Yüreğinin Dokunduğu Teselli Eder Seni...Yaralarını Sarar...Nefesin Bogazında Düğümlendiğinde Nefes Aldırır Sana...Tekrar Hayata Tutunmak İstediğinde Sıkıca Tutar Elinden...
Hayatın Bütün Virajlarından Canın Acımadan Döndürür Seni...O Çok Sızlayan Yaraların Bile Çabuk İyileşir O Zaman.
Taşlı Sulardan Ayakların Kanamadan Geçip Gidersin...Düştüğün Kuyulara Bile Ya Bilerek Düşersin...Ya Da Kenarından Geçip Gidersin.
Hayat ve İçindeki Her Şey Bir Yolculukta Camdan Seyrettiğin Görüntülere Döner...Resmin Dışından Bakarsın Hayata.
Uzaktakinin Gerçek Yakınlığı Teselli Eder Seni...Seni Asıl Bilenin ve En Çok Sevenin Tesellisidir Bu Aslında
O Seni Bilir...Ne İle Mutlu Olacağını...Neyi SeveceğiniNeye İhtiyacın Oldugunu BilirYaralarına Hangi Merhemin İyi Geleceğini De Yine En İyi O Bilir.
Yaraları Açan Da...Kanayan Yaralarına Merhemi Süren De O Dur.
Eğer Duyabilirsen İçindeki O'na Ait SesiSesini Duyurmuş Bir Garibin Yorgun Ama Mutlu Bakışıyla Gözlerini Kaldırıp Gökyüzüne O'na Bakarsın...Bilirsin Sen Her Konuşmak İstediğinde Sadece ve Sadece O HazırdırEn Yakın Ama...En Uzak Da Olabildiğin O Dur Aslında..
Sen Seçersin O'na Uzak Ya Da Yakın Olmayı...Hayatındaki Bütün Mesafelerde O'nun İzi Vardı
O'na Yakın Olduğunda Her Şeye De Yakınsındır Aslında...Sorduğu Her Doruda Kendini Göstermek İster Sana.
Hayatın Eli En Tatlı Dokunuşlarıyla Okşarken Seni Sen Şifreyi Çözmeye Çalışırsın.
Bu Sırada Hayatındaki Yakınlar ve Uzaklar Yer Değiştirir...Yakın Bildiklerin Uzak...Uzak Bildiklerin De Yakın Olur.
Çözemediğinde Tekrar Tekrar Sorar Sorularını...Hiç Bıkmadan...Şifreleri Hayatın İçinde Gizler...Çözdükçe Güçlenirsin...Her Bir Soru Arasında Sana Teselli Zamanları BırakırYorulduğunu Ondan İyi Bilen Var mıdır?...Soruyu Çözemediğinde İse Soruyu Sevmeye Çalışırsın...Hatta Bir Adım Öteye Giderek Soruyu Soranı Da Seversin.
Gerçek Uzaklık Nedir Aslında Ya Da Gerçek Yakınlık...Bildiklerin Midir Yakın Olan...Uzaklar Hep Bilmediklerin midir.....
Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi Nefertiti takmıştır.
O yıllarda tıbbın ne kadar ilerde oldugu ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar sonra anlaşılmıştır ki
direk kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız parmaktadır.. Yani yüzük parmağımızda..
Başka hic bir parmakta kalbe direk giden damar yoktur.
İnanılmaz şahaser bir çalışma .
Güzel değil ! Bin defa güzel bir program . Bugüne kadar gördüğüm
en başarılı bir mail ! haritaların üzerine son açılışa kadar kademe kademe
bir kaç defa tıklamanız gerekebiliyor . Başlayınca bir saat değil bir hafta
bile programın karşısından kalkmak istemeyeceksiniz !
Bir dosyaya alıp zaman zaman seyredebilirsiniz .
Dünyanın görmek istediğiniz yeri neresiyse oraya tıklayın.
Konuştum SUS dediler...SUSTUM Cevap Beklediler...Ağladım Gül Dediler...Güldüm Gamsız diye Seslendiler..
.Sev Dediler Herkesi Sev...Sevdim...Saf Bildiler... Kırdılar Kalbimi Affet Dediler...Affettim Tekrar Tekrar Sancıttılar.
..Benimse Bir Tek Sözüme Sırt Çevirdiler...Hayatın Kuralı bu Yanılacaksın Kırılacaksın Üzüleceksin Dediler..
.Ama Hiç Dedirtmediler hep Dediler...Bırakmadılar, Ben de Diyeyim İçimdeki Sızıyı, Sancıyı, Kırgınlığı..
.Hep Dediler ama Dinlemediler...Aldırmadılar GÖZYAŞLARIMA...Bense hep SUSTUM...SUSTUM...
