Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Bazı şüpheci kimselere rastlıyorum..Biri de benim en yakınlarımdandır.Bilhasa kadınlarımız hep şüpheci olmaktadır.Öyle komik hallere düşüyorlar ki bunları dağnamak istemiyorum ama zamanında hep olumsuz düşündükleri için bu saplantılardan bir türlü kendilerini kurtaramıyorlar.Sıkı bir tedavi görseler belki iyileşecekler ama kendileri bileceği iştir.

    Mesela, kapıyı kilitliyorlar sonra acaba kilitlendi mi kilitlemedi mi diye yeniden defalarca deniyorlar.Kimileri çocuğum mikrop kapmasın diye evden dışarı çıkarmıyorlar.Kimileri üzerine toz kondu diye elbisesini hep temizlemek istiyorlar, kimileri elektrik fişini iyice yerine oturttum mu diye defalarca denemeleri, kimileri ise geceleri arkamda birileri mi var diye vesvese etmeleri, kimileri ellerini sabunla yıkadığı halde bir türlü ikna olamamaları, kimileri abdest alırken vesveseye kapılmaları ve namazını tekrar yeniden kılmaları, abdestini alıp almadığını şüphe etmeleri; daha neler neler var da burada bunları anlatmak çok uzun sürer.İşte böyle bir ortamda yaşayan kimseler hayatları boyunca mutsuz olup hep şüphe içinde bocalayıp dururlar.

    Pozitif düşünemedikleri müddetçe böyle hastalıklarından kurtulmaları mümkün olmayacaktır.Allah'a sonsuz şükürler olsun ki ben de hiçbir vesvese, saplantı ve şüphe yoktur.Bu yüzden çok rahatım Elhamdülillah...
#31.05.2011 10:24 0 0 0
  • [DAILYMOTION]ximwl0_neden-saadet-partisi_shortfilms[/DAILYMOTION]

    [DAILYMOTION]xiay1y_sen-yki-yyllyk-sure-ycinde-carpyldyn_shortfilms[/DAILYMOTION]

    [DAILYMOTION]xibbd8_erbakan-hoca-heryerde-hakky-soylerdi_shortfilms[/DAILYMOTION]
#31.05.2011 09:13 0 0 0
  • Milli Görüş

    Tahiyyatta oturmuş asil bir millet,
    Huşuyla kıyamı bekliyor sabret.
    Milli Görüş'le diyecek, Allah-ü Ekber,
    Kıyama kalkacak bu asil millet.

    Şimdi birlik olup sarılalım davamıza,
    Gidenler gitti yabancı yok aramızda.
    Ezilmiş bir millet var tek yürek arkamızda
    İnsanlığa davet var, haklı olan kavgamızda

    Tabelalar indi tabelalar asıldı,
    Bu dava tenekeye değil kalplere kazındı
    28 Şubat günü, tarihe kara yazıldı,
    Birde şimdi sırtımıza Ampül asıldı.

    Güçlendik geliyoruz ayak seslerimiz duyulsun
    Meydanlara sığmıyoruz, varsa çare bulunsun
    Topraklar satılıyor kardeş nasıl uyursun.
    Sağı solu yok bu işin, herkes buyursun...!

    Uğur Altınparmak
#31.05.2011 09:08 0 0 0
  • Tayyip önceden ne diyordu şimdi ne diyor izleyin!





    "Van minut" larınızda işe yaramadı sayın başbakanım.İsrail keferesi yine bildiğini okuyor


    AKP'Lİ KARDEŞLERİM!. SİZ PATLASANIZ DA ÇATLASANIZ DA GERÇEKLER GÜN GİBİ ORTADADIR.BUNA KIZMAYA HİÇ HAKKINIZ YOKTUR,MİLLİ GÖRÜŞ'E GELİN VE KURTULUN BU SEVDADAN.BİZ HERKESE KUCAK AÇTIK SİZ DE GELİN!. ESKİLERE SÜNGER ÇEKTİK, KİMSEYİ GEÇMİŞİYLE YADIRGAMIYORUZ.
#31.05.2011 07:57 0 0 0
  • Konu: Gelde Yazma
    TÜRKOĞLU kardeşim.Kiminle muhatap oluyorsan onun alıntısından cevap ver de beni zora sokma!...Yanlış anlaşılmalara da sebebiyet verme!
#30.05.2011 17:51 0 0 0
  • Konu: Gelde Yazma
    TÜRKOĞLU
    Sana gerekli cevap burda verilmiş. Azcık matematiğin varsa 2002-2010 kıyaslaması yaparsın

    Alakasız bir konuya niçin link verdin?.Konuyu niçin saptırıyorsun?Derdiniz ne?Verdiğiniz linkle bağlantısı nerede şimdi?Ben PKK'dan bahsediyorum sen ise ekmek, maaş derdindesin...Acele cevap lütfen?...
#30.05.2011 17:08 0 0 0
  • Konu: Gelde Yazma
    "Gel de Yazma!"
    BAŞLIKLI KONU BURAYA ÇOK YAKIŞTIĞINDAN BU HABERİ SİZE VERMEK ZORUNDA KALDIM.kONU DEĞİŞİK OLSADA GÜNDEMDEN DÜŞMEYEN PKK VE BDP'NİN ÜLKEMİZE NE KADAR ZARAR VERDİKLERİNİ BİLDİĞİMİZ İÇİN BUNLARI YAZIYORUM.

