ykalaman

ykalaman

Üye
03.03.2004
Uzman Çavuş
7.488
Hakkında

  • dün akşam kadıköyde destan yazıldı tarih yazıldı konuşulması normaldir 14 maçtır yenilmeyen feneri hakeme ragmen 10 kişi kalecisiz BEŞİKTAŞ evire cevire yendi bu maç konuşulmasında ne konuşsun...
#18.04.2005 17:23 0 0 0
#09.04.2005 08:51 0 0 0
#09.04.2005 08:45 0 0 0
  • RingTone Studio: Poly melodiler üzerinde değişiklikler yapabilen kullanışlı bir uygulama. İstenilen sesleri yükseltip alçaltabilir ya da kullanıcı tanımlı poly melodiler üretebilir. 3650 ve 6600 uyumlu.

    Photographer:İşinize yarayacak bir fotoraf programı

    Photorite:Çektiğiniz resimlerle oyanayabilirsiniz.

    Facewarp::Çektiğiniz insan yüzlerini ilginç ve gülünç hallere sokabilirsiniz

    Zip Manager:Telefonda *zip uzantılı dosyalarınızı açabilirsiniz.

    Psicoloc recorder:Hafızanız kadar ses kaydı(aslında bunla camcorderi birleştirebilirmiyiz ozman sınırsız sesli video kaydı programı elde etmiş oluruz)

    Spider-Man: Adından da anlaşılacağı gibi bir Örümcek adam oyunu. 3650'de sorunsuz çalışıyor. 6600'da ise birden fazla insan görüntüsü oluşuyor. Bunun dışında sorunu yok. Kaliteli sayılabilecek macera dolu bir java uygulaması.

    Prince of Persia: PC'deki Oyunun hemen hemen aynısı. Yine macera severlere hitap eden bir java uygulaması. Biraz da şiddet içeriyor. 3650 ve 6600 uyumlu.

    MotoGp: İsmi üzerinde olduğuı gibi Motosiklet yarışından hoşlananlar için gerçekten hoş bir java uygulaması. Aynı isimde blz oyunu da var. Tabiki Görüntü ve oyun kalitesi java'ya nazaran daha iyi. 3650 ve 6600 uyumlu.

    MidpMan: Eski Commodore oyunu olan PacMan'in küçük bir java versiyonu. Oyunun gayet zor olduğunu denediğinizde anlayacaksınız. Zoru sevenlere yönelik tasarlanmış eğlenceli bir oyun. 3650 ve 6600 uyumlu. (SonyE. T610 modelinde de sorunsuz çalışıyor.)

    Space Impact: Çok beğenilen Nokia oyununun Symbian uygulaması olan Space Impact'in İki farklı versiyonu mevcut. N-gage versiyonu Türkçe olup 3650'de sorunsuz çalışırken 6600'da ses sorunu yaratıyor. Diğer versiyonu ise ingilizce ve sorunsuz çalışıyor.

    FerrariExperience: Yine adından da anlaşılacağı üzere bir çeşit Formula1 oyunu. Kontrolün kolay olması oyunun cazibesini arttırıyor fakat ingilizce olmaması (Sanırım italyanca) dezavantaj sayılabilir. Bunun dışında 3650 ve 6600'da sorunsuz çalışan bir java uygulaması.

    CardDeck: Nokia'nın kendisine ait olan ve dört farklı kağıt oyununu içinde barındıran bir symbian uygulaması. Şans yunlarından hoşlananlar için ideal bir oyun. 3650 ve 6600 uyumlu.

    Dicta Phone= Telefonla konuşurken tek tuşla görüşmenizi kaydeder (hafıza süresi kadar) 3650,7650,6600 uyumludur
    Sega Rally : Adından da anlaşılacağı gibi gayet güzel bir Otomobil Yarışı. Gerek 3d efektleri ile gerekse özelleştirilebilir yarış nitelikleri ile PC'deki versiyonunu aratmıyor. N-Gage, 3650 ve 6600 uyumlu.

    Rally Pro Contest: Bir Symbian Otomobil yarışı. Daha çok Bluetooth üzerinden Multiplayer için tasarlanmış güzel bir oyun. 3D Görüntüsü de azımsanacak kadar değil. Değişik Otomobil seçenekleri mevcut. Tüm S60 telefonlarla uyumlu.

    Handy Reverse : Diğer bir adı Link 5 olan oyunun Symbian versiyonu. Yeni başlayanlar ve Uzman seviyedeki oyuncular için çok iyi bir oyun. En az satranç kadar Düşünsel bir oyun. Görüntü ve 3d efektleri de ihmal edilmemiş. Tüm S60 Telefonlarla uyumlu.

    VideoMSG : 3GP Formatındaki Videoları tam ekran oynatabilme özelliğine sahip bir uygulama. Görüntü kalitesinin PV Player'dan çok daha iyi olması ile birlikte MMC hafızasındaki Videoları göremiyor. Programın İngilizce olmamaı diğer bir dezavantaj.

    Mobile Fax : operatörünüzü arayıp faks data hattınızı kullanıma açtırınca cepten fax gönderip almaya yarıyo. 6600 bilmiyorum ama 3650 çalışan full sürüm daha bulamadım. (trial de fax atma yok alma var)
#07.04.2005 19:21 0 0 0
  • Ultra Mp3: En çok kullanılan ve Skin desteği bulunan bir Mp3 player uygulaması. Tam ekran ve arka planda çalışma desteği gayet kullanışlı. Özellikle müzik çalarken altta bulunan Spectrum Bar'lar güzel bir görüntü oluşturuyor. Müzikleri mono olarak dinleyebiliyorsunuz fakat ses kalitesi fena değil. 3650 ve 6600 uyumlu.

    World Mate: Dünya saatlerini gösteren bir uygulama. Ülkeler arası saat farkları ve otomatik saat değişimi vs. gibi seçeneklere sahip. Seyahat edenler için gayet kullanışlı bir uygulama. 3650 ve 6600 uyumlu.

    Photo Fusion: Çeşitli şekillerde eğlenceli fotograflar çekebilen bir uygulama. Kendinize fotogaf albümü yaratabilmeniz için panaroma cekimi ve gece çekim özelliğine sahip kullanışlı bir uygulama. Zoom yapabilme özelliği de var. 3650 ve 6600 uyumlu.

