Bilimsel araştırmalara göre beş kilo veren kişinin ömrü üç, dört yıl uzuyor. Beş kiloluk kayıp, şeker hastalığı oluşma olasılığını yüzde 50, şeker hastalığına bağlı ölümleri de yüzde 40 azaltıyor. 10 kilo verilmesiyle ise:
10 kilo verilmesiyle ise:
Herhangi bir sebepten ölüm olasılığı yüzde 20
Kansere bağlı ölüm olasılığı yüzde 37
Kansere yakalanma olasılığı yüzde 40
Kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı yüzde 15
Kişilerin genel hastaneye yatış ihtimali yüzde 25 azalıyor. Yaşam süresi ise beş, altı yıl uzuyor.
Araştırmalar, son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde şişman insan sayısında hissedilir bir düzeyde artış olduğunu gösteriyor.
ABD ve İngiltere ise Dünya Sağlık Örgütü'nün gündeminde ilk sıralarda yer alan obeziteye en sık rastlanan ülkelerin başında yer alıyor.
Şişmanlık Neden Artıyor?
Memorial Hastanesi Suadiye Polikliniği'nden Uzm. Dr. Soner Dileklen şişmanlıktaki artışın nedenlerini anlattı: "Teknolojinin ve bilimin ilerlemesi, ekonomik düzelmeler insanların daha rahat ve hareketsiz bir yaşama itmiştir. Buna fast food tarzı beslenme alışkanlıkları da eklenince şişmanlık kaçınılmaz olmaktadır." "Ülkemizde de şişman insan sayısında hissedilir bir artış gözlenmektedir. Ülkemiz insanının hamur işi ve tatlıya olan bağlılığı açısından tarihsel bir geçmişinin olduğunu da hesaba katılırsa gelecekte ciddi bir şişman popülasyonu ile karşı karşıya kalacağımız kesindir." "Şişmanlık hep estetik yönü ile gündeme gelmektedir. Yapılan araştırmalar bize şişmanlığın kara yüzünü göstermiştir. Şişmanlık akciğer kapasitesini yüzde 20-30 oranında azaltır. Beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklar da varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir."
Şeker hastalığına dikkat!
Şişman bireylerde şeker hastalığı oluşma oranının normal bir bireye göre 40 kat daha fazla olduğunu belirten Uzm. Dr. Dileklen, 40 yaşından sonra ailesinde şeker hastalığı olan şişman bireylerin şeker hastalığı olma olasılığının yüzde yüze yakın olduğunu söyledi.
Dileklen, şişman bireylerde dört, beş kat daha fazla yüksek tansiyona rastladıklarını da belirtti.
Uzm. Dr. Dileklen, "hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de üç,dört kat daha fazla saptanmıştır. Bir bulgu da şişmanlarda kansere olan eğilimin normal bireylere oranla daha yüksek görülmesi" dedi.
"Özellikle akciğer kanseri iki, üç kat, prostat kanseri ise iki kat daha fazla saptanmıştır" diyen Dileklen, "şişmanlardaki bir diğer problem de safra kese taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre dört, beş kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır" dedi.
Kabızlık nedir - Kabızlık Hakkında - Kabılığın tanımı
Kabızlık terimi; az miktarda,sert kıvamda,seyrek ve güç dışkılama olarak algılanabilir.Dışkılamada güçlük,dışkılama sonrası boşalmamışlık duygusu gibi normal süre ve kıvamda dışkılama olmasına rağmen bazı hastalar tarafından yanlışlıkla kabızlık olarak değerlendirilip kendince , bilinçsizce tedaviye başlayan bir çok kişi vardır.Bu şekilde yanlış tedavi ile sonradan ciddi sorunlar doğabilir.
Kabızlık bir belirtidir,hastalık değildir.Ancak bu belirtiye yol açan çok sayıda organik hastalık olduğu unutulmamalıdır.
Kabızlıkta dışkının niteliği sert olmasıdır.Diğer niteliği dışkılama miktarıdır.Toplumlara,bireylere ve yiyeceklere bağlı olarak değişmekle birlikte;haftada 3 ve daha az dışkılama sert ve zor dışkılama ile birlikte alındığında kabızlık olarak değerlendirilebilir.
Normal dışkılama mekanizması :
İnce barsaklardan yarı sıvı kıvamda kalın barsağın ilk kısmına gelen barsak içeriğini kalın barsakta suyunun emilerek dışkının normal kıvamı oluşmağa başlar.Kalın barsağın 3 türlü hareketi vardır.
1-Barsak içindeki materyalin suyun emilmesini arttırıcı olarak boğumlardan kasılması
2-Suyun emilmesini devam ettirici ileri-geri kısa harketler.
3-Dışkının kalın barsak içerisinde ilerlemesini sağlayan solucanımsı (ileri-itici)hareketler.
Bu işlemler sonucunda kıvamı koyulaşan gaita,son barsağın üst kısmına gelip burada depolanır.Genellikle yemeklerden sonra gastroenterik reflex ile gaita son barsağa doğru itilir.Son barsak içinde birikmeğe başlayan gaita,son barsak duvarını gererek dışkılama ihtiyacı meydana getirir.Son barsak kaslarının,karın içi adelelerin kasılması ile dışkılama meydana gelir.Özetle kabızlık 3 mekanizma ile meydana gelir.
