1 yaş altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yarısı zehirlenme sonucu gerçekleşiyor. Zehirlenmeye yol açan maddelerin başında ise aspirin ve uyku ilacı geliyor
Bir yaş altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yarısının zehirlenmelerden kaynaklandığı bildiriliyor.
Türkiye Kızılay Derneği'nin yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında yayınladığı İlkyardım El Kibatı'nda zehirlenmeler konusuna yer verildi. Kitapta yer alan bilgilere göre, ev ortamında özellikle küçük çocuklarda(1-4 yaş), sindirim sistemi yoluyla zehirlenme kazaları, önemli bir yer tutuyor. İstatistiklere göre, 1 yaşın altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yarısından fazlası zehirlenme sonucu gelişiyor. Çocuklarda sıklıkla bir zehirlenmeye yol açan madde aspirin iken bunu uyku ilaçları izliyor.
İlaçlar, ev temizliğinde kullanılan ürünlerin hemen hemen tümü, böcek öldürücüler, belirli gazlar ve buharlar, yangın dumanı, belirli bitki, yapıştırıcılar ve olağan olarak kullanılan ürünleri içeren uzun bir liste zehirli maddeler arasında sıralanıyor. Zehirli maddelerin vücuda girişi, önem sırasıyla sindirim sistemi ve solunum yoluyla oluyor. Zehirlenmede ortaya çıkan belirtiler ise zehirli maddenin niteliğine ve vücuda giren miktara göre değişiyor.
Sindirim sistemi yoluyla zehirlenmede sık sık bulantı, kusma, karın ağrısı, şiddetli ishal gibi belirtiler görülüyor. Solunum-dolaşım sistemi zehirlenmelerinde solunum güçlüğü ortaya çıkabiliyor hatta solunum ya da dolaşım durabiliyor. Zehirlenme durumunda yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor:
" Ağızdan alınan zehirli maddeler: Hastanın/yaralının yaşamsal tehlikesi varsa, gereken önlemi alınız. Suni solunum uygulamak gerekirse ağzınızın zehirli madde ile temasını önlemek için 'ağızdan buruna' suni solunum yöntemi uygulayın. Mümkün olduğu kadar çabuk tıbbi yardım isteyin. Hastayı kusturmaya çalışmayın. Bilincini yitirmiş kişiye ağızdan hiçbir şey vermeyin." Zehirli madde solunması: Hastayı/yaralıyı zehirli ortamdan uzaklaştırıp temiz havaya çıkarın. Hastanın ortamı gaz kokan, yoğun dumanlı bir ortamsa belinize ucu dışarıya uzanan bir ip bağlayın. Böylece bir şey oluduğu takdirde en azından sizi kurtarabilirler. Ağzınızı ve burnunuzu ıslak bir mendille kapatarak içeri girin. Güçlü bir gaz kokusu olan ortamda kibrit, çakmak vb. yakmayın, elektrik düğmesine dokunmayın, patlama olabilir. Yoğun duman varsa çömelerek ya da yerde sürünerek ilerleyin. Hastanın genel durumunu değerlendirip bir sağlık kuruluşuna götürün.
Zehirlenmeleri önlemek elinizde
Evde zehirlenmeleri önlemek için alınması gereken önlemler ise şöyle sıralanıyor:"İlaçları, temizlik ürünlerini çocukların erişebileceği yerlerde bulundurmayın. Ya da ilaçları, temizlik ürünlerini bulundurduğunuz dolaplara emniyet kilidi takın. Yiyecek ya da içecek kaplarını zehirli maddeleri koymak için kullanmayın. Aracınızın motorunu kapalı bir yerde çalışır durumda bırakmayın. Evdeki bütün ateşli araç ve gereçleri (ısıtıcı, soba, fırın, ocak, vb) ve gaz ya da tüp donanımını düzenli olarak kontrolden geçirin. Havalandırma pencerelerini kapatmayın ya da iptal etmeyin. Eğer gaz kokusu duyarsanız elektrik düğmelerini açmayın, kibrit ya da çakmak yakmayın. Zehirlenmelerde başvurulacak Danışma Merkezi'nin telefonunu (0 800 314 79 00) her zaman elinizin altından bulundurun."
