Axi_Sheytan1

Axi_Sheytan1

Üye
24.10.2009
Uzman Onbaşı
3.266
Hakkında

#25.10.2009 09:37 0 0 0
#25.10.2009 09:36 0 0 0
  • hepsi yaşımıza uymualar ama yinede birbirinden güzeller
    hepside beren saate çok yakışıyor
#25.10.2009 09:35 0 0 0
#25.10.2009 09:32 0 0 0
  • Uyurken ışığı söndürmeyi unutmayın


    Sağlık uzmanları, "gece lambası da olsa ışıktan kaçının" uyarısında bulunuyor. Çünkü vücudu gençleştiren ve hücreleri yenileyen hormonlarla ışık arasında ilginç bir bağlantı var.


    Karanlıkta uyumak beynin melatonin hormonu salgılamasını sağlayarak kişiyi kanserden koruyor. Işıkta bu hormon salgılanmadığı için kanser hücreleri daha çabuk gelişiyor.

    Bulguyu destekleyen Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı 'muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar' listesine dahil etti. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise gece aydınlatmalarının zararlarını anlatmak için hazırladığı raporda melatonin hormonunun önemini vurguluyor.

    Raporun önümüzdeki günlerde bütün belediyelere gönderileceğini açıklayan Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, "Belediyelere, sağlığımız için 'gereksiz aydınlatmayla karanlığımızı kısmayın' çağrısında bulunacağız." dedi. Konuyu görüşmek üzere önümüzdeki hafta Ulusal Kanser Danışma Kurulu toplanacak. Buradan çıkan sonuç bildirgesinde yeterli aydınlanma dışındaki ışığın gece insan sağlığına zararlı olduğu mesajı verilecek. Şehirlerdeki bilinçsiz gece aydınlatmaları ve bunun insan sağlığı üzerindeki etkilerine yer verilecek. Belediyelerden şehir merkezlerini ayrı, yerleşim yerlerini ayrı aydınlatmaları istenecek. Sokak lambalarının sadece aşağıya ışık vermesi, evlere yansıtılmaması gerektiği aktarılacak. Rapor Enerji Bakanlığı'na da gönderilecek.

    Melatonin hormonu saat 23.00 ile 05.00 arasında tam olarak salgılanıyor. Bu saatler arasında karanlıkta uyunduğunda hormon, hücreleri yeniliyor. Bağışık sistemini düzenliyor. Vücudun biyolojik saatini koruyor, ritmini ayarlıyor. Üreme sistemini geliştiriyor. En önemlisi kanserli hücrelere karşı koruma sağlıyor. Görme engellilerin kansere daha az yakalanması bu durumu destekliyor. Bu sebeple çocukların gece kesinlikle ışıkta uyutulmaması gerekiyor.

    Sağlığınız için bunlara dikkat edin

    -Gece mutlaka karanlık ortamda uyuyun.

    -Gece lambası kullanmayın. Zaruriyse solgun kırmızı ışık olanları tercih edin.

    -Erken yatarak hücreleri yenileyen melatonin hormonunun tam salgılanmasını sağlayın.

    -Televizyon karşısında uyumayın.

    -Akşam çalışmalarınızı mümkünse gündüze kaydırın.

    -Vişne, lahana, badem gibi melatoninden zengin besinler tüketin.

    (Zaman)
#25.10.2009 09:24 0 0 0
  • Vücudun çeşitli bölgelerinde gelişen değişik kanser türleri göze ve göz etrafı dokulara metastaz (yayılım) yapabilir. Bu nedenle sistemik kötü huylu tümörü olan hastalarda görme ile ilgili şikayetler oluştuğunda hastanın bir oküler onkoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Günümüz şartlarında gözdeki kitleler lazer radyoterapi gibi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Ancak çoğu zaman başka bir bölgede de aktif bir tümör olabileceğini gösterdiğinden genel vücut taraması yapılması çok önemlidir.
#25.10.2009 09:19 0 0 0
  • Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu, omurilik yaralanmalarında kök hücre uygulamasına izin verdi.


    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, uygulamanın, iyileşme şansı olmayan hastalar için umut olacağını söyledi.
    ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi, sağlık Bakanlığı'nın izniyle omurilik yaralanmalarında kök hücre uygulaması yapacak. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, İbni Sina Hastanesi'nde düzenlenen basın toplantısında, uygulamanın, omurilik yaralanmalarında iyileşme şansı olmayan hastalar için umut olacağını söyledi. Prof. Ökten, konu üzerinde uzun yıllardır çalıştıklarını ve Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu'ndan alınan izinle Türkiye'de bu alanda ilk kez klinik çalışma yapılacağını vurguladı.


