yol.50

yol.50

Üye
12.11.2012
Çavuş
1.117
Hakkında

  • Hangi Ayrılık?

    Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

    Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
    Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


    Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
    Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
    Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
    Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
    Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
    Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
    Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
    Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
    Hangi cama kafa atsam?
    Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

    Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
    Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
    Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
    Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
    Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
    Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
    Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
    Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
    Hiç sanmam! ...
    Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
    Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
    Hangi mübarek dua,
    Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
    Olur mu be! . olur mu?
    Bu da benim gibi adama yapılır mı?
    Aşk dediğin mendil mi?
    Buruşturup bir kenara atılır mı?
    VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

    Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
    Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
    Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
    Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
    Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
    Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
    Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

    Dağ gibi adamı eze eze! .....
    Hangi anası tipli parlak çömeze,
    Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
    Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
    Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
    Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
    Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
    Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
    Ve! .. Hangi su bağışlatır?
    Hangi musalla temizler seni?

    Bu Nasıl Ayrılık? ...
    ?
#01.04.2013 12:34 0 0 0
#01.04.2013 10:36 0 0 0
  • Bir soluk kadar yakın, yıldızlar kadar uzak derler sevgi için. Uzanırsın yetişemezsin, yetişirsin dokunamazsın, dokunursun vazgeçemezsin, vazgeçersin ama unutamazsın..
#01.04.2013 09:26 0 0 0
  • Bugünlerde Türk milleti olarak ihtiyaç duyduğumuz şeyleri, Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanı iken Sakarya İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada buluyorum. Bu nedenle konuşma metnini siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim. İşte o konuşma metni:

    Ben size baktığım zaman sizlerin şahsında; Türkiye'de, dünyada ilk kez emperyalizme karşı bir mücadeleyi; Ulusal Kurtuluş Mücadelesini başarıya ulaştırmış olan insanları görüyorum. Sizler o zaman doğmadınız bile. O zaman belki hiçbiriniz yoktunuz ama hiç önemli değil, hiç önemli değil. Ben bugün en genç CHP'li kardeşime bakarken bile onu Mustafa Kemal'in yanında Ulusal Kurtuluş Savaşı veren bir insan olarak görüyorum. Sizlere baktığım zaman ben; Sevr Antlaşması'nı imzalayanları değil, onları yırtıp atanları, Lozan'ı yapanları görüyorum. Ben sizlere baktığım zaman dünyanın en güç döneminde ulusal bağımsızlığımızı gerçekleştirip, çağdaş bir devlet oluşturma doğrultusunda çok büyük çabalar harcamış olan o büyük Kuva-i Milliyecileri görüyorum. Atatürk devrimcilerini görüyorum.
    Türkiye'yi çağdaş bir toplum haline getirmek için yasa yapanları, kurum yapanları, ilke ortaya koyanları görüyorum. Köy Enstitüleri'ni kuranları görüyorum. Halk Evleri'ni kuranları görüyorum. Eğitim hamlesi yapanları görüyorum. Kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirenleri görüyorum. Türkiye'yi; yoksul Türkiye'yi ayağa kaldırmak için büyük ekonomik atılımlar planlayanları görüyorum. Anadolu'yu dört bir taraftan demir ağlarla örenleri görüyorum. Onları planlayanları görüyorum. Demir yollarını döşeyen işçileri görüyorum. Türkiye'nin bağısızlık ruhunu görüyorum.

