Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Kötü Ahlâkla İyi Müslümanlık Mümkün mü?

    Müslümanlığımız önce hal ve gidişimizden bellidir. Yani insanlara karşı ne yaptığımız, nasıl davrandığımız. Dürüst ve güvenilir miyiz, menfaate göre dümen kırmak yerine yolumuzu ilkelerimiz mi belirler, sözümüzde durur, ahde vefa gösterir miyiz? Müslümanlığımız aklâkımızdan bellidir.

    Şimdi, yaşadığımız bu değişimler çağında müslüman ahlâkının da değişime uğradığından şikayet eder olduk. Dindarlığı sadece bir kimlik olarak taşıyan, hal hareketini, dükkânını ticaretini kişisel istek ve çıkar neyi gerektiriyorsa ona göre yürüten, hakkı hukuku gözardı eden müslüman modeli yaygınlaşıyor.

    Unutmamak lazım, ahlâkımızın değişimi müslümanlığımızın değişimidir.

    İslâm dünyası, kendisine hayat modeli olarak Batı'yı seçtiği, Batılılaşmaya azmettiği zamandan bu yana derin bir kimlik krizinin içine yuvarlanmış bulunuyor.

    Bu süreçte en son ve en ekmel din olan İslâm'ı, ferdî ve toplumsal sahada gereği gibi idrak edip yaşama olgunluğu bakımından evvelki nesillerle aramızdaki makas hayli açılmış bulunuyor.

    Oysa eski devirlere göre daha müreffeh yaşıyoruz. Her yeni yıl bize daha fazla maddî/dünyevî avantajlar getiriyor. Modern teknolojinin ve eğitim sisteminin sunduğu imkanlar sayesinde eskilere oranla çok daha fazla bilgiye, çok kısa sürelerde ulaşabiliyoruz. Her yeni nesil teknolojik alet-edevatla daha bir hız ve ustalıkla bütünleşiyor. Bunun adına "gelişme" diyorlar.

    Fakat madalyonun öbür yüzünü çevirdiğimizde sarsıcı bir gerçekle yüz yüze geliyoruz. Bütün bu maddî/dünyevî imkanlar, dindarlığımızı, takvamızı, ahlâkımızı, kişisel ve toplumsal sorumlulukları yerine getirme hassasiyetimizi artırmadı.

    Belki ibadetlerimizi aksatmıyoruz, hatta belki nafile ibadetlere, zikir ve virde devam edenlerimizin sayısı hayli fazla. Ama sorumluluk sahamızda bulunan insanlarla, bir şekilde temas ettiğimiz kişilerle ilişkimiz, yani ahlâkımız alarm veriyor!

    Dünyevî ahlâk ya da ahlâksızlaşma

    Adı konulmamış bir sekülerleşme/dünyevîleşme hali yaşıyoruz müslüman toplumlar olarak. Kapı komşumuzun ahvalinden habersiz yaşamak bizi rahatsız etmiyorsa, bir yolculuk esnasında yanımızdaki insanla birbirimize değmemek için çaba harcıyorsak, telefondaki sesin tonundan "Acaba bir şey mi isteyecek?" diye tahmin yapıp kapıları kapatma moduna geçiyorsak, çabamız emeğimiz sadece kendi refahımıza yönelikse ve infak ahlâkından uzaklaştıysak...

    Evet bütün bu ve benzeri davranışlar günlük hayatımızın bir parçası oluvermişse, kalbimizi acilen yoklamanın vaktidir!

    Yasak savma vicdan rahatlatma

    Fakat bu iç muhasebeyi yaparken kendimizi kandırmamamız lazım. Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir engelliye yardım elini uzatmak, işin "gösteriş" boyutunu aşabilmişsek eğer, "anlık" ve -itiraf edelim- biraz da "rahatlatan" bir etki bırakır üstümüzde. Sonra daha bir enerjiyle döneriz kendi dünyamıza.

    Dünyanın çeşitli yerlerinde haksızlığa, zulme, kıyıma uğramış insanların haberlerini izleyince, okuyunca tepki gösterir, hatta belki bunun için yapılan gösterilere katılırız. İslâmî hassasiyetimizi kaybetmediğimiz duygusunu pekiştirmiş oluruz içimizde böylece.

    Evlad u ıyalinin geçimini en güzel şekilde temin etmek, onları başkasının eline bakar durumda bırakmamak her ebeveynin en tabii görevidir. Yani fazladan bir meziyet değil. Bizse bunu İslâmî görevlerini tam olarak yerine getirmek olarak anlar ve "bireysel müslümanlığımıza" giderek daha fazla tutunuruz.

    Çalıştığımız işyerinde yükselmenin biricik yolunun "ehliyet ve liyakat" olduğunu unutarak torpile, kulise, tavassuta başvurmak ya da "ne yapalım, işler böyle yürüyor" düşüncesiyle sessiz kalarak adaletsizliklerin devamına katkıda bulunuruz, sonra kendi vazifemizi yapmakla avunuruz.