1-Kalın barsağın ilk kısmına ulaşan materyalin azlığı (açlık ve posa bırakmayan diyetle beslenme sonucunda böyle olur)
2-Kalın barsağın dışkıyı ileri doğru iten hareketlerin azalması (bazı nörolojik hastalıklarda olduğu gibi )
3-Dışkılama mekanizmasının bozulması (son barsak ve anüse organik,nörolojik,psikolojik nedenlerle dışkının dışarı atımını engelleyen olaylarda olduğu gibi)
Kabızlığın nedenleri :
Doğuştan olma bozukluklar,kültürel,psikolojik,çevresel faktörler,dışkılama ihtiyacının uygun koşullar olmadığı için baskılanması barsakta gaitanın ilerlemesini zorlaştıran hastalıklar,yaşlılarda uygun dışkılama pozisyonunu engelleyen bozukluklar,eklem sorunları,parkinson hastalığı gibi bazı nörolojik hastalıklar,hareket azlığı kabızlık nedeni olabilir.Kullanılan bazı ilaçlar da ,kabızlık nedeni olabilir.
Bu saydığımız nedenler dışında ülkemizde ve batı dünyasında en sık kabızlık nedeni; barsak sağlığı yönünden yanlış beslenme sonucunda gelişen kabızlıktan kurtulmak için alınan ve bir müddet sonra alışkanlık yapan bir çok kabızlık ilaçlarının yanlış ve uygunsuz kullanımıdır.
Kabız olduğunda ne zaman doktora görünülmelidir?
Uzun süre kabızlık çeken kişiler nedenini belirlemek amacıyla doktora baş vurup bazı tetkikler yaptırmalıdır.Bunun dışında dışkılama alışkanlığında yeni meydana gelmiş bir değişiklik,kilo kaybı,şiddetli karın ağrısı veya dışkılama ile birlikte kan gelmesi halinde hemen doktora başvurulmalıdır.Bu belirtiler çok ciddi bir durum belirtisi olabilir.Guatr bezi hastalığı ve şeker hastalığında da dışkılama alışkanlığı değişebilir.
Kabızlığı olanlarda ne gibi testler yapılmalıdır?
Önce problemin şiddeti belirlenmeye çalışılmalıdır.Fizik muayene ,laboratur testleri yapılmalıdır.Kalınbağırsak filmi veya rektoskopik tetkikler istenebilir.Tüm kalın barsağın değerlendirilebildiği kolonoskopi denilen ışıklı,kıvrılabilen bir cihazla kolonoskopi yapılabilir .Bu şekilde polip(barsak içinde küçük veya büyük"ben'e"benzeyen oluşumlar)veya tümörler saptanabilir.
Kabızlık problemi nasıl çözümlenir?
Düzenli yemek yemek ,sağlıklı yiyecekler ve yeterli miktarda sıvı alınmalıdır.Düzenli egzersiz zengin lifli gıdalarla beslenmek ,kısaca özetlemek gerekirse günde 6-8 bardak su ya da sıvı ,fiziksel hareket ,bol lifli diyet.
Lif nedir?
Lif bitkisel yiyeceklerin sindirilmeyen kısımlarıdır.2 çeşit lif vardır.Suda eriyen ve erimeyen.Suda eriyen lifler kalın barsaktaki bakteriler tarafından sindiriler.Yulaf kepeği suda eriyen liflere örnektir.Kan kollestrolünü düşürmede yardımcıdır.Suda erimeyen lifler kabızlık için en iyileridir.Buğday kepeği ,tahıl taneleri ve elma ,armut gibi çeşitli meyvelerin kabukları örnek olarak verilebilir.
Lif niçin önemlidir?
Lifler gaitanın hacmini arttırır.Lifler su tutarak gaitanın miktarını ve su içeriğini arttırırlar.Bu şekilde kalın barsak içerisindeki materyelin barsk boyunca hareketini arttırarak yardımcı olurlar.
Lifi nereden alabilirsiniz ve ne miktarda almalıyız?
Uygun bir hareketi için günde 30-35 gr lif alınmalıdır.Liften zengin bir çok yiyecek vardır.Meyva ,sebzeler ,kepekli undan yapılmış ekmek en mükemmel örnekleridir.Beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç kullanılmakdır.Kepek büyük bir lif kaynağıdır .Çeşitli doğal tahıl ürünlerinde bolc bulunur .Diğer yiyeceklere karıştırılarak hazır kepek yenebilir.
Sabahleyin aç karna birkaç adet kuru kayısı ,kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içildikten sonra yapılacak bol bir kahvaltı sonrası tuvalet ihtiyacı olsun ya da olamsın tuvalete gidip 10-20 dk oturulmalıdır.Bu şekilde sağlanabilinicek bağırsak alışkanlığı uzun süreli rahatlatıcı olacaktır.Birey hergün sabahları bu dışkılama girişimine zaman ayırılmalıdır.Bu dışkılama eğitiminde gençlerde daha iyi neticeler alınmaktadır.Ozmotik dışkılatıcılar (Magnezyum tuzları sodyum fosfat,laktiloz bu gruptandır)emniyetle uzun süre kullanılabilir.Barsak hareketlerini uyarak dışkılama meydana getirenler piyasada birçok tablet ya da draje şeklinde hazır olarak bol miktarda tüketilmektedir.Elektronik bozuklukları,kemik erimesi ,protein kaybı ve bağımlılık yapabilirler.Bazıları uzun süre kullanıldıklarıda barsak mukozasında pigment birikimine neden olarak melanosis koli adı verilen oluşuma yol açabilirler.Özellikle barsak hareketlerini arttıracak etki gösteren dışkılatıcılar barsak duvarı içerisindeki sinirlerin harabiyetine yol açar.Arkasından kolay kolay düzelmeyen şiddetli kabızlık meydana gelmektedir.
