gavs-ül azamdan öğütler - velilerin Allah aşkı - veli olmak
Sen nefsine, kötü arzularına taptıkça , velilerin derecesine çıkmayı isteme…
Halbuki onlar yalnız Mevlaya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ise ukba…
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin, göğün sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak la olurlar…
Senin kalbin, yerdekilere bağlı; onların kalbleri arşa bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince, senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız yaratanı görürler ve O’nun emirlerine uymağa bakarlar.
O, Allah dostları, bulacaklarını Hak’la buldular, ereceklerine erdiler. Sana gelince; zavallı bir halde, şehvetine uydun kaldın.. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün.Halbuki onlar; halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksekderecelere bu sayade erdiler. Onları bu makama, yaptıkları, ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah’ın ihsanıdır, ki istediğine verir.
Onlar; ibadete, taata; Allah’ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan usanmadan koştular.
İbadet onlara ruh oldu… Manevi bir gıda oldu.
Onlar, bu hale devam ettiklerinde dünya başlarına bela oldu. Bir felaket halini aldı.
Fakat onlar bunu duymadılar. Kendilerini cennet evinde gördüler. Onlar her şeyin evvelini aradılar, şimdiki haline aldanmadılar. Hak Taala onları evvelden niçin yarattı ve neyi anlattıysa onu öğrenmeğe çalıştılar.
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
Malı, mülkü gaye edinip, bunlardan kaçana merhamet yoktur.
Onlar, yeryüzündekilerin hayırlısıdır. Yer, gök baki kaldıkça onlara selam ve saygılar olsun…
çocukların ateşi nasıl ölçülmeli - doğru ateş ölçümü - çocuğun ateşi nereden ölçülür - bebeklerde ateşi ölçmek
Ateşin ölçülebilmesi için çeşitli teknikler vardır. Bunlar aksiller ateş denilen koltuk altı ateş ölçümü, dil altı ateş ölçümü, kulaktan ateş ölçümü ve rektal ateş denilen popodan ateş ölçümüdür. Bu yöntemler kıyaslandığı zaman birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları vardır. İlk dönemde çocukta ateşi değerlendirmek, rektal ateşle daha kolay olmaktadır. Yani popodan ölçülen ateş daha önemlidir. Ancak bu yöntemin derecenin kırılması, yerleştirmenin tam becerilememesi gibi riskleri vardır. Bu nedenle bundan kaçınılıyorsa, koltuk altı ateş ölçümü yapılabilir. Ama ateş ölçüldüğü bölgeye göre farklılıklar gösterdiği için, değerlendirmenin de ona göre yapılması gerekir.
Popodan ölçülen ateş, 38.3 dereceye kadar normal bir değerdir. Koltuk altındaki ateş 37.3 dereceye kadar normal sayılır. Yani iki ölçüm arasında 1 derece fark vardır. Dil altı ateş ise 37.8 ila 38 dereceye kadar normaldir. Kulaktan ölçülen ateş de 37.8 dereceye kadar normaldir. Hata payı en az olan ve en doğru sonucu veren derece cıvalı termometredir. Ölçüm bölgesi olarak da popodan ya da koltuk altından ölçülen ateş en doğru sonucu vermektedir. En kolay olan ise kulaktan ateş ölçerdir. Bunun avantajlarından biri kısa sürede ölçülebilmesidir. Çünkü koltuk altından ölçüldüğü zaman en az 3 dakika tutulmak zorundadır. Popodan ölçmek ise çocuk ve anne için zor olabilir.
Kulaktan ölçerin diğer bir avantajı çocuğun rahatsız olmamasıdır. Ancak kulaktan ölçüm her zaman doğru sonuç veremeyebilmektedir. Çünkü kulak zarındaki kan akımına göre, infrared yöntemiyle ölçtüğü için, eğer kulaktan ölçer kulak zarını tam görmezse ve iyi bir biçimde yerleştirilmemişse, o koşullarda doğru sonuç vermeyebilir. Bütün bunlar doğru yapıldığı koşullarda da eğer çocuğun dış kulak yolunda buşon denilen kir varsa, kulak zarını tam görmeyebilir ve 39 derecelik bir ateşi 38 derece olarak gösterebilir. Ya da çocuğun gerçek ateşi 38 derecedir ama kulaktaki enfeksiyondan dolayı kanlanma çok arttığı için, ateşi 40 derece olarak da gösterebilir.
Sonuç itibariyle klinik olarak altın standart cıvalı termometredir. Ancak annelerin de bu konuda deneyimleri iyi durumda olduğu için, kulak ölçeri ile aldıkları ölçü onları tatmin etmezse, cıvalı termometre ile kontrol ettirmelerinde fayda vardır.
acı biberin yararları - kapsaisin içeren yiyecekler - yağ eriten besinler - kapsaisin vücuda faydası nedir - acı biberin sağlığa etkileri
Daha acı daha iyidir
Kimyasal bileşen kapsaisin renksiz ve kokusuz olmasına rağmen, genelde kırmızıbiberlerle ilişkilendirilir. Hayalet biber ve yeni taçlandırılmış Smokin’ Ed’s Carolina Reaper gibi kırmızıbiberler doğal olarak bulunan en yüksek kapsaisin miktarlarının bir kısmını içerir. Bir biberdeki kapsaisin miktarı Scoville endeksi kullanılarak ölçülür, burada saf kapsaisin 16.000.000’da derecelendirilir. Dünyanın en acı biberleri sadece 1,5-1,6 milyon Scovilles’e kadar çıkabilir. Jalapeno ve arnavutbiberi sırayla yaklaşık 8000 ve 50000’dir. Baharatlı yiyeceklere yeni başlayanlar için, küçük başlayın ve toleran s arttıkça daha fazla ısı ekleyin, her zaman daha fazla ekleyebilirsiniz ama öğünü aşırı acıyla mahvetmeyin.
Ağrıyı azaltır
Kapsaisinin kimyasal yapısı ağrıya duyarlı sinir uçlarının uyarılmasına neden olur, yutulduğunda veya cilde sürüldüğünde acı veya yanma hissedilmesinin sebebi budur. Gerçek yanma meydana gelmese de uyarılan nöronlar, beyne acı hissini ileten P Maddesi adında bir nörotransmitter salıverir. Bu kapsaisin ilkesi, P Maddesinin miktarını azaltıp beyne giden ağrı sinyallerinin sayısını düşürerek doğal bir ağrı kesici olarak değerini göstermiştir. Kapsaisin kremleri artriti, hatta sinir ağrısını hafifletmede de harikadır.
