[QUOTE=ıssızada]kısaca; çocuğun gözünün önünde ölümle pençeleşse ve sen onu doktora götürecek 50 lira bulamaz durumda olsan bu günkü acı dediklerin gündemine hiç girer miydi? filistinde olsan ailen gözünün önünde bombalarla parçalansa bu günkü acı dediklerin gündemine gelir miydi?
Hani şöyle bir laf vardır, derler ki ;
"Küçük bir çocuk olsaydım da dizimde ki yarayı en büyük acı sansaydım"
İnsan kendi çektiği en büyük acıdan ötesini bilemez. Bilemez bir savaş çocuğunun annesini kaybetmesini , o savaş anında kimsesiz kalışını, en çok değer verdiği insanların kucağında ölmesini ...
Bunları ancak yaşayan bilir.
Bizde kendi çektiğimizden fazlasını bilmiyoruz , dizimizde ki yarayı en büyük acı sanıyoruz ama öbür tarafta kolu kesilenlerin çektiği acıları bilmiyoruz ...
Abi, denizlerin güzellikleri derinlerde saklıdır. Derine indikçe yüreğinin güzelliği ortaya çıkıyor, Yüreğine sağlık
siren sesleri en güzel sestir
herkes susar onlar konuşur ama bunu anlamak için kendin susmalısın
herkes içinde siren sesi çalınmaz önce hak edilir sonra çalınır ...
hayal hanım sizide burda görmek çok güzel zaten sana diyecek bişey yok herzaman ki gibi harikasın (:
İnsanların sorulan sorulara verdiği cevaplar o anki ruh halini yansıtır. Meğer ne doluymuşsun , neler yaşıyormuşsun da haberimiz yokmuş. Biz arkadaşız değil mi?
Arkadaşlık böyle mi oluyor sormak lazım. Ama hep mazeritimiz var , yoğunuz, vaktimiz yok, belki de ilgimiz olduğunu göstermek için normalden kötü olduğunu görmek gerekiyor.
İnsanların birbirlerine verdiği değerler kimi zaman anlaşılır, karşılık bulur, değer görür, kimi zamanda anlaşılmaz acı ve hüzün olur geri döner.
Görüldüğü kadarıyla sende acı ve hüzün olmuş.
Ben insanlara hakettiğinden fazla değer verilmesine karşıyım. Sen hep değer vermişsin, ama verdiğin değer, değer görmemiş. Bırak ta bunu göremeyenler utansın...
Hakettiğini alman dileğiyle ...
sevgili flaş hocam, değerli dostum, sevgili kardeşim By_ultrAslan;
saygıdeğer şair-yazar Ersin Osman SÖĞÜTLÜ demiş ki;
İnleyeyim der... inleyemez, yutkunurum;
Yanıp da dışa sızdırmamak doğrusu çok zor.
Her ızdırap bir kısım ilhamlar da getirir,
Hatırlatır bizlere insanlığı, sevgiyi.
Her gece bir sürü ilham, bir sürü azap,
Ve, düşünce kuşağında bir doğum sancısı
Azapsız dimağların görecekleri serap,
Ve sancı değil, sancı çekmemek en acısı...
Ey Izdırap anladım ki her şey seninle
Sen Hakk'a giden yollarda vuslata vesile.
.....
dost kavramını uzun uzadıya anlatıp ne seni ne de okuyan diğer arkadaşlarımı malumun ilanı ile bunaltmak veya sıkmak istemem... hangi sebeple gelip bu konuya tosladın da farkettin sessiz çığlığımı bilemem. ama şunu bilirim ki sessiz çığlıkları duyan yürekler, kendi canını yakmasa dahi yanı başlarında çekilen acıları hisseden yürekler özeldirler, dostturlar ve samimidirler. işte sen tutumunla ve yorumunla bu özel insanlardan, dost olunası dostlardan olduğunu çok açıkça belli ettin... eyvallah....
bunca heyula arasında her birimiz öylesine öteye beriye savrulmuşuz ki yanıbaşımızda kopan hengameye, yanan yüreklere, bağıran, imdat diye feryad-u figan eden çığlıkara gözümüzü, yüreğimizi ve kulağımızı tıkar olmuşuz...
