zaten bizim oraların ekmeğindenmidir suyundanmıdır nedir..
Sultan Fatih de doğu karadenizde pontusa yürürken uğramış abi..
Karahisar kalesi sarp yerdedir abi.. tutunmadan zor yürür çıkarsın... orayı nasıl zapdetmiş aslanlar..
hepsine Rahmet olsun selam olsun
Atatürk hakkında yazılan bu yazılar için yalandır diyebilen varmı zaten adam ispat edemese bu kadar hassas bir konuda yazı yazamazdı bizden bu gerçekleri senelerdir gizlediler bu durumda o Islama göre ne olmuş oluyor Bu topal osman dediğiniz kişi Atatürke muhalefet eden Ali şükrü bey i öldüren değilmi ?Onu öldürme emrin i veren de aslında gizli değil ya
böyle bir haber ancak bu gazeteden beklenir sonuna şunuda ekleselermiş
>>>Ferit Paşanın isteği ile İngilizlerin de ısrarıyla, Kuvâ-yı Milliye aleyhine Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah imzasıyla bir fetva yayınlandı. Buna padişahın bir fermanı da eklenerek, her üç metin bir arada basılarak Yunan ve İngiliz uçakları ile Anadoluya dağıtıldı. Fetvada, Millî Mücadeleyi yönetenler Padişaha baş kaldırmış, kendi çıkarlarını düşünen zorbalar, halifeyi dinlemeyen dinsizler olarak gösteriliyordu Damat Ferit, bu genelge ile halkın desteğini sağlamak istiyor ve Kuvâ-yı Millîye aleyhinde kamu oyu oluşturmaya çalışıyordu.Damat Ferit in Milli Mücadele aleyhinde meydana getirdiği olumsuz cereyanları önlemek, ayaklanmaları kışkırtanları, idare edenleri ve katılanları yola getirmek amacıyla 29 Nisan 1920 de çıkardığı " Hıyanet-i Vataniyye" kanunu ile bu gibileri idam cezasına mahkûm etti.<<<
dini en büyük kullanan o zaman için halifeliği etkisi altında bulunduran yabancı devletler dir.Türkiye devleti kurulduktan sonra halife atanıyor ama sonrasında kaldırılıyor bununda sebebleri vardır.Cumhuriyet 29 Ekim 1923 ilan ediliyor ve daha sonradan Türkiye Cumhuriyeti oluyor. Türkiye Devletin Kuruluşu 23 Nisan 1920 Cuma günü, Cuma namazından sonra Meclis'in önüne gelindiğinde, tekbir sesleri ufukları inletiyordu. Burada kurbanlar kesildi. Peşinden Bursa Mebusu Hoca Fehmi Efendi'nin yaptığı duaya "amin" diyen halkın ve mebusların heyecanlı sesleri ortalığı çınlatıyordu.
Atatürk dini kullanmak isteseydi bu ülkeye cumhuriyet getirmez padişahlık getiri ülkenin başınada kendisi geçer dini lider olarakta kendini gösterirdi. Boşuna dememiş atalarımız iyilik yap denize at balık bilmezse halik bilir.Keşke her dini sömüren Atatürk gibi olsa şimdiki sömürenleri görüp bu yazıyı okuyunca insanın böyle diyesi geliyor
ALİ ŞÜKRÜ BEYİ KİM ÖLDÜRDÜ?
2 Nisan 1923 bizim için kara gündür. Abazıpkalarımızdan da karadır bu gün. Kahpece öldürülmüştür Ağamız. Yaralı olarak sedyedeyken İsmail Hakkı Tekçe adındaki biri ..
2 Nisan 1923 bizim için kara gündür. Abazıpkalarımızdan da karadır bu gün. Kahpece öldürülmüştür Ağamız. Yaralı olarak sedyedeyken İsmail Hakkı Tekçe adındaki biri tarafından başından vurularak infaz edilmiştir.
Kimdir bu adam? Bildiğiniz gibi Atatürk'ün muhafızlığı görevini Giresun Uşakları yerine getirmekteydiler. Osman Ağamızın çetesi. Dedem Milis Yüzbaşı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan da muhafız alayının komutanıydı. Daha sonra Yüzbaşı İsmail Hakkı Tekçe'de koruma birliğine girdi. 1 Nisan'ı 2 Nisan'a bağlayan gece Giresun muhafız alayı Meclis kararıyla lavedilerek muhafız alayı komutanlığına İsmail Hakkı Tekçe getirilmiştir.
