Soğuk savaşın başları, Varşova paktının kurulması aşamasında taraflar ortak bi güç oluşturabilmek için silah ve asker hibe etmektedirler. Önce Rus heyeti toplantısını yapar ve yarım saat sonunda pakta 150 tank ve 1500 silahlı asker verebileceklerini belirtirler. İkinci sırada Yugoslavlar aralarında toplanırlar ve bir saat sonunda 135 tank ve 1700 silahlı asker verebileceklerini söylerler. Polonyalıların toplantısı ise kırkbeş dakika sürer ve 100 tank ve 1000 silahlı asker yardımı yapabileceklerini söylerler. En sona kalan Arnavutluk komitesi toplanır, 2 saat geçer, 5 saat geçer toplantıdan çıkmazlar. 12 saat sonra başbakanları eşliğinde odadan çıkarlar, meraklı gözlerle bekleyen diğer pakt üyelerine ancak 1 tank ve 750 silahlı asker yardımı yapabileceklerini söylerler. Pakt genel sekreteri sert çıkar: "Olur mu beyler, dalga mı geçiyorsunuz siz? Diğer ülkeler ile en azından kıyaslanabilecek bir güç bağışlamalısınız. Bu yüzden verdiğiniz tank sayısını arttırın lütfen!" Arnavut başbakanı ise kızgın ama çaresiz: "Tamam lan tamam, öbürünü de alın o zaman"
Kıyamet kopmuş, ahiret günü gelmiştir. Zebaniler cehennemlikleri yapmış oldukları günahlara göre birer birer odalara atmaktadır. Erzurumlu'yu da bir odaya atıp kapısını çekerler.Bu arada insanlardan bağırışmalar, çığlıklar gelmektedir tabii. Ama Erzurumlu'dan ses yok! Zebaniler bu duruma şaşırırlar, sebebini merak etmeye başlarlar. Günler geçmektedir ve bu hal sürmektedir. Sonunda zebaniler dayanamayıp gidip nolduğuna bakmaya karar verirler. Kapısını açıp bakarlar, bu sırada Erzurumlu bağırır: "La gardaş kapat kapıyı daha yeni ısındım!!!"
Temel çok iyi silah kullandığını iddia edermiş. Birgün arkadaşları bunu bir atış sahasına götürmüşler. Temel ilk atışını yapmış, dağlara taşlara. Hedef tahtasında hiç iz yok, dönmüş arkadaşlarına: -"Pizim Cemal böyle ateş eder daa!" İkinci atışı yapmış, hedefi ucundan köşesinden tutturmuş, yine bozuntuya vermeden, -"Ha pizim İlyas böyle ateş eder daa!" demiş. Üçüncü atışında ise hedefi tam 12'den tutturmuş: -"Haçan pen de pöyle ateş ederum daa!"
Bir buruk pişmanlık sarınca seni
Aldanmak ne demek anlayacaksın
Çok arayacaksın bir dost elini
Yalnızlık ne demek anlayacaksın
Yakınca içini aşkın ateşi
Sevmek ne demek anlayacaksın
Yalansız aşkımı ,seven kalbimi
Söylenen yalanlar yıkınca seni
Kırınca ümitlerini
Hatırlayacaksın mazide beni
Yaptıkların için AĞLAYACAKSIN...
Güneşin doğmasına daha çok var...
Ben yıldızların sırdaşı,
Her gece gökyüzüne gözlerini konduran ben...
Yarıştırırım gözyaşlarımı yağmurlarla...
Kazıp yeni baştan adını yüreğime,
Fırtınalar estiririm yollarına...
Çiçeğini dikerim gönlüme...
Güneşimsin sen...
Ama doğmuyorsun hiç,
Işığını, sıcaklığını hissettirmiyorsun hiç çiçeğime...
Açmıyor çiçeğim,
Boynu bükük...
Yaprakları dökülüyor teker teker hüsranla...
Ve sen acımadan vuruyorsun rüzgarınla çiçeğime, çiçeğine...
Yalnız çiçeğim korkulu...
Sevilmeye muhtaç...
Ve sana...
Senin gözlerinin güneşine,
Herşeyinle sana muhtaç...
Senin sevgine, dokunuşuna...
Ve sana dokunmaya muhtaç...