tarbal

tarbal

Üye
24.10.2004
Çavuş
1.319
Hakkında

  • Lahana, mide ve bağırsak dostu
    Sebze olarak her evde sevilerek kullanılan beyaz lahananın çok önemli iyileştirici özellikleri, eski çağlarda da bilinirdi. Ama faydaları, ancak 1950 sonrasında bilimsel araştırmalarla kanıtlanabildi.

    Kullanım alanları ve biçimleri: Lahananın mide ve oniki parmak bağırsağı ülseri tedavisinde çok etkili olduğu, bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır. Bu tedavi, 4-5 hafta boyunca lahana özsuyu içilerek yapılır. Hasta kişi hafif diyet besini alır ve yemeklerden sonra olmak üzere, gün boyunca toplam 1 litre lahana özsuyu içer. Mide yanması ve mide ağrıları da bu tedavi sayesinde kısa sürede sona erer. Lahananın başlıca etken maddelerinden biri, laktik asittir. Bu, bağırsaklardaki yararlı bakterilere sağlıklı bir yaşam ortamı hazırlanmasında rol oynar. Genelde, çiğ lahananın salata biçiminde bolca tüketilmesi, büyük yarar sağlar.
#15.05.2005 02:39 1 0 0
  • almanca öğren - sesli almanca öğrenme - almanca öğrenme programı - almanca ögrenme - almanca öğrenme - almanca ögren - almanca ögrenme programi - sesli almanca - sesli almanca öğren

    Sesli Almanca Öğrenme Programı Download

    indir
#06.05.2005 15:53 0 0 0
  • ELEKTRİK Mühendisleri Odası (EMO) Gaziantep Şube Başkanı Prof. Dr. Arif Nacaroğlu, özellikle konutlarda enerji tasarrufuna önem verilmesi gerektiğini belirterek, evlerde alınacak bazı basit önlemlerle ülke ekonomisine yılda 1 milyar 100 milyon dolar katkı sağlanacağını vurguladı.

    Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi de olan Prof.Dr. Arif Nacaroğlu, buzdolabının kapı içi manyetik bantları pudrayla temizlenmesi, TV, VCD ve DVD'nin kumanda yerine cihazların üzerlerindeki kapama düğmelerinden kapatılması, ütünün iş bitiminden 5 dakika önce fişten çekilmesi, 20 wattlık floresan kullanılması halinde fatura rakamlarının yüzde 35 ile 50 arasında düşeceğini bildirdi.
    Elektrik dağıtımı ve kullanımının kolay, ancak pahalı olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Nacaroğlu, Türkiye'de enerjinin yüzde 43'ünün konutlarda tüketildiğini, özellikle konutlarda enerji tasarrufuna önem verilmesi gerektiğini, evlerde alınacak önlemlerle ülke ekonomisine yılda 1 milyar 100 milyon dolar, sanayi ve ulaşım sektöründeki tasarruflarla 2.5 milyar dolar katkı sağlanacağını vurguladı.

    ELEKTRİK SOBASINA AYDA 180 YTL

    Evlerde elektrik enerjisini en fazla tüketen cihazların başında elektrik sobası, ütü, klima gibi ısıtma cihazlarının geldiğini belirten Nacaroğlu, "2 çubuklu elektrik sobası saatte yaklaşık 30 Yeni Kuruş'luk elektrik tüketmektedir. Günde 20 saat kullanılan böyle bir cihazın aylık maliyeti 180 YTL'ye ulaşmaktadır. Basit ısı yalıtımı ile bu maliyet yarı yarıya azaltılabilir'' dedi.

    BUZDOLABINI PUDRALA FATURAN UCUZLASIN

    Günün 24 saati kullanılan buzdolabında da tasarruf sağlanabileceğini belirten Nacaroğlu, şu önerilerde bulundu:
    "Buzdolabının kapı içi manyetik bantları ayda bir kez sabunlu su ile temizlenmeli ve pudralanmalıdır. Bu sayede, bantlar yırtılıp, hava kaçırma meydana gelmeyecektir. Yemekler, sıvılar kapaklı olarak dolaba konulmalıdır. Aksi taktirde buzlanma ve nem artar. Bu da dolap kompresörünün daha fazla çalışmasına ve daha fazla elektrik tüketmesine neden olur. No-Frost dışındaki buzdolaplarında buzluktaki buz kalınlığı 5-6 milimetreyi aşmadan eritilmelidir. Buzdolabına sıcak yiyecek ve içecek konulmamalıdır. Buzdolabının kapısı açık unutulmamalıdır. Bu basit önlemler ile buzdolabının faturaya yansıyan bölümünde yüzde 50'ye varan düşüş sağlanabilir.