    SeleQ: File Manager benzeri bir dosya yöneticisi. Dosya ve klasörlerin niteliklerini değiştirebilme özelliğine sahip. Başkaları tarafından görülmesini istemedeiğiniz dosya ve/veya klasörleri gizleyebilirsiniz. Bir çok dosya çeşidini Bluetooth ve Kızılötesi ile gönderebilir dosya ve kısayollar oluşturabilirsiniz. Her telefonda olması gereken bir uygulama. 3650 ve 6600 uyumlu.

    webcam: Adındanda anlaşılacağı gibi webkamera programı üstelik pc olamadanda cebi kamera olarak kullanıp chatleşme imkanı. gerekli urlyi bilmeniz yeterli

    AGILE MESSENGER: yahoo, msn, aol messengerler ile icq gibi online chatlerin toplandığı kombine bir program olddukça kullanışlı

    PHOTO SMS: Cebinizde kayıtlı fotograf vb resimleri resimli mesaja dönüştürmeye yarayan harika bir program

    ZİPMAN: gprs aracılığı ile cebe indirdiğiniz zipli dosyaları açmaya ve cebinizdeki bazı programları zip formatına dönüştürüp yollamaya yarayan program6600 kullanıcıları 1.4 ün altındaki versiyonları yüklemesinler, çalıştıramaz, çalıştırsada verim alamaz

    COMPASS: cepte pusula olayı. programda senden istenen bilgileri girerek cebini pusula olarak kullanabilme imkanı tanıyan basit bir program

    TORCH: El feneri programı. ama 6600 da ne işe yaradığını hala çözemedim

    ANTIMOSQUITO: sivrisinek kovucu program. henüz faydalı mı bilmiyorum.. malum mevsim gereği

    (PC) Nokia MultiMedia Converter: Bir çok video ve müzik formatını Telefonunuza uyumlu formata çeviren bir yazılım. Kullanımı basit ve kullanışlı bir program. Mpeg, mpg, wmv, avi vs. formatlarını 3gp formatına, mp3, wav, wma vs. formatlarınıda amr ve awb formatına çevirebiliyor.

    (PC) Nokia Multimedia Player: Bir çok video ve müzik formatlarını destekleyen bir yazılım. Gayet kullanışlı bir program. 3gp, amr, mpeg, avi, wav formatları desteklediği başlıca formatlar.

    Torch: programı ekranda sadece beyaz ışığın yanmasını sağlıyor. Böylelikle yaydığı ışık fener olarak kullanılabiliyor.

    PV Player: 3gp formatındaki videoları tam ekran izleme olanağı sağlıyor. Yalnız görüntü kalitesi çok düşük. Bu nedenle Real One Player tercih sebebi olabilir.

    Scrypto: Telefonunuzda bulunan, başkalarının açmaması gereken dosyaları şifrelemek isteyenler için ideal bir program. 3650 ve 6600 desteği var.
#07.04.2005 19:20 0 0 0
  • HANGİ PROGRAM NE İŞE YARIYOR!...

    Net Front: Opera benzeri bir Web tarayıcısı fakat daha iyi olduğunu düşünüyorum. özelleştirilebilir menüleri mevcut ve bağlantı ayarları opera kadar karışık değil. 3650 ve 6600 uyumlu. Geyet kullanışlı, üstelik de sınırsız.

    File Manager: 6600 ve 3650 uyumlu bir dosya yöneticisi. kullanımı basit, telefonunuzdaki her sürücüyü ve klasörü görüntüleyebilirsiniz. Normalde bluetooth ile gönderemediğiniz bir çok dosya formatını (awb, rng, mid, app vs.) bu brogram yardımı ile gönderebilirsiniz.

    Answering Machine: Gayet kullanışlı bir telesekreter programı. arayan kişi size ulaşamadığı zaman önceden kaydetmiş olduğunuz sesinizi dinliyor ve size mesajını bırakabiliyor. 6600 ve 3650 uyumlu.

    Smart Movie: Avi formatında videolar izleyebileceğiniz çok kullanışlı bir uygulama. Tam ekran olarak da izleme seceneği mevcut. Programın aynı isimli Pc versiyonu ile çeşitli formatlardan avi formatına dönüştürme işlemi yapılabilir. 3650 ve 6600 için iki farklı versiyon mevcut.

    My Girls: Bayanlar için tasarlanmış bir uygulama. Aylık Regl dönemlerinizin kaydını tutabilir, Ovülasyon zamanınızı öğrenebilirsiniz.

    Photographer: Gece çekimi ve 8x Zoom özelliğinin aynında Yüklenebilir maske'ler ile gayet güzel ve eğlenceli fotograflar çekebileceğiniz bir uygulama. 3650 ve 6600 telefonlarda sorunsuz çalışıyor.

    MateFinder: Bluetooth üzerinden diğer telefonlarla veya uyumlu PC'ler ile chat yapmanızı sağlar.

    Full Screen Caller: Önceden tanımladığınız kişiler sizi aradığında tam ekran resmini gösteren bir program. Kişiselleştirilebilir seçenekler mevcut. Gayet kullanışlı bir uygulama. 6600 ve 3650 destekli.

    Spy Camera: Telefonunuzu casus kamera oarak kullanabilmenizi sağlar. telefonunuz kendi başına belirli aralıklarla çektiği fotografları mms yolu ile istediğiniz no'ya gönderebiliyor. 6600 ve 3650 uyumlu

    Eti Camcorder: MMC hafıza büyüklüğü kadar kesintisiz ve sesli video çekimi yapabilen bir uygulama. S60 serisi ile uyumlu fakat 6600 modeli ile sesli çekim yapmak mümkün olmuyor. Bunun dışında gayet kullanışlı ve görüntü kalitesi iyi bir uygulama.

    Video MSG: Sesli fakat ortalama 40 sn. video kaydı yapabilen bir uygulama. 3650/7650 ve 6600 uyumlu fakat görüntü kalitesi Eti Camcorder kadar iyi değil.

    Black List: Kara liste uygulaması ile aramasını istemediğiniz kişilerin numaralarını listeye ekleyerek aradıklarında meşgûl tonu almasını sağlayabilirsiniz. Aynı şekilde sadece listedeki kişilerin size ulaşmasını da sağlayabilirsiniz. Stabil çalışması için telefon hafızasına kurulması tavsiyemdir.

