15 Ağustos 1948 yılında Hatay/Antakya'nın Yayladağı Yoncakaya köyünde dünyaya geldim. Üç'ü kız üç'ü erkek; Altı kardeşten dördüncüsüyüm. Rahmetli annem ev hanımı, rahmetli babam ise inşaat ustasıydı. Maddi olanaksızlıktan ben ve bütün kardeşlerime ancak ilkokulu okutabildiler.
Annemin ve babamın rızalarını alarak 1962 yılında henüz 14 yaşındayken sırasıyla Antakya'da, Adana'da, Ankara'da muhtelif yerlerde çalıştım. Tek hedefim şarkıcı olmaktı. Köyden ayrılırken annemin ve babamın sözleri şöyleydi: "Oğlum bizim ve senin başını öne eğecek bir kusur işlersen kahrımızdan ölürüz."
Ben onların vermiş olduğu terbiye ile yola çıktım ve 1963 yılında İstanbul'a geldim. İstanbul'da muhtelif yerlerde çalıştım. Kazandığım para azdı ama ben yemedim, giymedim annemi ve babamı yedirdim ve giydirdim. 1964 yılında Doğubank iş hanında Plakçıda çalıştım. Notayı hiç bir müzik hocasından ders almadan, kitapların yardımı ile kendi kendime öğrendim.Aynı yıl Merhum Bestekar İrfan Özbakır'ın iki eseri ile bir 45'lik Plak yaptım. (Bana Yalvarma Artık) ve Cavit Deringöl, Zeynettin Maraş, Orhan Gencebay, Abdullah Nail Bayşu ve birçok Besteciyle çalıştım.
1965/1966 yılında ''Sabır Taşı'' 45'liğinle üne kavuştum. Henüz o yıllarda Long Play yoktu. Bestecilik hayatım 1967/1968 yıllarında başlamıştı. "Sen Mevsimler Gibisin'' isimli eserimle "Altın Kelebek Yılın Şarkısı" ödülünü aldım.
Bu güne kadar 15 adet 45'lik Plak, 8 adet Long Play, 10 adet Kaset ve CD yaptım. 300'ün üzerinde bestem var. Ben ve bir çok sanatçı tarafından bu besteler seslendirildi. 300 eserimin hemen hemen 150'si hit oldu. Bunların bazıları şunlardır; "Sen Mevsimler Gibisin, Gitme Sana Muhtacım, Senin Olmaya Geldim, Tanrım, Boş Vere Boş Vere, Eskimeyen Dost, Gözler Kalbin Aynasıdır, Seninle Başım Dertte, Benim En İyi Dostum İçkim ve Sigaram, Tapılacak Kadınsın, Özledim Herşeyini, Seni Sevmediğim Yalan, Namerd Olayım, Hesabım Var, Hey Hey Bakar mısın? vs.''
1985 yılında evlendim. İki oğlum ve bir kızım var. 2000 yılında 2000'e Merhaba Albümümden sonra 2004 yılında "İyi ki Varsın'' albümüyle yine sizlerleyim. ''İyi ki Varsın'' video klibimi, büyük oğlum "Lider Şahin" ve hayat arkadaşım "Didem Şahin" ile paylaştım.
Ben varsam sizlerin sevgisiyle varım.. Daha nice şarkılar ve albümlerle beraber sizlerle buluşmak üzere..
Ege Bölgesi'nde yer alan Manisa İli'nin yüzölçümü 13.810 km 2 'dir. Yükselti ise 43 m. ile 750 m. arasında değişmektedir. İl Merkezinden doğuya gidildikçe yükselti artmaktadır.
İdari bakımdan doğudan Uşak ve Kütahya, kuzeyden Balıkesir, güneyden Aydın, güneydoğudan Denizli, güneybatı ve batıdan İzmir İlleriyle çevrilidir.
İlin güney ve kuzeyi dağlarla kaplıdır. 2070 m. yüksekliğe sahip olan ve Salihli ilçe sınırlarındaki Bozdağlar kütlesinde bulunan Kumpınar Tepe İl'in en yüksek dağıdır.
Manisa'da yeryüzü şekillerinin bütün biçimlerine rastlanabilmektedir. Fakat, ağırlık toplam alanın % 54.3'ünü kapsayan dağlardadır. İkinci sırada % 27.8 ile platolar ve üçüncü sırada % 17.9 ile ovalar yer almaktadır. Arazinin ana çizgilerini, doğu-batı doğrultusunda uzanan ve kuzey-güney ve güneydoğu-kuzeybatı doğrultularına çatallanan oluk şekilli çukurlar oluşturmaktadır. Bu çukur kısımların kenarında kalan yüksek kütleler dağ sıralarını oluştururken, doğudan batıya doğru eğik bir geniş alanı da ovalar teşkil etmektedir. Platolar Demirci Dağlarının geniş etekleri üzerinde yer alır.
