Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Konu: GS2004
    Bu yılbaşı gecesinde affet beni Rabbim!...


    Affet Rabbim

    Arz edeyim gerekçemi,

    Tevbe ettim, affet rabbim!

    Sundum sana dilekçemi,

    Tevbe ettim, affet rabbim!



    Tükenmiyor benim derdim,

    Artık kesin karar verdim,

    Seccademi yere serdim,

    Tevbe ettim, affet rabbim!



    Haddi aştım, yasak deldim,

    Yanlışımı görüp bildim,

    Kara yüzle sana geldim,

    Tevbe ettim, affet rabbim!



    Kızdım öfke ile doldum,

    Artık doğru yolu buldum,

    Günahıma pişman oldum,

    Tevbe ettim, affet rabbim!



    Haram dolu sağım solum,

    Boynu bükük âciz kulum,

    Belli oldu artık yolum,

    Tevbe ettim, affet rabbim!



    Hoca, yalnız Hakk'a dayan!

    Rabbimize hâlin ayan!

    Gafleti at, artık uyan!

    Tevbe ettim, affet rabbim!
#31.12.2009 21:20 0 0 0

  • Futbol sahasında kırılmadık rekor bırakmadı! Sadece O'nu izlemek için savaşa ara verildi. Hakem oyundan attığında olay çıkmaması için maça geri alındı. Yetenekleriye dünyayı fethetti. "Siyah İnci" Pele'nin çok özel hikayesi.


    "Eğer mükemmel kelimesini kullanmak isterseniz Pele neredeyse o kelimenin tam ortasındadır. O futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusudur" sözleri Batı Almanya'nın eski yıldızı ve futbol adamı Franz Beckenbauer'a ait.

    "Efsaneler yalnız yürürler ama başardıkları ile birer masal kahramanı olurlar ve yaptıklarıyla da kalbimize ulaşırlar" sözleri Pele'yi anlatmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'a ait. Kissinger'ın sözü ise şu şekilde devam ediyor "Futbolu sevenler için ise Edson Arantes do Nascimento ya da bilindiği adıyla Pele laflarımı tamamlayan bir kahramandır."

    "Pele." Kısa bir isim ama çok uzun bir anlam içeren Edson Arantes do Nascimento'nun dünya üzerinde herkes tarafından bilinen adı. İsmin nereden geldiğini anlatan yüzlerce hikaye var ama hiçbiri bu fenomenliğin boyutunu izah etmeye yetmiyor.

    Herşey Brezilya'nın ufak köylerinden birinde başladı Dico takma adını taşıyan genç en çok sevdiği şeyi yani futbolu mahalledeki her çocuktan daha iyi oynarken! Bir gün diğer çolcuklar O'nu Pele diye çağırmaya başladılar. O bu "yeni" ve Portekizcede bir anlamı olmayan takma adın nereden geldiğini bilmiyordu ve beğenmedi de. Dico uzun süre diğer çolcuklarla bu konuda kavgalar etti ve bu takma adın kendisine yapılan bir hakaret olabileceğini düşündü ama "Pele" takma adı yapışmıştı bir kere.

    Bir atlet olan Pele Dünya'da da bir anda tanındı. 1958'de insanlar televizyondan yayınlanan ilk Dünya Kupası'nı izlerken siyah beyaz ve çok da iyi göstermeyen ekranlarda 17 yaşındaki sıska çocuğun birçok tecrübeli isim arasında yaptıklarına şahit olmaya başladılar. Pele çelimsiz yapısıyla herkesin etrafında dairiler çizerken rakibi ters ayakta yere mıhlarken birbirinden estetik çalımlarla ilerlerken görüntülendi sayısız defa. O Dünya Kupası'nın sonunda da Pele adı bir anda bütün Dünya'ya mıhlandı!

    1960 ve 70'lerde Pele kulübü Santos ve Brezilya Milli Takımı'yla Dünya'yı dolaştı. 22 yıllık futbol kariyerinde 1.281 gol kaydetti. Pele adı öyle bir hal aldı ki dönemin insanları görmeden de hakkında söylenen herşeye inanmaya başladı. O'nun fanatikleri O nereye giderse O'nunla seyehat etti. O dönemde Pele'nin yarattığı etki ancak Muhammad Ali'de görülebiliyordu!

    - Nijerya'da sadece O'nun futbolunu izleyebilmek için Biafra ile yapılan savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi.
    - İran Şahı sadece 2 dakika konuşabilmek için üç saat Pele'yi havaalanında bekledi.
    - 1970'lerde yapılan bir ankette Pele'nin adı Avrupa'nın en çok tanın markaları listesinde sadece Coca Cola'nın arkasında kalarak ikinci sırada yer aldı.

    Pele'nin yetenekleri ve golleri O'nun sahadaki ateşi oldu. Pele 19 Kasım 1969'da 1.000. kez rakip fileleri havalandırırken Brezilya'nın tamamında kutlamalar yapıldı. Ama O bile ertesi gün manşetleri paylaşmak zorunda kaldı çünkü ne de olsa Amerikalıkların Conrad ve Bean'i Aya adım atmıştı.

    Edson Arantes do Nascimento 23 Ekim 1940'da Dondinho ve Dona Celeste'nin çocukları olarak oldukça fakir bir bölge olan Tres Coracoes kasabasında Brezilya'nın güneydoğusundaki Minas Gerais eyaletinde doğdu. Pele'nin babası yerel ama profesyonel bir futbolcuydu. Ayrıca bir maçta kafasıyla 5 gol attığı da kayıtlarda yer alan bir yetenekti.

    Pele ise iyi bir futbolcu olduğunu Bauru Athletic Club'da göstermeye başladı. Yetenekleri Dünya Kupası'nda oynamış olan eski yıldızlardan Valdemar de Brito tarafından farkına varıldı. O da bu genci Santos'a götürdü. O dönemde Brezilya'nın orta sınıf takımlarından olan Santos Pele'li kadrosuyla Brezilya devlerinden biri olmanın neye benzediğini öğrenmeye başladı. Pele Santos'taki ilk tam sezonunda gol kralı olurken rakiplere 32 gol kaydetti. Kısa süre sonra da bu genç adam henüz 17 yaşındayken 1958 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takımı'nın kadrosuna alındı.

    Pele İsveç'teki turnuvada ilk iki maçı dizindeki sakatlık sebebiyle kaçırdı. Ama kaybettiği zamanı çeyrek finalde maçı kazandıran golü kaydederek telafi etti ve yarı finalde de hat-trick yaptı. Finalde de iki gol kaydeden Pele bir anda kendisini takım arkadaşlarının omuzlarında bulurken ülkesinin kazandığı ilk Jules Rimet Kupası'nı havaya kaldırdı.

    Brezilyalı yazar Nelson Rodrigues Pele için "Kral" dedi. Gazeteci Joao Luiz de Albuquerque Pele gerçeğini anlatırken "O tünelin ucundaki ışıktı. Bütün fakirler "Hey bu adam yaptı başardı ben de başarabilirim" dedi. O Brezilya'nın tamamını arkasında sürüklemeyi başardı" ifadelerini kullandı.