    VCD'Yİ KAPAT AYDA 3 YTL KAR ET

    Televizyon, VCD ve DVD'leri kullanılmadıkları zaman kumanda yerine açma-kapama düğmelerinden kapatın. Uzaktan kumanda ile kapatılan cihazlar elektrik tüketmeye devam eder. Harcanan bu enerji aletin normal kullanım enerjisinin yüzde 5'i kadardır. Bu basit önlem ayda 3 YTL civarında bir tasarruf sağlar.

    ÜTÜYÜ ERKEN ÇEK, BİR SAAT FAZLA AYDINLAN

    Ütüleme işini bitirmeden 5 dakika önce ütüyü prizden çekin ve işinizi ütüdeki kalan ısıyla bitirin. Bu basit önlemle bir ampulün bir saat daha fazla aydınlatması sağlanabilir.

    20 WATT'LIK FLORESAN KULLANIN

    75 wattlık akkorlu flamanlı lambaya karşılık 20 wattlık bir kompakt floresan lamba kullanarak yüzde 75 tasarruf sağlanabilir. Bu ampul gibi 6 ampulün günde 8 saat çalıştığı düşünüldüğünde bu değişim ayda yaklaşık 11 YTL'lik bir tasarruf anlamını taşımaktadır.''
#02.05.2005 22:59 0 0 0
  • baş dönmesi sebepleri - vertigo nedir - mide bulantısı - vertigo tipleriTıp dilinde vertigo olarak adlandırılan baş dönmesinden çok kısa olarak bahsetmek istiyorum. Çok sık görülen bu şikayetin altında basit bir hastalık olabildiği gibi, hayati önem taşıyan hastalıklarda bulunabilir.

    Hastalar baş dönmesi,bazen belli pozisyonda baş dönmesi fenalık hissi, itiliyormuş gibi olma, çevredeki cisimlerin yer değiştirmesi, kusma, mide bulantısı gibi ifadelerde doktora başvururlar. Baş dönmesi basit olarak denge ve işitme merkezini etkileyen rahatsızlıklarda ve beynin belli bölgelerini etkileyen rahatsızlıklarda görülür.Bunların birçok sebebi vardır. Bu sebepleri bulmak ve baş dönmesinin esas nedenini saptamak tedavide çok önemlidir. Baş dönmesine neden olan sebeplerin bir kaçını sıralarsak :

    1)Beynin iskemik damar hastalığı: Bu hastalıkta beynin beslenmesi yetersizdir. Bunun sebebi de genellikle beyni besleyen damarlardaki tıkanmalardır.

    2)Vestibuler-nörinit: Genellikle soğuk algınlığı veya sinüzit yada solunum yolları enfeksiyonundan sonra ortaya çıkan kulaktaki denge ve işitme sisteminden kaynaklanan baş dönmesidir.

    3) Psikojenik vertigo: Depresyon histeri aşırı sinir ve stres gibi durumlarda ortaya çıkan baş dönmesidir.
    4) Meniere hastalığı: Baş dönmesinin çok sık görülen sebeplerindendir. Baş dönmesi kulak çınlaması ve ilerleyici sağırlık tablonun 3 temel belirtisidir. Orta yaş erkeklerde daha sık görülür.

    5) Kafa içi basıncının arttığı durumlar: Tümorler beynin omirlik sıvısındaki artma gibi sebepler sonucu hasta hekime baş dönmesi şikayeti ile başvurabilirler.

    6) Bunlar dışında kafa travmaları metabolik bozulmalar gibi birçok sebep baş dönmesine sebep olabilir.

    Baş dönmesi hastaların yasam kalitesini etkileyen günlük yasam aktivitesini düşüren bir rahatsızlıktır sebebi ister basit bir hastalık, isterse önemli bir hastalık olsun mutlaka uzman bir hekim tarafından tedavi edilmelidir. Yoksa daha farklı sonuçlar doğurur. Örneğin: özellikle orta yaşlarda başlayan baş dönmesinde akla beynin damar rahatsızlığı gelmelidir. Bu önemsenmezse sonuçta beyni besleyen damarın tıkanmasına bağlı felç oluşabilir. Bu durum hayati önem taşıdığı gibi hastanın sonraki yaşamını olumsuz yönde etkiler.

    Kısaca her hastalıkta olduğu gibi baş dönmesinin de erken teşhis ve tedavisi önemlidir.
#02.05.2005 21:02 0 0 0
  • elma sirkesi zayıflatırmı - elma sirkesinin cilde faydaları - elma sirkesinin faydaları - elma sirkesinin yararları

    Binlerce yıl önce mahzende unutulan bir şaraptan tesadüf eseri keşfedilen elma sirkesinin, ciltteki lekelerden fazla kilolara, sağlıksız saçlardan varisli damarlara kadar birçok derde deva olduğu bildirildi. Elma sirkesinin özellikle pırıl pırıl saçlar, lekesiz bir cilt ve incecik bir vücuda kavuşmada çok önemli katkılar sağladığı vurgulandı.

