Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Unutulan Sunnetler !
    Müsafeha etmek(iki mümin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

    Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması
    (dalgınlık hali başka)
    Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması(oda,taksi,dükkanv.s. )

    Namazları başı açık kılmamak

    Abdestte ayakları üç defa yıkamak

    Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

    Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

    İstişare etmek

    Sakal ve bıyık bırakmak

    Çevreyi temizlemek

    Çıplak ayakla namaz kılmamak

    Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

    Suyu üç yudumda oturarak içmek

    Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

    Ölüye definden sonra telkin vermek

    İslam nikahı kıymak

    Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

    Tırnağını Cuma günü kesmek

    Yatarken sağ tarafına yatmak

    Abdestli yatmak

    Yemeğe tuz ile başlamak

    Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

    Öşür vermek(farz)

    Yemeğe düşen sineğin üzerine bastırmak(bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

    Hergün ölümü düşünmek

    Gözlere sürme çekmek yatarken

    Salavat okumak

    Hergün tevbe etmek

    Kabirleri ziyaret etmek

    Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak

    Yolda başı öne eğik yürümek

    Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

    Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

    Misvak kullanmak

    Cuma günü gusul abdesti almak

    Güzel koku sürünmek

    Mahrem yerleri traş etmek(En fazla15-40 günü geçmemek)

    Oturarak küçük abdest bozmak(Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

    Abdest bozarken kıbleye dönmemek

    Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

    Yemeği tek bir kaptan yemek

    Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)

    Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)

    Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

    Günde iki öğün yemek

    Cevizi peynirle yemek(Şifadır)

    Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek

    Ölüm halinde su içirmek

    Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

    Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak

    Kabr üzerine su dökmek

    Kabr balık sırtı yapmak

    Cenaze evine yemek göndermek

    Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

    Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi

    Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

    Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

    Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek
    Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

    Üzümle ekmek yemek
#18.08.2008 18:06 0 0 0
  • Unutulan sünnetler ve farzlar
    Sual: Günümüzde unutulan sünnetler ve ihmal edilen farzlar nelerdir?
    CEVAPSünnet iki türlüdür:
    1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],
    2- Zevaid sünnetler.

    Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim]

    Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:
    1- İki kişi de olsa farz namazı cemaatle kılmak.
    2- Namazları sarık veya takke ile kılmak.
    3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak.
    4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak. [Maliki ve Hanbeli'de farzdır.]
    5- Misvak kullanmak.
    6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüt Tehiyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak.
    7- İstişare ve istihare yapmak.
    8- Aksırınca Elhamdülillah demek.
    9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur.
    10- Sünnete uygun selam vermek.
    11- Cuma günü gusletmek.
    12- Duada elleri sünnete uygun açmak.
    13- Faydalı işe başlarken, Besmele çekmek.
    14- Yatağa abdestli girmek.
    15- Biri ölünce veya kötü bir haber duyunca, (İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn) demek sünnettir.

    Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:
    1- Sakalı bir tutam yapmak.
    2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak.
    3- Yemeğe tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek.
    4- Sofrada sirke bulundurmak.
    5- Gece ibadet edenler için Kaylule yapmak [Öğleden önce biraz uyumak].
    6- Teke riayet etmek [1, 3, 5, 7 gibi].
    7- Müslümanın evine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.]
    8- Kesilen tırnaklarla saçları ve çekilen dişleri gömmek.
    9- Cuma günleri ziynetli elbise giymek.
    10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.]

    Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:
    1- Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler.]
    2- Doğru itikada sahip olmak [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek].
    3- ALLAH dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.
    4- Namaz kılmak ve uşur vermek.
    5- Tesettüre riayet etmek.
    6- Selam verenin selamını almak.
    7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene (Yerhamükellah) demek.
    8- Helal kazanıp helalden yiyip içmek.
    9- Rızka ALLAH'ın kefil olduğuna inanmak.
    10- Tevekkül ve kanaat etmek.
    11- ALLAHü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.
    12- Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.
    13- Günahlara tevbe etmek.
    14- Ana babaya iyilik etmek.
    15- Emri maruf yapmak [Farz-ı kifayedir].
    16- Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.
    17- Âleme ibret nazarıyla bakmak.
    18- Dilini müstehcen sözlerden korumak.
    19- Hiç kimseyi, alaya almamak.
    20- Harama bakmamak.
    21- Kulağı çalgılardan korumak.

