Nasıl bir yaşam devam ediyor ,makineleşmiş ,yapay alanlara sıkışmış, tekrarların ötesine geçemeyen , motomot!
Bedenin yıpranmasının alalade sayıldığı ,düzensiz beslenme ve uyku halleriyle yıpranmanın boyutları sadece zihinlerde değil bedenen de bir kirlenmenin olduğu sanal ortamda yaşıyoruz.
Neler bekleniyor ? Bilinmez ama belli belirsiz canın istekleri üzerine kurulmuş yanlışlardan yana kayan ,alışkanlıkların esareti altında zaman tüketen ,kendini yiyen bitiren insan portresi çıkıyor karşımıza .Acaba çarkın dişlileri arasına sıkılmışlık mı var yoksa dişlilerin bozuk işlemesini nedeni sisteme hakim olmaya çalışmak istemeyen bir yapının ortada olmaması mı ?
"Kendi nefislerinizde de ibretler vardır görmüyor musunuz?" (Zariyat 51)
Kitap sevgisi ve tutkusu için kullanılan biblomani, ne yazık ki insanda olumsuz intibâ bırakan bir ifade olarak algılanmaktadır. Oysa kitap sevgisi ve tutkusu, okuma aşkının bir gereğidir. Seksen sekiz yaşındaki annesiyle birlikte kitapçıya giderek Anglosakson dili grameri arayan ünlü şair ve yazar Jorge Luis Borges'in gözleri görmüyordu. Fakat o bir öğrenme sevdalısıydı. Borges gibi, Cemil Meriç de uzun yıllar bir başkasının kendisine okuduğu kitaplarla teselli oldu. Nitekim okumanın algılanması gözle değil, beyinle ilgilidir. Belki de bu yüzden kitaba dokunmak ve onu algılamak insana bir ürperti, gizli bir haz verir. Gözün metni görmesi, onu algılayabilmesi ve metindeki mesajı anlayabilmesi için yeterli değildir. Metnin seslendirilmesi, kelimelerin çağrışım değerleri, okuyucunun kültürel konumu, "anlamı" ve "anlamayı" etkileyen temel unsurlardır. Bu yüzden, her okur metne yeni bir anlam kazandırır. Bazı okurlar, metni yazarın algıladığından daha ileriye de taşıyabilirler.
O halde okumak mekanik bir hadise değildir. Okur, bir metni gözleriyle değil, beyniyle okuduğu için, şekillerden ziyade, anlama dikkat etmelidir.
Gece olur...derin bir sukunet kaplar zamanı.Güneş çoktan kömürleşmiştir.Karanlığın karnında yitirilir bütün sesler, ışığın seyrine inat eder karanlık, evin her bir köşesinden içeriye sızmak ister ve bazen de aydınlık doygun yapısıyla dengeyi tam olarak sağlar.Dışarıda gecenin ve gündüzün düzenli geçişleri dalgalanmalara sebep olur.
Duvarlar arası direkler ,betonarme yapı ,bir de insan ...
Sürur, elem, sukunet ve ne kadar hissiyatın bileşkesi varsa soğrulur.Binalar ne birincil yönlendiriciler ne de hareketsiz cansızlardır.Bizlerin ellerinden çıkma yapay ürünler olarak yaşamımızda yerlerini almaktadırlar.Akşamları, güneş dünyanın üzerinden çekilince evler; bizlerin dinlenme ,barınma ve yaşama alanlarımız olmaları dışında başka alemlere ,dünyalara ve ayrıntılara sıçrama noktamız olur.İşte o anda içerideki yapının özellikleri bu serüvenlerin yol haritasını çizer.Ardından kendi ellerimizle yaptıklarımızın bize yansımalarını kendi penceremizden bakarak görürüz. Sabah sökün edince sihir bozulur.Çünkü güneşin ışıklarında değildir hikmet.
Hikmet : Gecelerin kararık aydınlığında iz sürmektir. Karanlık dünyamıza güneşler doldurmaktır.Uzak yıldızları yakınlaştırmak, ötelerde olanları taşımaktır gönüllere...
Hasılı kelam denize yürüyen bir sokak çizmeliyiz
Ihlamur sarhoşu gözlerimizle
Yengeç dönencesinde kavrulan gözyaşları bırakmalıyız
Yarım kalan sözler üstüne
böylesine mükemmel düşüncelere sahip olmak ayri bir meziyet,gönülde bu kadar güzel duygular beslemek ayri bir meziyet,ve tüm bu duygu ve düşünceleri "ustalıkla" anlatmak ayri bir meziyet...
çok az insan bu kadar fazla meziyete sahiptir..Kıymetini bilin
beğeninizle oluşmuş bahar kokulu yorumunuz ve ayna misal gönlünüzün yansımasını aktardığınız düşünceleriniz karalamalarımın üzerine bir gökkuşağı bıraktı...gönlünüz şen olsun
@Madgenius
böylesine mükemmel düşüncelere sahip olmak ayri bir meziyet,gönülde bu kadar güzel duygular beslemek ayri bir meziyet,ve tüm bu duygu ve düşünceleri "ustalıkla" anlatmak ayri bir meziyet...
çok az insan bu kadar fazla meziyete sahiptir..Kıymetini bilin
sevgili arkadaşımızın yaptığı yoruma kesinlikle katılıyorum.
banada sizi içtenlikle alkışlamak düştü.Yüreğinize sağlık,duygularınıza sağlık sevgili milkboy
müstekreh bir çağ bu yaşadığımız
seyirlik nesneler, çirkin imgeler ve estetik tacirler çağı
çilingir sofrasına çilingir çağıran rakkasların yaprak dökümü,
çakırkeyf bıyıklarda saz gürültüsü,
ve sadece fiziksel ihtiyaçlarının tatminine amade ruhsuz güruhların seyrengahı
belkide asırlardır süregelen insanın kendisi olamamasının toplumsal diyetini ödüyoruz.
Beynimizi kullanabilme erdemini ve gerekliliğini bir yana bırakmış
"lüfunda hoş, kahrında hoş" inceliğinden bihaber bir yaşam sürme meylinde olmanın vicdanlarımızda oluşan kendimizi aldatabilme kapasitesini ölçüyoruz.