    Avec Radio: Grps üzerinden yabancı ülkelere ait radyoları dinleyebilirsiniz. Ücretlendirme işlemi bağlı bulunduğunuz operatöre göre değişir. Ses kalitesi normal fakat kesintileri de göz önünde bulundurmak gerekir. Son olarak yayınları mono dinleyebilirsiniz çünkü hem yayın hem de telefonun stereo özelliği yok. 3650 ve 6600 uyumlu.

    Total IR Remote: Yerli markalar dahil bir çok TV, Receiver, VCD/DVD ve Müzik Seti markalarını destekleyen bir uzaktan kumanda uygulaması. Örneğin yerli TV'lerin çoğunu destekleyen ayarlar Aristona ve GrundigAlt2 markalarında mevcut. Diğerleri için biraz deneme yapmak gerekiyor. Gayet kullanışlı bir uygulama olup yaklaşık olarak 3 - 4 m mesafeden kontrol edebiliyor. 3650 ve 6600 uyumlu.
#07.04.2005 19:19 0 0 0
#07.04.2005 19:09 0 0 0
#07.04.2005 13:38 0 0 0
#07.04.2005 13:31 0 0 0
#06.04.2005 11:26 0 0 0
#06.04.2005 11:05 0 0 0
#04.04.2005 12:03 0 0 0
#02.04.2005 16:27 0 0 0
#01.04.2005 17:25 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Bayramın ikinci günü düşmanlar Görele'deydi. Düşman hıncını alamamıştı, fakat Türklere burada, onlardan daha çok düşman davranan Ermeni asıllı Rus askerleriydi. O gün sokakta ve kahvede rastladıkları pek çok kişiyi öldürdüler. Çevreden ve muhacirlerden topladıkları yüzlerce kişiyi bugünkü ortaokulun yanına kum başına dizdiler. Bir Rus gambotu bu sıralara doğru mitralyözlerini hedef aldı. Bu düzgün ve tam tevekkül içindeki insan yığını ölümü bekledikleri bir anda bir sandal görüldü. İçindekiler, Müftü Müştak Efendi, Ali Bilge ve Hamdi Kandazoğlu idi. Gambota çıktılar. Epey bir zaman sonra gambot hareket etti. Sandal geri döndü, bu büyük insan yığını da ölümün pençesinden kurtuldu. Kasaba böyleyken köyler kan ağlıyordu. Ermeni asıllı düşman askerleri insanları Daylı ve Karaburun köylerinde işkenceyle öldürüp, parçalayıp, teşhir ediyorlardı. Diğer yerlerdeyse öldürdüklerini gizlice gömüyorlardı. Diğer Rus askerleriyse kadınlara çok musallat oluyorlardı.

    Bayramın üçüncü günü Göreleli muhacirler Tirebolu yolunda ve içindeydiler. O gün düşman Tirebolu'yu da topa tuttu. Pek çok ev yıkıldı, bir hayli ölü ve yaralı vardı. Bu defa yolda giden muhacirlere saldırdı. Karaburun-Tirebolu arasında içlerinde Görelelilerin de bulunduğu yüzden fazla erkek vatandaşımızı kurşuna dizdi.

    Düşman Görele'ye girdiği zaman halk üç ayrı fikre sahipti. Ekseriyet göç etmeye, bir gurup yerlerini terk etmemeye, diğer gurupsa doğup büyüdükleri yerleri kanlarının son damlasına kadar savunmaya kararlıydılar. Çeteci denen bu sonuncu grubun kahramanları, bir buçuk sene düşmana kan kusturup, destanlar yarattılar. Ötekiler de fikirlerini uyguladılar.

    Bu çeteciler işin başında on kişi idiler:
    Kakaliçoğlu Abdülmuttalip
    Kakaliçoğlu İsmail
    Çakır Çavuş
    Çakır Çoban
    Cinoğlu Ali Osman
    Bayıroğlu Hüseyin
    Çürükvelioğlu Ali
    Çürükvelioğlu Mustafa
    Seyisoğlu Ömer
    Hıdıroğlu Tıp Osman
    Dursun Çavuş

    Daha düşmanın Görele'ye girdiği gün akşamı bu gurup düşman kumandanını kaçırmaya karar verir. Abdülmuttalip Efendi olayı şöyle anlatır: "Eski Belediye binasında bulunan düşman kumandanının etrafını sardık; ben en öndeydim. Kapıda bir nöbetçi vardı. İçerde Fazlı Efendi ile kumandan yüksek sesle konuşuyordu. Dayan Fazlı Efendi dayan diye bastım narayı. O anda arkamıza bir düşman deniz uçağı indi. Bu defa uçağı yakalamaya döndük. Uçak kaçtı, düşman askerleri de koşuşarak binanın etrafını tuttukları için gayemize erişemedik. Tam bir buçuk sene düşmanla savaştık. O bizi, biz onu takip ediyorduk. O bizi kıstırınca zayiat vermiyorduk. Bizse ona durmadan baskın yapıp köylere çıkarmıyorduk."

    Halkın çetelere güveni artmıştı. Görele tarafında Kodakoğlu Halil, Eynesil'de Cebecioğlu Deli Bilal çeteleri kurulmuştu. 1917 yılında düşman tam bir tacizlik içinde bulunuyordu.

    Bir de Topkaraoğlu Hüseyin'in hatırasını dinleyelim: İşgal günlerinde Ruslar halkı boğaz tokluğuna denecek kadar düşük bir ücretle inşaat işlerinde ve yük taşımada kullandılar. Bu devrede had safhada olan ekonomik buhranın acısı halka esaretin acısını unutturdu.

    1917 yılının sonlarında Rus askerleri arasında itaatsizlik gözle görülecek duruma gelmişti. Bunun ardından ikiye bölündükleri ve çekilecekleri haberleri de yayınladı.

    İşgal günlerinde Ermeni asıllı Rus askerlerinin saldırganlıklarına diyecek yoktu. Çocuk, kadın, ihtiyar demeden, saldırmaya mal, can, namus, arıyorlardı. Artan şikayetlerden dolayı Ruslar bu işi önlemeye çalıştılar. Bir de yerli Rumlar vardı. Önceleri o kara günlerimize sevinmekle beraber bize saldırmıyorlardı. Sonradan Torul'dan gelen Çemberlioğlu Kör Vasil, Ermenilerle işbirliği yapıp halkın malına, canına, namusuna saldırınca onlar da tutumlarını değiştirip, Türkleri hor ve hakir görür oldular.

