Koşar adım yaşadıkça
ve ardına bakmadan
hangi çiçek erken bükmez boynunu;
nedir bu hız,
devrilen, yaşamın üzerine
yavaşlayın
ya da bırakın beni geride
yoruldum, gerekesiz bu toz
bu duman&
Gün dediğim olmalı
içimde tuttuğum derin bir soluk,
varın koşturun,
ne tatlar karacağım arkanızda
yarım bıraktıklarınızdan...
Hayatta en zor işlerden biridir, insanın kendi duygularından kaçmaya kalkması, şartlar, çevre, aile ve binbir türlü bahaneler ile gömerler insanlar o bahar mevsiminde açılmış papatyalar gibi mutluluk veren duygularını&
Ve gömerler insanlar karanlık bir dehlizden geçerken hissedilen küf ve kasvetin o dayanılmaz ama heyecan ve korku yüklü adrenalin kokusunu.Sonra üstlerine beton dökerler tonlarca, bir daha ne şekilde olursa olsun yaşamın otomatını bozmasınlar diye o ali ve şerefli, erdemli duygular&iyisiyle kötüsüyle sanki olup bitecekler ellerindeymişcesine davranırlar. o gömülen duygular sırf sathi diyalektiğimiz istiyor diye sonsuza dek orada durabilecekmi? Yada insanlarmı öyle bir utopia geliştirmişler&bilinmez
Hayır, fenal halde yanılıyorsunuz?
Bilinmelidirki, içinize gömüp üzerinize beton döktüğünüzü sandığınız o duyguların hiçbiri artık ölmeyecektir.Duygularınız, koşullar uygun hale geldiğinde, zamanı dolduğunda başkaldıracak ve sizin emrinizden çıkacak, sizi kendi peşlerine takarak büyük olasılıklada başınızı belaya sokacaklardır.Sebeb baskı, baskı ile duygular bile aklı başındalıklarını kaybeder ve hangi yöne akacaklarını tayin edemezler.Mesela henüz daha yaşınız yolun yarısını bile geçmemişdirde farkındalığına ancak bugün varıyorsunuz.Bu sebebdendirki baskının her türlüsünden uzak&her türlüsüne düşman bir fikriyatı yaşatmak utopyasına sahip olmalıyız.
"Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir." (Zilzal - 7)
Taşlar kırılıyor,
Deniz ağlıyor
Günleri tutan yelkovan
Parmaklarımı bırakmıyor
Oysa, düşleri taşımalıydım
Gezginlerin höyüklerine
Ve seslenmeliydim
Onların ölümsüz dudaklarından
"sevginin ter bastığı ellerimi silin"
Toprak gibiyim
Işıkların ve dalgaların
Zamanı yutan ıssızlığında
Düşüyorum işte
Gecenin ve sensizliğin uykusuna
düsüyorum elimden tutan yok
agliyorum göz yaslarimi silen yok
ellerim buz...
kalbimde bir SIZI...
sol yanim bos...
gittigine inanmiyorum...
dön demiyecegim...
bende bir ufacik kat cikim dedim umarim bana kizmasin milk boyy...
yazdiklarini okumak ilham verdi... hemen yazayim dedim...
yüregine saglik her paylastigin duygu yüklü kelime ve satirlar icin...
Yüreğimin gelgitlerinde dönüm noktası; en olmaz gecelerimin arzu ve istek kıskacında var olan erişilmezlik, ve sen EY SEVGİLİ bir hançer gibi, boylu boyunca yüreğimde pas tutan sevdalım, yitik bir yaşamın, yaşanılmış yüzünde olmayan SEN.
Biliyor musun ? Bir şehir var burada.
Hiç kimsenin olmadığı, sensizliğin var oluşuyla yok olan bir şehir.
Geçmise bir yolculuk yapiyorum
Çözümleniyorum.
Parçalanmış günlerin, bozuk saatleri
Karartmalı anlar
Ya da bazen zaman duruyor
Duruyorum öylece
Öylece duruyorum
Bir çift kara göz görüyorum
Günlerimde
Parçalanmışlıkta görüyorum onları
Sanki zaman tükenecekmiş gibi
Üstelemiyorum
Farkındalığı seviyorum
Yaşanmışlıkları içime sığdıramam
Ense kökünden çekiyor hatıralar
Kalbimin en zayıf noktasına düşüyorsun sen
Bedenimde dönüp duran bir enerji yükü
Gitgide çoğalıyor, akıtamıyorum kanımı
Sıkıntının tanımı bu olmalı
Herbirisi yoğrulmadan beynimde
Üstelik tepkide vermeden
Yansıtmadan dışarıya,
Tıpkı bir karadelik gibi,
Güneşim yerine
Varlığını soğurmuşum.
