Genellikle salata, et ve zeytinyağı gibi besinlere lezzet katmak amacıyla kullandığımız kekiğin, fazla kilolardan adet kanamalarına, böbrek taşından saraya kadar pek çok rahatsızlığa iyi geldiğini biliyor muydunuz?
Uzmanlar, kekik otunun yapısında bulunan minerallerinden dolayı birçok sağlık probleminin çözümünde etkili olduğunu belirtiyor. Kolesterol düşürülmesinden, sara krizini önlemeye ve ağrıların tedavisine kadar bir çok işe yarayan kekik, baharat özelliğiyle de yemeklerde kullanılıyor.
Yaygın olarak lezzet arttırıcı baharat olarak sofralarda kullanılan kekik otu, birçok sağlık problemine iyi geliyor. Halk arasında "tahtacı otu", "güvey otu" ve "pervane otu" olarak da adlandırılan kekiğin; kolesterolü düşürdüğü, sara krizin önlediği, mide, karın ve başağrılarında etkili olduğu, ani spazmları çözdüğü ve ergenlik sivilcelerinin tedavisinde etkin rol oynadığı bilinen özellikleri arasında. Uzmanlar, kekik otunun ve kekik otundan yapılan çay ve yağların dikkatli ve ölçülü kullanılması halinde, birçok sağlık problemini kendiliğinden çözdüğünü belirtiyorlar.
Kekiği nasıl kullanabilirsiniz?
Kekik çayı: Kekik çayı sindirim sistemi üzerinde son derece etkilidir. Sindirimi kolaylaştırma, mide rahatsızlıklarına iyi gelme, iştah açma özelliğiyle öne çıkan kekik çayı, ayrıca adet kanamalarını dengeler, kramplı adet ağrılarına iyi gelir, organizmayı güçlendirir ve ergenlik sivilcelerini engeller.
Kekik yağı: Sızma zeytinyağı ile birlikte kullanılan kekik yağı, ağrının olduğu bölgeye masajla birlikte uygulanırsa acıyı dindirir ve ağrının yayılmasını engeller.
Kekik suyu: Bağırsaklardaki parazitlerin düşmesini sağlar. Yatıştırıcı özelliği vardır. Spazm çözücüdür, organizmanın düzenli çalışmasını sağlar. Mide için son derece faydalıdır. Kolesterolü düşürür. Böbrek ve kum taşlarında iyi sonuç verir. Ağız, diş ve boğaz iltihaplarında gargara yapılırsa iyileştirici etki sağlar. Sara krizini önler. Vücuttaki fazla yağların yakımında etkilidir. Mide, karın ve baş ağrılarında etkilidir.
Göz tansiyonu olarak bilinen glokom, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmezse görme kayıplarına kadar gidebilen glokomun erken tespit edilirse görmenin korunabileceğini belirten Acıbadem Göz Hastanesi Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener, "Glokom açısından gözlerin kontrol edilmesi ve erken tedavi girişimleri görmenin korunmasını sağlayacaktır" dedi.
Glokom nedir? Glokoma ne sebep olur?
Normalde göz içi oluşumların beslenmesi için göz içersinde sürekli olarak bir sıvı yapılır ve bu göz içi sıvısını aynı zamanda sürekli olarak da bazı kanallarla göz dışına atılır. Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması nedeniyle sıvının yeterli boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi basıncının artması sonucu oluşur. Yükselen göz içi basıncı göz sinirlerine zarar verir ve sinir ölümüne neden olur. Göz siniri hücreleri öldüğü zaman da kalıcı görme kaybı oluşur.
Glokomu hastalığını dikkate almak gerekir mi?
Glokom, körlüğün sık olarak görülen nedenlerinden biridir. Glokom nedeniyle kaybedilen görme bir daha geri kazanılamaz. Fakat, glokom açısından gözlerin kontrol edilmesi ve erken tedavi girişimleri görmemizin korunmasını sağlayacaktır.
Kimler risk altındadır?
Belli bazı durumlar glokom riskini artırır. Yaşlanma, yakın akrabalarında glokom bulunanlar, ileri miyopi ya da ileri hipermetrop , diyabet, kalp hastalığı ya da hipertansiyon, uzun süreli kortizon ya da steroidlerin kullananlar, gözde tümür, hastalık bulunanlar ya da yaralananların glokom riski fazladır.