İngiltere'deki Oxford Üniversitesi kamu sağlığı birimi tarafından yapılan araştırmalar, öldürücü menenjit hastalığının bilinenlerden daha erken ortaya çıkan ve kan zehirlenmesine benzeyen, bacaklarda ağrı, el ve ayakta soğuma ve cilt renginde değişiklik gibi semptomları bulunduğunu ortaya koydu.
Hızlı ilerlemesi ve öldürücü olabilmesi nedeniyle anne-babaların en korktuğu hastalıkların başında gelen menenjitin bugüne kadar bilinen deride kızarıklık, ensede sertleşme gibi semptomlarının hastalığın başlamasından 13 ile 22 saat sonra ortaya çıkabildiğine dikkat çeken İngiliz bilimadamları, "Bu aşamaya gelindiğinde hasta zaten artık hastanelik duruma da gelmiş oluyor. Yapılan müdahaleler, gecikildiği için sonuçsuz kalabiliyor" dedi.
Oxford Üniversitesi bilimadamlarından Matthew Thompson, uzun süren araştırmalar sonucunda baş ağrısı, deride kızarıklık, ışığa karşı duyarlık, bilincin zaman zaman kaybedilmesi, ensede sertleşme gibi klasik semptomların çok öncesinde, hastalığın bünyeye girmesinden sonraki 8. saatten itibaren ortaya çıkan yeni semptomları menenjitli 448 çocuk üzerinde yapılan araştırmalar sonucu belirlediklerini açıkladı.
Bu çocukların anne-babalarıyla yapılan görüşmelerde, bütün bu çocukların ortak özelliğinin hastalıklarının ilk 8 saatinde kan zehirlenmesine benzeyen belirtiler gösterdiği sonucunu elde ettiklerini belirten Thompson, "Bunlardan da daha erken, 4-6 saat arasında ortaya çıkan ateş, iştah kaybı, kusma gibi semptomlar da var, ama bunlar birçok diğer hastalıkta da görüldüğü için bu semptomlarla sonuca varmak zor" diye konuştu.
Sadece tatil dönemlerinde spor yapma olanağı bulanlara yorucu sporları tercih etmemesi öneriliyor.
Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın Kaya, "sadece tatil dönemlerinde spor yapma olanağı bulanlar, yorucu sporlar yerine fart leg (eğlendirici koşu) gibi aktiviteleri tercih etmelidir" dedi.
Ani hareketlerden kaçınılması, yavaş yavaş hızlanan hareketlerin tercih edilmesi gerektiğini de söyleyen Kaya, "mümkün olduğu kadar az terlemeyle gerçekleşen egzersizler yapılmalı, vücudun mineral dengesine dikkat edilmelidir'' açıklamasında bulundu.
Yrd. Doç. Dr. Kaya, egzersizlerin, kalbe yakın kaslardan başlayarak, kalbin uzağına doğru, gittikçe artan bir tempoda yapılması gerektiğini sözlerine ekledi
Dikkat edilmesi gerekenler:
Kaya, uzun süre hareketsiz geçen bir dönemden sonra spor aktiviteleri yaparken sıkıntı yaşamamak için, bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğine de değindi:
"Egzersizler, vücudun yeterli miktarda oksijen depolayabilmesi için bol oksijenli ortamlarda ve temiz havada yapılmalıdır. Spor sırasında nabzın aşırı şekilde yükselmemesine dikkat edilmeli, bunun için kısa aralıklarla nabız ölçümü yapılmalıdır.
Aşırı sıcak ve soğuk ortamda yapılan spor sorunlara neden olabilir. Spor için ideal ortam ısısı 18-25 dereceler arasıdır. Sporla geçen günlerde vücudun enerji kaybı göz önünde bulundurularak, meyve suyu ağırlıklı olmak üzere, bol sıvı alınmalı ve bol meyve yenmelidir.