    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihat Egemen ise nörolojik bilimlerde bazı hastalıkların henüz tıbbi ilaç veya cerrahi girişimlerle tedavisinin yapılamadığını, ileri düzeyde omurilik yaralanmasının da bunlardan biri olduğunu anlattı. Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Ayhan Attar da şu bilgileri verdi:


    "Nöroşirürji Kliniği'nde kurulan kök hücre araştırma laboratuvarında, hayvanlarda deneysel kök hücre araştırmalarının bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da devam ediyor. İnsanlarda yapılacak araştırmada, hastalar, çok ciddi omurilik yaralanmasına uğramış, kendi kendilerine iyileşme şansı en az olan grup içerisinden seçilecek. Hastalar, Sağlık Bakanlığı'nın öngördüğü sigorta işlemlerinden geçecek. Üniversitemiz Tıp Fakültesi hastanesinde yapılacak operasyonların takibinden ben ve Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meral Beksaç sorumlu olacak."


    Uygulamanın, hastalara maddi bir yük getirmeyeceğini belirten Doç. Dr. Attar, tüm masrafların sponsor firmalar tarafından karşılanacağını söyledi. Doç. Dr. Attar, ilk planda 10 hastanın kabul edileceğini ve ilk operasyonun Kasım başında yapılacağını anlattı. Hastaların en az 17 yaşında olması gerekiyor.
#25.10.2009 09:15 0 0 0
  • Künt cisimlerle oluşan yaralanmalar daha sıklıkla görülür parmak yumruk dirsek top gibi sert cisimlerin çarpması sonucu gelişir. Ani darbe sonucu gözün sıkışması ve şekil değiştirmesi göziçi kanamalara ve lensin kesifleşerek katarakt gelişimine yol açabilir. Kanamalar ön kamara (kornea ile renkli tabaka olan iris arasında) gözün arka kısmındaki sıvı (vitreus) veya retina tabakasında olabilir.
    Şiddetli künt travmalar göz duvarının yırtılması (rüptür) ile sonuçlanabilir bu durumda acil cerrahi müdahale gerekir.
    Künt darbeler gözün ağ tabakasında (retina) da problemlere yol açabilirler bu tabakada olaşabilecek yırtıklara bağlı gelişen retina ayrılması (dekolman) acil olarak tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kayıpları ile sonuçlanabilir. Künt darbeler sonucu retina tabakasının en hassas olan ve ışınların odaklandığı bölgesi olan sarı nokta (maküla) bölgesinde şişme sonucu görme kayıpları da gelişebilir. İlk anda farkına varılmasa da aylar veya yıllar sonra travmanın geç etkileri olan katarakt göz tansiyonu ve retina ayrılması gibi durumlarla da karşılaşılabilir o yüzden travma olgularında uzun süreli takip de önemlidir.
#25.10.2009 09:14 0 0 0
  • Bilenler bilir :

    Zaten tabiatı bile ayrılık üzerine kurmamış mı yaradan;
    Yaprak düşer dalından, su iner bulutlardan;

    Seviyorum derken bile ayrılır sözler dudaklardan...
    Tam vakti;
    susturucu takıLmışken yüreğime, haykıramazken,
    her kurşun içimi parçaLarken, infiLak ederken isyanLarım sensizLiğe,
    ve akarken gözümden ırmak ırmak,
    Susma ömrüm!...


    alıntı
    harika ve duygusal birşey
#25.10.2009 09:08 0 0 0
  • Sempati Psikolojik Danışmanlık ve Hipnoterapi Merkezi psikologu Dr Ramazan Özarslan, karakter oluşumunun 3-6 yaş arasında oluştuğunu söyledi.


    Bu yastaki çocukların belleklerinin kamera gibi her şeyi kayıt altına aldığına işaret eden Özarslan, Okul Öncesi Eğitim ve Öğretimde çocuklar yaramazlık yaptığında kesinlikle azarlanmaması ve yüksek sesle uyarılmaması gerektiğine dikkat çekti. Özarslan, 3 6 arasında tokat yiyen bir çocuğun o anda yaşadığı korkuyu bir ömür boyu unutamayacağını ifade etti yaş ile.



