ruhumda yarattığı derin yaranın boşluğunu başka bir şeyle doldurmaya çalışmıyorum sanırım.. benimkisi yaranın kendisine direnmek ve onu da aşk bilip sımsıkı sarılmak, ne kadar kanasa da beni bitirse de vazgeçememek.. mühim olan ona ait olması değil miydi zaten? sevda da onun ayrılık da... yara da onun bıraktığı yara.. mektuplarını ve yüzüğü gönderdim onu bana hatırlatmasınlar diye.. kokusunu söktüm attım odamdan aylarca geçmediği halde.. her şey bişekilde giderilebiliyor da yaşanmışlığın bilincini yenemiyor insan.. koyverdim kendimi yalnızlığa.. bundan sonra birini sevmeye kalkarsam da o yaranın yanında yeni bir yara açıp oraya yerleştiririm sevgisini.. daha kaç parçaya bölünür içim, bilemem..
umut edebilmek için sebep aramak... deniz feneri gibisin.. okyanusun tonları gibi sözlerin ayrımlarını, anlattıklarını senden gizlemek pek mümkün olmasa gerek.. ben bile farkedememişim sen söylemeden önce.. ama ne kadar dirensem de cümleleri çok da bilinçli bir şekilde kurmadığım için kendinden geliyor o benden gizli yazdığım şeyler..
(3 gün önce telefon numaramı istemiş ordaki arkadaşımdan... bir şey söyleyecekmiş.. bunu öğrendiğimde kalbim sendeledi bir an için... ama hala aramadı..)
Ayrılıktan sonra bile vazgeçemeyen bir sevda tanıdım kendimde..
Sana adanmış biçimde kimsenin dokunmasına izin vermeyecek kadar
sıcak tuttum seni anlamakta güçlük çeksem de kendi içimde..
Kalbimin kan yolları kesilmeye hazır vaziyette durdular
dudaklarım büzük, gözlerim bulanık, nefesim kapalı bir biçimde..
Ya gitme diyecektin ya da tereddütsüz öldürecektin beni
aşk acıdan kıvranmasın, umudum can çekişmesin diye.
İki parmağınla bir jilet, bir neşter tutacaktın
veya kör bir bıçak darbesiyle alıp kanımı
kulağımın altından ses tellerime kadar dolanıp,
kan ter içinde bırakacaktın aşkı bedenimde,
verdiğin sözlerden vazgeçmelerine yakışır şekilde.
Vurdumduymaz olmayacaktın benden kendini koparabilmek için.
Vuracaktın şakağıma metal alaşımını dayayıp
bascaktın tetiğe seni beynimden döksün diye.
Ya da bir ip geçirecektin boynuma yağlı veya yağsız,
yalandan da olsa seni seviyorum diyip çekecektin ipi
ve ölme kısmını ben halledecektim ellerinin huzurunda.
Bedenimi katledecektin acı çekmemem için şiir yüzlü,
ruhuma dokunmayacaktın ayrılığa terkederek ömrümü..
Ben okurken titredim gözlerim doldu.. ya sen nasıl yazdın bunu...Ruhunu yok saymakla meşgulken nasıl tüm hücrelerin canlandı da sen şiir yazdın...
Birini katil ediyorsun kendinin verdiği emirle..Vur diyorsun her yanıma sadece ruhuma dokunma nefeslerimi bana veren o varlığa...
Neden bu kendini yok sayışın..Ruhun neden hala yanmakta.. bir parça şiir yazmak için büzüşmüş kenarında..
Ben de özlemişim bir şiirde kaybolmayı onu hissetmeyi.. Umarım her şey yolunda olur senin adına.. bir yolun yokmuş zannetsen bile, kendini yol sayan hiç yerinden oynamayan görsen bile, şimdiki halini anlasam bile... ışığın seni yalnız bırakmayacağını biliyorum..
Sen yazacaksın biz okuyacaz değilmi Düş hekimi ?...
Yüreğin dert görmesin..
sen beni anladıkça... bana beni biraz olsa anlattıkça cümleler biriktirmeye başlıyorum yeniden her seferinde.. birikiyor... birikiyor... ve bir bakıyorum ki söyleyecek bir şeylerim olmuş insanlara ve hayata.. bir hikayem varmış benim anlatılması epey sürecek olan ve ben hazırlıklıymışım her sorana anlatmaya.. yorgun düşmek ne kelime! her yok oluşu anlatışımın ardından daha da çoğalıyorum cümlelerin içinde... birikiyor birikiyor sonunda bir kitap oluveriyorum okumasını bilene..
Seni merhem ol diye sürdüm bakışlarıma,
sana bakıp tuttum gözbebeğimin yorgunluğundan.
Geçmişim ve geleceğim birdaha kaybolmasınlar diye,
sana bağladım bugünümü varlığının neşesinde.
Yeniden doğmalara alışkan değilim aslında;
daha bu ilk dirilme soluğuydu çabamın
birkaç sessiz defin merasiminin ardından.
