@ıssızada adlı üyeden alıntı:
sevgili ....... arkadaşım;
bana "nasılsın?" demişsin...
nasıl mıyım?
keşke cevabı anket sorusuna cevap netliğinde olsa idi. "iyi" ya da "kötü" diyecek kadar karmaşasız, yalın, yalansız, riyasız, hesapsız geçse...
senin imzanda "geri dönüşüm kutusu mu sandın low..?" diye bi cümle okumuştum, hala duruyor mu henüz bakmadım. ne tesadüf ben de bir çok kişiye "hayatımı veya yüreğimi çöp kutusu mu sandın ki; elini-kolunu sallayarak istediğin zaman giresin, istediğin zaman çıkasın..?" demişimdir...
bir tarihte Bulgaristan kökenli bir bayan arkadaş ile ortak bir arkadaşımız hakkında görüşüyorduk. hakkında görüştüğümüz kişiye sülalesinin yapmadığı hayati değerde çok maddi ve manevi katkım olmuştu. buna mukabil sessiz ve derinden yalan, dolan, verdiği sözlere, taahhütlere ihanet eden bir tutum içinde idi. bunu da darbe yediği bir yere yaranmak için yapıyordu...
dertleştiğimiz o arkadaş pek tahsili olmayan, dışardan bakıldığında her şeyi boş vermiş, asi ve free tiplerden biriydi. kendisinden umulmayan bence milenyumluk bir cümle savurdu ve beni şoke etti. elini omzuma koyarak;
"uyan be arkadaşım; KÖPEK; DAYAK YEDİĞİ SOKAĞA DOLANIR..!"
düşündükçe cümledeki sosyal, psikolojik hatta psikanalitik gerçekleri keşfedip kahroluyordum. işin edebi, yani; sanat yönü de cabası...
millet olarak tuhaf bir eğilimimiz vardır. sıradan bir sözü güçlü, popüler, zengin, güzel, ünlü veya yakışıklı biri söyleyince abartılır da abartılır... ama sıradan biri en kaliteli cümleleri, doğruları, tesbitleri, analizleri yapınca görmezden-duymazdan geliriz. yani hepimiz parlatılıp vitrine konmuş ışıldayan mücevhere yöneliriz. olmayacağını bile-bile... ateşe atılıp duran pervane böcekleri gibi...
oysa ki; asıl hazineler viranelerde, yıkıntılarda, örenlerde gizlidir...
bizim değer verdiklerimiz, üzerine titrediklerimiz evde anne-babasına dayılanıp mahalle kahvehanesinde veya sokakta sus-pus kuzuya dönen balon kabadayılar gibi sevgimizden, verdiğimiz değerden faydalanıp gazman gibi esip gürler ama kendisini itip-kakan, dışlayan, horlayan, kaale almayan, kullanan birilerine gider kuyruk olurlar...
offff... offf.... bitmez ki gerçekler, realiteler... bunlar her birimizin değişik türünü, versiyonunu yaşadığımız şeyler işte...
sahi sormuştun; "nasılsın?" diye...
bizim buralarda havaları soruyorsun
gece sıfır, gündüz sekiz...
sıfır yuvarlak, sekiz yuvarlak;
yuvarlanıp gidiyoruz...
sabah işe kaçta gittiğimi soruyorsun;
çıkıyorum evden sabah yedide,
yanımda komşu kızı feride...
saat yuvarlak, feride yuvarlak ...
yuvarlanıp gidiyoruz...
öğlen ne yediğimi soruyorsun;
işte bunda çok ayıp ediyorsun...
simit altmış, çay kırk...
etti mi yüzzzz?
simit yuvarlak, hesap yuvarlak...
yuvarlanıp gidiyoruz...
evet; "nasılsın?" demiştin...
sence nasılım...?
uzatıp baydım mıııı? canını mı sıktımmm? yok yaaa...!?!
hiç merak ettin mi neden "nasılsın?" diye sorulduğunda "sormaaaa...!" derler, anladın mı?
çünkü sordun mu ve sorarken samimi isen cevabı dinleyeceksin...
sıkılacak mısın veya samimi mi değilsin..?
o halde sormayacaksın....
şimdi de "bir dokun, bin ah işit" vecisesini ısbatladık...
sahi sence nasılım...?
ya sen....?
...... arkadaşımız sağolsun yanılıp, şaşıp "nasılsın?" diye hatır sormuş profil mesajlarımda... ben de bir daldım yazmaya baktım bu kadar olmuş. profil mesaj alanı kabul etmeyince metnin uzunluğunu silmek istemedim. burda paylaşmak istedim...
.
Orijinali Göster...