumdan kurtulabilmek için değişik yöntemlere başvurabilir. Ancak saç dökülmesine neden olan sebep bulunmadan doğru bir tedavi şekli uygulanamaz. Bu nedenle , aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme şikayetleri başlayan insanların Deri Hastalıkları Uzman hekimlerine başvurmaları gerekmektedir

    Nomal Saç Büyümesi:
    Sağlıklı bir insansanda saçların yaklaşık %90'ı sürekli uzama halindedir. Bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir.Geriye kalan %10'luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresinde bekler.Bu dinlenme evresi sonucunda saçlar dökülür., dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyümeye başlar ve döngü bu şekilde devam eder. Saç telleri ayda ortalama 1-1.5 cm kadar uzar. İnsanlar yaşlandıkça saç uzama hızları yavaşlar. Doğal sarışınlar(140.000), esmer(105.000) ve kızıllardan(90.000) daha çok saç teline sahiptirler. Saç dökülmelerinin çoğunun sebebi normal saç büyüme döngüsünden kaynaklanır. Günde 50-100 adet saç telinin dökülmesi normal sınırlar içerisinde kabul edilir.Eğer aşırı miktarda saç kaybı,saçlarda gözle görülen incelme oluşursa en kısa zamanda doktora baş vurulmalıdır.

    Saç dökülmesinin başlıca nedenleri:

    Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı: Saça uygulanan her türlü boya, renk açma, saçı düzleştirme veya perma gibi yöntemler uygun koşullarda yapılmazsa saça zarar verebilir.Bu yöntemlerin sık sık veya aynı anda uygulanması da saçı zayıflatıp kırılmasına neden olabilir. Saçı çeken saç şekillerinin de (atkuyruğu, örgü, saçı sıkı lastiklerle toplama gibi) sıklıkla uygulanmaması gerekir çünkü saç diplerine etki eden sabit çekme kuvveti saç kaybına neden olabilir. Saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamak da saçı kırabilir.Saçı sampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saç taranmasını kolaylaştırır. Saç ıslakken daha kırılgandır bu nedenle havlu ile saçı ovalayarak kurutmaya çalışmak, taramak ve fırçalamaktan kaçınılmalıdır.Geniş ağızlı ve düz uçlu taraklar tercih edilmelidir.

    Ailesel saç kaybı : Saç dökülmelerinin en sık sebebi kalıtsal özelliktir. Bu kalıtıma sahip olan kadınlarda da saçlarda azalma görülür ancak kellik oluşmaz. Bu duruma ' Erkek Tipi Kellik' denir, 10-20-30'lu yaşlarda başlayabilir. Son zamanlarda yeni tıbbi tedavi seçenekleri sunulmasına rağmen kalıcı bir düzelme sağlamak saç transplantasyonu dışında henüz mümkün değildir. Hasta için uygun olacak yöntem doktor tarafından seçilmelidir.

    Alopesi areata: Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama tarzı alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut kıllarında kayıp oluşabilir. Çocuk ve erişkin her yaşta gözlenebilir. Saç dökülmesini yapan neden bilinmemektedir.Bir çok hastada saçlar kendiliğinden büyür. Şiddetli ve uzun süren durumlarda sürme veya ağızdan tedaviler uygulanabilir.

    Doğum sonrası: Gebe bayanlarda saçlarının büyük bir kısmı büyüme halindedir. Doğum sonrası saçlar saç büyüme döngüsünün dinlenme fazına geçerler. 2-3 ay içerisinde saçların aşırı miktarda döküldüğü fark edilebilir, bu süreç 1-6 ay kadar sürebilir ve çoğunlukla saçlar büyüyerek eski miktarlarına ulaşırlar.

    Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı: Hastalıklar saçların dinlenme evresine girmesine neden olabilir. Yüksek ateş ve ağır bir hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı gelişebilir.Zaman içerisinde saçlar tekrar eski halini alır.

    Tiroid hastalıkları: Fazla ve az çalışan tiroid bezi saç kaybına neden olabilir.Tiroid hastalıkları laboratuar testleri ile araştırılabilir. Tiroid hastalığının tedavisi ile saç kayıpları da düzelir.