Sağlıklı kilo kontrolü
Kapsaisin tüketimi vücut ısısında geçici bir artışa yol açar ve vücudu karbonhidrat oksidasyonundan yağ oksidasyonuna geçirir. Muhtemelen bu yüzden arnavutbiberi bir öğünden sonra kan şekerini düzenlemeye yardımcı olabilir. Dahası, kapsaisin alımı sizi daha hızlı tok hissettirerek kalori ve yağ alımını azaltır, kilo vermek veya beslenme değişiklikleri yapmak için mükemmeldir. Farelerde bir çalışma, kapsaisin ince bağırsağa ulaştığı anda kahverengi yağ metabolizmasında bir artış gösterdi. Kahverengi yağ metabolizması enerji tüketiminin artması ve genel vücut yağının azaltmasıyla ilişkilidir. Yağ vermek isteyen biri için, hem kalori azaltma hem de enerji tüketiminin artması kapsaisin alımıyla başarılabilir.
Kanseri öldürebilir
Şaşırtıcı biçimde, kapsaisin alımına dair en umut vaat eden araştırma kanserle savaşma özelliğidir. Prostat kanserler tümörlerinin kapsaisine maruz kaldığında küçüldüğü de ileri sürülmüştür. Başka bir çalışma, onun akciğer kanser hücrelerini ve pankreas kanser hücrelerini yakındaki dokuya zarar vermeden yol edebileceği bulundu. Kapsaisin bu kanser hücrelerini, apoptoz yani hücre intiharına uğratmak için hücrelerdeki mitokondriyi tetikleyerek öldürür. Bu konudaki araştırmalar sürüyor.
Bu akşam yemeğinize baharat katın
Markete gidip biraz kırmızıbiber almakla başlayın. Hoş bir sıcaklık için çoğu yiyeceğe birkaç tutam serpilebilir. Ne kadar çok eklerseniz yiyeceğinizin tadını değiştirmeden o kadar ısındığını fark edeceksiniz. Soğuk havalarda biraz acı biber veya başka şeyleri eklemek ocağınızın ateşini sürdürür ve olağan kış kilosu almayı önlemeye yardımcı olabilir.
erişkinlerde hiperaktivite bozukluğu tedavisi - erişkinlerde dikkat eksikliği nedir - yetişkinlerde dikkat eksikliği nedenleri
DEHB: Sadece Bir Çocuk Hastalığı Değil
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu denince birçok insanın aklına hemen çocuklar gelir. Oysa DEHB''si olan insanların yüzde 30 ila 70''i arasında bir kısmı büyüdüklerinde de hastalık belirtileri yaşamaya devam ederler. DEHB''si olan insanların beyinlerinin dikkati yöneten bölgelerinde bulunan sinir-ileticilerde bir dengesizlik bulunur. Yetişkinlerde odaklanamama sorunu onların kariyerlerini, ilişkilerini rayından çıkarabilir. Birçok insan dikkat bozukluğu gibi bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu fark edemez ve sonuçta hayatlarında ellerinden kaçırdıkları fırsatların ve ulaşamadıkları hedeflerin bir hastalığın sonucu olduğundan bihaberdirler.
Yetişkinlerde DEHB Belirtileri
Yetişkinlerde DEHB, çocuklarınkine göre biraz daha farklı bir kalıp takip eder. Yetişkinler işe veya önemli olaylara hemen her zaman geç kalırlar. Dağınık, huzursuz olabilirler ve gevşemekte zorlanabilirler. DEHB''si olan bazı insanlar okuma sırasında konsantre olamayabilirler. Ruh hali değişimleri, özgüven eksikliği ve kızgınlığı iyi idare edememe de yaygın sorunlardır.
DEHB''si Olan Yetişkinlerin İş Hayatı
DEHB''si olan insanlar için bir işte sebat etmek zor olabilir. Genellikle görevleri adımlara bölmekte, talimatları yerine getirmekte, düzenli olmakta ve teslim tarihlerine uymakta güçlük çekerler. Ayrıca bu yetişkinler dikkatsizlik yüzünden yapılan hatalara ve sakarlığa yatkındır. Amerika’da yapılan bir alan araştırmasına göre DEHB''si olan yetişkinlerin yarısı tam zamanlı bir işi uzun süre yapamamaktadır; bu oran, bozukluğu olmayan insanlarda yüzde 72''dir. Çalıştıklarındaysa kendi yaşlarındaki insanlara göre daha az para kazanmaktadırlar.
DEHB''li Yetişkinler Ve Evlilik
DEHB iş potansiyelini kötürüm etmenin dışında evlilikleri ve ilişkileri de sabote edebilir. Bu hastalık toplumsal sorumlulukları, doğum günlerini, yıl dönümlerini hatırlamayı, ev işlerini bitirmeyi ve faturaları vaktinde ödemeyi zorlaştırır. DEHB''li yetişkinler kolayca öfkelenebilir ve huzursuz davranışlarda bulunabilirler. Bu durum söz konusu kişilerde daha yüksek bir ayrılık ve boşanma oranı anlamına gelmektedir.
Yetişkinlerde DEHB Komplikasyonları
Yetişkin DEHB belirtileriyle yaşamak, kendi başına kafa karıştırıcı bir şeydir. Ayrıca DEHB''si olan birçok yetişkinin aynı zamanda depresyon, anksiyete veya obsesif kompülsif bozukluk gibi başka problemleri vardır. Ayrıca bu insanların sigara içme veya uyuşturucu istismarında bulunma ihtimalleri daha yüksektir. DEHB''si olan insanlar uygun bir tedavi arayarak bu sorunların sayısını azaltabilirler.
Yetişkin DEHB: Kimler Risk Altında?
DEHB yetişkinlerde sonradan gelişmez. DEHB''si olan bütün insanlar belirtileri çocukken göstermeye başlarlar. Birçok yetişkin hasta, vaktinde DEHB teşhisi konmamış olsa da, okulda ne kadar zorlandıklarını hatırlamaktadır. Çocukluk döneminde hastalık oğlan çocuklarında daha yaygındır; fakat bu oran yetişkinlikte eşitlenir gibi görünmektedir.
Yetişkinlerde DEHB Teşhisi
Birçok yetişkin anksiyete veya depresyon gibi başka bir problem için yardıma başvurmadıkça DEHB hastası olduğunu öğrenememektedir. Kötü alışkanlıklar, iş yerindeki problemler ve aile içi çatışmaların konuşulması sırasında sorunun DEHB olduğu tespit edilmektedir. Bir doktor teşhisi doğrulamak için bozukluğun çocukluk sırasında da var olup olmadığını araştırır. Eski okul raporları ve akrabalarla yapılan görüşmeler, çocukluktaki odaklanamama veya hiperaktivite gibi problemleri ortaya çıkarabilir.
DEHB İlaçları
DEHB''li çocuklarda kullanılan ilaçlar aynı zamanda yetişkinlerde kullanılabilir. Uyarıcı ilaçlar konsantrasyonu güçlendirebilir ve DEHB''si olan yetişkinlerde dengesiz olduğuna inanılan dopamin ve norepinefrin gibi beyin kimyasallarının aktivitesini arttırabilir. Yetişkin DEHB tedavisinde kullanılan birçok uyarıcı ilaç vardır. Uyarıcı ilaçların kullanılmadığı seçenekler de mevcuttur.
