Kırmızı acı biberde bulunan bir maddenin eklem iltihabı ve ağrılarında sürekli rahatlama sağladığı bildirildi.
ABD'nin Boston şehrinde yapılan Amerikan Ağrı Cemiyeti'nin yıllık toplantısında kırmızı acı biberin eklem iltihabı ve ağrılarına karşı iyi geldiğini ispatlayan uzmanlar, kırmızı bibere acılık veren ''capsaicin'' maddesinden 1000 mikrogram (1 gr) enjekte edilen şiddetli eklem ağrısı çeken hastaların dayanılmaz ağrılarının büyük ölçüde azaldığını söylediler.
Antalya'daki hipertansiyon kongresinden hastalara çok önemli tavsiyeler çıktı. Hipertansiyon, Türkiye'de her 5 kişiden birinde görülüyor. Günde 2'den fazla kola, 1'den fazla soda tüketilmemeli.
Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği'nce Antalya'da düzenlenen, 800 uzmanın katıldığı 2. Akdeniz Hipertansiyon ve Ateroskleroz Kongresi'nde de, bu rahatsızlıkla ilgili önemli öneriler geldi. 30 yaşından itibaren herkesin yılda bir kez tansiyonunu ölçtürmesi gerektiğini vurgulayan Avrupa Hipertansiyon Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Serap Erdine, yüksek tansiyon hastalarının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle özetledi:
'Kolada aşırı tuz var'
Tuz kullanımı: Tamamen tuzsuz diyet geçerliliğini yitirdi. Tuza duyarlı olmayanlarda, tuzsuz yemek, tam tersine tansiyonu yükseltebilir.
Sarmısak: Sarmısak hapları, sarmısağın kendisi kadar etkili değil. Sarmısak, kan basıncını düşürüyor.
Soda: Sodada çok fazla tuz var. Günde 1 tane tüketilebilir.
Tansiyonu düşüren gıdalar: Potasyumdan zengin gıdaların kan basıncını düşürücü etkisi var. Potasyum, başta patates ve muz olmak üzere, tüm sebze ve meyvelerde mevcut.
Kolalı içecekler: Kolada aşırı tuz var. İçindeki meyankökü (likoris), dirençli hipertansiyona yol açıyor. Günde en fazla 1 - 2 adet tüketilebilir.
Grip ilaçlarına dikkat
Alkol: Alkol, sigara ve kokain hipertansiyonu artırır. Ancak günde 2 kadehe kadar alkolün, kan basıncını düşürücü olumlu etkisi var.
Egzersiz: Haftada 2 - 3 gün yaklaşık 20 dakika, yüzme, yürüyüş, bisiklet ya da tenis öneriyoruz. Ağırlık kaldırma, halter veya step gibi ağır sporlar kesinlikle yapılmamalı.
Sakıncalı ilaçlar: Non steroid anti inflamatuarlar diye bilinen ağrı kesici ilaçlar doktor kontrolünde alınmalı. Efedrin içeren grip ilaçları da kullanılmamalı.
Dilaltı hapları: Hasta dilaltı haplarını kesinlikle kendi kendine almamalı.
Bir tekne icerisine konulan uzeri sigir ödu ile kapli özel sivinin üzerine cesitli tekniklerle düsürülen boyalarin olusturduklari sekillerin kagit uzerine alinmasi olarak özet tanimini yapabilecegimiz ebru sanatina ait birkac güzel ebruyu sizle paylasmak istiyorum..
Eşiniz, dostlarınız tarafından uykuda horladığınızın yüzünüze söylenmesi ya da horladığınızdan haberdarsanız bir toplulukta uyuyakalmaktan ve mahçup olmaktan korkmak bu sıkıntıyı yaşayan herkes için çok rahatsız edicidir.
Horlama, uyku sırasında soluk verilirken akciğerlerden dışarı çıkan havanın yumuşak damak, küçük dil, burun içi ve geniz yapılarını titreşime geçirmesi ile oluşan gürültülü uyuma halidir. Bu ses, bazen çok şiddetli olabilir ve odada başka bir kişinin uyumasını olanaksız kılabilir.
Horlamaya yol açan koşulların başında aşırı kilo, ağır ve alkollü akşam yemekleri, yorgunluk, burun tıkanıklıkları ve bazı üst solunum yolları sorunları gibi durumlar gelir.
Hastaların yapılan KBB muayenelerinde burun tıkanıklığının sebepleri ortaya konabilir ve hastaların çoğu kez yumuşak damaklarının sarkık olduğu, küçük dilinde uzamış ve sarkmış olduğu saptanır . Bazı durumlarda dil kökü, geniz boşluğu ve yutak bulguları da vardır. Çenelerin anatomik yapısı da inceleme alanına girer. Eğer horlamaya uykuda soluk tutmaları da eşlik ediyorsa bu durum, uyku-apnesi hastalığı olarak tanımlanan ciddi bir sağlık sorununu işaret eder.
