Bir kimse hem komünistim hem de müslümanım demesi elbette ki cahilliğinin nişanesidir.Çünkü bir taraftan müslman olacak bir taraftan da komünistlerin inkar ettiği gibi Şeriat'a karşı gelecek.Böyle müslümanlık mı olur Alalh aşkına!.
Müslüman, kıyısından köşesinden olmaz.Allah'a tam teslimiyet gerekir.Gerisi laf-ı güzaftır...
Dünya hafıza şampiyonu Melik Duyar hocamız bu yarışmaya katılsaydı inanın ki birinci olurdu.Onda ki süper zeka hiç kimsede yok...Ben bu hocamı çok seviyorum...
Nerde benim Osmanlı erkeğim...
Bir nara atsa cümle korkaklar çil yavrusu gibi dağılırlardı...
Heyyt lan bre erkek kılıklı adamlar; ne kaçıyorsunuz benden? .Ben adam yemem ânaadınız mı?..
Harama ve helallere duyarlı müslüman bir kadın, kocasının getirdiği haramdan olan nafakadan vazgeçirmesi de farzdır.Eğer gönül hoşnutluğu ile alıp yiyorlarsa cümlesi günaha girmiş olurlar.Koca, en kısa zamanda helal bir rızık araması gerekmektedir.
Aşağadıda ki metni okuyunuz...
HARAM YEMEK
Yasemin Yaşar
Cenâb-ı Hak sayısız nimetler vermiş ve insanlığın hizmetine sunmuştur. Bunlardan ancak az bir kısmını yasaklamıştır. Âyet ve hadislerin ortaya koyduğu hükümlerle yapılması kesin olarak yasaklanan şeylere haram denir. Haramları tayin eden Allah'tır. Fakat netice itibariyle bakıldığında da Allah'ın haram kıldıkları gerçekten insan için zararlıdır. Haram kılınan şeylerin arkasında birçok hikmet bulunmaktadır. Haramlar insana maddî ve manevî zararlar getirebilecek kapılar hükmündedir.
Hiç kimse, helâlleri haram, haramı da helâl yapamaz. Kur'ân- Kerim'de de bu hususta pek çok ihtar bulunur. Bundan başka hadis-i şeriflerde de bu mesele hassasiyetle vurgulanmıştır. Resul-i Ekrem (asm) bir hadislerinde şöyle der: "İbadet on parçadan müteşekkildir; bu on parçanın dokuzu helâl rızkın aranmasındadır."
Mü'min harama düşmeme konusunda azamî dikkat göstermelidir. İnsan kalbine akıp gelen kan, helâl rızkın ürünü ise, onunla hem maddî kalp, hem mânevî kalp sağlıklı olacaktır. Necis kanın deveranı ile meşgul olan bir kalp, bozulmaktan kurtulamayacaktır. Bu mesele ile ilgili İbrahim Hakkı, Marifetnamesinde şöyle söyler: İnsanın fiilî hareketleri yeme içmesine göredir. Eğer haram yerse, hareketleri ve sözleri harama yönelir. Helâlinden fazla yerse, söz ve hareketleri lüzumsuz ve yersiz olur. Dolayısıyla haramlar kalbi katılaştırır ve ibadetlerdeki huzur ve huşuyu alır. Özellikle de, teheccüd ve gece namazındaki tembelliğin asıl sebeplerinden birisi de, haram lokma olduğu söylenir.
Bediüzzaman, bu mesele ile ilgili Mesnevî-i Nuriye'de şöyle bir tesbitte bulunur: "Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa doymuyor. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde göz bir saçı kaldıramadığı gibi, o letâif bir saç kadar bir sıkleti kaldıramıyor. Yani gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hatta bazen sönüyor ve ölüyor. Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letaifini onda batırma."