    Ben size baktığım zaman; Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti ile bu dünyada, bu coğrafyada ilk kez bir Müslüman toplumun demokratik bir atılım yapabileceğini kanıtlamış olan insanları görüyorum. İslamiyet'in kutsal bir inanç olarak her birimizin inancında, bedeninde, ruhunda bir yanda yaşarken bir yanda da kadın-erkek eşitliğinin, bir yanda da demokrasi anlayışının, bir yanda da laik bir devlet düzeninin bir arada gerçekleştirebileceğini ortaya koyanları görüyorum. Türkiye'yi demokrasiye taşıyanları görüyorum. İktidarını halk oy vermedi diye gönül huzuruyla benim iktidarda olup olmamam önemli değil, yeter ki Türk halkı neyi isterse o olsun. Kimi isterse o iktidar olsun diye büyük bir alçak gönüllülükle Milli Mücadele ile geldikleri iktidar noktasından elinde çantası, şapkası ve paltosuyla ağır ağır yürüyerek Çankaya'dan aşağı inen İsmet Paşa'yı görüyorum. Arkadaşlarını görüyorum. Sizler busunuz değerli arkadaşlarım. Hiçbiriniz yaşamadınız belki bu günleri, hiçbiriniz o günlerde hayatta değildiniz belki ama hiç önemli değil, hiç önemli değil.

    Siz Atatürk'sünüz.
    Siz İsmet İnönü'sünüz.
    Siz Türk devriminin şanlı, onurlu geçmişisiniz. Türkiye'yi Türkiye yapanlarsınız. Demokrasiyi gerçekleştirenlersiniz. Türkiye'de emeğin hakkını koruyacağım diye ortaya atılanlarsınız. Emek diye ilk kez konuşan insanlar sizsiniz. Sendika diyen insanlarsınız. Demokratik sol diyenlersiniz. Sosyal demokrasi diyenlersiniz. Böyle söylediğiniz için Moskova'ya Moskova'ya diye tepki gösterilenlersiniz.
    Sosyal demokrasinin vatansever olduğunu, sosyal demokrasinin inançlara saygı göstermek olduğunu, sosyal demokrasinin emeğe saygı göstermek olduğunu, hukuka saygı göstermek olduğunu ilk kez öğretensiniz. Öğreten...

    Ve siz 12 Martlar'da cezaevlerinde hesap vermeye çağrılanlarsınız. Siz 12 Eylüller'de Zincirbozanlar'a sürülenlersiniz. Merkez komutanlığında gözaltına alınanlarsınız. Siz Türkiye'de Atatürk ilkelerine, sosyal demokrasiye inandığınız için, hizmet ettiğiniz okuldan bambaşka yerlere sürülen insanlarsınız. İşlerine son verilenlersiniz. Emeğiyle oynanan insanlarsınız. Haksızlığa maruz bırakılanlarsınız. Mağdur olan insanlarsınız. Demokrasi mağdurusunuz. Onur mağdurusunuz. Şeref mağdurusunuz. İnanç mağdurusunuz. Sizlere baktığım zaman ben bunları görüyorum. Türkiye'nin onurlu tarihini görüyorum. Şerefli tarihini görüyorum. Türkiye'nin özünü görüyorum. Türkiye'nin onurlu geçmişini görüyorum.

    1 Martta işbaşındakiler 65 bin yabancı askeri getirip Türkiye'nin en hassas coğrafyasına yerleştirmeye kalktığı zaman; Türkiye'yi bir kardeş kavgasına sürükleyebilecek olan yanlışlıkları yaptığı zaman sizler "olmaz öyle şey" diyen; buna karşı çıkan, Türkiye'yi terör batağına sürüklenmekten alıkoyan insanlarsınız. Onlar sizsiniz. Sizsiniz. Her biriniz o gün parlamentodaydınız. Her gün o kalkan ellerin içinde siz de vardınız. Sizler sadece Türkiye'nin onurlu geçmişi değil, sizler Türkiye'nin aydınlık geleceğinizsiniz.

    Aydınlık geleceğimizsiniz. Aydınlık geleceğimizsiniz.
    Türkiye'nin yarınısınız.
    Türkiye'nin gelecekteki aydınlık günlerinin sahibi ve gerçekleştirici insanlarsınız. Ben böyle görüyorum. Ben sizin öyle olduğunuzu düşünüyorum.