Sadece uykusu olduğu veya aşırı yorulduğu için esnemiyor insan. İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade eden uzmanlara göre esnemenin nedeni kandaki oksijen oranıyla ilgili:
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aksu, esnemenin kandaki oksijen oranının düşmesi sonucu ortaya çıktığını söyledi.
Aksu, yaptığı açıklamada, esnemenin yalnızca insanlara özgü olmadığını, kuşlar ve memeliler ile bazı sürüngenlerin de esneyebildiğini belirtti.
İnsanlarda esnemenin anne karnında 11. haftada başladığını ifade
eden Aksu, şu bilgileri verdi: ''Vücudun oksijen gereksinimi koşullara bağlı olarak gün içinde
değişir. Oksijene özellikle beyin, kalp kası ve çizgili kaslar ihtiyaç
duyar. Kandaki oksjien oranının düşmesi sonucu da esneme ortaya çıkar.
Başka bir deyişle organizmanın artan oksijen ihtiyacı esneme ile
karşılanır. Direk olarak uyku ile ilişkisi vardır, ancak uykuyu
bastırmak ve beyni uyanık tutmak için ortaya çıkan fizyolojik bir
olaydır.''
Doç. Dr. Aksu, beyinde esnemeyi düzenleyen merkezin hipotalamusta
yer aldığını belirterek, hipotalamusun duyguların dışa vurumunda
önemli bir merkez olduğunu bildirdi.
Bunun esnemenin duygularla olan ilişkisini de açıkladığını ifade
eden Aksu, can sıkıntısında, durağan durumlarda hipotalamusa ulaşan
bilgilerin esnemeyi sağladığını anlattı.
Aksu, esneme sırasında çizgili kasların, yüz kaslarının, diyaframın ve kaburgalar arasındaki kasların gerildiğini, bunda istemli hareket merkezinin rol oynadığını belirtti.
Organizmanın oksijen ihtiyacı karşılamak için esnemenin
bastırılmaması gerektiğini dile getiren Aksu, esnemenin sosyal
nedenlerle kabul edilebilir düzeylerde bastırılmasının sakıncasının
olmadığını ifade etti.
Çocukluğumdan beri dar mekanlardan sıkılır ve bu tür yerlerden
feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu
anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım...
Oysa ki dar mekanlara, simdi ister istemez girecektim...
Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi.
Çevremde dolaşanların sesini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına
rağmen, her nasılsa onları görebiliyordum...
- Genç yasta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak ne kadar çok is
vardı...
Gerçekten de bir çok isim yarım kalmıştı. Mesela oğluma iyi bir işyeri
açamamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak da artık hayal olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun- kömür isini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım...
Yarıda kalan islerimi arka arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan
bir sesle irkildim Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin en ücra köselerinde yankılanıyor ve : "Geçti artık, geçti.."diyordu...
İçimden "Keşke geçmemiş olsaydı." diyordum. Nereden basıma gelmişti
o kaza bilmem ki..? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.
Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi
sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde :
- Aman Allah'ım dedim. Ne olacak simdi halim..?
Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış
ve sallana sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.
Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık. Cami deyince aklıma
gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün 5 defa davet edilmeme rağmen bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi 50 yasına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikayet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım...
Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses :
- "Geçti artık, geçti."diye tekrarladı.. "Bitti artık."
Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım.
Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil
oynadığımız arkadaşların neşeli kahkahalarını işitiyor ve "herhalde ölüm haberimi duymamış olacaklar" diye düşünüyordum.Sesler iyice uzaklaştığında eğik bir şekilde taşındığımı hissederek, mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım.
Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer
ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim.
Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da milli takımın son oyununu methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise yanındakinin kulağına fısıldayarak :
Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu. Sırılsıklam
olduk birader..!
Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi?
Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti.
Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan çukura doğru indirdi...
Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım... Aman Allah'ım, bu
kabir değil miydi?
O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim...
Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın üzerimi
örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle dua etmeye başlamıştım...
Ya Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi
bir kul olayım. Ve kabrimi, Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim? Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak : "Geçti artık, geçti." diye
tekrarladı. "Her şey bitti artık." Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu...
Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki
rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak : "Geçti artık, geçti." diye bağırıp duruyordu. "Geçti, bak hiç bir şey kalmadı." Yattığım yerden yavaşça doğruldum.
Terden sırılsıklam olmuş ve sanki 20 kilo birden vermiştim. Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyor, simsek ve gök gürültüsünden bütün ev
sarsılıyordu.
Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toparlamaya
çalışırken :
- Ya Rabbi sana zerrelerim adedince şükürler olsun, diyordum. İyi bir
kul olmak için ya bir fırsat daha vermeseydin !...