Haram lokma duâların bile kabulüne manidir. Resûlullah bir hadis-i şeriflerinde, "Dualarınızın kabul olmasını istiyorsanız, helâl lokma ile besleniniz! Çok kimse vardır ki, haram yer, haram giyinir, sonra da ellerini kaldırıp dua eder. Böyle birinin duası nasıl kabul olunur?"
Sahabeler bu konuda o kadar titiz davranmış ki, şüphelendikleri zaman, ellerini boğazlarına atarak kusmuşlardır. Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) "Vücudunda bir tek haram lokma bulunan bir kimsenin ancak Cehennemle temizleneceğini söylemiştir."
Mevlânâ, "İlim de, hikmet de helâl lokmadan doğar. Aşk da, merhamet de helâl lokma ile meydana gelir. Bir lokma haset ve hileyi, cehalet ve gafleti, kin ve adaveti netice verirse, bil ki o haram lokmadandır. Kalbe ekilen tohumlar ne ise, ürün de o olacaktır."
Helâl lokmanın iffetle de çok alâkası vardır. Helâl yiyecek azalırsa, marifet ve hakikat kaybolur. Bir mânâsıyla hikmet olan marifetin kaybolması, şehvet ve gadabın bozulmasını netice verir. Gayr-i meşrû yollarla gelen kazançlar çocukları da gayr-i meşrû yollara sevk edecektir. Dolayısıyla zamanın değişmesi, asrın başkalaşması, herkesin öyle olması hakikî Müslümanları etkilemez. Büyük zatlar, haramla beslenen anne babaların çocuklarının mânevî yapısının bozulabileceğini söylerler.
İmam-ı Gazali, haram yiyen bir kadının sütüyle beslenen çocuğun, ileride habis şeylere ve çirkin işlere meyledeceğini söyler.
Anne ve babaların damarlarındaki bir parça haram, çocuğun muvakkat veya müebbed kayma sebebi olabilir. Ebû Vefa Hazretleri, kendi hayatından bir kesitle bu meselenin önemini anlatır. Ebu Vefa Hazretlerinin oğlu, sürekli elinde bir çuvaldızla dolaşmaktadır ve su tulumlarını delmektedir. Konu komşu bir süre sonra babası olan hazrete durumu bildirirler. Ebu Vefa buna çok üzülür ve eşine gider, bu durumun sebebinin, ikisinden birinin olduğunu söyler. Hamileyken yanlış bir hareketi olup olmadığına dair düşünmesini ister. Hanım düşünür ve şöyle söyler: "Çocuğun doğmasından birkaç ay evvel komşuya gittim. Orada portakal ve nar gördüm. Canım çekti, isteyemedim. Ben de komşu görmeden elimdeki örgü tığını meyvelere saplayıp saplayıp ağzıma götürdüm." der. Ebu Vefa Hazretleri bunu duyunca, "İşte tığını meyveye saplayıp birkaç damla da olsa, izinsiz ve haram olan meyve suyunu tatman, evlâdımızda tulumları delme şeklinde tezahür etti. Şimdi Allah'a dön ve af dile, komşundan da helâllik iste" der. Bir süre sonra çocuğun içine bir pişmanlık gelir ve bir daha böyle bir şey yapmayacağına dair kendi kendine söz verir.
Hâsılı ibadetlerin muteber, duâların makbul, çocukların salih olması ve mânevî hayatın sağlıklı olması için helâl dairesinden ayrılmamak gerekir.
Hepsi de palavra şeylerdir bunlar.Açıkçası, para tuzaklarından başka bir şey değillerdir.
Bunların ne alakası var burçlarla?...
Başka şeyler denemek istemez misiniz hanımlar?!...
Çay aç karına sigarayla birlikte içilirse tam tersine kanser yapıyor.Bunların tecrübesini öğrendik ve yaşadık...
Ben de sigara kullanıyorum ama çayla birlikte hiç içmem.Aç karına hele de hiç içmem.
Köpeğin yaşına bakacağımıza kendi yaşımızı nasıl ileri tarihe bırakabiliriz,onu konuşalım dostlar...
