Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan, günde 4-6 fincan yeşil çay tüketiminin, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağladığını belirtti.
Prof. Dr. Yücecan'ın, ''Sağlıklı yaşam sürecinde fonksiyonel besinlerin yeri ve önemi'' başlıklı yazısı, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye İrtibat Ofisi'nin internet sitesinde yayınlandı. Yazıda Prof. Dr. Yücecan, sağlık harcamalarındaki artışta en önemli etmenin hatalı beslenme alışkanlıkları olduğunu vurgulayarak, hatalı beslenmeye bağlı şişmanlık, koroner kalp hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz gibi sağlık sorunlarının tedavi maliyetinin çok yüksek olduğuna işaret etti.
Türkiye'de tüm ölümlerin ilk sırasında koroner kalp hastalıklarının geldiğini belirten Prof. Dr. Yücecan, kadınlardaki kanser vakalarının yüzde 60'ının, erkeklerdeki kanser vakalarının ise yüzde 40'ının beslenme alışkanlıklarına bağlı olduğunu ifade etti.
Beslenme alışkanlıklarına bağlı kanserlerin başında meme, kolon ve mide kanserlerinin geldiğini kaydeden Prof. Dr. Yücecan, kanserin, dünyada ve Türkiye'de yetişkinlerde ölüm nedenleri arasında 2. sırada olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Yücecan, yazısında şunları kaydetti: ''Eğer beslenme alışkanlıkları düzeltilip, enerji dengesine uygun beslenme alışkanlığı sağlanırsa, fiziksel aktivite de fazlalaştırılırsa sadece şişmanlık değil, şişmanlığın tedavisi için yapılan harcamalar dTürkiye'de beslenmeye bağlı kronik hastalıklardan şeker ve kemik erimesinin görülme sıklığının da giderek arttığına işaret eden Prof. Dr. Yücecan, şeker hastalığının son 5 yılda erkeklerde yüzde 25, kadınlarda yüzde 14 oranında arttığını ifade etti.
FONKSİYONEL BESİNLER VE SAĞLIK
Sağlıklı beslenme için, doğal olarak içerdikleri fizyolojik aktif bileşenler ile sağlıklı beslenmeye katkıda bulunan fonksiyonel besinlerin önemine işaret eden Prof. Dr. Yücecan, fonksiyonel besinleri, sağlığı geliştirici, hastalık riskini azaltıcı etkiler oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanan besin bileşenleri olarak tanımladı.
Fonksiyonel besinlerin besin olarak kalması, kesinlikle hap veya kapsül şekline dönüştürülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yücecan'a göre, bazı fonksiyonel besinler ve yararları şöyle:
-Tam buğday unundan yapılmış ekmek ve soya kalp hastalıklarında azalma sağlıyor.
-Soğan, pırasa ve elma, kalp hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor.
a büyük ölçüde azalabilir.GÜNLÜK KULLANIM ÖNERİLERİ
Bazı fonksiyonel besinlerin sağlık için önerilen günlük ortalama tüketim düzeyleri ise şöyle:
-Günde 4-6 fincan yeşil çay, mide, özafagus, kolon, meme, sindirim sistemi kanseri riskinde azalma sağlıyor.
-Günde 25 gram alınan soya proteini, LDL kolesterol (kötü huylu kolesterol) düzeyinde düşmeye neden oluyor. Günde 60 gram tüketilmesi halinde ise menopoz semptomlarında azalma sağlıyor.
-Sarımsak kan basıncını düşürüyor, günde alınan 1 diş sarımsak kolesterol düzeyinde düşmeye neden oluyor.
-Günde 5-9 porsiyon sebze ve meyve tüketimi kolon, meme, prostat gibi kanser türlerinde azalmaya neden oluyor ve kalp ve damar hastalıklarının riskini azaltıyor.
Geceleri uykuya dalmada sorun yaşıyorsanız, ciddi tedavilere başvurmadan önce deneyebileceğiniz pek çok kolay yöntem var. Uzmanlar, 'triptofan' adlı kimyasal maddeyi içeren, muz, süt, peynir gibi hafif besinleri yatma zamanından bir saat önce yemenizi öneriyor. Çünkü bu madde uykuya dalmanızı kolaylaştırıyor
NewYork-Presbyterian Hastanesi Uyku Bozuklukları Merkezi Eğitim Direktörü Dr. Lauren Broch, kaliteli uykunun reçetesini vererek, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı...