    Bir sünneti ihya edene yüz şehid sevabı verildiğine göre, bir farzı ihya edene ne kadar çok sevab verileceği düşünülmeli, bilhassa farzlar hiç ihmal edilmemelidir.

    http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3013

#18.08.2008 18:01 0 0 0
  • BULANCAK RESİMLERİ:

    noimage

    noimage

    noimage
    BULANCAK İSKELESİ

    noimage

    noimage

    noimage

    Resimler yeterli mi sence kardeş?...
#13.08.2008 21:38 0 0 0
  • PREVEZE DENİZ SAVAŞI
    ve BARBAROS HAYRETTİN PAŞA
    Andrea Dorya yaptığı hesaplamaların sonunda görüyor ki; o mevsimde kendisi rüzgarı arkadan alacak, mutlaka Osmanlı donanmasını perişan edecek. Andrea Dorya'nın gemileri Osmanlı'nın 3 katı. Askeri de bununla paralel olarak gene 3 katı; ama Andrea Dorya sinirli, Andrea Dorya zaferden emin degil, huzursuz.

    Osmanlı'yı tanımayanlar ona diyorlar ki;
    -Neden bu kadar huzursuzsun? Onların 3 katı askerin var. Rüzgarı da arkadan alacağın kesin. Gemilerin de yüksek bordalı. Onları duman edersin.

    Andrea Dorya ;

    -Beni düşündüren bir husus var. Onlar Osmanlı, ölüme koşuyorlar, bunu anlayamıyorum. Şehit olmak diye bir şeyden bahsediyorlar. Herkes savaşta ölmeye koşuyor. Bizim aramızda böyle insanlar yok.


    Savaş başlıyor. Sabahleyin rüzgarı arkadan alan Andrea Dorya'nın donanması, Osmanlı donanmasını perişan ediyor. Çok şehit veriyoruz; ama öğleden sonra herşey değişiyor. Bu sefer Osmanlı donanması rüzgarı arkadan almaya başlıyor ve ortalık kararana kadar Andrea Dorya'nın işi bitiriliyor. Osmanlı donanması galip geliyor. Acaba Osmanlı nasıl galip gelmişti biliyor musunuz?


    Barbaros Hayrettin Paşa sabaha kadar uyumamış ve Allahû Tealâ'ya, Allah'ın bir evliyası olarak demiş ki: "Ya Rabbi! Ben i'lay-ı kelimetullah için savaş veriyorum. Şanım artsın diye, onları öldüreyim diye, onlara hakim olayım diye değil. Onlara adalet götüreyim diye savaş veriyorum. Böyle olup olmadığını sen benden daha iyi bilirsin. Eğer öyle değilse benim emanetimi al, öyleysem bana yardım et."


    Allahû Tealâ Barbaros Hayrettin Paşa'ya buyurdu ki: "Gemilerin bordasına 'Allah rüzgarları dilediği zaman başka istikametlerden estirir' âyetini yaz.".

    Bütün donanma gemilerine, bütün donanmaya yazıldı. O gece şafak sökmeden evvel, savaş başlamadan evvel bütün donanmaya yazıldı. "Allah rüzgarları dilediği zaman başka istikametlerden estirir." Öğlene kadar tabiat hükmünü inzal etti. Andrea Dorya'nın donanması rüzgarı arkadan aldı, saldırısını tamamladı ve çok şehit verdik. Çok insan Allah'ın yanında en mümtaz yerini aldı şehit olarak; ama öğlenden sonra Allahû Tealâ Barbaros Hayrettin Paşa'ya verdiği sözü tuttu ve rüzgar Osmanlı donanmasının arkasından gelmeye başladı. Bunun neticesi de Osmanlı'nın zaferi kazanmasıydı.