Eskiden bizim de bir köpeğimiz vardı, tam 13 yaşında ölmüştü.
Kapıda beslediğiniz yaşlı köpek bir işe yaramıyorsa onu hayvanseverlere verin.Belki onlar daha iyi bakarlar...
Aman dikkat kardeşlerim.Her ne olursa olsun, gelen veya verilen bir habere göre hareket edilmemeli onu araştırmadan kesinlikle önyargılı olmamalıdır.Aksi takdirde başımıza maddi ve manevi zararlar, belalar getirebiliriz...Yine, hakkında tam olarak bir bilgimiz olmazsa o zaman tayakkuzda kalalım ve çok dikkatli olalım.Neticeyi tam olarak öğrenmeye çalışalım diye düşünüyorum...
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.(HUCURAT SURESİ,AYET:6)
Bu mübarek âyetler de müslümanlara büyük bir siyaset dersi veriyor. Herhangi (âşığın sözlerine lâzım gelen araştırmada bulunmadan hemen kıymet verilmesinin korkunç bir hâdiseye ve büyük bir pişmanlığa sebebiyet vereceğini bildiriyor. Resûl-i Ekrem de öyle araştırmada bulunmaksızın etrafında bulunanların arzularına hemen uyacak olsa idi, onların helakine sebebiyet verilmiş olacağını ihtar buyuruyor. Fakat o zâtların Allah'ın bir lutfu olarak kalben imân ile süslenmiş ve küfrden, fâşıklıktan ve isyandan kaçınmış ve hidâyet yolunu takibe muvaffak bulunmuş olduklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!.) Ey İslâm nimetine kavuşmuş zâtlar!, (eğer size bir fâsık) yâni: Din hududundan çıkmış, gayri meşru şeyleri işlemeye cür'et etmiş, cemiyetin selâmetini bozmaya çalışan yalan sözlü herhangi bir şahıs (bir haber ile gelirse) bir hâdisenin vuku bulduğuna veya bulacağına âid bir haber verirse (hemen onu araştırınız) doğru olup olmadığının ortaya çıkmasını temine çalışınız, eğer böyle bir ihtiyatlı harekette bulunulmasa (belki bilmeksizin bir kavme saldırırsanız da) o kavmi düşman sanar da kendilerine tecâvüzde bulunursunuz da (sonra) öyle tecrübesizcesine (yaptığınızın üzerine pişman olmuş olursunuz) hüzn ve keder içinde kalırsınız. Binaenaleyh öyle fâşıkların sözlerine hemen kıymet vermemelidir, İbnülhâzin tefsirinde denildiği üzere bu ilâhî emir umumîdir, muayyen bir fâsık şahıs hakkında değildir. Herhangi bir fâsığın sözüne karşı itimat edilmeyip tetkik ve tesbitte bulunulması gereğini göstermektedir. Gerçektende birçok fâsık kimseler, kendilerini iyi hâl sahibi gösterirler, iyilik sever bulunduklarını söylerler, bir takım boş haberler ile, telkinler ile bir müslüman topluluğunu aldatmaya, saptırmaya çalışıp dururlar. Meselâ: İki müslüman gurup arasında veya bir İslâm cemiyeti ile diğer bir millet arasında bir barış, bir dostluk bulunmuş olabilir, bir takım fâsık düşmanlar ise dostane bir tarz takınarak o taifelerden ve cemiyetlerden biri aleyhinde yalan yere münasebetsiz sözler söylerler, onların diğerlerine saldırmak kasdında bulunduklarını iddia ederler, maksatları ise o guruplar arasında o İslâm cemiyeti ile o millet arasında bir düşmanlığın, bir savaşın meydana gelmesini temin etmektir. Binaenaleyh müslümanlar için lâzımdır ki, öyle fâsık kimselerin mahiyetlerini anlasınlar, onların sözlerine araştırmaksızın ehemmiyet vermesinler, onların kuvvetli delillere dayanmayan haberlerine kıymet vererek aralarındaki dostluğu hemen bozmaya kalkışmasınlar, sonra pişmanlık fâide vermez.