İsmail Hakkı Tekçe, daha önce de Trabzonlu Kayıkçılar Kahyası Yahya kaptan'ı öldürmüş ve bu suçu Osman Ağanın üstüne atmıştır. Yahya Kaptan, Türkiye Kominist Partisi'nin başkanı (Giresun'lu) Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürmüştür. Ayrıca Enver Paşa taraftarı olarak bilinmektedir. Osman Ağa defalarca Yahya Kaptan'ı kendisinin ve adamlarının öldürmediğini söylediyse de, bu cinayet üzerine yıkılmıştır. Çünkü Yahya Kaptan'ı tuzağa düşüren ve kurşun yağmuruna tutanların üzerinde Giresun uşaklarının giyindiği abazıpka bulunmaktadır. Ancak 1970'li yıllarda General olarak ordudan emekliye ayrılmış olan İsmail Hakkı Tekçe, Milliyet Gazetesi'ne hatıralarını anlatırken, Yahya Kaptan'ı kendisinin ve Giresun'luların abazıpkasını giyinen adamları tarafından öldürdüğünü ve bu olayı Osman Ağa'nın üstüne yıktığını itiraf etmiştir.
İ.Hakkı Tekçe, Osman Ağa'yı da öldürmüştür. Pekiyi Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Beyi kim öldürmüştür? Bu konuda çok yorum yapılmış, ama yargılama yapılmadan Osman Ağamız infaz edilmiştir.
Ali Şükrü Bey, 1. TBMM'deki gericilerin ve padişah yanlılarının toplandığı 2. grup adı verilen grubun liderlerinden ve Mustafa Kemal Paşa'nın en önemli muhalifi hatta rakibidir. O dönemde Mustafa Kemak Paşa en önemli güç ve lider olmakla beraber, tek güç ve lider değildir. Kurtuluş savaşı sonucunda egemenliğin, zaferi kazanan milletin değil de, düşmanla işbirliği yapan Osmanlı hanedanının olmasını isteyenler de çok önemli bir güçtür. Onlarda Müdafaa-i Hukuk ruhu yoktur. Ali Şükrü Beyin görüşü galip gelse, bugünleri göremezdik (2001 yılına kadarki dönem desem daha ugun olur sanırım, 2001'den sonra rotamızı değiştirecek adımlar atılıyor).
Ali Şükrü Beyin öldürülmesi olayı ise o günlerin en ilginç olayıdır. Ali Şürkü ile Mustafa Kemal Paşa'nın kavgası, hatta Paşa'nın birgün TBMM'de konuşma yaparken Ali Şükrü'nün muhalefetiyle karşılaşması üzerine eli cebinde (tabancasında) kürsüden indiği ve birbirlerinin üzerine yürüdükleri, Meclis Başkanı'nın çanı ortalarına fırlatmasıyle kavganın önlendiği herkes tarafından bilinmektedir. Bu olay ve Osman Ağa'nın gözünü budaktan esirgememesi, önce Allah sonra Paşa demesi, kayıtsız şartsız Paşa'ya itaat etmesi, tüm yazarlara Ali Şükrü olayını Osman Ağa'nın ve Atatürk karşıtları tarafına da Mustafa Kemal Paşa'nın üstüne yıkmalarına neden olmuştur. Bu çok basit bir yorumdur. Zaten birileri tarafından da bu sonucun çıkarılması istenmiştir. Ancak gerçekler bence bu şekilde değil. Biraz da başka açıdan bakmak lazım:
1- Giresun Uşaklarının komutanı Osman Ağa, hem Mustafa Kemal Paşa'nın, hem de TBMM'nin korumasından sorumludur. Meclise silahlı girebilme hakkı sadece Giresun Uşaklarınındır. Bunun dışında her cepheye asker toplayarak yollayan ve 42. ve 47. Gönüllü Alaylarını kuran Osman Ağa, dönmin en prestiji komutanı ve liderlerinden biridir. Pontus meselesini bitirmiş, Kürt (Koçgiri) isyanını bastırmış, her cephede savaşarak zaferler kazanmış, İzmir'e kadar düşmanı kovalamış ve düşmanı denize dökmüştür. Mustafa Kemal Paşa, canını ve hükümetini onlara teslim etmiştir. Abazıpkalarıyla diğer askerlerden ayrılan bu birlikler, özel birlikler olarak görülmüşlerdir.