    Okul Öncesi Eğitimde çocukların öğrenmeye ilgisini ve güdü OLMASINI görsel oyun nesneleriyle ön hazırlık yapılmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Özarslan, oyun doyumunu alan bir çocuğun da öğrenme istediğinin artacağını söyledi. Özarslan, "Kişilik ve sağlam karakter oluşumunda Okul Öncesi Eğitimin önemi çok büyük. Sağlam karakterli ve kendine özgüveni olan insanlar yetiştirmek istiyorsak okul öncesi eğitime özel önem vermeliyiz. Okul Öncesi Eğitim, insan eğitim ve öğretiminin temelini oluşturur. Öğrenmeyi Çocuk oyun oynayarak sağlarsa hayal gücü kuvvetli olur. " diye konuştu.



    Avrupa ülkelerinde Okul Öncesi Eğitimin ortalama yüzde 60 oranında olduğunu belirten Özarslan, Almanya, Belçika, Hollanda, İsviçre ve Norveç'te bazı Aileler ve hastanelerin kadın doğum Üniteleri hamile kadınlara dinlendirici müzik eşliğinde kitap okuduğunu ifade etti. Özarslan, çocuk eğitim ve öğretiminin anne karnında başladığını sözlerine ekledi.



    7 yıldır Antalya'nın Manavgat ilçesi Sorgun Mahallesi'nde yaşayan Alman sosyal intibak pedagogu Petra Ottmann, çocuk Eğitimin ve öğretiminin temelini Okul Öncesi Eğitimle başladığını ifade etti. Dünyanın neredesinde olursa olsun çocuğun ilk öğretmeninin annesi olduğunun unutulmaması gerektiğini belirten Alman pedagog, "Avrupa'da eğitim ve öğretimin temelini Okul Öncesi Eğitim ve Öğretim oluşturur. Çocuğun zeka ve hayata intibakı okul öncesi eğitim ve öğretimle şekillenir. 3 ile 6 yaş arasında çocukların yüzde alıcılıkları 100'dür. Günün 24 saati kayıt yapar. Anne ve babalar bu yaşta çocuklarının yanında hal ve hareketlerine dikkat etmeli. Bu süreçte belleğe Yapılan bir 50 yıl sonra ortaya çıkabilir kayıt. "diye konuştu
#25.10.2009 09:03 0 0 0
  • Bebeğinizin diş çıkardığını nasıl anlarsınız ve diş rahatsızlıklarını gidermek için neler yapmalısınız?

    Bebeğin diş çıkarması 6.ay ile 16.ay arasında devam eden ve ne zaman başlayacağı belli olmayan bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcı kalıtsal özelliklere de bağlıdır. Anne-babanın diş çıkarma periyodu bebeğe yansır. Bununla beraber diş çıkarma döneminde belirtiler bebekten bebeğe göre de değişiklik gösterir. Bazı bebeklerde hiçbir belirti olmadan dişler çıkarken, bazılarında diş belirti verip günlerce gelişmeden bekleyebilir.

    Diş çıkarma döneminde önemli olan bebeği dikkatle takip etmek, rahatsızlığı varsa gidermeye çalışmak ve mümkün olduğunca fazla sevgi, şefkat ve ilgi göstermektir. Çünkü çoğu bebeğin diş çıkarma döneminde diş etlerinde ağrı olur ve bunu ona unutturmak için yoğun ilgi gerekebilir.

    Diş çıkartırken karşılaşılan rahatsızlıklar:

    Ağrı ve huzursuzluk: Diş etlerinde dişlerin baskısı ile oluşan ağrılar bebekte huzursuzluğa yol açabilir. Bu gibi durumlarda küçük parmaklarla çok hafif masajlar ve hekim tavsiyesi ile diş etlerini rahatlatıcı kremler kullanılması huzursuzluğu biraz olsun azaltabilir.

    Ağız salgılarının artması: Diş çıkaran bebeklerde salya akıtma çok yoğun şekilde görülebilir. Aslında bebekler onuncu haftadan itibaren salya akıtırlar ancak diş çıkarma ile beraber bu çok yoğunlaşabilir.

    Yüzde kızarıklıklar: Yoğun salya akıtması sonucunda bebeğin özellikle çene kısmı tahriş olur ve kızarıklıklar görülebilir. Bu kızarıklıkları önlemek için salyasının gün boyunca yumuşak mendil veya bezlerle silinmesi gerekir. Ayrıca yatağında yatarken de çarşafı ıslatmaması için havlu kullanarak çarşafla temastan kaynaklanabilecek tahrişler önlenebilir.

