KONYA

Son güncelleme: 02.12.2009 13:45
  • Konya’nın Tarihi ve Turistik Mekanları

    Mevlana Türbesi; Hz. Mevlânâ’na 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Sultanul Ulema Bahaeddin Veled’in de kabrinin bulunduğu yere defnedildi. Oğlu Sultan Veled tarafından Mimar Tebrizli Bedreddin’e “Kubbe-i Hadra” inşa ettirildi. Aynı zamanda bir Mevlevi Dergah’ı olan türbenin inşaatı genişleyerek 19. yy.ın sonuna kadar sürdü. Dergahın avlusunda yer alan üzeri kapalı şadırvan 1512 yılında Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır. Türbe salonuna girilen Gümüş Kapı 1599 yılında Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yeşil Kubbe’nin tam altında yer alan Hz. Mevlânâ ve oğlu Sultan Veled’in mezarları üzerinde yer alan iki bombeli mermer sanduka 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Sandukalar üzerindeki altın sırma tellerle işlenmiş puşiler ise 1894 yılında Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Halen Mevlânâ’nın babası Bahaeddin Veled’in üzerinde bulunan ahşap sanduka ise bir Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserlerinden olan sanduka 1274 yılında Hz. Mevlânâ için yaptırılmıştır. Semahane ve mescid bölümü 16. yy.da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Mevlana Dergahı’nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan hücreler 1584 yılında Sultan 3. Murat tarafından dervişlerin ikamet etmesi için inşa ettirilmiştir. Matbah denilen ve Mevleviler için özel bir anlamı olan dergah mutfağı yine 1584 yılında Sultan 3. Murat tarafından yaptırılmıştır.
    Karatay Medresesi; Sultan 2. İzzeddin Keykavus devrinde Emir Celaleddin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Selçuklu çini işlemeciliğinin en nadide eserlerinden biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
    İnce Minare Medresesi; Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi okutulmak üzere 1254 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Abdullah oğlu Kelük’tür. Selçuklu taş işçiliği şah eserlerinden olan taç kapısı üzerinde kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte Selçuklu sülüsüyle yazılmış Yasin ve Fetih sureleri vardır.
    Sırçalı Medrese; 1242 yılında Bedreddin Muslih tarafından yaptırılıan Sırçalı Medrese, çinilerle süslü açık (avlulu) medreselerden biridir. Çinileriyle dikkat çekmektedir.
    Selçuklu Köşkü; Sultan 2. Kılıçarslan’a ait olduğu sanılmaktadır.Köşk bugün Alaaddin Tepesi’nde yer alan küçük bir parçasıyla ayakta kalabilmiştir.
    Kubab-Abad Sarayı; Sultan 1. Alaaddin Keykubad tarafından 1226-1236 yılları arasında yaptırılmıştır.Beyşehir Gölü’nün güney batısında yer almaktadır. Dünyaca meşhur Selçuklu çinileri, sır altı ve lüster tekniği ile dikkat çekmektedir.
    Zazadin Han; Sultan Alaaddin Keykubad devrinde 1236 tarihinde yaptırılmıştır. Konya Aksaray yolunun 25. km.sinde Tömek bucağındadır.
    Horozlu Han; 1248 yılında yaptırılmıştır. Konya-Aksaray yolunun 8. km.sinde bulunmaktadır.
    Kızılviran Han; Konya-Beyşehir yolu üzerinde olup Konya’ya 44 km. uzaklıktadır.
    Obruk Han; Konya’yı Aksaray’a bağlayan yol üzerindedir. Döneminin ticaret yolları üzerine kurulan hanlarına bir örnek teşkil eden han, klasik Selçuklu üslubu ile inşa edilmiştir.
    Alaaddin Camii; Anadolu Selçuklu devri Konya’nın en büyük ve tarihi camisidir. Alaaddin tepesi üzerinde yer alan caminin yapımına Sultan 1. Rükneddin Mesud zamanında başlanmış Sultan 2. Kılıçarslan ile devam etmiş ve Sultan 2. Alaaddin Keykubad tarafından 12221 yılında bitirilmiştir. Bizans ve klasik devirlere ait 41 taş mermer sütunu da barındırması açısından önemli bir eserdir. En dikkat çekici yanı minberidir. Abanoz ağacından birbirine geçirilerek yapılan minber Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şah eserleri arasındadır.
    İplikçi Camii; Şemseddin Altınoba tarafından 1201 yılından sonra yaptırılmış olan İplikçi Camii Alaaddin Caddesi üzerindedir.
    Sahip Ata Camii ve Külliyesi Anadolu Selçuklu Devleti’nin en başarılı vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yılları arasında inşa edilmiş olup mescid, türbe, hanigah ve hamamdan ibarettir.
    Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi; 1274 yılında yaptırılmıştır. Sadreddin Konevi zamanının meşhur alimlerinden ve mutasavvıflarındandır. Türbesi açık türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir.
    Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi; ilk olarak 13. yy.da yapıldığı ileri sürülmektedir. Bugünkü mevcut yapı ise 1510 yılında Abdurrezzakoğlu İshak Bey tarafından mescidle birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir.
    Ateşbaz Veli Türbesi; Klasik Selçuklu Kümbetlerindendir. Türbe, lında vefat eden Mevlevi Ateşbaz Yusuf’a aittir.
    Tavusbaba Türbesi; Türbe 1. Alaaddin Keykubad devrinde Konya’da vefat eden Şeyh Tavus Mehmet El Hindi’ye aittir.
    Karamanoğulları Devri
    Konya’da Karamanoğulları devrinde de bilim ve kültür alanındakigelişmeler devam etmiş Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet Eflaki ve Sarı Yakup gibi bilgin ve mutasavvıflar yetişmiştir.
    Hasbey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hacı Hasbey oğlu Mehmet Bey tarafından 1421 yılında “hafızlar evi” olarak yaptırılmıştır.
    Meram Hasbey Mescidi; Konya’nın tarihi bir mesire yeri olan Meram’da Karamanoğlu 2. Mehmet devrinde Hasbey oğlu Mehmet tarafından yaptırılmıştır.
    Nasuh Bey Dar’ul Huffazı; Karamanoğlu 2. İbrahim Bey zamanında Kadıoğlu Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır.
    Ali Gav Zaviyesi ve Türbesi; 14. yy.da inşa edilmiştir. İçerisinde Hacı Bayram Veli ahvalinden Ali Gav Baba metfundur. Bugünkü Tarla Mahallesi’nde yer almaktadır.
    Burhaneddin Fakih Türbesi; 1454 yılında bilgin, mutasavvıf Burhaneddin Fakih Paşa için yaptırılmıştır. Bugünkü Burhandede Mahallesi’nde yer almaktadır.
    Ayrıca Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Şeyh Osman Rumi Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi ve Siyavuş Veli Türbesi Karamanoğulları devrinin diğer eserleridir.
    Osmanlılar Devri
    Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve 3. Murat’ın uğrak yeri olmuştur. Selçuklulardan sonra ilim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz olarak devam etmiştir.
    Selimiye Camii; Mevlânâ Dergahı’nın batısında inşaatına Sultan 2. Selim’in şehzadeliği zamanında başlanmış (1558-1567) arasında tamamlanmıştır. Cami, Osmanlı klasik mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerindendir. Çift minarelidir.
    Aziziye Camii; Muntazam Gödene Kesme Taşı ile yapılan mabed, son Osmanlı mimarisinin çok başarılı eserlerinden biridir. Önceden yerinde bulunan ve 1671-1676 yılları arasında Şeyh Ahmet tarafından yaptırılan camii yandığı için Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal adına yeniden bugünkü camii yaptırılmış (1874) ve Aziziye adıyla anılmıştır. Türk baroku üslubuyla yapılan camiinin minareleri, o zamanın karakteristik özelliklerini yansıtmak bakımından eşsiz bir örnektir.
    Şerafeddin Camii; camii ilk defa12. yy.da Şeyh Şerafeddin tarafından yaptırılmış, 1336 yılında tamamen yıktırılarak Çavuş oğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Cami, iç süsleme ve yazıları, mermer işlemeli minber ve mihrabıyla takdire şayan bir sanat eseridir.
    Kapu Camii; Asıl adı İhyaiyye olup eski Konya Kalesi’nin kapılarından birinin çevresinde yer aldığından Kapu Camii adıyla anılır. Cami ilk defa 1658 yılında Mevlevi Dergahı Postnişinlerinden Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Bir süre sonra yıkılan bu camiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlilerzade Seyyid Abdurrahman yenilemiş, 1867 yılında çıkan bir yangınla cami yok olmuştur. 1868 yılında cami yeniden yaptırılmıştır. Kapu Camii, Konya’da yer alan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür.
    Nakipoğlu Camii; Konya Müftüsü Nakib’ül Seyid İbrahim tarafından 1762 yılında yaptırılmıştır. Minaresi 1764 yılında Nakib’ül Hac Seyid İbrahim oğlu Mehmet Emin Tarafından yaptırılmıştır. Caminin minaresi 1926’da yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.
    Mevlana Dergahı; Mevlânâ Dergahı’nın büyük bir bölümü Osmanlılar döneminde yaptırılmıştır.
#11.04.2005 14:03 0 0 0
  • noimage
#03.05.2005 21:14 0 0 0
  • noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#03.05.2005 21:19 0 0 0
  • Bende bir seydisehirli olarak ilcemizden bahsetmek isterim