    Oysa ahlâk sahibi olmak, hele de "ahlâk-ı hamide" sahibi olmak anlık vicdan rahatlatmalardan, yanlışı kendi içinde normalleştirip öylece yoluna devam etmekten çok daha fazlasıdır. Bu tarz avunmalar ahlâka değil, olsa olsa ahlâk zafiyetine işaret eder. Unutmamak lazım, "din güzel ahlâktır."

    Savrulmanın kaynağı

    Bütün bunların ve benzeri davranış ve algı biçimlerinin aslında bizim din anlayışımızdaki bir kırılmadan kaynaklandığını fark etmek durumundayız. Hayatı şu veya bu oranda bizim dışımızda oluşmuş, yerleşmiş bakış açılarıyla algılayıp yaşamaya başladığımızda bu türden savrulmalar kaçınılmaz oluyor.

    İş ortamlarında, ticaret ve alışveriş ilişkilerinde ve hayatın diğer alanlarında dinden kopuk/bağımsız bir hayat yaşamanın mümkün olduğu şeklindeki düşünce bize ait değildir. Bu kapitalist/pozitivist hayat tarzının benimsenmesiyle ortaya çıkmış hastalıklı bir hayat algısının sonucudur.

    Batılı toplumlarda, bilhassa Protestanlığın hakim olduğu ülkelerde yaşandı önce bu savrulma. Zira protestanlık, insanlara şunu öğütlüyordu: Manastırlara kapanıp kendini ayine vermek suretiyle iyi hıristiyan olunacağı düşüncesi artık devrini kapatmıştır. Şimdi iyi hıristiyan çok çalışan, çok üreten, rekabet eden hristiyandır. Kim cennette en iyi yere sahip olmak istiyorsa, hayatın içine girsin, rekabet etsin, başarılı olsun.

    Evet, protestanlığın hristiyan topluma telkini buydu ve bu telkin kısa bir süre sonra "kapitalizm" dediğimiz canavara vücut verdi. Bencil, kendi menfaatlerinden başka bir şeyi önemsemeyen, hatta bunun için en yakınlarına dahi acımasız davranabilen insan tipi protestanlığın cennette en iyi yere sahip olmayı vaat ettiği insan tipidir.

    Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Protestanlığın doğurduğu kapitalist anlayış insanları maddeye öylesine bağımlı hale getirdi ki, kapitalistleşen toplum bir süre sonra protestanlığı dahi tanımaz hale geldi. İnsanlar kendi haz ve çıkarlarını din edindiler, kişisel istekler yani heva-yı nefs de bu "yeni din"in tanrısı oldu! Tam da Yüce Kitabımız'ın, "Hevasını ilâh edineni gördün mü" (Furkan, 43) dediği durum yani.

    Ahlâk-Din ilişkisi

    Bu savrulmanın müslümanlığımız açısından ne ifade ettiği noktasında acil ve esaslı bir sorgulamaya ihtiyacımız bulunduğu açık. Aynı süreci neden biz de yaşamak zorundayız? Üstelik bunca dindarlık iddiasıyla birlikte... Bu müslümanlık algısının bizi kurtuluşa götürüp götürmeyeceğinin muhakemesi artık ertelenemez bir noktaya gelmiştir.

    Rasul-i Ekrem Efendimiz s.a.v., "Ben ahlâk güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim." (Muvatta) buyurmuştur. Bu, Efendimiz s.a.v.'in peygamberliğinin temel anlamını ifade etmesi bakımından son derece önemli bir hadis-i şeriftir. Efendimiz s.a.v., insanlara dinin temel mükellefiyetlerini öğretirken, şüphesiz sadece bireysel ibadetler üzerinde durmuyordu. Hatta O'nun, dürüstlük, yardım, ahde vefa gibi toplumsal görevlere yaptığı vurgunun, kişisel ibadetlere kıyasla hiç de az olmadığını görüyoruz.

    Temizliğe riayet etmek, ibadetlerini aksatmamak, haramlardan uzak durmak... gibi hususlar ne kadar önemliyse, yalan söylememek, hangi durumda olursa olsun haktan ve haklıdan yana olmak, sözünde durmak... gibi hasletler de en az onlar kadar önemlidir.

    Şimdi ise bu gibi hususların "imanın kemalinden" sayıldığı, daha doğrusu "olsa da olur, olmasa da" kabilinden şeyler olduğu şeklinde yaygın bir kanaat bulunduğu malum. Oysa Efendimiz s.a.v. bu gibi hususları ashabına -dolayısıyla bizlere- "imanın aslından" olarak öğretmiştir.

    Yüce Kitabımız'da, "Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin" (Mâide, 1) buyurulmuştur. Bu ayetteki emir, müminlere, hangi sahada ve kiminle olursa olsun, ahit yaptıkları, sözleştikleri zaman sözlerinin gereğini mutlaka yerine getirme sorumluluğu yüklemektedir. Bir kez söz verince artık kâr zarar hesabının kapandığını, sözün namus olduğunu hatırlıyor mu şimdi müslüman toplumlarımız.

    Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: "Şu dört özellik kimde bulunursa münafık olur. Kimde bu özelliklerden birisi bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklık özelliklerinden birisi var demektir:

    Konuştuğu zaman yalan söyler.

    Söz verdiği zaman sözünde durmaz.

    Birisiyle çekiştiğinde yalana başvurur.

    Sözleşme yapınca ihanet eder." (Bir başka rivayette buradaki son madde, "kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder" şeklindedir.) (Buharî, Müslim)

    Hadis-i şerife dikkatle bakınca, Efendimiz s.a.v.'in, saydığı o dört özellik her kimde bulunursa o kimse münafık olmuştur şeklinde kesin bir ifade kullandığı görülür. Dolayısıyla bu dört hastalığa yakalanmış bir kimsenin namazı, orucu, sair ibadetleri ve kişisel erdemleri kendisine iman safiyeti sağlayamamış demektir.

    Büyük nifak küçük nifak

    Yukarıdaki hadis-i şerif, "Kendisinde bu ahlâk düşüklükleri bulunan kimse, Kur'an ve Sünnet'te yerilen din düşmanı münafıklarla aynı safa mı düşmüştür?" şeklinde bir soruyu akla getirebilir.

    Burada hemen belirtelim ki ulema, nifakın iki türlü olduğunu beyan etmiştir. Bunlardan birincisi "büyük nifak"tır ki, dinde iki yüzlülüğü, iman etmediği halde iman etmiş görünmeyi ve gizli din düşmanlığını ifade eder. (İbn Receb, Câmi'u'l-Ulûm ve'l-Hikem)

    İkincisi ise imanında samimi olduğu halde münafıklara mahsus hastalıklara müptela olma durumudur. Yani böyle hastalıklara yakalanmış kimseler, o amellerinde münafıklara benzemektedirler. Bu durumdaki kişi, bir kısım işlerinde münafıklara mahsus davranışlar sergilemekle, o işlerinde imandan kaynaklanan bir safiyet ve samimiyet içinde bulunmadığını, bir kısım işlerine nifaktan bir parçanın karıştığını ortaya koymuş olur.

    Alimlerin bu izahını, "nasıl olsa bu hastalıklar imanın özüne tesir etmiyormuş, dolayısıyla endişe etmek için bir sebep yok" diye düşünmek son derece tehlikelidir. Zira müslümanlık davamızın, özellikle başkalarının hakkına hukukuna giren konularda kırılmalar yaşadığı bu dönemde, dinimizin bu yönünün daha bir hassasiyetle yaşanması bize sadece toplumsal faydalar sağlamakla kalmaz. Bundan daha önemlisi, başkalarıyla ilişkilerimize taalluk eden hususlar, ahirette göreceğimiz karşılığın belirlenmesinde son derece önemli bir rol oynar.

    Kalbimize ve amellerimize bakılacak

    Efendimiz s.a.v.'in bu doğrultudaki sarsıcı ikazlarından birisi şöyledir:

    "Allah Tealâ kıyamet günü şu üç kişi ile konuşmaz ve onların yüzüne bakmaz:

    Verdiği sadakayı başa kakan,

    Malını müşteriye yalan yere yemin ederek satan

    Elbisesini kibirli kibirli sallayarak dolaşan." (Müslim)

    Bu hadis-i şerifte, kimselerin bilmediği, sadece Allah Tealâ'nın ve kendimizin bildiği en gizli hastalıklardan üçüne dikkatimiz çekiliyor.

    Bize emanet edilen maldan Allah Tealâ'nın emri doğrultusunda muhtaçlara yaptığımız yardım, ahiret gününde aleyhimize işleyen bir delil oluyor. Malımızda sadece Allah Tealâ'nın ve bizim bildiğimiz bir kusur üzerine bina ettiğimiz bir cürüm, ahiret gününde bütün çirkinliğiyle önümüze çıkıyor. "Ben hak ettim, ben kazandım" edasıyla insanlara gösteriş yaptığımız varlık ve servet bizi ilâhi iltifattan mahrum ediyor!

    Bu sebeple Efendimiz s.a.v., "Allah sizin mallarınıza ve dış görünüşlerinize bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim) buyurur.

    Bu sebeple müslümanın "ahlâk zaafı" sayılan hususları kendinde barındırmamak gibi temel bir görevi vardır. Zira yerine getirmekle mükellef olduğumuz farzlar kişisel ibadetlerden ibaret değil. Başkalarıyla ilgili hükümler, emirler ve yasaklar arasında da farzlar, vacipler vardır.

    Huluk-i azim

    Kur'an'da Efendimiz'in "huluk-i azim" (büyük, sağlam bir ahlâk) üzere bulunduğu haber verilmiştir (Kalem, 4). Bu, Efendimiz s.a.v.'in ümmetine öğrettiği, emrettiği ve yasakladığı bütün hususlar kapsamında bizlere de tebliğ edilmiş bir durumdur. Yani Efendimiz s.a.v.'i "huluk-i azim" üzere tutan her ne varsa, yine bizzat Efendimiz s.a.v. tarafından bizlere ulaştırılmış, öğretilmiştir.