Sıvı vazelin,mineral yağlar,ağzından veya lavman yoluyla verilebilir.Şiddetli kabızlıkta özellikle karında şişkinlikte mevcutsa lavman ile barsak boşaltılmaya çalışılmalıdır.
Hepatit, karaciğer hücrelerinde iltihaplanma anlamına gelen bir karaciğer hastalığıdır. Pek çok türü vardır.
Hepatit Çeşitleri Bulaşma Yolları
Hepatit-A Kontamine yiyecek ya da su ile oral yolla
Hepatit- B Kan/vücut sıvıları ve anneden çocuğa
Hepatit-C Kan/vücut sıvıları ve anneden çocuğa
Hepatit-D Kan/vücut sıvıları (sadece hepatit B virüsü ile bulunabilir)
Hepatit-E Kontamine su ile oral yolla bulaşır.
Hepatit Oluşumunun Nedenleri
Viral hepatit, virüsler tarafından meydana gelen bir karaciğer hastalığıdır.
Alkole bağlı toksik hepatit, aşırı alkol kullanımı sonucu meydana gelen hepatittir.
İlaca bağlı toksik hepatit, tedavide kullanılan çeşitli ilaçların sebep olduğu hepatittir.
Otoimmun hepatit, bilhassa menapoz yaşı kadınlarda görülen, henüz sebebi tam açıklanamayan hepatittir.
Hepatit - Hastalık Terminolojisi
Akut Hepatit : Vücüdun bağışıklık sisteminin virüsü vücuttan 6 ay içinde temizlediği kısa süreli hepatit.
Kronik Hepatit : Vücudun bağışıklık sistemi virüsü vücuttan temizleyemediği için, infeksiyonun 6 aydan uzun süre direnç gösterdiği uzun süreli hepatit.
HEPATİT VE HEPATİT-B İLE İLGİLİ SORU-CEVAPLAR
Hepatit B Nedir?
Karaciğer iltihabıdır. Buna bağlı olarak karaciğer hücreleri zedelenmesi ve erimesidir.
Hepatit Yapan Etkenler Nelerdir ?
Başta virüsler olmak üzere, hücre zedelenmesi yapan tüm etkenler, toksik kimyasal maddeler, alkol, mikroplar, radyasyon v.b.dir.
Enfeksiyöz Hepatit (Bulaşıcı Sarılık) Nedir ?
Virüs dediğimiz çok küçük mikropların karaciğer hücrelerinde çoğalıp hasar meydana getirmesidir. Bu virüsler insandan insana bulaşabilir. Birçok virüs hepatit yapabilir.
Hepatit B Virüsu Nasıl Yayılır ?
Kan ve vücut salgıları (meni, tükrük, vaginal salgılar, ter, gözyaşı) ile temas sonucu yayılır. Yayılımda en önemli etken kandır. HBV Bulaşma Yolları; Anneden bebeğe, doğum sırasında (Bulaşma doğumda veya hemen sonrasında nadir durumlarda rahim içindeyken olur) Virüs bulaşmış iğne ve diğer tybbi cerrahi malzemelerle, Cinsel ilişki ile, Kan nakli ile (transfüzyon) Dövme yaptırırken kullanılan iğneler ile Özellikle kalabalık ve hijyenik standartların düşük olduğu yerlerde yakın aile ilişkisi ile bulaşma riski artmaktadır.
Akut Hepatit B Hastalığında Belirtiler Nelerdir?
Hepatit B virüsu vücuda girdikten sonra uzun bir kuluçka dönemi vardır (40-180 gün). Hastalığa ait erken belirtiler başağrısı, ateş, yorgunluk, halsizlik, kırıklık, iştahsızlık, bulantı,kusma, karın ağrısı ve bazen üşüme şeklinde görülür. Virüs başlıca karaciğeri etkiler, iltihap ve nekroza yol açar. Bu belirtiler bazı hastalarda sarılıkla beraber görülebildiği gibi bazılarında sarılık görülmez.
Hepatit B Virüsünün Bulaştığı veya Karaciğerde Hasar Olup Olmadığı Nasıl Anlaşılır?
Hekime yardımcı olabilecek birçok test vardır. Ancak bu testlerin sonuçlarının yorumu her zaman kolay olmayabilir ve zaman zaman değişik uzmanlık dallarının görüşlerine gerek duyulabilir.
Hepatit B e antijeni (HBe) ve HBV-DNA testi: Virüsün karaciğerde çoğalmaya devam edip etmediğine işaret eder. HBe bulunan kişiler bulunmayanlara göre daha bulaştırıcıdırlar ve süren karaciğer yıkımı açısından daha fazla risk taşırlar.
Hepatit B yüzey antikoru (Anti-HBs): Bu test B virüsüne yakalanmış, virüsten kurtulmuş ve bağışıklık kazanmış kişilerde pozitiftir. Hepatit B ile aşılamanın başarılı olduğu kişilerde bu antikorun bulunması kişinin halen bağışık olduğunu gösterir.
Karaciğer Fonksiyon Testleri: Karaciğer iltihabı halini ya da yıkımını gösteren kan testleridir. ALT (SGPT) düzeyi iyi bir kılavuzdur. Diğer testlerle birlikte hastalığın gidişi hakkında yoruma olanak tanırlar.
Karaciğer Ultrasonu ya da sintigrafisi: Bu testler karaciğerin görüntülenmesini sağlar.
Karaciğer Biyopsisi: Yerel anestezi ile karaciğerden çok küçük bir parçanın çıkarılmasıdır. Karaciğer yıkımının saptanması ve hastalığın tanısı açısından son derece değerlidir.