    İşgalin son aylarında çeteler yıpratma hareketlerini artırdılar. Yeniköy'de bir baskın düzenlediler. 1918 yılının Ocak aylarında Rus askerleri ikiye bölünmüştü. İlçelerde bulunan Tatarların anlattıklarına göre kaçanlar da vardı. Çeteler haberi aldılar. Ellerinden geldiği kadar düşmanı imha edeceklerdi. Ocak ayının sonuna doğru Ruslar ağırlıklarını Görele'ye, topladılar. Bir kısım askerleri inşa ettirmiş oldukları geniş kara yolu ile geri dönerken diğerleri Görele'ye gelen üç gemiye taşınmaya başladı.

    O gece çeteler Görele'ye büyük çapta bir baskın yaptılar. Gemiler iskeleden ayrıldı. Askerlerin bir kısmı karadan kaçışmaya başladılar. Hayvanlarının hepsi ağırlıkların bir kısmı (savaş malzemesi) Görele'de kaldı. Kaçan Rus askerlerini Görele burnu denen yerde, Eynesilli Çeteler yakalayıp hakladılar. Bunun arkasından Türk askerleri Görele'ye geldiler.

    Biraz da cepheden bahsedelim: Rus askerleri esaslı bir mukavemete rastlamadan Görele'den Harşıt'a kadar ilerlediler. Bizimkilerse sayıları bir bölük bile tutmaktan uzak bir halde; biri Beyazıt-Kırıklı hattından, diğeri sahilden Harşit çayına kadar çekilip cephe tuttular. Ekseriyeti gönüllülerden meydana gelen asker sayısı artırıldı. Soba borularına top süsü verilerek kazılan siperlere yerleştirildi. Eldeki tek top çeşitli yerlere götürülerek ateşlendi. Böylece fazla gösterildi. Burada büyük muharebeler oldu. Her defasında Ruslar büyük zayiat verdi. Artık tutunamayacaklarını onlar da anlamışlardı. Düşman yıpranmıştı. Birde aralarında, ikilik çıkınca taarruz sırası bize geldi. Tam bu sırada Rusların Kafkas ordusu lağvedildi. 18 Aralık 1917'de Erzincan'da Ruslarla bir mütareke imzalandı. Rusların bıraktığı boşluğu Ermeni taburları doldurup, Türkleri kitle halinde imha ettiği sırada, Vehip Paşa komutasındaki III. Ordu birlikleri altı koldan, Bitlis'ten Tirebolu'ya kadar harekete geçti. 13 Şubat 1918'de düşman Görele'den kesin olarak kovulmuştu. Ayhan Yüksel, Görele'nin Kurtuluşunu "Savaş Yıllarında Giresun" adlı yazısında şöyle anlatmaktadır:
    13 Şubat 1918 günü Görele'de yönetimi bir Jandarma Üsteğmeni üzerine almış bulunuyordu. Görelenin kurtuluş haberi, Ordu ve Çarşamba dolaylarına göçmüş olan Görelelileri sevindirdi . Derhal geri geldiler. Gelenler gidenlerin yarısı bile olmaktan çok uzaktı. Ekseriyeti açlık ve koleradan ölmüşlerdi. Gerçekte Ordu ve Çarşamba çevresi halkı muhacirlere çok iyi davranmışlardı. Fazlasıyla yardım etmişti; fakat takatları bu kadarına yetmemişti. Dönen göçmenlerin bir kısmının evleri kasten yakılıp yıkılmıştı. Ne yiyecek vardı, ne de giyecek. O yıl bir de korkunç İspanyol Nezlesi salgını başladı. Binlerce insan ölüp gitti.
#01.04.2005 17:21 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Hüseyin Hüsnü Durukan, savaş anılarını şöyle anlatıyor

    Kayıkları olanlar geceleri ve kıyıyı takip ederek gittiklerinden biraz olsun rahattılar. Fakat karada giden yüzbinlerin hali haraptı. Temmuz sıcağının düşmanla yarış edecesine iyice bastırdığı bir gündü, Ramazanın arifeden bir önceki günüydü, düşman gemilerinin kara yılanlar gibi uzanan namluları alevler kusup yeri göğü inleterek Eynesil çevresindeki birkaç nesneyi hallaç pamuğu gibi atıyordu. Bu gece düşman askerlerinin alev kusan namluları mel'un salvolarıyla, Göreleliler tarafından korku, heyecan ve buruklukla seyredilmişti. O gün öğleye doğru biri katır, diğeri at sırtında iki kişi o mahşeri kalabalığın içinde göründü. Çavuşlu mezarlığının kuzeybatı köşesindeki ulu çınara arkasını dayayarak, doğuya yöneldiler. Katırdaki heybetli ve vatansever bir asker olan Hacı Hamdi Paşa, atlı da yaveri idi. Paşa bir iki yutkundu, belli ki konuşmak istediği sözler boğazında düğümleniyordu. Birden: "Nereye gidiyorsunuz? Sahibiniz kimdir?" dedi. Belli ki teessürü konuşmasına imkan vermiyordu. On binlerin dikkatten taş kesilen ölüm sessizliği içinde yavaşça hayvanlarını batıya doğru sürdüler. Sanki yeryüzünün deniz gibi dalgalandığını andıran bir kımıldanış, kuruyan dudaklardan, titreyen vücutlardan son bir davranışla acı ve buruk feryatlar, gene göklere kadar yükselip, obuzlara, denizlere doğru yayıldı. Bir ateşin kalıntılarındaki kıvılcımlar gibi son ümitlerde söndü. Ramazan arifesi, 25 Temmuz 1916 günü, Çavuşlu ve çevresinin halkı ekseriyetle göç etti. 26 Temmuz 1916 Şeker Bayramı'nın birinci günüydü. Düşman Eynesil'i çoktan geçmiş, her an Çavuşlu'da bekleniyordu.