    Futbol Kralı'na Avrupa'dan gelen her teklif yeni bir rekordu. Özellikle İtalyan devi Inter'in o dönem kimsenin cesaret dahi edemediği milyonlarca doları Pele için hazırladığını açıklaması herkesi "Pele gidecek" diye korkutuyordu. Ama Pele kaldı ve Brezilya Başkanı Janio Quadros da Pele'yi "Ulusal Hazine" olarak ilan etti.

    Yeniden yapılanan Santos da Pele ve diğer yeni oyuncuları sayesinde hızla yükselişe geçerken uluslararası arenada "Futbolun Harlemi" takma adıyla anılmaya başladı. Santos'da yapılan ödemelerin yarısı Pele'ye giderken O da Dünya'nın En Çok Kazanan futbolcusu oldu. O dönemde Pele'nin futboldan kazandığı yıllık geliri 150.000 doları geçiyordu.

    1960'larda Santos ile harikalar yaratan Pele 1962 ve 66 Dünya Kupaları'nda zor anlar yaşadı. 62'de sakatlıklarla boğuşan Pele Meksika'yı 2-0 yendikleri maçta golünü kaydetti ve bir de assit yaptı ama Çekoslovakya maçında uzun mesafeden şut çekerken sakatlandı ve turnuvayı da o şekilde tamamladı. Pele'nin yedeği olarak Amarildo takımda kendine yer bulurken Amrildo ve Garrincha'nın performansları ile Brezilya ikinci kez Dünya Kupası'nın kazanmayı başardı.

    Pele 1966 Dünya Kupası'nda yeninden sahne aldı ama Brezilya'nın peşe peşe üçüncü Dünya Kupası'nı kazanarak beklenmeyeni yapma hayalleri Pele'nin sakatlığına takıldı ve Portekiz maçında aldığı darebelerin ardından turnuvayı yarım bırakmak zorunda kaldı. Pele ülkesinin 3. Dünya Kupası'nı kazanmasını o sene sağlayamadı ama 3 Dünya Kupası'nda da gol kaydeden ilk isim oldu. Brezilya o sene 3 maçından 2'sini kaybederek halay kırıklığı yaşadı.

    Meksika'daki 1970 Dünya Kupası ise Pele ve Brezilya için farklı bir hikaye oldu. Pele'nin yetenekleri zaman zaman sorgulanırken Pele "Bir Dünya Kupası'nda da tekme yemeden devam edebilmek istiyorum. O zaman beni sorgulayabilirsiniz" açıklamasını yaptı.

    Pele o turnuvada da tekmeler almaya devam etti ama "Futbolun Kralı" 3 haftalık turnuvada 4 gol kaydetti ve 6 da asist yaptı. Brezilya final maçında İtalya'yı 4-1 yenerken Pele'nin kaydettiği ilk gol ülkesinin Dünya Kupası'ndaki 100. golü oldu.

    Bir süre sonra final maçında Pele'yi savunan Tarcisio Burgnich bir açıklama yaptı "Maçtan önce kendime şunu dedim "O da bizler gibi etten ve kemikten biri" ama yanılmışım."

    Pele üç Dünya Kupası kazanan ilk isim olurken Brezilya da Jules Rimet Kupası'nın tamamıyle sahibi olmayı başardı.

    1974'te "Siyah İnci" lakaplı futbolcu Santos ile son maçına çıktı. Futbolu bırakmayı planlayan Pele yaptığı kötü bir iş anlaşmasından dolayı 1 milyon dolarlık bir borca girdi ve bir süre daha sahada kalmaya karar verdi. Avrupa'nın devleri yine atağa geçtiler ama o Kuzey Amerika Ligi'ni tercih etti ve Amerika'ya futbolu sevdirmek adına New York Cosmos'a transfer oldu.

    "Pele'nin Kral'ın Kuzey Amerika'da sadece 1.500 kişiye top oynayan ufak bir takıma gelmesini düşünmek sadece bir hayaldi" diyen Cosmos Müdürü Clive Toye Pele'nin neden Cosmos'u tercih ettiğini açıklamasının sonuna sakladı "O'na İspanya'ya gitme İtalya'ya gitme oralarda sadece şampiyonluk kupası kazanırsın ama buraya gelirsen bir ülaaai kazanırsın."

    1975'te Pele 3 yıllığına 2.8 milyon dolarlık bir anlaşma ile Cosmos'a transfer oldu. O'nun bu lige gelmesiyle taraftar sayısında 75 ile 77 yılları arasında yaklaşık %80'lik bir artış oldu. 1975 (7597) - 1977 (13584).

    1977'de Cosmos'u lig şampiyonluğuna taşıyan Pele son maçını da o sene bir ülaaai kazanmış olmanın verdiği gururla oynadı.

    "Dev" Giants Stadyumu'ndaki kasvetli günde Pele bir 45 dakikayı Cosmos ile diğer 45 dakikayı da Santos formasıyla tamamladı ve son golünü de kaydetti. Brezilya gazetelerinden birinde çıkan manşet atmosferi açıklamak için fazlasıyla yeterliydi "Gökyüzü dahi dayanamdı ve ağladı."

    Pele profesyonel futboldan emekli olduktan sonra atlet olduğu zamanki enerjisini bu sefer de futbol elçisi olarak kullanmaya başladı. Yayınlara katıldı köşe yazıları yazdı Coca Cola Master Card ve Viagra'nın projelerinde yer aldı. Hatta 1994'de Brezilya'nın Spor Bakanı olarak politikaya dahi karıştı.

    Pele futbolu bırakalı 30 yıl oldu ama O hala bir ülaaae gittiğinde caddeler tıkanıyor ve sokaklar "Kral" için yeterli olmuyor ya da katıldığı bir yayın istisnasız bir şekilde rayting rekorlarını krıyor.

    Bir gazeteci bir gün Pele'ye sordu "Tanrı mı daha çok tanınıyor?" Pele kısa bir cevap verdi "Dünya'nın bazı bölgelerinde Tanrı bilinmiyor."