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme!. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.(İSRA SURESİ,AYET:36)
(Ve) Ey insan!, (senin için hakkında) söz ve fiille (bilgi olmayan bir şeyin arkasına düşme) meselâ: Görüp bilmediğin bir hâdise hakkında şahitlikte bulunma, gücünün dışında olan mevzular hakkında mütaalâlara girişme, itikad amel ve ahlâkî konulara dair bilgi sahibi olmadığın meseleler hakkında şahsî hükümlerde, tasdiklerde, tenkitlerde bulunma. Kısacası: Bir insan, bilmediği herhangi birşey hakkında isterse tahmini bir delile, bir alâmete dayalı olmaksızın kesin şekilde hüküm vermeğe cür'et etmemelidir. Böyle laubali şekilde hareket eden bir şahıs, konunun ehemmiyetini önemsememiş, başkalarının hukukuna tecavüz eylemiş, kendisini mesuliyete maruz bırakmış olur. (Şüphe yok ki, kulak, göz, gönül, hepsinden) sahibi (sorulmuş olacaktır) Evet.. Bir kimse, kulağı ile işitmemiş olduğu bir sözü işitmiş olduğunu iddia eder, o hususta şahitlikle bulunursa bundan dolayı Allah katında sorumlu olur. Aynı şekilde bir kimse, bir hadiseyi gözü ile görmediği halde görmüş olduğunu iddia etse veya gözünü bakması caiz olmayan şeylere kasden çevirerek baksa bundan dolayı da ahirette mesul olur. Aynı şekilde kalbini yüce ve meşru şeyleri sevmekten onlara eğilim göstermekten mahrum bırakarak basit ve gayrı meşru şeyler ile ilgilenen bir şahıs da böyle çirkin bir kalp özelliğinden dolayı mesul olacaktır.
Darwinizm-Komünizm İttifakının Temeli: Din Düşmanlığı
Materyalistlerin ve komünistlerin Darwinizm'e olan bağlılıklarının en önemli nedeni daha önce de belirtildiği gibi, Darwinizm'in ateizme sağladığı göstermelik dayanaktır Materyalist felsefe tarih boyunca varolmuş, ancak 19 yüzyıla dek bazı filozofların teorik kitaplarıyla sınırlı kalmıştı Bunun en önemli nedeni, bu döneme kadar bilim adamlarının büyük bir bölümünün Allah inancına sahip, Yaratılış gerçeğine inanan insanlar olmalarıdır Ne var ki, 19 yüzyılda materyalist felsefe Darwin'in teorisi ile birlikte doğa bilimlerine uygulanmış oldu Darwinizm, 19 yüzyıla damgasını vuran ve sosyal etkilerini en çok 20 yüzyılda gösteren din-dışı materyalist kültürün en büyük dayanağıydı
Bu materyalist kültürden doğan ideolojiler ise, buraya kadar ele aldığımız gibi, iki büyük dünya savaşının, sayısız iç savaş ve terör eyleminin, soykırımların, sömürü ve vahşetlerin ateşleyicisi oldular Bu belalar nedeniyle on milyonlarca insan yaşamını yitirirken, yüzmilyonlarcası insanlığa yakışmayacak şekilde zulüm gördüler, en kötü muamelelere maruz bırakıldılar
Darwinist-materyalist görüşü benimseyen teröristler, ilkel ataları olduğunu iddia ettikleri hayvanlar gibi dağlara çıktılar, mağaralarda rezil koşullarda yaşadılar Hiç düşünmeden adam öldürebildiler, bebeklerin, yaşlıların, masumların canlarına kıyabildiler Ne kendilerini ne de diğer insanları, Allah'ın yarattığı, bir ruha, akla, vicdana ve anlayışa sahip varlıklar olarak görmedikleri için, hayvanın hayvana yaptığını, birbirlerine yaptılar Stalin'in yıktırdığı onlarca kilise ve cami ise, komünizmin din düşmanlığının göstergelerinden sadece bir tanesiydi
David Jorafsky, Sovyet Marksizmi ve Doğa Bilimi isimli kitabında bu ilişkiyi şöyle açıklar:
" Bilimsel yetersizliğine rağmen evrimin ileri sürdüğü bilimsel karakter her türlü Allah karşıtı sistemi ve uygulamaları haklı çıkarmak için kullanıldı Şimdiye kadar bunlardan en başarılısı komünizm gibi gözüküyor ve bütün dünyadaki taraftarları komünizmin evrim bilimini temel aldığı söylenerek kandırılmışlardır."
"Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır." (Bakara Suresi, 114)
Komünizmin ve materyalizmin din düşmanlığı, Bolşevik ihtilali ve sonrasında tüm şiddetiyle kendini gösterdi Kilise ve camiler yıkıldı, "yeni sosyalist toplumun" dışına itilen toplumsal kategoriler arasında din adamları da önemli bir yer tutuyordu Toplumun büyük çoğunluğu dindar olmasına rağmen, insanların ibadetlerini yerine getirmeleri engelleniyordu Hıristiyanların kiliseye gittikleri pazar gününü devreden çıkarmak için ortak tatil günü kavramı kaldırıldı Herkes beş gün çalışacak, herhangi bir gün tatil yapacaktı Komünistler, bu önlemin "dinin kökünü kazımaya yönelik savaşı kolaylaştıracağını" düşünüyorlardı.Bu uygulamaların ardından, 1928 ile 1930 yıllarında din adamlarının ödedikleri vergi on kat artırıldı, yiyecek karneleri ellerinden alındı, tüm sağlık hizmetlerinden mahrum edilmeleri demek olan medeni haklarından yoksun bırakıldılar, sık sık tutuklandılar, yerlerinden edildiler, sürgüne gönderildiler 1936 yılına gelindiğinde camilerin % 65'i, kiliselerin % 70'i yakılıp yıkılmıştı
Din karşıtı uygulamaların en şiddetlilerinden biri de Arnavutluk'ta yaşandı Arnavutluk'un komünist lideri ve dinsizliği ile tanınan Enver Hoca 1967'de Arnavutluk'u dünyanın ilk dinsiz ülkesi ilan etti Din adamları sebepsiz yere gözaltına alındılar, bir kısmı gözaltındayken öldürüldü 1948 yılında iki piskopos 5000 din adamı ile birlikte kurşuna dizildi Aynı şekilde müslümanlar da öldürülüyorlardı Ülkenin Nendori gazetesi de, 327'si Katolik mabet olmak üzere, toplam 2 bin 169 cami ve kilisenin kapatıldığını duyurdu
Tüm bu uygulamaların nedeni kuşkusuz, komünizmin Allah'ın varlığını körü körüne inkar eden, dinden tamamen kopmuş, sadece maddeye inanan ve maddeye değer veren toplumlar oluşturma hedefiydi Aslında komünizmin en büyük amaçlarından biri buydu çünkü komünist liderler, ancak makineleşmiş, duygusuz, duyarsız, en önemlisi Allah'tan korkmayan kitleleri diledikleri gibi yönlendirebileceklerini, onlara istedikleri kadar cinayet işlettirerek zulüm yaptırabileceklerini biliyorlardı
Bu noktada evrim teorisi, ateizmi sözde bilimsel bir gerçek gibi göstererek, komünizme büyük bir destek sağladı Darwinizm'in ateizmi destekleyen ve dine göre yasak olan her türlü zulüm, baskı, çatışma ve kıyımı meşrulaştıran iddiaları, 20 yüzyılın bütün kan döken, insan hayatını hiçe sayan ideolojilerini bu şekilde teşvik etti Geçtiğimiz yüzyıl, işte bu nedenle ardı arkası kesilmeyen savaşlar, katliamlar, ayaklanmalar, şiddet eylemleri, kavgalar ve düşmanlıklarla doludur.
