Ben McDonalds'ın bunu yapacağına pek inanmıyorum.Bu firmayı da meth edecek de değilim.Lakin bana kalırsa bu görüntüler başkalarına ait olup belki de hastalıklı hayvanları bu şekilde kesip ya imha ediyorlardır, ya da hayvanat bahçesinde ki vahşi hayvanlara veya ormanlara bırakıyorlardır etlerini.Bu durumu Dünya Sağlık Örgütü bilmiş olsa Mcdonalds'ı anında dünya piyasasından ihraç ederler diye düşünüyorum..
Bu konu hala devam mı ediyor.Hele durun sokağa bi çıkayım da kim sütyen giymiş.Galiba dışarı da soğuk var Kimsenin ne giydiği belli olmuyor.Yaz gelsin görüşür bu sünepe erkeklerle..
herkesişine üye bu konuya balıklama dalmış.Anlaşılan o ki uçkuruna düşkün olduğu belli oluyor .Kınayacağı yerde fuhuşa çanak tutuyor.Hani tepkin be kardeşim.Utanmadan sana ne bana ne diyor.Gözün şimdi görmez ama yakınlarından birinin o ortama kapıldığında gözün açılır merak etme!..Demek ki bu arkadaş bu işi gizli yapıyor ki herkesi dolaylı yönden susturmaya çalışıyor..
Senin laflarını akıllı olan zaten tutrmaz.Boşuna fuhşiyatı bize iyi yapıyorlarmış demeye hakkın yok..
Herkese buradan çok çok teşekkür ederim...Elleriniz dert görmesin.Sağ olun varolun...
Uygun olanı kendime seçtim...Allah'a emanet olunuz.Başka bir değişik türde yapacak olursa tercihmiz olur..Resimlerime hepsini sakladım..
Resûl-i Ekrem (sav)'in lânetine kaş aldıran ve alanlar da dahildir. Kaşın kıllarını iyice inceltmek ve kaşı yukarıya almak sûretiyle "kaş aldırma" işlemi gerçekleşir. Bu da hilkati değiştirme manasınadır. Fûkaha; kadının yüzünde sakal ve bıyık çıkarsa, bunun alınmasının câiz olduğunu esas almıştır.( İbn-i Abidin; sakal ve bıyığın kadında fıtrat olmadığını, bu sebeble (eğer çıkarsa) kesilmesinin müstehab olacağını beyan etmiştir. Şurası muhakkaktır ki; büyük masraflarla yaptırılan "estetik ameliyat"lar da, fıtratı değiştirme hükmüne tabidirler. Ancak (herhangi bir kaza sonucu) sonradan meydana gelen ve insanın toplum içinde mânen ezilmesine sebeb olan anormallikler düzeltilebilir. Çünkü bu tedavi hükmündedir.
Günümüz icinde hemen hemen her durumda cokca görebiliyoruz..
Kader konusunu hiç açmasanız çok daha iyi olurdu.Zira resulullah efendimiz kader konusunda tartışmayın diye buyurmuşalrdır.
Şimdi gelir birisi buraya kader konusunda abuk sabuk laflar eder, soru sorar ortalığı karıştırır.Kaderin tartışılması pek de uzun oluyor.Hele de cahillerle kader hiç tartışılmaz.
Te büle akşam oldu mu epten akılcımı alır, gözümü göğnümü bir oş edersin beyav...
Abe Allah belacımı versin seni çok severim.
Yatmaz mıyım yatacıma abe bi direm uyku girmez güzlerime...
Dünerim u tarafa dünerim bu tarafa ep gene silinmez ayalin beya.
Ekmekten sudan kesildim artıkın.
Tarlada elim çapa tutamaz, kaavede desen ne bi laf ederim ne de kiyaat oynarım.
Üldürdün beni beyaa... Düşün bobam düşün...
Amet Aganın sıpası gibi önüme baka baka solurum.
Akşamları sizin maallede sülerim "Yarim sende vifa yokmu" şarkısını.
Duyarsın elbet. Ölmüş nenem bile dinner.
"Anlarım kızanım seni anlarım ama unda u boba varkene vermez sana asibeyi" der ep...
İşte u zaman çeltik tarlasına döner gözlerim. Epten gene vıcık vıcık olur aalamaktan.. .
Şu boban olcak kapçık aazlıyı yola getiremez misin beyaa...
Aşıklık çekeriz bilirsin işte. Eriye eriye göndöndü sapına döndük .
Agana da süle düümesin artıkın beni. Sankim u iç aşık ulmamış.
Düver Alla düver, sırtım gırnatacı Asan gibi kapkara oldu beyaa...