    SULTAN 2. MURAD'IN HAK ANLAYIŞI

    Nihayet ordu yeni bir sefere çıkmıştır. İlk konaklama yerine geldiklerinde, bir yahudi, Sultan İkinci MURAD'ın atının dizginine yapışır:

    Yahudi: Bir maruzatım var Padişahım, müsaade buyurun, anlatayım ?

    Sultan İkinci MURAD : Elbette! Buyurun, nedir maruzatınız ?

    Yahudi: Askerleriniz benim bahçemden elma yediler ve değeri olan altını ödemediler!

    Sultan İkinci MURAD : Benim askerlerimin hepsi, kul hakkı konusunda ne kadar ince hesap yapmaları gerektiğini bilirler. Bu dediğin nasıl olabilir? Bir yanlışlık olmalı!

    Yahudi: Hakikat budur padişahım. Askerleriniz bahçemden alıp yedikleri elmaların bedelini ödemediler!

    Sultan İkinci MURAD : (Askerlere döner Bezirgânın söylediklerini duydunuz. Bu dediği doğru mudur?

    Askerler ses çıkarmaz.

    Sultan İkinci MURAD : Sizler, benim kul hakkına ne kadar değer verdiğimi bilmez misiniz? Beni ne kadar mahcup ettiniz, bunu kim yaptıysa hemen söylesin!

    Askerlerden biri: Ben yaptım Efendimiz! (Diyerek öne atılır.)

    Sultan İkinci MURAD : Peki ama nasıl? Kul hakkının önemini bile bile böyle bir şeyi nasıl yaparsın?

    Askerlerden biri: Padişahım, benim yediğim elma yerdeydi ve çürüktü. Çürük bir elmanın para edeceğini düşünemedim; nitekim iki arkadaşım da oradaydı, onlar ağaçtan elma kopardılar ve parasını da bahçeye attılar, isterseniz sorun. Biz asla kul hakkına el uzatmayız.

    Sultan İkinci MURAD : (Bezirgâna sorar Askerlerimin söyledikleri doğru mudur?

    Yahudi: Evet, o ikisinin kopardığı elmaların bedelini aldım.

    Sultan İkinci MURAD : Peki, öyleyse istediğin nedir?

    Yahudi: Diğer askerinizin yerden aldığı elmanın bedelini de isterim.

    Sultan İkinci MURAD : Peki, o çürük elma için ne istersin?

    Yahudi: Bir kese altın isterim.

    Padişahın yanındaki vezir itiraz eder:

    Vezir: Ama Padişahımız Efendimiz, bir çürük elmaya bir kese altın verilir mi?

    Sultan İkinci MURAD: Hakk sahibi bezirgândır. Elmanın sahibi olan o, ne derse onu vermekle mükellefiz. Allah'ın indinde kul hakkı ne kadar önemlidir bilmez misiniz? İşte hakkın olan bir kese altın!

    Bezirgân, Padişah'ın adaletinden, kul hakkına verdiği önemden son derece etkilenmiştir. Kendisine uzatılan keseyi eliyle iter:

    Yahudi: Ne olur beni de aranıza alın. Ben de sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan biri olayım.

    İşte Osmanlı! İşte Osmanlı'nın hak anlayışı! Osmanlı askeri böyle yetiştiriliyordu.


    FATİH SULTAN MEHMED MAHKEMEDE

    İşte, Fatih Sultan Mehmet, işte İstanbul'da bir Rum;

    Fatih Sultan Mehmet talepte bulunuyor, diyor ki:

    "Orada cami yapacağım, arazini bana satmanı istiyorum."

    Biliyorsunuz her arazinin bir rayiç bedeli vardır; yani o çevrede o arazinin ne kadar para ettiği aşağı yukarı herkes tarafından bilinir. Alt hududu bir de üst hududu vardır. Fatih Sultan Mehmet, üst hududun iki katını veriyor; ama Rum vermemekle ısrar ediyor. Cami kurulmasına gönlü razı olmuyor. Bir Hıristiyan; bu da onun kabahati değil, içinden gelen şey öyle. Hak sahibi vermezse vermez; ama Fatih Sultan Mehmet'in de kızmış kafası.