Horozlar, müslümanı genellikle ya teheccüd namazında uyandırırlar ya da sabah namazı vaktinde öterler.Horozların o tatlı ötüşü müslümana en güzel uyandırma usulüdür.Bunu ancak feraset sahibi müslümanlar anlar.Vakitsiz öten horozu da keserler...
İnanmayacaksınız ama horozlar sabahları gece dolaşan melekleri görürler, gündüz de öyle!...
Hayvanların dilinden anlayan olsa onlardan çok şeyler öğrenebilirdik.Lakin Süleyman Aleyhisselam bu hayvanların dillerini çok iyi biliyordu...Her hayvandan bilgiler alabiliyordu...
Hayvanların dilini hiçbir kimseye Allah öğretmemiştir.Onu ancak Allah'ın nazlı kulları anlar.Yani Allah dostları anlarlar...
Sen ey Genç Adam! Gözlerindeki iman parıltılarıyla şeytan ve dostlarının asrımızın üzerine ilmek ilmek ördüğü bu karanlık atmosferi dalga dalga aydınlatmanın zamanı gelmedi mi daha? Silkin de bir bak etrafına!.. Küfür tohumlarının saçıldığı mübarek topraklarımızda isyan ve inkârla zehirlenmiş cehennem zakkumlarının boy verdiğini görmedin mi hala? Zihinlerimizin işgal bedenlerimizin esir düşüncelerimizin iğfal duygularımızın horlandığını ne zaman fark edeceksin? Ne zaman göreceksin küfür ordularının maneviyatımızı dalga dalga çiğnediğini bizi köklerimizden kopardığını zillet tasmasını boynumuza geçirmek için bitmeyen hamlelerle üstümüze geldiğini?
Sen; alnında ışıl ışıl parıldayan secde izlerin yüzündeki nurun yüreğindeki iman ateşinle meşale olmalısın bu karanlık asrımıza Çünkü sen için için yanan bir çıra gibi el yordamıyla ayakta kalmaya çalışan İslam Ümmetini düştüğü bu zifiri dehlizlerden kurtarıp sahil-i selamete çıkaracak olansın. Sen ki; gönüllere işleyen bir hidayet meltemi iman tohumlarını uzak diyarlara taşıyan aşılayıcı rüzgâr boy boy muvahhidler yetiştirecek rahmet yağmuru olmalısın bu gençlik çağında.
Hele bir bak boyuna Genç Adam boyun denk değil mi Hüseyin'in boyuna? Daha ne zamana kadar zalimlerin karşısına dikilen kıyam erlerinden aşağı kalır yanın olmadığını anlamazlıktan gelip kıyamlara yakışan boyunla kılıç kuşanman gerektiğini görmezden geleceksin? Mukaddesatın çiğnendiği Din'in ayaklar altına alındığı Kur'an'ın dışlandığı sünnetin unutulduğu ahlaksızlığın zehirli bir sarmaşık gibi evlerimizin içine kadar dadandığı çıplaklığın yayıldığı böyle bir zamanda düşünmene zaman kaldı mı ki Genç Adam? Zaman ALLAH(cc)'ın dostlarıyla birlikte olup Hüseyni kıyamlara zemin hazırlama zamanı değil mi? Söylesene Genç Adam; gençliğin sana bahşettiği tez canlılığını itaat zinciri ile bağladığında heyecanlarını ani kararlara kurban etmeyip beklenen gün için depolandığında enerjini görev ve sorumlulukların için hizmetçi kılıp her vazife için emre amade kıldığında hangi Firavun hangi Nemrud hangi Ebu Cehil hangi Yezid durabilir karşında?