Egzersizler sırasında solunum yollarının açık tutulması gerekir, hareketin ritmine uygun olarak nefes dışarı verilmeli, en rahat konumdayken nefes alınmalıdır. Böylece ihtiyaç duyulan oksijen, vücuda yeterince alınmış olunacaktır."
Tatil süresi içinde mümkün olduğu kadar ağır ve yağlı yemeklerden uzak durulmasını da öneren Yrd. Doç. Dr. Kaya, bu dönemin kadınların forma girmesi için de iyi bir fırsat olduğunu ve kadınların, vücutlarının estetik görünümüne katkıda bulunucu egzersizlere ağırlık vermesi gerektiğini söyledi.
Uzun bayram tatiline hazırlandığımız bu günlerde, küçük önlemlerle, tatili yatakta geçirmekten kurtulabilirsiniz
Yeni yıl yoğunluğu nedeniyle yaşanan yorgunluk, stres ve hatta uyku düzeninin bozulması, vücut direncinin düşmesine sebep oluyor. Bu tablo da tatili yatakta geçirmenize sebep olabilecek grip ve soğuk algınlığına davetiye çıkarıyor.
Özellikle kuş gribinin tekrar gündeme geldiği bugünlerde, grip ve soğuk algınlığından korunmak daha fazla önem taşımaya başladı. Endişeye kapılmamak ve sağlıklı günler geçirmek için önlemler almak şart. Bayram tatilini sağlıklı geçirebilmek için mutlaka hava durumunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Özellikle kış mevsiminde daha çok kapalı ve sıcak ortamlarda bulunmak, solunum yollarının kurumasına neden olacağından virüslerin vücuda girişini kolaylaştırıyor.
Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bulgular genellikle 7-10 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen sinüzit, bronşit veya zatürre gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bu nedenle gripten ve soğuk algınlığından korunmak çok önemli. Özellikle grip salgınlarının yaygın olduğu bu aylarda alacağınız basit önlemler ile gripten korunabilir, tatil günlerini yatakta geçirmekten kurtulabilirsiniz:
Dengeli beslenin
Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları da bu durumdan etkilenir.
Yeterli miktarda su için
Solunum yollarının nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmesi faydalıdır.
Düzenli spor yapın
Sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor, gripten korunmak için de çok önemlidir. Yetişkin bir kişi için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması faydalıdır.
Stresten uzak durmaya çalışın
Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerdendir. Bu nedenle, çeşitli yollar ile stresten uzaklaşmak sağlıklı kalmayı da beraberinde getirecektir.
Sigara içmeyin
Sigara da aynı stres gibi vücut direncini azaltır. Ayrıca virüs yüklü damlacıklar, sigara içilen ortamlarda, dumana yapıştıkları için hastalık yapıcı özellikleri artar.
Kalabalık yerlerde kendinizi korumaya çalışın,
Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla ( 160 km/saat ) hareket ederek 3- 4 metre uzağa yayılabilir. Bu nedenle özellikle bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına dikkat etmek, temizliğe özen göstermek gibi basit tedbirler ile gripten korunabilirsiniz.
Düzenli uyuyun
Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalmaktadır. Bu nedenle mümkün olduğunca düzenli uyuyun, bu düzen bozulursa mutlaka telafi ederek vücudun uyku ihtiyacını karşılayın.
Geçtiğimiz hafta Balıkesirin Manyas ilçesinde başlayan kuş gribi salgını, bugüne kadar yabancısı olduğumuz bu tehlikeli hastalıkla ilgili pek çok soru işaretini de gündeme getirdi. Son günlerde Bize de geçer mi?, Öldürür mü? gibi sorular, halk arasında sıkça sorulmaya başladı. Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Koptagel İlgün, Türkiyede kuş gribine yol açan virüsle ilgili sorulara açıklık getirdi.Prof. İlgün, "Arabaların üzerindeki kuş pisliklerine ellemeyin" uyarısında bulundu.