    Eksik protein içerikli beslenme: Proteinden fakir diyetler yapan veya anormal beslenme alışkanlığına sahip kimselerde protein eksikliği oluşur ve vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokar.2-3 ay sonra yoğun bir saç kaybı oluşur. Saç kökleri zayıflar. Bu durum diet ile yeterli miktarda protein alınımı ile düzelebilir.

    İlaçlar: Bazı ilaçlar geçiçi bir süre saç dökülmesine neden olabilir. Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini saç dökülmesi yapabilir.

    Kanser tedavileri: Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir. Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum terapiden 1-3 hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90 'ını kaybeder , terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline döner.

    Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapı kullanan bir bayanda saç dökülmesi sıklıkla kalıtsal bir yatkınlıkla oluşabilir. Saç dökülmesi gelişirse haplar Kadın-doğum doktorları tarafından değiştirilmelidir. Hap kullanımını kesen bir bayanda 2-3 ay sonra saç dökülmesi başlayabilir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu durum doğum sonrası gözlenen saç dökülmesi mekanizması ile benzerdir.

    Düşük serum demir düzeyi: Demir eksikliği saç dökülmesine neden olur.Bazı insanlar demiri besinsel olarak eksik alırken bazılarında ise demirin bağırsaklardan emilimi yetersizdir. Bayanlarda adet kanamaları nedeni ile demir eksikliği daha sık görülür. Demir eksikliği laboratuar testleri ile araştırılıp , demir hapları ile tedavi edilmelidir.

    Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar: Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalar 1-3 ay içinde aşırı bir saç dökülmesi fark edebilirler. Bu durum birkaç ay içinde geçer. Ağır kronik hastalığı olan hastalığı olan kişilerde saç kaybı ömür boyu devam eder.

    Mantar hastalıkları: Küçük yamalar halinde kabuklanmalar ile başlayıp yayılabilir, saçlarda kırılma saçlı deride kızarıklık şişlik ve hatta sızıntıya neden olabilir. Bu bulaşıcı hastalık çocuklarda daha sık görülür ve ilaç ile tedavi edilmelidir.

    Trikotilomani(Saç koparma hastalığı): Çocuklar ve bazen erişkinler saç, kaş veya kirpiklerini koparıncaya kadar çekebilirler ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle durumlarda psikoloji danışmanlarına başvurulması uygundur.
#01.04.2005 14:25 1 0 0
  • Rus doktorlar, çıplak popoya bastonla kuvvetli biçimde vurmanın depresyon ve alkolizm başta olmak üzere birçok rahatsızlığa iyi geldiğini iddia ettiler.
    Acının, endorfin adlı mutluluk hormonunu harekete geçirdiği ve bu maddenin bağımlılığa karşı iyi geldiği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği bildirildi.

    Rus doktorlar gönüllüler üzerinde 30 seans boyunca 60ar sopa vurduklarını, ilk başta sevmediklerini ancak sonra bu dayağın tiryakisi olduklarını öne sürdüler.
#31.03.2005 19:31 1 0 0
  • Canlanın.
    Günlük işlerinizi yaparken hareketli olun ve gideceğiniz yerlere mümkün olduğu kadar yürüyerek gidin. Örneğin kuru temizlemeciye giderken canlı ve hızlı bir tempoyla 30 dakika yürüdüğünüz zaman yaklaşık 120 kalori yakabilirsiniz. Bu, araba kullanmakla yakacağınız kalori miktarının tam iki katına eşittir.

    Çok yağ yaktıran kaslarınızı çalıştırın.
    Ne kadar çok kasınız çalışırsa, yaktığınız kalori miktarı o kadar çok demektir, sadece oturuyor olsanız bile. Eğer amacını yağlarınızdan kurtulmaksa, en çok yağ yakmanızı sağlayacak kaslarınızı çalıştırmanız gerekiyor ki; bunlar baldır, kalça ve göğüs kaslarınızdır.

    Sık sık hareket edin.
    Yapılan araştırmalar kendiliğinden gerçekleşen fiziksel aktivitelerin de kalori harcamanızı sağladığını gösteriyor. Örneğin ayak uçlarını yere vurmak ve elleri hareket ettirmek günde ekstradan 800 kalori yakmanızı sağlıyor.