    Öksürük: Aşırı ağız sıvısı salgılaması bebekte hafif öksürüğe yol açabilir. Eğer nezle grip gibi bir takım hastalıklarla ilgili belirtiler göstermiyorsa endişeye gerek yoktur.

    Beslenememe: Bebek diş çıkartırken rahatlamak için herşeyi ağzına ***ürebilir ancak bu besleneceği anlamına gelmez. Çünkü emmek ya da biberonla beslenmek acısını artırabileceğinden bazı dirençler ile karşılaşmak normaldir. Özellikle katı gıdalar ile beslenmeye başlayan bebekler, bu yiyeceklere ilgilerini kaybedebilirler. Ancak bu kısa süreli bir dönemdir ve bu dönemi sıvı gıdalarla atlatarak bebeği bu şekilde beslemek bir çözüm yolu olacaktır.

    İshal: Bu durum hekimlerin şüphe ile yaklaştığı bir durumdur. Zira diş çıkarma ile ishal arasındaki ilişki kesin değildir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bebeğin diş çıkarmadan dolayı yakalandığı ishali en fazla 2 dışkılama sonra kesilip kesilmediğidir. Daha uzun süren durumlarda mutlaka önlemler alınmalı ve doktora danışılmalıdır.

    Ateş: Ateş, diş etlerindeki ağrı ve baskının artması ile görülebilir. Bu durumda da yine ateş karşısında alınan önlemlerin alınması ve 3 günü aşan durumlarda mutlaka doktora danışılmasında fayda vardır.

    Dişeti kanaması: Bazen diş gelirken çok hafif kanama da yapabilir. Bu kanama, mavimsi bir leke olarak görülebilir. Genellikle endişeye gerek kalmadan kendiliğinden iyileşir.

    Kulak ve yanaklarda rahatsızlık: Diş çıkaran bebeklerde kulaklarını çekiştirme veya yanaklarını kaşıma gibi halleri görülebilir. Özellikle azı dişleri çıkarken, dişetlerindeki ağrı sinirler nedeni ile kulak ve yanağa etki edebilir. Bu nedenle bebeğin bu rahatsızlıktan dolayı kulak veya yanaklarına küçük parmaklarla hafif masaj yaparak onu rahatlatmaya çalışmak iyi olacaktır.

    Uykusuzluk: Bebekler yalnızca gündüz diş çıkarmadığından gece uykusunda da azalma görülebilir.

    Bebeğin rahatsızlıkları nasıl hafifletilir?

    Bebek, diş çıkarmanın verdiği rahatsızlıklarla daha nazlı ve yorgun olacaktır. Bu nedenle ona mümkün olduğunca şefkat, sevgi ve ilgi göstermek gerekmektedir. Bu dönemde özellikle dikkatini başka yönlere çekecek ortamlar yaratmak (oyun oynatmaya çalışmak, vs) acısını hafifletmeye yardımcı olur.


    Bebeğinizin dişetlerine temiz parmaklarınızla veya nemli gazlı bezle masaj yapabilirsiniz. Uygulanan basınç bebeğinizin rahatsızlık hissinin azalmasına yardımcı olur.
    Sert plastikten yapılmış dişeti kaşıyıcıları bu dönemde iyi bir çözümdür. Biberon da içine su doldurularak dişetlerini rahatlatmak ve kaşımak amacıyla kullanılabilir. Bebeğinize bu dönemde dişlerini kaşıması için bisküvi vermeyin. Şekerli olması sebebiyle diş çürüğüne sebep olabilir.
    Dişeti kaşıyıcılarının veya temiz gazlı bezin bir süre buzdolabında tutulup kullanılması da rahatlatıcı özelliği arttırabilir. Bununla birlikte bebeğinize aşırı soğuk, derin dondurucuda bırakılmış dişeti kaşıyıcısı kesinlikle vermeyin. Aşırı soğuk dişetlerine yarar sağlamaktan ziyade zarar verebilir. Eğer bebeğiniz katı beslenmeye geçmişse elma püresi veya yoğurt gibi soğuk yiyecekler verebilirsiniz.
    Salya, diş sürmesi esnasında oldukça artar. Derinin tahriş olmasını engellemek için yumuşak bir bezle bebeğinizin çenesini sık sık kurulayın. Uyurken çarşafının ıslanmaması için bebeğinizin başının altına temiz bir örtü serin.
    Bebeğinizin ateşi varsa, huzursuzluk ve rahatsızlığı çok artmışsa ve başka hastalık belirtileri varsa çocuk doktorunuza hemen danışmalısınız.
    Dişlerin Çıkış Sırası:

    Bebeğin dişleri 6 aydan sonra herhangi bir günde çıkmaya başlayabilir. Normal koşullarda 1 yılın sonunda bebeğin 8 dişi olur. 2 yıl sonunda ise 16-18 diş olması normaldir. Dişlerin geç çıkması veya eksik gelişmesi kalıtsal özelliklere bağlı olabileceği gibi Raşitizm (D Vitamini eksikliği) nedeni ile de olabilir. Bu nedenle takip çok önemlidir.
#25.10.2009 09:02 0 0 0
  • Çocuklarda konuşma problemleri

    Çocuğun psikososyal gelişimini etkileyen konuşma problemlerinin nedenleri ve alınabilecek önlemler
    Çocuk ilk doğduğu günden itibaren sürekli olarak psikososyal gelişim süreci içerisindedir. Dil gelişimi de belli ölçüde doğumdan itibaren gelişmeye başlar. En ideal olanı çocuğun yaşına uygun konuşma becerisine sahip olması ve bu yönde herhangi bir gelişimsel bir sıkıntı yaşanmamasıdır.

    Çocuğun zamanında konuşması, psikososyal gelişimin aşamalarının düzenli olması, çocuğun sosyal ilişkilerinin ve gelişiminin normal olması, zeka ve öğrenme kapasitesinin normal seviyeye gelmesi, ulaşması gereken gelişimsel dönemlere varması için önemlidir.

    Genelde bütün çocukların konuşması ve dil gelişiminin olması için yapısal olarak sinir sisteminin, sinir sistemi ile dil kasları arası yolların, ağız - damak - dudak - diş yapısının doğuştan normal olması gerekmektedir. Bunlardaki herhangi bir doğumsal sıkıntı ve eksiklik veya sonradan oluşabilecek bozukluk, çocuğun konuşmasını negatif yönde etkileyecektir.

    Konuşmanın gelişme süreçleri

    Çocuklar genelde ilk altı ayında yavaş yavaş heceleri çıkarmaya başlar, 12 aydan itibaren kelimeleri dile getirmeye başlar, 18 aydan itibaren de cümle kurmaya başlar. Bu gelişim dönemlerinin çok gerisinde kalan çocukların genel olarak konuşma yönünden incelenmesi gereklidir. Çünkü gözden kaçırılacak bir durum çocuğun iletişim sorununa ikincil olarak, normal zeka gelişimini, sosyal gelişimini kötü yönde etkileyecektir.

    Bu arada bazı çocuklar hiçbir problemi olmadığı halde geç konuşmaya başlamakta ve konuşma geç olmaktadır. Burada anne babanın yapması gereken, belli bir süre bekledikten sonra hala konuşmayan çocuklar için gerekli kontrolleri yaptırmak olacaktır.

    Konuşma problemlerinin nedenleri

    Konuşmaya negatif etki eden, yani geç konuşmaya neden olan ya da istenen konuşma seviyesini engelleyen durumlar nelerdir? Bunun en sık karşılaşılan nedenleri arasında zeka sorunları yer alır. Zeka olarak yaşıtlarına göre geri olan çocuklar, yaşıtlarından daha geç konuşmaya başlayacaklardır.

    İşitme sorunu olan çocuklar dış dünyadan hiç bir ses işitmedikleri ve uyaran almadıkları için konuşma sorunu onlarda da yoğun bir şekilde olacaktır. Çocuğun konuşma mekanizmasının ve yeteneğinin gelişmesi için dış dünyadan ses olarak uyarı alması, bunları algılaması, yorumlaması, ayırt etmesi ve bunun sonucunda ona benzer sesleri çıkartması süreci gereklidir

    Konuşmaya negatif etki edecek diğer bir durum ise çocuğun görme sorunu olmasıdır. Bu durum işitme sorunu kadar probleme yol açmasa da çocuğun etrafında olup bitenleri görmesi, nesneleri tanıması, isimlerini öğrenmesi, diğer çocuklara uyum sağlaması açısından, görme özrünün olması konuşma açısından sorun olabilmektedir.