    noimage

    Seyyit Harun Camii, Seydişehirin güney kesiminde, Seyyit Harun-ı Veli Külliyesi içindedir. Külliyenin çekirdeği ve ana yapısıdır. Yapılışından sonra zaman zaman onarımlar yapılmışsada bu onarımlar mevzi olmuşi esastan son onarımıi, külliye ile birlikte son yıllarda Vakıflar İdaresi tarafından yapılmıştır. Bu onarım sırasında camiinin kuzey yönü ve bitişiğindeki türbelerin dış kaplamaları tamamen yenilenmiş, külliye bahçesi ile birlikte bir duvarla çevrilmiştir.



    Seyyit Harun Camiinin inşaatına ait herhangi bir tarih kitabesi bulunmamakla birlikte , şimdilik elimizde tek kaynak olan "Menakıb-ı Seyyid Harun-ı Veli" adlı yazma eserden, camiinin Seyyid Harun tarafından, onun ilahi bir ilhamla bir şehir kurmak üzere buraya geldiği yıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Camiinin 1302 - 1320 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.Seyyid Harun Camiinin cümle kapısı kuzeye açılmaktadır. Camii dikdörtgen planlıdır. Dikdörtgenin dar kenarları, güney (kıble) de mihrap, kuzeyde cümle kapısı üzerinde yer almıştır. Camiin doğu ve batısında da bire kapısı vardır. Tek minaresi kuzeybatı köşesine yerleştirilmiştir. Kıbleden cümle kapısına doğru iki sıra halinde düzenlenmiş, birbirine kemerlerle bağlı yedişer sütunlu iki sıra nef, camii eşit üç sahna bölmektedir.Bu ondört sütun üzerine


    oturan çatı düz damlıdır. Son onarımlarda içten tahta tavanlarla örtülmüştür. Camii içerisinde, kuzey-doğu ve kuzey-batıda tahtalarla çatılmış iki mahfel yer almaktadır. Her iki mahfele de ahşap merdivenlerle çıkılmaktadır. Mahfeller bir taraftan camiinin yan duvarlarına, öteki taraftan sütunlara dayalı kemerli kirişlere oturmaktadır. Camiin batı duvarlarında alt sırada iki, doğuda duvarlarında dört, kıblesinde iki penceresi, üst sırada ise batıda iki, kıblede iki, doguda üç penceresi vardır. böylece onbeş pencere camie bol ışık vermektedir. Camiin sonradan yapılmış olan ahşap mihrabı, boyalar ve tahta oymalarla süslüdür. Asıl mihrabın neden yapıldığı bilinmemektedir. Seyyit Harun Camii, Sonradan yapılan onarımlarla asıl şeklini azçok kaybetmiş olsa dahi, Camiin Anadoluda Selçuklular ve Beylikler devrinde

    örnekleri çok olan düz damlı ve ahşap sütunlu camiler tipinde yapıldığı bir gerçektir. Seyyit Harun Camiinin kuzey cephesine bitişik ikisi cephedeki cümle kapısının solunda, biri de sağında olmak üzere üç kümbet (türbe) yer almaktadır. Kuzey cephesine bitişik üç kümbetten sağdaki ilk kümbet, Seyyit harun-ı Veli Türbesidir. Camiinin kuzey-doğusu bitişiğinde yer alan kümbet Halife Sultan Türbesidir. Camiinin kuzeyinde Halife sultan türbesinin kuzey duvarına bitişik kümbet Rüstem Bey ve Sultan Hatun Türbesidir.

    noimage

    Sultan hatun Mezarı:

    Türbeye girişte soldan birinci ve doğu mezarına yakın duvar, Turgutoğlu Emir Şah kızı Sultan Hatun'a aittir. Mezar üzerinde mermer bir sanduka kapak, iki ucunda baş ve ayak taşları vardır. Taşlar burma sütun ve motiflerle süslenmiştir. Mezarın üzerine yerleştirilen merker sanduka üzerinde (besmele) ile (Kur'an Bakara Suresi) nden bazı ayetler yazılmıştır.