    Elma sirkesiyle cilt güzellik seansını herkes evinde kolayca uygulayabilir. Bugüne kadar sadece sofrada kullanılan elma sirkesinin cilt güzeliği için doğurduğu 'inanılmaz' sonuçlar ise şöyle sıralanıyor:

    - Kepeksiz saçlar: Saçınızı yıkadıktan sonra, son durulama suyuna elma sirkesi ekleyin. Saçlarınızın kepekten arındığını ve parlaklaştığını göreceksiniz.

    - Akne tedavisi: Su ile seyreltilmiş elma sirkesi ile yüzünüzü temizleyin ve su ile durulayın. Elma sirkesi cildinizi yumuşattığı gibi, antiseptik özelliği ile akneye neden olan mikropları öldürecektir.

    - Ciltteki lekelere: Dörtte bir litre suya, üç çorba kaşığı elma sirkesi ekleyip, kaynayıncaya kadar ısıtın, ateşi kısın. Başınıza bir örtü örtüp, yüzünüzü buhara tutun. Yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yüzünüzü silin. Haftada iki kez tekrarlayabilirsiniz.

    - Varisli damarlara: Bir bezi elma sirkesine batırıp sıkın. Bezi varisli bölgeye sarın ve 30 dakika bekletin. Bu süre içinde bacaklarınızı yukarı kaldırarak dinlendirin. Sabah-akşam tekrarlayın.

    - Zayıflamak için: Bir bardak suya bir-iki kahve kaşığı elma sirkesi ve bir kahve kaşığı bal ekleyip, karıştırın. Uygun bir rejimle birlikte kullanıldığında, düzenli kilo vermenize katkı sağlar.
#02.05.2005 12:35 0 0 0
  • Çalışmalar bazı vitaminlerin eksikliğinin insanlarda duygu durumunu etkilediğini ortaya çıkardı. Araştırmalara göre, Tiamin, Folik asit, Vitamin B6, Vitamin Bi2 eksikliği depresyona neden oluyor.
    Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan, "SB Diyalog" dergisinde yer alan habere göre, Omega-3 yağ asitleri eksikliği de depresyona ve duygu durum dalgalanmalarına yol açıyor. Harvardlı psikiyatristler, manik depresyonlu hastaların Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslendiğinde daha uzun süre remisyonda kaldığını tespit etti. Duygu durumu ile yiyecekler arasındaki ilişkiyi İlk olarak, "Managing Your Mind and Mood Through Food" kitabının yazarı Ludith Wurtman popülarize etti. Wurtman, çok basitçe, sadece karbonhidratlardan oluşan ayrı öğünlerle gerilim ve stresin önlenebileceğini ileri sürüyor ve zihinsel keskinliği artırmak için de protein yemeyi tavsiye ediyor. Son zamanlarda çikolatanın da duygu durumu ile sıkı ilişkisi olduğu ortaya atıldı. Çikolatanın adet görmek üzere olan kadınları neşelendirdiği çeşitli çalışmalarla desteklendi. Bu konuda şöyle bir teori bile üretildi:

    "Çikolatanın içindeki kimyasal maddeler adet dönemindeki hormonal değişimleri dengeliyor".

    Dergide yer alan habere göre bu konudaki tartışmalar uzayacağa benziyor. "En iyisi ne yediğiniz kadar, kimlerle yediğinize, nasıl yediğinize, nasıl bir duygu ile yediğinize dikkat edin" uyarısı yapan uzmanlar, "Haftada iki öğün de olsa balık yemeyi, her fırsatta yeşil meyve ve sebze yemeyi, ikram edilen çikolataları geri çevirmeden almayı kural haline getirin" dediler.
#02.05.2005 12:33 1 0 0
  • Miyopi, halk arasında "uzağı net görememe" olarak biliniyor. 5 ile 18 yaş arası artan ciddi bir sorun. Basit miyopi, toplumda yüzde 25 oranında görülüyor ve düzeltmeyle tam görme kazanılır.
    Ara tip miyopide düzeltme sonucu göz tamamen ya da tamamına yakın şekilde görebiliyor. Bu tip sorunların yüzde 60'ında retinayla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Dejeneratif miyopi ise ilerleyici miyopi ya da yüksek miyopi olarak adlandırılıyor. Yüksek dereceli miyopların yüzde 30'unda göz içi basıncı yüksek seyrediyor ya da glokom göz tansiyonu gelişme riski vardır.
    Neden uzağı göremiyoruz?

