tarbal

tarbal

Üye
24.10.2004
Çavuş
1.319
Hakkında

  • Kırmızı acı biberde bulunan bir maddenin eklem iltihabı ve ağrılarında sürekli rahatlama sağladığı bildirildi.
    ABD'nin Boston şehrinde yapılan Amerikan Ağrı Cemiyeti'nin yıllık toplantısında kırmızı acı biberin eklem iltihabı ve ağrılarına karşı iyi geldiğini ispatlayan uzmanlar, kırmızı bibere acılık veren ''capsaicin'' maddesinden 1000 mikrogram (1 gr) enjekte edilen şiddetli eklem ağrısı çeken hastaların dayanılmaz ağrılarının büyük ölçüde azaldığını söylediler.
#07.04.2005 18:09 1 0 0
  • Antalya'daki hipertansiyon kongresinden hastalara çok önemli tavsiyeler çıktı. Hipertansiyon, Türkiye'de her 5 kişiden birinde görülüyor. Günde 2'den fazla kola, 1'den fazla soda tüketilmemeli.
    Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği'nce Antalya'da düzenlenen, 800 uzmanın katıldığı 2. Akdeniz Hipertansiyon ve Ateroskleroz Kongresi'nde de, bu rahatsızlıkla ilgili önemli öneriler geldi. 30 yaşından itibaren herkesin yılda bir kez tansiyonunu ölçtürmesi gerektiğini vurgulayan Avrupa Hipertansiyon Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Serap Erdine, yüksek tansiyon hastalarının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle özetledi:

    'Kolada aşırı tuz var'

    Tuz kullanımı: Tamamen tuzsuz diyet geçerliliğini yitirdi. Tuza duyarlı olmayanlarda, tuzsuz yemek, tam tersine tansiyonu yükseltebilir.

    Sarmısak: Sarmısak hapları, sarmısağın kendisi kadar etkili değil. Sarmısak, kan basıncını düşürüyor.

    Soda: Sodada çok fazla tuz var. Günde 1 tane tüketilebilir.

    Tansiyonu düşüren gıdalar: Potasyumdan zengin gıdaların kan basıncını düşürücü etkisi var. Potasyum, başta patates ve muz olmak üzere, tüm sebze ve meyvelerde mevcut.

    Kolalı içecekler: Kolada aşırı tuz var. İçindeki meyankökü (likoris), dirençli hipertansiyona yol açıyor. Günde en fazla 1 - 2 adet tüketilebilir.

    Grip ilaçlarına dikkat

    Alkol: Alkol, sigara ve kokain hipertansiyonu artırır. Ancak günde 2 kadehe kadar alkolün, kan basıncını düşürücü olumlu etkisi var.

    Egzersiz: Haftada 2 - 3 gün yaklaşık 20 dakika, yüzme, yürüyüş, bisiklet ya da tenis öneriyoruz. Ağırlık kaldırma, halter veya step gibi ağır sporlar kesinlikle yapılmamalı.

    Sakıncalı ilaçlar: Non steroid anti inflamatuarlar diye bilinen ağrı kesici ilaçlar doktor kontrolünde alınmalı. Efedrin içeren grip ilaçları da kullanılmamalı.

    Dilaltı hapları: Hasta dilaltı haplarını kesinlikle kendi kendine almamalı.
#06.04.2005 11:57 0 0 0
#05.04.2005 19:12 0 0 0
#05.04.2005 18:25 0 0 0
#05.04.2005 17:29 0 0 0
#04.04.2005 20:26 0 0 0
  • Konu: Ebru Sanati
    Bir tekne icerisine konulan uzeri sigir ödu ile kapli özel sivinin üzerine cesitli tekniklerle düsürülen boyalarin olusturduklari sekillerin kagit uzerine alinmasi olarak özet tanimini yapabilecegimiz ebru sanatina ait birkac güzel ebruyu sizle paylasmak istiyorum..
    noimage

    noimage noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#04.04.2005 20:12 0 0 0
#04.04.2005 19:50 0 0 0
#03.04.2005 17:19 0 0 0
  • Eşiniz, dostlarınız tarafından uykuda horladığınızın yüzünüze söylenmesi ya da horladığınızdan haberdarsanız bir toplulukta uyuyakalmaktan ve mahçup olmaktan korkmak bu sıkıntıyı yaşayan herkes için çok rahatsız edicidir.
    Horlama, uyku sırasında soluk verilirken akciğerlerden dışarı çıkan havanın yumuşak damak, küçük dil, burun içi ve geniz yapılarını titreşime geçirmesi ile oluşan gürültülü uyuma halidir. Bu ses, bazen çok şiddetli olabilir ve odada başka bir kişinin uyumasını olanaksız kılabilir.
    Horlamaya yol açan koşulların başında aşırı kilo, ağır ve alkollü akşam yemekleri, yorgunluk, burun tıkanıklıkları ve bazı üst solunum yolları sorunları gibi durumlar gelir.