    Mezarın baş taşının iki yüzünde : (Kutlu şehit, rahmet olunmuş ve esirgenmiş olan Turgut Bey oğlu Emir Şah kızı Sultan Hatun dünyadan ahrete göçte. Allah onun kabrini nurlandırsın) anlamına gelen arapça kitabe yer almaktadır. Ayaktaşının iki yüzünde Sultan Hatun'un 825 yılı Şaban ayının 8. günü (29 Temmuz 1422) vefat ettiğine dair kitabe ile yine Bakara Suresinden alınma bazı ayetler yazılıdır

    noimage
#04.05.2005 00:37 0 0 0
  • SEYDISEHIRDEKI TARIHI MAGARALAR

    MAĞARALAR
    SAKALTUTAN MAĞARASI

    Seydişehir ilçesi yakınlarındadır. Mağaraya Seydişehir'den Süleymaniye köyü ve Seydişehir-Antalya karayolundan ulaşılabilir. toplam derinliği 303 metre olan dikey bir mağaradır.



    SUSUZ MAĞARASI

    Seydişehir Antalya yolu üzerinde susuz köyündedir. Mağaranın uzunluğu 2000 metre olup yatay dar bir delikten ve 60 metre derinliğinde bir bacadan oluşan iki girişi vardır. Her mevsim botla gezilebilir. Özellikle baharda bu tip aktif mağaralar acemiler için çok tehlikeli olmaktadır. Mağaranın bulunduğu yerde su bulmak zor olduğu için Kamp yapacakların yanlarında su getirmeleri tavsiye edilir.



    TINAZTEPE MAĞARASI

    Tınaztepe Mağarası Orta Toros'ların batı kesiminde Seydişehir - Antalya karayolunun 25nci kmsinde, Eti Alüminyum işletmesinin (Mortaş) yakınındadır. Mağaraya Seydişehir- Antalya karayolundan yaklaşık 350 metrelik stabilize bir yolla ulaşılmaktadır. Toplam uzunluğu 1650 metre derinliği 65 metre olup, Tınaztepe'nin güney-batısında yer alır. Tınaztepe Mağarası 1540 metre rakımlıdır ve Konya N 27- c-2-1 paftası içinde yer almaktadır.


    1968 yılında Kaptan Custo tarafından gezilen ve o tarihlerde Almanyada basılan Dünyanın harikaları adlı kitapta geniş yer verilen Tınaztepe mağarasının 1968 yılında Michael Bakalowichz tarafından krokisini hazırlamıştır. Daha sonra mağarabilimci Jeolog Dr. Temuçin AYGEN mağara ile ilgili araştırmalarda bulunmuştur.


    noimage


    noimage

    noimage
#04.05.2005 00:39 0 0 0
  • noimage

    PINARBAŞI

    Pınarbaşı, şehrin güneyinde, dağların eteğinde, bahçeler içinde gür bir doğal su kaynağıdır. Serin ve soğuk suları ile düzenlenmiş bir piknik yeri olarak halkın faydalanmasına açıktır. Ayrıca Pınarbaşında özel sektör tarafından işletilen bir restoran bulunmaktadır.

    Pınarbaşı Mesire yeri etrafında bulunan şahıslara ait bahçeler 2001 yılında Belediye tarafından istimlak edilerek parkın genişetilmesi ve düzenleme çalışmaları devam etmektedir.


    noimage
#04.05.2005 00:41 0 0 0
  • Her gün iki kilometre etliekmek yediriyor


    Albenisi çok fazla olmayan bir lokantaya adımınızı attığınızda içeride Ogün, Rıdvan, Ali Müfit Gürtuna, Abdullah Kiğılı, Uğur Işılak, Orhan Hakalmaz, Rasim Özdenören, Mustafa Armağan, Mehmet Doğan, Ahmet Özhan gibi tanınmış simaları, çatalsız ve bıçaksız, elleriyle etliekmek yerken görseniz ne yapardınız? Herhalde bir film setine girdiğinizi düşünürsünüz.

    Havzan Etlipide Salonu, Konyada etliekmeğin onurunu kurtaran bir yer. Öyle ki, şehirde çığ gibi büyüyen lahmacun salonlarının önünü kalitesiyle ve lezzetiyle bıçak gibi kesmiş. Şu an üç şubesiyle ince, çıtır çıtır bir lezzet sunuyor. Hatta insanlar o kadar benimsemişler ki bulunduğu caddenin adına Havzan Etliekmekçisi Caddesi diyorlar.