    ***

    Değerli okurlarım, geçtiğimiz on yıl içinde hangi lider Deniz Baykal gibi hem partilisine hem de kamuoyuna Türk milletinin ihtiyaç duyduğu böyle bir konuşmayı yapmıştır? Hele yaşadığımız bu ortamda... Peki, Türk milleti olarak çağdaş Cumhuriyetimiz'in çocukları ve torunları için biz ne düşünüyoruz?... Geleceğimiz için?... Atatürk'ün kurtuluş ve kuruluş felsefesiyle kurduğu Cumhuriyet'in; demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin ulus ve üniter yapısına, ilkelerimize, devrimlerimize, geleceğimize Türk milleti olarak hep beraber sahip çıktığımızı haykırmalıyız... Tıpkı Deniz Baykal gibi... Düşüncelerimizi paylaşıp geleceğe yön vermeliyiz. Daha da geç kalmadan...

    Zafer YAPCI
#01.04.2013 07:48 0 0 0
#29.03.2013 09:10 0 0 0
#28.03.2013 13:14 0 0 0
#28.03.2013 12:37 0 0 0
  • Kıbrıs'ta karmaşa sürüyor. Bankalar hâlâ açılmadı. Mevduatın kaçmasından korkuluyor. Arjantin'i hatırlatıyor. Türkiye çok mali kriz yaşadı ama bu hiç başımıza gelmedi. 1994 ve 2001 krizlerinde bile bankalar kapanmadı.

    İçeride sepet kur 2.07 TL'ye kadar geriledi. Ancak gösterge faiz yüzde 6,4'e tırmandı. Türkiye'ye yönelik risk iştahında azalma işareti mi? Mümkündür.

    Yarın şubat dış ticareti yayınlanıyor. CNBC-e anketinde dış ticaret açığı 9 milyar dolar çıktı. Geçen yılın 3 milyar dolar (yüzde 50) üzerindedir. Nedeni yüksek ithalat; biraz abartılı geldi.

    Faiz koridoru normalleşiyor

    Para Politikası Kurulu herkesi şaşırttı. Faizleri sabit tutup TL karşılıklarını artırması bekleniyordu. TL karşılıklara, gösterge ve borçlanma faizine dokunmadı. Ama fonlama faizinin 1 puan indirdi. Rezerv opsiyon katsayısını 0.1 puan yükseltti.

    Faiz koridoru üstten 1 puan daraldı. Kararda "faiz koridoru daha simetrik hâle getirildi" ifadesi kullanılıyor. Normalleşme yolunda bir adımdır. Kural gösterge faizin koridorun ortasında yer almasıdır.

    Koridorun genişliği ve gösterge faizin yeri döviz

    kuruna bakışı yansıtır. TL'yi korumak için üst aralık, rekabetçi kur için

    alt aralık genişletilir. Demek ki Merkez Bankası artık TL'nin değer kaybından daha az çekiniyor.


    Sıktı mı? Gevşetti mi?

    Araç çeşitliliği para politikası tefsirini zorlaştırdı. Faiz indirimi gevşemedir. Karşılık artışı sıkıştırmadır. Ne oluyor? Politika artık nüanslar üzerinden yürütülüyor. Siyah ve beyaz yok; grinin

    tonları var. Merkez Bankası'nın amaçları öne çıkıyor.

    Bir: Toparlanmanın gücüne güvenemiyor. Tüketimin arttığını ancak yatırımın onu izlemediğini görüyor. Yatırımı teşvik için ticari kredi faizlerini düşürmeye çalışıyor. Aynı anda ihracatı destekleyen kur düzeyine de göz kırpıyor.

    İki: Sermaye hareketlerini istikrarsız buluyor. Risk iştahında ani değişimlere karşı döviz ve altın cinsinden tutulan mevduat karşılıklarını yükseltiyor. Kur dalgalarını yumuşatmaya çalışıyor.

    Bence bu tavır dengeli büyüme sürecine geçiş çabası ile uyumludur. Yeterli midir? O başka hikâye; zamanı gelince bakarız.