* Bir bardak kahve tüm gece uykusuzluğa neden olur mu? Uykusuzluğun en sık görülen - ve düzeltebilen- nedenlerinden biri aşırı kafein alımıdır. Tek bir fincan kahvede (kahvenin hazırlanmasına bağlı olarak) 80 ile 115 mg arasında kafein var. Kafeinin vücuttan tam olarak atılması ise üç-yedi saat sürebilir. Öğleden sonra içilen bir fincan kahve, gece 23:00'e kadar gözlerinizi açık tutabilir. Günümüzde moda olan sütlü kahveler ve cappucino, koyu bir expresso ile aynı miktarda (89 mg) kafein içerir. Bitki çayları hariç çaydaki (siyah veya yeşil çay) kafein miktarının ise, bunun yarısı kadardır (yaklaşık 40 mg). Çikolata ve kahveli dondurmanın yanı sıra, kolalı içecekler ve birçok başka alkolsüz içecekte de kafein mevcut. Çözüm için, öğleden sonraları veya tümüyle kafeinden uzak durun. İlaçlarınızı da kontrol edin. Birçok ilaçta kafein bulunabilir (ve bazı başka ilaçlar da uykusuzluğa neden olur).
* Uyku sırasında bacak krampları için ne yapılabilir? Uykuyu bölen bacak kramplarının nedeni çoğunlukla egzersiz değildir. Eğer ödem veya yüksek tansiyon için ilaç alıyorsanız, potasyum düzeylerinizi değerlendirin. Diüretikler (idrar söktürücü ilaçlar) bacak kramplarına neden olan mineral eksikliklerine yol açabilir. The Journal of Pharmacology dergisinde 1998'de yayımlanan bir çalışmada, tümünde yüksek tansiyon olan 28 yaşlı hastanın yüzde 86'sında üç ay süreyle verilen B kompleks vitaminleri gece bacak kramplarında azalma sağladı. Baldır kasları için germe egzersizleri de yararlı olabilir.
* Gece tuvalete gitmek hangi durumda bir hastalık habercisidir? Birçok yaşlı kadının uykusu gece idrar yapma ihtiyacıyla bölünür. Buna 'noktüri' adı verilir. Bir noktaya kadar, yaşlanmayla birlikte görülen noktüri normaldir. 40'lı yaşlarına kadar bir kadın, eğer gebe değilse gece idrara kalkmadan uyumalıdır. 50'li yaşlardaki bir kadın gece bir defa idrara kalkabilir. 60'lı yaşlardan itibaren gece iki defa idrara kalkmak aşırı sayılmaz. Bazı kadınlar başka bir nedenle zaten uyanmış olduklarında tuvalete de gider. Bazılarında ise, idrar yollarında enfeksiyon veya aşırı aktif bir mesane bulunabilir. Gece sık idrara kalkanlara akşam 20:00'den sonra sıvı almamalarını, idrar söktürücü ilaçları sabah almalarını ve kan şekeri kontrolü yaptırmalarını tavsiye ediyorum.
* İyi bir uyku için ne yapılmalı? Kafeini kesmenin yanı sıra, alkol ve tütünden kaçının ve yatmadan dört-beş saat önce büyük öğünlü yemekler yemeyin. Gece geç yenen ağır bir yemek mide yanmasına neden olabilir veya bunu artırabilir. Eğer açsanız, beyinde serotonine dönüştürülerek, (bu işlem yaklaşık bir saat sürer) uykuya yardımcı olan triptofan adlı kimyasal maddeyi içeren hafif besinler yiyebilirsiniz. Triptofandan zengin besinler; süt, peynir, muz ve hatta hindidir. Kalsiyum takviyesi alıyorsanız, bunu yatmadan önce alın; sakinleştirici olabilir. Stres uykuyu bozan önemli bir faktör olduğundan, stresinizi azaltmanın yollarını öğrenin. Gevşetici egzersizler veya yogayı deneyin. Ancak, yatmadan önceki üç saatte zorlu egzersiz aktivitelerinden kaçınmanız gerekir. Sırtınız ağrıyorsa, sırtınıza daha az yük bindiren uyku pozisyonlarını seçin. Uyuduğunuz ortam sessiz olsun. Karanlık, odayı karartan perdeler veya uyku maskesini deneyin ve ortam biraz serin olsun. Sadece uykunuz geldiğinde yatağa girin. Yatak odasını yalnızca uyumak ve seks yapmak için kullanın. Eğer yatakta uzun süre sağa sola döndüyseniz ve uyuyamadıysanız, yataktan çıkın ve yarı karanlık bir odada hafif germe hareketleri gibi hafif aktiviteler yapın. Her gün aynı saatlerde yatağa girin ve sabahları aynı saatlerde kalkın. Her gece aynı sürede uyku uyumaya çaba gösterin. Hafta içindeki uyku eksikliğinin hafta sonlarında giderilmeye çalışılması uykusuzluğa yol açar. Eğer bu adımlar işe yaramazsa, doktorunuza başvurun. Uykuya yardım eden ilaçları özellikle kendi başınıza almaktan kaçınmalısınız.