Ovaların yeraldığı çöküntü alanları, genelde akarsuların ve sellerin getirdiği alivyonlarla dolduğu için oldukça verimli topraklar meydana gelmiştir. Dağlık ve sarp alanlar, ilin doğu, güney ve kuzeyinde bulunmaktadır. Batıya gidildikçe verimli ovaların arazi içindeki payı artarak büyümektedir.
İl topraklarının % 33.79'u tarım yapılan arazilerdir. Manisa, Akhisar, Alaşehir, Güneşli,Salihli, Sarıgöl, Bakırçay ve Turgutlu ovaları en önemli tarımsal alanlardır. Arazi dağılımı içinde Manisa'nın sahip olduğu tarım arazisi büyük bir potansiyele sahiptir. Çayır ve meralar % 4.61, Orman ve Fundalıklar % 36 oranında yer kapsamaktadır. % 25.60 oranındaki kullanılmayan arazi grubuna, yerleşim merkezleri, yollar, nehir ve göl yatakları ile ekonomik olarak tarım yapılamayan verimsiz durumdaki tarıma elverişsiz araziler ve su yüzeyleri girmektedir.
Doğal göl sayısı azdır ve bunlar pek önemli gölller değildir. Gölmarmara ilçesindeki Marmara Gölü 320 milyon m3 su depolayabilecek büyüklüktedir. Demirköprü Barajı 1.022 Milyon m 3 su depolama potansiyeli ile ilin en önemli su depolama alanıdır.
İlin sınırları içinde en önemli nehirler Gediz ırmağı ve Bakırçayı'dır.
Ege bölgesi içinde geniş bir alanı kapsayan Manisa İlinde, Akdeniz iklimi ile beraber İç Anadolu'nun karasal iklim özellikleri egemendir. Ovalar ve ovaları çevreleyen vadilerde, karasal nitelikli Akdeniz İklimi görülürken, yüksek dağlık bölgeler ve platolar ile kuzey ve kuzey doğusunda ki dağlar ve platolarda İç Anadolu'nun karasal nitelikli iklimin etkileri görülür.
Batıdan doğuya doğru gidildiğinde toprak, iklim ve topografya gibi çevre koşulları yavaş yavaş değişmeye başlar. Bu değişime bağlı olarak, bitki örtüsü de değişir. Bitki örtüsü batıdan doğuya doğru ova bitkileri, makiler, ormanlar ve alpin bitkilerinden oluşur. Bu düzenli bir sıra biçiminde birbirini izlemez. Egemen bitki örtüsü ormanlar ve makilerdir.
Doğal bitki örtüsünün büyük çoğunluğu, kuraklığa dayanıklı, sert yapraklı, sürekli yeşil kalan Akdeniz Bitki türleridir.
İl'de ortalama sıcaklık 16.8 o C'dir. En sıcak aylar, ortalama sıcaklığın 30 o C'nin üzerine çıktığı Haziran.Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması kışın (Ocak Ayı) 6 o C'nin altına düşmez. Yılda ortalama 25 gün donlu geçer. Yılda ortalama 107.5 gün sıcaklık 30 o C'nin üzerindedir. Ortalama olarak yılın 91 günü yağışlı geçmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı m 2 ye 750.3 kg'dır. En fazla yağış Aralık, Ocak ve Şubat aylarında görülür.
Manisa ve yöresinin tarih öncesi ile ilgili pek bilgi yoktur. Salihli Sindel Köyü'nde bulunan Paleolitik Çağ'a (Yontma Taş Devri) ait fosil ayak izleri yörede insan topluluklarının yaşadığını kanıtlayan ve yaklaşık 26.000 yıl öncesine tarihlenen buluntulardır. Kırkağaç Yortan Köyü'nde bulunan mezarlar ise, farklı bir mezar kültürü olan Tunç Devri'ne aittir.
Hermessos ve Kaikos ya da bugünkü adıyla Gediz ve Bakırçay vadilerinde kurulmuş olan Tantalis (Manisa) ve Thyateira (Akhisar) bölgede bilinen ilk yerleşimlerdir.