    Pele ile ilgili Kısa ve Öz
    - Pele 1956'da 15 yaşındayken ilk kontratını Santos ile imzaladı. Aylık 10 dolara...
    - Pele ilk kazandığı parayla annesine gazla çalışan bir fırın aldı annesi Pele'ye çok teşekkür etti ama herkese bu fırını kullanamadıklarını bir sır olarak saklamalarını söyledi. Çünkü bulundukları bölgeye gaz hizmeti çok sonraları gelecekti.
    - 1959'da Pele kendi rekorunu kırarak bir sezonda 129 gol kaydetti.
    - 5 Mart 1961'de Pele "Gollerin Golü'nü" kaydetti topu kendi ceza sahasında alan "Siyan İnci" bütün Fluminense takımını tek tek çalımladı ve hiç pas vermeden girdiği Flumimnense ceza sahasında golünü de kaydetti. Bu golün ardından yapılan özel plaket Pele'yi onurlandırmak amacıyla Rio de Janeiro'daki tarihi Maracana Stadyumu'nun girişine asıldı.
    - Pele Santos'u iki kez 1962 ve 63'te FIFA Kıtalararası Kulüpler Şampiyonası'na taşıdı. 1962'deki finalde Portekiz ekibi Benfica'yı 5-2 yenen Santos'ta Pele hat-trick yaptı.
    - 1969'da Kolombiya'da yapılan maçta Pele hakemle girdiği tartışmanın ardından oyundan atıldı. Ancak Pele oyuna hemen geri alındı çünkü polis olayların çıkmasından korkmuştu.
    - Pele 6 kez bir maçta 5'er gol kaydetti. 30 maçta da 4'er gol kaydeden "Siyah İnci" tam 92 maçta da hat-trick yaptı.
    - 1994-98 yıllarında Brezilya Spor Bakanlığı'ni üstlenen Pele Pele Kuralı'nı hayata geçirmeye çalıştı ve Brezilyalı oyuncuların haklarını koruyan bu yasa 2001'de yürürlüğe girdi.
    - Amatör bir müsizyen olan Pele gitar çalıyor ve kendi yaptığı müzikleri kaydediyor.
    - 1999'da Uluslararası Olimpiyat Komitesi hiçbir Olimpiyat'ta yer almamış olmasına rağmen Pele'yi "Yüzyılın Atleti" seçti.
    - Fransa'nın ünlü spor dergidi L'Equipe de Pele'yi "Yüzyılın Sporadamı" seçti.
    - 1966'da Pele Rose Cholby ile evlendi ikili 1978'de boşandı üç çocukları bulunuyor.
    - Pele'nin çocuklarından Edinho babasının ayak izlerini takip etti ve Santos'da profesyonel olarak futbol oynadı ama tek bir farkla Edinho kaleciydi.
    - Pele 1994'te yeniden evlendi ve eşi Assiria Seixas Lemeos ile birlikte Joshua adından erkek ve Celeste adında kız ikizleri oldu.
    .
#31.12.2009 18:49 0 0 0
  • Pele (1940 - .... )

    Edson Arantes do Nascimento Pele, 1940 yılında dünyaya geldi. Futbola Bauru Atletic takımında başlayan Pele, 1955'te geçtiği Santos Kulübü'nde 1956'da A takımına alındı.

    İlk Dünya Şampiyonluğu'nun 1958'de tattı. Yedekler arasında İsveç'e götürülen Pele oyuna girdiği zamanlarda başarılı futboluyla dikkatleri üzerine çekti ve Milli Takımın ilk onbirinde yer alarak kupayı kaldıranlar arasına girdi. 1962 Dünya Kupası onun için kötü bir dönemdi. Pele sakat olduğu için bu milli takıma çağrılmadı.

    noimage


    Futbolun taçsız kralı olarak adlandırılan Pele, 1970 dünya kupasında hem olgun bir futbolcu hem de dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu gösterdi ve Brezilya bu dünya kupasından da şampiyonlukla çıkarak 3 kez kupayı evine götürdü.

    noimage

    Her an her şeyi yapabilecek teknikte bir oyuncu olması, rakiplerin korkulu rüyası haline getirdi onu fakat o bununla şımarmak yerine kendisini daha da geliştirmeye çalıştı. 1974 yılına kadar oynadığı Santos takımında tam 1284 gol attı. O da tatilini ABD'de geçirdi ve New York Cosmos takımına transfer oldu. 1977'de de futbolu bıraktı.

    noimage

    Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olarak gösterilen Pele, bütün dünyada futbol için ölçü ve hedef olarak gösterilmektedir.

    Vidoları izleyin!...

    http://www.uzmantv.com/pele-mi-daha-iyi-futbolcu-yoksa-maradona-mi

    http://www.uzmantv.com/pelenin-nasil-bir-oyun-stili-vardi

    http://www.uzmantv.com/pele-futbolculuk-kariyerinde-ne-tur-basarilar-kazandi

    http://www.akilli.tv/video/79359/pelenin-100-golu.aspx

    http://www.kontratv.com/164771/pelenin-golu

    http://www.kontratv.com/164771/pelenin-golu

    Pele adam gibi futbolcuydu.Benim çocukluğum yıllarda onun maçlarını seyretmek iiçin millet can atardı.Maradona ise artistlikten başka bir şey yapmıyordu.Akibeti ise felaket oldu.Eroin ve esrarkeş olup futbol hayatını bitirdi..

    Pele, Maradona gibi binlercesine bedeldir.
#31.12.2009 18:48 0 0 0
#31.12.2009 01:13 0 0 0
#31.12.2009 01:09 0 0 0
  • emonbar
    mrb bana yılbaşıyla ilgili bi şiir yazarmısın şimdiden tşk ama biraz acele lütfen


    Bir elde kadeh! Bir elde Kur'an!

    Ne helâldır işimiz, ne de haram!

    Şu yarım yamalak dünyada,

    Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!

    Müslümana:

    "Sen hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır.

    Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır...

    Çam deviren hindici, nasıl mü'min sayılır...

    Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:

    "Batı, Batı" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!

    Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:

    Yapılır milletime Firenkçe türlü aşı!..

    Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:

    Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.

    "Batı, Batı!" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..

    (ALLAH Müslümanlara intibahlar versin! Amin.)
#31.12.2009 00:51 0 0 0
  • Bir elde kadeh! Bir elde Kur'an!

    Ne helâldır işimiz, ne de haram!

    Şu yarım yamalak dünyada,

    Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!

    Müslümana:

    "Sen hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır.

    Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır...

    Çam deviren hindici, nasıl mü'min sayılır...

    Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:

    "Batı, Batı" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!

    Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:

    Yapılır milletime Firenkçe türlü aşı!..

    Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:

    Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.

    "Batı, Batı!" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..

    ALLAH Müslümanlara intibahlar versin! Amin.
#31.12.2009 00:46 0 0 0
  • Arkadaşlar, biraz işi ciddiye almalıyız.Zira bu meselenin dini yönden önemli sakıncaları da vardır.Sence bence diye de hüküm verilmez.Bu iş fıtrat meselesidir.

    Hepinize saygılar.
#30.12.2009 00:10 0 0 0
  • esrecvagni
    ŞİTT ŞİTT ORDAKİLER YAHA BANA ERCAN İSMİYLE Bİ ŞİR YAZİNDA KURBANİNİZ OLAYIM BENİM YETENEĞİM YOK AMA ŞİİRE İHTİYOCIM COK LUTFEN YARDIMCI OLUN

    Ey arkadaş!.. sanma ki bu dünya boş,
    Rüyanda da görsen cenneti, hepsi çok hoş;
    Canını dişine tak,İslam için her zaman koş,
    Aşk ile Kur'an'a sarıl, yalan dünya hep sarhoş
    Niceleri geldi geçti bu dünyadan hayat bomboş...
#30.12.2009 00:03 0 0 0
  • Aşağıdaki yazı, yeni evlenmiş bir çiftin arasında geçen bir söyleşiyi konu edinmektedir. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz. İşte Hz. Ali'yi (a.s) örnek almaya çalışan Ali beyle, Hz. Fâtıma'yı (as) kendisine örnek edinmeye çalışan Fatıma hanımın, müşterek hayatlarının ilk saatlerinde gerçekleştirdikleri söyleşi:

    ALİ: Fatıma hanım, müsaadenizle size bazı hususları hatırlatmak istiyorum; inşaALLAH faydalı olur.