Sende okumuşken yeniden umut edebilmeyi,
yine sende unuttum belki sitem
ama asla isyan içinde olmayan hislerimle..
Vurgun olup sadece gözlerin değmişken
sevdanın kaç gözyaşı eder hesabında ruhuma,
sürgün olup gidiyor hatırım zihnimden
aşkın beceriksizliğinin eski intiharlarına.
Hesap sormuyorum artık gelene gidene
neden sevda bu kadar basit olabiliyor diye..
Çünkü en az senin adını bildiğim kadar biliyorum artık,
yalnızlık tanrının kaleminden defterime hediye..
Galibi yok aşkın bu savaşın hiçbir cephesinde.
Ya kirletilmiş ya da kirletmeye yatkın hisler var
herbirimizin geçit vermek istemediği cephaneliğinde.
Harcanmaya hazır birkaç yamalı düşten başka
dayanak görebileceğimiz bir erzağımız kalmadı işte.
Ayrılığın bahanesini o akıl ermez sevgiden,
sevilmekten daha kutsal sayabilen zihniyetlerimiz gaflette,
kapalı kutular içinde körelmiş yüreklerimiz.
Tahrip gücü yüksek bir bomba gibi patlar içimizde
dirhem dirhem boşvermişliğimiz.
Yanlış izin, yanlış sesin peşinde
ölüm oruçları tutarcasına tükenmekteyiz.
Komutanım yaramız epey derin;
sıhhiye bize biraz buz ve umut getir..
Karanlıktan çıkıp geldi geçmişimiz,
gelecekte güneşle çaresiz körebeyiz...
Elimin dokunabileceği, en azından uzanabileceği kadar da olsa
yakınımda tutmak istediğim bir gelecek çizmeye çalışıyordum...
Her gün bir zerre daha yaklaşabilme umudu ile
sabır sevkediyordum kalbimin her yüzünde isminin derince kazılı olduğu
bütünüyle sana adanmaktan yorulmamış ellerine.
Yok yere yaşamamış olmayı diliyordum içten içe
ve yok yere harcamamış olmayı umuyordum
bakışlarınla birlikte süzülüp gelen sözlerini
Seni yavaşça içip gözlerimin içine doluyordum kendimce
senle dolduruyordum asil bir kudretle yarına bakış açımın bilincini.
Bir büyük harf başlatıyordum hikayemin geri kalanı için,
öncesine konmuş dipsiz kuyu bir siyah noktayı siliyordum.
Yüzünden başlıyordum anlatmaya
ve unutuyordum neden, niçinleri..
Sonucta ask kaybetti, kaybederken her iki tarafada onarilmaz hasarlar birakti gecti. Adaletsiz bir savasti ,sevda kaybetti. Bir mendili bile sallayamadan haslandi ask meleginin kanatlari. Buz fayda eder mi dersin? Peki ya umut? Sarar mi yaralarini?
Gece degil midir kazanamadigin savasi hatirlatan? Karanligin tek korkusu gunes degil midir, acip gozkamastiran? Sen gunes degil misin, kan kaybetmis geceye son hanceri saplayacak olan? Buyuk harflerle baslayacak olan yeni duslerinin, hekimi degil misin sen?
Ey kaybettigini zanneden koca yurekli sair. Bir siir oldurur mu sandin seni?
Oldurur mu?
Iste bu idi Sahin. Buydu. Senden duymak istedigim, sana yakisan seni anlatan ve olmasi gereken.
Sanirim benim mizacimda var bu kesip atmalar, bu kapiyi carpip gitmeler. Belki kirici oldum sana karsi yazarken ama, ben senin zararli cikmayacagindan son derece eminim Sahin.
Esti gecti iste bir yel deyip buruk bir gulumsemeyle "iyi bilirdik aski"
*kimsenin dokunmasına izin vermeyeceğim kadar derin çukurlar açmıştım ya bir zamanlar yüreğimin içinde seni saklamak için..
şimdi hangi yürekte sığınmacı kalp atışlarıyla kendini kandırmaktasın?
*esti geçti işte bir yel gibi mevsim değişiminde... aşk stabilize kalamayan bir kalp çırpıntısı olarak kalıyor kimilerinde... kimilerinde de o kalp krizin enkazları kalıyor, sadece ama sadece bakılıp anılan bir hatıra olarak..
ve bir şiir daha... biraz kin, biraz nefret... ilk defa..
Korkakmışsın gibi kaçıyordun kalp atışlarından
gerinde bıraktıklarını umursamaz bir tavırla..
Kolunda jiletsiz birkaç kesik vardı aşktan kalma;
benim miydi sevdanın o kırmızı yaraları
yoksa kendi kendini bitirişinin izleri miydi?
Mum ışığında sönüyordu ilham aldığım
ruhunun en güzel yanı olan o parıltısı;
sönüyordun kendi bedenini hissetmeden
ayak seslerinin gürültüsünde, farketmiyordun..