Manisa'nın, Yunanistan'ın Teselya Bölgesi'ndeki Pelion Dağı civarından göç eden Magnetler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bölge M.Ö. 1450-1200 yıllarında Hititlerin etkisinde kalmıştır. Kybele bereket tanrıçası kabartması yöredeki Hitit varlığın göstermektedir. M.Ö. 1200'lerde ise Lidyalılar gelmiş ve Kızılırmak'a kadar bütün Batı Anadolu'ya egemen olmuşlardır. Tarihte, devlet güvencesinde ilk parayı basan Lidya Krallığı'nın başkenti bugünkü Sardes (Sart) şehriydi. Paktalos (Sart) Çayı'ndan çıkarılan altın madeni ile ünlüydü. Lidya Krallığı gücü ve zenginliğiyle ünlü son Kral Krezüs'ün adıyla özdeşleşmiştir. Ancak M.Ö. 546 yılında Persler tarafından yıkılmıştır. İrili ufaklı çok sayıda tümülüsün yer aldığı Bintepeler Mevkii bu devri simgeleyen eserleri barındırmaktadır.
Bölge; M.Ö. 546 yılından M.Ö. 334 yılına kadar Pers egemenliğinde kalmıştır. Sardes bu dönemde de önemli bir ticaret merkezidir. M.Ö. 334'de Trakya üzerinden Anadolu'ya geçen Büyük İskender, Pers ordularını yenerek Suriye'ye doğru ilerlemiş ve Pers egemenliğine son vermiştir. Büyük İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra satraplıkların birbirleriyle mücadelesi M.Ö. 301 yılında İskender İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir.Bu döneme ait en önemli eser Sardes Örenyeri'ndeki Artemis Tapınağı'dır.
Daha sonra Bölge Bergama Krallığı'nın egemenliğine girmiştir. Bölgenin önemli kentlerinden Philadelphia'ya (Alaşehir) ismini dönemin krallarından II. Attalos Philadelphos vermiştir. Bergama Krallığı III. Attalos'un ölümünden sonra (M.Ö. 133), vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu'nun yönetimine devredilmiştir. M.S. 17 yılında meydana gelen büyük depremde bölgedeki Magnesia, Thyateira, Philadelphia ve Sardes gibi bütün yerleşimler büyük ölçüde yıkılmışsa da İmparator Tiberius'un katkılarıyla yeniden inşa edilmiştir.
Roma döneminde bölgede üretim ve ticaret canlanmış, Gediz ve Bakırçay vadilerinde mevcut tarımsal ürünlere yeni çeşitler eklenmiştir. M.S. 395 yılında Teodisius'un imparatorluğu iki oğlu arasında pay etmesiyle Manisa ve çevresi Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalmıştır. Hıristiyanlığın batıya doğru yayılmasında, Philadelphia, Sardes ve Thyateira kentlerinin önemli rolü olmuştur. Magnesia da bu dini ilk benimseyen kentlerden olmuş sonra da önemli bir piskoposluk merkezi haline gelmiştir.
İstanbul 1204 yılında Latinler tarafından işgal edilince imparatorluk merkezi İznik'e taşınmıştır. İmparator Iannes Ducas Vatatzes'in otuz yılı aşkın bir süre oturması sebebiyle Magnesia ekonomik, sosyal ve stratejik açıdan Batı Anadolu'nun en önemli şehirlerinden biri haline gelmiş ve imparatorluk merkezi görevini üstlenmiştir. İmparator 1255 yılında Manisa'da ölmüş ve buraya gömülmüşse de mezarının yeri belli değildir. Sardes, Philadelphia, Thyateira ve Magnesia Kalesi kalıntıları Bizans döneminden kalan kalıntılardır. 1261 yılında İstanbul Latinlerden geri alınınca Manisa önemini yitirmiştir.
Manisa 1313 yılının 25-26 Ekim'ine tekabül eden Regaip Kandili gecesi Alpagı oğlu Saruhan Bey komutasındaki askerler tarafından fethedilmiş ve Saruhanoğulları Beyliği'nin merkezi haline getirilmiştir. 1346 yılında ölen Saruhan Bey'in türbesi şehrin merkezindedir. Yerine önce oğlu İlyas Bey, onun ölümüyle de İshak Çelebi bey olmuş ve beyliğin en ihtişamlı dönemlerini yaşatmıştır. Ulu Camii ve Medresesi, Mevlevihane ve Çukur Hamam gibi birçok eseri İshak Çelebi şehre kazandırmıştır. Tahminen 1390 yılına doğru vefat etmiş ve kendi yaptırdığı türbesine gömülmüştür.
