Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

#17.02.2010 22:04 0 0 0
  • Bir yere gittiğiniz de kıble istikametini bilmiyorsanız; en basiti, kıble saatini bulduktan sonra yapacağımız tek şey:

    Kesinlikle güneşli bir günde (bulutlu veya parçalı bulutlu olmayacak şekilde,) elimize 40- 50 Cm.lik bir düzgün çubuk alınız.Sonra da yüzünüzü tam olarak güneşe doğru çeviriniz.Hiçbir zaman sağa sola sapmadan çubuğu tam dik olarak dikiniz.Şayet varsa toprak üzerinde de bu iş olur...Evde iseniz aynı şekilde çubuğu dimdik tutup güneş tarafında bulundurarak elinizle çubuğu tuttuktan sonra, çubuğun gölgesi güneş tarafından görünüp orası sizin kıbleniz olmuş olur.Yani gölge hangi istikameti gösteriyorsa kıblenin yönü o taraftır.Namaz vakti geldiğinde belirlemiş olduğunuz istikamet doğrultusunda namazınızı kılabilirsiniz.

    Her takvimde kıble saati gösterilmeyebilir.Lakin Diyanet'in takvimlerinde kıble saati vardır.O saate göre kıblenizi ayarlayabilirsiniz.Her kıble saati günlük olarak değişmektedir, buna da dikkat ediniz...Yukarıda ki SUPERİSİ kardeşimizin beyan ettiği gibi her ilin kıble saati farklı olacağından siz hangi ilde ikamet ediyorsanız ona göre kıble saatini ayarlayacaksınız.Kolay gelsin...
#17.02.2010 14:49 0 0 0
  • Konu: Dua Defteri
    Ya Rabbi!

    Günahkâr olduğumu biliyorum. Bunu bilmeme rağmen kapına geldim. Kula kulluk etmedim kapına geldim. Er-Rahman dedim; ''Rahman"a geldim. Kapını çalmaya yüzüm olmasa da başımı deve kuşu gibi toprağın altına soksam da beni göreceğini bildiğim için sana sadece boynu bükük mazlum olarak geldim. Zorda kaldım darda kaldım ama hiçbir kapıyı çalmadım Sen'den (cc) başka. El-Melik dedim; ''Melik'' olana geldim.

    Ayıpların ardı arkasının kesilmediği kusurların kusursuzluk olarak yutturulmaya çalışıldığı şu zamanda; ayıp ve kusurdan uzak olan ''El-Kuddüs'e'' geldim. Beni selâmete ulaştıracak olan ''Es-Selâm"a geldim. Küfre düşmemek için hep doğruları konuşmaya söz verdim. Her türlü zorluğa maruz kalsam da ben doğru olmalıydım.

    İman eden kulunu koruduğun için El-Mü'min dedim; ''Mümin"e geldim El-Müheymi'ne geldim. Gözlerini para hırsı içlerini bencilliğin riyanın sardığı merhametsiz insanları gördüm ama üzülmedim ben Yaradana geldim onları Yaratan'a geldim asıl güç ve kuvvet sahibi olan ''El-Azize'' geldim. Her şeyde her durumda ve her hadisede büyüklüğünü göstereceğini bildiğim için El-Mütekebbir dedim; ''Mütekebbir'' olana geldim.

    Günahlarımı bağışlayacağını bildiğim için El-Gaffar dedim; ''Gaffar'' olana geldim. Mazlumların yetimlerin boynu büküklerin hakkını yerde bırakmayacağını ve haksızlara ceza vereceğini bildiğim için El-Kahhar dedim; ''Kahhar'' olana geldim.

    Herşeyi karşılıksız istemeden verebilecek kadar büyük olduğunu bildiğim için El-Vehhab dedim; ''Vehhab'' olana geldim. Bütün canlıların rızkını verdiğin için El-Rezzak dedim; ''Rezzak'' olana geldim. Herşeyi hakkıyla gören ve gözeten olduğun için El-Basîr dedim; ''Basîr'' olana geldim.