DEHB''de Psikolojik Danışmanlık
DEHB''si olan birçok yetişkin ilaçları kullanır kullanmaz iyileşmeye başlar, ancak kötü alışkanlıklar ve düşük özgüvenle savaşları bir süre daha devam edebilir. DEHB''de psikolojik danışmanlık organize olmak, faydalı rutinler oluşturmak, ilişkileri tamir etmek ve sosyal becerileri ilerletmek üzerine odaklanır. Bu konuda yapılan araştırmalar sınırlıdır, ancak bu tür terapinin olumlu sonuçları görülmektedir. Bir araştırma psikolojik danışmanlıkla birlikte ilaç kullanmanın DEHB belirtilerini azalttığını ve günlük görevlerin idaresinde başarıyı arttırdığını göstermektedir.
DEHB''li Birinde Meslek Koçluğu
DEHB''si olan insanlar akıl hocası (mentor) veya meslek koçunun yardımıyla iş yerindeki performanslarını katlayabilirler. Akıl hocası not tutmak, günlük planlayıcı kullanmak, yapacaklar listesi hazırlamak gibi düzenlilik becerilerinin kazanılmasına yardımcı olur. Hastalar dikkati dağıtacak çok az şeyin olduğu sessiz çalışma ortamlarında daha başarılı olabilirler. Unutulmaması gerekir ki DEHB hafife alınmaması gereken bir hastalıktır. Bu yüzden işyeri sahiplerinin bu hastalığı olan insanlar için uygun ortamlar oluşturması gerekir.
DEHB Diyetleri
Bazı uzmanlar kaliteli beyin besini sağlayan yiyeceklerin DEHB belirtilerini azalttığına inanmaktadır. Yumurta, et, fasulyeler ve kuru yemişler gibi yüksek proteinli yiyecekler, konsantrasonu artırabilir. Basit karbonhidratların yerine tam tahıl makarnaları veya kepekli pirinç gibi karmaşık karbonhidratları kullanmak ruh halleri değişimlerinin oluşmasını azaltarak enerji düzeylerine istikrar kazandırabilir.
süleyman aleyhisselamın kıssaları - hazreti süleymanın hayvanlarla konuşması - kafesteki kuşun ötme nedeni
Süleyman Aleyhisselâm’ın zamanında bir kuş vardı. Bu kuşun güzel bir sesi vardı. Kuşun sureti de çok güzeldi. Onu bir adam bin dirheme satın aldı. Başka bir kuş geldi. Kafesinin üzerine konup öttü. O yabancı kuş gittikten sonra, kafesteki güzel sesli kuş ötmez oldu, sustu. Adam Süleyman Aleyhisselâm’a geldi. Kuşunu şikâyet etti. Süleyman Aleyhisselâm:
-”Gidin o kuşu bana getirin!” dedi. O kuşu getirdiklerinde Süleyman Aleyhisselâm kafesteki kuşa seslendi:
-”Sahibinin senin üzerinde hakkı vardır. Çünkü adam seni çok yüksek para ile satın aldı. Sen neden sustun? Niçin ötmüyorsun?” diye sordu. Kuş:
-”Ey Allah’ın peygamberi! Ona (sahibime) deki: Kalbini benden kaldırsın, yâni benden ümidini kessin. Ben bundan böyle ebediyyen kafesin içinde ötmeyeceğim” dedi. Süleyman Aleyhisselâm sordu:
-”Neden?” Kuş:
-”Benim ötmem, feryad ve figanım vatan ve evlâd hasretindendi. Kuşun biri bana: “Sen böyle güzel öttüğün için seni kafesin içinde hapsediyorlar. Ötme, sus! Eğer böyle devam edersen kurtulursun!” dedi. Ben de vatan ve evlâdıma kavuşmak için sustum. Artık ötmüyorum,” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm kuşun anlattıklarını adama anlattı. Adam:
-”Ey Allah’ın peygamberi! Onu bırak gitsin. Ben onu sesi için kafese koymuştum. Ötmeyen kuşu ne edeyim?” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm, adama bin dirhem verip kuşu bıraktı. Kuş kafesten kurtulup havalandığında şöyle ötmeye başladı:
-”Beni tasvir edip bana güzel şekil ve ses veren, beni havada uçuran ve kafeste bana sabır veren Allah subhânehû ve teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ona teşbih ederim!” diyordu.
Sonra Süleyman Aleyhisselâm çevresindekilere şöyle buyurdu: -”Eğer bu kuş kafeste ötmeye devam etseydi oradan kurtulamazdı. Sabretti kurtuldu.”
Hakikatte bunun misâli, nefsin sıfatlarından fânî olmaya işarettir. Çünkü kişi, kendi arzusuyla, zorlanmadan, ölmediği müddetçe hakîkî hayata ulaşamaz.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/190-192.
safa ve merve ismi nereden geliyor - safa ve merve ne demek - safa merve arasında - safa dağı - merve adının manası nedir
“Hakikat, Safa ile Merve Allah’ın şeâirindendir. Onun için, her kim hac veya umre niyetiyle Beyt’i ziyaret ederse, tavafı bunlarla yapmasında ona bir günah yoktur. Her kim de, gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah ecriyle meşkûr kılar, Alîm’dir.“158
“Muhakkak Safa,“
Mekke’de bir dağın adıdır. Safiyyüllah Âdem Aleyhisselâm üzerinde oturduğu için kendisine “Safa” denilir.
Merve de Safa gibi Mekke’de bir dağın adıdır. Merve’nin üzerine Adem Aleyhisselâm’ın hanımı, hazreti Havva oturduğu için, “Merve” denmiştir.
“Allah’ın şeâirindendir;“kelimesi, kelimesinin cemii olup, alâmet manasınadır. Yâni, Safa ile Merve adındaki iki tepe, Allah’a taatın alâmetlerindendir. Çünkü ister vakfe yerleri, ister sa’y yerleri, ister kurban kesme yerleri olsun, Allah hepsinin belli ibâdetleri yerine getirmemiz bakımından, tanıyabilmemiz için birer alâmet kılmıştır.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/193.
Allaha tanrı denir mi - Allaha tanrı demek - Allah isminin tercümesi - Allah isminin karşılığı - Allaha tanrı diye hitap etmek
SORU: Allah’a tanrı denebilir mi?
CEVAP:
“Lafza-i celâl” de denilen bu yüce isimde, diğer Esmâ-i hüsnâ’da olmayan hususiyetler vardır. Bir defa hiçbir lisanda Allah isminin tercümesi, tam karşılığı yoktur. Binaenaleyh -semâ ve şafak demek olan “tan”dan mürekkep ve ilah, mevlâ, hüdâ mânâlarında kullanılan- “Tanrı” kelimesi de dahil hiçbir isim “Allah” ism-i celâlinin karşılığı olamaz. Her şeyden evvel Lafza-i celâl dahil Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimleri tevkîfidir, değiştirilemez. Bir başka isim onun yerine geçemez….