ÖLÜMCÜL OLABİLİR
* Türkiyede bulunan Avian Influenza A(H5N1) virüsü nedir? Esas olarak kuşlarda oluşan bir virüs tipidir. 2003 sonları ve 2004 başlarında Asyada 8 ülkede kümes hayvanları arasında Influenza H5N1 salgını oluştu. O ülkelerde 100 milyondan daha fazla kuş ya öldü ya da hastalığı kontrol etmek için öldürüldü. 2004ün haziran sonlarında Asyanın birkaç ülkesinde kümes hayvanları arasında yeni bir ölümcül Influenza H5N1 salgını başladı. Tayland, Vietnam ve Kamboçyada ise Influenza A (H5N1) insan enfeksiyonları olduğu bildirildi.
* İnsanlar için tehlikeli mi? H5N1 virüsü, çoğunlukla insanları enfekte etmez. Ancak 1997te, Hongkongda kümes hayvanlarında yaşanan kuş gribi salgını süresince kuştan insana bulaşan ilk vaka görüldü. 18 insanda ağır solunum yolu hastalığına neden oldu, 6 kişi öldü. Çok yakın zamanda, Tayland, Vietnam ve Kamboçyada da H5N1 insan vakaları oluştu. Bu vakaların çoğu kümes hayvanlarıyla yakın temas eden insanlardı.
DIŞKIDAN GEÇEBİLİR
* Bu virüs insandan insana bulaşır mı? Yoksa, sadece kuşlardan insanlara mı geçiyor? Bu virüsün kişiden kişiye yayılımı nadiren yaşandı. Bulaşan kişiden başka insanlara geçme durumu ise olmadı. Ancak, tüm influenza virüsleri değişme yeteneğine sahip olduğu için kaygı duyuluyor. Virüsün insandan insana yaygın olarak bulaşma olasılığına karşı uzmanlar hazırlık yapıyor.
* Hastalık kuş pisliğinden insana geçer mi; arabaların üzerindeki kuş pislikleri temizlenirken bulaşma ihtimali var mı? Kuşun pisliğinden de bu virüsün geçme ihtimali var. Göç yolları üzerinde oturuyorsanız şu sıralar direkt kuş pisliğiyle temas etmemek yararlıdır.
EV KUŞLARI SAĞLAM
* Ev kuşları da kendiliğinden bu gribe yakalanır mı? Hayır, durup dururken yakalanmazlar. Bu virüsü göçmen kuşlar taşır. Tehlikeli diye evdeki kafesin içindeki kuştan da şüphelenmenin anlamı yok.
Prof. Ronald Eccles, Lizbonda Uluslararası Aspirin Ödülleri nedeniyle düzenlenen sempozyumda, yetişkinlerin her yıl 2-5, okul çocuklarının 7-10 kez soğuk algınlığı geçirdiğini belirtti. Ronald Eccles, 200den fazla virüsün soğuk algınlığından sorumlu olduğunu söyledi.
1- Sadece belirtilere bakarak soğuk algınlığı ile grip ayırt edilebilir mi?
Soğuk algınlığı virüsleri de griple benzer belirtiler gösterebilirler. Gribi teşhis etmenin emin yolu, virüsü laboratuarda izole etmektir.
2- Soğuk algınlığının ilk işareti neden acıyan, tahriş olmuş bir boğazdır?
Virüsler ilk olarak burun arkasını enfekte ederler. Bu alandaki tahriş boğaz ağrısı gibi hissedilir. Virüsler daha sonra boğazı tahriş eder.
3- Virüsler belirtilere nasıl sebep olur?
Virüsler belirtilere direkt olarak sebep olmazlar. Hiç belirti olmaksızın bir virüs enfeksiyonu geçirmek de mümkündür. Bu bizim kendi bağışıklık sistemimiz ve beyaz hücrelerimizin aktivitesi belirtileri tetikler.
4- Soğuk algınlığına yakalandığımızda neden kendimizi yorgun hissederiz ve iştahımız kaybolur?