    Adaletinden suâl olunmayacağını bildiğim için El-Adl dedim; ''Adl'' olana geldim. En zor işleri tüm incelikleriyle bilen; bütün işleri kolaylıkla icrâ eden; mahlukatın en ince ayrıntısına kadar bilip onların ihtiyaçlarını karşılayan olduğunu bildiğim için El-Lâtif dedim; ''Latif'' olana geldim.

    Duâlara icabet ettiğini bildiğim için El-Mucib dedim; ''Mucîb'' olana geldim.

    Bizi ve bütün kardeslerimizin duâlarını kabul et. Bize gerektiği gibi İslâmı yaşamayı ve yaşatmayı nasip et ve dâvâmızda bizi muvaffak kıl.

    (Amin)
#14.02.2010 21:42 0 0 0
#13.02.2010 17:36 0 0 0
  • Sokak lambaları yanarken dışarı çıkarsınız ama gecenin zifiri karanlığında elinizde fener gibi aydınlatıcı aletler olsa da korkudan gezemezsiniz...
    Köylerde yollar çok sessiz ve karanlıktır.Buyrun bakalım nasıl gezeceksiniz?...
    Bu sözlerim hanım kardeşlerimedir...Biraz matrak biraz da ciddi olarak yorumluyorum..
#13.02.2010 16:59 0 0 0
  • Madem kadınlar ayakta kalmayı becerebiliyorlarsa buyursunlar ağır işlere erkeklerde evde pineklesinler...

    Kadınlar ağır işlerde çalışamazlar.Dolayısıyla çabuk yıpranırlar...

    Kuvvet, cesaret ve mertlik erkekte vardır.Şeffaf ve merhamet kadınlarda daha çoktur...
    Bir kadın gecenin zifiri karanlığında tekbaşına yürüyebilir mi.? Yürüyemez, çünkü ödü patlar ölür...

    Mesela, tekbaşına bir dağ evinde yaşayamazlar..Yanında bir erkek olacak ki cesaret alsın yaşasın..Tekbaşına yaşaması mümkün değil.

    Burada hanımlar kendilerini övmesinler.Biz onları çok iyi biliyoruz.Önünden ufacık bir fare geçse basar çığlığı ya da korkudan karyolanın üstüne çıkar ya da evde korkudan ufacık fareden kaçıp evini terkeder.....

    Hele de ben fare düşmanıyım.Elime geçtiğinde hiç şansı olmaz..

    Ha, bu arada çocuk bakma da, çamaşır yıkamada,yemek yapmada erkeklerden daha çok maharetlidir.Bu işleri erkekler öğrendiğinde geriye hiçbir şeyleri kalmaz, öyle değil mi hanım kardeşlerim?...
#13.02.2010 16:47 0 0 0
  • Herkes kıyametin kopuş saatini hesap edeceğine o güne ne gibi hazırlık yapılacağını hesap etsinler..Kıyametten asla kaçış yoktur...
#13.02.2010 16:40 0 0 0
  • "Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir. Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar." (A'râf,187)

    Kıyametin ne zaman kopacağını bilemeyen Resulullah (S.A.V.) efendimiz cevap veremezken; nasıl oluyor da kıyametin ne zaman kopacağını hesap edebiliyorlar.
    Resulullah'dan başka gaybı bilen kim vardır.O bile gaybı Allah' dilerse biliyordu...

    Bilim ve kurgu ile kıyametin kopuş saatini tahmin etmek akıl,izana aykırıdır...

    Biz bilime ve ilime asla karşı değiliz ama bilimin delilleri olacak ki ilim olsun.Aksi takdirde teoriden başka bir öteye gitmez bu safsatalar...
#13.02.2010 16:36 0 0 0
  • Asker bizim askerdir.Yalnız mukaddesata yabancı Oldukları için protesto ediyorum..