Neler yapılabilir?
Görmenizi korumak için, gözlerinizi her yıl ya da doktorunuzun önerdiği sıklıkla kontrol ettirin, glokom hakkında ve gözlerinizi nasıl etkilediği konusunda daha fazla bilgi sahibi olunmalıdır. Glokom saptanmışsa, doktorunuzla işbirliği içinde çalışarak tedavi planına mutlaka uyulması gerekir.
Glokom nasıl teşhis ediler?
Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz içi basıncını ölçüyoruz. Gerekli görülen durumlarda, görme alanında kayıp olup almadığını anlamak için görme alanı testi yapılır. Ve ona göre tedavi uygulamaları seçilir..Glokom, göz damlaları ağızdan alınan ilaçlar, lazer girişimleri ve cerrahiyle tedavi edilebilir. Glokomun erken tedavi edilmesi görmenin korunmasında anahtar role sahiptir. Fakat, çoğu tıbbi tedavilerde olduğu gibi glokom tedavisinin de belli bazı riskleri ve muhtemel komplikasyonları bulanmaktadır.
Belirtileri nelerdir?
Açık-açılı glokom nadiren ağrı ya da diğer semptomlara neden olur. Öncelikle görme alanının dış kısımlarında fonksiyon kaybı olur. Hastalar bu aşamada merkezi görme etkilenmediği için durumun farkına varamayabilirler. Düzenli göz muayeneleri, açık-açılı glokom, görme kaybına neden olmadan önce tespit edilebilecek tek yoldur.
Açık-açılı glokom tedavisi nedir?
İlaç tedavisi faydalı olmaz ya da çok fazla yan etkilere neden olursa lazer tedavisi yapılabilir. Lazer tedavisi yaklaşık 15 dakika sürmektedir. Bu aşamada göz anestetik damlalarla uyuşturulur.
Kapalı-açılı glokom nedir?
Kapalı-açılı glokomda iris (dışa akım) deliklerini bloke eder, drenaj (dışa akım açısını kapatabilir. Sıvı drenaj deliklerine ulaşamadığı için göz basıncı hızlı bir şekilde yükselir. Bu durum ağrılı bir nöbete neden olur. Bu türden ataklar sıklıkla ve sadece tek bir gözde olur. Bu göz kızarık görülür. Şiddetli baş ağrısı, bulantı, şiddetli göz ağrısı ya da bulanık görme olabilir. Bu bulgulardan herhangi birinin farkına varır varmaz hemen acil servise gidilmesi gerekir.
Dar-açılı glokom nedir?
Dar-açılı glokomda drenaj (dışa akım) açısı dardır, fakat kapalı değildirdir. Bu durum, basıncın yavaş yavaş yükselmesine neden olur ve kapalı-açılı glokom açısından kişiyi riske sokar. Sık olarak, her iki gözde dar drenaj açıları bulunabilir. Dar-açılı glokom semptomlara neden olmayabilir ve bu yüzden de göz muayeneleri mevcut değişikliklerin takibi açısından oldukça önemlidir.
Allerjik nezle bazı hastalıkları da beraberinde getirir.
GÖZ NEZLESİ:
Bu hastalığın tıp literatüründeki ismi alerjik konjunktivittir. Hemen daima alerjik nezle ile birlikte görüldüğünden alerjik rinokonjunktivit ismi de çok sık kullanılır. Hastalığın, astımla birlikte olma ihtimali alerjik nezleye göre daha azdır.
ik nezle bazı hastalıkları da beraberinde getirir.
Göz, lokal ve bütün vücudu ilgilendiren reaksiyonlarda sık tutulan bir yerdir. En çok ta dış ortamla temas halinde olan konjunktiva tabakası bu olaylarda yer alır.
Alerjik göz nezlesi, her hangi bir yaşta görülebilir; sürekli ve mevsimsel türleri vardır. Sürekli olan tipi küçük bebeklerde, mevsimsel olan tipi de 20-40 yaşları arasında daha fazla görülür. En ağır belirtilere polenlere alerjisi olanlarda rastlanır.