Yemek istesek bile çoğu zaman, ekşi olduğu, yada çekirdeği bulunduğu gerekçesiyle bir kenara iteriz. Nardan söz ediyoruz. Nar hakkında bilimin yeni bulguları var. Yabana atılır gibi değil.
Florida'da, 6-9 Mart tarihleri arasında yapılan Amerikan Kardiyoloji Koleji toplantısına katılan, Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.
Nar suyunu tablet haline getirme çalışmalarının gündemde olduğunu vurgulayan Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."
10 bardak yeşil çay yerine geçiyor
Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.
NAR
Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya'ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.
Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.
Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.
Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.
Dünya Sağlık Örgütü'nün, yüzyılın ''patlama derecesinde hızla yayılan ve tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık'' olarak benimsediği şişmanlığı önlemek amacıyla, yemek yeme, alışveriş, aktivite ve yemek pişirmeyle ilgili bazı davranış değişiklikleri önerildi
Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz'ın önderliğinde Ege Obez Hasta Derneği tarafından, sağlıklı beslenmenin altın kuralları bir kitapta toplandı.
Beslenmenin, karın doyurmak veya istenilen şeyleri yemek değil, insanın sağlıklı olarak yaşayabilmesi için gerekli öğeleri vücuduna alması şeklinde tanımlandığı kitapta, özetle şu davranış biçimleri önerildi:
''Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin.
Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saat daha az TV seyredin.''
''YEMEĞE KÜÇÜK, SALATAYA BÜYÜK TABAK''
Yemek yemeyle ilgili değiştirilmesi istenen davranış biçimleri sıralanırken da az ve sık yenilmesi, öğün atlanmaması önerildi. Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.
Öğünlerde gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerin yapılmaması gerektiği belirtilen kitapta, bol su içilmesi, açık büfelerden kaçınılması istendi, ''Mutfağa fazla zaman ayırmayın, işiniz bitince oradan çıkın'' tavsiyesinde bulunuldu.
Özellikle kadınları ilgilendiren alışverişle ilgili önerilerinde ise ''Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran TV programları ve reklamları izlemeyin'' denildi.
Ayrıca etli-kıymalı yemeklere yağ konulmaması, kızartma-kavurma ve sostan kaçınılması ve evde tatlı yapılmaması önerileri de şişmanlamayı önleyici davranış değişiklikleri olarak sıralandı.
Genelde 18, 21, 30 ve 35 yaşlarının, dikkat edilmesi gerekenlerin başında geldiği bilinir. Işte size 17, 24, 28 ve 34 yaşlarıyla ilgili bilmeniz gereken herşey&
17 Cinselliğini Keşfetmek
Yaşı otuz olanlar, kendileri 17 yaşındayken nasıl bir yaşam tarzları olduğunu hatırlamaya çalışsınlar.bir çoğunuz erkeklerle bire bir karşı cins olarak tanışmamış, en azından yeni yeni ve utangaç ilişkiler içine girmeye başlamışsınızdır. Alkol, uyuşturucu ve seks, sabaha karşı eve gelmeler pek sık görülen şeyler değildi o zaman. Oysa şimdi ilk gençliğini yaşayanlar, 14lerine geldiler mi, yepyeni bir dünyanın kapılarını aralamaya başlıyorlar. 17lerinde ise feleğin çemberinden geçmiş, anılarıyla bir kitabı doldurabilecek tipler oluveriyorlar. Bu nedenle 17 kritik bir yaş olarak görülüyor. 17 yaşındaki bir genç, sosyolojik anlamda çoktan reşit olmuş sayılıyor. Bu yaşa gelen gençlere bıyık altından gülecekleri şeyler öğtretmek anlamsız nasihatlar vermek yerine, daha önemli konulara değinmek gerekiyor; Doğum kontrolü, hastalıklardan korunma yöntemleri, uyuşturucudan uzak durma, illegal örgütlere üye olmama, ruh sağlığını bozmadan sağlıklı ilişkiler kurma gibi konular üzerinde durmak daha mantıklı görünüyor.