    Başörtüsü,çarşaflılar ve sakallılar garnizona giremez diyorlar ama köpeklere gelince serbest oluyor.Şehit analar ve babaların büyük bir kısmı bunlardan müteşekkül..Ağlıyorlarsa hep onlar ağlıyorlar..Bu ne yaman çelişkidir Ya Rabb!.....

    Versinler bakalım bununda hesabını...Biz, bir millet olarak askerimizi bağrımıza basarız.Lakin dine ve mukaddesata dokunduklarında bizim de sabrımız taşmaktadır...
#13.02.2010 16:25 0 0 0
  • Delinin Veliye tavsiyesi

    Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün timarhanenin önünden geçiyor. Timarhane hizmetçisinin tokmakla birseyler dövdügünü görüyor:
    -Ne yapiyorsun?
    Hizmetçi:
    -Burasi timarhanedir. Delilere ilâç yapiyorum.
    -Benim hastaligima da bir ilâç tavsiye eder misin?
    -Hastaligini söyle.
    -Benim hastaligim günah hastaligi. Çok günah isliyorum
    -Ben günah hastaligindan anlamam. Ben delilere ilâç hazirliyorum
    Parmakliginin arasindan konusulanlari duyan bir deli(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:
    -Gel dede gel! Senin hastaliginin çaresini ben söyleyeyim diye seslendi.
    Bayezid-i Bestamî hazretleri delinin yanina sokularak:
    -Söyle bakalim benim derdime çare nedir? dedi.
    Deli(!) su ilâci tavsiye etti:
    -"Tevbe kökü ile istigfar yapragini karistir. Kalb havaninda tevhîd tokmagi ile döv insaf eleginden geçir göz yasiyla yogur ask firininda pisir. Aksam-sabah bol miktarda ye. O zaman göreceksin senin hastaligindan eser kalmaz." dedi.
    Bu güzel ilâci ögrenen Bayezid hazretleri:
    -"Hey gidi dünya hey! Demek seni de deli diye buraya getirmisler!." deyip oradan ayrildi.
    Bu ilâç halen günah hastasi olanlara tavsiye olunmaya deger bir ilâçtir. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.
#12.02.2010 22:59 0 0 0
  • Sarhoş kafalı,solcu zihniyetli olanlardan ancak bu kadar karar çıkabilir.Bunlar ülkenin temel taşlarını oynatıyorlar..Danıştay, Sayıştay ve Yargıtay lağv edilmelidir....Olacaksa milletin manevi değerlerine saygı duymalıdırlar.Tarafsız olmalıdırlar..
#11.02.2010 09:11 0 0 0
  • Namaz, tıpkı futbolda ki kaleciye benzer.Son dakikada penaltı olunca şeytan penaltıyı kendisi atmak ister.Kalecimiz şeytanın atacağı penaltıyı çok iyi takip etmelidir ki bu golü yemesin.Yediği takdirde şeytan sevincinden havalara uçacaktır.Şeytanı sevindirmeyelim, atacağı penaltıyı ne pahasına olursa olsun yemeyelim...Sevinen en çok şeytan ve taraftarları olur..Eğer bu penaltı küme düşme tehlikesi için önemliyse gerisini siz düşünün.

    Not:Sakın ola ki namazı oyuncak gibi görüp öyle yorumladığımı sanmayın.Ben size ilginç bir benzetme yaptım...


    Birde hanımlar için ilginç bir benzetme yapayım...

    Ey hanım kardeşlerim, sizde televizyon diizisi karşısında veya ve bilgisayar başında namaz vaktini geçirene kadar durup da; "ha kılacağım, ha şimdi, ha kalkıyorum" derken bir de bakmışsınız ki namazın vakti geçmiş.Sevinen kim olur?.Elbette ki şeytan olur.