Takarım sana cumuriyet altını, alırım uzun tüülü mantu, cazlı düün bilem yaparım taa ne olsun beyaa...
Süle anana akşama çıtlatsın bunları bobana.
Yosa atar em vallahi em billahi damarları beynimin.
Buzmayasın adamın aklını.
Yarın gece Alil'le İsiin'i alırım yanıma, atarım seni Ismayıl'ın arabaya undan sonra bulsunlar bakalım bulabilceklermi. .
Te ben adama bukuda sülerim başkada bişey sülemem...
Seni er şeyden çok seven sevgilin;
Beslenme bülteni okurlarını şaşırtan en önemli tavsiyelerimizden biri pastörize hele de UHT teknolojisi uygulanan sütleri tüketmemeleri. Bu tavsiyemiz bu konunun bazı uzmanlarının ve gıda sanayicilerinin aşırı tepkisini çekiyor. Bu çevreler 'halk sağlığını tehlikeye attığımızı' ima ediyorlar. Hakan Arabacıoğlu'nun tercüme ederek Vejetaryen Sitesinde yayınladığı bu yazı, gerçekte halkın sağlığını kimlerin tehlikeye attığını gözler önüne sermektedir.
PASTORİZE SÜT MÜ ÇİĞ SÜT MÜ?
Şimdi batı diyetinde en çok tartışmaya konu olmuş ve yanlış anlaşılmış kısma geldik. Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.
Doğaya baktığımızda, yavruların diğer yiyeceklerle sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.
Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle "yıkarlar". Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: "Ya tek başına iç, ya da içme."
Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.
Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.
Biberonla beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkla-rı, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.
1930'larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.
Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.
Ama Dr. Pottenger'in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı. Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular.
Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı. Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.
Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.
Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyhinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika'da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.
Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak "zararsız" hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.
Dr. Pottenger'in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki, Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır. İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt "homojenize" ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolesterolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.
Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız! Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.
Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarına sahiptirler. Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.
Kuzey Dakota'nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi'nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.
Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı'da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı.
Boronu nereden bulabiliriz?
Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kalsiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden "işe yaramadığını" düşünür durur.
Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.
Çocuklara "güçlü ve sağlıklı" büyüsünler diye pastörize sütü tıka basa içirtmek düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, bu sütler içlerindeki besin öğelerini sindiremezler. Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.
İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır. Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler.
İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimleri yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.
Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir. Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilceler çoğu kez süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.
İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir. Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: "Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum.
Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor." Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir. Doğrudur, 100 gramında 33 mg kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir.
Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler. New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: "Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35'e 1, inek sütününki yalnızca 1.27'ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir."
Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir. 100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400mg). Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz.
Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir. Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.
Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit "cinsel öz"dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar. Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.
Yahu resim resimdir.Bu kadar da karamsar olmayın.Bir tane ölü resmi koysam buraya hepiniz korkudan kaçacak mısınız?.Güldürmeyin beni.Hortlak mortlak negatif ne varsa koyun buraya seyredelim gitsin.Baak öcü geliyor öcü!...Vınnnnnnnnnn! Yallah..
SÜPERHÜCRELER
Genellikle izole ama çok şiddetli fırtınalar doğururlar ve saatlerce sürebilir. Ayrıca bazıları ikiye bölünüp, iki ayrı yöne hareket edebilirler. Bazen hortumlara dönüşebilir. Genellikle çok büyük miktarda dolu ve yağmur bırakırlar. Bu süper-hücreler en büyük dolu taşlarını taşırlar.
ABD'nin Kaliforniya ile Nevada eyaletlerinin sınırında bulunan Death Valley (Ölüm Vadisi), "hareket eden taşları" ile yıllardan beri bilim adamlarını çekiyor. Günlerce gözlemlenen taşların yer değiştirmesi ise tüm araştırmalara rağmen açıklanamıyor. Bir teze göre, rüzgar, taşların kum üzerinde kaymalarını sağlıyor. Ancak yüzlerce kiloluk taşları hareket ettirecek kadar şiddetli rüzgarlar kaydedilmiyor. Ayrıca aynı noktadan hareket etmeye başlayan taşların nasıl olup da farklı yönlere yöneldiklerini kimse açıklayamıyor. Rüzgar teorisine karşı çıkanlar "Rüzgar, aynı noktadan hareket etmeye başlayan iki taşı aynı yöne kaydırır. Ama burada durum farklı" diyor. Büyük muamma sürüyor.