Hepatit B virüsünü taşıyan kişilerin dikkat etmesi gereken hususlar;
Kan bağışı yapmaktan kaçınmalıdırlar Kanlarının başkalarının kanları ile temasına izin vermemelidirler Aile fertleri, aynı evi paylaşanlar ve cinsel partnerlerinin Hepatit B aşısı olmalarını sağlamalıdırlar. Yenidoğan bebekler en kısa sürede aşılanmalıdır. Günübirlik cinsel ilişkilerde gerekli önlemlerin alınması (kondom kullanılması) gereklidir.
Hepatit B Virus Enfeksiyonlarını Önlemede Ne Yapılabilir ?
Hepatit B virüsü enfeksiyonlarının önlenmesinde en etkili yöntem yenidoğanların aşılanmasıdır. Bu konuda ciddi aşılama programları uygulanan ülkelerde Hepatit B virüsü taşıyıcılarında büyük düşüşler olduğu görülmüştür.
Hepatit B Aşısının Koruyuculuğu Nedir ?
Hepatit B aşısı uygun şartlarda muhafaza edildiğinde (dondurulmadan soğukta) ve usulüne uygun tatbik edildiğinde aşılananlaryn %90'ından fazlasında bağışıklık sağlamaktadır. Bu oran 40 yaşın üzerindekilerde bir miktar düşmektedir. Yeni doğanlarda aşıdan %100'e yakın bağışıklık elde edilebildiği bildirilmektedir
Hepatit B Aşısı Kimlere Yapılmalıdır ?
Hepatit B aşı programı toplumda Hepatit B virüsu taşıyıcılığını önlemeye yöneliktir. Yeni doğan tüm çocukların rutin olarak aşılanmasında büyük yarar vardır. Ülkemizde de yakın bir süre içinde tüm yenidoğanların aşılanması uygulamasına geçilmesi beklenmektedir. Özellikle taşıyıcı annelerin bebeklerinin doğar doğmaz aşılanması zorunluluktur. Yetişkinlerden risk altındaki gruplara (sağlık personeli, polisler, askeri personel, itfaiye mensupları ve diğer acil hizmetlerde çalışanlar, homoseksüeller, damar içi ilaç bağımlıları, hemodiyaliz hastaları, çoğul kan ve kan ürünü transfüzyonu yapılan hastalar, immun yetmezliği olan kişiler, bakımevlerinde yaşayanlar, hapishanedeki hükümlüler, Hepatit B taşıyıcıları ile aynı evi paylaşanlar ve cinsel temasta bulunanlar, hayat kadınları ve çok eşli yaşam sürenler) aşı önerilmektedir. Yetişkinlerden risk grubunda olmayanlar için aşı zorunlu değildir. Aşılama Dozajı ve Uygulaması;Hızlı bir bağışıklama arzu ediliyorsa 0,1,2 aylarda 3 aşı ve 12 ay sonra bir rapel aşı önerilmektedir. Ancak risk düşükse 0,1 ve 6. aylarda uygulanacak aşı yeterli olmaktadır. (Enfeksiyonun kuluçka döneminde yapılacak aşının hastalığı önleyemeyeceği hatırda tutulmalıdır).
Aşının Zararı veya Yan Tesiri Var mıdır ?
Zamanımızda uygulanan Hepatit B aşıları genetik mühendisliği işlevi olarak maya veya memeli hücrelerinde üretilmiştir. Bu nedenle Hepatit B virüsü taşımamaktadır. Yalnyzca Hepatit B virüsünün saflaştırılmış yüzey antijenini içermektedir. Bu yüzden teorik ve pratik olarak Hepatit virüsü riski sözkonusu değildir.Yalnızca yüksek ateşli enfeksiyonlarda fakat aşı muhtevasına karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. Ancak bunlar tüm aşılar için aynı paralelde önerilerdir. Halen piyasada olup uygulanmakta olan Hepatit B aşılarında ciddi bir yan etki bildirilmemiştir. Yan etkiler enjeksiyon yerinde görülebilmekte ve genellikle enjeksiyon yerinde hafif ağrı ve kızarıklık, nadiren şişme ve sertlik oluşumu olarak bildirilmektedir.Baş ağrısı, yorgunluk, ateş, ishal v.b. genel belirtiler nadiren bildirilmiş ve aşı ile doğrudan ilgisi gösterilememiştir. Hamilelerde Aşılanmanın Sakıncası Varmıdır? Hamilelerde aşılanma ile ilgili bir sakınca bildirilmemiştir.
Hepatit B Geçirmiş Olabilirmiyim
Aşağıdaki şıklardan sadece biri hayatınıza girmiş ise HEPATİT B geçirmiş olabilirsiniz:
Kan ve diğer vücut sıvılarına maruz bırakacak bir işte çalıştınız mı yada çalışıyor musunuz?
Kan veya kan ürünleri nakli yapıldı mı veya dialize bağlandınız mı?
Hepatit B virüsü taşıyan birisiyle yakın ilişki içerisinde misiniz yada aynı evi paylaşıyor musunuz?
Başkası ile ortak iğne veya damar içi ilaç kullandınız mı?
Cinsel yolla bulaşan bir hastalığa yakalandınız mı?
Geçmiş 6 ay içerisinde birden fazla kişiyle seksüel ilişkiniz oldu mu?
Dövme veya vücut küpesi yaptırdınız mı?
Başka birisi ile düş fırçanızı veya traş bıçağınızı paylaşıyor musunuz?