Sonra bir karadelik olmuşum
Gözlerini gönlümde tutarken...
Gördüğüm bir dürtünün nedeninden
Eyleme geçiyorum..bakıyorum
Binalar devrilmiş, gönüller kırılmış.
Sonra bir yıkıcı...bir çocuk...
Aşık...
tutucu...
gezgin...
Yorgun uçurtmaların resmini kim çizdirdi sana.Hasret kabında sendeleyen,
bir kitaptan toz almışcasına parçalanan,
aldanan tarihlerde gözleri yorulan
ve sensiz yaşanan tüm hazanlardan emin olan Gözlerime bak!
Yamyam küresi bir dünyada
Keseleri dengesiz terazilerden
Milyonlarca yelkovan saplıyorsun işte tam şurama&
Sıcaklığını bulmalıyım çocuksu susuşlarında
Zerre zerre seninle olmalıyım.
Kalabalıklarımla konuşmalıyım sana
Mecalsiz harflerim ve daralmış gözlerimle.
Bezirganlaşmış zaman
Rehinesi olmalı sevdamızın.
Kucaklamalıyım seni hiç kaybetmemişcesine
Krallara yüz çeviren bir soytarı gibi
Tüneller kazmalısın düşlerime.
Eskiyen nedir bilemiyorum eksilen nedir?
Issız kıyılar arayan durgun suların temposunda özlüyorum Seni
Yıldızları tepetaklak eden
öksüz bir çocuğun yalnızlığı kadar
bakabilseydim tembel sinelere,
gözlerimi bağlardı içime sığınmış kuşlar.
Oysa ne gözlerimi bağlattım
nede tembel sinelere bakabildim.
Günleri tükettim, zamanı katlettim.
Lacivert hüzünler büyüttü
yakıcı izler bırakmış dokunuşlarını.
Titreyen tan sökümlerinde dinliyordum her an!
Vicdanımı çaresiz bir hastalık gibi
çepeçevre saran hayalini.
Bilmelisin! Tekrar sana döndüm.
Söylenecek sözlerin bir kurşun gibi sıkıldığı
Tutanaklar dolusu teklifler nöbetinden.
sözcüklerle bu kadar oynayabilen, bu kadar güzel kullanabilen onlara büyük anlamlar katan yüreğinden çıkan bu güzel yazı ve şiirlerin için yüreğine sağlık..yüreğine sağlık ki devam edebilesin..
Sessizlik garip bir ıslığa benziyordu, şavkının süründüğü. Sense öylece birbirine karışan bu renkliliğin ortasında lacivert sözcükler çekiyordun gözlerime.
Bense anılarını yitirmiş bir defter gibi seyrediyordum seni...
..............................................................hep kitap okumayı sevmişsindir.
Soluksuz bir sonbahar bu yürüyüş.
Kalıcı olan bir şey yok sanırdım yüreğimin üstüne damlayan yağmur tanelerinden başka. Camda yansıyan görüntüm vardı, ardında ise savrulan külleri çocukluğum, ilgim başka bir yöne kaydı ve o ana kadar gördüğüm en anlamlı iki gözle tanıştım. Gözbebekleri içinde gürültüsüz sözcüklerle oynuyorduk, ona baktığımı hissetmemesi imkansızdı, hissetmesi için o an ona gülümsedim.
Adını sordum ve yanıtladı, gözlerini sordum sonra, güneşi, renkliliği, bu anlamsız sahnede ne aradığını, aklıma gelebilecek daha fazla soru kalmadığında, ona çekildiğimi hissettim. Bana sorduğu her soruyu yanıtlamaya hazırdım, ona dokunmaya ve onunla olmaya hazırdım, kalbim başımı döndürdü.
"Gerçekten değişken misin ?" diyerek içine aldı beni, o an etrafımda akan herşeyden daha hızlı akıyordum, "değiştirilirim" diyebildim, sesim titrek ve kısıktı, sanki ona söyleyebileceğim an anlamlı en gizli, en içedönük, en coşkun kelimeydi, o an ve hemen orda, beni alıp götürmesini ister gibi gözlerinin içindeydim.
......................................................
Vaktim hiç olmadı acıların hesabını tutmaya
Aşk yürümek gibi bir şey...
Her satırı çizilmiş bir defterin arasındasın
yapacak başka şeyin kalmadığında
bilincine varıyorsun gerçeğinin
karşılık bulamıyorsun aklıma üşüşen sorulara
ismine dürüstlük deyip geçiyorsun...
ancak görebildiğin kadarında dostluğun
insan diye genellersem
ki dokunmamış olurum eksiklerine
meşrusun sen istinkaf ediyorum