    Neden çoğu zaman kalıtsaldır. Hastaların bir kısmı iyi göremediğinin farkında olmuyor. Yakını net gördükleri için uzaklaştıkça cisimlerin netliklerini kaybetmelerini doğal karşılıyorlar. Bunun sonucunda da, kırma kusurları uzun süre fark edilmiyor.

    Nasıl tedavi edilİr?

    Miyopi, hafif veya ileri derecede olabilir. Bu kusurun tedavisi için gözlük, kontak lens, lasik (excimer laser) ve cerrahi yöntemlere başvurulur.

    Miyopi için kullanılan gözlük kalın kenarlı ve camın ortası kalın olduğundan estetik problem de ortaya çıkıyor. Kontak Lens, gözlüğe göre daha avantajlı olmasının yanı sıra, alerji ve enfeksiyona yol açabiliyor. Ayrıca, sürekli bakım gerektirmesi de bir başka dezavantajı. Lazer ise korneanın yeniden şekillenmesi esasına dayanıyor. Excimer lazer uygulandıktan sonra kapakçık yeniden kapatılıyor. İşlemin ardından, hasta ertesi gün normal yaşantısına dönüyor. Bu işlem yeni teknoloji sayesinde ortalama 6 ile 8 dakika sürüyor.
#02.05.2005 12:32 1 0 0
  • İki bilim adamının yazdığı 'Tehlikeli Oyuncak' adlı kitap, cep telefonunun zararlarına ilişkin tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. İşte cebimizin madde madde kısa ve uzun vadeli zararları;

    Cep telefonuyla ilgili yeni teknolojilere kulağımızı kabartmışken, iki bilim adamı keyfimizi kaçırdı. Tehlikeli Oyuncak adlı kitap, cep telefonunun insan sağlığı üzerindeki zararlarına ilişkin çarpıcı araştırma sonuçlarını, cep telefonu lehine yapılan bilimsel çalışmaların nasıl fiyasko ile sonuçlandığını ve bilim adamlarının ilginç itiraflarını içeriyor. İşte cep telefonunun ortaya çıkaracağı rahatsızlıklar ve ondan korunma yöntemleri...

    ÖLÜMÜNE KONUŞUYORUZ...

    Cep telefonumuz yoksa, varlığımızın da bir anlamının kalmayacağı günlere doğru koşar adım gidiyoruz. Kısa sürede elimiz ayağımız zannettiğimiz bu cihaz sayesinde konuşuyor, yazışıyor, fotoğraf çekiyor, TV izliyor, müzik dinliyor, tansiyonumuzu ölçüyor, haberdar oluyor, hesaplarımızı düzenliyor, ödüyor, harcıyor ve daha pek çok şey yapıyoruz.

    Kulaklarımızı, cep telefonlarının muhteşem işlevlerine kabartmışken alın üç yeni gelişme size: Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), cep telefonlarından ve baz istasyonlarından maruz kalınan radyo dalgalarını içine alan elektromanyetik alanları, muhtemel kanserojen içeren 2-B grubuna aldı. Bu bilgi muğlak geliyorsa, işte daha anlaşılır olanı: İngiltere Radyolojik Koruma Kurulundan: Cep telefonları küçük çocuklarda tümör riski yaratıyor. Bu türden bilgilerden daha çok var; çünkü zaman ilerliyor ve kullandığımız teknolojinin uzun vadede görülecek zararları bir bir ortaya çıkmaya başladı: Dünya iletişim devlerinden AT&T için çalışıp cep telefonunun zararının olmadığını söyleyen Dr. George Carlo, şirketten ayrıldıktan sonra yazıp konuşabiliyor ancak: Laboratuvar deneyleri, cep telefonu radyasyonunun genetik şifre bozukluklarına yol açtığını göstermiştir.

    Medyada arada bir yayınlanan haberler, cep telefonlarının zararsız olduğu, yapılan araştırmalarda zararının henüz tam olarak tespit edilemediği yönünde bilgiler veredursun; bu harika cihaz sayesinde sağlığımızın büyük bir tehdit altında olduğu, artık bilimsel verilerle ve yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Türkiyede madalyonun kara yüzü ile ilgili yayınlanan ilk kitap, geçtiğimiz günlerde okurun ilgilisine sunuldu. Hayykitap Yayınlarının çıkardığı Tehlikeli Oyuncak adlı eser, Prof. Dr. Selim Şeker ve Anıl Korkut tarafından yazıldı. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünün hocalarından Prof. Selim Şeker, 25 yılı aşkın zamandır elektromanyetik ve bunun insan üzerindeki etkileri konularında bilimsel çalışmalar yapmış, eserler kaleme almış bir isim. Anıl Korkut ise moleküler biyoloji, genetik ve kimya okumuş, halen Amerika Colombia Üniversitesinde genetik konusunda doktora çalışmalarını sürdüren bir bilim adamı... Şeker ve Anıl"ın bilimsel-akademik bir dile boğulmadan, herkesin anlayabileceği bir dil ve üslupla kaleme aldıkları kitap, cep telefonunun sağlığımız üzerindeki zararlarına ilişkin çarpıcı araştırma sonuçlarını, dehşet verici çelişkileri, cep telefonu üreticilerinin cep telefonu lehine destekledikleri bilimsel çalışmaların nasıl fiyasko ile sonuçlandığını gösteren örnekleri, bilim adamlarının ilginç itiraflarını içeriyor. Kanserden beyin tümörüne, yüksek tansiyondan hafıza kaybına, cep telefonunun kısa ve uzun vadede ortaya çıkan ve çıkması muhtemel olumsuz etkilerinin anlaşılır bir dille açıklandığı kitapta, en az zararla gerçekleştirilecek kullanım için, bir kısmını üst tarafta alıntıladığımız tavsiyelerde bulunuluyor.

    Konu ile ilgili görüştüğümüz Prof. Dr. Selim Şeker, kulağımızın neredeyse içine sokup beynimize bu kadar yakın tuttuğumuz, elektromanyetik radyasyon yayan başka bir cihazın olmadığını belirtiyor ve şöyle diyor: Diğer aletlerin kullanımında aldığımız zararı, vücut kendini yenileyerek bertaraf edebiliyor. Oysa cep telefonunu yoğun kullandığımız için buna fırsat vermiyoruz. Cep telefonunun kullanımı gün geçtikçe artıyor. Dolayısıyla daha da bağımlısı oluyoruz ve tehlike gittikçe büyüyor.

    Prof. Şeker, zaman zaman medyada cep telefonlarının insan sağlığına zararı olmadığı yönündeki haberleri nasıl karşıladığı yönündeki sorumuzu, sigara örneği ile açıklıyor: 1960larda sigaranın zararlarından hiç söz edilmiyor, sadece öksürük yaptığı konuşuluyordu. Ama şimdi kanser yaptığını biliyoruz. Biz sigarada yapılan hatanın cep telefonunda da yaşanmaması için dikkatli olmamız gerektiğini, zararlı yanlarıyla ilgili sonuçları ve ihtimalleri belirtip uyarmayı istiyoruz. Bu teknolojiyi bilinçli kullanmak, çocuklardan uzak tutmak gerektiğini, bir bilinç oluşturup cep telefonu üreticilerini, daha az elektromanyetik radyasyon yayan cihazlar yapmaları için zorlamak gerektiğini söylüyoruz.

    Türkiyede bazı GSM operatörlerinin hazırladığı ve cep telefonunun sağlığa zararının olmadığını belirttiği broşürlere, para karşılığında, konu ile ilgili bir tane bile makalesi olmayan bilim adamlarının imzasının alındığını belirtiyor Prof. Şeker ve ekliyor: Bu türden çalışmaları bağımsız kuruluşlar yapar. Şikayetçi olunan tarafın, şikayet ile ilgili çalışma yapması etik acıdan ne kadar doğru olur? Ama medya bu kuruluşlardan büyük miktarlarda reklam girdisi sağladığı için aleyhte sonuç veren çalışmaları değerlendirmiyor, lehte olan çalışmaları ön plana çıkarıyor.


    Cep telefonundan korunmanın basit yolları

    Cep telefonu görüşmelerini mümkün olduğunca kısa tutup gereksiz konuşmalardan kaçınmak, yakında sabit hat varsa onu tercih etmek.

    Acil durumlar hariç çocuklara cep telefonu kullandırtmamak, telefonları onların yakınında tutmamak.

    Cep telefonu görüşmelerini çocuklardan mümkün olduğunca uzakta yapmak.

    Hamilelikte cep telefonunu acil durumlar dışında kullanmamak, hamilelik süresince evdeki cep telefonlarını kapalı tutmak.

    Cep telefonunu bir kulaklık aracılığıyla kullanmak. (Bu, zararı bütünüyle önlemez, ancak azaltabilir. Çünkü kulaklıkla da radyasyon beyne ulaşır.)

    Konuşma dışında cep telefonunun ekstra özelliklerini kullanmaktan kaçınmak. (Bir çalar saat, gece boyunca başucunuzda durarak biyolojik ritminizi altüst edecek cep telefonuyla aynı işlevi görecektir.)

    Kısa bilgi gönderiminde SMS kullanmak.

    Cep telefonlarının en savunmasız zamanda yakalayacağı geceleri cihazı kapatma alışkanlığı kazanmak.

    Cep telefonlarının en çok radyasyon yaydığı zamanlar, telefon çaldığı ve çevirdiğiniz numaranın bağlandığı anlardır. Bu sırada telefonu baş bölgesinden uzakta tutmak. (Gelen çağrıyı açtıktan veya karşı taraf görüşmeye açtıktan 1-2 saniye sonra cihazı kulağa götürmek daha güvenlidir.)

    Asansör ve otomobil gibi dar ve kapalı alanlarda cep telefonu ile görüşme yapmamak. (Cihaz çekmediği için görüşmenin gerçekleşmesi baz istasyonun daha fazla elektromanyetik radyasyon iletmesini gerektirir.)

    Baz istasyonları ve taşıma hatlarını, okul, kreş, hastane ve huzurevi gibi alanların uzağında kurmak. (Radyasyondan en çok zararı çocuklar, hamileler ve yaşlılar görür.)

    SAR değeri daha düşük cihazı tercih etmek daha az radyasyona maruz kalmak demek. SAR değeri düşük cep telefonlarını tercih etmek.

    Harici antenli cep telefonlarını tercih etmek.

    Cep telefonunu gün içinde vücudunuzdan olabildiğince uzakta, çantada; çantanız yoksa, en dış cebinizde taşımak.

    Cep telefonlarını elektromanyetik fren sistemli taşıtlarda, petrol istasyonlarında ve hastanelerde kullanmamak.

    Cep telefonunu kalp, beyin ve cinsel organlara yakın bir yerde taşımamak.

    Yakınınızda bulunan baz istasyonunu kaldırtmak ve servis yetkililerine, istasyonları için sağlığı tehdit etmeyecek yerler seçme konusunda sorumluluklarını hatırlatmak.

    Cep telefonunun bir organımız olduğunu zannetmemek, hayatı cep telefonu olmadan idare etmenin yollarını aramak, mümkün mertebe klasik iletişim araçlarını kullanmak.

    Kısa vadeli zararları (24 saat)

    Görüş alanında daralma.

    Kalp pilinin bozulma riski.

    Yoğun stres ve yorgunluk hissi.

    Konsantrasyon ve dikkat bozulması.

    Kulak çınlaması ve kulaklarda ısınma

    İşitmede geçici aksaklıklar oluşması.

    Baş ağrıları ve sersemleme

    Uzun vadeli zararları (10 yıl)

    Genetik yapının bozulması.

    Beyaz kan hücresi (lenfoma) kanseri.

    Kan beyin bariyerinin zedelenmesi.

    Kalp rahatsızlıkları.

    Hafıza zayıflaması ve beyin tümörü riski

    Kalıcı işitme bozuklukları.

    Embriyo gelişiminin zarar görmesi.

    Kadınlarda düşük riskinin artması.

    Kan hücrelerinin bozulması.

    Bağışıklık sisteminin bozulması.

    Yüksek tansiyon.

    Sperm sayısının azalması.

    Cilt kanseri.
#01.05.2005 23:56 1 0 0
#01.05.2005 15:29 0 0 0
  • TTKD uzmanları yaptıkları kıyaslamalı analizlerde bir çok sabun markasının mikroplara karşı etkili olmadığını tespit ettiler...Ancak standarda da zorunluluk yok.Marka seçin.Eğer seçtiğiniz sabun mikropları öldürmüyorsa durumunuz çok kötü..

    *Dove (kalıp),Reward kalıp(bakterisid etkili),Jahnsons(sıvı sabun),Arko nem( sıvı sabun),Protex (kalıp)markalarının E.coliye etkili olduğu görüldü.

    Uzmanlarımızın yaptığı tesbit çalismalarinda sadece Protex (kalıp)ve Sandy (krem sabun) markalarının S:aureus mikroorganizmasına karşi etkili oylduğu belirlendi.

    Sabunlar mikroplara karşi öldürücü etki yapmıyorsa temizlediğini düşündüğümüz yerler mikrop dolu demektir...Eyvah!

    Bir çok tüketici raflardaki rengarenk albenisine aldanıp etiket bilgilerine bakmaksızın alırlar sabunları.Ama bu konudaki genel kanı sabunların temizlik aracı olduğudur.İşte bizde bu yüzden bu düşünceden yola çıkarak araştırmamızda el hijyeni için en önemli olan E.coli ve S.aureus bakterilerine karşı etkinliğini ölçtük.Bilinçsizce kullandığımız sabunları araştırdık.

    Sabun bir temizlik ajanıdır.Hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkali hidroksid ile reaksiyona girmesi yani etkileştirilmesi sonucu sabunlar meydana gelir.Fakat içine herhangi bir mikrop öldürücü(bakterisid) kimyasal madde ilavesi yapılmadığı takdirde sabunların mikroplara karşı hiçbir etkisi yoktur.