evet... belki biraz arabesk, belki biraz melankolik, belki biraz bohem, belki biraz derbeder gibi görülecek ve hatta terimlerden yola çıkılarak abartılı ve sıradan bulunacak ama şunu belirtmeliyim ki;
ızdırap, çile, sessiz çığlıklar en yakın sevgilim, en ayrılmaz dostlarım olup çıkmış ben farkında olmadan...
sen futbolla özdeş bir kardeşsin. senin jargonunla gidersek;
kişiliğimden kaynaklanan ve bu kişiliği oluşturan binlerce romana sığmayacak bir çocukluktan kalma eğilimlerle, hiç kazanan takımların yanında olmamışım veya olamamışım... kendim zaten doğuştan kaybeden olduğum gibi o duygusallıkla ve oluşan empati ile zaten kıt olan maddi ve manevi olan imkanlarımı hep kaybedenlerin yanında olarak, onların lehine kullanarak varolanı da eritmişim...
giden malın mülkün, harcanan zamanın kıymeti yok ta; ah bir de vefa olsa, ah bir de riyasız ve yalansız olsa, ah bir de sadakat olsa gam yemeyeceğim...
her gelen bir şeyler koparıp götürmüş naçiz ömrümüzden, her biri takvim yaprağı gibi hoyratça koparmış gönlümüzden... erozyona uğramışız... heyelanlara maruz kalmışız, depremlerle, yıkıntılarla, viranelerle, enkazlarla hemyar olmuşuz...
evet sevgili dostum... bunca kalabalığın içinde ıssızlaştıkça ıssızlaşan şu naçar gönlüme uzattığın dostluk elini, güzel cümlelerini ta yüreğimde hissedip, çöle düşen yağmur damlası gibi bişeyler yeşermiş; umudunu, yaşama sevincini, insanlara olan inancını yitirmiş yüreğimde küçük bir vaha oluşturdun...
bu yorumunla yemyeşil, bahar kokulu, meltem esintili yeşil çayırlar, demet demet kır çiçekleri doluşmuş gönlüme... çok enderdir ve anlıktır gerçek mutluluklar. senin gibi dürüstlük kavramına değer verdiğini doğal süreçte flaş world bölümünde yansıtan çok sevdiğim ve takdir ettiğim değerli bir kardeşimin bu konuyu ziyaret etmesi, bu güzel cümlelerle taçlandırması beni gerçekten o ender mutlu anlardan birine sahip kılmıştır.
allah başarılarını, bu güzel kişiliğini daim etsin.
allah seni sevdiklerine, sevenlerine ve sevdiğine bağışlasın.
dilerim dünyada ve ahrette her zaman özel ve güzel yerin olsun.
sağol sevgili kardeşim...
.....
adama sooomazlaaa mı;
binaenaley dinlediiiiz de ağnlaatmaadık mıı? derdi Demirel...
giden malın mülkün, harcanan zamanın kıymeti yok ta; ah bir de vefa olsa, ah bir de riyasız ve yalansız olsa, ah bir de sadakat olsa gam yemeyeceğim...
Abi ne kadar samimi olduğumu bilirsin. Senin de samimiyetine güvenmesem zaten yazmaz geçer giderdim. Her okuduğumuz konuya cevap yazacağız diye bir kural yok .
Doğru yolda gidenin doğruluğunu elbet bir gün farkeden olur. Sen inandığından vazgeçme
Daha önce de dediğim gibi hakettiğini alman dileğiyle ...
İyi niyet ve temennilerin için teşekkür ederim.
Sevgili ıssızada
en son yazdığınızdan alıntı yapmayacağım çünkü bir bütünlük arzediyor...
ve bütünün içinde hüzün gördüm...
hüznün gölgesinde bir ıssızada...
neden ıssızada...?
neden ıssızyarımada değil?
oysaki bir yerden bağlantı olmalıydı...
ıssızlığa gelen birileri...
karadan, havadan ve sudan...