Virüs enfeksiyonu ile savaşan beyaz hücreler kan içinde beyine doğru dolaşan kimyasallar salarlar. Bu kimyasallar kendimizi yorgun ve iştahsız hissetmemize yol açar. Bu doğanın bizi dinlenmeye zorlama yoludur. Böylece vücudumuz enfeksiyon ile savaşmaya odaklanır.
5- Neden bazı virüsler ateşimizi yükseltir ve terletir?
Grip ve soğuk algınlığı virüsleri enfeksiyon ile savaşan beyaz hücrelerin bir bağışıklık yanıtı vermelerine yol açar. Beyaz hücreler beyine giden kimyasallar salgılar ve vücut sıcaklığını normalin üstüne ayarlar. Ateş, beyaz hücrelerin enfeksiyon ile savaşırken daha aktif ve daha etkili olmalarına yardım eder.
6- Soğuk algınlığında ya da gribe yakalandığımda neden bacaklarım ve eklemlerim ağrıyor?
Enfeksiyon ile savaşan beyaz hücreler kan içinde eklemlere ve kaslara doğru dolaşan kimyasallar salgılarlar ve proteinlerin amino asitlere parçalanmasına yol açarlar. Bu vücudun kendini virüslere karşı koymak için bekleme yoludur. Amino asitler enfeksiyonla savaşmak için antikorlar yapmak üzere karaciğerleri kullanırlar.
7- Yutkunduğum zaman boğazımdaki ağrıya ne sebep olur?
Burun ve boğazdaki bademcikler virüs tarafından enfekte olduklarında şişerler ve ağrırlar. Yutkunmak, boğaz yüzellerinin birbirlerine sürtünmesine yol açar ve şişmiş bademciklere baskı yaparak ağrıya sebep olurlar.
8- Burnumum tıkanmasına ne sebep oluyor?
Enfeksiyonla savaşan beyaz hücreler, burun iç yüzeyindeki büyük damarları genişleten kimyasalların salgılanmasına yol açar. Burun tıkanıklığına yol açan bu büyük damarların şişmesidir.
9- Soğuk algınlığına yakalandığımda neden gözlerim sulanıyor?
Gözyaşlarını gözden buruna çeken küçük kanal burnun içi yüzeyindeki gibi birçok büyük damar içerir. Soğuk algınlığı sırasında damarlar şişer ve küçük kanalı tıkayarak gözyaşlarının göz içinde birikmesine yol açar.
10- Soğuk algınlığı ve grip belirtilerinin tedavisi için Aspirin ne kadar etkilidir?
Klinik araştırmalar Aspirinin boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı ve diğer ağrılar ile ateş gibi soğuk algınlığının ağrı ile ilişkili belirtilerini için emniyetli ve etkili bir tedavi olduğunu göstermiştir. Aspirin, 100 yıldan daha uzun bir süredir soğuk algınlığı ve grip belirtilerinin tedavi etmek için kullanılmaktadır.
Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir bebek varmış.
Bir gün Tanrı'ya sormuş:
- Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?
- Tüm meleklerin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun
sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.
-Pekiiiii... insanlar bana birşeyler söylediklerinde, dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım?
- Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel ve tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek.
- Peki Tanrım, ben seninle konuşmak
istersem ne yapacağım?
- Meleğin sana ellerini açarak bana dua
etmeyi de öğretecek.
- Dünyada kotü adamlar olduğunu duydum,
beni kim koruyacak?
- Meleğin seni kendi hayatı pahasına dahi
olsa daima koruyacak.
- Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim
için çok üzgünüm.
- Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin
yollarını sana öğretecek.
O sırada Cennette bir sessizlik olur ve dünyanın
sesleri cennete kadar ulaşır. Bebek gitmek
üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar:
- Tanrım eğer şimdi gitmek üzereysem lütfen çabuk
söyle, benim meleğimin adı ne?
- Meleğinin adının önemi yok ,
sen onu "ANNE" diye çağıracaksın.