Hepatit B Açısından Yüksek Risk Grupları
Hepatit B Açısından Yüksek Risk Grupları Aşağıda Sıralanmıştır
Sağlık personeli Doktorlar, hemşireler, diş hekimleri, laboratuvarda çalışanlar vb.
Acil Hizmetlerde Çalışanlar Polisler, askeri personel, itfaiye mensupları vb.
Tıbbi atıklarla uğraşanlar Temizlik işçileri, morgta ve cenaze işlerinde çalışanlar vb.
Hepatit B taşıyıcıları ile aynı evi paylaşanlar ve cinsel temasta bulunanlar
Diyaliz hastaları
Çok eşli yaşam sürenler, Seks işçileri, Homoseksüeller
Damar içi ilaç bağımlıları,
Kan ve kan ürünü transfüzyonu yapılacak olanlar
İmmun yetmezliği olan kişiler
Bakımevlerinde yaşayanlar
Yaşamları Hapisane gibi kapalı hacimlerde kısıtlı olanlar
Hepatit B Önlenebilirmi?
Hepatit B enfeksiyonuna karşı kesin tedbirler mevcuttur. Bu tedbirlerin başında aşılanma ve riski azaltmak için bir takım alışkanlıkların değiştirilmesi gelir.Hepatit B'nin size bulaşması hususunda endişe duyuyorsanız lütfen doktorunuza enfeksiyondan korunmak için hangi tedbirleri alabileceğinizi danışın.
Yeni doğan bebekler ve çocuklar(11-12 yaş'a kadar) aşılanma programına alınmalı ve 3 dozluk aşı şeması uygulanmalıdır.
Son yıllarda giderek yaşamımıza daha çok giren koku ve parfümler sağlığımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Ev temizlik ürünlerinde, parfümlerde, çamaşır temizlik ürünlerinde, kırtasiye ürünlerinde, plastiklerde, ilaçlarda ve hatta yiyecek ve içeceklerimizde bile bulunan 5.000'den fazla koku verici madde var. Ticari sır kapsamına girdiği için kokuların kimyasal formülleri çoğu zaman ürün üzerinde bulunmaz.
Kokular vücudumuza solunum yoluyla, ağız yoluyla ya da deri yoluyla girerek başta akciğerlerimiz olmak üzere deri, burun, göz ve beynimizi etkilerler.
Kokuların çoğu solunum sistemi için tahriş edici özelliği olan uçucu organik bileşiklerdir ve astımlı hastalarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına neden olduğu eskiden beri bilinmektedir. Bazı kokular burun tıkanıklığı, sinüzit, öksürük, boğaz ağrısı ve göğüste sıkışma hissi de yaratabilir.
Araştırmalar kokuların, kalp, dolaşım ve beynin elektrik aktivitesi üzerine de etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk, uyuşukluk gibi şikayetlerdir.
Kokuların en çok etkilediği organ derimizdir. Kaşıntı, kabartı, egzama bunların başlıcalarıdır.
Kokular gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarmalara yol açabilir.Araştırmalar deriden emilen kokuların daha sonra parçalanarak ve başka bileşiklere dönüşerek de etkili olabileceklerini göstermektedir.
KOKULARDA BULUNAN MADDELER
Kokularda kullanılan kimyasal maddelerin %90'ı petrolden üretilen sentetik maddelerdir.
Bunların başlıcaları ve neden oldukları sorunlar şunlardır:
Aseton, kolonya, deterjan ve ağız yıkama suları, oje çıkartıcısı olarak kullanılır. Solunum yoluyla alındığında, hafif baş dönmesi, bulantı, koordinasyon bozukluğu, uyuşukluk gibi belirtilere yol açar. Göz, burun, boğaz ve deriyi tahriş edebilir.
alpha-Pinene, sıvı sabunlarda, kolonyalarda, parfümlerde, deodorantlarda, oda spreylerinde, ağız yıkama sularında bulunur. Deri göz ve mukozaları tahriş eder.
alpha-Terpineol parfüm, kolonya, çamaşır temizlik ürünleri, ağartıcılar, yumuşatıcılar, vazelin losyonlar, saç spreyleri, sabun, tıraş losyonları ve deodorantlarda bulunur.
Burun, göz ve boğaz için tahriş edici etkisi yanında baş ağrısı, solunum ve merkezi sinir sistemi depresyonu, kas kasılma bozuklukları ve aşırı irritabilite yapıcı etkileri de vardır.
Benzyl acetate, parfüm, kolonya, şampuan, yumuşatıcı, oda spreyleri, diş yıkama sıvıları, sabun, saç spreyi, tıraş losyonları ve deodorantlarda bulunur. Deriyi, gözleri ve solunum yollarını tahriş eder.
Benzyl Alcohol parfüm, kolonya, sabun şampuan, oje çıkarıcı, oda spreyleri, deterjan, ve deodorantlarda bulunur. Üst solunum yollarını tahriş eder. Ayrıca, baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi ve tansiyon düşüklüğü yapabilir.
Benzaldehyde parfüm, kolonya, saç spreyi, ağartıcılar, deodorant ve deterjanlar, tıraş sabunu, şampuan, gibi ürünlerde bulunur. Ağız, boğaz, göz, deri, akciğerler ile mide ve bağırsaklar için tahriş edicidir. Bulantı, karın ağrısı, depresyon, ve temas dermatiti yapabilir.
Camphor parfüm, tıraş sabunu, tırnak cilaları, yumuşatıcılar, oda spreyleri de vardır. Göz, burun ve boğazı tahriş eder. Buharının solunması baş dönmesi, bulantı, kas seğirmesi ve konvülziyon yapabilir.