    Asaf Savaş AKAT
#28.03.2013 08:06 0 0 0
  • Biz ihtilalleri ve Darbelere karşıyız.o günkü yapılan sincan olayları iran güdümün,de türkiye cumuriyet devletine hemde cumuriyetin başkenti ankarada meydan okuma yeri deyildir.tür silahlı kuvetleri türkiye cumuriyeti devletini irtica faliyetlerinde karşı anayasamızda kendisine vermiş olduğu yetkiyi kullanmıştır doğru yapmıştır.
#28.03.2013 07:42 0 0 0
  • Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Kandemir, dünyada ve Türkiye'de en sık ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada kanserin yer aldığını belirtti.

    Türkiye'de her yıl 175 bin hastaya kanser teşhisi konulduğunu ve yüzlerce insanın çeşitli kanser türleri nedeniyle hayatını kaybettiğini aktaran Kandemir, bu rakamlara karşın kanserin yüzde 30-40 oranında önlenebildiğine işaret etti.

    Kandemir, ''kanserden korunmanın 10 altın kuralı''nı şöyle sıraladı:

    1-) Sigara içmemek: Kanserden ölümlerin yüzde 30'undan, akciğer kanseri vakalarının yüzde 87'sinden sigara sorumlu. Sigara ayrıca ağız, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, pankreas, mide, böbrek, idrar kesesi kanserine de yol açıyor.

    2-) Alkol almamak ya da miktarını sınırlamak: Alkol ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin bilinen sebepleri arasında bulunuyor. Özellikle sigara ile beraber alkol almak, kanser riskini artırıyor.

    3-) Radyasyondan uzak durmak: Güneş ışığına yani 'ultraviyole B' ışınlarına uzun süre maruz kalmak, deri kanserine yol açmaktadır. Uzun süre solaryuma girmek de kanser riskini artırıyor. Yaz aylarında 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş ışığından uzak durulmalı ve koruyucu kremler kullanılmalı.

    4-) Enfeksiyonlardan korunmak: Dünyada tüm kanserlerin 1/5'i kronik enfeksiyonlara bağlı olarak gerçekleşiyor. 'Human Papilloma' virüsü, rahim ağzı kanserine, 'Hepatit B' virüsü, karaciğer kanserine neden oluyor. Ayrıca AIDS hastalığı olanlarda, birçok kanser daha fazla görülüyor.

    5-) Sağlıklı beslenmek: Kanser riskini artıran gıdalardan uzak durmak, kısa zamanda yüksek ateşte pişirme gibi yöntemlerden kaçınmak önemli. Kanserle savaşan besin ögeleri içeren gıdalar tüketilmeli, günde en az 2-2.5 litre su içilmeli.

    Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş et ürünlerinden uzak durulmalı ve günde 2-3 gramdan fazla tuz tüketilmemeli.

    6-) Egzersiz yapmak: Her gün düzenli olarak en az 30 dakika egzersiz yapanlarda, meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanseri daha az görülüyor.

    7-) Kilo dengesini korumak: Aşırı kilolar, başta meme kanseri olmak üzere, kalın bağırsak, rahim, yemek borusu, böbrek, pankreas, prostat ve yumurtalık kanseriyle çok yakın ilişkili. zayıflayarak kanser riski, belirgin olarak azaltılıyor.

    8-) Kanserin erken belirti ve bulgularını bilmek: Açıklanmayan kilo kaybı, ateş, halsizlik, ağrı, deri değişiklikleri, bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, beklenmedik ve anormal kanamalar ile akıntılar, iyileşmeyen yaralar, vücutta ele gelen kitleler, şişlikler, yutma güçlükleri, hazımsızlık ve ses kısıklığı kanserin belirtileri olabilir.

    9-) Kanser riskini bilmek ve kanser tarama programlarına girmek: Kişide herhangi bir şikayet olmasa bile, belli yaşlarda yapılan tarama testleri ile kanser erken evrede saptanabiliyor.