    Bir grup insan sabah ve bayram namazına gelmişti. Endişe ve ümitsizlik sonsuzdu. Bir gözetleyici dikip camiye girdiler. Buz gibi olmuştu hava, cendere gibi sıkıyordu onları caminin duvarları. Birisi hıçkırıklar arasında, kesik kesik, ciğerlere bıçak sokulan ezan-ı muhammediyeyi okudu. Takırdayan ve gümbürdüyen silah seslerinin derinden yankılar yaptığı bir anda, ölüm korkusu ile dehşet içinde namaz kılındı. Dışarı çıkıldı. Henüz düşman Çavuşlu deresini geçmemişti. Avukat Kurtoğlu Fehmi ile tüccardan Hüsnü Kalafat'ın başkanlığında bir kısım halk toplanarak, gidip düşman kumandasına teslim olmaya karar verdiler. Öğleye doğru kalabalık arttı. Elebaşılar öne geçti, sıra olundu ve önde beyaz bayrak taşıyan birinin arkasından yüründü. Henüz Çavuşlu deresine gelmişlerdi ki, yola oturmuş üç asker onları karşıladı. Birbiri ardına: "Bir parça ekmek... bir cıgara& birkaç kuruş harçlık&" sözleri işitildi. (Bu askerlerden biri Kurtuluş Savaşına'da katılmıştır.) Alınlarında vatana ihanet damgası taşımıyorlardı. Fakat aç susuz, bitkin ve belki de yaralıydılar. O sürüden kimsecikler onlara dönüp bakmadı.

    Bu grup Aralık mahallesi yakınlarında düşman kumandanına teslim oldu. Asker ve silahlı kişiler bulunmadığını beyanla, hemşerileri adına Çavuşlu'yu da teslim ettiklerini bildirdiler. Düşman kumandanı pek sevindi. Gösteri taburuna merasimle Çavuşlu'ya girmelerini emretti. O gösteri taburu henüz Çavuşlu deresinin karşısına düzlüğe gelmişti ki; az önce avuç açan o üç kahraman damarlarındaki Türk kanı birden taştı, çoştu, fırtına oldu sarstı, yağmur oldu ıslattı, sis oldu örttü, sel oldu sürüp götürdü.

    Hemen oradaki bir çukurdan ecel yağdırdılar düşmana. Biraz daha yukardan bir grubun ateş fırtınası onları destekledi. Düşmanın ateş salvolarına karşı bizim taraf tek tek atıp hedeflerini piyonlar gibi yuvarlıyorlardı. Bir zaman sonra bizim taraf sustu anlaşılan atılacak mermileri kalmamıştı. Düşman askerleri geri dönüp kaçışırlarken arkalarında, kütük yığınları gibi leşler, göl gibi kan, kıpkızıl kan akan bir derede bıraktılar.

    Beklenmedik haber düşman kumandanına ulaşmakta gecikmedi. Az önce bağrına basıp kendinden saydıklarının birer hain olduklarını anlamıştı. Şimdi küplere binme sırası ona gelmişti. O Allah'ın mübarek Şeker Bayramı günü Çavuşlu'yu işgal ettirip, Çavuşlu deresinin doğusundaki tepelere yüzlerce siper kazdırdı. Önüne geleni toplattırıyordu. Bunlardan bazıları ihtiyar ve çocuktur diye salıverdi.

    Çavuşlu'yu teslime giden o altmış dokuz kişilik grup, bir rivayete göre hemen; diğer bir rivayete göre ki, bu daha akla yakındır: Düşman onlarla, topladığı diğer esirleri halatlarla birbirine bağlayarak Eynesil'den, Dizgine ve Enişdibi denen yerlere doğru top çektirir. Hepsi yediyüz kişidirler. Hayvanlar gibi halatlarla birbirine bağlayıp topa koştuğu bu adamlardan, böylece on beş gün çalıştırarak hıncını alamaz. Onları Beyli mahallesinde Kısık denen yere getirir. Kuma doğru uzun iki çukur açtırır. İki sıra eder, önlerine birer mitralyöz yerleştirir. Tedbir tamdır, nöbetçiler kimseyi kıpırdatmazlar. Önce birinci sıranın mitralyözü gırlar, herkes az önce kazdığı çukuru doldururken karşı sıradan biri, şimşek gibi dalar onların arasına, onun da ötekilerle birlikte üstünü kumla örterler. İkinci sıranın en arkasındaki yıldırım gibi dalar derenin içine yukarı, düşman kurşunları ona ulaşamaz. Arkada kalan ikinci sıra öncekilerin akıbetine uğrar. Düşman çekilip gidince, canlı olarak kuma gömülen genç de çıkar kaçar. O gece müthiş bir fırtına çıkar, sanki gökler düşmandan intikam alırcasına, yeryüzü sarsılır. Denizin kabaran dalgaları düşmanın kuma gizlediği yüzlerce ölüyü teşhir edercesine serer kumlara doğru. Haber kısa zamanda etrafa yayılır. Gözü yaşlı öksüz yavrular, bağrı yanık analar ölülerini seçip tekrar o kumlara gömerler.

    Bu olayı yıllarca önce o iki kurtuluşa erişen kahramanın anlattığı kişilerden dinledim. İsimlerini yazdığım listeyi kaybetmiş olmama rağmen o devri ve olayı bilen herkes gibi ben de anlattığım şekilde gerçekliğine inanmaktayım.

    Şeker Bayramının birinci günü Çavuşlu'ya giren düşman, gece kasabayı bir uçtan öbür uca tutuşturdu. İki yıldır depolara dolup satılamayan fındıklar müthiş bir alev ve dumanla, durgun bir havada göklere doğru mantar gibi bir sütunla yirmidört saat yandı. Düşman bununla da hıncını alamadı. Rastladığı erkekleri ya süngüledi ya da kafasını kılıçla kesti. Mala, namusa da saldırıyordu. İnekleri tavukları kesip yerken, öte tarafta kadınlara saldırıyordu o menfur emelleri için. Bir yerde on tane kadar kızı toplayıp kumandana götürürken, ismini açıklamam sakıncalı olan bir kadın hayatı pahasına, düşman askerlerinin elinden bu kızları kurtardı. Çavuşlu bu kadardı da Görele nasıldı?
#01.04.2005 16:15 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Görele hakkında bir hüküm

    Bu devirde de İmparatorluğun her yanından isyan, kopma parçalanma haberleri ile Kırım Harbi, doksan üç harbi adı ile bilinen Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Harbinin acı haberleri; her hadisenin sonu ilan edilen seferberlikle ilgili olarak, önceleri süresi belirsiz sonralarıda çok uzun süreli asker toplamalar, yiyecek, giyecek ve hayvan toplamalar insanları huzursuz etmekle beraber; bu devrede tarıma ve el sanatlarına çok önem verilmiştir.