Ethanol parfüm, saç spreyi, şampuan, diş yıkama sıvıları, çamaşır deterjanları, tıraş sabunu, sabun, ojelerde bulunur. Yorgunluk ve üst solunum yolları tahrişi yapabilir.
Ethyl Acetate tıraş losyonları, kolonya, parfüm, şampuan, tırnak boyaları,diş yıkama sıvılarında bulunur. Göz, damak ve solunum sistemi için tahriş edicidir. Uzun süre kullanıldığında deride kuruma ve çatlamalara yol açabilir.
g-Terpinene kolonya, parfüm, sabun, tıraş kremi, deodorant ve oda spreylerinde bulunur. Astıma neden olabilir ve merkezi sinir sistemi hastalıklarına yol açabilir.
Limonene parfüm, kolonya, dezenfektan spreyler, tıraş kremi, deodorant, tırnak boyası, ve oje çıkarıcılarda bulunur. Göz ve burun boğazda tahrişlere ve deride alerjilere neden olur.
Linalool parfüm, kolonya, sabun, şampuan, el losyonu, oje çıkarıcı, saç spreyi, çamaşır deterjanları, tıraş sabunu ve yumuşatıcılarda bulunur. Uyku, depresyon ve solunum problemlerine neden olur. Ayrıca arıları çeken bir koku olduğundan arı sokması ihtimalini artırır.
Yaptirilan o koca tabelaya yazik.. Bu kadar mi yanlis cümleler kullanilabilir. Dilimize sahip cikmaliyiz ve olabildigince güzel ve dogru cümleler kullanmaya calismaliyiz.
Merkezi İngiltere'de bulunan The Fish Foundation (Balık Derneği) Başkanı Dr. Ray Rice, yaşamın ilk yılının beyin gelişiminin gerçekleştiğini belirterek, bebeğe mutlaka Omega-3 yağ asitlerinin verilmesi gerektiğini söyledi.
16 Nisan 2005 16:11
Rice, bir ilaç firmasının organize ettiği ''Omega-3 Yağ Asitleri'' konulu konferansta, özellikle balık ve balık yağında bulunan uzun zincirli çoklu doymamış Omega-3 yağ asitlerinin bedensel ve beyin gelişimi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için mutlaka alınması gerektiğini belirtti.
Bu yağ asitlerinin insan sağlığına sağladığı faydalar konusunda insanları bilinçlendirmek için 1990 yılında The Fish Foundation'ı kurduklarını anlatan Rice, ''İnsan vücudunun her yaşta Omega-3'e ihtiyacı vardır. Özellikle yaşamın ilk 1 yılı beyin gelişimi gerçekleştiği için bebeğe mutlaka Omega-3 verilmesi gerekir'' dedi.
Bebeklerin anne sütüyle beslenmesinin önemine dikkati çeken Rice, anne sütünün, bebeğin doğumdan sonra Omega-3 alabileceği çok önemli bir kaynak olduğunu, yeni doğan bebeklerin bu nedenle en az 6 ay anne sütüyle beslenmesinin hayati önem taşıdığını bildirdi.
İngiliz Hükümeti'nin 2 ay önce insanların beslenme rejimlerinde Omega-3 miktarını 2 kat artırmaları için uyarıda bulunduğunu ifade eden Rice, şunları söyledi:
''İngiliz Hükümeti, vatandaşlarının günde en az 450 miligram uzun zincirli Omega-3 yağ asidi almasını tavsiye ediyor. Vatandaşların, Omega-3 ihtiyacını, balık yiyerek, balık yiyemeyenlerin ise balık yağı ya da Omega-3 yağı katkılı besin takviyeleriyle giderebileceğini açıkladı. Bu açıklamaya göre, üreticiler Omega-3 katkılı ürünlerinin ambalajlarında (Bu üründe Omega-3 vardır, Omega-3 ile kalp hastalığı ve kalp krizi riskiniz azalır) ibarelerine yer verebilecek. Henüz bu kararname yeni olduğu için bu etiketler gıda maddelerinin üzerine konulmadı, ancak 6 ila 12 ay içinde konulması planlanıyor.''
OMEGA-3 KATKILI ÜRÜNLER
Şu anda Fransa, İspanya ve İrlanda'da, Omega-3 katkılı sütlerin satıldığını anlatan Rice, Avustralya'da ise bu yağ asidinin ekmeğe konulduğunu ve birçok ülkede bebek mamalarında katkı maddesi olarak kullanıldığını ifade etti.
Rice, Omega-3 yağ asidinin tavuk çiftliklerinde yeme karıştırılarak Omega-3 katkılı yumurta elde edildiğini bunun da İngiltere'yle birlikte Türkiye'de de uygulandığını kaydetti.
Uluslararası Yağ Asitleri ve Lipit Araştırma Derneği'nin (İSSFAL) ise yetişkinler için günde en az 500 miligram Omega-3 alınması yönünde tavsiyede bulunduğunu bildiren Rice, şöyle konuştu:
''Türk beslenme alışkanlıkları İngiliz'lerin beslenme şekline benzediği için aşağı yukarı aynı oranda alınması uygun olur. Omega-3 beslenmenin bir parçası. İlaç olarak algılanmamalı. Eğer vücutta yeterli düzeyde değilse bu eksikliği takviyeyle telafi etmeliyiz. Omega-3 eksikliği nedeniyle kalp hastalığı ortaya çıkmaz ama eksikliği olan bu maddenin telafi edilmesiyle vücudun kendisini savunma kabiliyeti artar.''