    Konyada malum etliekmekçi çok fazla. Zaten herkes genelde hafta sonları evde malzemesini hazırlayıp fırınlarda pişirttiriyor. Havzanın kalkış noktası da bu. Etliekmek pişiren bir fırın iken lezzetinden dolayı lokantaya dönüşmüş. Öyle ki artık bu küçük yerde hafta sonu yer bulmak mümkün değil. Havzan Etlipide Salonunun sahibi Osman Tezcan, Herkes etliekmek yapar; ama böylesini yapamaz. Üç çeşit unun karışımıyla yapıyoruz ve kaliteden asla ödün vermiyoruz. Etliekmek fırının önünde yenir, biz de bunu yapıyoruz. diyor.

    Etliekmek sipariş ettiğinizde önünüze gazete kağıdına sarılmış tam 1 metre 65 santim uzunluğunda etliekmek geliyor. Yeme de yanında yat! Bunun nasıl yiyeceğim diye düşünürken lezzetinden ikincisini söyleme gereği duyuyorsunuz. Kesilmeden ve sıcacık. Ancak masaya tabak ve çatal getirilmiyor, elinizle yiyorsunuz. Osman Bey bunu İnsanın en temiz yeri kendi elidir. diyerek izah ediyor. Günde 1.200 etli ekmeğin pişirildiği lokantada her gün mideye iki kilometrelik yol yapıyor.

    16 kişi ile hizmet veren lokantada servis öğleyin 11de başlıyor, gece 10da bitiyor. Etliekmek dışında Mevlâna, bıçakarası, tereyağlı börek yapılıyor. Mevlâna peynir kıyma karışımına deniyor. Kaşar, tulum ve beyaz peynirin karışımından hazırlanıyor. Makineye girmemiş elle doğranan parça etten yapılan ve domates ve yeşil biber ilave edilen pideye bıçakarası deniyor. Etliekmek ise soğan ve kıymadan yapılıyor. Ancak Konyada yaygın olan Mevlâna pidesine bir itiraz var.

    Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, (ortadaki) Mevlânanın yemeği olmaz, şekeri olmaz. Mevlânanın fiziksel olarak mideye değil ruha, yani manevi olarak gönüllere hitap ettiğini düşünüyoruz. Mevlâna isminin karışık pideye isminin verilmesi o ismi küçültür, o cihanşümul bir isim. Bu ismin böyle hoyratça kullanılmasının takipçisi olacağız. diyor. 1 metre 60 santim boyundaki etliekmeğin fiyatına gelince... 2 milyon. Evet sadece iki milyon. Diğer pideler de aynı fiyat.



    28.03.2004
    H. SALİH ZENGİN (zaman.com.tr sitesinden alıntı yapılmıştır)

    Not: Arkadaşlar herkese tavsiye ederim burayı. Eğer yolunuz düşerse Meram Havzan mahallesinde veya Emniyet Müdürlüğü karşısında yeni açılan şubesinde.

    Etliekmeğin tadını unutamazsınız. (Tecrübeyle sabittir)
#04.05.2005 15:15 0 0 0
  • Bende bir Beyşehirli olarak kısaca bilgi vermek istiyorum.

    BEYŞEHİR VE TARİHİ

    İlkçağ'da Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge pisidya adıyla anilırdı. Pisidya' da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı.Ramsay bu konuyu şöyle değerlendirir;"Biri gölün güneydoğusunda , Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu.Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor."Yine Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır.

    Daha sonra harap olan Karallia,Viranşehir adını almıştır.Onüçüncü yüzyılın ilk yarısında , Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad devrinde, muhtemelen 1240'tan biraz önce çoğunluğunu Üçoklar 'ın oluşturduğu Türkmenler tarafından yeniden kurulmuştur.Eşrefoğulları'nın hakim olduğu dönemden itibaren Viranşehir'in adı Süleymanşehir olmuştur.

    Beyliğin merkezi olmasından dolayı geçen zamanla beraber beyin şehri olarak anılır. Bundan dolayıda Beyşehir adını alır. Beyşehir adının bir de efsanevi hikayesi vardır. Buna göre;

    Trogitis' de bulunan Seydi Harun Veli şimdi kendi adıyla anılan camiyi yaptırmaktadır.Eşrefoğlu Mehmet Bey de ona malzeme yardımında bulunur. Sonrasında gelişen olaylar onları dost yapar. Eşrefoğlu, Trogitis'e Seydişehir adını verirken Seyyid Harun Veli de Süleymanşehir'e Beyşehir adını vermiştir.
    Görüldüğü gibi Beyşehir'in akıp giden zaman içinde aldığı adları incelerken tarihinin kilometre taşları da hemen belirmektedir.

    Muhtemelen Beyşehir ve çevresinin tarihi M.Ö 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede Eski ve Orta Taş devri'ne ait buluntuların varlığı söz konusudur. Ama daha çok Cilalı taş devri' ne ait buluntular yoğunlaşır. Yapılan araştırmalar Beyşehir'in daha o dönemde önemli bir yerleşim alanı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. M.Ö 5700-M.Ö5300 arasına tarihlenen Erbaba Höyüğü kalıntıları bunun en somut göstergesidir.Kıstıfan Köyü yakınlarındaki höyükteki kazılarda Kanadalı bilim adamları Jacgues ve Louisse Alpes Bordaz çifti tarafından yapılmıştır.(1968-1975).

    Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Mesud 1124'te yöremize yönelik fetih hareketlerini yoğunlaştırmışlardır. Ankara' dan Eymür oymakları reisi akıncı Nureddin bin Madan Gazi, Beyşehir, Seydişehir, Şarkikarağaç ve Gelendost civarını fetihle görevlendirilmiştir.Beyşehir gölü ile Hoyran Gölü arasına yerleşen Eymür Türkmenleri bugünkü kasaba ve köyleri kurarak buralarda yeniden Türklüğü ihya etmişlerdir.Selçukluların 1176'da Bizans ordusu karşısında elde ettiği Miryokefalon Zaferi sonrası, Anadolu'nun Türk yurdu olması kesinleşmiş ve Beyşehir çevresine de Türkmenler hakim olmuştur.

    Anadolu'ya halen hakim olan Müslüman Türk varlığı köken itibarıyla Türkiye Selçuklularına dayanır.Onlar üzerinde yaşadığımız toprakların fatihleri ve koruyucuları olarak bilinir.Beyşehir ve çevresi de 1075'ten sonra Türkiye Selçuklularının hakimiyet alanına dahil olmuştur.13. yüzyılda ise hakimiyet kesinleşme aşamasına gelmiştir.

    Türkmenlerin Batı Anadolu'ya akınlar yapması Yuhannes'in 1120 yılında sefer yapmasına sebep olur.Bu sefer sonunda Uluborlu ve Beyşehir gölü civarı yeniden Bizanslıların hakimiyetine geçer.Bu noktada,Türkler ile yerli gayrimüslim halkın güçlü bir iletişim köprüsü kurdukları görülür. Şöyle ki:

    "1. Mesud idari alanda gösterdiği adaletle gayrimüslim dahi kendisine bağlanmıştır.Bundan rahatsız olan imparator Yuannis Kommenos, 1142'de Uluborlu'yu Türkler'den kurtarmaya çalışırken, Beyşehir gölü adalarında oturan hristiyan halkı yurtlarından gemilerle taşıyarak ve zorla çıkarmıştır. Zira onlar, Türkler'le dostluk ediyor ve onlar gibi yaşamaya alışıyordu." Peçenekler'in balkanlardan yaptıkları akınlar, imparatoru İstanbul'a dönmeye mecbur etmiştir.Bu gelişmeden de anlaşıldığı üzere Anadolu'da 1071 sonrasında başlayan fetih hareketleri 12. yüzyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde,Beyşehir civarında da yoğunlaşır ve bu dönemde bölge Türk hakimiyetine girer. Sultan Alaeddin Keykubat döneminde, kültür ve imar faaliyetleri iyice canlanır.Buna paralel olarak Beyşehir' de de Kubadabad Sarayı yapılır.

    Sultan Konya'dan Antalya ve Alaiye arasında kış başlangıcı ve bahar dönüşü seyahatlerinde göl kenarında ve bir tepenin eteğinde inşa ettiği Kubad -adab şehri meyve ağaçları ve yeşillikleri , suları ,havası ve gölün manzarası ile çok şirin bir yerdi.Bu güzel yer sultanında dikkatini çekti.Ve mimarlarına burada bir mamure yapmasını emretti.Ve az bir müddet içinde sultanın arzusuna göre bir saray yapıldı. Sultan her sene Akdeniz sahillerine gider ve oradan dönerken bir müddet burada yaşar;eğlenir ve dinlenirdi." Sultan bu şehri yaptırdıktan sonra, bu toprakların saadeti ve umranı artmış, yeni vilayet kurulmuştur.Adalar yarım adalar muhteşem kasırlarla süslenmiştir.Bundan sonra Kubadabat, Türkiye Selçukluları' nın ikinci derecede başkenti işlevini üstlenmiştir.

    1240'da Baba İshak İsyanı sırasında 2.Gıyaseddin Keyhusrev Kubadab'a kaçmış ve orada bir adada kalmıştır.Anadolu'da çok sevilen Mübarizeddin Armağan Şah'ı da isyan bastırmakla görevlendirmiştir.Armağan Şah Amasya'ya ulaşıp, isyanı bastırmışve Baba İshak 'ı öldürmüştür.Bunu öğrenen bazı Baba İshak yanlısı asiler Armağan Şah'ı şehit etmişlerdir.Dışarı şehirdeki en eski mahalle ve oradabulunan bir cami Armağan Şah'ın adını taşımakta olup bu eser Cuma Camii olarak bilinir
#06.05.2005 21:26 0 0 0
  • Gıyaseddin Keykubat devlet adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ve sıranın kendisine gelmesi üzeine çok inandığı hassa kölesini gizlice Sivas Sülbaşısı Hüsamettin Karatay'a göndererek bu önemli meselenin çözümü için derhal gelmesi bildirilmiştir. Hüsamettin Karatay Kudabaadab'a giderken Saddetin Köpek saraydan ayrılırken kendisine hürmet gösterir durumda olanlar üzerine saldırmışlar.Bayraktar Togan kılıcı ile Saddetin 'i öldürmüştür.1258'de ise Sultan Keykavus Hülagü'nün gönderdiği elçileri Kubadaabad'da kabul etmiş ve terslemiştir.Bu olay Moğol zulmünün daha da artmasına yol açmıştır. Moğolların desteğini alarak sultan olan 4.Kılıçarslan , Türkmenlerin sert tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır.Bu gelişmelere paralel olarak Beyşehir'de de Eşrefoğulları etkili olmaya başlamıştır.

    Bu arada 13. yüzyılda yaşamış tıp alimi BEY HEKİM'in de Beyşehirli olduğu yönünde iddialarıda hatırlamakta fayda vardır.

    Osmanlılar ele geçirmek istedikleri beylikleri öncelikle çatışmaya girmeden diyalog yoluyla almaya çalışmışlardır. Bu siyaseti büyük ölçüde başarıyla uygulayan Osmanlıların Anadoludaki en ciddi rakibi Karamanoğulları olmuştur. Bu sebepten olsa gerek Beyşehir, bu iki devlet arasında sık sık el değiştirmiştir. Osmanlıların yöreye yönelik ilk ciddi adım Sultan 1.Murat dönemine rast gelir.Sultan Muratbüyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'un nişanları yapıldı ve az sonra da düğünleri oldu. Süleyman Şah, kızının çeyizi olarak;

    Kütahya,Tavşanlı,Emiz(Eğriöz),Simav şehir ve kasabalarını Osmanlılar'a terk etti.Sultan Murat oğlunun düğünü münasebeti ile davetli olan Hamitoğlu Hüseyin bey tarafından hediyelerle gönderilmiş olan elçiye Hüseyin Bey'e ait bazı yerleri kendisine satılmasını söylemiş ve Hamitoğlu'na da o yolda haber yollamıştı.Beyazıd'ın düğününden sonra Kütahya'ya gelen Sultan Murad'ın kendi üzerine geldiğini zanneden Hüseyin Bey, Akşehir,Yalvaç,Beyşehir,Seydişehir,Karaağaç ve rivayete göre Isparta 'yı 80,000 altın mukabilinde sattı. Bu gelişme sonrası Beyşehir ilk kez Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.

    1.Murad'ın Rumeli'de fetihle meşgul olduğu bir sırada Karamanoğlu Alaeddin Bey Beyşehir'i ele geçirir.Buna çok kızan Sultan Murat Karamanoğulları üzerine yürür ve Konya Kalesi içinde Karaman kuvvetlerini sıkıştırır.Ancak 1. Murad'ın kızı ve Alaüddin Bey'in de eşi Melek Hatun babasından kocası adına af diler.Ayaklanmayı bastıran 1. Murat, kendi hakimiyetini kabul eden damadını bağışlar. Sultan Murad'ın 1389'da Kosova Savaşın'da şehadeti üzerine, Alaüddin bey yeniden Beyşehir'i ele geçirir.Bir süre sonra bölgeye gelen Yıldırım Beyazıt Beyşehir'i geri alır. Çarşamba Çayı sınır olmak üzere antlaşma yapılır ve bölgenin yönetimi Osmanlılara geçer.

    Timur istilası sonrası Karamanoğlu Nasiruddin Muhammet Bey, Bursa'ya kadar ilerlemiş ve şehri 1413'te ateşe vermiştir. Osmanlılar Kastamonu hakiminin oğlu Kasım Bey'in de yardımını temin ile Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir'i geçerek Konya'da Karamanoğullarını yendiler.Bir süre sonra Karamanoğulları Beyşehir ve Seydişehir'e yeniden saldırır.Bu gelişme üzerine Anadolu Beylerbeyi Beyazıt Paşa sefere çıkar ve Karamanoğlu Mehmet Bey'i ele geçirir.



    Karamanoğulları 1428'de Macarlarla anlaşarak Osmanlı topraklarına yeniden saldırmış ve İbrahim Bey, Beyşehir'i işgal etmiştir. Bu gelişme üzerine harekete geçen 2.Murat 1437 baharında Karaman kuvvetlerini mağlup etti ve Beyşehir yeniden Osmanlı topraklarına dahil oldu.İbrahim bey 1443'te Beyşehir'i tekrar ele geçirmek istediyse de 2.Murat'ın bölgeye gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalır.

    Görüldüğü gibi Karamanoğulları beyliği Osmanlı devletini hep rahatsız etmiştir.Devletin sınırlarını batıya genişletmek isteyen 2.Mehmet de öncelikle anadoludaki bu meseleyi çözüme kavuşturmak istemiştir.

    2.Mehmet ordusuyla Akşehir ve Beyşehir üzerine geldiği zaman Karamanoğlu İbrahim Bey,Ermenek yakınlarındaki Taşeli'ne çekilmiştir.Daha sonra da ulemadan Molla Veli adında birini oraya koyarak barış istemiştir.Ilgın sınır sayılarak; Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir.Daha sonra Karamanoğlu İbrahim Bey ölmüş, iki oğlu Pir Ahmet ve İshak arasında taht mücadelesi başlamıştır.Gelişmeleri takip eden 2.Mehmet , Pir Ahmet Bey'e yardım eder, O da yapılan yardıma karşılık Akşehir ile Beyşehir'i ve Sıklanhisarıyla Ilgın tarflarını Osmanlılara bıraktılar. Bir süre sonra tarihe Eflatunpınar Savaşı olarak geçen yeni bir gelişme yaşanır.Yusuf Mirza komutasındaki Akkoyunlu kuvvetleriyle karamanoğulları Karaman ilini aldıktan sonra Akşehir'e daha sonra Bolvadin'den geçip Beyşehir yakınlarındaki Kıreline gelmiştir. Burada Şehzade Mustafa ve Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu galip gelir.Yusuf Mirza yakalanır ama Pir Ahmet Bey kaçar ve Uzun Hasan'a sığınır.

    Yukarıda yaşanılan olaylara rağmen Karaman artık Osmanlı Devleti'nin eyaletlerinden biri konumuna gelmiştir.Bu beyliğin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte Beyşehir de Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında el değiştirmekten kurtulup, Osmanlı Devletine dahil olmuştur.

    Bu döneme dair üzerine durulması gereken bir diğer nokta da söz konusu mücadeleler bağlamından ve belki de başka bazı faktörlerin de katkısıyla bölgeden Rumeli'ne göç eden Türk aşiretleri ile ilgilidir.2. Murad ve özellikle de Fatih zamanında; Karaman, Konya ve Ankara civarından giden bu insanları,Konyar Türkleri adıyla anılan Türkler olduğu sanılmaktadır. İşte bu gelişmelerin bir parçası olarak Beyşehir çevresinden de Rumeli'ne gidenler olmuştur.
#06.05.2005 21:27 0 0 0
  • noimage

    noimage

    noimage
#06.05.2005 21:34 0 0 0
  • noimage

    noimage

    noimage
#06.05.2005 21:40 0 0 0
  • Sille Merkeze 8 km mesafede tarihi bir yerleşim merkezi tamamı sit alanı ilan edilerek korumaya alınmış eski gelenek ve göreneklerin yaşatılmaya çalışıldığı belde yakın zamana kadar Nahiye iken şimdilerde Büyükşehire bağlı mahalle halindedir. Bir kardeşimiz kendi çabalarıyla sillenin internet ortamında tanıtımını yapmaya çalışmaktadır sille hakkında bilgi edinmek isteyenler buradan öğrenebilir
#12.05.2005 12:28 0 0 0
  • noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#18.05.2005 16:18 0 0 0
  • Konya hakkında yapmış olduğunuz bu çalışmalardan dolayı sizleri tebrik eder gözlerinizden öperim. Ellerinize sağlık. Sizleri seviyorum
#01.10.2005 16:14 0 0 0
  • Gez düyyayı gör konyayı tüm ziyaretcilere sesleniyorum mutlaka Konyayı görün
#01.10.2005 16:43 0 0 0
  • burada harikalar var bekliyoruz
#01.10.2005 17:01 0 0 0
  • Tren İstasyonu

    noimage
#18.10.2005 16:44 0 0 0
  • Eski Alaaddin Caddesi

    noimage
#18.10.2005 16:47 0 0 0