24 Kariyer, Kişilik ve Zaman Karmaşası
17 yaşındaki kızlar birer genç kadın gibi davranmaya başlıyorlar ama bu gerçekten de olgun bir birey oldukları anlamına gelmiyor. Gerçek anlamda olgunluk bu yaşlarda kendini gösteriyor. Artık arkadaş partilerinde, sızana kadar içip hiç tanımadığınız insanlarla geyik muhabbeti yapmak hiç de zevkli gelmemeye başlıyor. Daha özel bir şeyler arıyorsunuz. Güzel bir restoranda yenilen yemekle içilen bir kadeh şarap size daha cazip gelmeye başlıyor. Ayrıca eğitiminize ve kariyerinize biraz daha önem vermeye başlıyorsunuz. Yaşadığınız gün yerine, yaşayacağınız günlerin tohumlarını ekmek çabası sarıyor sizi.üniversiteyi bitirmiş bir genç olarak, ikilemlere düşüyorsunuz. Aklınızdaki bir çok fikirden hangisinin sizin için en iyi sonuçlar doğuracağını anlamak için harciyorsunuz tüm enerjinizi. Bir yandan kariyer yapmak için sabırsızlanırken, diğer yandan kendinizi daha da geliştirmeniz gerektiğini biliyor ve zamanınızın aslında ne kadar da az olduğunu farkediyorsunuz. Yabancı dil ve bilgisayar kursları, hobiler, karşı cins için ayrılan zaman, iş yerinizde harcamanız gereken saatler, arkadaşlarınız, bir yandan da büyüdüğünüzü fark eden ve sizinle olabildiğince vakit geçirmeye çalışan aileniz. Hala gençsiniz ve içiniz kıpır kıpır ama artık sorumluluk almaya başlamanın zamanı da geldi. Ayrıca önemli kararlar alırken başkalarına danışmaya da gurunuz el vermiyor. Artık tek başınıza bir bireysiniz ve bu çok hoşunuza gidiyor.
29 Şimdi ya da Asla
Yaşam tarzınızı oturtmanız ve kimliğinizi belirlemeniz için son dönem. Karmaşaya, vakit kaybına, yanlış kararlara zamanınız yok. kariyerinizi planlamanız, ilişkilerinizi gözden geçirmeniz, hele bir de çocuk istiyorsanız, hayatınızı paylaşacak karşı cinsi bulmanız için acele etseniz iyi olur. hayat bir anlamda yeni başlıyor ama bir anlamda da gemi kalkmak için son düdüklerini öttürüyor. Maddi ve manevi eksikliklerinizi tamamlayın ve boşlukları doldurmaya çalışın. Yeni hayatın getireceklerine karşı hazır ve dayanıklı olun. Bir sabah kalkıp hayatınızın hiç de ilginç ve heyecan verici olmadığına karar verirseniz, değişiklik yapmak için geç kalmış olabilirsiniz. Bunun için 29unuzda, hayatınızım geri kalanının mutlu ve huzurlu geçirmek için hazırlık yapmalısınız.
Hayatınızda biri varsa, o kişinin sizin için ne kadar önemli olduğuna karar vermekle başlayın işe. Hayatınızın geri kalanını paylaşmak isteyeceğiniz kişi o mu? Eğer hiçbir özel ilişkiniz yoksa, o zaman bunun nedenlerini araştırmaya başlayın. Artık hayatınızın özel olan kısmı hakkında ayağı yere basan kararlar verseniz iyi olur. ayrıca kariyerinize son şekli vermek konusunda da son kararlarınızı alın. Gerçekten ne yapmak istiyorsunuz, yaptığınız işte nereye gelmek istiyorsunuz, ne kadar kazanmayı planlıyorsunuz& Bu tür sorulara çoktan cevap vermiş ve yolunuzu ona göre çizmiş olmalısınız.