    II. Abdülhamit devrinin başlarında halk yiyecek, giyecek hususunda kendi üretimiyle geçinirken, bu devrin sonunda belirli kişiler, çarık yerine çapula; yerli şal, şayak, kendirden, pamuktan ve ipekten ürettiği dokumalar yerine acem basmaları, tokat manisaları, yabancı şayaklar; kök boyalar yerine fabrikasyonları; alışılmış olan yakacak veya tutuşturucu kav çakmak yerine kibrit; yakıtı çevreden sağlanan kandil yerine petrol lambası kullanır oldular.

    Bu devrin bir başka özelliği de devlet idaresinin halkın lehine doğru düzeltilmesiydi. Fakat bu tedbirler hasta adam denen ölümü beklenen İmparatorluğu kurtaracak durumda değildi.

    Dünya Savaşı'nda Görele

    Balkan Harbinden yeni çıkıldığı ve ekonomik sıkıntıların devam ettiği bir devirde I. Dünya Harbi beklenmedik şekilde çıkageldi.

    Harbin başında tuz buhranı belirdi. Deniz suyu kaynatılıp yoğunlaştırılarak tuz yerine kullanıldı. Yiyecek, giyecek ve kullanılacak çeşitli maddelerin buhranı bunu takip etti. Askerlik çağındaki erkekler cepheye gidince bütün ailenin yükü kadınlara bindi. Bu da yetmezmiş gibi Göreleli kadınlar aylarca Çanakçı yolundan Torul'a (Ardasa) sırtlarıyla cephane taşıdılar. Bu yolda birçokları şehit oldu. Deniz trafiğini Rus gambotları durdurmuştu. Bir patikadan ibaret olan karayolunu da mekkareler tutunca ulaşım çok gene güçleşti

    Daha savaşın ilk aylarında Görele halkı açlıkla karşı karşıya geldi. Görele kazası ahalisinin, yemek için ihtiyaç duydukları ve Ziraat Bankası'ndan dağıtılmasını talep ettikleri 15.000 kilo mısır, Ziraat Bankası kanununun buna müsait olmaması sebebiyle yerine getirilememişti. Ziraat Bankası Umum Müdür Muavini Refik Bey, Görele'nin istediği yardıma bankanın mevzuatının uygun olmadığını 29 Nisan 1331'de (12 Mayıs 1915) Dahiliye Nezareti'ne bildirdi.

    Zaman geçtikçe durum daha da kötüleşti. Trabzon valisi, Görele Kaymakamlığı'ndan gelen 15 Teşrin-i Evvel 1331 (28 Ekim 1915) tarihli bir yazıya cevaben, muhtaç olanlar, askeri rütbeliler ve Müslüman muhacirlerin iaşe ve tedavisi için hiç bir şekilde tahsisat bulunmadığı tebliğ etti (28 Teşrin-i sani 1331/11 Aralık 1915). Ayrıca, Görele Kaymakamlığı, Müdafaa-ı Milliye'ce muhtaçlara yardım edilemeyeceğini anlamıştı. Böylece hem halk, hem de bölgedeki diğer muhtaçlar büyük bir çaresizlik içinde kaldılar

    Rus orduları Türk topraklarında ilerlemeye başlayınca tekrar ve son muhacir akımı başladı. Teşkilatsızlık, bilgisizlik ve yer yer baş gösteren kolera salgınları, aç ve çıplak olan halkı, ana baba gününe dönmüş olan yollarda kırıp bitiriyordu. 1916 yılında düşman Trabzon'a gelmişti. Düşman savaş gemileri ile topçuları muhacirleri zaman zaman perişan ediyor, terk edilen çocuklar da düşman süvarilerinin atlarının ayakları altında can veriyordu. Kahraman Tonyalılar düşmanı bir müddet duraklatınca, göçe hazırlanan Göreleliler biraz sevindiler.

    1916 yılının Ramazan ayı idi ki Temmuz ayına isabet eder, düşman tekrar bütün hıncıyla ilerlemeye başladı. Sadece yollar değil, deniz kenarları, dere kenarları, aç susuz, hasta mahşeri bir kalabalığın, aynı dertleri paylaşan hayvanların, yaralı askerlerin feryatlarıyla göklere kadar inliyor, vadilerde seller gibi yankılar yapıyordu. Bu hengameyi yaklaşan düşman askerlerin silah sesleri, kurşunlu kamçılar gibi yürekleri dövüyor, başlardan aşağı kaynar sular gibi dökülüyordu. Bir mezar sessizliğini andıran bir anlık duraklamadan sonra ölü benizli insanlar, titrek vücutları, kuruyan boğazlarında düğümlenen hıçkırıkları ve sarsılan bacaklarıyla biraz daha yol almaya çalışıyor. Bu defa düşman gemileri toplarını onlara doğru çevirip, bazen de sağa sola birkaç mermi atarak, bu bitkin insanların ızdıraplarına ızdıraplar katarak alay ediyordu. Ruslar'ın karşısında direnmeye çalışan Türk birlikleri, 20 Temmuz 1916'da Vakfıkebir deresi gerisine çekildiler. Rusların 21 Temmuz'da Fol'a girmesi üzerine Türk kuvvetleri Çavuşlu deresine, 2 Ağustos'ta Görele'ye, 24 Ağustos'ta da Çanakçı deresi boyuna çekilmek zorunda kaldılar. Türk kuvvetleri 30 Ağustos'da karşı taarruzla Görele'ye kadar ilerlediler ise de, Ruslar'ın taarruzu ile 21 Ekim'de Harşit deresi boyuna çekildiler ve burada cephe tuttular.
#01.04.2005 16:11 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Süleyman Ağa'dan sonra oğullarının, Görele'nin muhtelif yerlerinde konaklar kurarak derebeyliği yaptığı söylenmekte ise de önemli olan Çavuşlu da bulunan büyük konağın cümle kapısının üstünde bulunan "Bâb-ı Han" yazısı ile şövalyelerin şatolarını andıran iç bölme ve teşkilatı yurdumuzda bulunanlar arasında emsalsizliğini isbata kafidir. Çavuşlu'da bulunan bu konağı M. Şaban Toz şöyle anlatmıştır:
    "Çavuşlu'da iki adet konak vardır. Konaklardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur. Eski konak üzerine tamir edilmek suretiyle yapılmış bir konaktır. Bu konak bu günkü Cami Yanı dediğimiz mevkinin üzerindeki, şu anda Zorlara ait olan evin çevresidir. Hamamı vardı, kileri vardı (benim çocukluğumda); oralar yıkıldı yerine yeni binalar yapıldı. Fakat konağın ana duvarlarından bir duvarı durmaktadır. İkinci Konak Kuğuoğullarına ait olan konaktır. Bu konak Hükümet konağıdır. Orta kapının, büyük kapının üzerinde "Bab-ı adâlet" yazıyor. "Adalet Kapısı" mavi çini ile beyaz zemin üzerine yazılmıştır". 1796 ylında büyük bir veba (daun) salgını olmuştu. Bu salgında çok sayıda insan öldü. Görele'de pek az insan hükümran ve dost iki ağa ailesi kaldı. Güney doğuda Emanetler, kuzey ve batıda Kuğular ailesi. Bunlardan birincisi ulaklıktan ikincisi kuvvete dayanarak sivrilmişlerdi. Şişmanoğlu Muhtar, Emanetlerin kestiği tapu koçanlarının dip kayıtlarını gördüğünü muamele için kendisine getirildiğini bana anlatmıştır. Kuğuoğullarının da akrabalarından Kara Mehmet Ağa'yı kendilerine danışmadan yol yapmaya başladığı için Çavuşlu'da astıkları bilinmektedir.