    BDP'den Kürt Kilisesi çabası (Tıklayın)

    PKK VE BDP'NİN İÇİNDE İSRAİL ABD,AB ÜLKELERİNDEN YUNAN İNGİLİZ FRANSIZ,RUS VE ERMENİLERİN OLDUĞU VE BUNLARIN DOĞU'YU İŞGAL ETMEK İÇİN VAR GÜÇLERİYLE ÇABA HARCADIKLARINI MÜSLÜMAN KÜRT KARDEŞLERİMİZ BİLMEMEKTEDİR.BUNDAN BÖYLE, MÜSLÜMAN KÜRT KARDEŞLERİMİZ HÂLÂ BUNLARIN PEŞİNDEN GİTMEYE DEVAM EDECEKLER Mİ?
#30.05.2011 10:16 0 0 0
  • Diyalogcular, Nursi'nin Yakasından Düşün! (ALINTI)


    Bediüzzaman'la Papa'nın görüşlerini benzer addedecek kadar savrulan bir akademisyenin, Risale talebelerinin belli bir kısmından kabul ve tasvib görüşünün hazin hikayesi...

    Bediüzzaman'a zulmediyorsunuz!

    1953'te Fener Patriği Athenagoras ile görüşen Üstad Bediüzzaman, ona, Kur'an'ı Allah kitabı, Resulullah Efendimizaleyhissalat u ves selam'ı da, Allah'ın tüm insanlığa gönderdiği son peygamber olarak kabul etmesini ve bunu ilan etmesini salık (tavsiye) vermişti. Bu görüşmeye yer veren kaynaklardan hiçbiri, Bediüzzaman'ın, Hıristiyan muhatabıyla herhangi bir 'asgari müşterek' (en küçük bir ortak nokta) arayışına girdiğine dair en ufak bir ayrıntıdan söz etmiyor.

    Tekrarlamaktan dilimizde tüy bitti, yine de söyleyelim:

    Biz şehadet ederiz ki; İslam yegane (biricik) Hak Din'dir

    Hıristiyanlık ve Yahudilik muharreftir (değiştirilmiş ve bozulmuştur) Salikleri (tabileri), müşrik olduklarından ve Allah Resulü aleyhissalat u ves selama iman etmediklerinden dolayı asla ve kat'a ehl-i necat değillerdir Onlarla itikadi bağlamda hiçbir ortak noktamız, hiçbir ittifak alanımız, hiçbir asgari müştereğimiz yoktur

    Hep kesişme noktası olarak lanse edilip durulan 'ortak Allah inancı' terkibi de, çok ucuz bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü onların zihinlerinde yaşatıp durdukları teslise (üçlemeye) dayalı Tanrı akidesinden, Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) münezzehdir, beridir.

    Kainatı Var Eden'e and olsun; üçü birleyip, biri üçleyenler kafir olmuşlardır

    Biz bunların tümünün hak olduğuna şehadet ederiz.

    Biz ederiz de, Üstad'ımız Bediüzzaman'ın ilmi terekesine (mirasına) ve dasitani (destansı) hayatına baktığımızda da bundan farklı bir hususa rastlamayız. O, Ehl-i Kitab'a yaklaşım noktasında, katiyyen ve katıbeten, bugün duruşlarını kendisiyle refere eden bir takım zatların yaşadığı türden bir bakış bulanıklığına düçar olmamıştır. Bu fikri şaşılık bizim meselemizdir.

    Soralım kendimize: Onun, ahir zamanda ihtida ederek (hidayete ererek) İslam'a dehalet edeceklerini (gireceklerini) müjdelediği bir kısım Ehl-i Kitab için kullandığı ifadeleri, -tümüyle mesnedsiz usüllerle- bugünün müşrik Hıristiyanlarına teşmil ediyorsak, can sıkıcı bir çarpıtmanın faili olduğumuzu artık anlamalı değil miyiz?

