Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:
- Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz?
Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:
- İstersen ayran getireyim, der.
Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.
Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
- İstersen daha getireyim, der.
- Zahmet olur yavrum.
- Hayır ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!
Bunun üzerine, adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:
- Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı....
> > > Yapilan bir savasta ünlü kral Arthur maalesef
> > >
> > > esir düser.
> > >
> > > Karsi tarafin krali bu büyük sahsi
> > > affedebilecegini ancak bir sarti
> > > oldugunu
> > > öne sürer.
> > > Kendisine bir soru soracaktir. Eger Arthur bu soruya dogru cevap
> > > verebilirse hayati kurtulacak
> > > aksi taktirde ölecektir. Soruya cevap
> > > verebilmesi için bir yil
> > > süresi
> > > vardir.
> > > Soru aynen söyledir:"Kadinlar ne isterler?" Bu soru tabi ki dünyanin en zor sorusu ancak kralin fazla bir tercih
> > > sansi
> > > yoktur,ülkesine geri döner.
> > > Türlü alimlere, bilirkisilere danisir. Ama soruya tam bir dogru
> > > yanit
> > > bulamaz.
> > > Bu sorunun cevabini sadece yasli bir cadi bilmektedir.Artik en son
> > > gün
> > > gelmistir ve Arthur mecburen cadiya gider. Cadi soruya cevap verecektir ancak bir sarti vardir.
> > > Cadi cevap karsiliginda Arthur'un yakin
> > > arkadasi, en iyi ve
> > > yakisikli
> > > sovalyesiyle evlenmek istemektedir.
> > > Arthur yikilir ve bunu kabul edemeyecegini söyler.Cadinin yanindan
> > > ayrilir.
> > > Sovalye olanlari duyar ve krala kosup, hiç birseyin kraly'n
> > > hayatindan
> > > daha
> > > önemli olamayacagini söyler ve cadidan cevabi alirlar.
> > > "Kadinlar her zaman kendi özgür iradeleri ile karar almak isterler."
> > > Evet kesinlikle dogru olan bu cevap sayesinde kralin hayati
> > > kurtulur.
> > > Ancak
> > > sovalyenin hayati sönmüstür.
> > > Cadi dünyanin en çirkin görünüslü
> > > mahlukatidir.Yemek yerken
> > > kusar,tükürür
> > > ve
> > > her türlü olumsuz davranisi gösterir.
> > > Sovalyeyle evlenme gününde bile igrenç
> > > davranislar göstermistir.
> > > Nihayet sovalye için en kötü an yani gerdek gecesi gelir.
> > > Ancaaaaak,odaya girdiginde karsisinda cadi yerine dünyanin en güzel
> > > kadinini
> > > görür.
> > > Acayip sasirir ve sorar: "Sen kimsin?" Kadin cevap verir: "Ben
> > > evlendigin
> > > cadiyim.
> > > Ancak gündüzleri son derece çirkin ve geceleri son derece güzel
> > > olurum.Ya da
> > > gündüzleri son derece güzel ve geceleri son derece çirkin olurum.
> > > Nasil
> > > gözükecegime sen karar vereceksin."
> > > Sovalye çok kisa bir süre düsünür.Geceleri mükemmel bir sevgili mi
> > > yoksa
> > > gündüzleri esiyle beraber kazanacagi sayginlik mi?
> > > Ve söyle cevap verir: Nasil olmak istedigine senkarar ver
> > > lütfen.Ben
> > > senin her haline karsi saygiliyim."
> > > Cadi bu karar karsisinda çok sevinir."Sen bana seçme özgürlügümü
> > > verdin
> > > ve
> > > > beni kisitlamadin sovalyem.
> > > Bu yüzden ömür boyu yaninda güzel ve saygili biri olarak
> > > gözükecegim."
> > > Pekiii,burdan çikartacagimiz sonuç ne?
> > >
> > > Biraz dusunun....
> > >
> > >
> > > Düsünün biraz daha düsünün ,.........