    Gücünüzü arttırın.
    Aerobik çalışmanızda daha fazla kalori yakmak için ya yaptığınız egzersizin şiddetini ya da hızınızı arttırın. Örneğin koşu bandında çalışıyorsanız, yokuş çıkmak 50 kalori daha fazla yakmanızı sağlayacaktır.

    Müzik dinleyin.
    Müzik dinlemek, spor yaparken çok motive edici bir etkendir. Yapılan araştırmalar, müzikle egzersiz yapanların yüzde 25 daha uzun süre spor yaptıklarını gösteriyor. BU da doğal olarak daha çok kalori yakmanız anlamına geliyor.

    Isının ve gevşeyin.
    En istekli insanlar bile iş, egzersiz öncesi ve sonrası yapılan 5  10 dakikalık ısınma ve gevşeme hareketleri sırasında da kalori yakacağınızı biliyor musunuz? Örneğin yüzmeyle uğraşan biri, bu sırada fazladan 90 kalori yakabilir.

    Daha çok yiyin.
    Kalorilere, onları yıkmak için ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Eğer uzun süre yemek yemezseniz, vücudunuz açlık alarmı verir ve metabolizmanız daha az kalori harcamak için yavaşlar. Bu yüzden öğün aralarında bir şeyler atıştırmaktan çekinmeyin. Yalnız bu yediklerinizin, salatalık, yoğurt gibi kalorisi düşük besinler olmasına dikkat edin.

    Doğru yöntemi kullanın
    Yaptığınız egzersiz ne olursa olsun, iyi sonuç almak için doğru bir şekilde yapmalısınız. Örneğin, kardiyo makinesinde kullandığınız teknik zayıfsa, bu harcadığınız kalorinin de az olmasına yol açar. Yapılan en yaygın hatalardan biri de merdiven çıkarken parmaklıklara tutunmaktır. Bu şekilde bacaklarınız yeteri kadar ağırlık taşımaz ve gereken eforu sarfedemezsiniz. Merdiven çıkarken dik durup, parmaklıklardan sadece denge sağlamak için yararlanmanız gerekir.

    Duş öncesi egzersiz yapın.
    Tuvaletin önünde durup, bir ayağınızı klozet kapağının üzerine koyun ve elinizle lavabodan destek alın. 15 kez oturup, kalkma egzersizi yapın. Daha sonra bacak değiştirip, hareketi tekrarlayın. Tek bacakla yapılan çömelme hareketi, iki bacakla yapılana göre daha çok kas yapar ve bu şekilde güz içinde daha çok kalori yakmış olursunuz.

    Periyodik olarak yürüyün.
    Sürekli yürüyenler yağ rezervlerini kullanırlar. Eğer sürekli yürümüyorsanız, hızlı tempolu yürüyüşünüz sırasında 5 dakikalık yürüme molası verin.günde sekiz saat yürürseniz, ekstradan 100 kalori yakabilirsiniz.

    İkişer ikişer çıkın.
    Asansör yerine merdiven kullanmanın kalori yakmaktaki yararı bilinen bir gerçek. Ancak basamakları birer birer yerine ikişer ikişer çıkarsanız, yüzde 55 daha fazla yağ yakmanız mümkün.

    Hızınızı arttırın.
    Kardiyo çalışmalarınıza kısa süreli, turbo çıkışlar eklerseniz daha fazla kalori yakabilirsiniz. Örneğin bisiklete biniyorsanız, 10 kez bu tür çıkışları yapabilirsiniz. Böylece ekstradan 120 kalori yakabilirsiniz. Önce koşu temponuzda 2 dakika koşun. Sonra 1 dakika için hızınızı arttırın. 2 dakika için normal temponuza geri dönün, sonra yeniden hızlanın.Bu şekilde devam edebilirsiniz.

    Kendi yemeğinizi kendiniz yapın.
    Dışarıdan sipariş etmek yerine kendi yaratıcılığınız kullanmanız da yarar var. Mutfakta geçirdiğiniz bir saat yaklaşık 150 kalori yakmanızı sağlayacaktır. Blender yerine, el mikseri kullanabilirsiniz.