    FATIMA: Buyurun.

    ALİ: Her şeyden önce bir ayetle başlamak istiyorum sözlerime. Kur'an-ı Kerim'in bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: "Erkekler kadınların üzerinde, sorumlu yöneticilerdir. Bu da ALLAH'ın onların bazısını (yani erkekleri) bazısına (yani kadınlara) üstün kıldığı içindir." (Nisa, 34)

    FATIMA: Yani siz bu âyetle erkeklerin kadınlardan her yönden üstün olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?

    ALİ: Öyle değil mi?

    FATIMA: Hayır ben buna katılmıyorum. Benim bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla bundan maksat şudur (Rabbim herkesten daha iyi bilir): Kadınlarda duygusallık yönünün güçlü, erkeklerde ise zayıf olması, artı erkeklerde tedbir yönünün güçlü olması nedeniyle müşterek hayatta tedbir ve yönetim yetkisi erkeklere verilmiştir. Yoksa her yönden bir erkeğin kadına üstünlüğü demek değildir. Yani anlayacağın erkeklerin sorumluluğu daha fazladır. Ama manevî yönden kadın ve erkeğin birbirine hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur. Hangisinin takvası ve salih amelleri daha fazla olursa, o daha üstündür.
    Madem sen bana âyet okudun, müsadenle bir âyet de ben okuyayım sana. Tahrim suresinin 11. âyetinde buyuruyor ki:
    "ALLAH iman edenlere Firavun'un karısını örnek olarak verdi. Hani demişti ki; "Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."

    ALİ: Bu ayetle ne demek istiyorsun sen?

    FATIMA: Şunu demek istiyorum; ALLAH-u Teala bu ayette, mu'mine bir hanım olan Hz. Asiye'yi kadın erkek bütün mü'minlere örnek olarak göstermektedir; ya!

    ALİ: Peki şu hadis-i şerife ne diyeceksin bakalım?! ALLAH Resulü (s.a.v) buyuruyor ki: "Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44771)

    FATIMA: Sen annelerin de bir kadın olduğunu unuttun galiba! Müsaade et buna bir hadis de ben ekleyeyim:
    "Adamın birisi Resulullah Efendimize gelerek: "Ya RseulALLAH kime iyilik edeyim? diye sorunca ALLAH Resulü "Annene" buyurdu. Adam tekrar sordu: "Sonra kime?" ALLAH'ın Resulü (s.a.a) yine "Annene" cevabını verdi. Üçüncü kere sordu; ALLAH Resulü yine "Annene" buyurdu. Dördüncü kere sorunca bu sefer "Babana" diye cevap verdi Resul-i Kibriya Efendimiz (s.a.v). (El-Kâfi C.2, S.159)
    Yine "Cennet annelerin ayaklarının altındadır" hadisini de mutlaka biliyorsundur!

    ALİ: Efendimiz'in şu hadisi de kulağına küpe olsun Fatıma hanım!
    "Yazıklar olsun o kadın'a ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun." (Bihâr-ül Envâr) C. 103, S.246)
    Buna ne diyeceksin Fatıma hanım!

    FATIMA: Ne diyebilirim ki, Efendimizin buyruğudur ve emri başımızın üstüne! Ancak senin de şu hadisi bilmeni isterim Ali bey:
    şöyle buyurmuştur ALLAH'ın Habibi (s.a.v.):
    "Sizin en iyiniz hanımına karşı en iyi olanınızdır. Hanımlarına karşı en iyi olanınız da benim." (El-Vâfi, C.3, S.117)
    Yine şöyle buyurmuştur. İmanı en kâmil olan mü'min, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)
    Yine buyurmuştur: "Mü'min bir kimse ALLAH'a karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)
    Yine buyurmuştur: "Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir." (El-Kâfi, C.5, S.327)
    Devam edeyim mi Ali bey?!

    ALİ: Dur sıra bende! şu hadislere dikkatini çekerim Fatıma hanım; sonra bilmiyordum deme!
    Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.v): "Lanetlidir, lanetlidir o kadın ki kocasına eziyet edip üzsün; saadetlidir, saadetlidir o kadın ki kocasına saygılı olup ona eziyet etmesin ve bütün durumlarda ona itaat etsin." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.253)
    Yine buyuruyor ki (s.a.v): "Eğer bir kimsenin bir hanımı olur da, o hanım kendisine eziyet ederse, ALLAH onun namazını ve hiçbir iyi amelini kabul etmez; ona yardım edip onu kendinden razı kılıncaya kadar; bütün ömrünü oruç ve gecelerini ibadetle geçirse ve mallarını ALLAH yolunda infak etse dahi ve böyle bir kadın ateşe ilk giren(lerden) olur." (Vesail, C.14, S.116)

    FATIMA: Evet amenna, ama hadisin devamını da okusana!

    ALİ: Devamı da mı var?! Nereden biliyorsun?

    FATIMA: Evet; bunları sadece siz mi biliyorsunuz sandın? Hamdolsun ALLAH'a artık mu'mine kadınlar da her gün geçtikçe daha bir bilinçlenmeye ve ALLAH'ın dinini en güzel şekilde öğrenmeye gayret gösteriyorlar!

    ALİ: ALLAH bilginizi artırsın.

    FATIMA: Amin! Cümlemizin.

    ALİ: Peki nedir hadisin devamı?

    FATIMA: Devamı şöyledir: "Erkek de hanımına eziyet ve zulüm ederse, onun için de aynı vebal ve azap söz konusudur." (Vesâil, C.14, S.116)

    ALİ: Şu hadise karşılık verebilecek misin acaba, onu merak ediyorum? Şöyle buyuruyor: "(Alemde) en kötü şey, kötü kadındır." (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.533)

    FATIMA: Dinle o zaman: "Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür" buyurmaktadır Efendimiz(s.a.v). (Vesâil, C.14, S.123)
    Bu meyanda az önce verdiğim ayeti de unutmamışsındır herhalde.

    ALİ: Subhanellah! Neyse burayı geçelim!

    FATIMA: Geç bakalım!

    ALİ: Yeri gelmişken bilmiyorsan eğer, şu hadisi de bilmeni isterim doğrusu.

    FATIMA: Tabi ki, niye olmasın! Vazifelerimizi ne kadar iyi öğrenirsek, ALLAH'ın izniyle o kadar daha iyi onları yerine getirmeğe gayret gösteririz. Seni dinliyorum.

