AĞRAZ

AĞRAZ

Üye
02.01.2012
Albay
57.155
Hakkında

#11.09.2013 14:56 0 0 0
#11.09.2013 12:52 0 0 0
  • Konu: Dayanamam
    @sıgınak adlı üyeden alıntı:
    güzel bir sunum .. tarzın olmada da sözler de anlamlıydı .. teşekkürler
    eline sağlık olsun
    Orijinali Göster...


    emek gerektiren bir bölüm de emeğim geçsin istedim..
    teşekkürler..
#11.09.2013 12:43 0 0 0
  • Konu: Dayanamam
    @Kayıp Diyar adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5054423]AĞRAZ[/alinti]
    seni görmeye dayanamam - hatırlatma kendini dayanamam - müzikli şiir örnekleri - bakarsın bir gün ölmüşüm - romantik müzikli şiirler

    İyiyim ben,sağol.
    Bunu sormak için girdiysen yine aklıma,
    Ve bunu sormak için araladıysan kabuğunu bir yaranın,
    Görmüşsündür sende muhakkak.
    Sensizim felan ama,
    İyiyim işte,sağol.

    Sözler çok güzel ve iç acıtıcı..Şairin kalemine sağlık.
    Siz de çok güzel sunmuşsunuz. Müzik ve görsellik çok güzel. Verilen emeğe hisseden yüreğe sağlık.
    Orijinali Göster...
    Sözler çok güzel ve iç acıtıcı..Şairin kalemine sağlık.
    Siz de çok güzel sunmuşsunuz. Müzik ve görsellik çok güzel. Verilen emeğe hisseden yüreğe sağlık.
    çok teşekkür ederim, elimden geldiğince yapmaya gayret ettim..
    beğeninize sevindim..

#11.09.2013 12:41 0 0 0
#11.09.2013 12:26 0 0 0
  • niyet
    zihniyet
    afiyet
    şahsiyet
    nihayet
    gayet
    kifayet
    heyet
    samimiyet
    şayet
    maliyet
    vilayet
    mahçubiyet
    galibiyet
    cumhuriyet
#11.09.2013 12:26 0 0 0
#11.09.2013 12:21 0 0 0
  • mevlanadan inciler - mevlananın sözleri resimli - ben sen miyim yoksa sen ben misin sözü - mevlana şiirleri
    Mevlana


    ni men menem-ü ni tü tüi ni tü meni
    hem men menem-ü hem tü hem tü meni.
    men bat ü çunanem ey nigari huteni,
    kender galatam ki men tü em ya tü meni


    türkçesi
    ne ben benim, ne sen sensin, ne sen ‘ben’sin
    hem ben benim hem sen sensin, hem sen ‘ben’sin.
    ben seninle o haldeyim ki -ey güzel sevgilim
    ben sen miyim, yoksa sen ben misin bir türlü kestiremiyorum


    noimage
#11.09.2013 12:19 0 0 0
  • cemal süreyya keşke yalnız bunun için sevebilseydim seni şiiri - cemal süreyya mısraları - cemal süreyya sözleri
    “bir cicek duruyordu, orda, bir yerde,
    bir yanlişi duzeltircesine acmiş;
    gelmiş ta agzimin kenarinda
    konuşur durur.

    bir gemi bembeyaz teniyle aciklarda,
    guverteleri uctan uca orman;
    aldim cicegimi şurama bastim,
    bastim ki yalnizligimmiş.

    bir başina arşinliyor bir adam mavi treni
    keşke yalniz bunun icin sevseydim seni


    eşdeğeriyle yanyana yürürken
    cehennem sokağında birey olmak,
    ve en inceldikten sonra
    ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.

    saat beş nalburları pencerelerden
    madeni paralar gösteriyorlar,
    yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
    bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.

    hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

    Cemal Süreyya
#11.09.2013 11:59 0 0 0
#11.09.2013 11:52 0 0 0
  • aşık olmaktan vazgeçmek - aşkla ilgili hikayeler - aşk konulu yazılar - vazgeçilmez aşk var mı - aşkla ilgili mesajlar
    Biz aşık olmaktan ne zaman vazgeçtik? ne zaman sevmekten çok sevilmeye kaydı duygularımız? ani bi geçişle mi oldu bu yoksa çaktırmadan mı? zaman giderek egomuza çalışıyor. biz aşık olmuyoruz. olamıyoruz. lisede kaldı o. en dirayetlileri üniversite gördü belki. ama sonrasına geçmeyi kimse başaramadı.

    sevildiğimizi anladığımız an sevmeye başlıyoruz. çok yeni bi şey değil bu. yeni olan hesaplı olması. hamza yerlikaya gülüşü kokması. sevişirken bükülen ayak parmaklarının hareket etmemesi. beni seversen seni sevebilirim karşılığı. hayır hayır, bunun tam aksi platonik aşk değil, başka bi şeyden bahsediyorum. platonik aşk, karşılık beklemeden sevmek, ama bu, karşılık verebilmek için sevilmeyi beklemek. biri asalakça yaşıyor, çoğu insan zaman zaman asalakça yaşayabilir, diğeri ise asalağın kendisi.


    lisede bi kıza aşık olmuştum. herkesinki gibi bi aşk… dünyam oydu. okulu bırakıyordum ayrıldığımızda. üniversite okumayacaktım. niye gitmiycen okumuycan nolcak senin sonun diye soranlara, “nolursa olsun umurumda değil. bi kızı çok sevdi o yüzden böyle oldu desinler” şeklinde romantik cevaplarım vardı. çok inanmıştım ona. bu gerçeğe. aşka. tüm hastalıklı haline rağmen güzel bişeydi bu. samimiydi.

    bizim servise yeni gelmişti. çok başarılıydı. beğendiğiniz gözlere takılıp kalabilirsiniz, özellikle renkli olanlara, olur böyle şeyler, ama onun gözlerine takıldığınızda, ya da ben takıldığımda göbekleri ağızla kopartılmış bebekler doğuyordu. 1, 2, 70, 400…bitmiyordu bebekler. sürekli doğuyordu. çekemiyordum gözlerimi bu yüzden. biliyordum elbette eninde sonunda başka bi yere bakıp bebek katili olacağımı. sadece mümkün olduğunca az ölü bırakmak istiyordum arkamda. gözlerimi gözlerinden her aldığımda suçlu, güçsüz, zavallı hissediyordum kendimi. ben ona baktığımda süper bi kahraman oluyordum. onun gibi güçlü. yenilmez. hee olur da o da bana bakıyorsa aynı anda, bakışıyorsak yani, üstelik bi de gülüyorsa, ben insanlığımı sorgulamaya başlıyordum. dinden imandan çıkartıyordu beni. allahın’ın bi kulu olabileceğime inanmayıp bi yerlerde kaybolan kullarım olacağını düşünüyordum.

    servisin arkasında eğlence olurdu her gün. sarardım yol boyunca. aşağılardım herkesi. sevimli bi şekilde ama. o sessizdi. öndeydi. kendimi ispatlamak için yüksek sesle konuşurdum. birilerine sarardım. daha çok sarardım. ona sarardım. laf atardım. güzelce ama. ben önce inerdim ondan. ve ben inmeden sırayla servisteki herkese kendime “iyi akşamlar” dedirtirdim. sırf o desin diye. herkes bilirdi bunu. o da bilirdi. zaten ona gelince durdururdum. ama yine de herkesin içinde bi şüphe olurdu. ispatlanamazdı. ben seni seviyorum, hoşlandım, benimle çıkar mısın şeklinde ciddi bir açıklama, kanıt bırakmazdım hiç. taşak mı değil mi? böyle geçti ömrüm. kızlarda hep işe yarayan bi şey…