    10-) Stresle başa çıkmak: Stres, dolaylı olarak kanseri tetikleyebilmektedir. Egzersiz, meditasyon, danışmanlık ve konuşma tedavileri, grup terapileri, sosyal destek, depresyon ve anksiyete giderici ilaçların kullanımı gibi yaklaşımlar stresle başa çıkmak için önemli yöntemler.
#28.03.2013 07:34 0 0 0
  • Ben ülkemin bayrağını ve toprak bütünlüğünü türk ulusunu bağımsızlığı savunuyorum
    ve diyorum,ki. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
#27.03.2013 15:49 0 0 0
#27.03.2013 15:26 0 0 0
  • 40 BİN KİŞİNİN KATİLİ İMRALİ CANİSİNE AF HAZIRLIĞI YAPILIYOR ÜLKE BÖLÜNÜYOR.. SEN BAŞKA YERDE GEZİYORSUN YAZIK...
#27.03.2013 15:21 0 0 0
  • Sen başka ülkede,mi yaşıyorsun olup bitenleri duymuyormusun tabi sen anlıyamasın...çünkü sen tarafsın .....
    Not-Sen bir konu üzerinde eleştiri yaparken sayğı ve terbiye kurallarına uymayaı davet ediyorum...
#27.03.2013 14:46 0 0 0
  • Konu: Hangi Birisi
    Ne günlerdeyiz ama gündemler durmadan değişiyor. Başbakanımız bir konuşuyor; 5 çocuk tartışılıyor, bir demeç veriyor; İsrail özür diliyor. Ekonomi, sağlık, adalet, evlilik, aile, çocuk her konuda kelamı var. Bazen öyle dertleşiyor ki, bizimle birlikte generallerin tutukluluklarına çok üzülüyor, ölen gençlere çok üzülüyor. Gazze'de Suriye'de olanlara kahroluyor. Çözüm üretmek için tüm imkanlarını seferber ediyor, esiyor gürlüyor.

    İnsanlar hipnotize olmuş korkudan donmuş "Şşşşt konuşma", insanlar çaresiz "iktidara yakın birini bulmak lazım" ve en inanılmazı 'barış' konusu.
    Bebek katili, Türkiye Cumhuriyeti'nin 40 bine yakın insanının ölümüne sebep olmuş terörist başı. Türkiye'de barışı kuruyor. T.C. Hükümeti'nin resmi muhatabı. Kendini uluslararası terörün hizmetine adamış fikri dün neyse, bugün daha inançlı. Türkiye'yi bölmek, dedelerinin başaramadığını başarmak konusunda çook kararlı. Çünkü bir daha bu fırsatı asla eline geçiremeyeceğini biliyor. Bu işe soyunanlar, yol tutanlar belli de, insanını, vatanını gerçekten sevenlerden ses, nefes? Gölgelerdeler, gerilerdeler. Tarafsız görünmedeler. Bilmezler mi ki bitaraf olan bertaraf olur. Güzel ülkemin güzel insanları, güzel kadınları.

    ***

    Aslında en büyük hedef onlar. Politikalarımız bile onların üzerine, üzerinden tasarlanılıyor, hayata geçiriliyor. Erkekler tarafından hız kesmeden, itiliyor, kakılıyor, dövülüyorlar, acımasızca öldürülüyorlar. Diğer taraftan hapsedilmeye, sosyal hayattan yok edilmeye çalışıyorlar. Hem de elma şekerleri ile. Örneğin bu konuda en son çalışmalardan birisi, son proje: beş çocuk yap, erken emekliliği kap. Biraz dinleyin kazık üstüne kazık. Üstelik 5 çocuk ne yiyecek, ne içecek? Eğitimi, üstü başı, sağlık giderleri, barınmaları. Yani erken emekli olabilmeniz için de her biri için prim ödeyeceksiniz, geçinemediğiniz gelirden. Hatırlayalım asgari ücreti. İçerik genç nesil mi, sağlanacak ucuz insan gücü mü? Bakın Çin'e dünyanın en büyük coğrafyasında en büyük nüfusa sahip ülke nüfusu 1,35 milyar.