Başlıca belirtileri, gözlerde ve göz etrafında kaşıntı ve yanma, göz yaşarması, ışığa karşı hassasiyet, göz kapaklarında şişme, gözde yabancı cisim hissi...' dir.
ALERJİK NEZLE ASTIMA YOL AÇAR MI ?
Alerjik nezle ve astım adeta ayrılmaz iki arkadaş, can-ciğer kuzu sarmasıdırlar.
İşte, size konu ile ilgili çarpıcı istatistik bilgileri:
-Alerjik veya non-alerjik rinitli hastalarda astım gelişme riski, nezlesi olmayanlara göre 11-17 kat daha fazladır. Risk, sürekli alerjik nezlesi olanlarda yüksektir.
-Genel olarak, tüm astımlıların %75-80' inde alerjik nezle vardır.
-Astım ve alerjik nezle belirtileri hastaların %25 kadarında aynı zamanda başlar.
-Birden fazla maddeye karşı alerjisi olanlarda astım riski daha fazladır.
SİNÜZİT VE POLİPLER
Sinüsler, burun etrafındaki iç yüzeyi burunu da döşeyen mukoza ile kaplı boşluklardır; sinüzit de bu boşlukların iltihabıdır. Araştırmalara göre, rinitli hastaların %50-70 kadarında sinüzit ve sinüzitlilerin %55 kadarında rinit belirtileri bulunur. Sinüzit, özellikle sürekli alerjik nezleli ve non-alerjik nezleli hastalarda görülmektedir.
Akut veya kronik sinüzit, alerjik iltihap nedeniyle burun zarının şişmesi ve sinüslerin ağızlarını tıkayarak havalanmalarını bozması sonucu meydana gelmektedir.
Polipler, sinüsleri döşeyen mukozanın şişmesi ile oluşan ve burun boşluğuna taşarak nefes almayı bozan oluşumlardır. Sanıldığının aksine bunların alerjiyle ilişkileri çok azdır (%5).
Poliplere en çok, aspirin duyarlılığı olan hastalarda rastlanır. Bu hastaların %80 kadarında burun tıkanıklığı ve burun akıntısı vardır. %70 hasta koku alamamaktan şikayet eder. Polipler tekrarlama eğilimindedirler.
ORTA KULAK İLTİHABI (OTİTİS MEDİA)
Otitis media, daha ziyade 2 yaşından küçük çocuklarda rastlanan orta kulak mukozasının iltihaplı hastalığıdır.
Rinit de orta kulak iltihabı da çok sık rastlanan hastalıklardır ve aynı hastada aynı zamanda saptanabilirler.
Çeşitli araştırmalarda, orta kulak iltihabı olan çocuklarda solunum yolları alerjileri % 4-90 arasında bulunmuştur. Haklı olarak soruyorsanız hangi orana inanalım diye, yanıt yok !
EGZAMA
Egzama, her hangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de, daha ziyade bir bebeklik çağı hastalığıdır.
Araştırmalara göre, bebekliklerinde egzaması olanlarda ileri yaşlarda solunum sistemi alerjisi riski yüksektir (% 50-75). Bunun tersi, yani alerjik nezleli hastalarda egzama ortaya çıkma ihtimali daha düşüktür (%5-13).BESİN ALLERJİSİ
Polenlere alerjisi olan hastalarda, çeşitli meyve ve sebze alerjileri sık görülür. Ben sadece küçük bir örnek vereceğim. Huş ağacı ve diğer ağaç polenlerine alerjisi olanlarda elma, havuç ve patatese alerjisi görülebilir.
ALLERJİK NEZLENİN HORLAMA İLE İLİŞKİSİ
Burun yerine ağız yoluyla solunum, daha çok geniz eti ve bademcik büyüklüğü ile ilgili bir sorun ise de, alerjik nezleye bağlı burun tıkanıklığı olanlar, geceleri ağızdan soluk alıp verirler ve horlayabilirler. Bu hastalarda ağız kuruması da sık rastlanılan bir şikayettir. Bazı hastalar yataklarının baş ucunda bir bardak su olmadan yatmazlar.
Ağızdan nefes alan ve horlayan hastalarda çeşitli uyku bozuklukları da görülür. Sabahları zor uyanırlar, uykularını tam alamadıkları için gün boyunca uyuklarlar, konsantre olamazlar...sinirli ve yorgundurlar...