İnsanın en temel ihtiyacı olan beslenmenin düzgün ve bilinçli yapılması insanın hayatını tahmin edilenden çok daha fazla etkiler.
Diyetisyen Taylan KÜMELİ
Her besin grubundan, yeterli ve zevk alarak yapılan beslenme sadece fiziki sağlık değil zihin sağlığının da düzgün olmasını sağlar. Bunun için önce sağlıklı beslenme ilkelerini öğrenmek gerekli...
Kilo vermenin ya da kilo almanın hiçbir mucizevi şekli yoktur. Hiçbir ilaç, hiçbir müdahale, hiçbir yardımcı ürün ya da hiçbir özel beslenme listesi bunu tek başına sağlayamaz. İnsan yaşamı boyunca istediği sürece her zaman istediği kadar kilo verebilir ya da alabilir. Önemli olan kendisi ve vücudu için gerekli olan sağlıklı kilosunu yaşamı boyunca koruyabilmesidir. Bu bilinci edinen kişi her zaman dikkatli ve seçerek yemek yer. Ne sağlığımızdan vazgeçmeliyiz ne de lezzetli, zevk veren, insana insan olduğunu hissettirip yaşamdan zevk almasını sağlayan güzel yemekler ve gıdalardan.
Sağlıklı beslenme bilincinin edinilmesi, doğruların öğrenilebilmesi ve yaşam boyu uygulanması hem fedakarlık hem zaman isteyen bir emek işidir. Bunu yapabilmek için hem sağlıklı beslenmeyi öğrenmek isteyen kişi hem de bu konuyu öğretecek olan uzman karşılıklı bir eğitim süreci yaşarlar. Bu süreç içerisinde uzman kendisine başvuran kişini genetik kodlaması, yaşamının başından itibaren gelişen beslenme alışkanlıkları, o sırada yapılmış olan çeşitli kan değerleri ölçümlerine göre yorumlanacak olan organik yapısı, sosyal yaşamı ve hayatını nasıl yaşadığı ile ilgili bilgileri öğrenir ve o kişi hakkında eğitilmiş olur.
Uzmana başvuran kişi ise kendisi ile ilgili tüm bu bilgileri öğrenen uzmandan kendi yaşamına uygun beslenme doğrularının neler olduğu bilgisini alır. Bu eğitim sürecinden sonra, eğer eğitim başarılı olmuşsa ve daha sonra da tazeleme eğitimleri de yapılıyorsa kişi sağlıklı beslenme bilincine ulaşmış olur ve bunun önemini bu eğitim sırasında anladığı için hayatı boyunca bu doğruları kendisi için uygulamaya çalışır. Bu yazı dizisinde estetik kaygılar haricinde de sağlıklı beslenmenin önemini açıklamaya çalışacağız. Beslenmeyi kısaca anlatacağımız yazı dizimizden en az bir kişi bile yararlansa mutlu olacağım.
Sağlıklı beslenme doğruları
Asla öğün atlamayın
Yemeklerinizi hızlı yemeyin
Yemeklerinizi küçük lokmalar halinde yiyin
Bol bol su için (En az üç litre)
Mümkün olduğunca fazla hareket edin
Besin değeri yüksek, kalorisi az olan besinlere yönelin
Az yağlı yiyin. Doğru yağları, doğru zamanda yiyin
Kilonuzda sabit kalmaya çalışın
Sebze yiyin ve yemeklerden en az iki saat sonra meyve yemeyi unutmayın
Daha çok lif tüketin
Aşırı protein tüketimini azaltın
Kompleks karbonhidratları tercih edin
Fazla şekeri terk edin
Balık yiyin
Alışverişte sağlığınızı düşünerek gıda satın alın
Akıllı yemek tercihleri için uygun ortamlar yaratın
Sık sık ve az yiyin
Yemeklerde bol bol su için
En önemlisi de yemekten keyif alın. (Unutmayın bu keyif yemeğin az olması ile de alınabilir)
Kilo vermenin ya da kilo almanın hiçbir mucizevi şekli yoktur. Hiçbir ilaç, hiçbir müdahale, hiçbir yardımcı ürün ya da hiçbir özel beslenme listesi bunu tek başına sağlayamaz
Kısa vadeli hedefler çözüm değildir
Eğer hayatınız boyunca sağlıklı kilonuzda kalıp, sağlığınıza bu şekilde dikkat etmek istiyorsanız sağlıklı beslenme ilkelerini öğrenmeli ve bunları tüm yaşamınız boyunca uygulamasınız. Nasıl kilo verebilirim, nasıl daha ince olabilirim diyen insanların bunu anlayabilmeleri çok önemlidir. Sözgelimi Yaza kadar en az 5 kilo vermeliyim gibi herhangi kısa vadeli bir hedef, sadece o dönem için geçici bir çözümü getirecektir. Bu ilkeler devamlı uygulanmıyorsa o dönemde verilen 5 kilo sonbahar ya da kış geldiğinde tekrar alınacaktır. Devamlı kilo alıp veren bir vücutta oluşan zararlar en az devamlı kilolu olan bir vücuttaki zarar kadar yüksektir.