    "Herkesi kendi konumunda kabul" tekerlemesini dilimize doladığımız halde, maksadımızı aşıp batılı meşrulaştırıyor olabileceğimiz endişesini hiç taşımıyor oluşumuzda bir tuhaflık yok mu gerçekten? Devrin hakim cereyanları neler ise onların rüzgarında yelkenlerimizi şişirmeyi itiyad (alışkanlık) edinmişken ve her inanç pozisyonunu 'muhterem' saymak gibi nevzuhur (yeni türeme) saplantılara sahipken, hakikati izafileştirdiğimizi hatırlatanlara "Söyletmen, vurun!" hoyratlığıyla mukabele edişimizin akli ve mantıki bir izahı var mıdır?

    At izinin it izine bu ölçüde karıştığı bir içtimai vasatta, Hakk ile batılın aynı tezgahta satıldığı bu keşmekeş çağında, asli vazifemiz ayrım noktalarını öne çıkarıp ehl-i imanı teyakkuza sevk etmek iken, farklılıkları yok sayan ve ümmetin itikada müteallik (inançla alakalı) kırmızı çizgilerini buharlaştıran sade suya tirit sulh manifestoları döşenmenin neye mal olacağını hesap ediyor muyuz sahiden?

    Bugün sokaklarda akıp giden gayr-ı müslim hayatların, modern tasallutun (bastırmanın) iğvasıyla (ayartmasıyla) bu hale geldiğini bile bile, hala bu tahripkar (yıkıcı) jargonun ağzıyla konuşuyor oluşumuzu, Huzur'da izah edebileceğimizden bu kadar emin olmalı mıyız acaba?

    Peki, bu meyanda (arada) ortaya konan hakkaniyetli ve halisane (samimi) uyarılara kulak tıkıyor oluşumuzun mukni (ikna eden) bir açıklaması var mıdır? "Eleştirinin karşısına muvaffakiyetlerle çıkmak" türünden illüzyonların dışında, fikri muhalefete değer verdiğimizi, bırakınız değer vermeyi, tahammül ettiğimizi izhar eden kaç örnek gösterebilmekteyiz?

    Yoksa müşriklere coşkuyla açılan kollarımızı, mü'minlere sille vurmak için mi kullanıyoruz?

    *

    Bunları yazmama ne mi sebep oldu?

    Risale-i Nur okuyanlara hitap eden bir internet sitesinde, sırf Bediüzzaman'a olumlu atıfları var diye muteber biri imiş gibi el üstünde tutulan bir profesörün, Thomas Michel'in, artık duymaya çok alıştığımız, tahşidatına maruz kalmaktan sıdkımızın sıyrıldığı beyanlarına takıldım. Bu batıl yordama, ehl-i Risale nezdinde hüsn-ü kabul görecek çok değerli sözler muamelesi yapılmasındaki garabet canımı sıktı.

    Önce, Hıristiyanlığı hak din olarak pazarladığı intibaı veren mezkȗr akademisyenin sözlerine baktım; sonra ömrü tevhidi ikame etme mücadelesi ile geçmiş Üstadımı tahattur ettim (hatırladım). Böyle devasa bir imani cehdin, bu türden sade suya tirit uzlaşma türkülerine meze yapılması, kanıma dokundu. Onun Ehl-i Kitab'a müteallik hakikatli tahlillerinin, bugünkü çarpık diyalog yorumuna mesned kılınmasında ifadesini bulan ucuzculuk fazlasıyla ağrıma gitti.

    İşte şu satırlar, 'esef edilesi' o konuşma ve sunumundan:

    Diyarbakır Dicle Ünirversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen "Kültürlerarası Diyalog ve Önemi" konulu konferansa konuşmacı olarak Prof. Dr. Thomas Mıchel katıldı.

    Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi'ndeki konferansa bilim adamları ve öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Chicago İlahiyat Birliği tarafından Din Bilimleri Doktora'sı ile ödüllendirilen Thomas Mıchel'i onlarca kişi ayakta dinledi. Mıchel, Ankara'da öğretim görevlisi olarak çalışırken öğrencilerinin kendisine verdiği küçük notları daha sonra Said-i Nursi'nin eserlerini okuduğunu ve çok etkilendiğini dile getirdi. Michel, "Nursi'nin eserlerinden edindiğim ilhamla çok sayıda makale ve eser yazdım." dedi.

    Diyaloğun eski defterleri açıp yaraları kaşımak olmadığına dikkat çeken Michel, "Diyalog Müslümanlık ile Hıristiyanlık arasında etkileşimi sağlamak, birbirini anlamaktır. Benim düşünce tarzım Said-i Nursi'nin öğretilerinden alınan ilhamlardır. İki dinin kültürü sadece ekonomik ya da siyasal anlamda değil, sevgi ve kardeşlik konusunda birbirinin yanına gelme ve birbirini anlamayı ister. İki dinde de ibadet ve bu ibadetlerin nasıl yapılacağı konusunda birer rehber gönderilmiştir. Bu bağlamda bize öğretilen insanın kendi nefsiyle dünyayı yaşamayı değil, Allah'ın verdiği öğütlerle yaşamasıdır." dedi.