2- Mustafa Kemal Paşa'yı ortadan kaldırmak isteyen birçok güç bulunmaktadır. Enver Paşacılar ve Padişahçılar bunların başındadır. Mustafa kemal Paşa'yı ortadan kaldırmak için ona ulaşmak lazımdır ki bu hemen hemen imkansız gibidir. Çünkü Giresun Uşakları, abazıpkalılar bir gölge gibi onu izlemektedir. Osman Ağa ve Giresun Uşakları ortadan kaldırılmadan Ata'ya ulaşılamaz.
3- Ata ile Ağa'nın arası nasıl açılabilir? Siyasi cinayetler Ağa'nın üstüne yıkılır ve emri Ata verdi söylentisi çıkarılırsa, araları açılır. Ata'nın prestiji sarsılır ve iktidardan düşürülebilir. Üstelik bir de 2. grup içindeki liderlik mücadelesi yapanlar, önemli bir rakiplerinden kurtulmuş olurlar.
4- Basit ve pek de önemli becerilere sahip olmayan küçük bir subayın, Ata'nın muhafızı olarak geleceğini garanti altına alabilmesi için, komutan olabilmesi için Giresun Uşaklarından ve Osman Ağa'dan kurtulması lazımdır. Yahya Kaptan cinayetiyle bunu elde edemediyse de, Ali Şükrü Bey cinayeti bu yolu ona açabilir.
Şimdi cinayet delillerine bakalım:
a) Osman Ağa'nın sağ kolu ve muhafız alayının komutanı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan ile Ali Şükrü Bey kahveden kol kola çıkarlar ve birlikte yürürler. Görgü tanıkları vardır.
b) Osman Ağa ile Ali Şükrü Bey, Ağa'nın Samanpazarındaki evinde yemek yerler.
c) Ali Şükrü Bey birkaç gün ortada görünmeyince, Ağa'nın evinde çalışan kadınlar sorguya alınır (tabiki işkence ve baskı ile, hatta demediklerini dedi diye yazarak) evden silah sesi geldiği ve bir kişinin yere düştüğünü/yuvarlandığını duyduklarını söylerler (daha doğrusu söyletilirler).
d) Ankara'nın biraz dışında bir subay güya sinek yığını görür de, oraya bakınca eli dışarda olarak görülen bir kişinin gömülü olduğunu görür, açılınca Ali Şükrü Beyin cesedi çıkar.
e) Cesedin elinde sözüm ona Osman Ağa'nın evindeki sandalyenin hasırından bir parça bulunur. Ali Şükrü Bey boğularak öldürülmüştür. Boğulurken hasır sandalyeden bir parça koparmış ve bu parça da ilginç bir şekilde elinde kalmıştır. Bu subay gelsin beni öldüren kim bulsun diye sanırım.
Bu dedilleri inceleyelim. Nasıl da mantık hatası var. Açıkca bir cinayet işlenmiş ve (tıpkı Yahya Kaptan cinayetinde olduğu gibi) bu cinayet Ağamızın üstüne yıkılmış. Şöyle ki; evde çalışan kadınlar silah sesi duyuyor, yere düşme sesi duyuyorlar. Ama çukurdan boğularak ölüdürülen Ali Şükrü'nün cesedi çıkıyır. Üstelik elinde bir hasır parçası var. İlginç bir şekilde bu hasır parçasının da Ağamızın evindeki sandalyeye ait olduğu sonucuna varılıyor. Öldürenler delil bırakmaktan hiç kaçınmamışlar. Üstelik dünya kadar boş yer varken, Ankara yakınlarında bir yere gömülüyor, üstelik yarı açık gömülmüş. Subay da sinaklerden iz sürerek eliyle koymuş gibi cesedi buluyor. Hayatımda duyduğum en komik deliller bunlar. Bu cinayet senaryosunu yazan çok vasat bir zekaya sahipmiş. Osman Ağa çeteidir, gerektiğinde gözünü kırpmadan adam da öldürmüştür. Zamanın şartları onu gerektiriyordur çünkü. Daha demokrasiden sözeden yoktur o zamanlar. İhanet, kan, ateş, barut, acı, savaş ve isyanların yıllarıdır o yıllar. Tuzak kurmayı, gerektiğinde düşmanı öldürmeyi iyi bilen bir kişi ve çeteleri, bu kadar basit delil bırakabilirler mi? Hiç mantıklı geliyor mu?