"vefa" kelimesini okuduğumda dedim ki;
vefa vefalılardan oluşur...
bunu oluşturan insan gibi insan olmayı bilendir...
ve her insan adam gibi adam olmayı başaramaz...
mantık vardır ve yürek işin asıl baş kahramanları...
sonra bunları kullanmaya meğilliyse insan, ruhsal zeka' ya ulaşabilir.
Ruhsal zekaya' da ancak yaşanılan acı ve ızdırapla ulaşılabilinir...
ve yaşanılan her acı ve ızdırap bedeni değil asıl ruhu olgunlaştır...
yaşıyorsan nefes alıyorsundur...
nefes alıyorsan gerçeksindir...
gerçeksen hissetmeyi bilensindir...
hisseden de karşısındakini, yakınındakini, uzağındakini bilir...
ve bir söz söylemişimdir:
"Acının Çiçeği Ömür Mevsiminde Açan Hüzündür"...
ve aslında hey şey bir "an' dır... Tıpkı yaşamın bende "an" olduğu gibi...
ve o "an" geçmişte kalmadan...
an' ı yaşamak doyasıya...
mutluysan gül, güldür...
hüzünlüysen ağla, ağlat...
zaman geçince kıymeti kalmaz hiçbir şeyin...
ve hiç bir şey aslında herşeydir...
Acının Çiçeği Hüzün
acının çiçeği...
uzakların çağrısı...
düşüncelerin uzak yollara saçılması
gidemediğiniz yerlerdesinizdir
kaçırdığınız trenin ardından bakmak
demiryolunda ki demirler gibi
soğuk, kaskatı olmanızdır...
yüksek bir tepeden bakarken gözleriniz
karanlıkta kalmanızdır...
kanadınızın biri kırık, uçamamanızdır...
denizin dalgaları kıyıya gelirken
sizi sahilden alıp gitmesidir derinlere...
ve yalnızlıktır...
uzaklara ait olup
hapis olmaktır yakınlara...
ölüp ölüp dirilememektir...
gülüşleri altın bir kafese koyup
sadece seyretmektir...
ayın denize yansımasıdır
bir soylu gibi acıyı
dimdik dikilerek taşımaktır içinizde...
acının çiçeği;
' ömür mevsiminde açan hüzündür '
issizada yazdiklarinizin hepsini okudum...Hayata ve insanin kendisiyle yüzlesmesine dair vurgulari okadar aciklayici kaleme almissiniz ki...
Biz bireyler gözümüzü, zihnimizi, zamanimizi, okadar cok gereksiz seylerle meskul ediyoruz ki kendimizi sorgulamaya pek vakit ayirmiyoruz...
belkide ayirmak istemiyoruz yüzlesecegimiz seyler bizleri korkuttugu icin, kendi kisiligimizi tanima öncelikle kendimize sonra cevremizdekilere dürüst olabilmemiz icin cocukluk dönemine inip bastirilmis, tozlu raflara kaldirdigimiz kitaplar misali o göremedigimiz halen kanayan yaralarla yüzlesmemiz gerekiyor ve neyazikdir ki bunu yapabilmek cok aci vericidir kisiye... pek cogumuz neyazik ki bu aci veren yüzlesmeyle karsilasmak istemeyiz.
Acaba kacimiz aynaya baktigimizda karsimizda ki yansimamizin bizimle yüzlestiginin farkina variyoruzdur..
Kaleminiz susmasin issizada hicbir zaman..
An olur öfkem patlar and icerim
sorgu odalarinda alirim solugu
dört yan beyaz duvar
carmiha gerilir düsüncelerim
beton üzerinde bedenim üsür ve kan düser mevsime
umut baska bahara kalir misralara hüzün düser...
ve bir mevzim böyle gider..
haykiriyorum kimim ben ??
boynumda kimliksiz künyem..
beynimde arayisa dair bir düs
dizginlerimde hizli bir ilerleyis
insanlik tarihinin orta yerinde..
insanligin gelecegi adina...
oturup uzaktan izleyen mi ??
yada güzelliklerini yok eden miskinmiyim ??
siir;fuat dogan,a aittir.
HAYKIRIYORUM!!!
icimden geldi su misralari yazmak istedim anlayisiniza siginarak...
sevgiyle issizada.