    insan zaman zaman garip şeyler yapabiliyor. geçmişe dönüp baktığında ona anlamsız gelecek şeyler… okul pantolonun altına spor ayakkabı giymek gibi… çelik sevip dilberim, bu şehirde dinlemek gibi … erol mütercimler’i adam sanmak gibi… dosyasına “sensizliğin acısını sen nereden bileceksin… sen hiç sensiz kalmadım mı” şeklinde şarkı sözleri yazıp kayahan ve ilhan irem şarkıları eşliğinde sevgilisiyle ağlayarak sevişmek gibi… bitiyor geçiyor ama bunlar… normal geliyor insana. birine aşık olmaktan alınan hazzın, o yıllarda yapılan anlamsızlıklar içinde nasıl gerçekleştiğine şaşırıyor sadece.

    “insanlar yaşlandıkça yaşadığı aşkın şiddeti artar” demişler. doğru aslında. insan yaşlandıkça küçülüyor çünkü. zayıflıyor. egosu yavaş yavaş ele geçiriyor onu. beslenme ihtiyacı hissediyor yaşamak için. sevmek umurunda olmuyor insanın. değeri kalmıyor. sevilme gereksinimi yiyip bitiriyor onu. gücü yok çünkü gençken olduğu gibi. sevebileceği herkesin onu seveceğine inanmıyor. insanlar yaşlandıkça yaşadığı aşkın şiddeti bu yüzden artıyor işte. aşk değil aslında o. acı çekmek. aşk acı çekmek ya, yaşlandıkça sevip sevilme girdabında biz daha çok acı çekiyoruz. bitiriyoruz çünkü. ölüyoruz. yaşlandıkça, ölüme yaklaştıkça, sevildiğimiz konusunda şüphemiz artıyoruz. en sonunda ölümüzü kimin sevebileceğine kadar gidiyor bu.

    bi kızla tanışıyorum. oturuyoruz. konuşuyoruz. eğleniyoruz. görüyorum ama. “benim senden hoşlandığımı düşün ve sen de benden hoşlan” bakışıyla gülüşüyle bakıyor bana. aniden attığı kahkaha, telefonumu ıslanmasın diye alırken ki utangaç ifade, konuşurken birdenbire es verip alakasız bi şeyden söz etmesi, yaptığı her şey “benim senden hoşlandığımı düşün, tereddüt olsun ama içinde ama tabi, ve sen de benden hoşlan” mesajıyla kaplı. benimkiler de öyle.

    kimisi açık açık söylüyor. “beni seviyor musun? beni seviyorsan seni sevebilirim” sonra biz eve gidiyoruz. hareketlerimizi, geceyi düşünüyoruz. “acaba beni ne kadar sevdi, şu yaptığım onu etkiledi mi, kesin garsonla rahat konuşmam olumlu bi hava yarattı…” kendi duygularımızla ait bi şeyle ilgilenmiyoruz. beni sevsin yeter ki. ben nasılsa severim…

    biz aşık olmaktan ne zaman vazgeçtik? yanıtı yok bunun. ne zaman gülmekten karnımız ağrıyacak kadar taşak geçip kaşar sevgilileri için güle oynaya kavgalara giriştiğimiz, ulan bu dostluk bitmez be diyerek birbirimizin yerine üç-beş gün uzaklaştırma aldığımız arkadaşlarımızı,o arkadaşlığı unuttuysak o zaman olabilir ama…en yakın tarih bu.


    kayser sozer
#11.09.2013 11:48 0 0 0
  • yabancı ünlülerden sözler - derin sözler - düşündüren sözler - özlü güzel sözler - ingilizce türkçe sözler
    ” ertelenmiş umutlar perişan eder insanı ” godot u beklerken
    “where i am, i don’t know, i’ll never know, in the silence you don’t know, you must go on, i can’t go on, i’ll go on. “

    hep denedin
    hep yenildin
    tekrar dene
    tekrar yenil
    daha iyi yenil…

    (“ever tried, ever failed. try again, fail again. fail better”)

    “yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşı diner…”