    Özellikle tuvalet sonrası bakterisid etkili bir sabun kullanılmadığı takdirde tuvalet kaynaklı mikroorganizma olan E.coli yok edilmemekte ve insan tehdit etmektedir.Bu nedenle sabun etiketinde bakterilere karşı etkindir veya bakterisid ibaresi bulunanlar tercih edilmelidir.piyasada el sabunları,banyo sabunları,cilt sabunları gibi çeşitli sabunlar bulunmaktadır.

    Özellikle umumi tuvaletler ve gıda imalathanelerinde sabunların birçok insan tarafından kullanılması sonucu,sabunların üzeri adeta bir mikrop yuvası haline gelmektedir.Mikroplar nemli ortamları sevdiğinden üremeleri buralarda daha kolay olmaktadır.

    Hangi sabunlar mikroplara etkili?

    TTKD"nin mikrobiyoloji uzmanı doktor ,veteriner hekimi ve gıda mühendislerinden oluşan uzman kadrosu 14 sabun markası üzerinde inceleme yaptı.

    Dove (kalıp),Reward kalıp(bakterisid etkili),Jahnsons(sıvı sabun),Arko nem
    ( sıvı sabun),Protex (kalıp) markalarının E.coli"ye etkili olduğu görüldü.

    Uzmanlarımızın yaptığı tespit çalışmalarında sadece Protex (kalıp)ve Sandy (krem sabun) markalarının S.aureus mikroorganizmasına karşı etkili olduğu belirlendi.Diğer markalar bu 2 mikroorganizmaya karşı varlık gösteremediler.


    E.Coli:Coliform bakteriler içinde yer alır.Bağırsak florasında bulunur.Gıda zehirlenmesine yol açar.
    S.aureus:Yara,ağız,burun akıntılarından bulaşan bir bakteridir.Kusma.karın ağrısına yol açar.
#01.05.2005 12:39 1 0 0
  • Sıcak havalarda, aşırı soğuk içecekleri tüketirken dikkatli olunması gerektiği, bu içeceklerin dişe zarar verdiği bildirildi.

    Atatürk Üniversitesi (A.Ü.) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Evcil, aşırı soğuk içeceklerin, ağız ortamındaki ani ısı değişikliğine neden olduğunu belirten Evcil, şunları kaydetti:

    Yaz aylarında vatandaşlarımız harâretini kesmek için aşırı soğuk içecekleri fazla tüketiyor. Ancak bu durum, dişler için çok zararlı. Çünkü aşırı soğuk içecekler, diş mine yüzeyinin aşınmasına sebep oluyor. Bu aşınma da bir zaman sonra minede çatlaklar oluşturuyor. Ardından dişin canlı dokusunda aşırı reaksiyon yaşanıyor ve şiddetli ağrılar meydana geliyor. Sinan Evcil, yazın soğuk su ve soğuk dondurmanın yanı sıra asitli içeceklerin de fazlasıyla tüketildiğine dikkati çekerek, bu durumun da dişlere zarar verdiğini bildirdi.

    Asitli içeceklerin, dişlerin yüzeyine, kemiklere ve dişlerdeki kalsiyum miktarına zarar verdiğini ifade eden Evcil, Kola ve asitli içecekler sadece diş minelerini değil, ağızdaki kalsiyum miktarını da olumsuz etkiler. Bu içecekleri tüketirken, normal sıcaklıkta olmasına dikkat etmeli diye konuştu.

    Evcil ayrıca çocukların özellikle asitli içecekleri fazla içmemesi gerektiğini belirterek, anne ve babaların bu konuda duyarlı olmasını istedi.
#01.05.2005 12:32 0 0 0
#30.04.2005 21:34 0 0 0
#30.04.2005 21:31 0 0 0
#30.04.2005 21:30 0 0 0
  • Hastalığın ilk veya akut döneminde hezeyanlar ve halüsinasyonlar gibi şiddetli psikotik belirtiler görülür. Halüsinasyon, diğer insanların hissedemediği şeyler duymaya, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Olmayan nesneler, objeler görme, kokular duyma gibi... Hezeyanlar ise, başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerdir. Birinin hastanın düşüncelerini kontrol ettiği veya hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi...
    Akut dönemi belirtilerin yatıştığı dönem izler.

    Şizofreni hastalarında depresyon belirtileri sık görülür. Hastalarda bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalarının büyük bölümü üretken bir yaşam süremez ve yalnızca yüzde 20si, genellikle az beceri gerektiren işlerde çalışır.
    Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur.
    Bir psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar.

    Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.
    Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma...) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.
    Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.
    Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkiliyor. Dünyada 60 milyon, Türkiyede ise 600 bin şizofreni hastası bulunuyor.
    Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken yaşlarda başlarsa kişilik üzerindeki hasar o kadar fazla olur ve normal bir yaşam sürme şansı azalır.
    ŞİZOFRENİ NE DEĞİLDİR?
    Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir.
    Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verir.
    Şizofreni kelimesi, bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak şeklinde hatalı olarak kullanılır. Bu insan doğasında bulunan bir özelliktir.
    Şizofreni erken bunama değildir.
    Aşı gibi yollarla korunmanın mümkün olduğu bir hastalık değildir.
#30.04.2005 18:44 1 0 0
  • Göz çevresinin yapı gereği yüzün diğer bölgelerinden çok daha hassas olduğunu belirten uzmanlar, "Güzelleşmek uğruna göz sağlığınızı kaybetmeyin, kozmetik malzemelerin içindeki tek bir madde bile gözde alerjiye sebep olabiliyor.
    Aynı malzeme bir kişide alerji yapmazken, diğer bir kişide alerjik reaksiyona sebep olabilir" uyarısında bulunuyor.

    Göz bölgesinin daha fazla bakım ve özen gösterdiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Mahmure Borlu, "Gözlerine gerektiği gibi bakmayan, onlara bilinçsiz makyajla zarar verip hırpalayan pek çok kişi var. Gözler için bilinçli bakım son derece önemli. Makyajı temizlemeden yatmamak, doğru göz kremini ve makyaj malzemelerini kullanmak gözlerinizin sağlığının ve güzelliğinin anahtarları. Bu noktalara dikkat edilmediğinde alerjiden, göz enfeksiyonuna kadar birçok tehlike göz sağlığını tehdit ediyor" dedi.

    Gözlerde kozmetik ürünlere bağlı olarak görülen rahatsızlıkların başında alerjinin geldiğini kaydeden Dr. Mahmure Borlu, kozmetik malzemenin bizzat kendisinin yada içindeki tek bir maddenin gözde alerjiye sebep olabileceğini, aynı kozmetik malzemenin bir kişide alerji yapmazken, diğer bir kişide alerjik reaksiyona sebep olabileceğini söyledi. Borlu, şunları söyledi:

    "Hasta, bir ürünün kendisinde alerji yapıp yapmadığını genellikle bilmiyor. Bu durumda kullanılan malzeme gözde kızarıklık, sulanma, batma gibi yakınmalar yaparsa hastanın onu derhal bırakarak hekime danışması gerekir. Bu açıdan özellikle sık sık alerji problemi yaşayanların su ile çıkabilen ürünleri kullanmasında, her 3 ayda bir kozmetik ürünlerini yenilemesinde fayda var."

    Kozmetik malzemelerin özellikle gece temizlenmediğinde gözlerde tahrişe neden olduğunun altını çizen Borlu, "Bunu ilk başta fark etmek kolay değil. Ancak 10-15 sene gibi bir süre sonucunda kişilerde kuru göz, kaşıntı, yanma gibi şikayetler görülüyor. Göze sürülen far bile zaman içerisinde gözyaşında ve konjuktiva denilen gözün dış zarı ile temas ederek irritasyon oluşturuyor. Uzun süre rimel sürmüş, gözüne eyeliner çekmiş bir hastanın muayenesinde göz kapağını çevirip baktığımızda altında pürtükler ve pürtüklerin içinde siyah partiküller görürüz. Bu durum gözyaşı salgılayan hücrelerde soruna yol açar ve göz yaşının karakterinde değişiklikler meydana getirir. Bu tablo ile karşı karşıya kalmamak adına göz makyajını silerek yatmak gerekir" şeklinde konuştu.

    Borlu, yoğun olarak yağ içeren kozmetik malzemeleri kullanmamak gerektiğini de ifade ederek, "Bu yağ direkt olarak göz yaşına karışıp bir tabaka oluşturarak görmeyi puslandırıyor. Kornea denilen şeffaf tabaka damarsızdır. Bu tabakanın beslenmesi için gözyaşının içindeki erimiş oksijene ihtiyaç vardır. Gözyaşının üstü ince bir yağ tabakası ile kaplandığında oksijen giremez ve göz bebeğinde oksijensizliğe neden olur. Özellikle kontakt lens kullanan kişilerde bu çok önemlidir. Bu sebeple çok yağlı malzemeden kaçınmak gerekir. Kozmetik ürünün kullanım süresi ve şekli de göz sağlığı açısından önemli bir faktör. Bir malzemeyi uzun süre kullanmamakta fayda var. Kullanım esnasında elde bir bakteri varsa bu göze ve kullanılan kozmetik malzemenin içine bulaşabilir, burada üreyerek tekrar tekrar gözü enfekte edebilir. Özellikle göz enfeksiyonu geçirildiğinde o dönemde göz için kullanılan tüm malzemeleri daha sonra kullanmamak gerekir" şeklinde sözlerini sürdürdü.
#30.04.2005 18:41 1 0 0