    Biraz araştırma yapın bu nüfusun yalnızca beşte biri şanslı, insanca yaşayabiliyor. Kalan beşte dördü bir kase pirince talim. Hatırlayın, ucuz insan gücü. Amerika başta, çağdaş ülkeler giydikleri, kullandıkları hemen her şeyi orada yaptırıyorlar. Çünkü kendi vatandaşları insan. Demokrasi var (Irak'a getirilenden değil tabii!). Doğuda aile başı 15 çocuk; Tanrı verdi, Tanrı aldı. Kızların adı yok, satılıyor küçücük çocuk gelinler. Erkekler terör örgütlerinin, uyuşturucu mafyalarının arka bahçesi. Fakirlikle, kalabalıkla, kargaşada eğitimsiz çaresiz insan sürüsü, mutlu azınlığın tebaası, kölesi.
    Ahhh! Hangi birini söylesek, yazsak ki?

    İnci MUTLUER.
    27-03-2013
#27.03.2013 09:00 0 0 0
  • imralı canisini afetmek için için-türk silahlı kuvvetlerinin gözde komutanlarını silivriye gönderdiler.niçin biliyormusun.af çıkarmak için bu bir oyundur.ama tür milleti bu oyunu bozaçaktır...bu yazdım tespiti bir tarafa yaz...
#26.03.2013 13:48 0 0 0
  • İsrail'in Türkiye'den "özür dilemesi" sonrası Hükümet, bu "özrü" abartarak duvara çarpan dış politikasını aklamanın bir dayanağına çevirmeye çalışmaktadır. Öncelikle belirtelim ki, İsrail'in "özür dilemesi"ne gelen sürecin gerekçesi olan Mavi Marmara olayı AKP Hükümeti'nin de önemli sorumluluğu olduğu bir olaydır. Yani Hükümet, başka bir hükümetin kırıp döktüğünü düzeltmemiş, tamamen kendi kırıp döktüklerini toplamaktadır. Dolayısıyla burada bir dış politika başarısından çok bir önceki yaptıklarından vazgeçiş vardır.
    Öte yandan İsrail bu "özrü" bir manevraya da dönüştürmüş, örneğin Gazze'ye yönelik "kısıtlamaların kaldırılmasını Gazze'den israil'e yönelik füze atışlarının durdurulması" şartına bağlamıştır. Dahası Erdoğan, "Siyonizme yönelik eleştirilerini" geri alarak, "Ben Siyonizmi değil İsrail Hükümeti'nin politikalarını eleştirdim" diyerek aslında Erdoğan'ın kendi geldiği kültürün en temel argümanını da ("siyonizm, insanlığın ve İslam'ın en büyük düşmanıdır" ana tezini) reddetmiştir! Dahası şimdi Hamas'ın İsrai'i tanıyacağı bir süreç işletilmektedir ve Türkiye'nin burada devreye gireceği belirtilmektedir. Ama burada İsrail ve ABD için en önemli adım, ABD'nin bölgede oluşturduğu Suriye-İran karşıtı cephenin içinde çok önemli bir pürüzün ortadan kaldırılmış olmasıdır. Ve böylece; "Suriye karşıtı cephenin içinde İsrail de vardır" diyenlere karşı, "İsrail Suriye rejimini destekliyor" diyen yandaş basın ve hükümet propagandasına artık kimse inanmayacaktır. Çünkü Netanyahu açıkça Türkiye ile uzlaşmalarının nedeninin Suriye'de krizin geldiği boyut olduğunu söylemiştir.
    Hükümet "özür"den aldığı hızı iç politikada bir "zafere" dönüştürmek için muhalefetin de kendisinden özür dilemesini istiyor. Davutoğlu, Meclis kürsüsünden kibirli bir üslupla "muhalefete de özür dileteceklerini" iddia etti. Sermaye muhalefeti Davutoğlu'ndan özür diler mi bilmiyoruz. Ama gelişmeler AKP Hükümeti'nin sevincini boğazına tıkayacak görünmektedir.
    Çünkü Hükümet, "özür" üstünden dış politikasını aklamaya çalışmaktadır ama Suriye'den arka arkaya düne göre "daha kötü" haberler gelmeye başlamıştır.
    Türkiye'de toplanan Suriye Ulusal Muhalefeti (SUK)'un zor bela ABD'den getirdiği Teksaslı bir Kürt olan Gassan Hitto'nun başbakanlığında oluşturduğu hükümet Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından "tanınmadı". Daha önce de PYD Başkanı Salih Müslim, Hitto'nun başbakan yapılmasına, hele de "Muhalefetin başbakanı bir Kürt" denilerek kafa karışıklığı yaratılmasına tepki göstermiş, Hitto'nun Suriye Kürtleri ile hiçbir ilişkisinin olmadığını açıklamıştı. Öte yandan SUK'un sosyal temelini güçlendirmek için kararlar alınan Doha (Katar) toplantısında SUK Başkanı yapılan Muaz El Hatip, SUK başkanlığından "kırmızı çizgileri ihlal edildiği için" istifa ettiğini açıklayarak SUK'a bir darbe daha vurdu.
    Bunlar olurken gündeme düşürülen "Rusya'nın Suriye-Tartos'taki deniz üssünü Lübnan'a taşıdığı", "Esad'ın koruması tarafından vurulduğu" haberleri de kısa zamanda yalanlanınca ortada sadece bastırılıp hizaya getirilmeye çalıştırıldıkça çözülen, Türkiye ve batı emperyalizminin Suriye politikası kalmıştır. Ki, İsrail-Türkiye ittifakıyla oluşturulan tehdit ve SUK'a verilen destek bile bu çözülmeyi engelleyememiştir.
    Çözülen sadece Suriye muhalefeti değil, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin inşa ettiği Türkiye'nin Suriye politikasıdır. İsrail'le barış bile bu politikayı kurtaramayacağı gibi bu politikanın aslında ABD-İsrail stratejisinin uzantısı olduğu şimdi daha iyi görülmektedir.

