S.O.S diyorum sana; bir bir imdat çağrısı değildir.
Mors alfabesine indirgenemeyecek kadar derinden,
şu an yüksek rakımlı hislerimle konuşuyorum.
Beni anlamak için sözlüklere, deyimlere başvurmamanı öneriyorum.
Hiçbir dile çevrilememiş ön veya yüzeysel sezileri sezileri
biraz olsun ifade etme kaygısı ile türkçeye tercüme ediyorum;
S.O.S diyorum, bu bir imdat çağrısı değildir tekrar ediyorum.
Saklanmaya özen gösterilmemiş bütün kırılgan tanımları
hoyratça savuranları kendi nezlimde esefle kınıyorum.
İnsanın güveni her zaman boşa çıkartılmamalı elbette,
desteksiz de ayakta durulabilmeli fırtına içindeki gemilerde.
İşte en çok bu yüzden belki sadece sana seslenme amacıyla
S.O.S diyorum; bu bir imdat çağrısı değildir
ayrıca tekrar tekrar tekrar ediyorum.
Yanlış anlamana müsade etmek istemiyorum,
hayır mıdır şer midir diye de sormuyorum;
s.o.s diye haykırasım da var aslında ama işte korkuyorum.
Bu içtenlikle söylenme oranı günümüzde az olan
şiddetli zincirleme isim tamlamalarının hepsini
sırf senin için bir araya getirebilirim diyorum.
S.O.S ki anlamak için konuştuğumuz dilin yardımına
yahut benim yardımıma ihtiyaç duymaman gerektiğini
en az senin kadar çok iyi biliyorum...
ben bu sözlerin arasında kaybolup gittim,kapıldım akıntısına içindeki derinlğin.
S.O.S... diyorum,çıkarmı bir daha su yüzüne bu kalem bilmiyorum?
Hadi şimdi biz seninle oturalım karşılıklı;
söyleyecek çok sözümüz olduğunu alenen belli eder,
bir iki de kenetlenme krizi geçiririz bakışlarımızdan yana.
Kalbin ritminin böylesine konuşması,
yani monotonluğa direnmek amacıyla,
belki sadece itiraf etmek için
sektelerden olma bir zincir yapması beklenebilir mi?
Bunu soralım hiç utanmamacasına.
Iraksak bir damak kuruluğunu bozma niyetiyle
yaklaşsa da bastırılması güç heyecanlarımız,
bizim neden hala ayrılık şerbetiyle demlendiğimizi
anlamaya çalışalım içten içe sitem ederek.
Herkes bahanesi bol sevmelere balıklama atlerken,
sebepsiz sevmelerin
ne kadar kuvvetli ve şiddetli olduğunu tartışır,
düşük bir olasılık olsa da belki bir sonuca varırız.
Hatta insanın sadece üzüntüden
ne hallere düşeceğini sorgular,
kendimizden örnekler veririz;
insanın mutlu ve huzurlu olarak
ve de bunları doğru zamanda,
doğru yerde, doğru kişiyle kullanınca
bilinen bütün dertlere çare olabilmesini hesaplarız.
Biz seninle iki iç savaşı sonlandırıp
dünyaya yeni bir savaş açarız.
Belki koca bir devri bile devirebilir,
bilinen bütün tanımlamaları değiştirip
adem ve havvadan beri rengi soluk aşka
yeni bir soluk getiririz.
Belki de bir cümle ararız, belki iki kelime yeter..
Tek kelimeye de sığınabiliriz,
hatta tek heceye kadar çıkarırız arayışlarımızı.
Ama sadece konuşmaya başlayarak bulabiliriz dermanımızı.
Hani bir ezgi vardır da başındaki melodi yalnızca içine işler diğer kısımları sadece sahne, sadece geçen saniyeler ve alelacele yetişmelisin yüreğine o bıraktığı ize dokunmalısın.. dokunmak yasak hissetmelisin sadece ve yasaklar dikiliverir ya karşına bir bedene et giydirmişler parçalayamazsın bakakalırsın yüzün düşmüş zemine göremezsin susmak yasak konuşmak en büyük suç.. çaresizsin ve bir şeyler demelisin kendine .. hemen yetişmelisin o şiir durağına.. öyle bir şiir olmalı ki utanmalı o ezgi ve o gece .. Sen başı dimdik durmalısın .. öyle olmalısın evet.. buyur bir de burdan yak .. Mecbursun...
Sen en iyisi beni söyletme .. hissettiklerim dile gelemeyecek kadar anlatılması zor bir karanlıkta..
Ama sen şairsin konuşmalısın şiirlerinle..
Var olsun yüreğin ..
Biz seninle iki iç savaşı sonlandırıp
dünyaya yeni bir savaş açarız.
Belki koca bir devri bile devirebilir,
bilinen bütün tanımlamaları değiştirip
adem ve havvadan beri rengi soluk aşka
yeni bir soluk getiririz.
Belki de bir cümle ararız, belki iki kelime yeter..