> > >
> > >
> > >
> > >
> > >
> > >
> > >
> > >
> > >
> > > "KADINLAR ISTER SON DERECE GÜZEL, ISTER SON DERECE ÇIRKIN
> > > OLSUUUUUUUUUN,
> > >
> > >
> > >
> > > HERZAMAN CADIDIRLAR!!!!"
euro 2004 e giremediğimiz için bütün hırsımızı dünya kupasındna çıkaracağız gibi tahmin ediyorumm fakat şu yaşlı futbolculardan faz geçilse kimse tutamaz bizi
Bir ana ağlıyor
O ışıl ışıl parlayan masmavi gözler yok artık
Yerini ağlamaktan kızarmış gözler almış
O al al yanaklar sararıp solmuş
Gülmüyor herzaman gülen yüz gülemiyor
Yüreğinde büyük bir acı var nasıl gülsün ki zavallıcık
Ağlama ana ne olur ağlama,
Hatırlıyormusun ana beni askere gönderdiğin günü
Gözlerinden iki damla yaş süzülmüştü
Bana söz vermeni istemiştim
Şehit olursam ağlamayacaktın hani
Sözünde durmadın yine ana
Ben canımı vatanım için seve seve feda ettim.
Ben cennette mutluyum ana çünkü orada benim gibi binlerce şehit var
Yanlız değilim orada
Sende övünmelisin evladınla
Sen bir şehit anasısın
Sil gözyaşlarını ana akmasın onlar boşuna
Sonra üzülürüm buralarda
Bir bebek ağlıyor henüz 1 yaşında
O daha minicik konuşmayı daha yeni öğreniyor
Baba diyor o incecik sesiyle
Koklayamıyor babası onu, baba demesini duyamıyor
İçinde bir burukluk var minicik yavrunun
Babasının öldüğünü bilmiyor, ama sanki hissediyor bunu
Gözleri hep ağlamaklı bakıyor kapıya
Her kapı çalındığında koşuyor minik bebek
Minicik yüreği çarpıyor sevinçle
Babam geldi diyor!!!
Ama kapı açıldığında yüzündeki o mutluluk
Yerini hüzne bırakıyor
Minicik dudaklarını büküyor, bir köşeye oturup sessizce gözlerinden yaşlar boşalıyor
Annesine sarılıyor , "Anneciğim babam nerede ,neden babam gelmiyor ?"diyor
Yıllar geçiyor sonra minik bebek büyüyor
Koskocaman bir delikanlı oluyor
O da babası gibi askere gidiyor
Göğsünü gere gere mertçe
Ben vatanım için canımı seve seve feda ederim diyor .
Yine bir ana ağlıyor, korkuyor oğlunu kaybetmekten
Tıpkı kocasını kaybettiği gibi
Anneciğim ben bir askerim diyor
"Hakkını helal et anacığım !!" bu onun son sözü oluyor
Derken bir acı haber geliyor
Dünün minicik bebeği babası gibi şehit olmuş
Kahpe bir kurşun sonucunda hayatını kaybediyor
Dağ gibi delikanlı bir kağıt gibi yıkılıyor kahpe kurşun karşısında
Ey Apo binlerce yürek yaktın,
Binlerce yavruyu babasız bıraktın
Binlerce anayı ağlattın
Artık senin de sonun geldi
Bunların cezasını teker teker çekeceksin
Ey vicdansız Apo
Sana ne ceza verilse azdır
Sen bu ağlattığın insanların gözyaşlarında boğulacaksın
Sana öbür dünyada bile yer yok
Neden bu savaşlar, neden bu gözyaşı
Barış, sevgi ve dostluk varken
Bu kavga niye ?
Bitsin artık bu kalleşlik, bu pislik
Bitsin artık gözyaşı
Maviliğin beyaza bulandığı anda
Bulutların içi açılır ansızın
Yüzün belirir çizilmiş gibi bulutlarda
Seyre dalarım saatlerde, hayal de olsan, bıkmaksızın...
Rüzgar saçlarını uçurur baharın aşinalığıyla
Bir güvercin misali çırpınır saçının her bir teli...
Güneşin parlaklığını gözlerinde bulurum
Her bakmak istediğimde yakar gözlerimi gözlerin
Gülüşünde o sıcaklığı duyarım ve ısınır içim, ısınır gözlerim
O sıcaklık, o parlaklık siner gözlerinden içime, siner yüreğime...
Güneşin, denizin arkasına saklandığı anda
Bir ışık belirir gecenin karanlığını bölen
Ne aydır o, ne de yıldızlar
O sensin, senin hayalin
Bir parıltı içinde beni karanlıktan kurtaran...