    Bu durum, O'na layık ümmet olmanın yolunun, bu nebevî öğretilere tam olarak uymaktan geçtiğini göstermektedir.
    Söz gelimi Efendimiz s.a.v.:

    "Birbirinizi kıskanmayın,
    Birbirinizin aleyhine fiyat kızıştırmayın,
    Birbirinize buğzetmeyin ve birbirinize sırt çevirmeyin.
    Biriniz başka birinin yaptığı alışveriş üzerine (o alışverişi bozarak) başka bir alışveriş yapmasın.
    Ey Allah'ın kulları, kardeş olun!" (Müslim, Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur.

    Bu hadis-i şerifte emredilen ahlâk bizde bir şuur ve tabii bir davranış haline gelene kadar müslümanlığımızın kıvamından emin olmamız mümkün değildir. Nasıl ki Sahabe-i Kiram yalan söylemek nedir bilmezdi, aynı hasletlerin bizim de ruhumuza sinmesi, kişiliğimizin bir parçası olması gerekir.

    Şu hadis-i şerifte çizilen müslüman portresine bir bakınız:

    "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve onu yüz üstü bırakmaz. Her müslümanın ırzı, malı ve kanı diğer müslümana haramdır. (Eliyle kalbini işaret ederek) takva şuradadır. Bir müslümana kötülük olarak kardeşini düşük görmesi yeter." (Tirmizî)

    Son devirlerde Ümmet-i Muhammed'e ârız olan "kabuk müslümanlığı" ile Efendimiz s.a.v.'in burada çizdiği mümin portresi arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Müslümanlığı kılık kıyafette, maddi başarıda, hayat standartlarının yüksekliğinde aramaya başlayan, hatta müslümanlığı neredeyse bunlara indirgeyen anlayışla yukarıdaki nebevî ikaz arasında ne büyük uçurumlar var!


    Ebubekir SİFİL • 132. Sayı / SEMERKAND DERGİSİ AYIN KONUSU
#23.01.2010 14:15 0 0 0
  • YaSMiN
    bence ister kadin istersede erkek icin en onemli dusman nefsdir .Eger bir erkek ya kadin nefsine hakm ola biliyorsa iste o insan asil karakter ve kisilik sahibi insandir. Guclu insani hicbirsey deyistiremez .

    İşte ben bu sözlere şapka çıkarırım.Tek kelimeyle bravo!..Tebrikler kardeşim...
#22.01.2010 07:39 0 0 0
  • Bekarlar için en kolay yemek.Bakalım bu basit yemeği de yapabilecekler mi?

    Tarifiniz çin teşekkürler..
#20.01.2010 09:10 0 0 0
  • Erbakan Hoca o yıllarda savaşın sadece Kıbrıs'la bitmeyeceği, ve hedef olarak Atina'dan başlayıp tamamen Yunan'ın hakkından gelinmesini istiyordu.Lakin ABD korkudan, "ateşkes imzalayın!" demesinden sonra bugünkü K.K.T.C. biz de kalmıştır...

    Gerçek Kıbrıs fatihi Erbakan Hoca'dır...

    Kıbrıs harekatında ben o zaman 14 yaşındaydım.Bugünkü gibi hatırlıyorum...
#19.01.2010 21:54 0 0 0
  • Zengin olmak adam olmak olsa idi bugüne kadar ortalıkta fakir kalmazdı.Çünkü adam gibiadam fakiri gözetirdi.Bugün maalesef adam gibi adam bulamıyoruz.
    Erkeklerin eline biraz para geçince hemen karısını boşayıp yeni bir evlilik yapmak istiyor, bu adam olmak mıdır?...
    Benim bildiğim erkek, yuvasına sahip çıkar karısının üstüne gül koklatmaz..
#19.01.2010 21:46 0 0 0
  • Yunus Emre Hazretleri Moğol istilasından kurtulup göç etmedi mi?.Niye bunları bilmiyorsunuz..Cengiz Han kafiri bir Türk değil, Moğoldur.Size Türk diye yutturuyorlar.Açın sahih kaynakları bir çok şeyler öğreneceksiniz...
#17.01.2010 09:22 0 0 0
  • Bana şimdi söyleyin Allah aşkına!..Cengiz Han'ın İslam adına bir tek çaktığı çivi var mıdır.Anlatında göreyim sizi.Eserleri nedir nerededir,ne yapmıştır?.

    Gerçekten de Cengiz Han büyük bir zalim ve İslam düşmanıdır..

    Bilip bilmeden Cengiz Han'ı meth etmeyin yoksa Allah'ın gazabına uğrarsınız..
    Unutmayın ki her Türk müslüman değildir.Her müslüman da Türk değildir.Türk olmayla şeref aranmaz.Şeref ve haysiyet İslam'da aranır..
#17.01.2010 09:13 0 0 0
  • noimage


    Zekeriya Abanozoğlu
    Eğitimci Yazar

    Cengiz Han mı dediniz?