Tek kelimeye de sığınabiliriz,
hatta tek heceye kadar çıkarırız arayışlarımızı.
Ama sadece konuşmaya başlayarak bulabiliriz dermanımızı.
Sıradan bir günün sıradan telaşı içindeki
sıradan koşuşturmacalar arasında seçti seni gözlerim.
Hayatın olağan gidişatına karşı çıkar vaziyette belirdiğindendir belki
kanıma bu kadar hızlı karışmanın gizemi.
Ben uçurumdan kendini bırakan büyük bir heyelanın
yer çekimine karşı koyamayışı gibi
engel olamadım seni sebepsiz sevmelerime.
Uzaktan görüp de doruklarında soluklanma hayali kurarken,
insanların o sadece dikenli bir yükselti dediği
dağ gibiydin içimde bütün ihtişamınla.
Gecelerime baskın yapmaya başlayınca hayalin,
teslim oldum beni benden götürüşlerine.
Engel olamadığım, olmak istemediğim,
engel olmayı düşünmediğim bir muamma oldun hislerime.
Gece yerine sen çökmeye başlayınca akşam güneşinin üzerine
ve sabaha karşı ansızın uyandığımda sadece benim için
güneş yerine senin tek bir gülüşünle aydınlanınca gün,
itiraf ettim seviyor olduğumu kendime.
Başka sevdaların yamacında kendini ararken
bu denli aşkın içinde olmayı kaldırıp kaldıramayacağını sorgulamıyordum.
Ben sadece bakışlarındaki güzellik ve derinlikte
kendime yer arıyordum asla bana ait olamayacağını bile bile.
Sen sebep soruyordun bunlar niye diye;
ben ise sebepsiz sevmelerin ne denli güzel olduğunu
tüm dikkatimle izah etmeye çalışıyordum.
Ama senin bildiğin ve yaşadığın şekliyle anlatmak için
sana gülüşünden ve sende beni tamamlayacak olan huzurdan bahsediyordum.
Sana benden başka kimse böyle değer veremez,
çünkü bunun adı aşk diyemiyordum.
Sadece sen beni biraz olsun anlamaya başladığın için mutlu oluyordum.
Gökyüzünde özgürce dolaşmaktan farksızdır
gözlerinin derinliğinde kaybolmak, biliyordum;
ama o derinlikte bana bakmayacağını bildiğimden,
bakmaya korkuyordum hep.
Ve kokunu bile bilmiyordum henüz.
Açıkçası kokunu bir kere aldığımda
bütün çiçeklerden vazgecerim diye de korkuyordum.
Sana asla kavuşamayacak olmanın,
hatta beni sevmeyecek olmanın hüznüne kendimi hazırlarken
yine senin varlığından haberdar olmamla birlikte kazandığım umuda sarılıyorum.
Sonbaharın ortasında çırılçıplak kalmış bir aşkı
yine dostluk hırkasıyla ısıtıyorum hayatta tutmak için...
Dost, arkadaş, sırdaş, kardeş, sevgili
veya sadece bir insan olarak;
nasıl olduğu farketmez, ben seni çok seviyorum.
Ne kadar sade ve güzel bir şiirle dile gelmişsin Düş Arkadaşım...
Bunu okurken bir yandan da öğüt verdim kendime .. Sorma! sorma sadece yaşa! diye ..
Mutlu ettin =)
Yüreğine sağlık..
bunu farklı kılan bir şey var, bunlar yazılan kişi tarafından okunacağı bilinerek yazılmış hatta direk ona yazılmış ve burada paylaşılmış sözler (: tabi her zamanki gibi karşılıksız sözler (: sadece bana ait hisler...
Ruhumun sana olan teslimiyetinden anla,
ben sana telsiz duvarsız bir ülke sundum.
Sonbaharın getirisi olan sarı yaprakların
vaktin geldiğini haber etmesinden anla
yağmurların bizi sırılsıklam edeceğini.
Huzurun beşiğinde durduğunu kabullenmek
yapabileceğim en uzak şeydi sana karşı
senden uzak durmamı istediğinde
sözlerinde huzur bulmaya çalışmamdan anla
Uykunun neden senden önemsiz oluşunu sor bana,
senli yürek çarpıntılarının beni dinlendirdiğini
bir sonraki gün ayakta duruşumdan anla.
Sen kanıma işlemiş, damarlarımda dolaşırken
sana söylediğim bütün sözlerin yetersizliğinden
ve de böyle iştahla konuşurken seninle
sessiz kaldıklarımın ne kadar da çok olduğunu anla.
Sevgine duyduğun saygının bana tanıdık geldiğini
en çok da bunu önemsediğimi bilmene gerek yok;
senin için rahat olsun diye geri adım atışımdan,
seni aklımdan boşaltıp yüreğime dolduruşumdan,
benliğimi kaplamandan kurtulmaya çalıştığımdan anla.
Sana dair öyküler birikiyor hafızamda;
ne kadar güzel söz varsa sana adıyor,
içimdeki bütün yaşanası, yaşatılası hisleri
sana mal edişimden anla Ay'ı bile kıskandırışını.