“Müşrikler birçok tanrılara taparlardı. Fülancaların tanrıları şöyle, falancalarınki şöyledir denilir. Demek ki ‘tanrı’ cins ismi, ‘Allah’ hâs (özel) isminin müradifi (eşanlamlısı) değildir, daha umumi manadadır. Bundan dolayı ‘Allah’ ismi ‘tanrı’ adı ile terceme olunamaz. Bunun içindir ki Süleyman Efendi (Çelebi) Mevlid’ine ‘Allah’ adıyla başlamış, ‘tanrı adı’ dememiştir. [Ve o bahrin sonunda, ‘Birdir Allah, andan artık tanrı yok’ diyerek tanrı kavramını ilah karşılığında kullanmıştır.
zorluklara tahammül etmek - tevbenin başı sabretmektir - islam ve imanda sabrın yeri ve önemi - namaz edepsizlikten alıkoyar
Bil ki, ızdırabına katlanıp, feryâd ü figan etmeksizin, meşakkatlere tahammül edildiğinde sabır, hayır işlerinin kaynağı ve bütün faziletlerin başlangıcıdır.
Muhakkak ki, tevbenin başı isyanlara sabretmektir. Zühdün başı, mübâh olan amelleri işlememeye sabretmektir.
İrâdenin başı, mâsivâ’dan, yâni Allah’tan gayrisini terketmektir.
işte bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“İmanda sabrın yeri, cesede nazaran başın mertebesindedir.
Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Sabrın hepsi hayırdır.”
Kim, sabır süsüyle süslenirse, ona taat elbisesi giymek ve münkerâttan yâni şeriat bakımından kötü görülüp nehyedilen şeylerden kaçınmayı, Allah ona kolaylaştırır. Namaz da böyledir. Allahü Teâlâ hazretleri, namaz için şöyle buyurdu:
-”Sana vahyolunan Kitab’ı güzel güzel oku ve namazı kıl, muhakkak ki namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder.
Şiir
Ey Hafız! Gece gündüz sabrı söyle ve anlat.
Zîrâ akıbet, günün birinde gam ve kederdir.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/173-174.
islam büyükleri - islamın büyük imamları - said bin cübeyrin hayatı kısaca
Said bin Cübeyr (r.h.) Tabiîn devrinde Küfe’de yetişen müctehid imamların büyüklerindendir.
İsmi Said bin Cübeyr bin Hişâm el-Esedrdir.
Doğum tarihi bilinmemektedir.
Said bin Cübeyr. Abdullah ibni Abbas. Abdullah bin Zubeyr. Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve daha bir çok sahabelerden ders aldı yüksek bir âlim ve büyük bir evliya idi.
İki rek’at namazda bütün Kur’anı kerimi hatmettiği olurdu.
Haccac tarafından yakalanışı ve idam ediliş şekli başlı başına bir kitap oluşturacak kadar manidardır.
Mevize (Abdullatıf isimli vaaz kitabına bakınız) ve tarih kitaplarında anlatılır.
Said bin Cübeyr. (M. 713 de) Haccac tarafından şehıd edilirken, “Allahım! Benden sonra Haccacı kimseye musallat etme, diye dua etti.
Gerçekten öyle oldu. Kesik başı bile yerde iki defa Lâ ilahe illallah, dedi. Onun şehid edilmesine başta Hasan Basrî hazretleri olmak üzere butun âlım ve evliya ağladı.
Daha sonra olacak oldu. Haccâc, âkile, yâni yiyici illetine tutuldu. Uyuyamıyor, uyuyacağı sırada sıçrayıp kalkıyordu. Hâline bakıp şaşanlara:
“Saîd bin Cübeyr ile hâlim ne olacak? Uyuyacağım anda, ayağımı çekip sarsıyor ve beni uyandırıyor.” dedi.
Bu hâliyle fazla yaşamadı. Saîd bin Cübeyr şehit edildikten on beş gün sonra Haccâc da öldü.
. İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/168-169.
hazreti ömerin eşine sabrı - hazreti ömerin hanımına karşı sabrı - hazreti ömer kıssaları - hazreti ömer hanımına nasıl davranırdı
Hz. Ömer’in (r.a.) hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir… Kapının önüne oturur ve Halife’nin çıkmasını bekler… Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer’in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta; fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir.
Bu hâli gören kapıdaki adam boynunu bükerek: “Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik mü’minlerin emiri iken Ömer’in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir” diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından,
- “Hayrola, derdin neydi?” diye seslenir. Adam da der ki:
- “Ey mü’minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?” dedim.
O zaman Hz. Ömer adama, kıyamete kadar bizlere ölçü olacak şu manidar sözleri söyler:
“Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum.”
Bu sözleri duyan adam;
- “Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyle” diyerek karşılık verir.
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) adamı;
“Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor!” diye teselli eder.(Zehebî, el-Kebâir, s. 179)
islamda şiirin yeri - islamda edebiyat - müteşair ne demek - islamda musikinin yeri - sema etmek - tasavvufta raksın yeri
Edebiyat, kelime ve kavram olarak Türkçe’mizde Tanzimat’tan (1860’lardan) sonra kullanılmaya başlanmış veya bu tarihten sonra giderek yaygınlaşmıştır. Ancak Divan edebiyatı tamamen nazımdan ibaret olduğu için, bu alanda şiir kelimesi tercih edilmekteydi.
Bugün de edebiyat daha mutlak bir ifade olarak kabul edilebilir. Hatta edebi eserler denildiğinde, şiirin dışındaki çalışmalar akla gelmektedir. Kısaca edebiyat, bir coğrafya veya milletin, bir devrin, bir sanat veya edebiyat mektebinin edebi mahsullerinin bütününe verilen isimdir, diyebiliriz. Şiirse bu bütünün bir cüz’ü, parçasıdır.
Sultanü’ş-şuara’ya göre “Şiir, daha çok tecrittir (soyut), mücerret sahillerinde kulaç atar. Nesirse müşahhasla, somut şeylerle meşguldür. Bir Batılı’ya (Valeri) göre, kaba bir his aleti olmak yerine, girift bir idrak cihazıdır…
“Mutlak hakikati (Allah’ı) arama işidir. Fevkalade sarp ve dolambaçlı, fakat kestirme ve imtiyazlı bir keçi yoludur. Oradan kalabalıklar değil, gözcüler, işaret memurları ve kılavuzlar geçer…
“Şiir beş duyumuzu kaynaştırıcı idrak ekseninde maddi-manevi bütün eşya ve hadiselerin maverasına-ötesine sıçramak isteyen, küstah ve başıboş kıvılcımlar mahrekidir…
“İlmin usûlünde tebliğ, şiirin usulünde ise telkin yer alır…
“Şiirde başlıca iki unsur vardır: His ve fikir.” (Necip Fazıl, Çile)
***
Şiir ve şairlerin faziletleri hakkında îrad buyurulan hadîs-i şeriflerden bazıları
“İnne mine’l-beyâni sihran ve inne mine’ş-şi’ri hikemen.”