    Cengiz Han öyle veya böyle insanlık tarihinde önemli yer tutan biridir. Ancak yanlış tanındığını düşünüyorum.
    Türk soyundan geldiğini söyleyenler var ama bu gerçek değil. Kendisi bir Moğol gibi doğmuş, bir Moğol gibi yaşamış ve bir Moğol gibi ölmüştür. İnsanları değerlendirirken kendi zamanının ve kendi kültürünün özelliklerini dikkate almazsak yanılırız. Ancak insanlık tarihi boyunca öyle temel insani değerler vardır ki kahramanların günümüze ışık tutmaları bu özellikleri benimsemeleri ile ilgilidir.

    Türk milleti olarak Cengiz ismini çocuklarımıza veririz, Cengiz Han'ın resimleri okullarımızı süsler. Peki, bunu niçin yaparız. Cengiz Han kimdir ne yapmıştır bunu da pek bilmeyiz. Bilseydik böyle yapmazdık. Herhalde aklımıza dünyanın yarısını fethetmiş büyük bir cihangir geldiği içindir. İskender ismini de o yüzden koyarız çocuklarımıza. Oysa Büyük İskender'in bizimle hiçbir ilgisi yok. Bize yararı da yok zararı da. Ama Cengiz Han öyle mi?

    Cengiz Han(Timuçin) daha dokuz yaşındayken tuttuğu balıklarını aldı diye kardeşini oklayarak öldürmüş, hayata cinayet ile başlamış biridir. Üstün siyasi ve askeri dehası tarihte hiçbir şekilde yer alamayacak olan barbar bir kavmin kaderini etkilemiş ama değiştirememiştir. Dünya tarihinde yağmalar, katliamlar ve acılarla dolu iki yüzyıllık bir süreyi işgal etmişlerdir. Hepsi o kadar. Bu büyük yağma çapul imparatorluğu saman alevi gibi parlayıp söndüğünde dünya artık eski dünya değildi ama Moğollar eski yerlerinde hiçbir şey olmamış gibi eski uğraşları içindeydiler. Halen öyle olmaya devam ediyorlar.

    Moğol sosyal yapısı aynı coğrafyayı paylaşmamıza rağmen Türklerden çok farklı idi. Bakın o devrin tarihçisi Moğol ailesinde bir yemek sahnesini nasıl anlatıyor: "Önce güçlü kuvvetli erkekler yemeği alırlar, sonra yaşlılarla kadınlar tencereyi önlerine çekerler, çocuklar da kemiklerle sinirleri birbirinden kapmak için yarışırlar" Bu sahne bana sırtlan sürüsünün beslenmesini hatırlatıyor. Zaten onlarda sırtlan sürüsünden farklı değillerdi. Moğol sosyal yapısında acımak, merhamet gibi insan olmanın temel vasfı sayılan hiçbir değer yoktu. Hiçbir feryat onların yüreklerine etki etmezdi. Cengiz Han Çin seferi sırasında esir aldığı yüz bin kişiyi geri dönüşte Gobi çölünü geçemezler diyerek katletmiştir. Buradan sağlayacakları tek fayda kendi sürülerine yayla temini için bereketli memleketleri insansızlaştırmaktan öte bir şey değildi.

    Cengiz Han kadınlara çok düşkündü. En büyük zevki düşmanlarının atlarına binmek ve kadınlarıyla oynaşmaktı. Bir gün bir adamı kendisine gördüğü ama yerini hatırlamadığı güzel bir kızdan bahsedince: "eğer gerçekten güzelse onu muhakkak bulurum" demiştir. Yine bir gece rüyasında eşlerinden birinin kendine suikast yaptığını görür. Uyanır uyanmaz nöbetçiyi çağırır ve ona falan kadın senindir al onu çadırına götür, deyecek kadar da çağdaş fikirliydi !

    Tarihte Türk'e ve Türk-İslam dünyasına Moğollar kadar zarar veren başka bir millet gelmemiştir. Düşürdüğü Semerkant, Buhara, Merv, Rey gibi tarihi Türk şehirlerde milyonlarca insanı öldürttü. Kadınları eşlerinden, çocukları anne babalarından ayırttı. Moğollar dağlara, oyuklara sığınarak katliamlardan kurtulanları açlıktan öldürmek için bütün canlıları yok, bütün ekinleri imha ederlerdi. Batı yürüyüşü sırasında Cengiz Han komutanlarına şu emri veriyordu: "Benim tarafımdan özel bir emir olmadıkça insanlara merhamet göstermenizi men ediyorum. Böyle kafalara vazifelerini öğretecek ancak şiddettir."

    O sadece insanlara değil, mabetlere, binalara, kütüphanelere ve kitaplara saldırdı. İstemediği ne işe yarayacağını bilmediği, kendisine yabancı gelen her şeyi imha etti. İşin kötü tarafı bunu yaparken kişisel veya milli bir düşmanlıkla değil fakat özellikle imha arzusunun tatmini için yapıyordu. Sadizm onun varlığıydı. Zira onu engelleyecek ne bir hukuk sistemi ne de bir Allah korkusu vardı. Babaları öldürülmüş çocuklar Moğolların elinde esirgen, İslam memleketlerinin en güzel kadınları Moğol çadırları arasında örtüsüz dolaşıyorlardı.

    Cengiz Han'ın işkenceleri, zalimlikleri yüzlerce yıl İslam coğrafyasında anlatılıp durmuştur. Anadolu en karanlık çağını Moğol istilası sırasında yaşamıştır. Yunan zulmü bile Moğol istilası yanında gerçekten önemsiz kalır.

    Cengiz Han bir İslam âlimine : "Benden sonra gelenler döktüğüm kandan dolayı bana lanet edecek mi?" diye sormuştu. Evet, Timuçin bir tarih öğretmeni olarak ben sana lanet ediyorum. İstiyorum ki katlettiğin milyonlarca insanın, kirlettiğin binlerce iffetin, onursuzluğa ittiğin yüz binlerce erkeğin ve sukut ettirdiğin bir medeniyetin torunları seni tanısınlar. Tanısınlar ki gafil olmasınlar. İçindeki insanlık erdeminini kaybedenlerin yalan - kuru cihangirlik hülyalarına kanmasınlar.

    30 Mart 2008 Pazar

    OFLULAR.COM
#17.01.2010 09:07 0 0 0
  • Verilen bilgilerde bir yanlışlık gördüm.
    Kanuni Sultan Süleyman beyin kanamasında ölmedi, "ŞİRPENÇE" hastalığndan vefat etmiştir.

    Şirpençe hastalığı nedir?

    Daha çok ense, sırt ve kaba etlerde beliren birçok çıbanların birleşmesi ile meydana gelen ve çabuk genişleyen bir çeşit kan çıbanıdır.
#17.01.2010 08:49 0 0 0
  • Aslında bütün bu olanlar arkadaşımız birisine bilmeden İP numarasını kendisine vermiş olabilir.İP numaralarıyla PC'yi işgal eder.Bundanda kurtulamazsa başka bir İP adresinden internete girmesini tavsiye ederim...
#17.01.2010 08:41 0 0 0
  • Konu: Laiklik
    Atesilter ben dinde neyi bölüyorum.Sen dini sevmediğin için beni de gaza getirmeye çalışıyorsun.Eğer mertsen çık karşıma bölücü müyüm değil miyim göstereyim sana.

    Bin kere yazıklar olsun sana!.Öfkenden çatlasan da dinimize sahip çıkacağız.Kişisel sayfalara sadece bir şiir ve dua yazdık diye bunca öfken nedir?.Bana da ahkam kesme.Moderatörsen buna layık değilsin.Çünkü sen milletin dilinden anlamıyorsun.Sadece orman dilinden anlarsın.Biz efendi olduk sen anlamadın.Şimdi intikam almak için merci yöneticelere beni ispiyon edip banlayacaksın, öyle değil mi.Sen ancak bunu yapabilirsin.İlk defa bu kadar ben bu sitede bir moderatöre kızıyorum.Bugüne kadar uyarı aldık eyvallah dedik sinemize çektik artık yeter be!..
    Benimle çene yarışı yapma efendiliği de elinden bırakma!.
    Hem beni dinsizlikle suçluyorsun bu ne hal ey Atasilter kardeşim...Neuzübillah ben dinsiz asla olamam...Sözlerin ağır ama sana yakıştıramıyorum.Allah seni gafletten uyandırsın..
#03.01.2010 16:05 0 0 0
  • Konu: Laiklik
    Atesilter, sen haddini aştın.Sana ben adam gibi cevap vereceğim.

    Bu memleket soyulmuyorsa millet olarak niye sıkıntı çekiyoruz?.Aydın Doğan, Cem Uzan ve daha niceleri devleti soydular mı soymadılar mı.Bir de bunun yanısıra Ergenekoncular da var.Onlar ise hem soymuşlar hem de devleti devirmek için darbe hazırlıkları yapmışlar ama Allah'ın hkmetine bakın ki bunu başaramadılar....

    Hırsından çatlama be kardeşim.Gözünde ki at gözlüğünü çıkar da bir bak etrafa ne var ne yok diye...Bu memeleket, taa 70 seneden beri soyulagelmiştir.Eğer bu memleket soyulmuyorsa hortumxular nerelerde saklanıyor buna cevap ver!..

    Nerede bir irtica olayı duysak arkasından mutlaka bir hınzırlık görüyoruz.Sonradan da bir bakıyoruz ki irtica mirtica hikaye imiş.Maksat, bir takım şeytanlıkları kamuoyundan gizleyip oyalamak ve malı götürmek.Sonradan hepsinin de ne niyetleri belli oldu...

