KONYA

Son güncelleme: 02.12.2009 13:45
  • Süper ya baya cogalmis yazilar
    Ellerinize ve emeginize saglik Hemsolar
#01.12.2005 20:27 0 0 0
  • 4 aydır konyamdan ayrıyım çok özledim bursada güzel ama ben memleketimi ailemi arkadaşlarımı özledimmm
    GEZ DÜNYAYI GÖR KONYA"YI
#02.12.2005 20:08 0 0 0
  • gerçekten konya çok güzel bir şehir.Herkesi Konyaya davet ediyoruz Mevlene Haftasnda
#02.12.2005 20:55 0 0 0
  • Piri Mehmet Paşa'nın Dar-ul Huffaz'ından
    Geriye ne taş duvar kalmış ne bir sıbyan

    Asırlara meydan okuyan topraklarda
    Konya gene Karamanlı, Konya pür tuğyan

    Ne Roma'ya benzer bu şehir ne Madrit'e
    Belki biraz Horasan biraz da Isfahan

    Selçuklu'nun terkisinden bozkıra düşen
    Vahadır Alaeddin Tepe hem aşiyan

    Semazen eteğinden seyretmez alemi
    Şaire Sadreddin Konevi'dir Pir Sultan

    Bana ne Sille'nin zangocundan Rumi'den
    Benim serseri ruhum her dem Ahi Evran
#09.12.2005 21:09 0 0 0
  • Konya'dan Erzurum'a

    Yola çıkıyorum içimde bir korku bir heyecan
    Keşke yanımda olaydın bahar gözlü sultan
    Hele sorma geçerken Kozlu'dan
    Yandı ciğerim yandı kahrından

    Konya'da mola verdi kaptan yaktım bir cigara
    Hasret hasret çektim ve düşündüm bir ara
    Ya Allah korusun evlenirsen kazara
    İşte o zaman düşerim yaşarken mezara

    Otobüs gidiyor uzaklaşıyor Kanya'dan
    Hızlı hızlı yol alıyor hasretime aldırmadan
    Allahım sen bana sabır ver ve bu ayrılıktan
    Kutulayım göz açıp kapamadan

    Aksaray'ı geçtik yol alıyoruz Kayseri'ye
    Sorma bana bu hasretlik niye
    Sana kavuşmak için dönünce geriye
    Ve seninle yol almak için ileriye

    Kayseri'de mola verdik bir döner yedim
    Sivas'ın bitmeyen yollarını seyrettim
    Belki vakit geçer diye uyuyayım dedim
    Ama nerde, sensizlik çöktü büyüdü hasretim

    Sivas yolları bitti bitecek
    Yanımdaki arkadaş Erzincan'da inecek
    O inerse beni kim dinleyecek
    Kalbim yine kendi kendine inleyecek

    Burası Erzincan mı? bu nasıl şehir
    Virane bir köy müdür nedir?
    Neyse dedim geçiyoruz içinden
    Bakalım Erzurum nasıl bir yerdir.
#09.12.2005 21:12 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Bende bir Ereglili olarak size Eregliden bahsediyim:

    EREĞLİ ADININ TARİHÇESİ
    Ereğli adını; Bizans İmparatoru Herakliyüs adı ise Yunan mitolojisinde yarı tanrılaşmış bir kahraman olan Herakles`ten gelmektedir. Herakliyüs kelimesi zaman içinde Türkçe'nin ses yapısına uygun olarak; Herakle > İrakle > Eregle.> Eregli.> Eregliyye > EREĞLİ şeklini almıştır. Evliya ÇELEBİ SEYAHATNAME sinde ise Alaattin KEYKUBAT ' ın Ereğli` den bir sefer dönüşü geçerken Peygamber Pınarı denilen (şu anda Akhüyük köyünde bulunan) çamurun ,.yaralı askerlerinin yaralarına şifa olduğundan dolayı buraya ERKİLİ (Ereğli ) dediği için adini buradan aldığı yazılır.

    Ereğli İç Anadolu ile Çukurova arasında geçit bölgesinde bulunduğu için pek çok devletin egemenliğine geçmiş, tarihte önemli savaşların merkezi ve geçit güzergahı olmuştur. Anadoluda M.Ö. 3000 ve 2000 yıllarında bir çok şehir devleti kurulmuştur. Önce Hititler tarafından kurulan Tuvana Krallığı (TyanaHeraklia) da bu şehir devletlerinden biri olup, 1200-742 yılları arasında merkezi Ereğli olmak üzere hüküm sürmüştür. Bu krallıktan günümüze Kral Warpalavasa ait İvriz Köyü (Aydınkent) kaya kabartması kalmıştır. Tuvana Krallığının yıkılmasından sonra Asurluların egemenliğine geçen Ereğli pek çok savaşa şahit olmuştur. Ereğli M.Ö. 64 yılında bütün Anadolu ile birlikte Romalıların eline geçmiş 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma (Bizanslılar) İmparatorluğunun sınırları içerisinde kalmıştır.

    Arapların Doğu Roma İmparatoru Heraklius u yendikleri Yermük .savaşından sonra Adana ve Tarsus tan Toroslara kadar ilerleyen Hz.Ömer Bizans akınlarına karşılık İç Anadolu ya yapılan akınlar sırasında Ereğli nin gelirinin Beytül Mala gönderilmesini Bizansa kabul ettirmiştir. Abbasi Devletinin zayıflamasıyla tekrar, Bizans hakimiyetine geçen Ereğliyi Bizanslılar bir üst olarak kullanmışlardır.

    Ereğli Malazgirt Savaşından altı yıl sonra (1077) Kutalmışoğlu Süleyman Şah .zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, 1276 yılında Konyayı alarak Karamanoğulları Beyliğini başkent yaptı ve Ereğli bu Beyliğe bağlanmış oldu.

    1398de Osmanlı topraklarına katılmışsa da daha sonra ki zaman sürecinde Karamanoğulları ile Osmanoğullları arasında el değiştirmiştir . 1457 yılından itibaren kesintisiz olarak Osmanlı yönetimine girmiştir. Osmanlılar zamanında Ereğli ye bir çok vakıf, camii, kervansaray, türbe yapılmıştır. Ulu cami, Rüştem Paşa Kervansarayı, Şifa Hamamı kullanılmaktadır. Milli Mücadele döneminde Adana ve çevresini işgal eden Fransızlar, Akdenizi Anadolu'ya bağlayan yol üzerinde bulunan Ereğliyi işgal etmeyi planlamıştır. Ancak Ereğli Guvarnörlüküne yazılan bir mektubun Ereğli postanesinde ele geçirilmesiyle işgal planı anlaşılmış, Niğdede bulunan 126 Alay Komutanı Alb. Rüştü Bey Ereğlide Kuva-i Milliyeyi kurmuş, Ereğliyi işgale gelen bir Fransız Yüzbaşısı ve evrimdeki askerlere bu fırsatı vermemiştir. Kurtuluş Savaşından sonra Konya iline bağlı bir ilçe olarak örgütlenmiştir.

    noimage
#08.02.2006 16:32 0 0 0
  • KONYA MUTFAĞInoimage

    Konya'da bundan 60-70 yıl önce çarşıda katıkçı dükkanları ile tek tük aşçı dükkanı ve lokanta ile bol miktarda kebapçı dükkanı bulunuyor idi. Bu kebapçı dükkanları genellikle bugün Kebapçılar içi denilen yerde toplanmışlardı. Çarşı esnafı; lokanta yemeklerinden ziyade kebapçı dükkanlarında speciallerle karın doyururdu. Çünkü lokantalardaki sulu yemeklerin en iyilerini evlerinde yiyebilirlerdi.

    Etliekmek, kuşbaşı köfte satılan kebapçı dükkanlarında hazırlanırdı. Bugün olduğu gibi hazırlanıp pişirilen yerde yenmezdi. Etliekmeğin içi dükkanda hazırlanır, çıraklar tarafından muhtelif yerlerde bulunan etliekmek fırınlarında pişirilir, dükkanda bekleyen müşterilere sunulurdu. Bu etliekmek fırınlarından bazıları Mahkeme Hamamı, Kayıklı Kahve ve Kunduracılar içinde bulunuyorlardı.


    Kebapçı dükkanlarında hazırlanan etliekmek içleri ise; kasaplardan gövde olarak gelen koyun etleri kalfalar tarafından parçalanırdı. Buna o günün deyimiyle et bozmak denilirdi. Her kebapçı dükkanının iş kapasitesine göre 10 ile 30 gövde arasında et gelebilirdi. Etler tezgahlar üzerine yatırılır, parçalama bıçaklarıyla ayrılır; kuşbaşılıklar, köftelikler ayrı bir tarafa konulur, etlerin sinirleri ayrılır ve etliekmek için ayrılan parçalar yarım metre boyundaki bir çift bıçakla kıyılırdı.

    Sebzeler de aynı şekilde doğranarak kıyılmış ete karıştırılırdı. Et hiç bir zaman makina ile çekilmezdi. Köfte etlerinde bile bıçak kullanılırdı. Bunun için hazırlanan bu içlere bıçakarası denilmiştir.

    Normal etliekmeklerde 60 gr kıyma, 100 gr sebze (soğan, domates, biber) kullanılır. Bol etli isteyenlere ise 120 gr et, 100 gr sebze kullanılır. Onun için bu tip etliekmekler için bol deyimi kullanılırdı.

    Ayrıntılarından bahsettiğimiz etliekmeğin ustalarından bahsetmemek haksızlık olur. En eski etliekmek ustaları olarak Selanikli Halil, Halepli Hasan, Kara Mustafa, Kılıcı Mustafa, Doruk Ahmet, Kebapçı Osman Vefa gibi isimleri sayabiliriz.

    noimage

    Fırın Kebabı

    Koyunun muayyen yerlerinden alınan parçalar usulüyle iki aşamadan geçirilerek fırında pişirilerek hazırlanır. Okkayla satılırdı. Bir porsiyonu yüz dirhemdir. Yanına kuru soğan verilir.

    Konya'nın en ünlü fırın kebapçıları Gazyağcı Şükrü ve Arif ustalardır. Gazyağcı Larende Caddesi'nde, Şükrü Bedesten'de, Arif usta Çarıkcılar içinde mesleklerini icra ederlerdi. Bu arada bazı aşçı dükkanlarını da unutmamak gerekir.
#08.02.2006 20:16 0 0 0
  • KONYALI VE KONYA'DA YAŞAYAN SANATÇILAR

    Hat Sanatı : Dr. Hüseyin ÖKSÜZ, Abdullah Rıza (Runyum) Efendi, Ahmet Ziya İBRAHİM, Dr. M: Esat GÜÇLÜ, Tahir GÜÇLÜ,

    Tezhip Sanatı : Sami ÖKSÜZ, Sinan HİDAYETOĞLU, Şemseddin KÜÇÜKAZAY, Osman ŞİŞMAN, Veli ACAR (Nakkaş)

    Ebru Sanatı : Mukadder Kavas DİKİCİ

    Çini Sanatı : Veli TUNA, Ayşegül ÖKSÜZ, Şengül KÜÇÜKEŞMEKAYA,

    Seramik Sanatı : Ayşe AYDEMİR, H. Nurgül BEGİÇ

    Vitray Sanatı : Fisun BATÇA, Ayşe AYDEMİR

    Resim Sanatı : Mehmet ÖZEL, Yrd. Doç. Alaybey KARAOĞLU, Prof. Dr. Hasan PEKMEZCİ, Orhan CEBRAİLOĞLU, Doç. Dr. Zeki ŞAHİN, Zuhal ARDA, Doç. Dr. Mehmet UYANIK, Nesip KOCER, Halit BARDAKÇI, Erdoğan MUNİS, Ali Sami BÜYÜKYAĞCI, H.Hüseyin ARIASLAN, M. Necati BÜYÜKKALKAN, Ayşe ASLAN

    Grafik Sanatı : Mehmet BÜYÜKÇANGA Küdekari : Mevlüt ÇİLLER, Ahmet YILÇAY

    Fotoğraf Sanatı : Cahit SAĞLIK, Zeki OĞUZ

    Boyama Sanatı : Yrd. Doç. Fatma KOYUNCU

    Keçe Yapım Sanatı : Mehmet GİRGİÇ

    Minyatür Sanatı : Ahmet EFE

    Sim-Sırma : Sebahat ENDAM

    Tesbih Sanatı : Nurettin KÜÇÜKOKKA

    Oya Sanatı : Hayriye TOKER
#08.02.2006 20:18 0 0 0
  • BİR K0NYA EFSANESİ
    Deve Taşı Efsanesi : (Seydişehir) Seyyid harun küpe dağının eteklerinde şehri kurarken bir haber ulaşır. Ilgın - Kadınhanı arasındaki Mahmuthisar köyündeki tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh, ayıya gem vurarak binmiş, müridleri ile birlikte Seyyid'in ziyaretine gelmektedir. Haberi alan Seyyid'in Harum, müridlerini toplar, oradaki kocaman bir kayaya "Deve ol" der, deve şekline giren kayaya binerek Didiği Sultanı karşılar. Keramet ehli iki pir, Seydişehir'in girişinde buluşurlar. Didiği Sultan bindiği ayıdan iner, onu dağa sürer. Seyyid Harun'da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece helalleşip görüşürler. Seyyid Harun'un bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek efsanesi anlatılır. Devetaşı olarak bilinen kaya bu gün Aliminyum tesisleri lojmanları arasında kalmıştır
#08.02.2006 20:20 0 0 0
  • noimage
#18.02.2006 13:23 0 0 0
  • noimage
#18.02.2006 13:23 0 0 0
  • Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
    gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
    padişah bu acıyı duysaydı;
    göz gece demez gündüz demez ağlardı,
    gökler yıldızlara, güneşle, ayla
    gece demez gündüz demez ağlardı.
    padişah bakardı ününe,
    tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
    gece demez gündüz demez ağlardı.

    Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
    uçan kuş avlanacağını bilseydi,
    gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
    gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
    uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
    gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

    Zaloğlu bu zülmü görseydi,
    ecel bu çığlığı duysaydı,
    cellâdın yüreği olsaydı;
    Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
    ecel bakardı kendine ağlardı,
    cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

    Kumru, başına geleceği duysaydı,
    tabut, içine gireni bilseydi,
    hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
    kumru selviden ayrılır ağlardı,
    tabut omuzda giderken ağlardı
    öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

    Ölüm acılarını gördü tatlı can,
    koyuldu işte böyle ağlamaya.
    Olanlar oldu, gitti dostum benim.
    şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.
    öylesine topraklar altında kalmışım

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:20 0 0 0
  • Allahım bu vuslatı hicran etme
    Aşkın sarhoşlarını nalan etme

    Sevgi bahçesini yemyeşil bırak
    Bu mestlere bahçelere kasdetme

    Dalı yaprağı vurma hazan gibi
    Halkını başı dönmüş zelil etme

    Kuşunun yuvasının ağacını
    Yıkma da kuşlarını perran etme

    Kumunu ve mumunu karıştırma
    Düşmanları kör et de şadan etme

    Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır
    Onların işlerini asan etme

    İkbal kıblesi yalnız bu halkadır
    Umut kabesin öyle viran etme

    Bu çadır iplerini öyle katma
    Çadır senindir eya sultan etme

    Yok dünyada hicrandan daha acı
    Ne istiyorsan et de onu etme

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:22 0 0 0
  • BAHAR
    Sevgili tutmuş yularımdan beni,
    develer gibi habire çeker.
    Esrik devesini böyle nereye götürür,
    böyle hangi katara?

    Hem canımı çiğnedi benim o,
    hem bedenimi çiğnedi.
    Gönlümü bağladı benim o,
    kırdı şişemi.

    Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
    nereye götürür beni.

    Sevgili takar beni oltasına,
    atar karaya balık gibi.
    Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
    avcıdan yana çeker sürür beni.

    Bakarım tabiat başlar büyük işine:
    Bulutlar gelir uzaktan
    katar katar, küme küme.
    Bulutlar sular ovaları.
    Bulutlar yürür dağlara doğru.
    Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
    Gökler çalar davulunu.
    Dalların gönlüne çeker gülün özü
    en güzel kokusunu baharın.
    Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
    Ağaç durmadan söyler, döker içini.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:24 0 0 0
  • BAŞKA YARINLAR
    Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
    bugün dudağında başka bir tad var,
    boyunda başka bir yücelik.
    Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

    Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
    Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
    Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
    bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
    dünyada bir başka gidiş

    Biz senin gözlerinden gördük
    arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
    Başka bir ovası var o ceylanın bugün
    iki cihandan da dışarı

    Seven insanın ayağı mı yok,
    işte ona ölümsüzlük kapandı.
    Yukarlarda onunla uçar gider.

    Gözlerinin denizinde onu arama.
    Oinci bir başka denizde.

    Bakarsın bugün sever bu yürek,
    yarın sevilir bakarsın.

    Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:26 0 0 0
  • BEN BENDE DEĞİL
    Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:27 0 0 0
  • BERİ GEL
    Beri gel, daha beri, daha beri.
    Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
    Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
    Sen bensin işte, ben senim işte.

    Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
    Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
    Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
    Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

    Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
    Sağ soluna yan bakar, ne diye?
    İkisi de senin elin, ikiside,
    Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

    Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
    Başımız da tek, aklımız da tek.
    Ne diye iki görür olup kalmışız
    İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

    Sen habire gevele dur bakalım,
    Habire 'Usul boylu birlik çam ağacı' de,
    Sonu nereye varır bunun, nereye?

    Şu beş duyudan, altı yönden
    Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
    Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
    İnsanlara katıl, insanlara,
    İnsanlarla bir ol.
    İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
    Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.

    Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
    Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
    Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
    Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

    Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
    Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
    Hani bademler gibi, bademler gibi.
    Ama hepsindeki yağ bir.

    Dünyada nice diller var, nice diller,
    Ama hepsin de anlam bir.
    Sen kapları, testileri hele bir kır,
    Sular nasıl bir yol tutar, gider.
    Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
    Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:29 0 0 0
  • BİR GECECİK
    Bir gececik uyuma, ne olur.
    Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
    Bir gececik dostların gönlü olsun,
    ne olur sabahı et bir gececik.

    Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,
    kör olsun şeytan bir gececik.
    Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.
    Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.
    Sofrandakiler dirilsin bir gececik.

    Bir gececik uyuma, ne olur.
    Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
    Bir gececik ata bin, meydana gel.
    Gönüller bir gececik rahat olsun,
    göğüsler meydana dönsün bir gececik.

    Yeniler giyinelim biz kulların.
    Musa gibi sen bir sopa al eline.
    Sopa bir anda elinde yılan olsun.
    Süleyman gibi sen karıncaların yanına var.
    Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.

    Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:30 0 0 0
  • BİR OLUR MU?
    Biri geldi, hoca Senai öldü dedi.
    Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim.
    Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim.
    Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim.
    Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim.
    Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim.

    O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü.
    Bir arpaya sayardı iki cihanı.
    Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün,
    fırlattı toprağa attı.
    Aldı götürdü akıl denen şeyi.
    Yanlış laf mı ediyoruz ne?
    Kimsenin bilmediği bir can daha vardı,
    bağışladı gitti o canı sevgiliye.

    Saf şarap tortu koyvermişti.
    Safı tortunun üstüne çıkmıştı,
    arınmıştı tortudan.

    Günlerden bir gün, azizim,
    yolda birbirlerine rastlamışlar,
    birlikte yolculuk etmişlerdi,
    bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li,
    bir de rum ülkesinden biri.

    Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul?
    Elbet yollar ayrıldı bir gün.
    her biri kendi yurduna gitti.

    Mevlana Celaleddin Rumi
#18.02.2006 22:32 0 0 0