Manası: Beyan ve ifadeden bir kısmı, sihir etkisi yapar (büyüleyicidir). Şiirlerden bir kısmında da hikmetler vardır.
“Lisânü’ş-şuarâi miftâhu’l-cenneti.”
Manası: Şairlerin dili, cennetin anahtarlarıdır.
“Kulûbü’ş-şuarâi hazâinü’r-Rahmâni.”
Manası: Şairlerin kalpleri, Rahmân olan Allâh’ın hazineleridir.
“Allimû evlâdekümü’ş-şi’ra fe innehû yeftehu’z-zihne ve yûrisü’s-şecâate.”
Manası: Çocuklarınıza şiiri öğretiniz; çünkü şiir, zihni açar ve cesaret verir.
“İnne lillâhi künûzen fî tahti’l-Arşi ve mefâtîhuhâ elsinetü’ş-şuarâi.”
Manası: Allâh’ın, Arş’ın altında hazineleri vardır. Bu hazinelerin anahtarları da şairlerin dilleridir.
“Teallemû mine’ş-şi’ri hikmeten ve emsâlehû.”
Manası: Şiirden hikmetli olanlarını ve benzerlerini (atasözleri-veciz ve güzel sözleri) öğreniniz. (Hadisler için bkz. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, Meral Yayınları, İstanbul, 1972, II, 3-4)
***
ASR-I SAADET’TEN ÖNCE ŞİİR
İslâm’dan önce edebiyat özellikle şiir zirvede idi. Muallakât-ı seb‘a meşhurdur. Onun için Kur’an-ı Kerim de, her alanda olduğu gibi, edebi san’atlar açısından da zirvenin zirvesi olarak gelmiştir.
Muallakât-ı seb‘a: Muallak, alâka kökünden, ta‘lîk edilmiş, asılmış, asılı anlamına, muallakât ise bunun cem‘îsidir (çoğulu). Seb‘a da yedi demektir. İslâm’dan önceki Arap şairlerinin, beğenilip Ka‘be duvarına asılmış bulunan meşhur yedi kasîdesine bu ad verilmiştir.
***
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) DÖNEMİNDE VE SONRASINDA ŞİİR
Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), müsbet yöndeki şiiri daima teşvik etmiştir. Mesela şair Hassan’ı (r.a.) duymayanımız yoktur. “Kaside-i Bürde” ve hikayesi de malum. O beyitlerin karşılığı olarak İki Cihan Serveri’nin (s.a.v.) verdiği Bürde’ye ister hediye deyin, isterse câize… Netice değişmez. Bilirsiniz, padişahlar da şairlere caizeler verirlerdi.
***
Şiirde mezmûm olan; kötülüğe, isyan ve inkâra sevk eden şair ve şiirlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:
“Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancının (gerçeği ters yüz eden, günaha düşkün olanın) tepesine inerler. Bunlar (Şeytanlar) onlara (yalan-yanlış hırsızlıkla elde ettiklerini) duyduklarını anlatırlar ve onların çoğu yalancıdırlar. Şairlere gelince; onlara azgın-sapıklar uyar. Onların her sâhaya daldıklarını ve gerçekten hep yapamayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun? Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar. Fakat bunlardan, ancak iman edip salih amelde bulunanlar, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (intikamlarını alanlar) böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılab (değişim) ile sarsılacaklarını-devrilecekleri görecekler.” (Şuara sûresi, 221-227)
BUNA GÖRE DİNİMİZCE KABUL GÖREN VE GÖRMEYEN ŞAİRLER
Âyet-i kerimede görüldüğü üzere Cenab-ı Hak, önce şairlerin kötü özelliklerini ortaya koymuş, sonra da şu dört vasfı taşıyan şairleri bunlardan ayırmıştır. Peki bunlar kimlerdir:
1. İman sahibi olanlar.
2. Salih amel sahipleri.
3. Şiirlerinde tevhid, nübüvvet ve insanları Hakk’a davet edenler. Yani Allah’ı çokça zikredenler.
4. Dinlerini, mukaddesatlarını, şahsiyetlerini, manevi değerlerini hicvedenlere karşılık vermeleri dışında, hiç kimseyi hicvetmeyen-kötülemeyenler. Yani, zulme uğradıktan sonra öclerini alanlar da kötü şairler değildir. “Allah, çirkin sözün alenen söylenmesini sevmez; zulme uğrayanlardan olursa bu müstesna…” (Nisa sûresi, 148) buyurmuştur. Bu hususu teyit eden bir ayet-i celile de şöyledir: “Kim size karşı haddi aşarsa, siz de tıpkı onların haddi aşmaları kadar ona karşı koyun.” (Bakara sûresi, 194)
Ayetteki bu istisna ile Abdullah b. Revaha, Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik, Ka’b b. Züheyr (r.anhüm) gibi şairlerin kastedildiği tefsirlerde ifade edilmiştir. Çünkü bunlar şiirleriyle Kureyş kafirlerini hicvediyorlardı. Ka’b b. Malik’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Resûlüllah (s.a.v.) bana, ‘Kureyş’i hicvedin. Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizin onlara bu hicviniz, ok yağdırmadan daha çetindir.’ Hassan b. Sabite de hep, “Söyle, Ruhu’l-Kuds seninledir’ derdi.” (Tefsir-i Kebir, (Terc.), 17, 391)
Cinniler de mensûrdan çok manzûmdan (düz yazıdan değil şiirden) hoşlanırlar. Nitekim Abdülvehhab Şa’râni hazretleri, “Keşfü’l-Hicabi ve’r-Rân an Vechi Es’ileti’l-Cân” isimli eserlerinde, meseleleri kısaca nesir olarak ifade ettikten sonra nazım olarak daha geniş ve uzunca ele almışlardır.
***
OSMANLI’DA ŞİİR VE DİVAN EDEBİYATI
İlmi eserler müstesna hemen her alanda şiirin-nazmın, destanın hakimiyeti görülür ecdadımız Osmanlı’da. Hatta ilmi eserlerde de sıkça rastladığımız gibi, tamamen nazım olarak kaleme alınan kitaplar da vardır. Kasîde-i Nûniyye, Emâlî gibi…
“Divan edebiyatında roman yoktu.” (Cemil Meriç). Neden? Çünkü romanda teşhir vardır. Osmanlı toplumu Müslüman bir toplumdur. İslam’da teşhir makbul değil merduttur. Vebali büyüktür. “Fâsık-ı mütecahir” (işlediği günühı ilan edip açıklamak) kavramının içine girer teşhircilik. Ama romanda da teşhir değil tebliğ-telkin, talim-terbiye esas alındığı takdirde niye olmasın..? Nitekim bu amaçla yazılmış romanlar da vardır.