    Bre gafiller!.. Devlet soyulurken siz niye devlete sahip çıkmıyorsunuz?.Ben AKP'li de değilim ki .Devlet başka hükümet başkadır.Bunu da böylece bilin!...

    Kanuni Sultan Süleyman'ın meşhur bir sözü vardır ki cihana bedeldir:
    "Ya Rabbi!..Evimi ocağımı yak ama DEVLET-Ü OSMANİYYE BAKİ KALSIN!.." diye dua etmiştir
    Bunun anlamı şudur.Ben belki aciz ve perişan olabilirim ama devletim baki kalsın .

    Devlet elden giderse din, vatan, millet,ırz namus diye bir şey kalmaz.Şimdi bakın; Irak,Afganistan gibi devletlere ne haldeler.Devletimize ve vatanımıza sahip çıkmazsak onların akibetine uğrarız.Çanakkale de boşuna şehit verilmedi Devlet milleti, millet te devleti sevmeli ve birbiriyle kaynaşmalıdır.

    Tebasına zulüm eden devlet yıkılmaya mahkumdur..

    .......................................................................................
    .......................................................................................
    Aydın Doğan ve onun gibilerini taksim meydanlarında niye protesto etmiyorsunuz.

    Ben devletin soyulduğuna dahil bir sürü belge getirirdim ama siz yine minareye kılıf uydurup işi savsaklayacaksınız..

    Bu devlet soyulmuyorsa ben namerdim.
    Devlet yıkılmıyorsa bu da Allah'ın bir lütfudur..
    Sıkıntıyı çeken millet, keyfini sürdüren hortumcular..

    Hepsine lanet olsun .Millet olark hakkımızı helal etmiyoruz..
#03.01.2010 15:36 0 0 0
  • Konu: Laiklik
    Laikliğin temeline taş koydular
    Devleti soymaya baş koyduar,
    Sen Hâlâ laiklik var diye dur;
    Hortumcular hazineye soymaya baş koydular..
#03.01.2010 05:15 0 0 0
  • Karalahana çorbası var mı?.Salçasız olsun.Biz Giresunlular karalahanayı salçasız yeriz...Bütün Karadenizliler öyle yer...

    Hadi bakalım karalahanam gelsin..
#03.01.2010 04:38 0 0 0
  • Boş işlerle uğraşmayın gençler!.Vücut geliştirici sporlarla uğraşın ki sağlığınız yerinde kalsın. Devamlı oyun eğlence oynamakla gençlik hayatı geçirilmez...Boşuna da buralara paralarınız harcamayın, sizi enayi yerine alıyorlar.Kerizler olmasa uyanıklar nasıl geçinecek? Kolbastı olmasa uykularınız mı kaçacak veya düğünlerde kolbastı oyunu bilmiyorsun diye sizi mi dışlayacaklar.Siz gençliğin kıymetini bilmiyorsunuz.Bugün de yapılacak işleri yarına bırakmayın.Güzel işlerle uğraşın..

    Boks, judo, tekvando, karate,yüzme, futbol, güreş varken; ıncık gıncık işlerle uğraşmayın.

    Spor yapın genç kalın....

    Bir büyük sözü dinleyin...Güzel düşünen hayattan zevk alır. Negatif düşünen havasını alır..

    Moraliniz bozuldu dii mi?
#03.01.2010 04:25 0 0 0
  • Kadınlar çok yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur...biri gider diğeri gelir.

    Hayat bu...Kadınlar 40 yaşından sonra çabuk yaşlı gösteriyorlar.Onun için mi erkeklerden şanslı oluyorlar?..
#03.01.2010 04:12 0 0 0
  • Sakın ha kaçırmayın!.Ne olur ne olmaz mallarını alın ki bir an evvel fener daha çok zengin olsun..Koşun malları kaçıyoor!..
#03.01.2010 04:07 0 0 0
  • Konu: Laiklik
    Rüya
    Konu yine hortlamış
    İnsan yaşadıkça neler görüyor...
    Laikleri din düşmanı olarak görenler ..
    Bende gördüm din konusunda ahlak konusuda ahkamlar kesip elinden içkiyi düşürmeyen ahlaksızlığın daniskasını yapanı ırz düşmanlarını..
    Yani sapla samanı ayırdıgınız da birşeyler düzelecek.