    Bir başka neden olarak sık havale ve epilepsi geçiren çocukları örnek olarak verebiliriz . Bazı çocuklar normal konuşmaya başladıkları halde, hatta bazı cümleler kurmalarına karşın geçirdikleri havaleler ve epileptik nöbetler çocukların beynindeki işitme merkezi veya ilgili bölümlerde zarara yol açarak , konuşma açısından ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle anne babaların çocuklarının havale geçirmesini engellemeleri önemlidir. Bu durumu olan çocuklarda EEG (elektroensefalografi) çekilerek kolaylıkla havale ye bağlı sorunlar tespit edilebilir.

    Bir diğer neden olarak kendi halinde olan, çok fazla uyarı almayan çocuklarda, geç konuşma ve iletişim sorunları olabilmektedir. Çocuğun doğduğu andan itibaren insanlar arasında olması, onunla konuşulması, sevilmesi, oyun oynanması onun gerekli çevresel uyarıları alarak konuşmasını hızlandıracaktır. Diğer yandan etrafında fazla insan bulamayan, kendi halinde kalan çocuklarda bu gelişim geri olabilmektedir.

    Yukarıda bahsedilen soruna paralel olarak özellikle 0-3 yaşta izlenen televizyona bağlı olarak çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi bir durumun olduğu bir psikiyatrik tablo gelişebilir. Buna bağlı olarak çocukların konuşması gelişmez veya geliştikten sonra gerileyebilir.

    Ayrıca evde konuşulan dilin niteliğinin bozuk olması, model olacak kişilerin azlığı, yanlış öğrenmeler ve alışkanlıklar, uyum problemleri, içe kapanıklık, kaza ya da benzeri şoklar, dilin sürekli tartışma aracı olarak kullanıldığı huzursuz ortamlar gibi durumlar da konuşma sıkıntılarının yaşanmasına neden olur. Tüm bunların yanı sıra düzenleme bozuklukları, yaygın gelişimsel gerilikler, kronik depresyon, çocukluk çağı psikozları gibi birçok hastalıkta ve çok merkezi sinir sistemini tutan hastalıklarda konuşma sorunları yaşanmaktadır.

    Çocuğun konuşma gelişimini hızlandırmak için yapılması gerekenler

    Çocuğa sevgi ve huzur dolu bir aile ortamı hazırlamak
    Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında söylediği sesleri ona tekrarlatmak
    Çocuk ile ilgilenmek ve sevildiğini hissettirmek
    Çocuğun bedensel ihtiyaçlarına (yemek, uyku, koruma, vb) cevap vermek
    Çocuk ile yaşı ne olursa olsun sık sık konuşmaya çalışmak
    Yaşına uygun bir şekilde onun ile oyun oynamak
    Çocuk ile birlikte vakit geçirmek
    Onun dengeli ve çeşitli beslenmesini sağlamak
    Onun kendi haline kalmasına izin vermemek
    Mümkün olduğunca yaşıtları ile birlikte oyun oynamasını sağlamak
    İnsanlar arasında sık sık bulundurmak
    Ona hikaye masal anlatmak, ninni söylemek
    Onun size gönderdiği konuşma ve ses mesajlarına cevap vermek
    Bir nesneyi eline aldığında onun ile ilgili ona bir şeyler anlatmak
    Televizyon karşısında çok uzun süre kalmasını engellemek (0-4 yaş)
    Onunla konuşurken ses tonunu iyi ayarlamak
    Konuşurken cümleleri kısa ve basit tutmak
    Onun işaret ile gösterdiği istekleri onunla konuşarak yönlendirmek, anlatmasını sağlamak (yaşına uygun olarak)
    Onun fikirlerine değer vermek onun ile sık sık dertleşmek (yaşına uygun olarak)
    Onun kendine güvenini artırmak
    Onun sık sık sosyal ortamlarda bulunmasını sağlamak
    Kalabalık içinde onun konuşmasını teşvik etmek
    Çeşitli parmak oyunları oynamak (anaokullarında oldukça sık kullanılır.)
    O konuştuğunda onu cesaretlendirmek, teşvik etmek
    Onun yaşına uygun bir eğitim almasını sağlamak
    Günlük belli bir zaman ayırarak resimler üzerinde bol bol konuşmak
    Ondan yaşına uygun olarak hikaye, masal anlatmasını istemek
    Konuşma zorlukları gördüğünüzde onun dikkatini konuşma zorlukları üzerine çekmemek
#25.10.2009 09:00 0 0 0
#24.10.2009 21:45 0 0 0
#24.10.2009 21:41 0 0 0
#24.10.2009 21:40 0 0 0
#24.10.2009 21:38 0 0 0
  • Sağlıklı bebek için...
    Günümüzde, tarama testleri sayesinde anne karnındaki bebeğin zeka seviyesi ve fiziksel engelli olup olmadığı anlaşılabiliyor.