İnsan devamlı olarak kilo alıp verdikçe vücudunda bir sürü zarar meydana gelir. Bu zararlar:
Bağışıklık sisteminin zayıflaması
Düşük kalorili beslenme alışkanlığı ve buna bağlı olarak herhangi bir şey yapmadan duran bir vücuda gereken enerji demek olan bazal metabolizma hızının düşmesi
Yağ hücrelerindeki sayı artışından dolayı şişmanlama ve metobolik hastalıklara yakalanma riskinin artması (şeker, safra kesesi bozuklukları, gut, hiper lipidemi-yüksek yağlanma, adet düzensizlikleri vs)
Kendine güven kaybı vb psikolojik dengesizlikler
Bunları yaşamak ya da bu risklere sahip olmaktansa yaşam boyu uygulamak zorunda olduğumuz sağlıklı beslenme ilkelerini öğrenerek uygulamamız en iyi çözümdür.
Stanford Üniversitesi'nce bulunan ve tokluk hissini artıran obestatin hormonu, kilo vermede etken madde olabilir.
Birkaç yıl önce bilim adamları ghrelin hormonunu bulduklarında, iştahı etkileyen son hormon olarak adlandırmışlardı ama yanıldılar. 1994 yılında leptin, 1999 yılında da ghrelin hormonu bulundu. Yakın bir tarihte Stanford Üniversitesi'nin bulduğu obestatin ise anti-ghrelin hormonu olarak da adlandırıldı.
Daha az yemek
Obestatin de aynı yerden salgılanır ama ghrelinin tam tersi etkisini yapar. Ghrelin, büyüme hormonu salınımı ve enerji dengesinde önemli bir düzenleyici olarak tanımlanır. Esas olarak midede üretilmekle birlikte daha düşük miktarlarda bağırsak, hipofiz, böbrek, plasenta ve hipotalamusta da yapılır.
Yapılan çalışmalarda farelere obestatin enjekte edildiğinde normalde yediklerinden yüzde 50 daha az besin tükettikleri ve 8 gün içerisinde yüzde 20 kilo verdikleri gözlemlenmiş. Ayrıca obestatinin yiyeceklerin mideden barsaklara geçiş hızını da azalttığı, bu nedenle tokluk hissini artırdığı, yalnız bazı deneklerde mide bulantısına ve mide kaslarının kasılmasına neden olabileceği belirtiliyor. Bazı kaynaklara göre obestatin, mide bulantısını artırması nedeniyle gıda tüketimini azaltıyor.
İştahı baskılayabilir
İnsanlar son zamanlarda kilo verme konusunda birçok yönteme başvuruyorlar. Doğru olanı kişiye uygun tarzda beslenmek, egzersiz yapmak, az az sık sık yemek, bol su içmek... Ama bazı durumlarda açlık hissi kontrol edilememektedir ki, bunun nedeni de hormonal dengesizlik olabilir.