SUSTUM.Bugün İse Artık Dinleselerde KONUŞAMAM...Diyecek Sözüm Kuracak Cümlem, Koyacak Noktam Kalmadı..
.Ne var Ne yok Boğazımda Düğümlendi...Yutkundum Oracıkta Kaldı...Kimseyi Kırmamaktı, Üzmemekti Susmamda ki Amaç..
.Ama Geriye Dönüp Baktığımda Ben o Kadar KIRILMIŞIM ki...ACI Bir Gülümseme Kaldı Benliğimden Geriye...
HAYATIMIZA bir "MERHABA" ile girerler..
"HAKKIM HELAL olsun" DEYİP cıkarlar..!
Geride kalana söz hakkı bırakmazlar bile..
Ne kadar AĞLAMIşIZ,
Ne kadar ÜZÜLMÜSÜZ umursamazlar..!
Bunlar DOKUNMAZ DA insana..
HAKKIMI HELAL ETTİM.. deyisleri var ya,
HARAM ETTİKLERİ hayatın,
Birde HELALLİGİNİ vermeleri, cok dokunur insana...!!!!
Anlayış, başkalarının görüşünü kabul etmemiz gerektiği demek değildir.
Sadece onu anlamaya çalışmaya hazır olduğumuz demektir.
Herkesin, bizimkilere uymayan, kendileri için geçerli olan kendi deneyimleri olduğunu kabul etmedikçe, bunu yapamayız.
Herkesin dünyayı bizim gibi görmesini bekleyemeyiz.
Sevgimizin gücü, sorunlarla ve düş kırıklıklarıyla nasıl başa çıktığımızda kendini gösterir.
Yaşamımızda her şey güzelce akıp giderken hoş ve olumlu olmak kolaydır.
Ama yaşamın akışı değişip de geçici olarak bizi güçsüz bırakırsa, o zaman gerçek gücümüz ortaya çıkar.
Sevgi bize "Neden ben?" diyerek zaman kaybetmemeyi, onun yerine, "Şimdi ne yapmalı?" demeyi öğretir.
"Affetmezseniz sevemezsiniz. Sevgisiz hayat da anlamsızdır.”
Gittiğiniz her yere sevgi götürün...
Mantığını ve sağduyunu elden bırakmayacaksın.
Avuçların kanayacak kolların çizilecek gözlerin dolacak.
Hayat sana vuracak sen ayağa kalkacaksın. Bir daha vuracak bir daha kalkacaksın.
Yığılmayacaksın yıkılmayacaksın. Kendine ideallerine sözlerine sahip çıkacaksın.
Arkasında duracaksın hayallerinin. Ne kadar çelme taksa da hayat sana kalkacaksın!
Çünkü yaşamanın tadına ancak o zaman varacaksın….
İnsan unutur. Verdiği sözleri, bir zamanlar ne hissettiğini , neler çektiğini çabasının işe yaramadığını unutur.
İnsan unutur. Tüm sevdiklerinin ve kendisinin öleceğini unutur.
Önemli kabul ettiği şeylerin büyük bir kısmının önemli olmadığını unutur.
Aynı hataları defalarca yapar; çünkü unutur.
Minnet duymaz; çünkü geçmişte kim olduğunu unutur.
Paylaşmaz; çünkü paylaştığında mutlu olduğunu unutur.
Öfkelenir; çünkü öfkelendiğinde acı çektiğini unutur.
Arzularının pençesine düşer; çünkü arzuları asla tatmin edemediğini unutur.
Endişelenir; çünkü geleceği kontrol edemeyeceğini unutur.
Pişmanlıklarla ve suçlulukla yaşar; çünkü geçmişi değiştiremeyeceğini unutur.
Tembellikle yaşar; çünkü en değerli deneyimlerin biz onları beklemezken geldiğini unutur.
Hazırlık yapar; çünkü olanın bizi daima hazırlıksız yakalayacağını unutur.
Hayaller kurar; çünkü olanın daima hayal ettiğimizden farklı olacağını unutur.
Somurtur; çünkü gülümsemenin bulaşıcı bir iyilik olduğunu unutur.
Açgözlülük yapar; çünkü cesaretin en değerli yatırım olduğunu unutur.
Zamanını boş yere harcar; çünkü bu değerli hayatın kısacık olduğunu unutur.
Kendisiyle konuşur; çünkü gerçeği duyabilmek için susması gerektiğini unutur.
Dinlemeyi unutur; çünkü anlaşılabilmenin tek yolunun anlamak olduğunu unutur.
Kısacası insan unutur.
Sağlıklı ve uzun bir ömür için bedenimizle ilgilendiğimiz kadar acaba ruhumuzla da ilgileniyor muyuz?
Onu besliyor muyuz? Biliyor muyuz ki ruhsuz bir beden kurumuş bir ağaca benzer...