Çocukların süt tüketimi yerine daha fazla sodalı ve gazlı içecekler tüketmelerinin başta kırıklar olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.
Yapılan pek çok araştırma, çocukların yeni yaşam tarzları haline gelen süt yerine gazlı meşrubat tüketme alışkanlıklarının kemik yapılarını zayıflattığını ve ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ortaya koydu.
ABD"de federal düzeyde verilen bilgilere göre, erkek çocukların yüzde 64"ü, kız çocukların ise yüzde 86"sı yeterli miktarda kalsiyum almıyor.
Kaliforniya"da görev yapan doktorlar arasında yapılan bir araştırma ise doktorların yarısının, süt yerine gazlı meşrubatlar içtikleri için çocukların kemik yapılarının her geçen gün daha da zayıfladığını düşündüklerini ortaya koydu.
Mayo Klinik tarafından yapılan bir araştırma sonuçlarına göre ise doktorlar bugün 30 yıl öncesine göre yüzde 42 oranında daha fazla kol ve bacak kırığı ile karşılaşıyorlar.
Yeni Zelanda"da yapılan bir araştırma da söz konusu kırıklarda sadece zayıf kemiklerin değil, aşırı kiloların da önemli bir etken olduğunu ortaya koydu.
ABD"deki resmi raporlarda çocukların yüzde 15"i aşırı kilolu olarak tanımlanırken, bu rakamın 1980 ile 2000 yılları arasında iki katından fazla arttığı kaydediliyor.
Süt tüketimi az olan çocukların özellikle ekstrem sporlar yapması durumunda ise kol ve bacak kırıklarının çok daha fazla arttığı kaydediliyor.
Vücut için gerekli olan enerji ilaçlarının en etkili olanları : sesler,aromalar, çiçekler ve bitkiler,kristaller,doğal taşlar,pozitif düşünceler ve tabi ki renklerdir.
Her rengin tamamlayıcı bir rengi vardır bunlar
Kırmızı- Mavi
Turuncu- Menekşe
Sarı - Menekşe
Yeşil - Galibarda
Mavi - Kırmızı
Çivit mavisi - Turuncu
Menekşe-sarı
KIRMIZI RENK
Kırmızı, hayat enerjisinin rengidir. Kan dolaşımına ve kansızlık hastalıklarına yardımcı olur. Kırmızı rengin fiziki etkileri özellikle şunlardır:
¨Soğuk algınlığı
¨Bronşit
¨Titreme ve soğuk hissi
¨Kansızlık
¨Denge bozukluğu
¨Soğuktan meydana gelen romatizma ağrıları ve birinci şakrada olan bozukluklara faydalıdır.
Kırmızı renk tansiyon hastalarına sinirli ve histerik rahatsızlıklarda şiddetli ateşi olan kimselerde uygulanmaz.
TURUNCU RENK
Turuncu güç veren renktir. Yorgunluğa, halsizliğe, uykusuzluğa, korkuya, depresyona karşı etkilidir ve eterik bedenimizi takviye eder. Bunlardan başka astım, bronşit, anne sütünün çoğalmasına, bağırsaklara, özellikle kabızlığa çok iyi gelir. Herkes bu rengi kullanabilir.
SARI RENK
Sarı renk konsantrasyon rengidir. Mide bozukluklarına ,diabete ,kabızlığa böbreklere , gazlara ,karaciğer zayıflığına , baş ağrıları ve migrende etkilidir. Aynı zamanda sindirim sistemini güçlendirir ve güneş sinir ağı şakrasını dengeler.
Bu renkten, aşırı kalp atışı olanlar ruhi anksitesi olanlar , alkolikler ve ödem olan hastalar faydalanamaz.
YEŞİL RENK
Bu renk klorofil ve karbon rengidir. Hint geleneksel tıbbına göre, yeşil renk insanın eterik bedenindeki uyumsuzluklarını dengeler. Psikolojik problemlerin giderilmesinde çok önemli rolü vardır. Uykusuzluklara, aşırı heyecanlara bel ağrılarına ,yüksek tansiyona ,alkol bağımlılıklarından doğan asabiliklere, aynı zamanda mide, akciğer, rahim, göğüs ve kalın bağırsak kanserindeki ilerlemeleri durdurur ve ağrılarını sakinleştirir. Bu renk uzun zaman kullanılmamalıdır.
MAVİ RENK
Vücudun savunma sisteminin gücünü arttırır ve bütün hastalıklarda şifa verici özelliği vardır. Bu renk sinir sistemini sakinleştirir. Bedenin hararetini azaltır ve algılamayı çoğaltır. Baş ağrılarında , sinirsel öksürüklerde ,boğaz ağrılarında ,astımda ,guatrda ,diş ağrılarında , deri rahatsızlıklarında ve uykusuzlukta etkilidir. Soğuk algınlıklarında ,cinsel isteksizliklerde ve felçte yasaktır. Bu rengin uzun kullanımları kabızlığa ve yorgunluğa sebep olabilir.
CİVİT MAVİ (LACİVERT)
Bu renk, aktif renktir ve anestezi etkisi vardır. Diş ağrılarında , yüz kaslarındaki ağrılarda ,sinüzitteki ağrılarda ,siyatik ve romatizma ,kulak ve göz problemlerinde etkilidir. Bu renk 5 duyuyu tahrik etme gücüne sahiptir.
MOR YA DA MENEKŞE
Mor rengi, sinir sistemine, halsizlik, psikolojik ve duygusal yorgunluklarda en uygun renktir. Kalbi sakinleştirir, kanı temizler. Aynı zamanda korkunun ve kaygının azalmasında önemli etkisi vardır. Bu renk katarak, siyatik ağrıları menenjit, sinirsel baş ağrıları, mesane rahatsızlıkları, epilepsi (sara ),saç dökülmesinde, kuru öksürüklerde ve astımda etkilidir.