    “musteri: tanri dunyayi alti gunde yaratti ama siz alti ayda bana bir pantolon dikmeyi beceremediniz.

    terzi: ama bayim, bir su dunyanin haline bakin, bir de pantolonunuza.”
#11.09.2013 11:45 0 0 0
#11.09.2013 11:43 0 0 0
#11.09.2013 11:38 0 0 0
  • özlü sözler - ömer hayyam deyişleri - ömer hayyam sözleri - ömer hayyamdan mısralar - düşünür sözleri - rubailer
    “geçmis günü beyhude yere yâd etme,
    bir gelmemis an için de feryat etme ,
    geçmis gelecek masal bunlar hep
    eğlenmene bak ömrünü berbat etme.

    niceleri geldi, neler istediler,
    sonunda dünyayi birakip gittiler.
    sen hiç gitmeyecek gibisin degil mi?
    o gidenler de hep senin gibiydiler.

    dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,
    bir gün gelecek ki can bedenden gidecek, zümrüt çayir üstünde, sefa sür iki gün …
    zira senin üstünde de otlar bitecek”


    “‘dünya üç beş bilgisizin elinde
    sanırlar ki tüm bilgi kendilerinde
    üzülme eşek eşeği beğenir
    bir hayır var sana kötü demelerinde’”

    “‘dünya üç beş bilgisizin elinde
    sanırlar ki tüm bilgi kendilerinde
    üzülme eşek eşeği beğenir
    bir hayır var sana kötü demelerinde’”

    “ben olmayınca bu güller , bu serviler yok.
    kızıl dudaklar , mis kokulu şaraplar yok.
    sabahlar , akşamlar , sevinçler , tasalar yok.
    ben düşündükçe var dünya , ben yok o da yok.”

    “sır saklamasını bilirsen hayyam söyler
    insanoğlu nedir ne yapar ne eder
    dert çamuruyla yuğrulup gelir dünyaya
    yer içer karın doyurur ve çeker gider”

    “elimde olsa bu dünyayı küçümserdim.
    iyisine de kötüsüne de yuh çekerdim.
    daha doğrusu bu aşağılık yere
    ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm!”

    “her sabah yeni bir gün doğarken
    bir gün de eksilir ömrümden
    her şafak bir hırsız gibidir
    elinde bir fenerle gelen”

    “hem sana el değdirmeğe elim varmaz,
    hem sensiz aldığım nefes, nefes olmaz:
    bir garip dert bu, kimseye de açılmaz:
    bir zehir zakkum ki tadına da doyulmaz.”

    “nerdesin? sana baş kaldırmışım işte;
    karanlık içindeyim, ışığın nerde?
    cenneti ibadetle kazanacaksam
    senin ne cömertliğin kalır bu işde?”

    ”tanrım, elimden geldiğince seni algılamak istedim. senin hakkında bildiklerim, sana ula$manın tek yolu olduysa, beni affet…

    “bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
    bir ışık daha var, bu ışıklardan başka.
    hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye:
    bir şey daha var bütün yaptıklarından başka”

    yarım somunun var mı, bir de ufak evin?
    kimsenin kulu, kölesi değil misin?
    kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya
    keyfine bak… en hoş dünyası olan sensin
    insan yemeden, içmeden edemez
    bunlar için gayret sarfetmene bir şey denemez
    ama ondan ötesi olmuş, olmamış
    onurundan fedakarlık etmeye değmez
    dedim artık bilgiden bir noksanım yok
    şu dünyanın sırrına erdim az çok
    derken aklım geldi birden başıma
    bir de baktım ömür geçmiş hiç bir şey bildiğim yok
    gençlik bir kitaptır, okuduk bitti
    canım bahar çoktan geçti – kış şimdi
    hani sevincim, o cıvıl cıvıl kuş?
    nasıl geldi, ne zaman uçtu gitti?