    HAMİLELİKTE TESTLERİ İHMAL ETMEYİN
    Gebelikte genetik hastalıklara tanı koymak için tarama testleri yapılmalıdır. Bunun için cerrahi işlemlerle fetustan doku örneği alınması gerekmektedir. Ancak bu işlemlerin fetusun kaybına kadar giden sonuçları bulunmaktadır. Bu nedenle, bu tarz işlemlere gereksinim duymadan ultrasonografik inceleme ve anne karnında bakılan bazı biyokimyasal değerlerle kombine edilerek tarama testleri geliştirilmiştir. Ancak bütün genetik hastalıklar için tarama testlerinin geliştirilmesi mümkün olmamıştır.

    Günümüzde gebelikte kullanılan tarama testleri, daha çok trizomi 21 (Down Sendromu), trizomi 18 ve nöral tüp defektleri ile ilgili bilgi vermektedir. Down Sendromu görülme riskinin yaşa bağımlı olarak özellikle de 35 yaşın üzerinde arttığı bilinmektedir. Ancak tüm Down Sendromları'nın yüzde 20'si, 30-35 üzeri gebeliklerde bulunmaktadır. Geriye kalan yüzde 70-80'i ise genç yaş grup gebeliklerde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla günümüzde tüm yaş gruplarına tarama testleri yapılmalıdır.

    ÜÇLÜ TEST YÜZDE 60 GÜVENİLİR

    Halk arasında zeka testi olarak da bilinen üçlü tarama testi, 1980-90'lı yıllardan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ama bilindiği gibi bu test zeka testi değildir. Böyle bilinmesinin nedeni, üçlü testin Down Sendromu (zeka geriliği en belirgin özelliği) tarama testi olarak lanse edilmesidir. Ancak üçlü tarama testi sadece Down Sendromu değil, trizomi 18 kromozom bozuklukları ile birlikte nöral tüp defektleri adı verilen birtakım anomali taramasıdır.

    Üçlü test, gebeliğin 16. ve 19. haftaları arasında anne karnındaki 3 biyokimyasal (B-HCG, AFP ve E3) maddenin ölçümü ile yapılır. Bu değerler gebelik haftasına göre fetusun kafa çapı, annenin yaşı ve vücut ağırlığı, ırkı, annede şeker hastalığı olup olmadığı, sigara içip içmemesi ve varsa önceki gebeliklerinin özellikleri ile birlikte değerlendirilerek, annenin kromozom bozukluğu ve nöral tüp defektli bebek doğurma riski hesaplanır. Yani buradan da anlaşılacağı gibi üçlü test bir tanı testi değildir. Bir tarama testidir. Testin amacı bebek ve anne açısından riskli yöntemleri kullanmadan bebekte olabilecek anomali (sakat) riskini ortaya çıkarmaktır. Bu riskin 1/250 ve üzeride çıkması durumunda, kesin tanı testi olan amniosentez yapılmalıdır. Üçlü testin güvenilirliği yüzde 60 olarak belirlenmiştir. Yüzde 5 yalancı pozitifliktir.

    ASIL AMAÇ...

    Üçlü tarama testinin asıl amacı, yaşamla bağdaşabilen hayat boyu fiziksel ve mental (zeka) olarak geri kalacak olan fetusların yakalanabilmesidir. Diğer bir amacı ise trizomi 18 ve nöral tüp defekti adı verilen bir grup hastalığın erken teşhisinin sağlanmasıdır. Down Sendromu, ultrasonografik olarak hiçbir bulgu vermeyebilir. Trizomi 18 ve NTD USG (ultrasonografi) ile tanınabilir.
#24.10.2009 17:49 0 0 0
  • Anne adayının hamilelikteki beslenme şekli, sağlık durumu ve duygusal hali, bebeğin beyin gelişimini etkiliyor. Alacağınız tedbirlerle bebeğinizin zekâ seviyesini doğmadan artırabilirsiniz!

    Yapılan araştırmalara göre kendini her anlamda iyi hisseden bir anne adayının bebeği de, daha doğmadan kendini muhteşem hissediyor. Tavsiyelerimize kulak vererek daha zeki bir bebeğinizin olmasına katkıda bulunabilirsiniz...