Kır bahçelerinden yayılan kokuları da
yağmurun toprakta bıraktığı izleri de
nasıl sönük bıraktığını anlatamam belki;
kokunu duymayı böyle arzuladığımdan anla.
Senden uzakta olmanın, seni görememenin
gözlerimde oluşturduğu halkaların sebebini,
yani görmeye değer pek az şey içinden
neden seni beklediğimi bilmiyorsan,
ellerinin dokunduğu herkesi ve her şeyi
yüreğimin yanarak kıskanmasından anla.
Sensiz geçen zamana yakınmaya hakkım yok,
belki sana söylemeye de hakkım yok;
seni ne kadar özlediğimi anlamak için
duyduğum sevginin derinliğini kavra.
Herkes karşısındakine aynılarını söylüyor olsa bile
yüreğine dokunmuyor olduğumu iddia edecek haldeysen
bu cümleler bütününün satır aralarında oluşundan
aksinin ispatını her zaman sunabileceğimi hatırla.
Seni düşünmekten alamamışım kendimi,
aklından bir sayı tut dediklerinde bile
bunu yapmama engel olmuşsun.
Saatin kaç olduğuna bakmaya kalkıştığımda
senin geleceğin saati bilmediğimi hatırlamışım.
Sadece beklemeyi bilmişim bir film arası gibi
kaldığın yerden devam edeceğine inanmışım,
sen hep birkaç sahne sonradan göstermişsin kendini.
Kendi sıradanlığımda senin sıradışılığını aramışım,
aklım, düşlerimi böyle ele geçirmene seyirci kalmış da
sen yerlere göklere sığdıramadığım çocuksu huylarımı
tek bir bakışına mahkum bırakmışsın yaralamadan beni.
Gökyüzünden düşen her su damlasının yere çarpışında
senin sesin yankılanmaya başlamış artık;
bir gece ansızın uyandığımda adını bahşedip
konusu senin sesinin güzelliğinden önemsiz şeyleri anlatmışsın.
Yanlış şeyler yaptığını düşünürken kararsız
içimi parçalamışsın içimdeki sana zarar vermeden.
Ben seni her seferinde eksik anlattığımı düşünecek kadar
derinden hissetmiş ve koşulsuz sevmişken
sadece bir hayalden ibaret olduğunu söylemeye çalışmışsın.
Satırlarda hep eksik kalmış, aklımdan bir türlü çıkamamışsın...
Ciğerlerim isyan ediyor sensizliğime,
diyaframım ne kadar çabalasa da
sensiz aldığım tek bir nefes helal olmuyor
yaşamsal kaynaklara muhtaç dokularıma.
Sensizliğin hırçın kokusu sarıyor ortalığı,
tek bir çiçeğin dahi kokusunu duyumsamaya
baharı neşeyle karşılamaya dermanım kalmıyor.
Yanımdan eksik oluşun acıtıyor bugünümü,
eksiksiz bir sızlama yankılanıyor dünümde;
geleceğine dair geleceği avutmak zorunda kalıyorum,
her yeni güne yeni bir umut sıkıştırıyorum senle ilgili.
İçimdeki yaşama hevesi günden güne azalırken
sevgim büyüyor karşılıksız ama mütemadiyen.
Sana susayan bir iklime geçiş yaparken ruhum,
yüksek rakımlı hislerin buzulluğunda çığa dönüyor,
sensizliğin uçurumundan aşka çoğalıyorum.
Her şeyimsin dediğim günden beridir
hiçbir şeyden tat alamıyorum...
Aşk bir yüreğin neden ve nasıl attığını anlamasıdır,
bir amaç ve anlam yükleme kargaşasıdır,
aşık olunan güzelliğe dair.
Bütün bilincini ve geleceğini ona adayıp da
ne yapacağını şaşırmaktır,
yapılan her hatanın, her kusurun ardında
iyi bir niyet aramaktır.
Bir okyanusu anlamak için en derin yerine
dalmaktır sonunu düşünmeden,
boğulmaya yakın olduğunu hissettiğinde
bunun huzur verdiğini hatırlamaktır
çünkü aşk bilinen en kutsal amaçtır.
Kendimi affettirmeye çalışmak için
ne yapmam gerektiğini bilmediğim bir vaziyetteyim.
Sırf sen yanlış anlama diye
sıradan cümlelerin
her yere çekilebilecek anlamlarını terketmekte,
şiirlerin kesin anlamlarına sığınıp
senden bir tebessüm beklemekteyim.
Kalbin rotasını gözlerinden alamadığımı
anladığım andan itibaren,
yani seni ilk gördüğümden bu yana
unutmuş olduğum bilincimin
yüreğine teslim oluşunu seyretmekteyim.
Gözlerinin yeşilinde boğulup gökyüzüne erişmekte,
bir yağmur gibi yağıp saçının hep teline,
bu huzurdan vazgeçmemek için dinmemekteyim.