    ALİ :Evet şöyle okudum bir hadis-i şerifte "Bir kimsenin bir hanımı olur da onunla anlaşmaz, ALLAH'ın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, ALLAH o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe ALLAH ona gazap eder." (Vesâil, C.14, S.116)

    FATIMA: Evet güzel bir hadistir; Ancak sana da bazı hadisleri hatırlatmada yarar görüyorum Ali bey.
    Şöyle buyuruyor: "Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar." (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520)
    Yine buyurmuştur: "En iyi erkeklerinizden olanlar, takvalı, (içi ve dışı) temiz, eli açık, hain gözlere sahip olmayan, anne babasına iyilik eden ve ailesini başkalarının umuduna bırakmayan kimselerdir. En kötü erkeklerinizden olanlar ise yalancı, cimri, küfürbaz, (kazandığını) yalnız başına yiyen, misafiri reddeden, eşini ve hizmetçisini döven, ailesini başkalarının umuduna bırakan ve anne babasına haksızlık edenlerdir." (Vesâil C.14, S.18)
    Bir hadisi de ekleyip sözü tekrar sana bırakacağım; buyuruyor ki: "Herhangi bir erkek hanımına (haksız yere) bir tokat atarsa, ALLAH azap meleği olan Malik'e cehennemde ona yetmiş tokat atmasını emreder." (Tabi ki bunların hepsi tevbe etmeyip de helâllik almayan kimseler içindir.) (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.55)

    ALİ: Peki Fatıma hanım, sen bir kocanın eşinin üzerinde olan haklarını biliyor musun?

    FATIMA: Anlatırsan sevinirim.

    ALİ: Benim başım gözüm üstüne; yeter ki sen böyle şeyleri anlatmayı benden iste! Bak Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Erkeğin, hanımının üzerindeki hakkı, ışığı yakması (eskiden bunun külfetli bir iş olduğu malumdur), yemek yapması, eşi eve geldiğinde kapı ağzında onu karşılayıp ona "Hoş geldin" demesi, abdest aldığında ona kap ve kurulayıcı mendil-havlu takdim etmesi ve mazereti olmadan onun isteğini reddetmemesi." (Mekârim-ül Ahlak, S.246)
    Bir diğer hadiste şöyle buyuruyor ALLAH'ın Resulü (s.a.v): "Sizin hanımlarınızın üzerinde birtakım haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde. Sizin bazı haklarınız "Yabancı kimselerle gayri meşru ilişkilerde bulunmamaları, iyi şeylerde size itaatsizlik etmemeleridir. Bunlara dikkat ettiklerinde güzel bir şekilde onların rızkını ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Ayrıca onları dövmeyin de." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.245)
    İşte bunlar söz konusu haklardan bazı önemli olanları.

    FATIMA: ALLAH razı olsun. Fakat bir hatırlatma olarak sizin de şu hadisi şerifleri dikkate almanızı isterim. Şöyle buyuruyor: "Kadının kocasının üzerindeki hakkı, onun karnını doyurması, onu giyindirmesi ve ona surat asmamasıdır." (Bih1âar-ül Envâr, C.103, S.254)
    Diğer bir hadiste, kadının kocasının boynundaki hakkı sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Karnını doyurması, onu giyindirmesi (yani ihtiyaçlarını gidermesi) ve bir hata yaptığında onu affetmesidir." (El-kâfi, C.5, S.510)
    Bir diğer hadiste ise bir erkeğin evinde ve ailesine karşı sahip olması gereken hasletler şöyle sıralanmıştır; "Güzel bir davranış, ölçülü bir şekilde onlara karşı geçim imkanlarını sağlaması ve onları manevi tehlikelerden koruyacak bir hamiyet." (Tuhef-ul Ukul, S.322)
    Hz. Ali'den (ra) de şöyle nakledilmiştir: "Kadınlara karşı her halükarda müdara edin, onlarla güzel bir şekilde konuşun ki onlar da davranışlarını size karşı güzelleştirsinler." (Bihar-ul Envar, C.100, S.223)
    Bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: "Kim kendi ailesine iyi davranır, onlara iyilikte bulunursa, ALLAH ömrünü uzatır." (El-Hisal, S.88)

    ALİ: Peki Fatıma hanım sen şu hadisleri duydun mu hiç?
    "Bir kadın yedi gün kocasına (ALLAH rızası için) hizmet ederse, ALLAH onun yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını açar ki hangisinden isterse içeriye girsin." (Vesail, C.14, S.123
    "Bir kadın kocasına bir içim su verirse, onun için gündüzleri oruç ve geceleri ibadetle geçen bir yılın ibadetinden daha hayırlı olur. Ayrıca verdiği her suyun karşılığında ALLAH onun için cennette bir şehir kurar ve altmış hatasını bağışlar." (Vesail, C.14, S.123)
    Hz. Ali (ra) de şöyle buyurmaktadır: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.252)
    Ümm-ü Seleme annemiz (r.a) de Resulullah'a (s.a.v) kadınların eşlerine ettikleri hizmete karşılık alacakları fazilet ve sevabı sorunca, şöyle buyurdular: "Bir kadın, evinin içinde sırf ıslah niyetiyle bir şeyi bir yerden bir yere kaldırıp koyarsa, ALLAH ona (rahmet gözüyle) bakar ve ALLAH (rahmet gözüyle) baktığı kimseyi azap etmez." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
    Evet Fatıma hanım, artık ona göre!

    FATIMA: Ne güzel! Yeter ki Rabb'im bu mükafatlara bizi layık kılsın. Ben de seni mutlu etmek için şu hadisleri takdim etmek istiyorum huzur-u âlinize Ali bey! Şöyle buyuruyor Efendimiz (s.a.v.): "Ancak sıddık veya şehid yada ALLAH'ın kendisi için dünya ve âhiret hayrını dilediği erkek ailesine hizmet eder." (Bihâr-ül Envâr, C.14, S.123)
    Yine şöyle buyurmuştur: "Hiç şüphesiz bir erkek hanımının ağzına verdiği bir lokmadan ötürü (dahi) mükafatlandırılır." (El-Meheccet-ül Beyza, C.3, S.7)
    Bir başka hadiste: "Erkek eşine verdiği bir içim suya karşılık (dahi) mükafatlandırılır" buyuruyor. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44435)
    Ve bilahâre şöyle buyurmaktadır: "Aileye hizmet etmek kebire (büyük) günahların keffareti sayılır ve ALLAH'ın gazabını söndürür." (Cami-ül Ahbar S.276)

    ALİ: Şunu da biliyor musun ki? "Ailesinin geçimini (helâlden) sağlamak için çalışan, zahmet çeken kimse ALLAH yolunda cihad eden gibidir" buyrulmaktadır hadiste. (Vesâil, C.12, S.43)

    FATİMA: Evet çok şükür biliyorum ve şunu da biliyorum ki ALLAH Resulü (s.a.v.) Ümm-ü Seleme anamıza buyurmuştur ki, "Bir kadın hamile kalıp (bunun zorluklarına sabrettiğinde) canıyla, malıyla ALLAH yolunda cihad eden kimsenin sevabına hak kazanır; doğum yaptığında ise ona şöyle denilir: "Günahların bağışlandı, artık amellerine yeniden başla". Çocuğuna süt vermeye başladığında, her defa verdiği süt için İsmail oğullarından bir köle azat etmenin sevabını kazanır." (Bihar-ül Envar, C.103, S.251)
    Zaten yukarıda senin verdiğin bir hadiste bunu ifade ediyordu: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir."