    Gerçek müslüman içki içmez.Hele de asla ırz düşmanı olmaz.Müslümanlara hakarat etmeyi bırakınız.
    Kusuruma bakmayın ama laik bir düzende yaşatıldığımız için maalesef dediklerin vardır.AB'ye gireceğiz diye zina suç olmaktan çıkarılmıştır.Çünkü devletimiz ahlakve maneviyata önem vermemektedir..Herşey bağışlanır ammaa; ASLA IRZ DÜŞMANI BAĞIŞLANAMAZ

    Sapla samanı laik düzen ayırabiliyorsa, yarından tezi yok ben de LAİKİM..
#03.01.2010 02:06 0 0 0
  • Konu: Laiklik
    Azadeyle
    Sana dinini yaşama diyen yok ki..Seninle Allah'ın arasına kimse giremez..Burada ülkemizin iç veya dış politikasıyla ilgili bir karar verirken eskiden oldugu gibi dini bildiğini söyleyen (ki bu kişiler avrupanın ve coğu ülkenin gerisinde kalmamıza sebebiyet vermiş insanlardır) kişilerden son onay almamızı şart koşmıyacak bir sistemden bahsediyoruz..her yeni icata şeytan icatıdır kabul görmüyoruz diyen bir zihniyet vardı -ki bu zihniyet insanların sosyal hayatlarınada fazlayasıyla müdahale ediyordu.Bunları görmezden gelmeyiniz.Laiklik dinsizlik demek değildir.Laiklik dini şahsi cıkarları için kullanan şarlatanlara meydan vermemek icin kabul ettiğimiz bir ilkedir.İstesenizde istemesenizde Bu ülke laiktir ve Laik kalacak

    Sevgili kardeşim.Hangi bir müslüman insanlığa faydalı olan bir icadı, "gavur,şeytan icadı" deyip de almamış veya kullanmamıştır.Bir tane örnek göster,hem de delilleriyle beraber.

    Sen Milli Eğitim kitaplarında veya sol zihniyetli kitapları alıp okursan din ve müslümanlar hakkında her zaman su-i zanda bulunman kaçınılmazdır.Onların maksatları, dinden ve müslümanlardan koparmak ve nefret ettirmek içindir.

    Ben, insanlığa faydalı olan bütün gelişmeleri ve icatları sonuna kadar destekliyorum..Bizim dinimiz asla faydalı olan şeyleri almaya, kullanmaya karşı değildir.
    Dine ve müslümanlara karşı su-izanda bulunmayalım lütfen!.Ben bugüne kadar bir müslümanın "bu gavur icadıdır, almayın günahtır "dediklerini ne duydum ne de gördüm.Görsem bile ben onun yüzüne tükürürüm.

    Geri kalmışlığı şunlarda ara:

    1- Gençliğin yozlaştırılması
    2- Türk toplumu olarak yılda bir sefer de olsa faydalı hiçbir kitap okumaması
    3- Toplumumuzum kültür emperyalizmine aldanması ve yenik düşürülmesi veya düşmesi
    4- Anne ve babanın eğitimsiz olması
    5-Okullarda ezberciliğin yaygın olması
    6-Bilime teşvik edilmemesi
    7-Okullarda kızlarımızın laiklik yüzünden sırf başörtüsü yüzünden beyin göçünün yayılması ve zorlanması
    8- Millet ve devlet olarak kendi silahımızı malımızı icat etmeyişimiz
    9-Dinin; bilim ve ilimle bağdaşmadığını söylenmesi ve fitne fesat tohumlarını nesillere aktarılması
    10-Ahlak ve maneviyatın giddikçe azalması yok olmaya yüz tutulması,

    11 Yeraltı zenginliklerimizin halen çalıştırılıp yeryüzüne çıkarmayışımız veya buna takılan nifak engelleri

    12.T.C.olarak tam bağımsız olmayışımız
    Ekonomi ve sanayiide hazıra konmamız

    13-Sömürü düzenine göre kurulan İMF'ye bağlı oluşumuz,

    14- Devlet ve milletin birbirleriyle kaynaşmaması vb... gibi şeylerdir.Ben şimdilik bu kadar düşünebildim...

    Şimdi söylüyorum sana
    Bu saydıklarımın hangisi doğru değil..Bunların içinde şu doğru değildir dersen cevabım hazırdır..
    Şimdi kalkıp da geri kalmışlığımızı dinde ve müslümanlarda arama sakın!.

    DÜRÜSTLÜK İSTERSEN KENDİNDE ARA!..

    DOĞRUUK İSTERSEN YİNE KENDİNDE ARA!.

    GÜZEL AHLAK İSTERSEN YİNE KENDİNDE ARA!.

    MANEVİYAT İSTERSEN YİNE KENDİNDE ARA!.

    İLİM İSTERSEN YİNE KENDİNDE ARA!.

    Eğer bunlar sen de varsa sen bir HARİKASIN! el üstünde tutulmaya layıksın.Yok, eğer bunlar sen de yoksa kocaman bir HİÇSİN!...
    Şimdi anladın mı niçin toplumsal olarak geri kalmışız!...

    Dini yaşamak için önce din için ne yapıyoruz ona bakmalıyız...
    Allah bizden razı mı değil mi ona bakmalıyız.O Yüce Mevla bizden razı değilse o halde neyiz, niçin yaşıyoruz?.

    Dayan mücahidim dayan!
    Bu senin yüce davan!
    Yaşanmayınca Kur'an
    Kalpte kalır hapis iman

    Sen yine; "Türkiye laiktir, laik kalacak" demeye devam et!..Laiklik seni kurtaracaktır.
#03.01.2010 01:47 0 0 0