    Bediüzzaman Said Nursi'nin yıllar önce insanların gerçek düşmanının cehalet ve ayrımcılık olduğunu söylediğini belirten Michel, "Bugün bize düşen tek şey düşmanı karşımıza almaktır; yani cehaleti. Bunun için de diyalog gereklidir. Diyalog, sadece gerekli değil aynı zamanda büyük bir ihtiyaçtır. Hayatımın son 40 yılını çok sayıda İslam ülkesinde geçirdim. İki din arasında faklılıklar değil büyük benzerlikler var. Hatta modern çağda bile büyük benzerlikler var. Öncelikle bu iki dinin de mensubu Allah inancı dışında kalamayacak bir yaşam ister. Her ikisi de hem ekonomik hem de sosyal yolda Allah'ın gösterdiği yolda ilerlemek zorunda kendisini hisseder. Günümüzde iki din arasındaki farklılıklar kasıtlı olarak abartılmaktadır. Benzerlikler dile getirilmemektedir. Aynı şekilde Türkiye ve ABD vatandaşlarının da ortak yönleri çoktur. İkisi de aç gözlü değil sadece daha refah bir ortamda yaşamayı istiyor." şeklinde konuştu

    Said-i Nursi'nin eserlerinde çizdiği haritaya göre kötülüklere karşı mücadele etmeleri gerektiğini anlatan Michel, iki dinin de bu anlayışı kabul görmesi gerektiğini iddia etti. Hristiyanlara göre Müslümanların zararlı insanlar olmadığını belirten Michel sözlerini şöyle sürdürdü: "Ancak ABD'nin bazı yerlerinde Müslümanları terörist olarak görenler var. Allah'ın insanlara verdiği değerleri kazanmak için bu zararlı düşüncelerden bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Kesinlikle Müslümanlar açısından da Hıristiyanlar zararlı değiller. İki tarafın savaşta olduğu dönemde bile eserler yazan Said-i Nursi bu konuda böyle şeye değinmemiştir."

    İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülkerim Ünalan ise üniversite olarak halkla olan ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Ünalan, "Dinimiz ve peygamberimiz diyaloğa büyük önem vermektedir. Bunun en küçük parçası ailedir. Dinimiz diyalog için selamlaşmayı tavsiye eder. Onun için 3 günden fazla küs durmayı haram kılmıştır." diye konuştu.

    *

    Bir de bu haber metninin altına yazılan şu yorumu buraya dercedelim:

    Üstadımın, Müslüman İseviler tabiratını porf. dr. Michelle ne güzel, yerine oturuyor. Aziz üstadımı rahmet ve minnetle anarken değerli kardeşimi de bütün samimiyetimle tebrik ediyorum. Bu tükenmez hazine olan Risale-i nuru dünyaya duyurmasını fakir ve zayıf bir kardeşi olarak tavsiye etmeyi bir görev biliyorum.

    Bu yorumdaki, 'değerli kardeşim' terkibi, mezkȗr profesörün müslüman olduğunu ima ediyor; Thomas Michel'i çok iyi tanımıyorum; kendisi ihtida etti de, haberimiz mi yok! [1]

    *

    Her neyse, yazıyı bir itiraf ve ilanla (!) bitirsek iyi olacak:

    Tamam kardeşim, en çok işi siz yapıyorsunuz! Müslümanları terörist olarak yaftalayan tezviratı, stratejik hamlelerinizle, yalnız siz önlüyorsunuz! Terennüm ettiğiniz barış türküleri sayesinde, müslüman coğrafyada cari zulmü siz durduruyorsunuz!

    Kafire uzattığınız zeytin dalıyla, İslam dünyasından yükselen iniltilere siz son veriyorsunuz! Müslümanların önünü en çok siz açıyor, hareket alanımızı en fazla siz genişletiyorsunuz! Hepsine tamam! Hepsine eyvallah!

    Ama artık çekin elinizi Bediüzzaman'ın üzerinden! Artık büyüdünüz; her yerde sözünüz geçiyor, her yerde sazınız çalınıyor Üstad'a ne hacet? Onu anmasanız da kabul görüyor, ondan bahsetmeseniz de takdir ediliyorsunuz Hal böyleyken ne diye onun adını batıl sözlerinizle aynı çerçeve içine yerleştiriyorsunuz!? Düşün yakasından! Hatırasına zulmetmekten vazgeçin!

    Onu rahat bırakın!