İnsanız biz, hepimizin ayrı düşünceleri, ayrı dünya görüşleri, ayrı duyguları, ayrı istekleri var da var.. Hal böyle olunca tartışma kaçınılmaz oluyor. Tartışma gayet insani ve medeni bir haldir. Usulünce olunca da keyfine varılmaz. Tartışma yada eski dilde münazara, bir mevzu üzerinde değişik fikirlerin sunumuyla başlayan, tüm fikirlerin mantık süzgecinden geçirildiği, tezler ve antitezler ile tahkim edilerek ilerleyen yada gelişen düşünce buluşmasıdır. İşin belki de en keyifli yanı farklı farklı düşünce dünyalarında seyahat ediliyor olmasıdır kanımca. Tartışmayı yapan kişinin kesinlikle tahlil yeteneği gelişmelidir. Eğer bir kişiyi tenkit ediyor ve karşı fikir beyan ediyorsa ortada dönen mevzuu çok iyi algılaması lazım. Şimdilerde tartışma adabı çok hafife alınıyor, belki de çok gereksiz görülüyor yaygın bir şekilde.. Ama eskiden beri var olan "adabu'l-bahs ve'l-münazara" Osmanlının vazgeçilmez derslerinden biriydi. Belki de tartışma adabının öğretilmesine ders müfredatlarıyla başlamalı. Toplumumuzda sürekli çatışmaların, ufak tartışmalar yüzünden çıkan kanlı bıçaklı hallerin ne boyuta geldiğini hepimiz biliyor ve görüyoruz. Hatta net ortamında tartışıp bunu gerçek hayata taşıyan insanlar da mevcut. Demek ki ciddi bir sorunumuz var tartışmayla ilgili.. Konuları karşılıklı gözden geçirip incelersek, hoşgörülü olursak, biraz daha dikkatli incelersek yazılanları, zihnimizdeki duygusal duvarlardan bir nebze olup sıyrılarak var olanı görebilirsek o zaman tartışma adabını sağlamış olacağız.
Tartışmanın hedefi istişare yani fikir alışverişidir. Amaç doğruyu ortaya koymaktır. Her zaman ortaya bir sonuç çıkacak mı! Hayır tabi ki bazen ucu açık kalan tartışmalarda olacaktır. Tartışma adabını zedeleyen en büyük sıkıntılardan birisi de bel altı vuruşları yada aldatmaca, saptırma, düşünceye hile katmadır. Eğer karşı taraf bize böyle bir girişimde bulunuyorsa tartışma adabına göre buna izin verilir kesinlikle bu sorun edilmez. Eğer sorun edilir ise işte adabı münazara dediğimiz tanımın dışına çıkarız. Eskilerin bir sözü aklıma geliyor "bir saat münazara bir ay mütalaadan iyidir" yani bir saatlik fikir alışverişi bir aylık incelemeden, okumadan, düşünmeden üstündür.
Tartışmalar içinde çokça kullanılan yöntem ise cedeldir. Aslında cedel, ispatlama yada aksine çürütme yetisini geliştiren bir metottur. Bu yöntemin en büyük faydası karşı fikirden olan yada bizim tasvip etmediğimiz düşüncelerin şaibeli taraflarını belirleme ve düzeltme açısından çok pragmatik olmasıdır. Yine işin nihai bağlandığı ve tüm dayanağının yegane merkezi mantıktır. Mantık dahilinde olmayan tüm kanıtların, fikirlerin, tezlerin kabul edilmesi söz konusu olamaz.
Özetleyecek olursak münazara, cedel, tartışma fikirlerin arenaya çıkma olayıdır. Burada elbette ki fikrini galip getirme kastıyla beyan verilebilir. Ama bu beyin fırtınası ve zihin egzersizi olarak algılanmalı saygı çerçevesini asla aşmamalıdır. Hele hele küsmek, darılmak, duygusal olarak kabuğuna çekilmek, ölçüyü kaçırıp rencide etmek, gereksizce lafları uzatmak, hakaret etmek, inatlaşmak, ego tatmini haline getirmek vs. adaba aykırı durumlardır. Bunları başarırsak tüm tartışmalar emin olun keyif verecektir.
(ALINTI)
"De ki: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin" (Bakara / 111)
"Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir." Hadis-i Şerif
Selamün aleyküm kardeşlerim.Ben de bir yanıp sönen avatar istiyorum.Hani şu an da dünya resmi olan var ya o işte..Yine "Terakkiperver" ismi olacak,Yetkili kardeşimiz kim ise pek zahmet olacak ama acizane hatırımız için yaparsa çok dua edeceğim..Şimdiden minnet ve teşekkürlerimi borç bilirim..Çoksağolun var olun..
Boyut:3
Renk: Yeşil olsun