    Hastaların yapılan KBB muayenelerinde burun tıkanıklığının sebepleri ortaya konabilir ve hastaların çoğu kez yumuşak damaklarının sarkık olduğu, küçük dilinde uzamış ve sarkmış olduğu saptanır . Bazı durumlarda dil kökü, geniz boşluğu ve yutak bulguları da vardır. Çenelerin anatomik yapısı da inceleme alanına girer. Eğer horlamaya uykuda soluk tutmaları da eşlik ediyorsa bu durum, uyku-apnesi hastalığı olarak tanımlanan ciddi bir sağlık sorununu işaret eder.
#03.04.2005 13:47 1 0 0
  • Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış

    yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış

    onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye.

    Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya

    toplandılar mu kolayca defetmesini

    bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyrık alırlarmış

    ama... Yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalığına.

    Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Ancak tavşan, fare gibi

    küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Gitgide güçten düşmüşler.

    Eee, aslan bu,hiç fareyle doyar mı?

    - 'Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor' demiş aslanlardan

    birisi.

    - 'Evet' diye tasdik etmiş diğerleri.

    Nereye gideriz diye düşünürlerken 'bir dakika' diye bir ses

    duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa.

    Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal

    Aslan'mış söze atılan.

    - 'Hayır' demiş, 'hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben

    hallederim bu işi.'

    İnanmamış kimse ona ama haydi bir şans verelim ne çıkar diye

    düşünmüşler. O da almış yanına bir iki aslan gitmiş öküzlerin

    yanına. Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış. Öküzlerin lideri olan

    Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara.

    Sormuşlar ne istediklerini.

    Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve

    kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş.


    'Saygıdeğer öküz efendiler' diye başlamış lafa. 'Bugün buraya

    sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa

    incittik, kim bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız

    bunların hiç birini isteyerek yapmadık. Biliniz ki biz aslanlar

    barrışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiç bir alıp vermediğimiz

    olamaz. Ancak evet size defaatla saldırdık, ama niye biliyor

    musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle

    sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü

    kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar

    barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar

    veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiç bir alıp veremediğimiz yok. Onun

    yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin

    rahat rahat otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile bizim kükrememiz

    sizin uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküz'ün suçu. Verin

    onu bize,siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım' demiş.

    Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi

    de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz olmaz

    demiş ama kimseye dinletememiş sesini. Zavallı Sarı Öküz kurban

    edilmiş aslanlara.

    Hepsi birden saldırmışlar zavallı öküzün üzerine. Bir ikisini

    fırlatmış üstünden ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış,

    haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış, ama yokmuş onu işiten.

    Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki. Bütün

    sürünün selameti için bir öküz.... Gerekliymiş bu.

    Gerçekten de günlerce sürüye hiç bir saldıran olmamış. Huzur içinde

    geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki.

    Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. Acıktık demişler Topal

    Aslan'a daha bir kaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına

    bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz'ün yanına.

    - 'Selam' diye girmiş söze. ' Gördünüz ya biz aslanlar ne denli

    uysal milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak

    isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya

    bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.'

    - 'Nedir?' demiş Boz Öküz merakla..

    - 'Şu sizin Uzun Kuyruk' demiş Topal Aslan. 'Öyle uzun bir kuyruğu

    var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de

    aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak

    için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz

    normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar

    göreceksiniz. Gelin verin onu bize bu mevzuu burada kapatalım.

    Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.'

    Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece

    Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin demişler.

    İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar Uzun Kuyruk'u

    sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da

    yenik düşmüş aslanlara.

    Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş

    aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha

    da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça

    küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği

    duymuyorlarmış.

    'Verin bize şu öküzü yoksa karışmayız' derlermiş sadece. Zavallı

    öküzlerin hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can

    veriyorlarmış aslanların pençesinde. Boz Öküz de aralarında olmak

    üzere bir kaçı kalmış en sona. Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu

    harbi

    aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük? diye sormus biri Boz

    Öküz'e.

    'Biz' demiş Boz Öküz gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek

    'Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi...'
#03.04.2005 13:22 0 0 0
  • Konu: SİVAS
    Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesi gezmeden,

    Gök Medrese ve Çifte Minareli Medreseyi görmeden,

    İlçelerde Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile Divriği Konakları, Kangal Balıklı Kaplıcası, Ulaş Devlet Üretme Çiftliğinde Kangal Köpekleri görmeden,

    İl Merkezinde Sivas Kebabı yemeden,

    Sivas halı ve kilimi, Sivas gümüş işi, Sivas bıçağı, ağızlık, kalem almadan,

    4 Eylül Kültür ve Sanat Festivali izlemeden...

    Dönmeyin.
#02.04.2005 21:19 0 0 0
  • Sadece uykusu olduğu veya aşırı yorulduğu için esnemiyor insan. İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade eden uzmanlara göre esnemenin nedeni kandaki oksijen oranıyla ilgili:
    Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aksu, esnemenin kandaki oksijen oranının düşmesi sonucu ortaya çıktığını söyledi.