    Farklı egzersizler deneyin.
    Güçlendirici egzersizler ve kardiyovasküler egzersizi birleştirdiğinizde, normalden iki kat daha fazla kalori yakabilirsiniz. 5 dakika kardiyovasküler egzersizle başlayıp, güç gerektiren egzersize geçebilirler, daha sonra birkaç dakika için tekrar kardiyovasküler agzersiz yapabilirsiniz. Bu şekilde değişiklikler yaparak devam edebilir, 5 dakika kardiyo egzersizle çalışmanızı tamamlayabilirsiniz.

    Ev işinden kaçınmayın.
    Ne kadar sıkıcı olsa da en azından yakacağınız kalorileri düşünüp, temizlik yapabilirsiniz. Toz almak, yerleri silmek, süpürmek, yatakları toplamakla geçireceğiniz bir saat 200 kalori yakmanızı sağlayabilir.

    Benzininizi kendiniz doldurun.
    Görevlilerden rica edip, kendi işinizi kendiniz yapabilirsiniz. Böylece 25 kalori yakabilirsiniz.

    Günde iki kısa egzersiz yapın.
    Sabah ve akşam saatlerinde 20şer dakikalık iki kısa egzersiz yaparsanız, metabolizmanızın egzersizden sonraki birkaç saat içinde canlı kalmasını sağlarsınız. Bu şekilde taktığınız kalori miktarı da ikiye katlanır.

    Susuz kalmayın.
    Su ihtiyacını karşılamak, daha uzun süre egzersiz yapmanızı, dolayısıyla kalori yakmanızı sağlar. Egzersiz sırasında vücut ağırlığınızın yüzde1i oranında su kaybederseniz, daha çabuk yorulup, pes edersiniz.

    Aktiflikten vazgeçmeyin.
    Erkek arkadaşınızla buluştuğunuzda, size ne yapmak istediğinizi sorarsa, dans etmeye gitmek gibi aktivite seçin. Böylece saatte 180 kalori yakabilirsiniz. Ya da yüzmek, bowling oynamak gibi daha sportif faaliyetleri önerebilirsiniz.

    Duruşunuzu düzeltin.
    Oturabileceğiniz yerlerde asla yatmayın, ayakta durabileceğiniz yerlerde oturmayın ve dik durmaktan vazgeçmeyin. Çünkü bütün bunlar kaslarınız çalıştıran aktivitelerdir ve kalori yakmanızı sağlar.

    En çok yağ yaktıran 5 egzersizi deneyin.
    Eğer bütün bu önerilerin hangisini yapacağınız konusunda kararsızsanız, en çok yağ yakmanızı sağlayacak 5 egzersizden birini seçebilirsiniz.
    1. Kardiyo kikboks ( saatte yaklaşık 700 kalori )
    2. Koşma ( saatte yaklaşık 650 kalori )
    3. İp atlama ( saatte yaklaşık 590 kalori )
    4. Karate ( saatte yaklaşık 590 kalori )
    5. Kayak ( saatte yaklaşık 470 kalori )
#31.03.2005 15:24 1 0 0
  • BBC'nin haberine göre, GDU pirinç, çocuklarda A vitamini eksikliğinin giderilmesine büyük katkı sağlayarak üçüncü dünya ülkelerinde çocuklarda ortaya çıkan körlükle mücadeleyi güçlendirecek.

    İngiltere'de araştırmacılar, genetik değişikliğe uğratarak (GDU) pirinci beta-karoten (A vitamini) deposuna çevirdiler.
    BBC'nin haberine göre, GDU pirinç, çocuklarda A vitamini eksikliğinin giderilmesine büyük katkı sağlayarak üçüncü dünya ülkelerinde çocuklarda ortaya çıkan körlükle mücadeleyi güçlendirecek.
    Syngenta adlı İsviçre grubunun İngiliz birimince geliştirilen ''Altın pirincin'', yaklaşık 20 kat fazla beta-karoten ihtiva ettiği belirtildi. Vücut, beta-karoteni A vitaminine çeviriyor.
    ''Altın pirincin'' değişik bir türü, beş yıl kadar önce İsviçre'de üretilmişti, ancak onda çocukların günlük ihtiyacına yetecek kadar beta-karoten bulunmuyordu.
    Dünya Sağlık Örgütü, A vitamini eksikliği yüzünden gözlerini kaybeden çocukların sayısının 500 bini bulduğunu tahmin ediyor.
#28.03.2005 21:14 1 0 0
  • kolalı içeceklerin zararları - asitli içecekler - gazozun zararları

    Kolalı içecekler
    Kolalı içecekler topluma gençliğin,enerjinin simgesi olarak sunuluyor. Evet , uyarıcı etkileri olduğu için bir eneji ivmesi sağladıkları doğru, ama bu etki pek uzun sürmüyor. Özellikle gençler arasında kolalı içecekler moda.