öncelikle "hayatımı veya yüreğimi çöp kutusu mu sandın ki; elini-kolunu sallayarak istediğin zaman giresin, istediğin zaman çıkasın..?" derken bunun kararini sadece bizler kendimiz veririz hos öyle olmasa yani deger vermesek giren ve cikan umurumuzda bile olmaz.
sevgili Gaye_ arkadaşım;
haklısın sadece kararI bizler veririz. ama ilk tanıştığımız anda değer vermişsek, inanmışsak, güvenmişsek kişinin ortaya koyduğu eylem ve söylemlerle "o kişi" veya "doğru kişi" olduğunu yansıtmasındandır.
kişinin söylem ve eyleminin samimi olduğu, rol yapmadığı, vitrine oynamadığı konusuna olan güvenimiz de hala insanlara, hayata, erdemlere, iyiye, güzele, doğruya, sevgiye, aşka, sadakata olan inancımızdandır. kimsenin alnında "dikkat bu rol yapıyor, bu maske takıyor, bu sadece vitrine iyiyi-güzeli koymak üzere ideal erdemleri söylemine katıyor..!" diye uyarı yazısı çıkmıyor...
bir de;
alime sormuşlar:
-kişiyi nasıl bilirsin?
alim cevaplamış:
- kendim gibi...
bizler her kesi baştan önkabulle doğru, dürüst, sadık, iyi niyetli ve erdemli saymışız... kendimiz gibi veya kendimizden üstün görmüşüz...
bu yetmemiş kişi ile ilk tanışıklıktan itibaren var olan tecrübeler, acı deneyimler paylaşılıp "bak bizde böyle şeyler olmasın, olacaksa bağlanmadan, bişeyler paylaşmadan, yıpranmadan yolları ayıralım" diye açık- açık konuşmuşuz... inanın her biri sözleşmişçesine " beni kimse ile kıyaslama, ben kimse değilim, kimse gibi değilim... o dediklerin zaten benim de doğrularım, ben yalanı sevmem, ben aldatmam, ben kandırmam, ben sırttan bıçaklamam, ben yarı yolda bırakmam.." demiş...
ama maskeler...?
harcanan emek ve zamandan sonra, verilen sözler ve vaatlerden sonra, geçen uykusuz günler-stresli günlerden sonrao maskeler düşüp; yüzler, mimikler, ifadeler, ses tonları değişiyor.. aldatmalar, ihanetler, yalanlar ortaya çıkınca daha fazla bağrılarak üste çıkılıyor, "terketmeye hazır" olduğu veya "terkedilmeye razı" olduğu vurgulanıyor... yani kişi haklı da olsa, haksız da olsa neticede bütün yollar ve seçimler onun tercih ettiği yöne çıkıyor... yani çöp tenekesi sanılan o kalbe veya hayata fütursuzca girilip çıkılmıyor... yaptıklarına ödül ve takdir isteyenler, yaptıklarına bir bedel ve ceza ödemeden bütün cezaları sevgine biçerek gidiyorlar...
evet.. biz kişilere önem verdiğimiz için bu böyle. önem vermesek zaten gündeme de gelmez, acıtmaz da gelişler ve gidişler... ama keşke sebepler yalanla örtülmese, keşke yalanlar veya ihanetler iyi erdemlerin arkasına gizlenmese...
"annem yanımdan ayrılmıyor, babamı bilmezsin sen, misafir vardı ne yapabilirim, o benim kankamın aşkı yanlış anlıyorsun....."
halbu ki aslında kapılar ya eski yarım kalmış sancılı aşklara ya da yeni ilişkilere veya yeni flört ve tekliflere açık tutulmuştur...
bu kapıları açık tutmak zaten ihanetin ta kendisidir.
ama kişi " ben ne yapmışım ki?" der çıkar işin içinden...
yerinize kimbilir fiziği mi, yakınlığı mı, arabası mı, kariyeri mi cazip gelen birileri geçmiştir... bu da dürüstçe söylenmektense uydurma bahanelerle kavgalar çıkarılıp ya sizi ayrılma kararı almanıza zorlar ya da kendisi ileri gidip:
" hah böyle dedin ya, bitmeyecek ilişkiyi bitirdin..." der ve giderler..
