...geçmiş zamanın içinde parçalarını koparmış, yürürken görünmeyen, okurken anlaşılamayan altın suyuna bandırılmış dizelerin ördüğü korkunç uydurma bir dil...
bir biçimle aranıyor insan sorgu, söz ve sancı tahtında
argo ile yazıyor, argo ile söylüyor
sorgusu vicdanında saklı, sözü olgunlaşmamış irfanında ve sancısı çocuk ruhunda
.....
.......
....
...
demez olaydım yazmaz olaydım şimdi bunları
klavyenin bir sesine bin horoz ötüyor
bir melek uyanıyor rüyasından
kılcalımda kafası koparılmış
kanatları yolunmuş
nefesi yükseldikce
örseliyor zamanı ve bnei
tik-tak
tik-tak
dilimde gök hanı
zerre misal
şekilperest değilim
sadece
çoğalıyor ay iskeletlerim
ve melek gidiyor
iki sonsuzluk arası yakaza
soluduğuda
boğduğuda ben'im
...
bilmiyordun...
girdapların daracık iliklerinde
köfte, piyaz ve şarap vardı masada
bilmiyordun...
bir yabancı akıyordu yüzümüzden
sözlerini elime veriyordun
bilmiyordun...
üşüyordum sana her yazdığımda
yazdıkca bir kuş tünerdi omzuma
bilmiyordun...
o, sokağın çılgın kalabalığında
çatılıyordu ruhumun kemikleri
bilmiyordun...
bütün eskiler kalıyordu üzerimde
varolma yastığı ve anılar yorganı ile
bilmiyordun...
hüzünlerde aklanırdı birgün
mürekkebi dağılırdı bütün bir hayatın
tuzak beynin patikalarında
ihanet tohumları silinirdi
kendini yıldızlara çizerdi insan
iki dizenin çatısından bakardın
gökyüzünün mavisini dağıtırdı bir tebessüm
ve gülerdin bütün bu olanlara...
sanki sözün kirli yüzü yansımış ellerime
hayat bir fildişi, inmiş gırtlağıma
ve beraberinde
fosilus tadında ağız kokusu
şen olasın doktor daha ne söyleyim
bir bohemia alıyorum kendim için
alkole yatırıyorum hüzün kuşlarımı
arabesk mayasında bir müzik var
eşlik ediyor sözüme
hüznün dilini kazıyorum her köşetaşından
kovalarken karanlığı alnımdaki zift karası yazıttan
can damarı yırtılmış totemlerin şiirini okuyorum
uykumun cinnetdenizi, kalemimin menevşesi
ben seni çok sevmişim gerisi yalan
söz...hala kör, hala sağır, hala yontu
silinip yiten bir ufkun önünde okurken
sözüm senin için birazda gurur olur
ben yazarken...sen okurken
ne çok dalgınlık olur, ne çok gürültü
buz tutmuş bir cehennemi okşarsın ellerinle
su gibisin...sazlıklarımı hırpalayan
harfler eskimiş
yıpranmış sözcükler avcumda
bu saatte dünya; rüya
kavrulmakta belleğim
dakikalar eriyor
birikiyor saatlerin kadavrası
güneşin suya değdiği yerde
uyumalıyım!
bu gövde taş
bu dimağ talan
ben seni çok sevmişim gerisi yalan
söz...hala kör, hala sağır, hala yontu
yarına akarken ekim
inzivasına soluduğum, bir çift sızıntıdır
yazdığım cehennem...nefesindir
....
huzur kaybedilen ruhum
kazıdığım soğukluğun cehennemimdir
hayalperestsin nar-ı gönlümün gölgesinde
belkide yağmurdan azade bir yol arkadaşı
şeytanıma ve kıldan ince dudağıma en yakın
günahımsın papatyaları kaçmış kibir mevsimimin
danzka geçmişi uyandırmadan
güneşe öykünelim istiyorum...
...
yarına akarken ekim
inzivasına soluduğum, bir çift sızıntıdır
yazdığım cehennem...nefesindir