Manisa 1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, ancak Ankara Savaşı sonrası Timur bölgeyi yeniden eski sahiplerine iade etmiştir. 1412 yılında ise Çelebi Mehmed kesin olarak Manisa'yı Osmanlı egemenliği altına sokmuş ve Saruhan Sancağı adıyla idari bir birim haline getirmiştir. Manisa 1437-1595 yılları arasında Osmanlı şehzadelerinin saltanat tecrübesi kazandıkları önemli siyasi merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmet ve I. Mustafa gibi daha sonra Osmanlı tahtına da oturmuş padişahların da içerisinde olduğu 16 şehzade Manisa'da sancakbeyliği yapmışlardır.
Bu dönem zarfında Manisa'da şehzadeler ve maiyyetlerindekiler cami, medrese, han, hamam, imaret, çeşme, hastane, köprü ve kütüphane gibi birçok vakıf eserleri yaptırmışlardır. Bunların bir kısmı günümüze kadar ulaşabilmiştir. II. Murad'ın yaptırmış olduğu başta Saray-ı Amire olmak üzere birçok eser ise zamana yenik düşmüştür.
16. yüzyıl sonlarına kadar genelde sakin olan Saruhan Sancağı'nda bu tarihten sonra bütün Anadolu'da olduğu gibi eşkıyalık hareketleri görülmeye başlar. Yaklaşık iki asır devam eden eşkıya, suhte (medrese öğrencisi) ve sipahilerin yağma ve talanlarından bölge büyük zarar görmüştür. 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgeye hakim olan Karaosmanoğulları bu tür hareketleri büyük ölçüde sona erdirmiştir.
Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine dayanılarak 15 Mayıs 1919' da bölgede Yunan işgali başlar. İşgal sırasında Manisa Merkezde İstihlâs-ı Vatan, Cemiyet-i Müderrisîn, Demirci'de Müdafa'a-i Hukûk-u Osmânî, Gördes'de Hareket-i Milliye Teşkilatı, Kırkağaç'da İstihlâs-ı Vatan, Kula'da Redd-i İlhak, Soma'da Müdafa'a-i Hukuk ve Turgutlu'da Müdafa'a-i Hukûk-u Osmâni adlı Cemiyetler kurularak Yunan işgaline karşı mücadeleler verilmiştir.
30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanması üzerin Fahreddin Paşa komutasındaki kolordu İzmir'e doğru ilerleyerek Yunan direnişini kırmıştır. İzmir'e doğru kaçan Yunanlılar ve yerli Rumlar kenti ateşe vermiş, günlerce süren yangında tarihin Manisa'ya kazandırdığı büyük kültürel mirasın önemli bir kısmı yok olmuştur. Yaklaşık üç yıl Yunan işgalinde kalan şehir 8 Eylül 1922 tarihinde kurtarılmıştır.
1923'de Saruhan adıyla vilayet olan şehrin adı, 1927 yılında Manisa olarak değiştirilmiştir.
Horozlari; ile ünlü Denizli zengin bir tarih ve kültüre sahiptir. Denizli, Hierapolis ve Laodikeia, Tripolis, gibi antik kentleri, kaplicaliri; ve dünyada esi olmayan travertenlere sahip Pamukkale ile görülmesi gereken bir turizm merkezidir.
Beyagaç: Il merkezine 94 km. uzaklikta olup ilin güneyinde yer almaktadir. Sahip oldugu dogal güzellikleri ile gelecekte önemli bir turizm merkezi olma yolundadir. Kartal Gölü adi ile bilinen bölgede yaslari 1265'i bulan görülmeye deger tabiat harikasi karaçamlar bulunmaktadir. Esine az rastlanan bu agaçlar anit agaç statüsüne alinmis, bölge ise Tabiat Parki Koruma alani olarak ilan edilmistir.
Buldan: Denizli il merkezine mesafesi 46 km.dir. Ilçe sinirlarinda Tripolis yerlesim merkezi görülmeye deger yerlerdendir.
Güney: Ilçenin güneyinde 5 km. uzaklikta Güney Selalesi bulunmaktadir.
Honaz: Ege bölgesinin de en yüksek noktasi olan 2571 m.lik zirve ilçeye adini veren Honaz Dagi'nin dorugudur.
Sarayköy: Denizli merkeze 20 km. mesafededir. Yakin çevrede Kizildere, Tekke, Yenice ilicalarý vardir. Ilçe sinirlari içinde ayrica In hamami ilicalari da vardir.
COGRAFYA
Denizli, Anadolu yarimadasinin güneybatisinda, Ege Bölgesi'nin güneydogusunda, Ege-Iç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri arasinda bir geçit teskil eder.
Denizli ili yüzey sekilleri bakimindan dalgalidir. Alçak ve yüksek ovalari, yaylalari ve daglari birbirini tamamlar. Yüksek ovalar gerçekte bir yayla gibidir. Arazisi denizden yüksektir. En büyük akarsu Büyük Menderes'tir.