    ALİ: Neyse söz uzadı! Son bir şeyi de hatırlatıp bitirmek istiyorum sözümü; fakat buna bir karşılık verebileceğini sanmıyorum Fatıma hanım!

    FATIMA: Buyur, söyle bakalım; göreceğiz!

    ALİ: Yine Efendimiz'in güzel bir-iki sözüdür bunlar; şöyle buyuruyor: "Kim hanımının kötü ahlakına sabrederse ve bunu sırf ALLAH rızası için yaparsa, ALLAH ona sabrettiği her gece ve gündüze karşılık Hz. Eyyub'a (sabrına karşılık) verdiği sevabı verir. O kötü huylu kadına da her gece ve gündüze karşılık kumların sayısı kadar vizr-u vebal yazılır." (Sevab-ul A'mal, S.339)
    Yine şöyle buyuruyor: "Kim kötü ahlaklı hanımının huyuna sabrederse ve bunu ilahi mükâfat niyetiyle yaparsa, ALLAH ona şükredenlerin sevabını verir." (K?sâr-ül Cümel, C.1, S.289)
    Hadi bakalım, buna karşılık bir söyleyecek bir sözün var mı?!

    FATIMA: Yoksa olmadığını mı zannediyorsun?! Bu din adalet dinidir Elhamdulillah. Hiçbir kimsenin hakkını zayi etmez. Evvela az önce söylemiş olduğun hadisten dolayı ALLAH'a sığınırım. Rabb'im bana ve bütün mû'mine hanımlara, öyle durumlara düşmemek ve o korkunç veballeri hak etmemek için yardımcı olsun. Eşlerine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getiren ve islamî ahlâkı bütün boyutlarıyla kendine prensip edinen saadetli kadınlardan eylesin. Karşılık dediğin şeye gelince madem istedin, o halde dinle, bak ne buyuruyor Efendimiz (s.a.v.):
    "Kim kocasının kötü ahlakına sabrederse, ALLAH ona Hz. Asiye bint-i Müzahim'in sevabını verecektir (Firavun'un kötü ahlakına sabrettiği için)." (Bihar-ül Envar, C.103, S.247)
    Evet bu da senin son cevabın. inşaALLAH ALLAH ne seni öyle bir sabra mecbur eder, ne de beni böyle bir sabra. Rabb'im sonumuzu hayırlı kılsın.

    ALİ: Amin!
#29.12.2009 01:16 0 0 0
  • Mehir Ödemeyen Eşin Durumu Ne olur?

    MEHİR, nikah anında veya sonrasında (mehri muaccel-mehri müeccel)
    verilen bir paradır.
    yani evlilik içerisinde verilmesi gereken bi durumdur.
    fakat halk içindeki inanış boşanırken verileceği yolundadır.

    Bir eş (koca) karısına evlilik hayatı içinde mehrini ödemezse dinen sorumlu düşer mi?

    Erkek, borcunu kızın da rızası çerçevesinde belirli bir süre içinde ödemeyi taahhüt eder ve taahhüt ettiği zaman geldiğinde eşinin mehrini öder. Eğer ödeme için belirli bir zaman dilimi tayin edilmemişse, bu durumda erkek boşanma esnasında kadının mehrini derhal ödemekle yükümlü olur. Boşanma olmadığında ise mehrin ödeme zamanı ölünceye kadar geniş tutulabilir. Şu da var ki, kadın eğer helâl ederse erkeğin üzerindeki mehir borcu kalkar. Fakat eğer kadın mehri helâl etmez ve erkek de karısına mehir ödemeden ölürse, mahşere borçlu gitmiş olur.


    NİSA SURESİ

    4. Kadınlara mehirlerini bir vecibe olarak veriniz. Şayet size ondan bir miktarını gönül hoşluğu ile bağışlar iseler onu da afiyetle ve kolaylıkla yiyiniz.

    Bu âyeti kerime, kadınlara mihirlerinin güzelce verilmesini, onların rızaları olmadıkça o mihre dokunulmamasını emri ve tavsiye buyuruyor. Şöyle ki: (Ve) Ey müminler!, (kadınlara) eşlere dinen hak ettikleri (mihirlerini) onlara bir yardım, bir hürmet ve muhabbet alameti (bir atiyye) bir dinî vecibe (olarak veriniz) onu onlardan esirgemeyiniz, (şayet) onlar, bir tesir altında olmaksızın (ondan) o mihirlerinden az çok (bir miktarını) yani o cinsten herhangi bir malı (gönül hoşluğu ile) kendi arzuları ile (bağışlar iseler onu da) alınız, sarfediniz, (afiyetle, kolaylıkla) hoş, akibeti güzel, mesuliyetten uzak olarak (yeyiniz) ondan istifâde ediniz. Bu takdirde size bir vebal yoktur. Rivayete göre vaktiyle Arabistan'da kızlarını ve diğer kadınları kocaya verenler onların mihirlerini kendileri alır, yer onlara bundan bir;ey vermezlermiş. Bazı kimseler de eşlerine verdiklerini onlardan birşey vermezlerini?. Bazı kimseler de eşlerine verdiklerini onlardan geri almak veya kendilerine bağışlatmak isterlerini;, nitekim bu suretle hareket edenler şimdi de bulunmaktadır. İşte velilere veya kocalara veya her iki zümreye de ait olmak üzere bu âyeti kerime nazil olmuş, onlara bu husustaki insanlığa, ahlâka, adalete muvafık olan yol gösterilmiştir.


    Mehr kadının nikâh akdi ile kocasından almaya hak kazandığı maldır. Çoğulu mühür ve emhardır. Mehre, âtiye, farize, nihle, sedak da denilir: Ve birkaç kısma ayrılır. Şöyle ki:

    (1) Mehri müsemma: İki tarafın az veya çok olarak isimlendirdikleri ve tayin ettikleri mal veya değiştirilmesi mümkün olan menfaattir.
    (2) Mehri misi: Kadının babası tarafından ve olmadığı takdirde akran ve emsal kadınların mehri miktardır. Nikâh akdi zamanında mehir belirtilmezse kadın bu mehri misle hak kazanmış olur.
    (3) Mehri muaccel: Peşin verilmesi şart koşulan mehirdir.
    (4) Mehri müeccel: Daha sonra verilmesi şart koşulan mehirdir. Muayyen bir zaman zikredilmemiş olunca vefat veya boşama zamanında alınması lâzım gelir. Bir mehir kısmen muaccel ve kısmen de müeccel olabilir.
    Meselâ; nikâh esnasında belirtilen bin liradan ibaret bir mehrin beşyüz lirası peşin verilerek beşyüz lirası da sonraya bırakılabilir.