    "O kadar fazla para verdiğim halde, bu adam vermiyor; demek ki bunu inadından yapıyor; nefsani davranış bu. Ben cami yapacağım, benimki nefsani değil ruhani" diyor.

    Alıyor adamın arsasını, bastırıyor; camiyi yapıyor.

    Adam perişan. Adamı üzgün gören biri:

    "Ya bu kadar üzüntünün sebebi ne?"

    Anlatıyor adam derdini "İşte" diyor. "Yapabileceğim bir şey yok ki! Bunu yapan Padişah; daha ötesi yok, onun üstünde kimse yok. O bana bunu yaptığına göre her şey bitti". diyor.

    Bizim Osmanlı diyor ki: "Her şey bitmedi, bu memlekette kadılar vardır. Gidersin kadıya, adaletsizliği anlatırsın. Padişah da olsa o hesabı görür".


    "Yani" diyor "ne demek istiyorsun?" (Adam hiç inanamıyor bir defa söylenenlere.) Adamcağız hiç inanamıyor; ama "Hadi gideyim mahkemeye, ben müracaat edeyim." diyor. Kadıya müracaat ediyor.

    Gerçekten de Fatih Sultan Mehmet mahkemeye gelince, adamın gözleri hayretten açılıyor. Fatih Sultan Mehmet ayakta; Kadı Efendi oturuyor ve mahkeme başlıyor. Fatih Sultan Mehmet'in, adamın arsasını zorla iktisab etmekten elinin kesilmesi konusunda bir karara varılıyor. Fatih Sultan Mehmet'in eli kesilecek. Ama Osmanlı adaletinde, bir müessese daha var; eğer bir şeyin bedeli ödenirse ve alacaklı taraf, hak sahibi taraf bunu kabul ederse, o ceza düşer. Bu kanun gereğince teklifte bulunuluyor.

    Deniyor ki: "Bunun bedeli şu kadar altın, bu kadar altına karşılık, onun elinin kesilmesinden vazgeçiyorsan,, Padişah ödemese bile, onu sana beyt'ül mal öder. Razı mısın?"

    Rum, şaşkın şaşkınPadişah'a bakıyor , inanamıyor, sonra "Tabi razıyım. Razı olmaz mıyım? O padişah" diyor.

    Adam razı olduktan sonra, Fatih Sultan Mehmet diyor ki :

    "Benden beyt'ül mal'ın talebi 200 altın; ama ben 2000 altın vereceğim ve her gün de bir altın daha ödenmesini istiyorum. Senenin 365 günü, her gün bir altın ödenecek bu zata."

    Ve mahkeme biter bitmez kadı yerinden kalkıyor, Fatih Sultan Mehmet'in ayaklarının yanına gelip diz çöküyor,

    "Padişahım şu ana kadar ben, Allah'ı temsil ediyordum, ben oturuyordum siz ayaktaydınız. Çünkü siz maznun mevkiindeydiniz. Allah'ı temsil eden siz değildiniz. Adaleti veya adaletsizliği temsil ettiğiniz mahkemenin sonunda belli olacaktı. Ben Allah'ı temsil ediyordum; adaletin sahibi bendim o sırada. Şimdi benim görevim bitti. Şimdi bana, sana tâbî olan, senin imparatorluğunun bir kadısı olarak el etek öpmek düşer" diyor. Padişahın eteğini öpüyor ve ondan sonra padişah oturuyor, ötekiler dışarı çıkıyorlar.


    KÂNÛNİ SULTAN SÜLEYMÂN HAN
    ve YAHYÂ EFENDİ MENKIBESİ

    Kânûnî Sultan Süleymân Han, Yahyâ Efendi'nin bir evliya mürşid olduğunu, Hızır Aleyhisselâm ile görüştüğünü bilir, kendisini de görüştürmesini istermiş.