Yaz ortasındaydı
Ve gece yarısı,
Ve yıldızlar yörüngelerinde
Ölgün ölgün pırıldarken,
Daha parlak ışığında
Kendisi göklerde
Köle gezegenlerin arasında,
Işığı dalgalarda olan soğuk ayın
Soğuk tebessümüne dikmiştim gözlerimi
Fazlasıyla, fazlasıyla soğuktu benim için
Derken kaçak bir bulut,
Geçti örtü niyetine,
Ve ben sana döndüm,
Mağrur akşam yıldızım, sen
Senin ışığın en değerlisidir benim için
Çünkü yüreğime mutluluk verir
Göklerdeki gururun geceleri,
Ve daha çok beğenirim
O alçaktaki daha soğuk ışıktan
Senin uzaktaki ateşini...
Seni gördüğüm anda, girdin kalbimden içeri...
Artık sadece sen varsın yarınlara hayallerimde...
Sarı saçların, yeşil gözlerin bir de o güzel gamzen vurdu beni...
Söküp atamayacağım bir yerdesin, ta en derinlerimde...
Kader dedim, olursa olur, olmazsa kalbim ağlasın...
Yeter ki beni bil, beni tanı, belki de sev diye...
Hayallerimdesin, rüyalarımdasın, sen aradığımsın...
Kaç gece ağladım, ağlıyorum gel diye diye...
Sensiz geçen günlerimde hatta aylarımda...
Aklımda bir tek sen vardın...
Belki bir gün tanışırız, işte o zaman da...
Aklımda bir tek sen, sadece sen olacaksın...
Kaç gece yalvardım Allah’ıma, duymadı beni...
Sordum herkese, sadece etkilendin dedi...
Hayır öyle değildi, sen aşık ettin beni...
Hiç bir şey yapmadın, yeşil bir bakışın yetti...
Delicesine bağlanmak, aşık olmak istiyordum ki...
Kader çıkardı karşıma seni, işte dedi, prensesin...
Ama onun kalbi başkasına aitti...
Kader dedim, dinle beni, yıllardır neredeydin...
Neden geç kaldın, neden daha önce göstermedin...
Cevap veremedi, işte o anda anladım kader dediklerini...
Heveslendiriyordu, kavuşturmuyordu, kan ağlatıyordu kalbini Kerem’in...
Aslı’sı yoktu, belki hiç olmayacaktı ama belki de, belki de...
Bir sarısın, bir kızıl ve bir esmer kız yanmakta olan bir binanın çatısında mahsur kalmışlar. itfaiye hemen olay mahalline gelmiş, gerekli cihazları cıkarmışlar.Catıdan atlayanları tutmak icin yanlarında getirdikleri carşafı tuttuktan sonra, çatıya doğru seslenmişler;
"Atla. Bu tek sanşımız".
Esmer olan kız çatının kenarına kadar gelmiş ve kendisini aşağıya bırakmış. Tam çarşafa gelirken, itfaiyeciler birden çarşafı kenara çekmişler. Esmer kız domates salçası gibi yere yapışmış.
Itfaiyeciler tekrar catıya seslenmişler;
"Hadi atla. Yoksa kurtulamayacaksın." Kızıl saçlı aşağıya bağırmış;
"Atlamam. Biraz once yaptığınız gibi çarşafı çekersiniz siz".
İtfaiyeciler; "Hayır, çekmeyiz. Biz sadece esmerler icin bunu yaparız". Boyle söylenince, kızıl saçlı da kendisini çatıdan aşagıya bırakmış. Itfaiyeciler esmer kızda oldugu gibi yine aniden çarşafı kenara çekince, kızıl saclı da elmalı kek gibi yere serilmiş.
Çatıda sadece sarışın kalmış. itfaiyeciler daha once de yaptıkları gibi;
"Atla, atla. Yoksa yanarak oleceksin".
Sarışın; "Kesinlikle atlamam. İki arkadaşım atladığında çarşafı çektiniz. Ben atlarken de çekersiniz".
itfaiyeciler; "Kesinlikle cekmeyecegiz. Söz veriyoruz".
Sarışın kız; "Bakın, sizin çarşafı çekmeyeceğinize güvenemiyorum. şimdi çarşafı yere bırakın ve etrafından çekilin...