    Kolalı içeceklerde de genellikle kafein bulunuyor yani, uyarıcı ve bağımlılık yapıcı etkileri var. Ayrıca çoğunlukla renklendirici,tatlandırıcı,koruyucuda içerdiklerinden vücudun toksik yükünü arttırıyor, karaciğerin aşırı çalışmasına ve yorulmasına neden oluyorlar.

    Kolalı içecekleri içenler genelde su içmiyor. Oysa su vücudun gerçek sıvı ihtiyacını karşılayan en güzel içecektir !

    Kafein içeren bütün içecekler gibi vücutta uyarıcı etkiye sahip olan kolalı içeceklerde, stres sırasında salgılanan adrenalin adlı hormonun salgılanmasını arttırıyor. Adrenalin de kaslara ve beyne enerji pompalamak için kan şekerini yükseltiyor. Bu kez pankreas aşırı yükselen kan şekerini ayarlamak için aşırı insülin salgılamaya başlıyor. Bu kez kan şekeri aşırı düşüyor. Aşırı şeker,stres ve bu tür içeceklerin çok tüketilmesi sonucu vücutta kan şekeri dengesi giderek bozulabiliyor, bazen şeker hastalığına bile yol açabiliyor.

    Ayrıca kolalı içeceklerde bulunan fosforik asit vücudun kalsiyum-potasyum dengesini bozup kalsiyum eksikliğine yol açabiliyor. Kalsiyum sağlıklı kemikler için hayati bir mineral. Özellikle ergenlik çağındakiler çok daha fazla düşkün kolalı içeceklere. Oysa bu yıllar kemik gelişiminin,büyümenin en hızlı olduğu yıllar. İleri yaşlarda aşırı tüketildiklerinde ise osteoporoz riskini arttırabiliyorlar.

    Diyet olanlarında tatlandırıcı var. Tatlandırıcıların kansere yol açtığı düşünülüyor. Kan şekeri dengesini bozuyorlar. Diyet kolalı içeceklerde kullanılan aspartam beynin aşırı uyarılmasına, kimyasal yapısının bozulmasına neden olabiliyor.

    Gazozlar
    Bu içecekler genellikle sentetik meyve ve bitki ekstreleri, bol şeker veya suni tatlandırıcı,koruyucu ve gazlar içerirler. Bazılarında kafein de var. Gazlar gastrite ve geğirmeye neden olabilir. Bağırsaklardaki bakteri dengesini değiştirip,yediklerimizden tam yararlanmamaya yol açabiliyorlar.


    Dr Yasemin Bradley ve Anthony Bradley - İnkılap Kitabevi
#27.03.2005 21:19 1 0 0
  • UYKUYA KOLAYCA DALMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?
    Uzmanlar, uyumakta güçlük çekenler için huzursuz edici düşüncelerden arınmanın 5 etkili yolunu açıkladı.

    - Hareket planı oluşturun: Ertesi günün programıyla ilgili endişeleriniz varsa, yataktan kalkın ve yapacaklarınızı bir kağıda not alın. Listeyi yazılı halde görürseniz, kendinizi olaya hakim hissedersiniz. Sabah listeyi gözden geçirebilme düşüncesi sizi rahatlatır.

    - Uykuya dalma masalı uydurun: Gün içinde meydana gelen bir olayı kafanızdan silemiyorsanız, hayal kurmayı deneyin. Kendinizi düşüncelerinizle hiç ilgisi olmayan bir yerde hayal edin. Örneğin favori tatilinizi hatırlayın. Dalgaların dokunuşunu, içtiğiniz Margarita'nın tadını anımsamaya çalışın. Bu düşünceler, sizi beyninizi yoran diğer düşüncelerden uzaklaştıracaktır.