    Bir gün Yahyâ Efendi ve Kânûnî, kayıkla Boğaz'da gezmeye çıkmışlar. Yahyâ Efendi yanında bir ahbâbı ile gelip kayığa binmiş. Birlikte giderlerken, Yahyâ Efendi'nin ahbâbı, devamlı Kânûnî'nin parmağındaki çok kıymetli bir yüzüğe bakıyormuş. Kânûnî bu hâli fark edince, parmağındaki yüzüğü çıkarıp; "Buyurun, daha yakından iyice bakıp inceleyebilirsiniz" diye uzatmış. O zât yüzüğü alıp, evirip çevirdikten sonra, denize atıvermiş. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunanlar çok hayret etmişler. Bir müddet gittikten sonra, o zât inmek istediğini bildirince, kayık kıyıya yanaşmış. O zât ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultân'a uzatmış. Avucundaki suda, biraz önce denize attığı yüzük varmış. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunan herkes yine çok hayrete düşmüşler. Kânûnî elini uzatıp yüzüğü alınca, adam birdenbire gözden kayboluvermiş. Kânûnî, Yahyâ Efendi'ye dönerek; "Ağabey, neler oluyor?" diye sormuş; "O gördüğünüz Hızır Aleyhisselâm idi" cevâbını vermiş Yahyâ Efendi. Kânûnî bunun üzerine; "Bizi niye tanıştırmadınız?" diye sorunca, Yahyâ Efendi şöyle cevap vermiş; "O kendini tanıttı; ama siz tanımakta geç


    KARDEŞİM SİFTAHINI YAPMADI

    İstanbulda Kapalıçarşı'nın yanında alelade bir dükkan... Sabah namazını kılan bir adam dükkana girerek
    raftaki bir malı gösteriyor: "Şunu istiyorum" diyor.
    Ama dükkanın sahibi diyor ki;

    " Satılık değil."

    Adam diyor ki:

    "Yaa kardeşim dükkanını açmışsın, bunu rafa koymuşsun, ben de gelmişim, buna ihytiyacım var. Sana paranı veriyorum, bu malı ver diyorum, neden vermiyorsun?"
    Neden vermediğimi söyleyeyim diyor adam:
    - Bak, şu karşıda bir dükkan var ya!
    - Var
    - O dükkana gidersen, bu malın aynı orda da var. Ondan al.
    Adam diyor "Hayır" .
    - Buradan almak istiyorum, neden oradan alacakmışım?
    - Çünkü ben siftahımı yaptım; ama o kardeşim daha siftahını yapmadı.

    Adam bunun üzerine lazım geleni yapmış. Gitmiş öteki dükkandan alacağını almış. Yabancı olan bir kişi, Osmanlı'nın bu standartlarına şaşırırmış. Şimdi düşünün zamanımızda bir adam müşterisi gelmiş, ona diyecek ki; "Ben sana satmıyorum hadi git öteki dükkana".. .
    Köprülerin altından ne kadar çok sular geçmiş hissedebiliyor musunuz?
#09.08.2008 14:46 0 0 0
#09.08.2008 14:39 0 0 0
#04.07.2008 08:59 0 0 0
  • yasim 24 ilk namaz kilisim 7 yasina girince basladi o zamanlar babam bana namz kilmayi ogretti dualarimi sesli olrak okurdum eger yanlislik olursa duzeltsin diye
    ondan sonra epeyce ilerledim ilk okul bitirince kuran kursuna yazildim orada kuran-i kerimi bakarak ve tecvitli guzel okumadan dolayi tesekkur belgesi bile aldim
    sonra mederesede arapca anlamlarini ve tefsirini ogrendim eceveti gelince basbakan koltuguna bizim medrese falan hepsini kapattilar sozde hizbullahciyiz diye




    Moderatör Eskitoprak kardeşim benim..Allah senden razı olsun..İşte buradan seni candan kutluyorum..Yolun her zaman açık olsun...Ne mutlu sana ve namazlarına devam edene!..
#20.06.2008 23:09 0 0 0
  • Ben eskiden ve çocukken, hiçbir şey bilmezken, sadece teravih namazlarına giderdim..Nihayet 16 yaşlarında iken, kalbime bir nur indi..Ve rahmetli babama dedim ki:
    - Baba ben şu duvarda asılı Kur'anı öğreneceğim ve namaza başlayacağım dedim.. O da:

    -Oğlum, bir hocaya gitmen gerekir, ondan öğrenirisin dedi. Ben de ;
    -Ben bunları kendi kendime öğrenebilirim diye azmettim..Hakikaten de öyle oldu..Bir hafta içinde müthiş bir çalışmayla ve Allah'ın izniyle,hem Kur'anı öğrendim, hem de namazı ve bütün temel bilgileri..Ondan sonra "YA ALLAH YA BİSMİLLAH" diyerek ilk sabah namazıyla birlikte beş vakit namazımı kılmaya başladım o günden beri, Elhamdülillah...Allah cümlemizin ecrini arttırsın.. Kısacası, benim ilk namaza başlamanın hikayesi bundan ibarettir vesselam..

    Not: Ben şimdi 48 yaşındayım..
#20.06.2008 23:04 0 0 0
#19.06.2008 16:36 0 0 0
  • Şimdi arkadaşlar!..Az yeyip içmek taa 1400 sene evvel Hazreti Peygamberimiz(S.AV.) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor..

    "Sizden biriniz, yemeğe ihtiyacı olduğunda midenin 3/1' ini, yemeğe, 3/1'ini suya, 3/1'ini de teneffüs almaya bıraksın..Başka bir hadis-i şerif de:
    "Ademoğlunun midesini tıkabasa doldurmasından başka şerli bir kap doldurmamıştır.."

    Lokman Hekim ise:"Oğul!..Eğer sen tok halinde iken başka bir yemek yiyeceksen, onu gidip köpeğin önüne atman senin için daha hayırlı olur....

    Şimdi kardeşlerim...İslam'da kesinlikle fazla yemek yoktur..Bu haramdır.. Çünkü fazladan yenilen gıdalar ,zamanla vücudun metoplazmasını bozacağından, ileri ki yaşlarda, önü alınamayan bir çok hastalıklara sebep olmaktadır.Bu arada mide de bozulmakta, sindirim sistemini allak bullak etmektedir...En güzel çözüm:Karnınız acıktığında ye, daha iştah var iken hemen yemekten çekilin..Günümüzün modern çağında, abur cubur şeyler çok olduğundan, bunların devamlı tüketilmesi sonucunda, hastane kapıları dolup taşmakta ve masrafları artmaktadır...Zaten bu gibi şeylerin çok tüketiminde obezite hastalığı çıkmaktadır...Mide dolarsa, bir müddet spor yapıp sindirime yardımcı olmak gerekir..

    Çeşitli ve az olmak koşuluğuyla her zaman sağlıklı olunur...Obezite hastalığı kendiliğinden çıkan bir hastalık değildir..Küçük yaşlarda çocuğa fazla besin verildiğinden alışkanlık haline gelmektdir..Obezitenin ilacı az yemektir vesselam..

    Yukarıda ki yazıya göre bir çift söz söylemek gerekirse, ABD'li profesör İslam'ı bilseydi öyle şeyler diyemeyecekti..Ama ne yazık ki bazı gerçekleri sakladıklarından kendileri sanki yeni bir araştırma yapmış gibi dünya kamuoyunu ayakta uyutmaktadır...Bu basit konuları bir müslüman bile bilir. Fakat bizim bu memlekette hele de gençlerin okumaya olan ilgisi hiç olmadığından böyle şeylerle oyalanıp dururlar..Sanki bilinmeyen şeyler ortaya çıkarılmış gibi...Diyeceklerim bu kadardır...
#18.06.2008 02:49 0 0 0
#14.06.2008 02:03 0 0 0
#14.06.2008 02:01 0 0 0
#07.06.2008 18:27 0 0 0
  • vİTAMİN HAPLARI YERİNE, POLEN DAHA İYİ VE DOĞALDIR.. HEM ŞİFA HEM DE GIDADIR..Günde aç veya tok karına 1 tatlı kaşığı alınmalıdır...
#16.04.2008 09:08 0 0 0
  • Vitamin merakınız hasta edebilir

    Vitamin çılgınlığı son haddinde. "Vitamin olmadan asla!" diyenlerin sayısı hızla artıyor ama çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde...
    14 Nisan 2008 07:40
    Yazı boyutunu büyütmek için
    Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun yazısı

    Vitamin çılgınlığı sonunda bizi de etkiledi. "Vitamin olmadan asla!" diyenlerin sayısı hızla artıyor ama sorunlar da çoğalıyor.