    İhsan ÇARALAN
#26.03.2013 07:54 0 0 0
  • Konu: Ne Fayda
    Sevgilin olmalı...
    ...yanında huzur bulduğun...
    ayrı geçen anlarında onu düşündüğün
    yada bir dostun olmalı... sen gizlice sevmelisin..
    o bilmemeli nasıl sevdiğini...
    aşık olmalısın delice...
    özgürce..
    korkmadan söylemelisin sevdiğini..
    ve hiç kimse umurunda olmamalı
    öyle bir sevmelisin ki...
    bıkmalı ayrılıktan... onsuzluktan...
    mutluluk olmalı birde...
    senin gözlerinde başlamalı...
    onun yüreğinde bitmeli cümleler...
    düşünmemeli yarını... hep bugünde olmalı...
    kaçırmamalı güzellikleri... mutlulukları...
    öyle sevmelisin ki...
    kelimeler yetmemeli onu anlatmaya..
    neden sorularının cevabı hep ismi olmalı...
    aşk olmalı... sevgi olmalı..
    aşık olmalı... sevgili olmalı...
    birde kaçmamalı... korkmamalı..
    benim gibi olmalı...
    senin gibi olmalı...
    aşk sen... sen, ben olmalı..

    aşk' ın da... aşk' ımda...
    çınar gibi olmalı...

    Alişan Yılmaz





    @nuran34 adlı üyeden alıntı:
    Arkadaşlar bu gün internette birşeyler ararken tesadüfen rastladığım bir sitede şu şiire rastladım

    NE FAYDA
    Demir gibi güçlü olsa da elin,
    Bir hayırlı isin yoksa ne fayda?
    Gayet marifetli olsa dilin,
    Helalinden aşın yoksa, ne fayda?