    Onun için şeytana fırsat vermeyelim..
#04.02.2010 13:11 0 0 0
#04.02.2010 08:37 0 0 0
  • Küçük hırsızlık yapmak yasak büyük hırsızlık yapmak serbesttir.(Türkiye)

    Askeri sosyal tesislere sakallı ve başörtülülerin girmesi yasak, köpeklere serbesttir.(Türkiye)

    18 yaşından küçüklere içki ve sigara satışı yasak ama içmeleri serbest (Türkiye)
#01.02.2010 13:06 0 0 0
  • noimage

    Lütfü Oflaz, darbeye direnişin destanını yazdı

    Gönüllerin cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz, Adalet Bakanlığı'nı basıp, bir dizi eylem yaptı

    Sosyalistlerden İslamcılara kadar siyasi görüşleri birbirlerinden farklı tüm kesimlerin "Gönüllerin Cumhurbaşkanı" dediği gazeteci-yazar Lütfü Oflaz, ülkemizde askeri darbeye karşı ilk isyan bayrağını açmıştı. O, askeri darbeden sonra yargılanan ilk yazardı. Lütfü Oflaz, askeri darbelere karşı sadece kalemiyle değil, eylemleriyle de savaştı. Örneğin 12 Eylül darbesinden sonra faşist uygulamaları, hukuksuz yargılamaları, işkenceleri protesto etmek için Avrupalı bazı parlamenterler ve yine Avrupalı bazı insan hakları savunucularıyla birlikte Ankara'nın merkezi Kızılay'da kendini direğe zincirlemek gibi bir dizi eyleme kalkıştı. Ülkemizde ilk insan hakları kampanyasını da Lütfü Oflaz başlattı. Ve o, 12 Eylül darbecilerinin kendisini kapattığı cezaevinden çıktığı gün, başbakanlığını Oramiral Bülent Ulusu'nun yaptığı askeri hükümetin Adalet Bakanı'nın makamını bastı. Darbeci generallerin astığı astık, kestiği kestik bir dönemde böyle bir eylemin yapılması kelleyi koltuğa almak demekti. İşte Lütfü Oflaz, 12 Eylül döneminde kelleyi koltuğa alarak böyle bir eylem gerçekleştirmişti. Lütfü Oflaz, Adalet Bakanlığı'nı basışını şöyle anlattı:
    "12 Eylül askeri darbesinden sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde ve Mamak'ta gözaltında tutuldum; daha sonra da cezaevine atıldım. Avukat savunması olmadan, temyiz hakkım elimden alınarak, bilirkişi raporuna başvurulmadan, yeni çıkan yasa geçmişe uygulanarak, bırakın sivil Yargıtay'ın içtihatlarını, askeri Yargıtay'ın içtihatları bile çiğnenerek mahkum edilip, cezaevine atıldım. Neyse bunun üzerinde fazla durmayayım ve cezaevinden çıkar çıkmaz Adalet Bakanlığı'nı nasıl bastığımı anlatayım. Cezaevi'nden çıktığım gün hedefim Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanı'ydı. Hızla Adalet Bakanlığı'na daldım. Adalet Bakanlığı'nın koridorlarında koşturuyor, merdivenlerini tırmanıyordum. O anda hiçbir şey duymuyor, hiç bir ikaza aldırmıyor ve bir an önce Adalet Bakanı'nın odasına ulaşmaktan başka hiçbir şey düşünmüyordum. Arkamdan gazeteciler koşturuyor, Bakan'ın korumaları koşturuyordu. Bakan'ın odasına varmadan önce beni durdurmalarından korkuyor, koridorlardaki insanlara çarpa çarpa ilerliyordum. İşte Bakan'ın odası tam karşımdaydı, işte ben odadan hızla içeri girmiştim, işte özel kalem müdürünün karşısındaydım. Şimdi Bakan'la aramızda yanlızca bir kapı vardı. Bakan'ın özel kalem müdürü, birden karşısında ayakkabılarında bağcık olmayan pejmurde giysili, soluk soluğa birini görünce şaşırmış, irkilmiş, heyecanlanmış, telaşlanmıştı. Bir an ne yapacağına karar