O ağacı sulayalım, çiçekler açıp meyve vermesini sağlayalım...
Yüzümüzü gün ışığına çevirelim ki hiçbir gölge görmeyelim....
Davranışların, çevredeki hâdiseler üzerinde doğuracağı tesirleri tahmin etmek veya önceden hissetmek için, insanın sembollerle görüntüleri kaynaştırmakta gösterdiği çabaya 'düşünce' denir. Her düşünce bir davranış tarzının taslağı durumundadır. İyi hareket edebilmek için doğru düşünmek mecburiyetindeyiz.Düşünme gerçek hayatta tesirini iki yolla gösterir. Birincisi vücut ve uzuvlarımızı kullanarak. İkincisi kelimeler yoluyla. Düşüncelerini elleriyle ifade eden bir insan ağır ve dirençli cisimlerin yerini değiştirirken, kelimelerle düşünen insan sadece seslerin ve işaretlerin yerlerini değiştirir. Düşüncenin kelimelere taşınması, gerçek dünyada bir seri şeyleri değiştirerek İşlerin yapılmasını kolaylaştırır. Günümüzün hayat şartları bizi hızlı ve çabuk davranmaya mecbur etmesine rağmen, acele etmekten ve önyargılı davranmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Hızlı ve çabuk olmamızı gerektiren pek çok sebep vardır. Birincisi her şey o kadar hızlı akmaktadır ki, insanın hâdiseleri bekletmeye vakti yoktur
Menfaatlerimiz ve ihtiraslarımız (tutkularımız) Önyargılı olmamızın diğer bir sebebini oluşturur. Herkes cibilli olarak davranışlarına şöyle veya böyle bir gerekçe bulabilir ve kendini haklı göstermeye çalışır. Ayrıca ihtiras ve tutkunun, insana yaptıramayacağı hiçbir saçmalık yok.Sosyal ve ekonomik hayata ait meselelerde müteşebbis ruhlu olmak ve risk alabilmek, başarıya giden yolun önemli noktalarını oluşturur. Bu yüzden önemli olan sürekli fikir üretmek değil, bulunan doğruları hayatımıza maletmek ve onu pratikte
kullanmaktır.
“Ne garip! En iyi davrandıklarım
Bugün en çok incitenler beni”
Günümüzde en iyi davrandığınız, iyilik yaptığınız, borç verdiğiniz, başkasına karşı hakkını savunduğunuz kişilerin, size karşı akıl almaz davranışlar sergilediklerini, adeta nankörlük yaptıklarını, dostluğa olan inancınızı zedelediklerini görüyorsunuz çünkü. Değer verdiklerinize gösterdiğiniz sevgi, bazen onların boyunu aşıyor. Halk deyişiyle “ne oldum delisi” oluyorlar. Bazen büyükleriniz de, siz onlara karışma hakkı verdiğinizde sınırı aşıyorlar. Sizi denetlemeye kalkışıyorlar. Akrabalarınızı değiştiremezsiniz ama arkadaşlarınızı seçerken özgürsünüz aslında.
Yanlış kişilere yatırım yapmamak koşuluyla. Yanlışlardan doğru çıkmaz. Özellikle en ufak bir sorununuzu konuşmaya kalktığınızda, karşınızdaki toz oluyorsa ayağınızı denk alın derim. Tabii çok da sorun yumağı gibi görünmenin bir yararı yok. Arkadaşınız ondan sadece sizi dinlemesini istediğinizi, başka bir beklentinizin olmadığını bilsin yeterli. On altıncı yüzyıl Fransız entelektüellerinden, şair Claude Mermet, “Dostlar kavun gibidir. Neden mi? Bir tane iyisini bulmak için yüzlercesini yoklarsınız da ondan.” derken, arkadaşlığın dostluğa dönüşmesinde seçimler kadar, dostluğun geçeceği testlerin de önemini anımsatır bize.
Hayat herkesi bir yerinden kirletiyor, örseliyor. Güven duygumuzu söküp alıyor. Zaten kimse kimseye yıllarca dost olacak sabırda da değil artık, sanki. Ya da bana öyle geliyor. Bir tane bile olması, aslında ne büyük zenginlik. Şair Cahit Külebi bakın ne diyor: ”İnsanlardan buz gibi soğudum / İşte yalnız sen varsın / Öyle halsizim ki hiç sorma / Anlarsın “. Anlamak: işte sihirli sözcük, o. Empati duymak, hissetmek de cabası...
YÜREGİM DİYORKİ....Bugün yine efkarım var dokunmayın bana...Küçük bir çoçuk gibi huysuz ve çekilmezliğim var....
Herşeyden herkesten hatta canımdan bezmişliğim var...
.Kimseyi görmez duymaz haldeyim bir boşluğa düşmüş gibiyim....