    Arzuların hep yanın var olsa,
    Bütün malın yüzde yüzü kar olsa,
    Ağaçlar hep,ayva olsa,nar olsa,
    Yiyemezsen dişin yoksa,ne fayda?

    Deryalarda yük taşıyan gemin var
    Diyelim; ne gamın nede derdin var,
    Her tarafı altın-tuğla evin var,
    Sana uygun eşin yoksa,ne fayda?

    Evde çok olsa da, balın ve yağın,
    Üzüm ile dolup taşsa da bağın,
    Dünyayı gezmekle geçmişse cağın,
    İbret alan başın yoksa,ne fayda?

    Namazını kılıp orucunu tutarsan,
    Haktan yağmur gibi gelir her ihsan,
    Ağlıyorum Allah için,diyorsan,
    Gözde akan yaşın yoksa,ne fayda?



    Şiirin yazarı altında yazmıyordu ve bu şiirin sözleriyle araştırınca Pir sultan abdal'ın bir şiirine benzer özellikler taşıdığını farkettim

    Pir sultan abdal'ın "Ne fayda" isimli şiirini birkaç internet sitesinde buldum ama eksik yazıldıkları için bir sitede yazan diğer sitedekini tam olarak tutmuyor

    sonuç olarak sizlere danışmak istediğim acaba bu yukarıda yazılı olan şiir Pir sultan abdal'ın şiirinden alıntı veya esinlenme mi?
    yoksa onun şiirimi? yoksa şiiri gördüğüm web sitesinin sahibi olan Hüseyin göksü adlı kişinin kendi şiirimidir acaba?


    Eğer bu Pir sultan abdal'ın şiiri ise şiirin tam (eksiksiz ve değiştirilmemiş) halini birisi rica etsem buraya yazabilirmi?

    Saygılarımla....
    Orijinali Göster...
    Arkadaşlar bu gün internette birşeyler ararken tesadüfen rastladığım bir sitede şu şiire rastladım

    NE FAYDA
    Demir gibi güçlü olsa da elin,
    Bir hayırlı isin yoksa ne fayda?
    Gayet marifetli olsa dilin,
    Helalinden aşın yoksa, ne fayda?

    Arzuların hep yanın var olsa,
    Bütün malın yüzde yüzü kar olsa,
    Ağaçlar hep,ayva olsa,nar olsa,
    Yiyemezsen dişin yoksa,ne fayda?

    Deryalarda yük taşıyan gemin var
    Diyelim; ne gamın nede derdin var,
    Her tarafı altın-tuğla evin var,
    Sana uygun eşin yoksa,ne fayda?

    Evde çok olsa da, balın ve yağın,
    Üzüm ile dolup taşsa da bağın,
    Dünyayı gezmekle geçmişse cağın,
    İbret alan başın yoksa,ne fayda?

    Namazını kılıp orucunu tutarsan,
    Haktan yağmur gibi gelir her ihsan,
    Ağlıyorum Allah için,diyorsan,
    Gözde akan yaşın yoksa,ne fayda?



    Şiirin yazarı altında yazmıyordu ve bu şiirin sözleriyle araştırınca Pir sultan abdal'ın bir şiirine benzer özellikler taşıdığını farkettim

    Pir sultan abdal'ın "Ne fayda" isimli şiirini birkaç internet sitesinde buldum ama eksik yazıldıkları için bir sitede yazan diğer sitedekini tam olarak tutmuyor

    sonuç olarak sizlere danışmak istediğim acaba bu yukarıda yazılı olan şiir Pir sultan abdal'ın şiirinden alıntı veya esinlenme mi?
    yoksa onun şiirimi? yoksa şiiri gördüğüm web sitesinin sahibi olan Hüseyin göksü adlı kişinin kendi şiirimidir acaba?


    Eğer bu Pir sultan abdal'ın şiiri ise şiirin tam (eksiksiz ve değiştirilmemiş) halini birisi rica etsem buraya yazabilirmi?

    Saygılarımla....
#25.03.2013 12:12 0 0 0