***
TASAVVUFTA ŞİİR VE MUSİKİ
İslam’da şiir ve musiki ile ilgili iki ana görüş vardır. (Bkz. Kınalızade Ali Efendi, Ahlâk-ı Âlâî, Devlet ve Aile Ahlakı) Bunları İmam Gazali ve İmam Rabbani’nin (k. esrarahüma) görüşleri olarak, ya da tasavvufta Cehrî ve Hafî yolların görüşleri başlığı altında ele alabiliriz.
a) Zikr-i cehri ile alakadar olan yollarda şiir, şair ve musikinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bunlar musiki ile ilgili birinci görüşü tercih etmişlerdir. Onlara göre, eğer şiir Allah’ı ve ahireti hatırlatıyorsa makbul, nefsani duyguları-arzuları kamçılıyorsa reddolunur. Mesela daha çok kavlî kerametleriyle meşhur olan Yunus Emre, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve emsallerinin şiirleri gibi…
b) Zikr-i hafi ile alakadar olan yollarda ise şiire bakış ve bu yolun büyükleri tarafından yapılan değerlendirmeler oldukça farklıdır. Onlar ikinci yolu tercih etmişlerdir. Yani şiirin, musikinin hiçbir türü ile ilgilenmemişlerdir. Mesela İlahi ve Mevlid’le ilgili İmam-ı Rabbani hazretlerinin Şah-ı Nakşibend hazretlerinden naklen verdiği cevap (mealen) çok dikkat çekicidir: ‘Bizim yolumuzun dışındaki büyükler bu gibi şeylerle meşgul olmuşlardır, red ve inkâr etmeyiz. Bizim yolumuzun büyükleri ise bunlarla meşgul olmamışlardır, kabul etmeyiz.’
Teganni, raks ve sema ile alakalı değerlendirmeleri de şöyledir:
“Raks (mûsıkî refâkatinde yapılan düzenli hareket) ve semâ (dönmek), hakîkatte oyun ve eğlenceden ibârettir. Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeyi tegannîden men için inzâl buyurmuştur:
“İnsanlar arasında, (bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve bir eğlence için) boş lafa müşteri çıkan adam vardır.’ (Lokman sûresi, 6)
“İbn Abbas’ın (r.a.) talebesi ve tabiînin büyüklerinden Mücâhid (r.a.) şöyle dedi:
“Bu âyet-i kerimede geçen ‘lehve’l-hadîs’ yani boş laf, tegannîdir (şarkı, türkü söylemektir). Medârikte ise,‘Lehve’l-hadis; kıssa, hikâye, yatsıdan sonraki (mâlâyani) konuşmalar ve şarkı-türkü söylemektir’ denilmiştir. İbn Abbas ve İbn Mes’ûd (r.anhüm), bunun mânâsının tegannî olduğuna dair yemin etmişlerdir.
“O kimseler ki, yalancı şâhidlik etmezler” (Fürkan sûresi, 72) âyet-i kerimesini izah ederken Mücâhid (r.a.) şöyle demiştir: ‘Yani şarkı ve türkü söylenen yerlerde bulunmazlar.’
“İmam Hüdâ Ebû Mansûr Mâtürîdi’den (r.a.) nakledildiğine göre, şöyle demiştir:
“Zamanımız kurrâlarından birine, tegannî ile Kur’an okurken, güzel okudun diyen kimse kâfir olur… Karısı kendisinden boş olur… Allah Teâlâ, onun hasenâtını, yani yaptığı iyilikleri iptal eder, hükümsüz kılar!”
“Ebû Nasriddebbûsî’nin bildirdiğine göre, Kaadı Zahîreddîn Harzemî (r.aleyh) şöyle demiştir: “Bir şarkıcıdan veya başka bir yerden şarkı ya da benzeri bir şey dinleyen, yahut başka bir haram iş gören kimse; bunu, inanarak veya inanmayarak güzel kabul etse, derhal mürted olur. Zira, dînin hükmünü bâtıl saymış olur. Dînin hükmünü bâtıl sayan bir kimsenin mü’min olmadığında bütün müctehidler ittifak etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk, bu gibi şeylerden bizleri muhâfaza eylesin!
“Tegannî’nin haram olduğuna dâir âyetler, hadisler ve fıkhî rivayetler o kadar çoktur ki, saymak zordur. Vaziyet anlatıldığı gibi olunca, bir şahsın, tegannînin mubah olduğuna dair nakledeceği mensuh (hükmü kalkmış) bir hadis veya şâz (hükümsüz) bir rivayete itibar edilmez. Zira hiçbir fakîh, hiçbir vakit tegannînin mubah olduğu hakkında fetvâ vermemiştir. Raksedip ayakları yere vurmayı câiz görmemiştir. Nitekim bunlar, İmâm Hümâm Ziyâeddîn Şâmî’nin, Mültakıyt isimli risâlesinde anlatılmıştır.
“Sofiyyenin (tasavvuf erbâbının) amelleri, helâl ve haram mevzuunda senet değildir. Fakat onları ayıplayamayız da; mâzur görürüz. İşlerini Allah’a bırakınız.
“Helâl ve haramı anlamakta, İmam Ebû Hanîfe, İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’in (rahimehullah) kavilleri mûteberdir. Şiblî’nin ve Ebû Hüseyin Nûrî’nin (k.s.) amellerine bakılmaz.
“Bugün, şeyhlerinin amellerinden başka bir şeye bakmayan ve kulak asmayan sofiyye, raks ve semâ’ı dinleri ve şerîatleri hâline getirmişlerdir. Şeyhlerinin amellerine istinad edip, onu, tâatları ve ibâdetleri olarak kabûl etmişlerdir. ‘Onlar öyle kimselerdir ki, dinlerini bir oyun bir eğlence haline getirmişlerdir...’ (A’râf sûresi, 51)
“Yukarıdaki rivâyetlerden anlaşılmış oluyor ki; bir kimse, haram bir fiili güzel kabul ederse, İslâm zümresinden çıkar, mürted olur. Bunun üzerine, semâ ve raks meclisine tâ’zim etmenin (kabul ve tasvip ederek saygı göstermenin); hatta, onu ibâdet ve tâat hâline getirmenin şenâetini (fenalığını) düşünmek lâzımdır!..” (el-Mektubat, 1, 266)
***
Netice; şiirle meşgul olması gerekenlerin, bu dalda kabiliyet ve istidadı olanların, her şeyde ve her alanda olduğu gibi, kıstaslara/kriterlere riayet etmeleri, ölçüyü kaçırmamaları icap etmektedir.