    Burak Ertürk,
    http://www.darulhikme.org.tr

    [1] Risale-i Nur okurları arasında mebzul miktarda hayranı olan bu batıl fikirli adamın kendi adıyla anılan internet sitesinde yer alan şu sözleri, ne tür bir zihniyeti sena ettiğimizi ve nasıl bir projeye muhatap olduğumuzu tesbit adına ibretle okunmalı:

    "Risale-i Nur'u incelemeyi sürdürdükçe, Said Nursi'nin yaklaşımları ile Hristiyan yoldaşlarımın yaklaşımları arasında var olan benzerlikler ve paralellikler karşısında hayrete kapıldım! Bir Katolik olarak, Said Nursi ve Papa VI. Paul ile Papa II. John Paul'ün fikirlerinin ne denli yakın olduğunu keşfetmek beni derinden etkiledi
#30.05.2011 02:11 0 0 0
  • Ahmet İlhan
    İLKADIM DERGİSİ

    Terör başlığı açılınca, Türkiye için birinci sırada anılması gereken PKK terör örgütüdür. Kurulduğu günden bugüne haber bültenlerini, hayatımızı meşgul eden canımızı yakan bir örgütten söz ediyoruz.
    Bu yazıyı yazan yazar, terör uzmanı değildir. Terör üzerine bir sürü söz de söyleyecek değildir. Sade bir vatandaştır. Terörü çıplak gözle yaşamış, öğretmen arkadaşlarını teröre kurban vermiş, öksüz ve yetimlerin gözyaşlarını acı ve çığlıklarını yaşamış sade bir vatandaştır.
    Bu büyük terör olayında güvenlik güçlerinin terör uzmanlarının çabalarını ve çaresizliklerini maalesef görmüştür. Hâlâ çözülememiş bir sorundan bahsettiğimize göre anlı şanlı açıklamalar da zaten bir fayda sağlamamıştır. Bizim yapacağımız olayın görünüşünü bu günkü bakış açısıyla tevsik etmektir.

    1- PKK HAKKINDAKİ
    GENEL BİLGİLER
    PKK (Partiya Karkerên Kurdistan) - Kürdistan İşçi Partisi. İlk adı bu olmamakla birlikte 1973 yılında kurulmuş. Kurucusu Abdullah Öcalan. Kuruculardan Abdullah Öcalan dışındaki 17 kişi ölmüş veya öldürülmüş. Kuruluş amacı, Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısında bir Kürt devleti kurmak. İdeolojisi Marksist Leninist Kürtçülük.
    27 Ekim 1978'de kuruluş bildirgesini düzenleyerek PKK adını almış, 1984 yılında dağ kadraolarını oluşturarak, paramiliter yapıya bürünmüştür. 15 Ağustos 1984'de Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla adını duyurmuştur. 80 ihtilali sonrası Abdullah Öcalan Suriye'ye geçmiş, Beka vadisini kendisine üs edinerek militanlarını orada yetiştirmeye başlamıştır. Başlangıçta ASALA'nın yardım ve desteği etkili olmuştur. 1990'ların başından itibaren Kuzey Irak'ta da üsler edinmeye başlamışlardır. 2003 yılından sonra Kandil Dağı'nda 10'dan fazla kampa sahip olmuşlardır. 1999'da Suriye'den çıkarılmış, 15 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan yakalanmış ve hapse atılmıştır.
    PKK eylemleri binlerce insanın hayatına ve milyarlarca dolara mal olmuştur. Dünya üzerinde terör yüzünden en çok zarar gören ülke Türkiye olmuştur. Birkaç terör olayı üzerine kıyametleri koparan ülkeler her nedense Türkiye'nin bu durumunu görmezden gelmişlerdir.
    PKK eylemlerinden en çok bölge halkı zarar görmüştür. 25.000'den fazla eylem olmuş, 36 binin üzerinde silah ele geçirilmiştir. Bölgede ekonomi durmuş, insanlar ekmeğe muhtaç duruma düşürülmüşlerdir. Eğitim, sağlık ve alt yapı çalışmaları zorunlu olarak yavaşlamış, bölgeler arası gelişmişlik farkı artmıştır. Bölgede istek dışı zorunlu göç yaşanmıştır. Büyükşehirler ve bölge şehirleri bu göçlerin getirdiği sıkıntı ve sorunları çözemez hâle gelmişlerdir.
    PKK bölge halkını, güvenlik güçlerini, basın mensuplarını, öğretmenleri, sağlık personelini, din görevlilerini, yatırımları şantiyeleri hedef seçmiştir. Bu eylemler sonucunda şehit olanların 508'i çocuk, 519'unun da kadın olduğunu; yaralananlar arasında 660 çocuk 803 kadın olduğunu söylersek nasıl gözü dönmüş, ilkesiz bir örgütle karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır. PKK'yı özgürlük savaşçısı, gerilla gibi ifadelerle yüreklendirenlerin, gerçek özgürlük savaşçılarına haksızlık ettiklerini bilmeleri gerekir. Herhalde dünyanın çeşitli yörelerinde özgürlük savaşı veren örgütlerin böyle bir sicili yoktur.
    Örgütün kullandığı silahların çoğunluğu doğu bloğu ülkeler menşeeli. Örgütün ideolojisi ve 1989 öncesi dünya düşünüldüğünde de bunun olağan olduğu düşünülebilir. Çift kutuplu bir dünyada Türkiye, karşı kutbun terör hedefi olarak seçilmiş olabilir. Ancak örgüt de, silahları da zamanla yön değiştirmiştir. ABD ve AB menşeeli silahlar ve mayınlar zamanla örgüt tarafından kullanılmaya başlamıştır. Özellikle 2003 yılından sonra ABD üzerindeki kuşkular artmaya başlamıştır.