verememişti. Kendimi tanıtıp Bakan'la görüşmek istediğimi söylemiştim. O anda gazetecilerin de flaşları patlamaya başlamıştı. Özel kalem müdürünün eli, ayağı, dili iyice birbirine dolaşmış, 'Ama, nasıl olur, içeride toplantı var' şeklinde birşeyler kekelemişti. Ona Bakan'ı görmeden oradan bir yere gitmeyeceğimi kesin bir dille belirtmiştim. Bunun üzerine ayakları iki ileri bir geri gidercesine Bakan'ın odasına yönelmiş ve kapıyı hafifçe vurup içeri girmişti. Kısa bir süre sonra kapı yeniden açıldığında, özel kalem müdürü beni içeri buyur etmişti. Benimle birlikte gazeteciler de içeri girmek için hamle yapmışlar, özel kalem müdürü, koruma polisleri ve gazeteciler arasında bir itiş kakıp başlamıştı. Bu itiş kakış sürerken ben Bakan'ın odasından içeri girmiştim bile. İçeride gerçekten bir toplantı vardı. Bakan Cevdet Menteş, içeridekileri tanıştırmaya başladığında, o anda odada bulunan herkesin bakanlığın üst düzey yöneticileri olduğunu anlamıştım. Hep birlikte oturmuştuk. Odada bulunan bakanlığın üst düzey yöneticilerinin afalladıklarını, pejmurde giysilerim ve bağcıksız ayakkabılarım üzerinde gözlerini gezdirdiklerini farkediyordum. O sırada Bakan, 'tatlı yiyelim tatlı konuşalım' diyerek özel kalem müdürüne çikolata ikram etmesini söylemişti. 'Tatlı yesem de tatlı konuşamayacağım' diyerek sözlerime başlamıştım. 'Nasıl hukuksuz, adaletsiz bir şekilde yargılanıp, cezaevine atıldığımı biliyor musunuz?' Susuyorlardı. 'Cezaevlerindeki insanlık dışı koşulları biliyor musunuz?' Bakan bazı şeyler mırıldanmıştı. 'Cezaevine girmeden önce ne düşünüyorsam şimdi de aynı şeyleri düşündüğümü, gördüğüm zulümlerin düşüncelerimi değiştiremediğini biliyor musunuz?' Tatlı mı, acımı olduğunu tam çözemediğim bir tebessüm Bakan'ın dudaklarına yayılmıştı. 'Buraya bunları söylemek için geldim' dedikten sonra Bakan'ın makamında hukuksuz yargılamaların, işkencelerin son bulmasını, düşünce suçluları için genel af yapılmasını içeren bir insan hakları kampanyası başlattım. İşte 12 Eylül döneminde Adalet Bakanlığı'nı böyle bastım."
    Bilindiği gibi Lütfü Oflaz, 2000 yılında her siyasi görüşten aydınlar, yazarlar, sanatçılar, sivil toplum örgütlerince "Cumhurbaşkanını halk seçsin, adayımız Lütfü Oflaz" denilerek cumhurbaşkanlığına aday gösterildi. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi fikri ilk kez Lütfü Oflaz'ın adıyla birlikte gündeme getirilmişti. Şimdilerde de sevenleri Lütfü Oflaz için önce http://www.lutfuoflaz.com/ sitesini oluşturdular ve hemen ardından da bu sitenin Gönüllerin Cumhurbaşkanı adıyla kitaplaştırılmasına karar verdiler. Bu siteye girildiğinde siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olanların Lütfü Oflaz'dan büyük bir saygıyla, övgüyle söz ettiği görülüyor. Sosyalistlerden İslamcılara kadar birbirinden farklı tüm kesimlerin Lütfü Oflaz için "Gönüllerin Cumhurbaşkanı" dediği görülüyor. Bu sitede siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olan aydınların, yazarların, sanatçıların, sivil toplum örgütleri temsilcilerinin Lütfü Oflaz hakkında yazıp söyledikleri yüzlerce yazıya, yoruma, değerlendirmeye de yer veriliyor.
#01.02.2010 01:50 0 0 0
  • Ayşenur USLU