34 Bir Hayata Sahip Olmak
34 yaşına geldiğinizde aklınızdan şu düşünceler geçsin istemezsiniz değil mi?: Bir hayatım var mı?, Bir hayatım yok mu?, Benim hayatım bu mu?&
Bu, sık sık karşılaşılan bir durum. 34 yaşına gelmiş bir kadının, kafasını durmadan bu sorularla doldurması ve çevresindeki herkesi de kendisiyle birlikte bunalıma sürüklemesi hiç de az rastlanır bir durum değil. Hayatın ne kadar da kısa olduğunun fark ettiğimiz bir yaş 34. Az zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek zorunda hissederiz kendimizi. En iyi kararları almak, en iyi ilişkiler kurmak, en iyi işe, arabaya ve eve sahip olmak. Sonra birden panik başlar. Eğer bir an önce kendinizi toplamazsanız, bu yaş sınırları içinde hem kendinizle hem de çevrenizdekilerle bol bol kavga eder, hatta bir de boşanma olayı yaşayabilirsiniz. Öncellikle mükemmel olmak zorunda olmadığınızı anlamalısınız. Elbet hatalarınız olacak . sırf sizin değil, herkesin hataları var. 34 yaşına geldiğinizde, mükemmellik aramak yerine, hatalarınızla mutlu olmayı öğrenmeniz gerek aslında tüm yaş günümüzde tekrar tekrar bunu düşünmeliyiz. Hepimiz insanız ve kendimizi, çevremizdekileri ve yaşamı sevmek zorundayız.
Osmangazi Üniversitesi (OGÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Demirtaş, teknoloji ve bilgi iletişim ağının gelişmesine bağlı olarak işte, okulda ve evde uzun süre bilgisayar kullanan kişilerin sayısının her geçen gün arttığını, buna paralel olarak da özellikle kas iskelet sistemi, göz ve psikososyal bazı sorunların ortaya çıktığını söyledi.
Statik boyun, kol ve el pozisyonları ve monoton tekrarlı hareketleri gerektiren bilgisayar kullanımı sırasında uygun olmayan şekilde oturmanın, boyun, sırt, bel, omuz ve kollarda ağrı ve rahatsızlıklara neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nesrin Demirtaş, şunları kaydetti: Düzgün oturuş şeklinde omurga üzerine binen yükler, bu kavislerin yardımıyla eşit oranda çevre dokulara dağıtılabilmektedir. Kötü oturuşta ise duruş şekliyle ilgili olarak eklem bağlarında gerginlikler, özellikle boyun ve omuz kaslarının aktivitelerinde ve omurlardaki mekanik yüklerde artış olur. Kötü çalışma ortamı sonucu kas ve eklemler üzerine binen aşırı yükleme ve stres, kas iskelet sistemiyle ilgili hastalıklara neden olur.
KADINLAR DAHA ÇOK HASTALANIYOR
Prof. Dr. Demirtaş, ABDde kas iskelet sistemiyle ilgili hastalıkların klavye kullananlarda yüzde 81lere kadar ulaştığını belirterek, bu tür rahatsızlıkların, erkeklere oranla kadınlarda daha yüksek oranda görüldüğünü bildirdi.
Bilgisayar kullanımının yaratacağı olumsuz etkiler konusunda halkın bilinçlendirilmesinin, hastalıkların ortaya çıkmasını engelleyebileceğini anlatan Demirtaş, şöyle devam etti: Sürekli kullanım için masa üzerine yerleştirilen bilgisayarlar, portatif bilgisayarlara tercih edilmelidir. Bilgisayarı sadece bir kişi kullanacaksa, o kişinin ölçülerine uyan, tekerlekli ve arkalığın geriye doğru bir miktar hareketine izin veren sandalye seçilmelidir.