ya da
" sen benden daha iyilerine layıksın, ben kötüyüm/seni hak etmiyorum.." der ve giderler...
kalbinizin ya da hayatınızın çöp tenekesinden daha ucuz olduğunu eylemleriyle gösterirler. çünkü çöp kutusunun bile dolma ve boşalma mantığı, sebep-sonuç ilişkisine göre anlaşılabilir bir kurgusu vardır...
kişinin söylem ve eyleminin samimi olduğu, rol yapmadığı, vitrine oynamadığı konusuna olan güvenimiz de hala insanlara, hayata, erdemlere, iyiye, güzele, doğruya, sevgiye, aşka, sadakata olan inancımızdandır. kimsenin alnında "dikkat bu rol yapıyor, bu maske takıyor, bu sadece vitrine iyiyi-güzeli koymak üzere ideal erdemleri söylemine katıyor..!" diye uyarı yazısı çıkmıyor...
bir de;
alime sormuşlar:
-kişiyi nasıl bilirsin?
alim cevaplamış:
- kendim gibi...
benim burada anladığım kişiye olan güven eksikliği, yanlış anlamışsam lütfen yanlışın var diyebilirsin ıssızada ,bende ufakta olsa yorumumu yapmak istedim
Güvenmek, bir kişiye inanmak ve şüphe etmemektir Ondan emin olmak ve bunu gerektiğinde uygulamaya koymaktır Bir insanın tanınması, düşüncelerin ve yargıların derlenip toplanmasıdır Bir insana yanlış yapmamaktır Aynanın bizim tarafımızdaki kısmı ve bir iyi niyet göstergesidir
Tırmanılan ağaçta rastlanılan sağlam dal, sudan geçerken basılan sallanmayan taştır Sevgiyle hep beraber giden ve dostluğun boynuna geçirilen bir çelenktir
Bazısı için ise bir güç, beraberinde hayatın içersinde başarılı olmak için insanın kendisiyle bir bütün olması ve var olduğuna inanmasıdır Herkes sırtını döndüğünde sana, onun sırtını dönmeyeceğini bilebilmektir ,
Güvendiğin dağlara kar yağdığında karlı yollardan ılıman bir limana gitmek zorunda hissedersin kendini, oysa kar doğallığı, huzuru ve saflığı beraberinde getirir
İnsanoğlu güvenmek ister çünkü doğasında vardır Bir insana nasıl güvenilir? Açık sözlü olmasını, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olmasını isteriz Karşılaştığımız güvensiz ya da güvenemediğimiz insanlar, belki de kendilerine güvenleri olmayanlardır Nasıl güven versinler ki Bir o kadar da zordur yeni insanlara kapılarımızı açmak İnsanlar birbirine güvenmek ister oysa güveninin kaybedilmesinde yalan ve samimiyetsizlik bulunmaktadır Eğer insan verdiği sözlerin arkasında durmuyorsa orda güvensizlik başlar Unutmamalıdır ki güven insanın içinden gelir İdeal olan da herkesin birbirine güvenmesidir
Hayatın her alanında güvenmenin rolü vardır: Yazar kalemine, mühendis hesabına, şoför frenine, piyanist parmaklarına Güvenmek zorundadır
kısacası
güven karşılıklıdır, sadece tek yönlü bakmamak gerekir diye düşünüyorum
offff çok gevezelik etmişim, affına sığınarak bir tutam tuzda benim olsun istedim , bir nasılsın nerelere kadar gelmiş
S.A yazınızı ilk okudum hemde zevkle okudum çok harikaydı bilmiyorum belkide ben etkilendim ama çok güzeldi emeğine yüreğine sağlık.
a.s sayın şairim...
bir zamanlar toplasan 120 adeti geçmeyen kelime haznemle her gece bir cep bloknotu doldururdum adına şiir dediğim kargacık-burgacık harf yumaklarıyla...