Şeytan ve dostlarının hazırladığı oyun hile desise tuzak ve planlara karşı Kur'an ve Sünnet zırhını giyinip de çık artık meydanlara Genç Adam! Çık ki koparsın şeytanlar en acısından vaveylalarını Zırhını üzerine alıp da çık meydanlara ki bakışın feraset yürüyüşün izzet duruşun metanet haykırışın mukavemet vuruşun cesaret tekbirin muzafferiyet olsun.
Şeytan ve dostlarının pusuya yattığını ve oklarını en zayıf olduğun noktalara doğru nişanladıklarını görmüyor musun Genç Adam? İşte tam da bu yüzden gençliğin getirdiği doğal zaafların açtığı gedikleri iman ve İslam harcıyla takviye etmen gerektiğini anlayamadın mı daha? Şeytanın dürtüklemesine nefsin arzularına şehvetin ihtiraslarına karşı oruç kalkanı namaz kılıcı ve dua silahıyla çarpışmalısın artık Genç Adam! Sen ki Genç Adam; camileri kendine mekân edinip huzur ve mutluluğu ALLAH'ın mescidlerinde aradığında Kur'an okunan ve öğretilen mekânlara rağbet edip ALLAH'ın kelamıyla haşir-neşir olduğunda ilim ve zikir meclislerinden doyumsuz bir haz aldığında şeytan ve dostlarının tuzak ve planları suyun üzerindeki köpükten daha zayıf gelmez mi sana? Ve sen böyle yaptığında Rabbin senden razı sen Rabbinden razı olarak O'nun 'işiten kulağı gören gözü tutan ele yürüyen ayağı" gibi yüksek bir makama ulaşmakla mutlulukların en büyüğüne sahip olmayacak mısın Genç Adam?
At artık korkularını üzerinden Genç Adam? Daha ne zaman fark edeceksin yüreğinde kaynayıp duran cennet sevdasını? Sen firdevs bakışlısın dünyevi zevklere karşı tatminsizliğin ondan Sen sonsuzluk sevdalısın başka sevgilerden doyumsuzluğun ondan İçinde tanımlayamadığın firak duygusu cennet özlemidir hiçbir vuslattan kâmilen haz alamaman ondan Sen ey cennet sevdalı ey cennet endamlı ey cennet bakışlı ve ey şehadet kokulu Genç Adam senin aradığın ölümsüzlüktür aslında Sen ki ölümü öldüren sonsuzluk aşkıyla meydanlara yürüdüğünde kurşunlar sevdan için sinene bastığın bir demet gül ölümsüz diyarlardan sana selam getiren tatlı bir nağme sonsuzluk yurdu olan Firdevs cennetlerinin mestane kokusunu taşıyan ılık bir esinti olmaz mı sana?
Daha ne zamana kadar aklını köle vicdanını ve zihnini esir edeceksin bu şeytani oyunlara? İnsanlar elini uzatman için seni beklerken bu oyun oynaş bu amaçsız gidiş nereye kadar Genç Adam? Yüksek bir yerde durup sağa sola aşağıya-yukarıya doğru koşuşturan yüzlerinden ümitsizlik bedbinlik ve bezginlik akan yorgun ve sadece günü kurtarma amacında olan insanlara avazın çıktığı kadar bağırıp "Nereye gidiyorsunuz? Size ALLAH(cc)'ın kitabından Resül(s.a.v)'ün sözlerinden haberlerim var!" deme vaktin gelmedi mi daha? Sen ki Mus'abi yüzün tatlı dilin şirin sözlerinle Kur'an ve Sünnet'in hadimliğini yaptığında hangi taş kalpler yumuşamaz hangi vicdanlar suskun kalır hangi sağırlar işitmez olur hangi gözler yaş dökmez hangi başlar secdeye varmaz olur hakikat karşısında?!