İYİ GÖRÜŞ ÖNEMLİ
Bilgisayar kullanımı nedeniyle ortaya çıkan göz rahatsızlıklarının önlenebilmesi için çok parlak oda aydınlatmasından sakınılması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Demirtaş, şu tavsiyelerde bulundu: Bilgisayar ekranına bakarken, daha az göz kırpılır. Bu durum, gözler için zararlıdır. Her 15 dakikada bir bilgisayar işlemine ara verilerek, tercihen 5-6 metre uzaklıktaki bir nesneye bakılmalıdır. Böylece göz kasları gevşer. Ayrıca her 30-60 dakikada kısa istirahat araları verilmelidir. Bu aralarda ayağa kalkıp, çevrede hareket edilmelidir.
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Selim Şeker, bilgisayar kullananlara koyu renk giyinmelerini önerdi. Bilgisayarın önemli oranda radyasyon yaydığını belirten Şeker, "koyu renk giysiler, açık renklere oranla radyasyonu daha az emiyor" diye konuştu.
Uzun süre bilgisayar başında çalışanlarda göz kuruluğu meydana geliyor. Gözkuruluğu bulunanlara ise uzmanların tavsiyesi suni gözyaşı.
Bilgisayarla uzun süre çalışanları göz kuruluğu tehdit ediyor.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Suat Hayri genellikle gözümüzü ritmik olarak 10 saniyede bir kırptığımızı ancak bilgisayar ekranına dikkatli şekilde baktığımızda bir süre sonra göz kırpmayı unuttuğumuzu söylüyor. Uzun süre bilgisayar karşısında iş yapanlar göz kırpmayı unuttuğunda gözyaşı buharlaşarak gözlerde kuruluk oluşmasına neden oluyor.
Bu da gözde yanmalar, kızarıklıklar ve batma hissine yol açıyor. Özellikle gözyaşı az seviyede bulunanlarda kuruluk daha fazla olabiliyor. Gözyaşının görme fonksiyonunun tamamlanması için hayati önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Uğurbaş, 'Gözyaşı, gözü dış etkenlerden korur. Göz kuruluğu bulunanlara damlalarla suni gözyaşı kullanmalarını tavsiye ediyoruz' diyor.
Market, manav ve pazarlarda tezgahları süslemeye başlayan eriğin, bol miktarda B vitamini içerdiği ve karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara iyi geldiği belirtildi.
İlkbaharda çıkan eriğin yeşil, kırmızı ve sarı meyvesi sonbahara kadar, kurutulmuşu da yıl boyunca tüketilebiliyor. Latince adı 'Prunus domestica' olan erik, en eski yazılı belgelere göre 2000 yıldır biliniyor. Kafkasya ve Hazar Deniz'i çevresinden dünyaya yayıldığı sanılan eriğin, erkenci döneminde çıkanına 'can eriği', yaz ortalarında olgunlaşanına 'Japon ya da İtalyan eriği' deniyor. Ağustos'ta olgunlaşmaya başlayan 'Avrupa eriği' ise ekim ayına kadar yenebiliyor. Farklı dönemlerde olgunlaşan eriğin, farklı biçim ve büyüklükteki meyvelerinin ince kabuğu, türlere göre yeşil, sarı, kırmızı ve mor renkler alıyor. Türkiye'deki en tanınmış erik çeşitleri can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve tatlı üryani eriği olarak biliniyor.
Türkiye'nin hemen her yöresinde yetiştirilen erik, daha çok taze meyve olarak tüketildiği gibi komposto, hoşaf, şurup, pekmez, reçel, marmelat veya kurutularak saklanıyor. Satın alırken, canlı yeşil, sert, sulu ve lekesiz olan eriklerin seçilmesi tavsiye edilirken erik, bol miktarda B vitaminleri içeriyor. Uzmanlar, eriğin bağırsakları yumuşatıcı bir etkiye sahip olduğunu ifade ederken, ayrıca potasyum ve magnezyum minerali açısından da zengin bir meyve olduğunun altını çiziyor. Uzmanlar, eriği karaciğer, kalp ve böbrek hastalıklarına, sindirim rahatsızlığı çekenlere, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara da öneriyor.
100 gr taze erik; 66 kalori, 17.8 gr karbonhidrat, 299 mg potasyum, 17 mg fosfor, 2mg sodyum, 18 mg potasyum, 0.5 mg demir, 0.4 mg lif içeriyor. Erik ayrıca, A, B1, B2, B3, B6, C, E vitamini içeriyor. Kuru eriğin, tazesine göre daha fazla ve pişirilmeden yenmesi öneriliyor.