    Türlerine göre kaynanalar



    Kayınvalidesinin adı Raziye olan bir gelin, vefa duygusu ile kızına Raziye adını koyar fakat moda olan isimlerden de vazgeçemez. Bu durumda ortaya Raziye Tuğçe, Şadıman Su, Kezban Nur gibi son derece orijinal(!) isimler çıkar.

    Erkek evladı olan her anne potansiyel kayınvalidedir ve oğullarını evlendirmek en önemli istekleridir. Kayınvalideler ister potansiyel ister resmi olsun çeşit çeşittir. Evlilik öncesinde gelin seçmek, evlilik sonrasında gelinle geçinmek açısından kayınvalideleri tutum ve davranışlarına göre birkaç kategoride mercek altına almaya çalışırsak şöyle bir tablo çıkar karşımıza:

    Melek Valide

    Bu kayınvalideler herkesi yaratandan ötürü beğenirken oğulları hayli seçicidir. O kadar müşkülpesent davranırlar ki gelin arama çalışmaları anne açısından beş ila on beş yıl sürebilir. Oğul, annesinin gösterdiği bütün kızları bir bahane bularak evlenmeye layık görmez. Gelin adayı mükemmel dahi olsa mükemmelliğini kusur olarak görebilir. Anne, oğlunun bu huyu yüzünden mağdur durumdadır ama yine de yavrusunun mürüvvetini görebilmek için cansiperane çalışmalarını sürdürür.

    Sonunda oğul birine karar verse de, müşkülpesentliği yüzünden gelin çok çeker. Kayınvalide de oğlunun bu huyunu bildiğinden gelini ile ittifak halindedir. Gelinine her zaman destek ve moral kaynağıdır. Evine gittiğinde işlere güçlere girişir, gelinine yardım eder. Bakışları bile munistir, gelini tarafından kadri kıymeti bilinir, adeta can simidi olarak görülür. Birlikte yaşamak için en ideal kayınvalide çeşididir. Gelinin kalbinde kazandığı bu sevgi ve saygı torunlarının isminde kendini belli eder. Çocuk isimleri kayınvalide ve kayınpederin isimlerinden oluşur. Bir hürmet göstergesi olan bu durum kimi zaman komik isim gurupları da oluşturabilir. Mesela kayınvalidesinin adı Raziye olan bir gelin, vefa duygusu ile kızına Raziye adını koyar fakat moda olan isimlerden de vazgeçemez. Bu durumda ortaya Raziye Tuğçe, Şadıman Su, Kezban Nur gibi son derece orijinal(!) isimler çıkar.

    Jet Kayınvalide

    Oğul sayısı en az ikidir, bu sayı bölgelere göre artış gösterebilir. Bu kayınvalideler "Herkes yurdunu yuvasını kursun" mantığıyla hareket ederler, kalabalık olan evlerini tenhalaştırmak da amaçları arasındadır. Genellikle buldukları gelin adaylarını hem kendi hem oğlu beğenir, bu konuda aile içinde uyumsuzluk görülmez. "Hayırlı işlerde acele davranmalı" düsturundan ve çok çocuğu olması sebebiyle tecrübeli olmasından dolayı evlilik sürecinde son derece hızlıdır. Görücülük, dünürcülük, söz, nişan, bohça, kına, dini-resmi nikah ve düğünü bir ila üç ay içersinde planlar, programlar anahtar teslimi kusursuz bir iş çıkarır. Bu işler için koşuştururken "atom karınca"yı andırır.