    Mehirlerin miktarı: Bunun azamî sınırı belirlenmemiştir. Asgarî sınırı ise hanefilere göre on dirhem gümüştür. Gerek basılmış, para olsun ve gerek olmasın. Bundan az mehir tayin edilemez. MalikiIere göre de mehrin en az miktarı halis altından bir dinarın dörtte biridir. Halis gümüşten de üç dirhemdir. İmam Şafiî'ye ve diğer bazı zatlara göre de mehrin belirlenmiş bir miktarı yoktur. Her mal, az olsun çok olsun mehir olabilir.


    Mehrin lüzumunun hikmeti: Kadınlara halleriyle, mevkileriyle mütenasib birer miktar mehir verilmesi idarî, ailevî, içtimaî bir menfaat gereğidir. Binaenaleyh mehir anılmasa da, kaldırılsa da yine mehri misil lâzım gelir. Buna bir Allah hakkı da girmektedir. Fakat bu lâzım gelen mehri bir kadın kocasına kendi güzel rızasıyla kısmen veya tamamen bağışlayabilir.
    Mehrin lüzumundaki fâide ve hikmetin bir kısmı şunlardır:
    Mehir, eşden yapılan istifâde karşılığında bir bedel yerindedir. Bununla beraber mehir verilmesi eşin kadrini yükseltir, ihtiyacının teminini sağlar, şeyiz tedarikini kolaylaştırır, geleceğini temine sebep olur, nikâhın devamına yardımcı olur, nikâhın ehemmiyetini gösterir. Maamafih mehirde istenen şey normal olandır, İki tarafın durumu göz önüne alınmalıdır, ifrat ve tefritten kaçınmalıdır. Aksi takdirde iki tarafta zarar görür. (İşlerin en hayırlısı orta olanıdır.)

    ÖMER NASUHİ BİLMEN/ KUR'AN-I KERİM MEAL VE TEFSİRİ
#28.12.2009 22:17 0 0 0
  • Konu: Temel
    Yassı Tavuk

    Karadeniz'i gezen bir adam yolda aniden önüne çıkan tavuğu ezmiş. Hayvanı ezdiği için üzüntü duymuş ve gidip sahibine en azından parasını vermek istemiş. Almış tavuğu ve hemen oradaki köye gitmiş. Elindeki tavukla kahveden içeri girmiş ve : - Afedersiniz; ben hemen köy dışında bu tavuğu ezdim. Sahibini arıyorum, en azından parasını vereyim diye. Acaba bu tavuğun sahibi kim ? Bunun üzerine hep beraber tavuğa bakan Lazlar : - Hemşerum sen yanlış geldun. Pizum köyde böyle yassı tavuk bulunmayi!
#28.12.2009 01:47 0 0 0
  • Karadenizli Hocaların Futbol Maçı;


    Oflu hocalarla Çaykaralı hocalar hafta sonları birarayı gelir aralarında futbol oynarlarmış. Fıkra bu ya, Oflu hocalar hep yenilirlermiş. Of halkı ve cemaatlerinden artık tepkiler gelmeye başlayınca bir araya toplanmışlar ve "bu böyle olmaz artık puna bir çare bulalum demişler. Takım kaptanı Temel Hoca'nın aklına iyi bir fikir gelmiş. "Gelun pizum eski Trabizonsporli Hami'yi kadroya alalum. Sorarlarsa deruz ki "merkez camiimizun imamidur" .Teklif beğenilir, Hami'ye iletilir, o da kabul eder ve sevinç içinde Oflular Çaykara'nın yolunu tutarlar. Ancak maç sona erer ve yine 2-1 mağlup olmuşlardır. İlçeye döndüklerinde kendilerini merakla bekleyenler Temel Hoca'ya sorarlar; "Nooldi hocam İnşALLAH bu sefer yenmiş olasunuz." Bizim Temel Hoca üzgün vaziyette cevap verir "Yok haçan yok!. Yine yenilduk 2 onlar atti bi de piz attuk" "Peku, golleri kimler atmiştur?" diye sorduklarında Temel Hoca boynunu büker ve "pizum goli Hami Hoca atti, onlarınkinu ise Beckham Hoca'yinan Wan Hojdonk Hoca atti." der.
#28.12.2009 01:45 0 0 0
  • Dipnotlar

    1- Muhammed Ebû Zehrâ, İslâm Hukuk Metodolojisi (Terc. Abdülkadir Şener), Ankara
    1986, s.345 vd.
    2- el-Kâsimî, 31.
    3- 7/A'râf, 33.
    4- 16/Nahl, 116.
    5- Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve İstilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, I, 250.
    6- Gazâlî, Mustesfâ, II, 473; Şâtıbî, el-Muvâfakât, IV, 258; Şevkanî, İrşâdü'l-fuhûl, 296; Ebû
    Zehrâ, 392-393; Kâsımî, el-Fetvâ fi'l-İslâm, Beyrut 1986,56-62, 79, 114.
    7- Buhâri, "İ'tisâm", 21; Müslim, "Akdiye", 15; Ahmed b. Hanbel, III, 187.
    8- el-Kâsimî, 101-110.
    9- Ahmed b. Hanbel, I, 194; Kâsımî, 124.
#28.12.2009 00:50 0 0 0
  • Fetvâ özel midir, genel midir?

    Fetvâların bir kısmı genel olup aynı şartları
    taşıyan bütün mükellefleri kapsar. Ancak bunun
    yanında şahıslara ve bölgelere özel fetvâlar
    da vardır.
    Fetvâda vicdan mı önemlidir,
    müftünün söylediği mi?
    Fetvâlarda önemli olan hususlardan biri de
    vicdan faktörüdür. Müftüye soru nasıl sorulursa
    cevap o şekilde verilir. Şayet birirsi fetvâ sorarken
    bazı hususları gizlerse müftünün doğru cevap
    vermesini engellemiş olur. Özellikle başkasının
    hakkını da ilgilendiren sorularda bu hususa
    daha çok dikkat etmek gerekir. Zira fetvâyı tek taraflı
    olarak haklı çıkmak ve onu sağlayacak şekilde
    sormak başkasının hakkını ihlal etmek olur.
    Böyle durumlarda müftünün tarafları dinlemeden
    fetvâ vermesi isabetli olmaz. Hz. Peygamber,
    bu duruma dikkat çekmiş ve "Her ne kadar sana
    müftüler fetvâ verse de sen bir de kalbine danış."
    buyurmuştur9. Buna göre verilen fetvânın bir de
    vicdan terazisinde tartılması gerekmektedir.

    PR.DR.ABDULLAH KAHRAMAN
#28.12.2009 00:49 0 0 0
  • Fetvâ sabit midir,değişken midir?