    O zamanlar aşağılık insanlarla, aşağılık suç işleyenlerin boynu kılıçla kesilirdi. İyilerle, soylulardan suçlu olanlar da asılırdı.

    Bu devirden gerek asi ve şakilerin ıslahat kabul etmez tutumları gerek o devre damgasını vurmuş olan Kuğuların sert tutumları dolayısı ile halkın büyük bir kısmı, hatta köy köy "Şahali, Gökçeali, Terziali, Türkali, Dayıali" gibi Keşapta Şahmelik, Giresun'da Çıtlakkale taraflarına ve başka yerlere naklettirilmişlerdir.

    Anarşinin merkez ocağı, yeniçerilik kaldırıldıktan sonra, sıra derebeylerine gelmişti. Trabzon valilerinden Hazinedarzâde Osman Paşa Tirebolulu Kahyazâde Emin Ağa'yı geniş selahiyetle Görele'ye göndermiştir. 1830 yılında Beşikdüzü, Eynesil dahil bütün Görele'deki konakları bu zat bir rivayete göre bir gecede yaktırmıştır. Sonra Ordu ve Giresun'a giderek oralara göçmüş olan halkın bir kısmını geri getirmiştir. Tarıma çok önem veren Emin Ağa, bir çift domuz kulağı getirene bir kıyye barut vermek sureti ile bu hayvanların neslini tüketmiştir.

    Derebeylere ait Çavuşlu'daki konağın ikinci bir defa daha yakıldığı bilinmekte fakat sebebi öğrenilememiştir. 1838 yılında genel bir nüfus sayımı yapılmıştır. Bu sayımda da halk kadınların yazılmasına itiraz etmişlerdir. 1879 yılında Görele tekrar kaza oldu.

    Görele, ilçe olduğu zamanlarda Çavuşlu'ya nisbetle pek gelişmiş değildi. Bu günkü T.C. Ziraat Bankası'nın yerinde bulunan bir medrese, Eski Cami ve doğusundaki blokun olduğu yerdeki ikinci medrese ile Eski ve Yeni Camilerle bunların arasına kümelenmiş olan ahşap han, dükkan, fırın, mağaza ve kahvehanelerden ibaret olup, etrafta Türk, Rum ve Ermeni olmak üzere otuz kadar da mesken vardı. 1880 yılında çıkan bir yangında çarşı olan yerler tamamen kül oldu.

    Görele ilçe olmadan önce yalnız kış mevsiminde pazar kurulurdu. Yazlık pazar yerleri ise önceleri Bozcaali Köyü, Çakırlı Kıranında, sonra Daylı Köyü (Gürle Kıranında) olurdu. Bugünkü Tirebolu Caddesine paralel bir bataklıktan sonra Kumyalı mahallesi ve Elevi deresinin batı taraflarında müteaddit bataklıklar vardı. Sıtma ve sivrisinek korkusu ile buralara yaklaşılmazdı. Bugünkü Hürriyet ve Bulvar caddelerinin oldukları yerler tamamen denizdi. Hükümet konağının güney batı kısmındaki dörtyol kavşağı Ermeni, onun güneyine doğru uzanan saha Rum, burada Yeni (Hasan Ağa) Camiisine kadar olan büyük saha da Türk mezarlığı idi.

    Eski Görele iki kısımdan ibaretti. Esas bölüm bugünkü Görele burnu denen yerde kalenin çevresindeki kasabaydı. Burası önceleri daha çok yazlık olarak kullanılırdı. Buranın bir kilometre doğusunda bulunan Yavebolu, sonradan Yobul ve Adabük olarak anılmıştır; burası da önceleri kışlık kasaba olarak kullanılırdı. Görele Kalesi ile Yavebolu'da inkiraza uğrayınca daha doğuda Şarlı adı ile kasaba belirdi. Bu kasaba ve çevresinin halkı 1894'te Görele'den ayrılarak kısmen Trabzon merkez ilçesi ile Vakfıkebir'e bağlandı. Şarlı adı da sonradan Beşikdüzü olarak değiştirldi. 1896 yılında Trabzon ilinde görülen kolera salgını Görele'de de görüldü. Yaz mevsimine rastlayıp halkın yaylada olmasından dolayı pek az zayiatla atlatıldı.
#01.04.2005 16:10 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Ömer Akbulut'un neşrettiği dördüncü yazı bir şikayetname: Çepni eşkiyasının zülmüne uğrayan bir vatandaşın, padişaha sunduğu dilekçe: "Devletli, saaddetli, merhametli Efendim Hazretleri sağolsun. Kulunuzum.Trabzon sancağında Görele Kazasında olan Çebni eşkıyası, voyvodamız olan Murteza Ağa'yı kaleye kapayıp, beş gün beş gece muhazarada kalıp iki yüz ölü, mal ve erzaklarına garet edip hakim keşfedip yalnız üçyüz keselik mallarımızı yağma eyledikleri bu kulları mezbur Mürteza Ağa ile muhazaradan çıkıp vilayete gelip arzlarımıza nazar olunduğunda, Çepni eşkiyası hakkından gelip ecri hak olunmak üzere iken, mütesellim cemiyeti kübra ile geriye çevrilip Trabzon'a gelip gayri tedarik üzere iken Pulat oğlu Mustafa ve Yüzbin Mustafa ve Kazancı oğlu Mehmet ve Kuruluş oğlu Hüseyin müteveffa mütesellim harem konağına giderken, bu mezburlerin tahrikiyle iki yüz tüfekliyle köşe başında tutup, sekban başının karşısına getirip abdest ibriği versin, Tanrının divanına durayım deyip vermemekle feryat ederken der-akab boğazına ip geçirip boğup teslimi ruh etmiştir. Bu kullarını dahi tutun katledelim dediklerinde bu kulları avret feracesi giyip firar edip hâk-i pâye yüz süre geldiğimizde Efendimizin dahi hakkınızı icra-i hak edelim deyup fermân-ı âlileri olmakla elan bugüne dek inayetli Efendimizin fermân-ı âlileri üzere han köşelerinde zelîl zer-gerdân olup ikiyüz ölü, kasaba perişan kalemiz harap ve Çepni eşkiyasının tuğyanından bir iskeleden bir iskeleye gidilmek bir türlü mümkün olmamağa Çuhadar Hüseyin Ağa kulunuz her ahvalımıza muttali olduğu hakkımız ihkakı hak olunmak ve mallarımız tahsil olunmak için Hüseyin kulunuz mubaşereti ile İsmail Paşa Hazretlerine hitaben müekkiden ferman-ı âlileri niyaz olunur. Baki ferman Devleti, merhametli, sultanım hazretlerinindir".