    "Oğlum kimi isterse alırım" felsefesini benimserler, gelinleri ile gül gibi geçinirler, etliye sütlüye karışmazlar. "Aman gençler mutlu olsun" sözleri ile hafızalarda yer etmişlerdir, torunları olduğunda isim konusunu tamamen gençlere bırakırlar. Tek kötü yanları çok çocukları olması sebebiyle çeyiz miktarındaki düşüklüktür, bu olumsuzluk da uyumlu ve geçimli kayınvalide olduklarından gelin tarafından "şerbet" diye içilir.

    Kösem Sultan Kayınvalideler

    Bu kayınvalidelerin ya birçok kız çocuğu ardından erkek evladı olmuştur ya da sadece tek bir erkek evladı vardır. "Buldumcuk kayınvalide" olarak da literatüre geçebilirler. Bu anne tipleri tüm umut ve hayallerini biricik oğluna bağlamış, hayatını da oğluna adamıştır. Hayalindeki gelin, ahu dilli, ceylan gözlü, narin sözlü, selvi boylu, ev işlerinde herkese parmak ısırtacak durumda, çocuk bakımı konusunda doktora seviyesindedir. Ayrıca bilgili-kültürlü-aktüaliteyi takip eden, saray terbiyesi almış, az konuşan, az yiyen, az uyuyan, çalışıyorsa doktor veya öğretmen, çalışmıyorsa aileden biraz varlıklı olması tercih sebebidir. Bu nitelikleri ne kadar yazsak da asla bu kategorideki kayınvalidelere yeterli gelmez fakat ne acıdır ki dünyada böyle bir gelin yoktur ve muhtemelen de gelmeyecektir.

    Böyle bir gelin tamamen bilim kurgu ürünü fantastik bir kişiliktir ancak kayınvalide ısrarla onun peşindedir. Anne ve oğul çoğu zaman gelin adayları konusunda fikir birliğine ulaşamazlar. Oğlun beğendiğini anne, annenin beğendiğini oğul beğenmez. Yapılacak evlilikte mutlaka bir tarafın fedakarlığı gerekir.

    Hafazanallah Kayınvalideler

    Kaleme almaya kesinlikle cesaret edemediğim bir kayınvalide türüdür. Başında olan gelinlere Allah'tan ecir, sabır, selamet diler, doktor kontrolünde antidepresan kullanmalarını şiddetle tavsiye ederim. Gençlik zamanlarında gelinlerine karşı Türk filmlerindeki "kötü kadın Müzeyyen" karakterini sergileyen bu kayınvalideler yaşlandıkça "Sürahi Nine" kıvamına gelirler. Kısaca her yaş için yeterli yıldırma taktikleri vardır. Böyle bir kaynanaya sahip olan gelinlerin, sabrı bırakmamaları halinde seyr-ü suluklarının hızlandığı görülür.

    Bu ayın manisi konuyla ilgili olarak çok bilinen anonim bir mani;

    Kayınvalide çaydanlık gibidir fokur fokur fokurdar
    Gelin demlik gibidir sinsi sinsi demlenir
    Damat bardak gibidir bir biri doldurur bir diğeri
    Gelin çay kaşığı gibidir arada gelir ortalığı karıştırır
    Çocuk şeker gibidir ortalığı tatlandırır
    Kayınpeder tabak gibidir, okkalıca oturur.
#31.01.2010 10:15 0 0 0
  • Sigarayı bırakmanın tek yolu nefis mücadelesinden geçer.İradeye sahip olunmalı.
    Mücahede ve riyazet yapılmalıdır.
    Mücahede; nefsi cezalandırmaktır.Yani, onun isteklerinin tersi yapılmalıdır ki adet haline gelsin ve sigara bırakılsın diye.
    Riyazet ise; az yemek, az gülmek, az konuşmak ve de az uyumaktır.Bunlar gerçekleşirse nefs körlenmiş olur.Lakin bu iş biraz sabır ister.Çünkü yapılan riyazet ve mücahede ömür boyu da sürer.Kimi bu yolda başarı kazanır kimi de nefsine yenik düşüp aynı başladığı yola döner...
#30.01.2010 00:02 0 0 0
  • Kaynana adaylarına en güzel tavsiyelerimiz bunlardır.Uygulayarak yaşamasını temenni ederiz.
    Gelinlere tavsiyemiz de şudur; zaman gelecek ki sizden doğacak erkek evlatlarınızın hanımları, yani gelinleriniz de olacak o zaman bu silsile devam edecek.Herkes yeri geldiğinde kaynana veya gelin olacak.Birbirinize saygıda kusur etmeyiniz.Sabırlı olunuz.Zira çektirene Allah'da çektirir.Bu nasihatlarımı sakın unutmayın.