Ata'nın da öldürtmediği çok belli. Çünkü ilk şüphe O'nun üstünde olurdu ve O'nu çok zor durumda bırakırdı. Bu konuda başarıya ulaştılar. Ankara Savcısı Atamızı da sorguya çekmiştir. Siyasi açıdan çok zor durumda kalmıştır.
Ağa öldürülmeseydi, oyun ortaya çıkacaktı. Mustafa Kemal Paşa da Ağa'yı koruyacaktı. Mevki meraklısı birileri ise muradlarına eremeyeceklerdi.
2. Gruptakiler, siyasi rakiplerini ortadan kaldırırken, Ata'yı hem zor duruma düşürmüşler, hem de en sadık korumasından etmişlerdir. Bir taşla 3 kuş vurmuşlardır.
Ata'mız, Ağa'mızı koruyamadıysa da, kurşuna dizilmek üzere olan Giresun Uşaklarını (dedem dahil) korumuş, İsmet Paşa'yı ve Kazım karabakir Paşa'yı devreye sokarak, kurşuna dizilmelerini önlemiştir. Daha sonra Milis Yüzbaşı olan dedemin (2. grubun tüm itirazlarına rağmen) Askeri Mahkemede yargılanmasını ve hapis cezası ile kurtulmasını sağlamıştır. Ölene kadar da gerek Ağa'mızın ailesi ile, gerekse benim ailem ile ilişkisini kesmemiştir. Osman Ağamızın mezarının bir fındık bakçesinde olduğunu duyunca da, hemen Kale'nin en yüksek yerine anıt mezar yaptırılmasını ve Ağamızın oraya nakledilmesini buyurmuştur. En azından bu da Atamızın Ali Şükrü Bey ve Ağamızn cinayetiyle bir ilgisi olmadığını göstermektedir.
En acı sonuçlardan bir ise, bazı kötüniyetli kişiler, Giresun'luları Atamıza karşı doldurmuşlardır. Oysa biz herzaman Atamızın muhafızıyız. Bu bize vasiyettir.
SONUÇ OLARAK, Ali Şükrü Bey cinayeti haksız olarak Osman Ağa'nın ve Giresunluların üstüne yıkılmıştır. Trabzonlu kardeşlerimizle aramızın açılmasında kullanılmıştır. Giresun Şehri cezalandırılmış, hiç yatırım yapılmamıştır. Hata 80'li yılların sonuna kadar trafik levhalarında bile Giresun adı yazmazdı. Bu haksızlıkların bedelini ödetmemiz lazım. Birlik olmamız lazım.
2 Nisan günü, Atamızın büyük muhafızı OSMAN AĞA'mızın kabrinde buluşalım.
Atatürkçü Hemşehrilerim Sizleri Çok Seviyorum, Yüreğim Sizlerle.
30 Mart 2008
Giresun Hacıhüseyin Mahalleli
Alidayıoğlu (Mıskalagil) Av. İsmail Altay
a-yan
Terakkiperver kardeş Müslümanlara gerici diyen birisinden alıntı yapmışsın gözünden kaçtı herhalde
Avukat geçmiş tarihi anlatırken aslında yanılmış..Biraz da yalan söylüyor.Osman Ağa Aslında Şeriat yanlısıydı.Atatürk'ün adamları bunun için öldürdü onu...
Biz şeriatı seviyoruz Şeriat düşmanları bize gerici yobaz desinler, önemli değil.Biz bildiğimiz yoldan sapmayız..
gamlı kardesin yazısını cok begendim cok guzel tespıtlerde bulunmus.. oldugu gbi alıyorum sayfaya...
yazı çok güzel bilgiler içeriyor alp_perss ..teşekkürler.
Sayın İlbeyi abi_ bu bilgilerin cıa yada kgb yada mossad tarafından servis yapıldığını sanmıyorum..
bu topraklarda yaşanmış hadiseler bunlar..ve zaman zaman konu oluyor
hem ben bu soruların birçoğunu lise yıllarından beri kendi kendime sorup durmuşumdur..
Milli mücadelede dini kullanan bi Atatürk anlatılmıs...