***
GÜNÜMÜZDE ŞİİR VE MÜTEŞAİRLER
Hemen her sâhada olduğu gibi, günümüzde şiirin de şairin de ölçüsü kalmamıştır. Serbest nazım diye bir şey tutturulmuş, salkım-saçak bir şeyler üretilmeye çalışılıyor. Evet, şiirin de serbestisi vardır elbette. Ama ne olursa olsun, onun da bir kriteri olması gerekmez mi? Gerek ses ve gerekse mana yönüyle… Her neyse şiirle meşgul olmadığımıza göre, işin bu yönünü daha fazla kurcalamadan iki fıkra ile yetinelim.
Garip halleriyle meşhur olan şair Ali Rûhi Bey, klasik şiirin tabuta konulup defnedilmeye çalışıldığı ve serbest nazım ile şiir yazmanın moda olduğu devirlerde bir gün, eline geçen “Gülşen” mecmuasında, genç şairlerden birinin irili-ufaklı mısra‘larla bütün bir sahifeyi dolduran şiirini görüp merakla okur. Armudî istifi ile bu alışılmadık kelime yığınına, uzun uzun baktıktan sonra,
– Acâyip, der, bunlar üzüm salkımı; yazanlar da şair değil, manav olsa gerek!..
MÜTEŞAİR KİMDİR?
Namık Kemal bir edebiyat meclisinde ciddî bir münâkaşaya girmiş… Münâkaşa dönüp dolaşmış, dünyanın esasını teşkil eden ahlât-ı erbaa (Ahlât-ı erbaa, insan vücudundaki dört unsur demektir: Toprak, hava, su, ateş. Anâsır-ı erbaa da denir) bahsine gelmiştir. O devirlerde ahlât-ı erbaayı bilmeden şairlik iddialarında bulunmak düşünülemezdi. Mevzuyu herkes biliyor ve münâkaşa iyiden iyiye kızışıyordu. O sırada devrin müteşairânından (şair olmadığı halde şairmiş gibi geçinenlerinden) Diyarbakırlı Deli Nâim,
– Kemal Bey, Kemal Bey!.. diye sanki kendisinin de bu hususta önemli bir fikri varmış gibi ateşli ateşli bağırıp Namık Kemal’i susturur. Mecliste gözler ona çevrilmiş ve münâkaşa yeni bir hal alacak diye herkes pür-dikkat beklemeye başlamıştır. O sırada Nâim Efendi’nin gayet yumuşak bir sesle,
– Kuzum, ahlât-ı erbaa ne demektir? diye sorması üzerine Namık Kemal, bir şairden bu cehâlet ve densizliği görünce, hiddetle bağırmış;
şafii mezhebinin kurucusu - imam şafii hazretlerinin kısaca hayatı - şafii mezhebinin öncüsü - imam şafiinin vefatı
İmam Şafiî (r.h.) hazretlerinin asıl adı, Muhammed bin İdris’tir. Dedesi “Şafiî” ashabı kiramdandı. Ona izafeten imam Şafiî hazretlerine Şafiî denilmiştir.
Anne tarafından da Hazreti Hasanın soyundan gelmektedir. 150 (M. 767) senesinde Gazze’de doğdu. Daha beşikteyken babası vefat etti.
Annesi onu alıp asıl memleketleri olan Mekke’ye getirdi. Orada tahsile başladı.
Yedi yaşında iken Kur’âni kerimi ezberledi.
Defter ve kağıt alacak imkanı olmadığı için derslerini kemik parçalarının üzerine yazardı.
Arab dili ve Edebiyatının inceliklerini öğrenmek için. çölde yaşayan Huzey kabilesinin arasına gitti. 0 çağda bu kabile, dili en fesih olan kabileydi.
On yaşında iken İmam Malik hazretlerinin “Muvatta” isimli hadis kitabını dokuz gecede ezberlemesi çok meşhurdur. Daha sonra imam Mâlik hazretlerine talebe oldu. Çalışkanlığı, samimiyeti ve saygısıyla hocasının himmet ve duasını aldı. Kısa sürede bütün ilimlerde ilerledi. Aklî ve nakit bütün ilimlerde söz sahibi oldu. Yemende kadîlik yaptıktan sonra bu vazifeyi bıraktı.
Bağdât’a gidip orada İmam- hazretlerinin talebesi Muhammed (r-h-)dan ders almaya başladı.. İmam Muhammed ayrıca üvey babasıydı..
İmam Şafiî hazretleri. 204 (M. 820) yılında Mısır da bir Cuma gecesi, 54 yaşmda vefat etti. (r.a.)
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/182-183.
sonu cı ile biten kelimeler - sonu ci ile biten kelimeler - sonu cı ve ci ile biten sözcükler
akılcı
arıcı
bakıcı
camcı
çıkarcı
dilenci
duvarcı
ferahlatıcı
fırıncı
hancı
serinletici
sinemacı
sıkıcı
şekerci
sıkıcı
sıvacı
takıcı
yakıcı
yalancı
yanıcı
yapıcı
yazıcı
yorgancı
Listede olmayıp ta aklınıza gelen kelimeler varsa paylaşabilirsiniz..
peygamberimizin cennet hadisleri - peygamberimizin sabredenlerle ilgili hadisleri - Allah için sevmenin cennet ki karşılığı - zulme uğrayanların sabretmesinin karşılığı
Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Allahü Teâlâ hazretleri, âhirette mahlukatı topladığı zaman, bir münâdî şöyle nida eder:
-”Fazilet ehli nerededirler?“
Bir gurup insanlar cevap verip ayağa kalkarlar. Ve onlar sür’atle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-”Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
-”Biz fazilet ehliyiz!” derler. Melekler:
-”Sizin faziletiniz neydi?” diye sorar. Onlar:
-”Bize zülüm edildiği zaman biz sabrederdik. Ve bize kötülük edildiğinde affederdik. (1/257) derler. Melekler onlara:
-”Girin Cennete! Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!” derler.
Sonra bir münâdî şöyle nida eder:
-”Sabır ehli nerededirler?“
Bâzı insanlar ayağa kalkarlar. Ve onlar süratle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-”Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
“Biz sabır ehliyiz!” derler. Melekler sorarlar:
-”Sizin sabrınız neydi?” Onlar:
-”Biz Allah’ın taatı üzerine sabrederdik ve biz Allah’ın isyanlarının üzerine yâni günah işlememek için sabrederdik,” derler.
-”Girin Cennete! Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!” derler.
Sonra bir münâdî şöyle nida eder:
-”Birbirlerini Allah için sevenler nerededirler?“
Bâzı insanlar ağa kalkarlar. Ve onlar süratle Cennete doğru koşarlar. Yolda melekler onlarla karşılaşırlar. Melekler sorarlar:
-”Sizi süratle Cennete koşarken görüyoruz! Sizler kimlersiniz?” Onlar:
“Biz muhabbet ehliyiz! Birbirimizi Allah için sevenleriz!” derler. Melekler sorarlar:
-”Sizin Allah için olan muhabbetiniz neydi?” Onlar:
-”Biz birbirimizi sırf Allah için severdik,” derler.