    Nice hayırlı kaynana ve gelinler olmasını temenni ediyoruz
    Huzur dolu bir ömürle kaynaşarak geçinmeleri için yüce Rabbimize dua ediyoruz...
#29.01.2010 20:49 0 0 0
  • Sevgili kayınvalideler!

    Şayet bizim tespitlerimizi onaylıyorsanız lütfen tekliflerimizi dikkate alın ve de yaşayın. Gelin olduğunuz dönemde kayınvalidenizden kaynaklandığını düşündüğünüz ne kadar olumsuz davranış varsa hatırlayın ve siz tam tersini yapmaya başlayın. Siz "çekti" iseniz, geline "çektirmeyin."
    1-Gelininizi "el kızı" değil, artık öz evladınız olarak görmeye çalışın.
    2-Gelininizi sevdiğinizi belirtmekten, iyi söz söylemekten korkmayın, şımarmazlar. Özellikle oğlunuzun yanında, akraba, eş, dost arasında onların güzel, farklı özelliklerini vurgulamaktan çekinmeyin. Duyacaklar, sevinecekler ve sizi de seveceklerdir.
    3-Onları eltileri, kızlarınız ve başka gelinlerle kıyaslamayınız.
    4- Yersiz "kıskançlık" duygularını uyandırmamak için, gelininizin yanında oğlunuza özel ilgi gösterip gizlice konuşmayınız.
    5- Tahammül edebildiğiniz hataları görmezden gelip, affediniz. Allah da sever.
    6-Onun da bir kişiliği ve şahsiyeti olduğunu unutmayın. Onun da bağımsız bir varlık olduğunu kabul edin ve olur olmaz işlere karışmayın.
    7- Bir hata yaptığınızda özür dilemekten çekinmeyin. Özür dilemekle küçülmez, aksine büyür, güven kazanırsınız.
    8- Gelininizi olması gerektiği, hayalinizdeki şekli ile değil olduğu gibi kabul edin. Kendi kızınızın kusurlarını örter gibi onun kusurlarını da örtün ki mahşer günü de sizin kusurlarınız örtülsün.
    9- Gelininizin sahip olmadığı özelliklere üzülmek yerine "sahip olduklarını" düşünerek sevinip, hamd edin. Hoşlanmadığınız gelinden Allah kim bilir ne hayırlar murad etmiştir.
    10- Mümkünse ayrı evde oturun. Habersiz ziyaretine gitmeyin.
    11-Oğlunuzun ve gelininizin yaşadığı evin sizin eviniz olmadığını unutmayın. Gelenine, gidenine ve düzenine müdahale etmeyin.
    12- Torunlarınıza arka çıkarak anne ve babasının vereceği eğitimi bozmayın. Tecrübelerinizi daha uygun bir zamanda ayrıca iletin.
    13- Bütün gayretlerinize rağmen iletişim bozuk gidiyorsa onların gıyabında hayır dua edin. Hak, şerleri hayra çevirmeye muktedirdir. Belki de sabrınızı deniyor, geçmiş günahlarınızı affediyor ve belki de Allah indinde dereceler kazanıyor olabilirsiniz.

    Sizlere içten gayretleriniz için iki cihan saadeti diliyoruz.
#29.01.2010 20:47 0 0 0