    Aksu, yaptığı açıklamada, esnemenin yalnızca insanlara özgü olmadığını, kuşlar ve memeliler ile bazı sürüngenlerin de esneyebildiğini belirtti.
    İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade
    eden Aksu, şu bilgileri verdi: ''Vücudun oksijen gereksinimi koşullara bağlı olarak gün içinde
    değişir. Oksijene özellikle beyin, kalp kası ve çizgili kaslar ihtiyaç
    duyar. Kandaki oksjien oranının düşmesi sonucu da esneme ortaya çıkar.
    Başka bir deyişle organizmanın artan oksijen ihtiyacı esneme ile
    karşılanır. Direk olarak uyku ile ilişkisi vardır, ancak uykuyu
    bastırmak ve beyni uyanık tutmak için ortaya çıkan fizyolojik bir
    olaydır.''

    Doç. Dr. Aksu, beyinde esnemeyi düzenleyen merkezin hipotalamusta
    yer aldığını belirterek, hipotalamusun duyguların dışa vurumunda
    önemli bir merkez olduğunu bildirdi.

    Bunun esnemenin duygularla olan ilişkisini de açıkladığını ifade
    eden Aksu, can sıkıntısında, durağan durumlarda hipotalamusa ulaşan
    bilgilerin esnemeyi sağladığını anlattı.

    Aksu, esneme sırasında çizgili kasların, yüz kaslarının, diyaframın ve kaburgalar arasındaki kasların gerildiğini, bunda istemli hareket merkezinin rol oynadığını belirtti.
    Organizmanın oksijen ihtiyacı karşılamak için esnemenin
    bastırılmaması gerektiğini dile getiren Aksu, esnemenin sosyal
    nedenlerle kabul edilebilir düzeylerde bastırılmasının sakıncasının
    olmadığını ifade etti.
#02.04.2005 21:02 1 0 0
#02.04.2005 17:06 0 0 0
  • Çocukluğumdan beri dar mekanlardan sıkılır ve bu tür yerlerden
    feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu
    anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım...
    Oysa ki dar mekanlara, simdi ister istemez girecektim...
    Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi.
    Çevremde dolaşanların sesini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına
    rağmen, her nasılsa onları görebiliyordum...
    - Genç yasta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak ne kadar çok is
    vardı...
    Gerçekten de bir çok isim yarım kalmıştı. Mesela oğluma iyi bir işyeri
    açamamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak da artık hayal olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun- kömür isini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım...
    Yarıda kalan islerimi arka arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan
    bir sesle irkildim Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin en ücra köselerinde yankılanıyor ve : "Geçti artık, geçti.."diyordu...
    İçimden "Keşke geçmemiş olsaydı." diyordum. Nereden basıma gelmişti
    o kaza bilmem ki..? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.
    Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi
    sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde :
    - Aman Allah'ım dedim. Ne olacak simdi halim..?
    Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış
    ve sallana sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.
    Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık. Cami deyince aklıma
    gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün 5 defa davet edilmeme rağmen bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi 50 yasına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikayet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım...
    Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses :
    - "Geçti artık, geçti."diye tekrarladı.. "Bitti artık."
    Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım.
    Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil
    oynadığımız arkadaşların neşeli kahkahalarını işitiyor ve "herhalde ölüm haberimi duymamış olacaklar" diye düşünüyordum.Sesler iyice uzaklaştığında eğik bir şekilde taşındığımı hissederek, mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım.
    Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer
    ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim.
    Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da milli takımın son oyununu methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise yanındakinin kulağına fısıldayarak :
    Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu. Sırılsıklam
    olduk birader..!
    Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi?
    Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti.
    Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan çukura doğru indirdi...
    Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım... Aman Allah'ım, bu
    kabir değil miydi?
    O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim...
    Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın üzerimi
    örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle dua etmeye başlamıştım...
    Ya Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi
    bir kul olayım. Ve kabrimi, Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim? Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak : "Geçti artık, geçti." diye
    tekrarladı. "Her şey bitti artık." Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu...
    Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki
    rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak : "Geçti artık, geçti." diye bağırıp duruyordu. "Geçti, bak hiç bir şey kalmadı." Yattığım yerden yavaşça doğruldum.
    Terden sırılsıklam olmuş ve sanki 20 kilo birden vermiştim. Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyor, simsek ve gök gürültüsünden bütün ev
    sarsılıyordu.
    Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toparlamaya
    çalışırken :
    - Ya Rabbi sana zerrelerim adedince şükürler olsun, diyordum. İyi bir
    kul olmak için ya bir fırsat daha vermeseydin !...
#02.04.2005 16:03 0 0 0
#02.04.2005 15:58 0 0 0