    M. Arslan'ın ise yorumları şöyledir; İpek ve baharat yolunun Akdeniz yerine Okyanuslar üzerinden işlemesi dolayısıyla bütün Anadolu gibi bu büyük bölge de kervan ticaretinden mahrum oldu. Kapitilasyonlar dolayısıyla da mevcut el sanayini kaybetti. Yobaz softalar dolayısıyla Avrupa'nın yeniliklerine ayak uyduramadı. Uzun süren II. Viyana seferi dolayısıyla ekonomisi alt üst oldu. Yetişkin ve kültürlü insanlar savaşlarda eridi gitti. Yöneticilerin beceriksizliği, devlet idaresine iltimas ve kayırmanın girmesi, halkı kısa zamanda şaşkına çevirdi.

    Neticede kıran kırana bir eşkıyalık, isyan ve baskınlar başladı. Denizde korsanlar, karada eşkıya kendilerini selamlamayan kuşları uçurmuyorlardı. O zamanki Görele'nin bir köyü olan Kötünle komşu kaza Kürtün ve Çepni eşkiyası ortalığı kasıp kavuruyorlardı. Sadece halkı değil hükümeti de basıyordu.

    Yukarıda, Esbiye madeni emiri Ebubekir'e yazılan ferman da belirtildiği şekilde bu madende Görele'li Çepni eşkiyasının eline geçmişti. Trabzon, Gümüşhane ve Giresun'dan gelen kuvvetlerle ve hile ile bu eşkıya yakalandı. Denizlinin Sandıklı kazası'na sürüldü. Ele başları Bakü'ye kaçtı. Sürgüne gidenler 600.000 akçe fidye vererek o çevreye dağıldılar. 1729 yılında olan bu olay Görele'yi islah etmedi.

    Yukarda bir vatandaşın padişaha yazdığı mektuptan da anladığımıza göre Görele Kalesi tekrar harap edildi. Asıl önemli olanı bu kalenin Kızılbaşlarının Trabzon valisi olan Üçüncüoğlu Ömer Paşa'nın akrabası Kaymakam Mehmet Bey'e isyanlarıdır. Bu isyandan sonra Görele Kalesi, Ömer Paşa tarafından tamamen yıktırılmıştır. Kalenin kızılbaşları ise tamamen ezilmiştir.

    Eski Görele'ye ait bir sayfa burada kapanırken bir numaralı belgede bahsolunan Görele'li şakilerin Şebinkarahisar taraflarına yaylaya gittiklerinde yaptıkları yağmacılık, soygunculukla 1697 yılında başlayıp, tahminen 1738 yılında, medreseden yetişme ve iyi bir islahatçı olan Üçüncüoğlu Ömer Paşa'nın bu kaleyi yıkması ve Kızılbaşlarını de ezmesi ile biten korkunç devrin sonunda halk buradan dağılmış ve genellikle'de Elevi denen yeni Görele'ye gelmişlerdir.

    Yeni Görele (Elevi) Kazası, 1758 yılında Tirebolu'ya bağlı bir bucak haline getirilirken, doğudaki bir kısım yayla köyleri Torul'a, batıdaki bir kısım köyleri de Tirebolu'ya bağlandı.

    M. Arslan konuyla ilgili yorumlarına şöyle devam ediyor: Bu devirde Rize'de Tuzcuoğulları, birleşik halde Of ve Sürmene ağaları ile Trabzon-Giresun arasında da Hacı Salihoğulları, Laçinoğulları, Kel Alioğulları ve Kuğuoğulları hükümdar durumdadırlar. Bunlardan bazıları yaptıkları baskınlarda top bile kullanmaktadırlar.

    Yukarda bahsedilen Kuğuoğullarından İbrahim Ağa, Giresun'da Falcıoğulları ile Dizdaroğulları arasında çıkan bir olay ve bunu takip eden tahcir veya kıtal olayına adı karışıp hakkında bir defa ölüm fermanı sadır olmuştur. Bu şahıs Görele'ye gelerek, kaymakam Beşikdüzlü Külünkoğlu Mehmet'le hısımlık ilişkileri kurup, sonradan 1748 yılında af edilerek onun yerine voyvoda oluyor. Bazı kaynaklara göre bu tarihten itibaren on beş yıl, bazılarına görede 1758 yılına kadar bu görevde kalıyor ki bu ikincisi akla daha uygundur. Oğlu Süleyman Ağa 1758 yılında bucak merkezini Görele'den Çavuşlu'ya nakletti. 1794 yılında ölümü ile bucak merkezi tekrar Görele'ye taşınmıştır.

    İbrahim Ağa şekavet (eşkıyalık) olaylarında çok tecrübeli idi. Voyvoda olunca bu tecrübesinden faydalanarak çevredeki bütün şakileri bastırdı. Halk derin ve rahat bir nefes aldı. Bu başarısından dolayı oğlu Süleyman Ağa'yı önce Şebinkarahisar, sonra da babasının yerine Görele Voyvodası yaptılar.
#01.04.2005 16:09 0 0 0