    Ürünlerin çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde. Bu durum yağda eriyen vitaminlerin vücutta birikmesine, toksik ve hastalık yapıcı düzeylere varmasına sebep olabiliyor.

    VİTAMİN, mineral veya bitkisel destekleri kullananların farklı beklentileri var. Bu ürünleri bazıları güne dinç başlamak, stresle daha kolay mücadele etmek, yağ eritmek, daha iyi uyumak veya cinsel gücünü desteklemek için kullanırken, bazıları kolesterolünü azaltabileceğini, belleğini güçlendirebileceğini ya da romaztizmal sorunlarla daha kolay baş edebileceğini düşündüğü için satın alıyor. Vitamin kullanım artışını bir çılgınlık gibi görüp "vitaminmania" olarak adlandıranlar var.

    İZİNLER BAKANLIKTAN

    Vitaminler ve diğer besin desteklerinin çoğu ithal. İthalata Tarım Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığı izin veriyor. Sağlık Bakanlığı'nın izin süreçleri son derece detaylı. Bakanlık, bu ürünlere ilaç muamelesi yapıyor. Çözünürlüğünden, emiliminden ve biyolojik olarak faydalı olduğundan emin değilse izin vermiyor. Bu nedenle ithalatçıların neredeyse tamamı Tarım Bakanlığın'dan izin almayı tercih ediyor. Tarım Bakanlığı "gıda destek ürünleri" olarak kabul ettiği bu ürünlerde ithal bisküvi ya da çikolataya yaptığı incelemeden daha fazlasına gerek görmüyor.

    CİDDİ DENETİM YOK

    Bütün dünyada olduğu gibi bizde de vitaminler ve diğer gıda destek ürünleri reçetesiz olarak satılıyor. Yani ciddi bir denetime tabi tutulmuyor. Son yıllarda denetimsizliğin, baş ağrıtıcı sonuçlarının olabileceği fark edildi. ABD ve Avrupa Birliği'nde ciddi kontrol mekanizmaları geliştirildi, kısıtlamalara gidildi.

    Vitamin ve benzeri desteklere ilişkin şüphelerin haklı nedenleri var. Destek gıda statüsündeki bu ürünlerin etiketleri de, satış arttırmada kullanılan broşürleri de denetimden yoksun. Özellikle broşürlere konulan bilgilendirme notlarının çoğunun bilimsel desteği yok! "Kilo vermenize yardımcı olur", "Saç dökülmesini engeller", "Seks gücünü artırır", "Hafızayı güçlendirir", "Kolesterolü azaltır", "Karaciğeri destekler" gibi yanıltıcı ve yönlendirici cümleler çok sık kullanılıyor.

    Satın aldığınız vitaminlerin çoğu midede, bağırsakta yeteri kadar çözülmüyor. Bu nedenle de vücuda girmeden dışarı atılıyor. Yani "girdiği gibi çıkma" gibi bir durum söz konusu! Paralar ve zahmetler boşa gidebiliyor. Bu destekleri üretenlerin son kullanım tarihlerine yeteri kadar dikkat edip etmedikleri de belli değil.

    Kısacası, vitamin kullananların sayısı artıyor ama sorunlar da çoğalıyor. Örneğin, doz sorunu da son derece önemli bir problem. Ürünlerin çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde. Bu durum A, E, D vitaminleri gibi yağda eriyen vitaminlerin vücutta birikmesine, toksik ve hastalık yapıcı düzeylere varmasına sebep olabiliyor.