Bir yaşam mucizesi diye nitelenebilecek kadar büyük besin değerine sahip olan sütün, insan yaşamındaki yeri insanlık tarihi kadar eski.
Süt içerdiği bol miktarda kalsiyum ve vitaminlerle birçok hastalığı önler, hatta tedavi eder. Bu yüzden uzmanlar, sağlık açısından mutlaka süt tüketimine önem verilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.
Süt binlerce yıldır insan vücudunun en fazla ihtiyaç duyduğu içecek olmayı sürdürüyor.
Bebeklik ve çocukluk döneminde süt tüketimi
Dünyanın en yararlı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren aldıkları ilk besin. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvan sütleri verilir. Süt, bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir.
Çocukluk döneminin ilk birkaç yılı, bir çocuğun gelecekteki sağlıklılığı üzerinde hayati bir önem taşır. Gıdalar ve gıdaların önemli besin öğeleri, kuvvetli kemik ve diş, sıkı kas ve sağlıklı doku oluşturmaya yardım eden maddelerdir.
Süt, memeden kesilen çocuğun gıdasının önemli bir parçası olmaya devam eder. İki yaşın altındaki çocuklara tam yağlı süt verilmesi gerekir. Çünkü sütteki yağın sağlayacağı enerji ve vitamin A"ya ihtiyaçları vardır. 2 yaşından sonra daha çeşitli gıdalarla beslenmeye başladıklarından diyetlerine yavaş yavaş yarım yağlı süt girebilir.
Ergenlik çağında besinlere ihtiyaç oldukça yüksektir. 12-15 yaşları arasında erkek çocukları daha hızlı büyür ve yılda 10 cm"ye kadar uzayabilir. Büyüme hızı kızlarda biraz daha azdır.
Gençlerde süt tüketimi
Gençler için sağlıklı bir beslenme düzeni, mümkün olduğunca besleyici değeri yüksek olan çeşitli gıdaları içermelidir. Kemiklerin büyüme ve gelişmesine bağlı olarak ergenlik çağında kalsiyum ihtiyacı artar.
Günde 500 ml. süt veya eşdeğer miktarda peynir-yoğurt, gençlerin kalsiyum ihtiyacını karşılar. Küçük bir kâse yoğurt veya küçük bir parça peynir, bir bardak sütün yerine geçebilir.
Süt aynı zamanda, enerji, protein ve çeşitli vitaminleri de sağlar ve yemek arası içecek olarak dişleri de korur.
Yaşlılık döneminde süt tüketimi
Süt ve süt ürünlerini uyumluluğu, çeşitliliği ve besleyici olması bu ürünü yaşlılar içinde değerli kılar.
Yaşlı kimselerin besin ihtiyaçları genellikle daha genç yetişkinlerin ihtiyaçları ile benzer ve vitamin D dışında 65 yaşın üzerindeki kişiler için spesifik bir tavsiye yoktur. Enerji alımı azaldığında, diğer besinlerin alımı da düşer ve yetersiz beslenme riski artar. Çeşitli besinleri baz alan dengeli bir diyet önem taşır.
Süt ve süt ürünleri gıdalara ilgisini kaybeden kişiler için özellikle önemlidir. Süt çeşitli gıdalarda çeşitli pişirme şekilleri ile kullanılabilir. Soslarda, puddinglerde, kahvaltılarda veya soğuk ve sıcak içeceklerde kullanılabilir. Süt ve peynir besleyiciliği arttırmak için diğer gıdalara eklenebilir (çorbalar, püreler gibi).
O şimdi Mahkum filminin galası dün yapıldı. Yarın vizyona girecek film O Şimdi Asker filminin devamı.
Askerlik bitmiş, iki yıl sonra& Oldukça başarısız bir iş kariyeri olan Levent (Levent Kazak) O ŞİMDİ MAHKUM adında bir sitcom senaryosu yazıp, başrolü oynamasını istediği Athena grubunun solisti Gökhanın peşine düşer.
Büyük bir aksilik sonucu başları belaya giren iki arkadaş hiç alışık olmadıkları bir dünyanın içine, hapise düşüp, verildikleri koğuşta eski arkadaşları Karlıdağ (Yavuz Bingöl) ile karşılaşır. Ve bir anda kendilerini yeraltı dünyasının bir hesaplaşması içinde bulurlar. Kahramanlarımız, bazen soluk kesen bir maceranın, bazen gözleri dolduracak bir hüznün, bazen kahkahaların, bazen de yüreğinizi hoplatan bir hikayenin içine girerler.
Yeraltı dünyasının Numan abisini dünyaca ünlü perküsyon ustası Burhan Öçal canlandırdı. Sağkolu Sadık Kazımı Erkan Can, Koko Niyaziyi Zafer Algöz, Rus sevgilisi Katerinayı ise Fadik Atasoy oynadı. Karlıdağın sevgilisi Suzanı Ayça İnci, Suzanın kocasını Menderes Samancılar (Osman), Athena grubunun solisti Gökhan Özoğuzun sevgilisini Melisa Sözen, Numanın baş düşmanlarını ise, Ali Atay (Yiğit Çiftgör) ve Özbek Yıldız (Sürmeli) canlandırdı.
FRAGMAN 1 FRAGMAN 2 FRAGMAN 3 FRAGMAN 4 KAMERA ARKASI