    Fetvâ, mükellefin içinde bulunduğu durumun
    pratik cevabı olduğu için, sâbit değil, değişkendir.
    Yani fetvâ, yere, zamana, şahıslara, durumlara,
    niyetlere, âdetlere ve nassların yorumuna
    bağlı olarak değişiklik arzeder. Bunun en güzel
    delili, her devirde yazılan fetvâ kitaplarıdır. Şâyet
    öncekiler yeterli olsaydı sonraki kitaplara gerek
    kalmazdı; ancak öyle olmamış, her devirde yeni
    fetvâlar ve bu fetvâları toplandığı kitaplar ortayaortaya
    çıkmıştır. Bununla birlikte zamana dayanıklı
    fetvâlar da vardır. Bir fetvânın geçerlilik süresini
    yine de şartlar belirler. Müftünün durumu
    bir hastaya reçete yazan doktora benzediği için,
    doktor reçeteyi hastanın durumunu dikkate alarak
    yazar. Bu da fetvâda değişikliğin tabii olduğunu
    gösterir. Ayrıca müftü, fetvâ ve tercihinde yanılmış
    da olabilir. Bu gibi durumlarda müftünün
    fetvâsından dönmesi ve bunu da ilan edip düzeltmesi
    gerekir.
#28.12.2009 00:48 0 0 0
  • Fetvâ soranın dikkat etmesi geren hususlar nelerdir?

    Fetvâ sorana, fıkıh dilinde "müsteftî" denilir.
    Müstefti, fetvâsını soracağı zaman öncelikle ehil,
    ilim, ahlak ve sahibi, güvenilir ve uzman kişiyi
    arayıp bulmak durumundadır. Bulunduğu memlekette
    böyle bir âlim yoksa başka bölgelerden
    araştırması gerekir. Aranan müftü bulunduktan
    sonra nezâket kurallarını aşmamak şartıyla hükmü
    istenen olay bütün açıklığı ile anlatılmalıdır.
    Çünkü fetvâ sorunun şekline göre değişebilmektedir.
    Bundan dolayı fetvâyı bizzat problem sahibinin
    sorması daha uygundur8. Kadınlar için de
    en uygunu bayan müftüye müracaat etmektir. Şayet
    o konuda uzman bir bayan müftü bulunamazsa,
    usulüne uygun bir izleyerek erkek müftüye
    müracaat daha uygundur. Nitekim asr-ı saadette
    bazı kadınlar zaman zaman mahrem sorularını
    Hz. Aişe vasıtasıyla Hz. Peygamber'e soruyorlardı.
#28.12.2009 00:47 0 0 0
  • Fetvâ ile meşgul olmak çok önemli bir iştir.
    Çünkü müftî, helâl, haram, geçerli (sahih), geçersiz
    (fâsit/bâtıl) ve benzeri hükümleri İslâm adına
    açıklamış olur. Bu konuda gerekli araştırmayı
    yapmadan, kendi hevâsına uyarak fetvâ vermek
    sorumluluğu gerektirir. Şayet fetvâ, kul hakları
    ile ilgili ise daha dikkatli olmak gerekir. İctihâd
    ve fevtâ vazifeleri büyük bir ilim ve ihtisas işidir.
    Âyet ve hadislerin mânâlarını yüzeysel bir şekilde
    anlayabilen, derinlemesine bilgi ve araştırması
    olmayan, hâfızalarında sınırlı birkaç hadis
    bulunan ve aynı konudaki hadisleri tamamen inceleyip
    değerlendirme yapmamış bulunan kimselerin,
    bir müctehide tâbi olmayıp da şer'î delillerden
    hüküm çıkarmaya kalkışmaları ve kendi
    namlarına fetvâ vermeleri caiz olmaz5.
    Müftî, ictihâd yapabilecek ve delillerin kuvvetli
    olanını seçebilecek durumda ise, mezheplerin
    görüşleri arasından tercih yapabilir. Ancak bunu
    yaparken üç şarta bağlı kalması gerekir: Delil bakımından
    zayıf olan görüşü seçmemelidir. Tercih
    ettiği görüş insanların yararına olmalı ve onları
    ne şiddete ve ne de gevşekliğe sevketmelidir. Yani
    verilen fetvâ, insanları dinden soğutmaması ve
    onları güçlerinin üstünde bir zorluğa sokmaması
    gerektiği gibi, dindarlık ve mükellefiyetin anlamını
    ve sorumluluğunu ortadan kaldıracak ve
    gevşekliğe sevk edecek şekilde de olmamalıdır.
    Seçilen görüş, iyi niyete dayanmalı, sırf insanları
    memnun etmek ve onların keyfi arzularını tatmin
    etmek için seçilmiş olmamalıdır. Aynı zamanda müftü, halkın örf ve âdetlerini dikkate almalı,
    mükellefin seviyesine göre hükümlerin gerekçelerini
    ve hikmetlerini de anlatmaya gayret göstermelidir6.
    İctihâd yapabilen müftî bütün dikkat, iyi niyet
    ve gayretini sarfettikten sonra, verdiği fetvâda isabet
    etse de, yanılsa da sevap kazanır. Hadiste şöyle
    buyurulur: "Hâkim ictihâd yaparak hükmedip,
    bunda isabet ederse, onun için iki mükâfat vardır.
    İctihâdla hükmedip de yanılırsa, onun için
    bir mükâfat vardır"7.
#28.12.2009 00:46 0 0 0
  • Fetva verenin, taşıması gereken vasıfları nelerdir?

    Dinin iki temel kaynağından biriAllah'ın kitabı Kur'ân, diğeri ise Resulüllah'ın sünneti, yani hadistir. Müftü (Müftî) kendisine arzedilen meseleyi öncelikle bu iki kaynaktaki bilgiler ışığında çözmek için çalışmak mecburiyetindedir. Ancak bir âyet veya hadisi yorumlamak
    ve yeni çıkan bir problemi çözmek, bir takım ön bilgileri ve özel yetenekleri gerektirir. Bunun için fetvâ verecek kişilerde bazı
    vasıfların bulunması gerekli görülmüştür.
    Meselâ, Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) bir kimsenin fetvâ verebilmesi için kendisinde şu
    beş vasfin bulunması gerektiğini söylemiştir:
    1. İyi niyet sahibi olmak ve yalnız Allah rızasını
    gözetmek. Çünkü kötü niyet, düşünceyi de kötüleştirir.
    2. İlim, hilim, vakar ve ciddiyet sahibi olmak
    3. Kendisinden ve bilgisinden emîn olunmak
    4. Halka kendi otoritesini kabul ettirmek
    5. Fert ve toplum olarak insanları tanımak.


    Bu şartlardan da anlaşılacağı gibi müftînin fetvâ isteyenin psikolojik durumunu dikkate alması, halk nazarında itibar sahibi, basîretli,
    vereceği fetvânın fert ve toplum üzerindeki etkisini kavrayacak bir görüşe sahip olması gerekmektedir1.
    Şöyle de diyebiliriz: Fetvâ vermek durumunda olan kimsenin taşıması gereken en önemli vasıflar, ilim, ciddiyet, samimiyet, sorumluluk ve
    basîrettir2. Bunları inanç-amel ve ahlak bütünlüğüne erişmiş olmak diye de özetleyebiliriz. Zira İslâm âlimleri fâsık bir kimsenin fetvâsının sahih olmayacağını ifade etmişlerdir. Ayrıca Yüce Allah
    bilgisizce fetvâ vermeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:"Allah bilmediğiniz şeyleri söylemenizi
    haram kılmıştır."3 "Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak 'bu helaldir, şu da haramdır' demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan söylemiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar
    kurtuluşa eremezler."4
#28.12.2009 00:45 0 0 0