... Herşeyy...Boş ve anlamsız ..hani kıyamet kopsa kılım kıpırdamaz...
Bugün bir başkayım...Şefkatli merhametli bir eli bekleyen kanadı kırılmış yaralı bir kartal gibiyim......Ölümü bekleyen hasta gibiyim...
.Ruhu bedenden ayrılmış son duası edilmiş ceset gibiyim.dedimya bugün bir başkayım..
Hayallerim yarına kalmış dünlerim yabancı olmuş bugunlerim rol cizer olmuş..
Tadım tuzum yok Ben bende değilim bugün..Üstüme gelmeyin hayallerime asılmaktayım...son sözümmü...lafım meclise degil
nefes alan herkese...
Gülüşlerim yüreğimin sessiz cığlıklarının imzasıdır...
Okulda birinci sınıf ögrencileri, bir aile fotografı üzerinde tartışıyorlardı. Fotograftaki küçük çocugun saç rengi
ailenin öteki bireylerinin saç renginden degişikti... Ögrencilerden biri o erkek çocugunun belki de evlat edinilmiş
olabilecegini söyledi. Onun bu sözünü duyan başka bir küçük kız ögrenci, birden sesini yükseltti;
- Ben evlat edinme konusunda her şeyi bilirim, çünkü bende evlatlıgım!...
Arkadaşı sordu;
- Madem biliyorsun, bize de anlatsana... Evlat edinilmek ne demektir...?
Küçük kız ögrenci kendinden emin bir biçimde bilgisini özetledi;
- Annenin karnında degil, yüreginde büyümüşsün demektir...
Hayat geçiyor. Bugün için yarın olan zaman, yarın dünde kalacak.
Zaman algımız, hayatı algılamamızı etkiler.
Sürekli geçmişe takılıp kalmak, nasıl ki kişiyi mutsuz ediyorsa,
sürekli geleceği düşünmek de bir o kadar mutsuz etmektedir.
Geçmişe takılan üzüntü yaşarken, geleceğe takılan ise kaygı yaşamaktadır.
İşte böyle bir durumda geçmiş ile gelecek arasında sıkışmadan hem bugünümüzü yaşamak,
hem geleceğe yatırım yapmak hem de geçmişte yaşananlardan bir yandan dersler çıkarmak,
bir yandan da olumsuz yaşantılara güçlü bir şekilde hoşça kal demek lazım.
Sağlıklı bir hoş geldin ve sağlıklı bir hoşçakal için
affetme mekanizmamızı çalıştırmalıyız. Hem kendimizi, hem diğer insanları affedip,
olumsuz duygulardan ve
geçmişten gelen duygu yüklerinden kurtulalım.
Banka Soygunu::
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis ve bir banka soymayi
kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve Temel kapilari açip içeride
kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş, açmislar ve içinden bir
kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin demisler ve bunu
Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa daha görmüsler ve onu da açmislar
bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemis. Tabii ikisi de sasirmis koca
bankada nasil para olmaz diye ve orayi terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : "Dünyanin en büyük Sperm Bankasi soyuldu!.
DOĞRU SÖZCÜKLER
İmla kurallarına mutlaka uymalısınız.
Türkçe’de bazı sözcükler söylenişlerindeki kolaylık ve alışkanlığın yazı diline de yansıması sonucu
yanlış yazılıyor. Bunları yaparsanız, yazınızı okuyan sizin için “acemi” diye düşünür.
“Acemi” bir yazar olarak adlandırılmamak için şu sözcüklerin yazılışına mutlaka dikkat edin:
Yanlız değil yalnız yazmalısınız
Yalnış değil yanlış yazmalısınız
Çünki değil çünkü yazmalısınız
Herkez değil herkes yazmalısınız
Kurdela değil kurdele yazmalısınız
Meyva değil meyve yazmalısınız
Makina değil makine yazmalısınız
Sarımsak değil sarmısak yazmalısınız (Kaynak TDK Türkçe Sözlük)
Fasulya değil fasulye yazmalısınız
Ambülans değil ambulans yazmalısınız
Akedemi değil akademi yazmalısınız
Deklerasyon değil deklarasyon
Papuç değil pabuç yazmalısınız
Otobos değil otobüs yazmalısınız
Orjinal değil orijinal yazmalısınız
Konservatuar değil konservatuvar yazmalısınız
Alimünyum ya da aliminyum değil alüminyum yazmalısınız
sovan değil soğan yazmalısınız
Kapora değil kaparo yazmalısınız
Prosedir değil prosedür yazmalısınız
Traş ve heykeltraş değil tıraş ve heykeltıraş yazmalısınız
Dokuman değil doküman yazmalısınız
Labaratuvar veya labaratuar değil laboratuvar yazmalısınız
Acenta değil acente yazmalısınız.