    - Saatinizi saklayın: Düşünceleriniz yüzünden uyku sıkıntısı çekiyorsanız, odadaki her türlü ses, sorununuzu artırabilir. Sabah uyanamama korkusu uykuyu bozan en önemli faktörlerdendir. Alarmı kurun ama saat uzağınızda olsun.

    - Ilık bir banyo yapın: Sıcak sudan çıkınca, vücut soğumaya başlar ve bu, beyin tarafından uyku zamanının habercisi olarak algılanır. Uyku sorunlarınız varsa, 15 dakikalık ılık bir banyo uyumanıza yardımcı olabilir.

    - Sevişin: Cinsellik uzmanı Patti Britton "Orgazm sırasında salgılanan hormonlar, uykuya dalmayı kolaylaştırır" diyor.
#26.03.2005 21:17 1 0 0
  • Sıçanlar üzerinde gerçekleştirilen bir araştırma, Omega-3 açısından zengin vitaminlerin şeker hastalarının gözlerini koruduğunu ortaya koydu.
    Batı'da yetişkinlerde görülen görme bozukluğunun en büyük nedenlerinden biri şeker hastalığıdır. Avustralya'da Melbourne Üniversitesi'nden Algis Vingrys'in yönetiminde bir grup bilim adamı, omega-3'ün bu konuda bir yararının olup olmadığını anlamak için sıçanları omega-3 açısından zengin balık yağı veya çok az miktarda omega-3 içeren yalancı safran bitkisinin yağı ile beslediler. İnsüline bağlı diyabet hastalığını yaratmak için hayvanların yarısında insülin üreten hücreler yok edildi.
    24 hafta sonra yalancı safran yağı ile beslenen diyabetik sıçanların retinalarındaki fotoreseptör hücrelerinin ışık karşısındaki tepkileri üçte bir oranında azaldı. Bu bilim adamı, Avustralya Sinir Bilim Derneği'nin yıllık toplantısında balık yağı ile beslenen diyabetik hayvanların ışığa karşı tepkilerinin, şeker hastası olmayanlardan farklı olmadığını açıkladı.
    Diyabetin neden olduğu diğer hasarlar gibi, körlüğün başlıca sorumlusunun kan damarlarını bozan yüksek miktarda glikoz olduğu düşünülüyor. Ancak bu çalışmaya göre diyabet doğrudan ışığa-duyarlı hücreleri bozuyor. Vingrys söz konusu bölgede kan damarları yitimi olmadığını söylüyor.
    Bu bulgular omega-3'ün yararlarına bir yenisini daha ekledi. Bu konuda insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda omega-3'ün insanları kalp hastalıklarına karşı koruduğu ortaya çıkmıştı. Ancak çok miktarda alındığında omega-3'ün zararlı olduğuna ilişkin iddialar da mevcut.
    Bunun nedeni de omega-3'ün serbest radikal üreten çok güçlü bir oksidatif olması. Bazı bilim adamları ancak çok büyük miktarda alındığında omega-3'ün zarar verebileceğini söylüyor.
#23.03.2005 02:24 1 0 0
  • İki dil bilen insanların yaşları ilerledikçe daha az zihinsel gerileme yaşadıkları ortaya çıktı

    Toronto'daki York Üniversitesi'nin araştırmasına göre, bazıları tek dil, bazıları da çift dil bilen orta yaştaki ve yaşlı 154 kişi üzerinde yapılan algılama testlerinde, iki dil bilenlerin daha başarılı olduğu görüldü.

    Yaşlandıkça bir konu üzerinde yoğunlaşma yeteneğinin azaldığını belirten araştırmacılar, yabancı bir dil bilmenin beyni bu etkiye karşı koruduğunu söyledi. Araştırmacılar, hayatlarının büyük bölümünde yabancı bir dil bilen ve bunu kullananların, bu açıdan en avantajlı grubu oluşturduğunu belirtti.
#20.03.2005 21:04 1 0 0
  • Sevgiler arkadaslar almanca gercekten zor bir dil. Ama bu dili ögrenmek zorundayiz mecburen.. Eger bu konu da bana yardimci olacak siteleri bilen dostlarim varsa yazarsaniz sevinirim..
#06.11.2004 01:43 1 0 0