-”Girin Cennetel Cennet, çalışanların ne güzel ecir ve karşılığıdır!’* derler. Bu hadis-i şerif, “Nüzhetü*I-Kulûb” isimli kitabda geçmektedir.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/174-176.
nefsimize uymamak için ne yapalım - nefsi bırakmak nasıl olur - Allaha yaklaşmanın yolu nefsi terketmekten geçer
Bu kadar külfetler içerisinde, varlığını gösteren yalnız Allah’ü Taala’dır. Bundan sonra nefsin gelir. Muhatap olarak meydanda da sen varsın.
Nefis; başta Allah’ın zıddıdır. Halbuki her şey sahiplidir. Böyle olduğu için nefis, hem yaradılış itibariyle, hem de mülk olarak Allah’ındır. Bu arada nefse boş iddia ve arzu, bir de kötülükleri ile sevinmesi kalır.
İş böyle olduğuna göre, sen, Hakka uyarak nefsine muhalefet edesen; Allah için nefsine hasım olmuş olursun… Allah-ü Taala, Davud’da (A.S) şöyle buyurdu:
- “Ya Davud, ben daimi kuvvetinim, bu kuvvetini nefsine düşman olarak ibadete vermeğe çalış. “
Ey mümin, eğer sen de böyle yapar ve bu halde kalırsan, kulluğun ve Allah’a karşı olan bağlılığın doğru olur. Rızkın ne ise… rahat,güzel, hoşolarak gelir; aziz ve mukerrem olursun. Ve her şey sana hizmet etmeğe başlar. Sana tazim ederler, hürmet ederler… Çünkü onlar yaratanına bağlıdır. Sen ise onun sevgili kulusun.
Onları Hak yaratmıştır. Onlar da bunu ikrar etmektedirler. Nasıl ki; Allah-ü Taala bunu şu ayetlerde haber vermiştir.
- “Allah’ı tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, lakin siz onların tesbihini anlayamazsınız.”
- “ Göğe ve yere isteyerek veya zorla geliniz… diye buyurdu. Onlar da dediler:
- İsteyerek geldik...”
İbadetin başı nefse muhalefet etmektir. Allah-ü Taala buyurdu:
- “Nefsine uyma; nefs seni Allah yolundan ayırır.”
Davud’a da şöyle buyurmuştur:
- “Ey Davud, nefsini bırak, çünkü o, daima münazaa çıkarır. “
Beyazid-i Bestami’den (Rh.) bir rivayet vardır. Beyazid mana aleminde tecelli-i ilahiye nail olur ve sorar:
- “Yarabbi, sana nasıl gelinir?
Şu cevabı alır….
Nefsini bırak da gel…
Beyazid der ki:
Nefsimi bıraktım, yılan soyunduğu gibi ben de nefsimden soyundum… Her hayrın ve her güzelliğin onu bırakmakta olduğunu gördüm...”
Eğer takva halinde isen, nefsine daima muhalefet et… Halkın varlığını kalbinden çıkar. Onlardan her hangi bir şey bekleme. Onlara minnet etme. Onlara güvenme, onların elindeki dünyalığa göz atma. Onların iyiliği seni sevindirmesin, kötülükleri de gücendirmesin. Onların hediyesini, sadakasını, zekatlarını, adaklarını bekleme.
Şayet senin mal, mülk sahibi bir adamın varsa sakın mirasına konmak için ölümünü .isteme…
Halkı hakikaten kalbinden çıkar. Onları kah açılan, kah kapanan bir kapı bil. Onları, meyvesi bazen var, bazen de yok olan ağaçlar gör… Bu işlerin hepsini bir faile bağla ve bir müdebbirin tedbiri kabul et. Bu fail ve müdebbirin de Allah olduğuna inan ki, muvahhid olasın.
Bu anlattığımız şeyleri kabul etmekle beraber kulların çalışmasını da inkar etme…
Sonra cebriye mezhebine girmiş olursun. Her ikisini birleştirirsen cebriye mezhebinden kurtulursun. Allah’ın yardımı olmadan onların işi tamam olmayacağını iyi bil. Allah’ı unutarak onlara tapma. Bunların yaptığı, Allah’ın işinden ayrıdır, deme. Hakkı inkar etmiş olursun. Kadriye mezhebine girmiş olursun. Allah, gücü kuvveti verir, kullar da yapar, de…
Bu hükümlerde Allah’ın emri ne ise ona bağlan. Bunlardan haddi aşmayarak kısmetin ne ise onu al. Allah’ın hükmü, sana ve bütün mahlukata kendi verdiği
hükmü ile olur. Sakın sen hakim olmaya kalkmayasın. Sen de onlar gibi kader-i ilahinin çizgisi dahilindesin. Kader ise karanlıktır. Karanlığa lamba ile gir. Bu lamba da Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir. Sakın bu ikisinden ayrılma… Eğer bir hatıra kalbine gelirse ve sıkışık durumda kalırsan, onu derhal kitap ve sünnet ölçüsüne vur… Mesela, zina etmek, gösteriş yapmak gibi şeylerden olduğunu görürsen, facir (*) ve fasiklerle (**) birleşmek gibi şeyler olursa –ki bunlar haramdırsakın yapma… Derhal bu gibi düşünceleri bırak… Bunlardan başka haram şeyler olursa hemen ört… kaç… Kabul etme, amel etme… Bu gibi şeylerin şeytan tarafından sana hatırlatıldığını bil.
O sana gelen hatıranın, mübah olan arzulardan, evlenmek, yemek, içmek nev’inden bazı şeyler… yine yapma. İhtimal ki aklın ermediği bazı kötülükler onda
gizlidir. Mesela bakarsın sana bir fikir gelir:
- Bu müşkülün için falan yere git; oradaki falan zata arz et…
Halbuki senin o zata ihtiyacın yoktur. Belki de senin ilmin, irfanın daha üstündür.
Bunları da onunla anlıyorsun. Burada biraz dur. Hemen oraya koşma…
Bazen de kendi kendine dersin:
- Herhalde bu Allah tarafından ilhamdır, bununla amel edeyim…
Hayır bunu da yapma! Bu işte de hayırlısını bekle… Bunun Hak tarafından olduğunu anlamak için, o ilhamın sana tekerrür halinde gelmesi lazımdır… Yahut sana, o işi yapman için manevi bir emir verilir, o zaman yaparsın. Allah için bilgi sahibi olanlara bu gibi şeylerde bazı alametler zuhur eder; bunu da ancak akıllı veliler ve ebdal zümresi bilir.
Bu anlatılan şeyleri sakın yanlış anlama… Bunlar, emir ve yasakların haricindeki şeylere aittir. Şer’i hükümlere uyman ve tamamiyle tatbik etmen lazımdır. Aksi halde manevi alemden hiç nasib alamazsın…