o zamanlar hayata çook farklı gözlerle bakıyordum, insanlara da tabiii... kirlenmemiş, yontulmamış değerler vardı... inançlar vardı, umutlar vardı...
sonra büyüdüm/büyüdük ve dedikleri gibi; "kirlendi dünya.."
uğruna ölmeye yanıp tutuştuğumuz vatanın, sandığımız kadar bizim olmadığını, büyük başların ona buna peşkeş çektiğini, muslukbaşlarını tutanların sömürdüklerini, okul önü toplantılarında, sınıflarda, camilerde, tv'lerde ideal doğruları sallayıp duranların aslında kendi hayatlarında çıkarları için söylemlerinin tam aksine eylemler içinde olduklarını gördük...
şiirlerimize, kelimelerimize güzellikler veda eder oldu... umutlarımız, hayallerimiz boşlukta sallanan idam mahkumu şimdi...
şimdi... binlerce kelimelik kelime haznem, okunmuş 2000'e yakın kitap, gezilmiş 56 il+248 ilçe, en azından merhabalaşılmış aslında sohbet edilmiş 3 milyona yakın insan, okunmuş yüzbinden fazla makale ve şiir, yazılmış on binden fazla makale ve şiir...
hayır dostum.. ilham denilen peri artık iyi ve güzeli telkin etmiyor... esin desen firarda... okumak ta, yazmak ta içimi acıtmaktan öte gitmiyor... dahası yazarken çok güzel şeyler yazanların da perde arkasında popülaritelerini bir medya patronunun çıkarı için veya kendisinin ya da başkasının siyasi ikbali için kullandığını gördük...
gezdiğim onca yerde ve tanıdığım onca insan içinde ben hiç:
"yalancıyım, dolandırıcıyım, namussuzum, hainim, duyarsızım, sorumsuzum, hırsızım....!"
diyene hiç rastlamadım...
evet.. evet...
sokaklardaki bütün pislikleri, çer-çöpü ben attım...
bütün soygunları ben yaptım...
bütün ihanetleri ben yaptım...
bütün katliamları, cinayetleri, cinnetleri ben işledim...
krizleri ben çıkardım... karaborsa benden sorulur...
vatanı, bayrağı, erdemleri, değerleri, namusu ben sattım...
her kes pir-ü pak... bir benim kötü olan...
sizlerden özür diliyorum insan kardeşlerim...
nasıl mıyım?
nasıl mı geçiyor bayram?
yahu 2 gram aklı, sorumluluk duygusu, etiği, empatisi olan insan bunca rezaleti görüp nasıl olabilir ki?
***
sayın şair cemil naçiz konuma verdiğiniz renkten ve beğeninizden dolayı teşekkür ederim.
yüreğiNe sağLık KardeşiM...diyeceK KeLime buLamıyoruM...döktürMüşsüN yiNe...FLash eKLentisiyLe hariKa oLmuş...
ama ben yiNede diyeceKtim....dünyaDa pek çok az inSan o saydığıN gibi bir hayaTa sahip beLkide hiç...çünKü hayaTTa mutLaka bir yerLerDe bir enGeLLeme oLur....bir yerLerDe bir tökezLemen Lazım ...Ki oLgunLaşsıN insan....eee şiMdi seniN saydığıN gibi dört dörtLüK hayaT oLamayacağıNa göre o zaMan sen hayaTı çektiN siLahı öLdürdüN demekTir...bu yüzDen ben yiNede diyeceğiM ki tüm oLumsuzLukLara rağMen HerşeYe rağMen HAYAT GÜZELDİR...
saygıLar....
sevgili ziki öğretmenim;
sadece gördüklerinden, yaşadıklarından ve hissettiklerinden pörsümeye yüz tutmuş naçiz yüreğim değil; senin de genç yaşama sevinci dolu ve yüreğin ve iyi olanı düşünen, hisseden, gören her kesin yüreği/yüreklerimiz sağolsun...