Denizli ili Ege Bölgesi'nde olmasina ragmen, Ege Bölgesi'nin iklimi tamamen görülmez. Kiyi kesiminden iç bölgelere geçit yerinde oldugundan, az da olsa iç bölgelerin karasal iklimi hissedilir. Denizli ilinde, daglar ekseriyetle denize dik olarak uzandigindan denizden gelen rüzgarlara açik bulunmaktadir. Kislar ilik ve yagisli geçmektedir.
Her Horoz Kendi Kümesinde Öter
Denizli Horozu Ise Her Yerde Öter
Tanriya sükür, burada her seyim var. Hayatimda yalniz bir sey eksik: Horoz sesi!... diyordu Almanyadaki yasayan Denizlili zengin bir isadami. Bahsettigi horoz Denizli horozuydu. Horoz özlemini kelimelere dökerken modern dünyanýn bir gerçegini de dile getiriyordu.
"Ben bir safak vakti Denizlide horoz sesleri arasinda dogmusum... Sonra da yillarca ayni güzel sesle uyandim... Her sabah muntazam kurulmus bir saat gibi öten horozumun sesiyle yataktan firliyordum. simdi sana bir sey söyleyeyim mi?... 21 yildir burada horoz sesi isitmiyorum... Modern Sehirciligin ilk alip götürdügü sey, altin sesinden çok daha tatli olan horoz sesi... Uygar hayat kentte, evvela horozun sesini kesiyor...
Denizlinin sembolü olan Denizli Horozu, renk ve vücut yapisi itibariyle ahenkli uzun ve güzel ötüsleriyle, ilimize en uzak yörelere kadar isim yapmis yerli bir irkimizdir. Bazilarina göre Osmanli Imparatorlugu zamaninda Arnavutluktan istanbula getirilen uzun ötüslü Berat horozlarinin Denizliye getirilmesi ve Denizlideki yerli tavuklarla melezlenmesinden olustugu söylenmekte ise de bu doðru degildir. Zira renk ve vücut yapisi bakimindan aralarinda hiçbir benzerlik yoktur. Denizli horozu bu bölgedeki insanlarin eskiden beri uzun ötüslü horozlara gösterdikleri özen sonucu kendiliginden olusmus bir irktir.
Denizli Horozunun gözleri siyah ve sürmelidir. Bacaklari koyu gri veya mor, ibik balta ibik seklinde, kulakçik kirmiz veya kirmizi üzerinde beyaz benekli genel renk, siyah kirli beyaz ortaklasa karisim halindedir. Bazen kanat tüyleri üzerinde kahverengi renkler bulunur. Al horozlarda ise siyah-kirmizi ortaklaþa karisim halindedir. Canli agirlik ortalama 3-3.5 kg civarindadir. Denizli Horozlari renklerine, vücut yapilarina ve ibik sekillerine göre 3e ayrilir. Renklerine göre DEMIRKIR, PAMUKKIR, KINALI, AL, SIYAH ve KÜRKLÜ olmak üzere 6 tipe ayrilirlar. Vücut yapilarina göre YÜKSEK BOYUN, SÜLÜN ve KÜPELI olmak üzere 3 tipi vardir. Ibik sekillerine göre GENIS IBIK ve DAR IBIK olmak üzere 2 tipi vardir.
Denizli Horozunun sesi, tonuna ve netligine göre de Siniflandirilir. Ses tonuna göre INCE, DAVUDI, KALIN SES olmak üzere 3e ayrilýir. Davudî ses, ince sesle kalin ses arasinda ve kalin sese yaklasan tek bir sesdir. Niteligine göre net ses, hüzünlü ses, cirlak ses, dalgali ses (alayci ses) olmak üzere dörde ayrilir.
Iyi bir Denizli Horozunda görünüs canli; bacaklar, boyun uzun ve kuvvetli; gögüs genis ve derin; kuyruk dik basa dogru meyilli olmalidir. Tavukta da ayni özellikler aranir. Denizli Horozlarinin birinci yilda ötüs uzunluklari 20-25 sn olmaktadir.
Tarim Il Müdürlüðü bünyesinde olusturulan Denizli irki üretim birimince yetistirilen Denizli Horozlari genel olarak 100 baslik bir sürü halinde elde tutulmaktadir. Damizlik horozlar seçildikten sonra kalanlar; Mart, Nisan ayindan itibaren yurdun çesitli yerlerinden gelen taleplere göre satilmakta, Mart, Nisan, Mayis, Haziran aylarinda civciv satisi yapilmaktadir.