    “ey guzel sen ki bana derdi derman edensin
    $imdi, çekil onumden diye ferman edensin
    senin yuzun canim kiblesi olmu$ bir kez
    ne yapsin kible mi degi$tirsin bu can dersin?”
    “sevgili, seninle biz bir pergel gibiyiz
    iki basimiz var, bir tek bedenimiz
    nereye donersek donelim seninle
    nihayet basbasa verecek degil miyiz”

    “varlık yokluk derdini şu kafandan sil
    bırak densiz işleri de kendini bil
    gerin şöyle oh derin nefes al
    kaç nefes alacağın belli değil”
    “camiye gittim kimbilir niye
    ne namaz kilmaya , ne dua etmeye
    eskiden bir kilim yurutmustum
    o eskidi, gittim yenisini yurutmeye.”

    “senin yasani cignemeyen var mi ki soyle
    gunahsiz bir omrun tadi ne ki soyle
    kotuluk yapan beni kotulukle cezalandirirsan sen
    sen ile ben arasinda ne fark kalir soyle”


    “ferman sende ama guzel ya$amak bizde
    senden ayigiz bu sarhoş halimizle
    sen insan kani içersin biz uzum kani
    insaf be sultanim kotuluk hangimizde”

    “şarap içmediğin için,
    sarhoşlara sövme.
    eğer allah tövbe verirse,
    ben sadece
    şarap içmemek için tövbe ederim.
    sen;
    şarap içmemekle övünüyorsun.
    ancak;
    öyle ayıp işler ediyorsun ki,
    şarap onların yanında

    yüz kere zemzemle yıkanmıştır. “

    “bu gün,
    benim gençlik nöbetimdir,
    aşk şarabı içerim.
    zira benim mutluluğum bundandır.
    acıdır diye kötülemeyiniz,
    o, hoştur.
    onun acılığı,
    benim saflığımdandır.”

    “ey hayyam!
    işlediğin günaha
    bu kadar hüzne gerek var mı?
    gam çekmekten ne umarsın?
    günah işlemeyene
    tanrı bağışlaması olmaz.
    tanrı bağışlaması
    günah için gelmiştir.
    bir şey yok
    üzülecek, korkacak.”
#11.09.2013 11:30 0 0 0
  • Konu: Ey Ölüm
    ölümle ilgili şiir - charles baudelaire şiirleri - yabancı şairlerden şiirler
    ey ölüm/charles baudelaire

    yüce kaptan
    haydi vakit gelsin
    demir alalım
    bu ülke sıkıyor beni
    yola çıkalım


    öyle korkunç yanıyor ki
    o ateş beynimizde
    atlamak istiyoruz
    uçurumun dibine
    cennet cehennem ne farkeder
    yeniyi bulmak için
    bilinmeyenin derinliklerinde…

    karanlık bir soğuk
    komşu mezarlığın
    solgun sakinlerine
    herkese ölümlülük
    üşüyen bir hortlağın hazin sesinden…
#11.09.2013 11:09 0 0 0
#11.09.2013 11:02 0 0 0
  • tutunamayanlar kısa özet - oğuz ataydan tutunamayanlar yazısı - garip yaratıklar ansiklopedisinden alıntılar
    Mısra 10: Tutunamayanların…

    Garip Yaratıklar Ansiklopedisinden:

    Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır.İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tırmanamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.

    Erkekleri yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. Dişilerini de aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. Ya da terk edilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana baba ve yavruları ayrı yerlere gider. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. Bütün huyları taklit esnasına dayandıkları için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar.(Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez)

    İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir.Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir.(aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedir)

    Din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayanların kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir.Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler.

    Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir .Fakat bu hayvanların beceriksizleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geri istemiştir)

    Filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvanlar olarak bilinir. Öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu yada tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır.

    Başları daima öne ezik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi de denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları – ev düzenine uymamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler.(Bir keresinde ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde ona rahat vermemiştir)

    Şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitlerle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.

    s.149-159-151


    alıntı
#11.09.2013 10:56 0 0 0
#11.09.2013 10:48 0 0 0