    2 - PKK KİMLERE HİZMET
    ETMİŞTİR
    PKK'nın tarihinde bölgede ve ülke genelinde yaşattıklarının dökümü yapıldığında ilginç sonuçlar çıkacaktır. Bu sonuçlar kimin işine yaramışsa onlar açık veya gizli bu örgüte destek olmuşlar en azından eylemlerini görmezden gelmişlerdir. Hem içerde hem de dışarıda destek bulmadan böylesine büyük bir terör örgütünün varlığını sürdürmesi düşünülemez. Terör örgütü varlığının devamını bölge halkının desteği ile değil çıkar çevrelerinin desteği ile sürdürmüştür. Bu çıkar ilişkileri örgütün bir şekilde yine de ayakta kalmasında etkili olacaktır.
    Terör örgütü uluslar arası ilişkilerde Türkiye'yi zayıflatmıştır. Bundan, bölge ülkeleri Suriye, İran, Irak, Rusya hatta Yunanistan dâhil birçok ülke çıkar sağlamıştır. Ortadoğu ve Orta Asya'da önüne açılan geniş alanlar, içerde oluşan daralmalar sebebiyle Türkiye için kullanılamamıştır. Bu alanları dolduran İsrail ve ABD'nin bu daralmadan yararlı çıktıkları görülmüştür.
    Türkiye'nin demokratikleşmesi gecikmiştir. İçerdeki militer ve seçkinciler, silah ve uyuşturucu kaçakçıları, yasadışı devlet içi oluşumlar böyle bir ortamdan yararlanmışlardır. Bölge halkına uygulanan yasadışı uygulamaların birçoğu bu derin bağlantılarla örtülmüştür. Sonuçta halkı rahatsız eden her uygulama, dağdakileri beslemiştir. Terörle mücadelenin doğuşunda yasaların dışına taşma vardır. Bu sıkıyönetim, olağanüstü hal gibi normal olmayan uygulamaları olağan bir duruma soktuğu gibi daha birçok insan hakkı ihlalini de olağan hâle getirmiştir. Sivil iktidarlar ve sivil çözümler göz ardı edilmiş, militer bir yapı oluşturulmuştur. Kan ve gözyaşının olduğu bir ortamda bunların sorgulaması da yapılamamıştır. Çünkü bu ihanetle eş değer olarak görülmüştür.
    İçerde ve dışarıda bundan yarar-lanan bazı kürt baronlar ortaya çıkmıştır. Gerek siyaset arenasında gerekse mafya tipi oluşumlarda terörden nemalanan insanlar olmuştur. Bunların içerde ve dışarıdaki ortakları tatlı kârlar elde etmişlerdir. Özellikle Avrupa ülkelerinde bir eli yağda bir eli balda örgüt liderleri krallar gibi yaşantılarını, dağda ot kemiren militanlara borçlu olmuşlardır. Dağdakiler olmasa onların esamisi okunmayacaktır. Abdullah Öcalan dâhil örgütün önde gelenlerinin hiçbiri halkın önüne geçecek nitelikleri taşımayan, varlıklarını kanla sürdüren insanlardır. Terör onların işine yaramaktadır.
    ABD ve bazı AB ülkeleri, Türkiye'nin müttefiki olmalarına rağmen, çelişen çıkarlar söz konusu olunca örgütü ve eylemleri desteklemekten çekinmemişlerdir. Hâlâ da bu tavırlarını sürdürmektedirler.
    Kuzey Irak'taki oluşum, devletleşme sürecinde, Türkiye'nin kendisi ile uğraşmaması için örgütten yararlanmaktadır. Kendisi için de bir tehdit oluşturacağını bilmesine rağmen kısa vadeli çıkarları bunu gerektirmektedir. Aynı durum zaman zaman İran ve Suriye için de söz konusu olmuştur. Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ise bunlara kucak açmıştır.
    İsrail, bölge ülkeleri İran, Irak, Suriye ve Türkiye'nin kendisi ile uğraşmaması için bu bölgede bu sorunun devam etmesinden son derece mutlu gözükmektedir. Ajanların bölgede cirit attıkları bilinmektedir.
    Örgütün faaliyetleri bazı yeni feodal ağaları, milletvekili, belediye başkanı gibi sıfatlarla nemalandırmıştır. Örgüt olmasa asla seçilemeyecek kişiler bundan çok iyi yararlanmışlardır, hâlâ da örgüt onların yegâne dayanaklarıdır.
    Bu kadar kendisinden faydalanılan bir örgüt hemen birden yok edilebilir mi? O kadar çok bağlantısı var ki İçerde, dışarıda o kadar çok destek söz konusu ki, böyle bir sorunu çözmek kör düğüm yumağına çözmek gibi. Tek tek tüm düğümleri çözmek kolay değil ama sabırla yapılması gereken de bu.