    Tiroid hormonu
    Düşük tiroid bezi problemi, hamilelikte anne adaylarının yüzde 2'sini etkiliyor. Yapılan araştırmalar, bu annelerin bebeklerinin zekâsının diğer bebeklere göre daha az olduğunu ortaya koyuyor. Üşüme, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, saç dökülmesi gibi tiroid hormonu düşüklüğüne işaret edebilecek şikayetleriniz varsa, bu testi yaptırmanızda fayda var.

    Egzersiz etkisi
    Bebeğinizin zekâsını etkileyen etmenler arasında egzersiz de önemli paya sahip. ABD'nin Cleveland Case Western Reserve Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma ilginç sonuçlar veriyor. Hamilelik sırasında düzenli olarak egzersiz yapan ve yapmayan 20 annenin çocuklarının zeka düzeylerine 5 yaşına geldiklerinde bakılmış. Sonuç tahmin ettiğiniz gibi: Egzersiz yapan annelerin çocukları daha zeki.

    Yeterli kilo alımı
    Doktorlar, vücut ağırlığının yüzde 20'si kadar kilo alınmasının yeterli olduğunu söylüyor. Bunun altında veya üstünde kilo alımının, bebeğin fiziki ve zeka gelişimini olumsuz etkilediği düşünülüyor. Neden mi? Muhtemelen alınan kilo miktarı, bebeğinizin ağırlığını, dolayısıyla da beynin büyüklüğünü ve zekâsını etkiliyor.

    Diş kontrolleri
    Hamilelik sırasında diş rahatsızlığı geçiren anneler, 7 kat daha fazla düşük kilolu bebek dünyaya getirme riski taşıyor. Bu bebekler de öğrenme ve gelişim aşamalarında güçlük çekiyor. Diş hastalıkları genellikle başlangıçta belirti göstermediği için 6 ayda bir diş hekimine uğramanızda yarar var.

    Demir önemli
    Yeterli demir alımı asla gıdalarla sağlanamıyor. Bu sebeple, bebek doğmadan önce, onun demir depolarını oluşturması açısından, hamilelik süresince her gün demir içerikli tabletlerden bir tane alınması gerekiyor. Demir eksik alındığı takdirde beynin kritik bazı noktaları yeterli gelişmiyor. Anne sütü ile beslenen bebekler için ise problem yok.
#24.10.2009 17:48 0 0 0
  • Araştırmalar bebeklerin daha konuşmaya, oturmaya, emeklemeye bile başlamadan, 6 aylıkken çevrelerindeki insanların niyetlerini sezebildiğini ve dostu düşmanı ayırt ettiğini gösteriyor.

    ABD'de yapılan bir araştırmada uzmanlar, bebeklerin hayatlarının ilk aylarında sosyal algılama yetisi geliştirdikleri sonucuna vardı. Nature adlı bilim dergisinde sonuçları yayımlanan araştırmaya göre, bu ilk algılamalar sonraki yıllarda oluşan ahlaki değerler ve davranışlara da temel oluşturabiliyor.

    Araştırmayı yürüten grubun başkanı Kiley Hamlin, "Bebekler daha 6 aylıkken çok şey öğrenmiş ve içselleştirmiş oluyor" şeklinde konuştu. Bunların doğuştan bilgiler olduğunun söylenemeyeceğini ancak konuşma öncesi dolaylı eğitim yoluyla edinilmiş olabileceği kaydeden Hamlin, "Bu araştırma bebeklerin ahlaki değerlere sahip olduğu anlamına gelmiyor ama iyi şeyler yapan insanlar hakkında olumlu, kötü şeyler yapan insanlar hakkında olumsuz duygular hissetmelerine yol açan temel bilgiyi edinmiş olduklarını gösteriyor. Bu daha sonraki yıllarda daha bir rasyonellik kazanacak olan değerler sisteminin önemli bir parçası gibi görünüyor" dedi.

    Hamlin ve Yale Üniversitesi'ndeki meslektaşları, 6 ve 10 aylık bebeklerin çevrelerindeki insanların davranışlarını değerlendirme yetisini sınayan deneyler yaparak bebeklerin çoğunun iyi ve kötü insan davranışını ayırt edebilecek sosyal zekaya sahip olduğu sonucuna vardılar. Ancak bebeklerin diğer insanlarla gerçek bir sosyal iletişim içine girmeleri genel olarak ancak 1.5 yaş civarında başlıyor.
#24.10.2009 17:47 0 0 0