Hani sözler vermiştik ya birbirimize,
senin ayrılık sebeplerinden daha önemsiz olan
bir aşkın kalıntılarını çiğniyordun son kaldırımda..
İkimiz için de en doğrusunu yapıyordun ya sözde,
içimden iki kelime dökülüyordu arkandan söylediğim
ve kimbilir belki yankılanıyordu kulağında
"s***r git" dediğim..
ve bir siir daha... biraz kin, biraz nefret... ilk defa
ilk defa koptu zincirleri hayasiz cumlelerimin
kavgadalar artik, sana yakisan kufurleri hakeden olmak icin
basladi afyon cekmis nefretimle, hayallerinin adil olmayan gazasi
ceylanlarin vurulacak ask diye sigindigin daglarinin
bir avuc kan gelecek onune suretimle
hayanin kizartamadigi renge boyanacak duslerin
hoyrat bedeninin golgesi reddedecek ilticani
iste o zaman korkunc savasin olacak
iste o zaman kiyametinin baslangici saydigim sozlerimle kulaklarin cinlayacak..
Annem izine gittiginde baharatcilara cok ugrar. Geldiginde yine bir cuval, ismini bile bilmedigim cesit cesit otlardan getirir. Tanidigim tek sey aci biberdir, agzima bolcana surdugu. Sanir ki, ondan daha acisi yoktur. Hani olur ya iste, belki sana da
..icimden geldigi gibi yazdim yine Sahin. Hosgorune siginiyorum, mazur gor lutfen..
Yuregine saglik Dus Hekimi, gonlune daha aci seyler vermesin Yaradan
Zayıf bir köprünün ortasında hayatı sorguluyorum..
Geldiğimi ve nereye gittiğimi bilmediğim
balçık kıvamında sorular savuruyorum gökyüzüne.
Çelişkilerimin tekini bile soracak insan yok;
insan yok ben sallanırken kopmaya hazırlığın orta yerine..
Canı sahtelik çekmiş, kaşar gibi erimek çekmiş
bir yüreğin esiriyim ve damla damla eriyip yok oluyor gençliğim..
Sıradan bir umut bile zor bulunuyor şu bitiş sürecinde
ve artık hiçbir umut zerresi küçük kalmıyor hiçliğin yanında,
sıradanlıktan çıkıyor kalem kıran ellerin..
Neyi önemseyeceğine artık karar vermekte zorlanan
suçu ağır bir idam mahkumu sanki sevgim.
Tanrı soruyor son dileğini soruyor son demlerinde kalbin..
Dirilmek istiyor henüz ölmemişken veya derhal ölmeyi diliyor;
yıkılası köprünün tutunduğu karanlıktan hüzün ağır ağır geliyor..
Bir kalp ağrısı ciğerimin en işlek köşesinde;
nefes alışveriş piyasamı krize sokan
kör düğüm gibisin aklımın en hayati bölgesinde..
İkilemeleri kullanıp sökesim var iç organlarımı;
biyolojik olarak yok olmak daha kolay geliyor
ruhumun sensiz çürüdüğünü gördükçe ağlamaklı..
Trenin altına bırakılmış kan ve et yığını bedenim,
raylardaki boş bir ceset kokusundan başka bir şey değil..
Bir şey vardı hani ölüme bile anlam katan..
Ufacık bir nizam göstergesi hayatımla ilgili,
tek sen vardın odamda katiyen hayali yankılanan..
Avuçları boş ya şimdilik kalbimde yatan derinliğin,
buz kesmiş bir de yokluğun var, kanımı donduran..
Unutma, unutulmuş olanlara edilen yeminleri hatırla..
Zahmetsiz sevmelere kurban edilmiş
sevilmelerinin sana nasıl direndiğini getir hep aklına..
Ders çıkarmaya bak bari yüzüne, gözüne,
körelmiş yüreğine bulaştırdığın sevdalardan.
Kuruntulardan daha yüksek mertebeleri ruhuna yaşatanların
niyetini neden hiç anlayamadığını sorgula..
Uykusunu kaçırdığın hayatlar vardır
belki yakın, belki de uzağında;
artık öyle vurdumduymaz olup hiçbir şeyin üstüne basma..
İnsan olmayı anımsa arada bir de olsa,
'üzülmesin o' diyenlerin hatırına
onların da incinebileceğini lütfen hesapla..
Yine vurmuşsun yüreğini en acımasız yanınından, vuranlardan öğrenmişsin sen bunu.. koptuğunu sandığın hayatın en kırılgan yerine tutunmuşsun yine de.. öyle bir umut ki gören dağa sarıldın sanır o denli sağlamdır nedenlerin.. bir şey söylediğimi sanmak istemediğimden burda kesiyorum bunu ve sizi hayranlıkla okuyorum her zman ..bu sefer daha başka daha tanıdık.. İyi ki varsınız ..Geceyeli sen güzellik katansın umudun diğer adı sensin ..aksini idda eden varsa buyursun gelsin (: vardır verecek cevaplarımız ..
Dert görmesin yüreğin hakkettiğini görsün (: