İyiyim demek ya dil aliskanligi olmustur ya nezaketen yada klasik söz adetten...
Oysa insan göründügü gibi degildir iyiyim derken dili oysaki yüregi kötüdür kötüyümm diye haykirir fakat sesini duyuramaz sonra isyan eder bu karmasaya anlam veremez neden kötüyken iyi neden aglarken kahkaha atar numaralari yapariz bilinmez bazen kendi karmasamiza kendi aklimiz bile ermez..
Oysaki yürekteki sese bir kulak verilse ne üzüntüleri vardir ne dile dökemedikleri yürekten öteye geciremedikleri....
Sadece iyiyim evet kelime olarak iyiyim dil'den iyiyim ya yürekten?
Bir okyanus misali duygularinin dalgalarinda bogulur insan an gelir nefes alamaz ...
Oysa insan cogu kez sustuklarinda gizlidir konustuklarinda öte... Görünürde iyiyim...
İyi olmak icin cikilan yolda tereddütler cesaretsizlikler yasar insan...tedirginlikleri olur kötü olmak icin belkide sebeb yok belkide coktur....
Artik bilindik bir söz Nasilsin? iyiyim bunu diyen sadece dil dir ya ötesi? Herseye ragmen iyi olabilmemiz iyi kalabilmemiz dileklerimle
Karanligin ardindan günes muhakkak dogar...
Düsledigimiz her umut kesinlikle pes etmezsek gerceklesmek icin bir umut muhakkak bulur..
Hayat denen güzellik muhakkak yasayacak kendini tasiyacak bir beden bulur...
Ama unutulmamasi gereken sudur,
Bu hayatta bulunmayacak asla olamiyacak tek sey senin bir benzerindir....
Simdi Nasilsin? Umarim iyi olursun dilde degil yürekten....
Yüreginize saglik kaleminizden yazilan yüreginizden akip gelen satirlari okumak güzeldi...
Flashiniz harikaydii... Seslendirili$ müzik çook güzeldi
gerçekten güçlü bir yazarsiniz her cevaba uzun uzun ayrintilariyla anlatiyorsunuz ve döküyorsunuz kagida(:...
Hayat yinede her$eye ragmen güzeldir
Yüreginize saglik...
sevgili CiCEGiM arkadaşım;
konuma, flaşıma, şiiri seslendirmeme yönelik sarfettiğiniz alicenapça teveccühünüze hasseten minnettarım...
konuya vakit ayırdığınız için, değerli yorumunuzu esirgemediğiniz için çok teşekkür ederim.
şimdi çiçek kavramına yönelik bir yazı döşeneyim desem ya siz yanlış anlarsınız ya kişiler bıktırdığımı düşünür...
iyi ki geldiniz konuya, renk ve güzellik kattınız. sağolun.
yine beklerim...
ıssızada'dan Alıntı:
fiziki emperyalizmle, soğuk savaşla yıkılmayan bizim gibi sosyal kültüre sahip toplumlar dışardan empoze edilen yapay kültürlerle, trendy moda ve davranışlarla kültür emperyalizmine uğratılıp, toplumsal içi boşaltılmışlık sonucunda bu bireyselliğimize, bencilliğimize, yozlaşmaya ve yalnızlaşmaya doğru sürükleniyoruz.
Dumanaltı'dan alıntı:
çok beğendim bu cümlelerini abicim tamda aklımda geçenleri dökmüşsün satırlara
bu sorunun cvbını geçiştirme nedenlerimden biride sorulan sorunun çokta içten sorulmadığını bilmemdir bakalım soran kişi alacağı cvplardan memnun kalacak mı dertlerimle yada nasıl olduğumla gerçekten ilginecek mi hiç sanmıyorum..
bundadır geçiştirmelerim,ciddiye almayışım...bilsemki karşımdaki cidden nasıl olduğumu bilmek istiyor futursuzca açarım içimi ama bunu anlamakta globalleşmeyle birlikte karakterdede değişmelere yol açtığı için zor..
bir sor bin ah işit misali cümlelere maruz kalmaktansa gerektiği yerde gereken kişilere doğru cevabı vermek en iyisi galiba
ah be can kardeş....
iyi de, nerden anlayacağız ilk bakışta doğru kişi olduklarını kiii?
öncelikle konuya uğradığın ve her cümlesine birebir katıldığım yerinde yorumuna teşekkür ederim. haklı olmanla birlikte; geldin bir hafta misafirim oldun ve gözlerinle gördün ve yaşadın bir şeyleri... beni kırmayıp misafirim olduğun için teşekkür ederim. ama geldiğinde de gördüğün üzre nelerle uğraşıyorum... etrafımdaki ya da hayatımdaki bir çok insanla konuştun ve bir çok insanla telefon ya da msn görüşmeme şahit oldun. insanların tepkileri, refleksleri, söyledikleri konusunda çok kritik ettik. en yakın, en içten, en samimi görünenlerin bazıları dahi, melek sandığımız bazılarının dahi kendilerince oyun içinde oldukları konuşmanın gidişine göre kendilerince o anda durumu kurtarmak ya da ilerde kendi işlerine gelebilecek şeyleri fütursuzca söylediklerini, yalana başvurabildiklerini sen de müşahade ettin. ki bunların çoğunun teşhisini acaba ben yanılıyor muyum diye sana bıraktım. ikimiz de gördük ki senin teşhislerin de benimkilere paralel...
ölümden korkmamak ve feleğin çemberinden geçmek konusundaki teşhisine katılıyorum... ama bilir misin ki ölmek kolaydır ama ölümleri kaldırmak çok zordur. daha önceki cevaplarımda da değindiğim üzere gitmeler de birer ölümdür... çevremizde bağlandığımız, değer verdiğimiz veya alışılmış tabirle sevdiğimiz insanların ölümü ya da eften püften bahanelerle hayatımızdan çıkıp gitmeleri de birer ölüm değil midir? "eften püften bahane" demem tesadüf değil... onca sözler verip, onca sevgi yeminleri edip bir gün hiç alakası olmayan bahaneler üretip gitmenin temelinde ap-açık iihanet vardır. dün yeminler edip, sözler verip seni aşkına, sevgisine ikna etmeye çalışan kişiler bu gün bam-başka bir kişilik sergileyip o ettiği yeminleri unutup söylediklerinin tam tersini savunmaya başlıyorsa bu artık bir ihanetin en bariz işaretidir... artık başkasına meyletmiştir, bir süre seni oyalamıştır, karşı tarafla bir şeyler olgunlaştığında artık seni silkeleme vakti gelmiştir...
ihanet ölümden de beter bir ölüm değil midir? gitmek bir ölüm, ihanet ederek gitmek ya da ihanetini tadında yaşamak üzere gitmek her gün bin defa ölüm... allahın takdiri ile bir sevdiğinizin ölmesi çok acıdır. ama kabullenilebilir, yası çekilir ve tevekkül ile karşılanabilir.... ya yürekten sevdiğiniz, yüreğinizi yasladığınız, yaşama sebebi bildiğiniz kişilerin değişen yüzleri, düşen maskeleri....? klişe tabirle düşündükçe, hatırladıkça ölürsünüz... kendinizden, hayattan, insanlardan, sevgiden, aşktan her şeyden ve herkesten nefret eder duruma gelirsiniz...
her başlangıcın bir bitişi vardır amenna... her gelişin bir gidişi vardır, amenna... her aşk ya da sevgi hatta dostluğun da yıpranması, sıradanlaşması, heyecanını kaybetmesi de vardır, amenna... ama en dorukta, hiç beklenmedik bir zamanda ortada ne fol, ne yumurta yokken gitmeler ölümlerin en acılısı, en çektireni... insan nefsine yenilir, gönüldür bu başkasına kayabilir amenna... ama onurlu gitmek var... dürüstçe derdini açıp gitmek var... yara vermeden, cevapsız sorular bırakmadan, enkaz yapmadan gitmek var...
giderken arkasında bıraktığı şüphe ve paranoya tohumları ile kendinden sonraki ilişkiye de darbe vurur giden... çünkü kişi artık detayları gözlemleyip her an tetiktedir aynı darbeyi yememek için... şüpheler, kaygılar, kuşkular kemirip durur yüreğini... sevgi diye kendine bir işkence kapanı yaratır farkında olmadan... sevdiği kişiyi de boğar durur endişeleriyle, imalarıyla, şüpheleriyle, sorgularıyla...
ölüm gerçekten hayattan bir şeyler anlayan için bir kurtuluştur. çünkü yaşamak işkence olmuştur. ölmek bir şey değil de, ya inancımız? ya geride sorumluluğunu taşıdığınız insanlar olmasa, onlara bırakacağınız maddi-manevi acılar olmasa.... yoksa ölüm allahın emridir, onun takdiriyle gelen ölüm başım-gözüm üstüne...
ölümlere sözüm yok, gidişiler ve ihanetlr olmasın....
sayın Turania yorum diye bıraktığınız o sırıtmanın ne anlama geldiğini pek anlamadımsa da konuya girmeniz ve en azından bir sırıtış bıraktığınız için avatarınıza istinaden size bir hediye sunayım...
"kazanılan savaşa fazla sevinmeyin. sizin asıl savaşınız nefsinizledir...!" Hz. Muhammed (S.A.V)
İki Cihanın Sultanı'nın asırlardan günümüze ışık tutan hadisleri...
Büyük bir zevkle okudum yazdıklarınızı..kaleminize yazdıran duygularınıza sağlık..
Hakkımda söyledikleriniz için ayrıca teşekkür ederim...
Umarım hepimiz bize iyi bakacak ... nefislerinden arınmış insanlarla yaşarız...
İyi bakalım onlara..onlar da bize...
teşekkür ederim tekrardan bu güzel cevaplarınız için..
sayın hayalll arkadaşım... hakkınızda söylediklerim hakkettiğiniz içindi. mübalağa ya da iltifat yoktu...
yazdıklarımı okuduğunuz ve beğendiğiniz için teşekkür ederim...
evet. bize iyi bakacak ve nefislerinden arınmış insanlar temenni etmiştiniz... üstünden çoook zaman geçti o yazdıklarınızdan beri... siz de ben de çoook şeyler yaşadık, çoook kişiler tanıdık ve tanıdığımız bir çok kişinin yeni yüzlerine tanık olduk...
çok fazla uzatıp boğmayayım ama bütün yaşanmışlıkları alt-alta, üst-üste koyduğumuzda aritmetik ortalamada "nefsine mahkum" insanlar olduklarını ve insanlar olduğumuzu görüyoruz...
ömrümce bencilliğini yenebilen, minimize edebilen, riya etmeyen, istekleri, arzuları benim aleyhime dahi olsa dürüstçe ortaya koyan dost ya da sevgili arayışım oldu... en idealist, en duygusal, en yufka yürekli, en sevecen görünenlerin dahi gösterdikleri ile ters orantılı zıt yüzlerini gördüm... tabi ki allah hepsine selamet versin, yollarını açık etsin ve ıslah etsin... etsin ki en azından kendilerine ve sevenlerine zarar vermesinler...
hayır kardeşim hayır... ne kendine iyi bak lafı, ne kendimize iyi bakalım sözü olanlara "dur" demiyor... olanlar gün geçtikçe daha fazla kirlenerek, çoğalarak gözümüzün önünde çoğalıyor, büyüyor.. seyrediyoruz ama eli kolu bağlı kalıp çaresizliğimizin içinde dişlerimizi sıkmaktan öte gidemiyoruz....
öncelikle bu övgü dolu sözlerinizden dolayı çok teşekkür ediyorum
önceki bir yazımdada belirttiğim gibi edebiyatım çok iyi olmadığı için , içimden geçenleri yazarak dökemiyorum bu yüzdende yorum yazmıyorum
.....................
......................
bu konudada haklısınız gitmekte mecazi yönde ölmektir
şiirin size ait olmadığını yazmışınız, önemli olan sunumu güzel yapmak değilmidir
estağfurullah iddianız olduğunu kastedmedim sadece benim kişisel görüşümdür
şunuda eklemek istiyorum ,çok nazik, beyfendi bir kişisiniz
herşey gönlünüzce olsun
Sevgili DİDEM;
Öncelikle belirtmeliyim ki yokluğunu çok bariz şekilde hissediyorum... tevazuna rağmen bence ilk günden bu yana konularımın altında gördüğüm yorumların içinde en derdini iyi anlatabilen, en iyi analiz edebilen ve bunları en arı-duru bir şekilde ifade edebilen bir arkadaşımızsın. ayrıca her üye paylaşımına koşan, ilgisini, desteğini esirgemeyen adil bir kişiliksin. yokluğunu, dostluğunu, şakalarını varlığının ortama kattığı sıcak dostluğu ve verdiğin ışıltıyı özlüyorum.
evet yazdıklarımızla müsemma gitmeler de birer ölüm hüznü veriyor...
ve gerek bana, gerekse yazdıklarım ve sesimle ilgili teveccühlerine sonsuz teşekkürler. umarım seni buralarda yeniden görmek nasip olur...
yazdıklarınız çok hoş çok kişi yazar birine karşı cevabı
ama sizin gibi sanmıyorum
sayın dalgacii senin gibi değerli bir kalemin sayfama uğrayıp okuması ve yorum yazması ne hoş. teşekkür ederim...
ben insanları ciddiye alırım çünkü kendimi ciddiye alırım.
söylediklerimin ciddiye alınmasını ve soru sormuşsam doyurucu cevap almayı, söylediklerim yporuma açıksa ciddi, tutarlı cevap ve yorum almayı beklerim... bu noktadan hareketle bana yönelik söylenmiş her söz, yazılmış her soru veya yorum ciddiye alınmaya değerdir ve ciddi ve dürüst bir şekilde benim anladığımı veya cevabını tatminkar ve açık bir şekilde özsaygımın ve kişilere saygımın gereği olarak yazıyorum... açıkçası insan ilişkilerindeki saygınlığın devamı ve kollektif mutluluk için bunun gerekli olduğuna ve herkesçe uygulanması gereğine inanıyorum...
Bütün yazdıklarını okudum kardeşim ve herhalde sen bunun farkındasındır,ama farkında olmadığın birşey var;okudum suçlu oldum,okudum hırsız oldum,okudum yalancı oldum,hatta okudukça katil olduğumu farkettim!Evet ne yanlış okudun ne de ben yanlış yazdım.Başımdan geçen bir olayı paylaşımındaki yorumlarının bana hissettirdikleriyle paylaşmak isterim,kararı siz verin gerçekten ben bir katil miyim?
Bundan birkaç yıl önce;gece saat onbir ve ben çalışıyorum.Bilirsiniz işte,çalışmanın saati olmaz,gece vardiyesindeyim.Yerel televizyonu açtım ve haberleri dinliyorum,diyceksin ki iş zamanı neden kaytardın da televizyon izliyorsun?İşlerimi yoluna koydum be arkadaşım,şöyle birkaç bardak çay eşliğinde biraz haber dinleyelim bakalım,memleketimizde neler oluyor dedim,suç mu dersin!Neyse sen böyle ufak tefek şeyler için beni suçlamazsın.Sobanın yandığı sıcacık bir ortamda ben çayımı yudumlarken bir haber çıktı ama ne haber!Bana kendi kendime katil damgasını vurduracak kadar ağır geldi.Haber şöyleydi:
Eşinden ayrılmış bir bayan(bakmayın bayan dediğime,insan demeye utanıyorum)üç veya dört yaşındaki (tam hatırlayamadım yavrucazın yaşını)çocuğuyla yaşıyor ve taabiki bir de sevgilisi var(kocası değil dikkat edin,sevgilisi!)çocuk yaramazlık yapıyor ve önce anneden!sonrada o adamlıksız adamdan dayak yiyor,bu dayak o yavruya yetmiyor,daha doğrusu adam!sinirini alamıyor ve çocuğu kaldırdığı gibi duvara çarpıyor.Sobası yanmayan bir evde o yavruyu yalnız bırakıp dışarı gezmeye çıkıyorlar ve o yavrucağız evde ÖLÜYORRRRR.Bu vicdansızlar çocuğu alıp şehir dışında bir ormana gömüyorlar.Daha sonra çocuğun ortada görünmediğine dikkat eden komşuları polise haber veriyor,çocuğun yediği dayaklardan ve bir koca gibi eve rahatça girip çıkan sevgiliden haberleri var ya!Vatandaşlık görevlerini yerine getiriyorlar!Polis muhteşem anneyi sorguya çektiğinde gerçekleri öğreniyor ve her ikisi de tutuklanıp adaletin sıcacık kollarında cezalarını çekmeleri için hapse atılıyor!
Bu haberi dinleyince ağladım,bir yandan çalıştım bir yandan da ağladım.Kendimi o çocuğun yerine koydum üşüdüm,acıktım,susadım,canım yandı aldığım yaralardan yine ağladım.Sonra kendimi o çocuğun annesinin ve sevgilisinin yerine koydum(diyceksinki sen erkeksin ve hadi sevgilisinin yerine koydun da annesinin yerine nasıl koydun?Koydum işte,bu ölümden acı çekmişmidir diye)ve bir anda katil olup çıkıverdim biliyor musun!Canım çok yandı,hem acı çektim o güzel yavru gibi hem de katil oldum bir alçak gibi.
Aslına bakarsan hepimiz birer potansiyel suçluyuz;sessizliğimizle,bananeciliğimizle,vurdumduymazlığımızla,kendimize dahi duymadığımız ve kaybettiğimizin farkında olmadığımız saygımızla birer suçluyuz.Dur diyemiyoruz,gördüm diyemiyoruz,yapma diyemiyoruz,ayıp diyemiyoruz ve insanlığımıza ayıp ediyoruz-geleceğimize ayıp ediyoruz-çocuklarımızın geleceğini kaybediyoruz.Bundan daha vahim bir durum var mı?Hem insanlığımızı hem de bırakacağımız en güzel miras olan Dünya'mızı öldürüyoruz.Katil olan sadece ben miyim şimdi?Ee ben sizleri de katil ilan ettim nolacak şimdi?Hiç birimiz masum değiliz,aynen senin söylediğin gibi.
Masumiyet o ölen yavruyla birlikte cennete gitti,başımız sağolsun.
Burda bir renk olmaktı hayalimiz herkes kendi rengiyle burada...
Renk kattınız...farklılık kattınız bu sessiz bölüme..
İyi ki geldiniz
evet dalgacı ve diğer her kes haklı... ironi olsun diye söylüyorum bir tek ben haksızım ve hep haksız görüldüm hayatım boyunca.... hatta doğmadan daha... abartmıyorum gerçek... annem bana hamile iken babamın ters tarafına gelmiş hamile haliyle anneme tekme atmış... ben daha anne karnındayken en yakınlarımdan darbe yedim... bir haksızlığım yoktu ama haksızmışçasına ben yedim darbeyi. ve bu böylece sürüp gitti hayatım boyunca... hep en sevdiklerim, en zarar vermeyeceğini var saydıklarım, en çok güvenmemi isteyenler, en çok güvendiklerim veee S-E-V-D-İ-K-L-E-R-İ-M vurdular\ vuruyorlar...
cevaplarım güzeldir evet... reelde ve forumlarda hep güzel bulunmuştur cevaplarım. fakat bilinen mukedderat hep tecelli oluyor sonraları... güzel bulunan cevaplarım dokunmaya, acıtmaya başlıyor nedense bir süre sonra... aslında cevaplarımda, vicdanımda, mantık örgümde değişen bir şey yok, değişmeyen talihim, kara bahtım, olmaz olası yazgım gibi... en çok cevaplarımı güzel bulunanlarca cevaplarım terslenir, dışlanır oluyor sonradan...
keramet cevaplarımda mı, tavır değiştirenler de mi, ben de mi? hayır hiç bir sevgili Şeyma, sevgili hayalll..! keramet cevapların doğru oluşunda... bilinen bir gerçektir ki doğrular acıtıyor bizleri... yüzleşmekten, sorumluluk almaktan, vicdan muhasebesi yapmaktan korktuğumuzdandır bu tepkiler... ben sözümü esirgemediğim, kılıflara sokmadığım, rol yapmadığım için cevapları düpedüz söylediğim içindir cevaplarımın güzel ama itici tarafı...