    3- BUGÜN GELİNEN NOKTA
    PKK ile mücadele de 18.958 militan etkisiz hâle getirilmiş olmasına, ayrıca tutuklu ve hükümlü bir bu kadar da PKK militanı bulunmasına rağmen; PKK'nın halen Kuzey Irak'ta ve Türkiye'de dağ kadrosunda görevli 5 binin üzerinde silahlı teröristi bulunmaktadır.
    Örgütün lideri hapistedir ancak örgüt dağılmamıştır. Hâlâ birçok sempatizanı şehirlerde eylemler düzenlemekte, Türkiye'nin demokratik ortamını kullanmaya devam etmektedirler. Zayıflamış olmasına rağmen hâlâ taban bulmaya devam etmektedir. Alınan demokratik ve ekonomik tedbirler bu akışı yavaşlatmış olmasına rağmen, durdurulamamıştır. Gerçi dağ kadrosunun %50'sinden fazlasının Türkiye kökenli olmadığı bilinmektedir. Yine de dağa gidiş durdurulamamıştır. Bu sonuç bizim tedbirlerimizi gözden geçirmemize neden olmuştur. Artık askerî yetkililer bile yalnızca güvenlik tedbirlerinin yeterli olmayacağını söylemeye başlamışlardır.
    TBMM sınır ötesi harekât için hükümete yetki vermiş, yetki silahlı kuvvetlere devredilmiştir. Bu kış şartlarında TSK hem içerde, hem de dışarıda terör örgütüne karşı şiddetli ve büyük bir harekât başlatmıştır. ABD ve Kuzey Irak yönetiminin ayak sürümesine rağmen Türkiye'nin kararlılığı etkisini göstermiştir. Dünya kamuoyunda Türkiye'nin haklılığı geniş kabul görmektedir. Alınan tedbirler ve mücadele meşru bir çizgide ve etkili bir şekilde yürütülmektedir.
    Bölge son seçimlerde AK Partiyi tercih ettiğini göstermiştir. Ayrıca demokratik yolla seçilmiş tüm yöneticilerin terörle arasına mesafe koyması baskısı bizzat bölge halkından gelmektedir. Bütün bunlar umut verici bir aşamaya geldiğimizi göstermektedir. Şayet yapılan operasyonlar dağdaki direnci yok ederse, geri dönüşü olmayan sona yaklaşmakta olduğumuz görülecektir.

    4- SONUÇ
    Türkiye gibi büyük bir ülkenin iç sorunlarıyla ve içine kapanarak gelişen dünya içinde bir yer edinmesi mümkün değildir ama aynı zamanda Türkiye'nin bu konuda rahat bırakılacağını da beklemek imkânsızdır. Bir şekilde bu tuzakları atlatarak tarihî misyonuna ulaşması Türkiye'nin boynunun borcudur. Yüz yıl önceki tarihî misyonunu yeniden kazanması hem kendisi hem de kendisinden medet uman mazlum milletler için zaruridir.
    Türkiye, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Arnavut, tüm unsurların ortak vatanıdır, ortak umududur. Bu umutlar güçlendikçe, ortak hedeflere birlikte ve kenetlenerek yürümeyi kolaylaştıracaktır. Belki birilerinin çıkarları zedelenecektir. Önemli olan bizim ortak çıkarlarımız ve hedeflerimizdir. Bunu, devlet, millet ve ordunun yürek bağıyla; Çanakkale ve İstiklal mücadelesinin ortak ruhuyla gerçekleştirebiliriz.
    Umutlu olmak için çok nedenimiz var. Umutlarımızı ertelemeyelim, yaralarımızı saralım, kucaklaşalım.
#30.05.2011 02:02 0 0 0
#30.05.2011 00:11 0 0 0
  • CHP'nin iktidara gelmesi halinde ekonomiye, siyasete, birlik ve bütünlüğümüze vereceği zararlar bir yana, bir kısmı seçim beyannamesine konulmuş ve bazı yerlerde dile getirdiği 28 şubatın devamı niteliğindeki uygulamalarıda katarsak meseleyi "ölümü gösterip sıtmaya razı etmek" gibi abuk sabuk gerekçelerle basite indirgeyemeyiz.

    İnsanların ya hafıza kaybı gibi bir sorunu var veya CHP'nin yapacağım dediği şeylerin kar-zarar ölçüsünü doğru hesaplayamama sorunu var.
#29.05.2011 15:29 0 0 0
  • Hakikaten de bizler büyük bir imtihanın içindeyiz.

    Artık İslam'ı değil imanı kurtarma zamanı gelmiştir.Dinlerarası dialog; imanın kalpten uçup giderilme çabasıdır.Gavurun teslis inancıyla müslümanın tevhid inancını birbirine çorba edip karıştırarak saçma ve sapık bir amentüde buluşma noktasının temellerini atmaktır.Bunun başka izahı da yoktur.Müslümanlar kayıtsız şartsız Allah'a teslim olmadığı müddetçe bu badirelerden asla kurtulamayacaklardır,ve yaptıkları amellerini boşa çıkaracaktır.Bu gidişat çok kötüdür. Dinlerarası dialog şimdi ki adı "MEDENİYETLER İTTİFAKI" olmuştur.Şimdi bu isimle müslümanlar aldatılmaktadır.Uyanık olalım İslam'ın neresinde olduğumuzu idrak edelim...
#29.05.2011 14:12 0 0 0
  • Önce çok basit bir sual sormak için sokağa çıkalım..

    Şimdi çıkın sokağa sıradan bir vatandaşa deyin ki:

    "Kardeşim biz şimdi şu anda hangi medeniyetin peşindeyiz?" diye bir sual eyle bakalım size ne cevap verecektir?..Sorduğunuz bu suale inanın ki mat olacak ve cevap veremeyecektir.Niye çünkü yok ki bu milletin hangi medeniyetinin üzerimizde kaldığını bilemeyecektir.

    Osmanlı gitti medeniyet bitmiştir ... Bu millette İslam kültürü de kalmadı. Ee, öyleyse bu millet hangi medeniyetin içinde onu izah edebilir misiniz?
#28.05.2011 16:52 0 0 0
  • Üç Büyük Tehlike Nedir ?

    Üç büyük tehlike,islam alemi üzerinde ve özellikle vatanımızın toprakları üzerinde ki müslümanlara oynanan itikadımızı bozmaya yönelik oyunlardır.Üç Büyük Tehlike şunlardır ;

    1 . Diyologçuların misyonel faaliyetlere yol açıp,insanların Hıristiyanlaşmasına ve neticede Türkiye'nin bölünmesine sebep olması.

    DİYALOG bir Vatikan Projesidir ve bu üç tehlikeden en büyüğü budur.Bu proje ; Vatikan tarafından projelenen ve Türkiye'den bir takım hocaları,ilahiyatçıları ve cemaat liderlerini kullanarak ; "Yahudi ve Hristiyanların'da cennete girebileceği" görüşünü topluma empoze etme amaçlı yapılan bir projedir.Bu şekilde müslüman halkı 'ne de olsa hepimiz cennetliğiz' düşüncesine sokarak,Hristiyanlaştırmaya çalışmaktır. Halbuki bu konuda pek çok açık ayet ve hadisler mevcuttur.DİYALOG'çulara karşı yapılan reddiyeleri,yazıları sitemizde bulabilirsiniz.

    2 . Ehl-i Beyt mezhebi adı altında sünnî Müslümanların Şî'ileştirilmesi.
    3 . Selefî düşünce adı altında Vehhâbiliğin aşılanması

    Bu üç projenin ayrıntılarını,verilen cevaplar ve karşı açıklamalarla sitemizde bulabilirsiniz.
#28.05.2011 15:17 0 0 0
#28.05.2011 14:51 0 0 0
  • ÖRNEK ALINACAK MİLLET JAPONLARDIR

    Gerçekten Jopanlara çocukluğumdan beri hayranımYıllardır bu adet ve geleneklerini hiç bozmayan bu Japonların bir tek eksikliği müslüman olmadıklarıdırBunu da başarsalar dünyanın seçkin bir milleti olurlardıNe yazık ki buralara İslamiyet gitmemiş...

    Allah korusun,bizim ülkemizde böyle bir afat olsa inanın ki birbirimizi yerdikBu japonlar eski müslümanları aratmıyorlarJaponlardan alacağımız daha çook dersler vardırTürkiye, Japonlardan medeniyet açısından çok geri kalmıştır maalesef...

    Bizim yapabileceğimiz tek şey, Osmanlı ve İslam medeniyetini yeniden yaşamaktır ve yaşatmaktır.
#28.05.2011 13:08 0 0 0