Bende diyorum ki Atatürk 1936 yılında Kuran-ı Kerimin Türkce Mealinin basılmasını halkımızın kutsal kitabını kendi dilinde okuyup anlamasını Allah'ın emirlerini kulaktan dolma bilgilerle değil Kitabından kendi okuyup öğrenmesini istemiştir.Tarihe bakınız (!)
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum." demiştir.
"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" demiştir.
Ben Atatürk'ün hicbir konusmasında şeriat gereklidir halifelik lazımdır medreseler önemlidir dediğini okumadım..Atatürk dinimizin ve kutsal kitabımızın önemini anlatan akla,ilime ve mantığa son derece uygun olan bir din oldugundan bahsetmiştir.Yeri gelmiştir camilerde hutbe vermistir ve şöyle demiştir ;
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor."
Neden bu adam Allah birdir.Dinimiz en mükkemmel dindir dediği zaman şeriatcı oluyor ? dini kullanmıs oluyor ? O dönemde atalarımız içindeki Allah ve Vatan aşkıyla bu toprakları geri kazanmadı mı ? Atatürkte o kutsal ordunun başında değil miydi ? Atatürk vurun düşmana Allah aşkına dediğinde şeriatcı mı oluyor yani ? yapmayın arkadaslar. bakalım daha Atatürk üzerinden ne demeçler verilcek böyle..faşist Atatürk dendi şeriatcı Atatürk dendi komünist Atatürk dendi baska ne kaldı ????
Atatürk'ün savaştan önceki ve sonra ki hali değişiktir.Bugün Atatürk'ü ilahlaştıranlar, Alllah korusun ikinci bir İstiklal harbi verip de bu vatanı kurtaranlar onu hiç anmayacaklardır.Onun için vatanımıza ve dinimize sahip çıkalım.(PKK ve yandaşları vatanı bölmek için uğraşıyor)Yoksa din e vatanın bedeli ağır olur..
Atatürk un Kazım Karabekir e şu sözü herhalde onun nasıl bir kişilik sahibi olduğunu anlatmaya yeter.'evet karabekir arap yavelerini(Kuran için saçmalık diyor) türk oğullarına öğretmek için Kuran i türkçeye çevirecegim böylede okutturacağım taki budalalık edipte aldanmakta devam etmesinler"
a-yan kardesim ben öyle bir söz dediğine inanmıyorum..yalan yanlıs cok şey yazılıp ciziliyor bu da onlardan biridir.Atatürk'ün dinimiz hakkında ne düsündüğünü ve ne söylediklerini zaten yukarıda belirttim.
terakkiperver abim vatanımıza ve dinimize sahip cıkmak her Türk'ün öncelikli görevidir.Allah korusun 2. bi İstiklal Savası olursa hic kimse onun adını anmayacaktır demissin..Evet Atatürk'ün gösterdigi yoldan sapmalar devam ettikce onun ilkeleri hice sayıldıkca 2. bi İstiklal Savasının olması kacınılmazdır.Ki böyle bişe olursa emin olun Atatürk'ün adı yine anılacaktır ve bu ülke Atatürk'ü anlayabilmis onun yolundan sapmamıs onun adını anan insanlar tarafından tekrar kurtarılcaktır.Şuan bu ülke ayaktaysa ve belli bi güce sahipse buda Atatürkcü insanlar sayesindedir.
Ayrıca Atatürk'e duyduğunuz bu minnet duygularından dolayı çok duygulandım...
Atatürk'ün adı yine anılacaktır ve bu ülke Atatürk'ü anlayabilmis onun yolundan sapmamıs onun adını anan insanlar tarafından tekrar kurtarılcaktır.Şuan bu ülke ayaktaysa ve belli bi güce sahipse buda Atatürkcü insanlar sayesindedir.
Komutan vardır dahi zekasıyla ordusuna zafer kazandırır.Zafer onun başarısına mal edilir.
Komutan vardır, savaşın takdiğini,tekniğini bilmez,ordusuna zayiat verdirir.Ordusunun bu zayiatı kendisine mal edilir...
Ekrem Şama'nın "Hilelerle Çanakkale" adlı eserini mutlaka okuyunuz.Orada bütün gerçekler fotoğraflarla birlikte anlatılmaktadır..
Ister inanın ister inanmayın benim için önemli değil kazım Karabekir paşanın anılarını yazdığı kitaptan alıntı yaptım çok merak ediyorsanız araştırın gerçek olduğunu anlarsınız