özellikle yorumlarını esirgemeyen ve verdiğim emsajları algılayıp üzerinde kafa yoran değerli bir arkadaşımız olarak beni sadeece ölmenin güzel olduğu konusunda yanlış veya eksik anladığını belirtmeliyim... geri kalanını zaten okuduğun diğer cevaplarımdan anlamışsındır...
evet çok çok haklısın. hayat mükemmel değildir, hayat hep önü açık ve aydınlık bir yol değildir... insan zorlukları görmeli ki pişsin, aşılansın, kendi ayakları üzerine durmayı öğrensin... en büyük servet bilgidir ve bütün bilgiler tecrübelerden derlenmiştir... hepimiz aklın üstün tutulmasını ön görürüz. ama bilimle yani bilgiyle yani tecrübe ile taçlanmamış akıl akıl mıdır?
öğrenme kabiliyeti dediğimiz olgu yaşanandan, olandan, olaylardan gözlemlediğimiz ve bizde kalan izlerden ibarettir... bunların toplamından varsayımlar, teoremler, denemeler, ısbatlar yani bilim, yani teknoloji, yani bilişim, yani iletişim gelişmiştir...
ve bu gün hepimizin satınalmak için uğruna bir birimizi kıyasıya doğradığımız, kazıkladığımız, ihanet ettiğimiz konforu sağlayan o teknolojik alet, edavat yani mal varlıklarımız hep insanoğlunun görüp geçirdiği acı tecrübelerden süzülmüş bilgi sentezidir...
varsa şu hayatta 3-5 başarım hep hayatın bana dayattığı zorluklardan öğrendiğim tecrübelerin ürünüdür...
şarabın fermantasyonu gibi insan da yaşadıkça, yıllandıkça neden olgunlaşır? çünkü yaşadıkça daha fazla acıya, kayıba, ihanete tanık olur... acı çektikçe tecrübe kazanır, kazandıkça olgunlaşır...
bunlar hayatın ve dünyanın doğal akışı, kaderin doğal tecellisidir... amenna...
itirazımız yok... kabul ettik...
bizim isyanımız doğal olmayanadır...
bu yüzdendir maskelere, makyajlara, yalanlara, ihanetlere isyan edişimiz...
bizim kahrımız doğanın reva gördüğü teclise değildir, kaderin tecellisine değildir...
küçük çıkarlarına kurban arayanların, mevki için, makam için, prestij için, hırsı için, nefsi için değerleri, erdemleri ve sevdiklerini, kendine inanç duyanları, umut bağlayanları harcayanlaradır kahrımız....
bizim sitemimiz, başkaldırımız; ego tatminleri için adaletin gözündeki bağı çözenleredir, çifte standart uygulayanlaradır, hakkk'ı tanımayanlaradır, sömürenlere, istismar edenlere, ihmal edenleredir...atanlara, satanlara....
bizim sözümüz hak arayanlara değildir... bize vuranlara değildir... silahı doğrultup, haksızlığımızı yüzümüze, gözlerimizin içine bakarak haykıranlara değildir, göz bebeklerimize bakıp alnımızın ya da göğsümüzün ortasına mermi sıkanlara hiç değildir...
bizim sözümüz "inan, güven, sevgi, dostluk, vefa...." diye zırvalayıp, inandıranların, güvendirenlerin, sevdirenlerin arkamızı döndüğümüzde sırtımıza sapladıkları ihanet bıçaklarınadır...
bizim acı çığlıklarımız vurulmuşluğumuza, yanmışlığımıza, kavrulmuşluğumuza, kıyma gibi lime-lime doğranmışlığımıza değildir...
çığlığımız kuzu postuna bürünmüş kurtlara, lolipop şekline sokulmuş zehir-zemberek sevgilere, melek gibi bakışların , kuzu ağzı gibi masum pembe tonlara saklanmış çatal dillere, köşeye sıkıştığında bal damlayan dudaklarda katranlaşan o tatlı sözlere....
haaa... hayatın ve yaşamanın güzel yanları mıııı?
var tabi canım, olmaz mııı?
sen ve senin gibi değerli öğretmenlerin, dostların, kardeşlerin gelip bu vasat konuda zaman harcamaları, bu güzel yorumları eklemeleri bile kendi içinde büyük bir güzellik değil mi?
hay sizler çok yaşayın, iyi yaşayın, güzel yaşayın...
yaşayın..............