    Bir başka sorun da ülkemizde bu ürünlerin çok pahalıya satılması. İthal ve diğer besin destekleri, Türkiye'de, Avrupa ve Amerika'daki fiyatların 5-6 kat üzerinde satılabiliyor. Tüketicilerin çoğu internet yoluyla ciddi fiyat farkını öğrendiğinde, internet siparişini tercih ediyor. Bu durum kontrolü daha da güçleştiriyor. Eğer vitamin ve diğer besin desteklerini kullanırken onlardan yarar yerine, zarar görmek istemiyorsanız, doğal ürünleri satın alırken uymanız gereken kuralları öğrenmenizde fayda var.

    VİTAMİN ALIRKEN NELERE BAKILMALI

    Hiçbir vitamin, mineral ve bitkisel desteği, hastalık tedavisi ya da teşhisi için kullanmayın. Böyle bir kararı yalnızca doktorunuz verebilir.

    Markanın önemi yoktur. Aynı dozda, aynı sayıda tablet içeren ürünün en ucuz olanını alın. Yani pahalı ürün iyi ürün demek değildir.

    Bu ürünlerin reçeteli ilaç üreten ilaç firmaları tarafından imal edileni varsa, onu tercih edin. * Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış ürünleri kullanmaya çalışın.

    Ürün kitapçık ve broşürlerinde, tanıtıcı afişlerde yazan özendirici bilgilerin doğru olmayabileceğini unutmayın.

    Bir vitamin veya bitki özünün rastgele kullanımı, ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu ürünler kendi aralarında veya reçeteli ilaçlarınızla etkileşime girebilir.

    Doktorunuz önermeden, eczacınıza danışmadan bu ürünlere kesinlikle başlamayın.

    Kapıdan pazarlanan, komşudan tavsiye edilen, internetten önerilen ürünlere itibar etmeyin.

    Yüksek dozda vitamin, mineral ve bitki özü içeren "mega", "ultra", "hiqh", "süper", "plus" dozlardan ve üçlü-dörtlü karışımlardan uzak durun.

    (Hürriyet)
#16.04.2008 09:04 0 0 0
  • Fitneyi uyandırana Allah lanet etsin. Yine onu uyutana Allah rahmet etsin.( Hadis-i Şerif)
#07.04.2008 20:52 0 0 0
  • İMAM-I GAZALİDEN ALTIN ÖĞÜTLER



    Ey oğul!...Huysuz ve karaktersiz kadından sakın!.. Çünkü böylesinin dili kocası üzerinde çirkin ve ağırdır.Dünyaya çocuk getimesi,yüzünde ki haya perdesini açmıştır..Artık ne ev halkından utanır ne dekonu komşusundan....


    Böyle kadınlar ne dünyaya yararlar ne de ahirete!..Bunlar ülfet ve sohbet edilmeye layık değildir...
    Böylelerinin gizli hali olmaz.Aile sırrını sokağa dökerler.İyilik ve hayrı çoktaan gömmüşlerdir...Asık suratlı olarak sabahlar,akşam nerede olduğu bilinmez.


    Onun sunduğu bir içm su şerdir,zehirdir.Yemeği öfke konuşması maskedir..Evi perişan,elbisesi kirli ve paslıdır..Yılan gibi,ısırır, akrep gibi sokar..



    Kocası evet derse kendisi hayır der..Böyle kadınlardan uzak dur.!


    ŞU KADINLA DA HAYATINI KUR!.


    Ey oğul!..Kadınların bir kısmı da sevimli ve merhametlidir.Bereketli ve feyizlidir.Soylu çocuk doğurur.Kendisine her zaman güvenilir.Komşuları arasında itibarlıdır.Aile sırlarını korur, kimseye sırrını açmaz...


    cöerttir eli açıktır.Bağırıp çağırmaz, alçak sesle konuşur.Evi tertemizdir.Çocukları çiçek gibi ,gönül alıcıdır.Hayır yapmayı esirgemez.Kocası da o nisbetle yumuşak huyludur.


    Namus onun şiarı, terbiye değişmez vasfıdır..
#07.04.2008 20:47 0 0 0