3 yaşımdayken babam ve annem ayrıldı... geceleri üstümü açarım diye babam beni koynunda yatırırdı... geceleri uyanır " anne.. anne.." derdim... 3-5 defa cevap alamayınca ağlardım.. babam bir kaç defa " sus, ağlama..!" dedikten sonra susmadığımı görünce bir kaç tokat atar amacına ulaşır uyurdu... bense korkudan çığlıklarımı, hıçkırıklarımı içime gömer, boğazıma düğümler, korkudan ağzımı iki elimle kapatırdım.. sabaha kadar sessiz hıçkırıklarla silkelenir dururdum.. ve zamanla bu müzmin bir hal aldı... ağlayamaz oldum... ağlamadımm. burnumun direği yandı, sızladı... gözlerim biber sıkılmış gibi köze kesti... gırtlağım düğümlendi, böğrüme yumruk yemiş gibi nefesim kesildi ama ağlamadım- A-Ğ-L-A-Y-A-M-A-D-I-M... Herkes ağlayan bir çocuk olduğunda yetişkin olana " ağlatma çocuğu" diye çıkışır... bir allahın kulu çıkıp ağlayamayışıma müdahale etmedi, ağlamama fırsat verilsin diye insanlık namına müdahale etmediii.. bütün güzellikler, bütün inançlar kurudu kaldı hıçkırıklarımla beraber düğümlenen boğazımda...
sen özgürlük ve adalet kavramlarına çok duyarlısın bilirim... dünyada yasaklanmamış tek şeydir ağlamak... nazi kamplarında, sibirya zindanlarında bile yasak değildir ağlamak... 7 milyar insan içinde bir bana yasaklandı ağlamak... ve yaşayarak öğrendim ki ağlamasını bilmeyen, gülmeyi de başaramıyor... sevdiklerim, güvendiklerim ne ağlatmayı becerebildiler özgürce, ne güldürmeyi... dedim yaaa. makus talihim bu benim... renk demiştin renksizlikten(kişiliksizlikten, kimliksizlikten) nefret ederim, rengarenk olmak ve herkesi renge boyamak arzusuyla yanarken renksizliğe büründüm... büründürüldüm sevdiklerimce...
evet ben geldiğimde griydi rengin... ve ben etrafa hep gök kuşağı içeren renklerle yaklaştım... zaman oldu yaşananlardan sonra ben grileştim.. kayboldu tüm renklerim.. sevdiklerim ve beni sevdiklerini iddia edenler ve sevdiklerini sandıklarım yaptı... ayıplamıyorum, en yakınım babamdı o da daha ben doğmadan vurmuştu tekmeyi... o sevdiklerim babam kadar yakın olduklarını göstermek için babamın bana tutumlarına öykündüler zahir....
"iyi ki geldiniz" demişsin... evet öyle diyen bütün sevdiklerimin son sözü" nerden çıktın, nerden geldin" anlamına gelen afralar tafralar oldu... inan ben değilim sebep.. inan ben değilim değişen... inan tek sebep acıtan cevaplarımın içeriğindeki doğruluk...
ziki sanırım bir öğretmen. psikolojik varyasyonu olan bir branşta sanırım. ne güzel analiz etmiş söylediklerimi... ben insanların kendilerine, vicdanlarına itiraf edemedikleri, bilinçaltına gömüp yok saymaya çalıştıkları gerçekleri açık ve net dürüstçe söylediğim için gelişime sevinenler gidişime alkış tutuyorlar...
evet dalgacı haklı... sen de haklısın... her kes haklı... bir ben haksızım....