Kalk artık da silkin bütün korkularından endişelerinden tereddütlerinden Genç adam! Neden küçük görüyorsun kendini bu kadar? Sen; Ali kahramanlığı Zübeyr kuvveti Talha fedakârlığı Erkam sırdaşlığı Usame komutanlığı yaşındasın Sen; Ruslara kan kusturan Şamil Yahudileri şaşkına çeviren Yahya'sın Sen; putkıran İbrahim zalim yöneticilerine isyan eden Ashab-ı Kehf ateş dolu hendek sahiplerini acze düşüren mümin gençsin. Sen; her çağda peygambere ilk iman eden güç ve enerjinle peygamberine yardımcı olansın. Öyle ise tekrar kalk ayağa Genç Adam! Senden öncekilerin kalkışı gibi bir kalkışla kalk doğrul ve küfrün kalbine saplanan ölümcül bir hançer gibi Rabbini tekbir et en gür sesinle!.. Öyle bir kalk ki dağlar yol rüzgârlar kanat bulutlar binek melekler yoldaş olsun sana Haydi Genç Adam!..
Zaten ben "Yemekteyiz" programını hiç sevmiyordum.Elalem bir lokma ekmek bulamazken bunların gibileri yemek beğenmyorlar..Şimdi hapiste bol bol yemek beğendirirler.
Şu memleketin çivisi çıkmış da haberimiz yokmuş.Yazıklar olsun böylelerine..
"Kahrolsun Şeriat!.Kahrolsun Hilafet!. Türkiye laiktir laik kalacak!." diyenlerin neresi sevilir Allah aşkına.Allah'ın Kur'an kanunu olan Şeriat'a karşı çıkmanın nasıl bir müslüman oldukları apaçık meydandadır.
Ben Giresunluyum.İçinizde Giresunlu olup da dedesi savaşmamış kimse bulamazsınız.
Kendi büyüklerinize sorun bakalım onların babaları veya dedeleri Çanakkale harbine iştirak etmişler midir?.
Resmi tarihin büyük bir kısmı uydurma oluyor.Esasen canlı tarih lazım bize.
Okullarda ki okuduğunuz kitapların bildirdiği çok şeyler gerçeklerden saklanıyor.Ezbercilikten başka bir şey değil bunların hepsi....
Bir soru daha..Çanakkale Savaşında esas başkomutan Mustafa Kemal Paşa mıydı?...Osmanlıyı savaşa sokan paşanın adı nedir?...bir ipucu vereyim size..Enver Paşa kimin emrindeydi?..
Daha yukarıda ki sorumu bile cevaplandıramadınız.Nasıl Atatürkçü oluyorsunuz anlamadım gitti...
Elin yahudisi taa 5 yaşında Tevrat'ı öğrenmekte,10 yaşına geldiğinde "bir müslüman nasıl öldürülür?" silahla eğitimini almaktadır.Siz, kolbastı molbastı danslarinı öğreneceğinize gidin de dininizi, biliminizi , tarihinizi kültürünüzü öğrenin, sonra da sıra kolbastıya gelsin olur mu?.Bu gençlik hep böyle boş işlerle mi geçecek?.Kolbastıyı öğrenmeyince kıyamet mi kopar.Vah gençliğim vah, asıl yaşlanınca anlayacaksnız gençliğinizin kıymetini.O zaman geldiğinde değnek ve sopayla camiye gideceksiniz oflaya puflaya namaz kılacaksınız öyle mi?.Allah gençliğini en güzel şekilde değerlendireni kesinlikle mükafatlandırıyor.Bu mükafatı kaçırmayın,yoksa yaşlanınca hiç bulamayacaksınız.
Buradan herkese tek sorum olacaktır.
Atatürk'ün ilk Muhafız Birliği kumandanı ilk Müdafa-i Hukuk Cemiyeti başkanı ve Kuvvay-ı Milliye'nin ilk başkanı kimdi ve nereliydi?.
Bakacağım şimdi sizin Atatürkçü olup olmadığınıza...