Obestatin belki de obez kişilerin iştahını baskılamada ve kilo vermelerinde kullanılacak bir etken madde olacak. Bu nedenle daha fazla yeni araştırmaların yapılmasını bekliyoruz.
Gündemdeki Soru: Doğum kontrol hapları damar tıkanıklığı yapabilir mi?
Doğum kontrol haplarının içinde bulunan östrojen hormonu kanda bulunan pıhtılaşma mekanizmasını artıran bir hormondur. Normalde vücudumuzda meydana gelen kanamaları durdurmaya yarayan bu pıhtılaşma sistemi aşırı aktive olduğunda vücudun çeşitli damarlarında gereksiz yere pıhtılaşmalar yaratarak damarların tıkanmasına neden olabilir. Bu ihtimal genç olan, normal kiloda olan, damar hastalığı bulunmayan,şeker hastalığı bulunmayan ve sigara içmeyen kadınlarda oldukça düşük orandadır (24.000 hap kullanan kadında yılda yalnızca bir olgu).
Östrojen içeren tüm doğum kontrol hapları (hepsi zaten içerir) bu riski beraberinde getirir.
Haplar hangi kriterlere göre seçilir?
Kadınlar doktor önerisine göre doğum kontrol hapı kullanmalıdır. Mümkün olan her durumda en düşük doz içeren haplar tercih edilmelidir. Düşük doz haplar aynı gebelikten koruyucu etkiyi göstermelerine karşın östrojen daha az olduğundan damarsal sorun oluşma riski de daha azdır.
Hap başlanmadan önce yapılması gereken bir test var mı?
Şu an için doğum kontrol hapına başlamadan önce kadınlara yaptırmasını önerdiğimiz bir test yok. Bunun tek bir istisnası ailelerinde pıhtılaşma hastalığı olan, aile bireylerinde erken yaşlarda kalp krizlerinin veya felçlerin yaşandığı kadınlara yapılması önerilebilecek testler. Bu testler arasında en önemlisi kanın pıhtılaşma eğilimini artıran hastalıklar arasında en sık görüleni olan Faktör V (beş) Leyden Mutasyonu genetik hastalığının olup olmadığını belirleyen testtir. Bu bozuk geni taşıyan kadınların doğum kontrol hapı kullanması önerilmez.
Yine daha önceki gebeliklerinden birinde pıhtı oluşumuna bağlı sorun yaşayan kadınların kesinlikle bu haplardan uzak durması gerekir.
Bir hap en fazla kaç yıl kullanılabilir?
Damarsal sorun yaratması açısından kullanılan süre birinci derecede önemli değil. Damarsal sorun ilk kullanım ayında oluşabileceği gibi aylar sonra da oluşabilir. Hapın kullanım süresini kısıtlama eğilimimiz daha çok östrojen hormonunun meme kanseri gelişme olasılığını artırma ihtimaliyle alakalıdır. Hap markası değiştirilse bile hapların tümü östrojen içerdiğinden çok mantıklı değil.
Bu hapları kimler kullanamaz?
Doğum kontrol hapları uygun kişilerde usulüne uygun kullanıldıklarında nispeten güvenli ilaçlardır ve bugüne kadar genital sistemde kalıcı bir hasar bıraktıkları görülmemiştir. Hap kullanımının sakıncalı olup olmadığını belirleyen temel etken hapların içerdiği ilaçların kan yoluyla diğer organlara da etki etmeleri ve riskli durumlarda bu organlarda hasar oluşturmalarıdır.
Genel olarak aşağıdaki durumların varlığında doğum kontrol haplarının kullanılması kesinlikle sakıncalıdır:
* Gebelik şüphesi veya gebelik varlığı;
* Nedeni henüz belirlenmemiş adet dışı kanama;
* Tromboflebit (damar iltihabı) geçirmekte olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak;
* Vücudun herhangi bir organında damar tıkanıklığı sorunu yaşamakta olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak;
* 35 yaşın üzerinde olup sigara kullanmakta olmak (günlük sayı önemli değildir);
* Yetmezlikle seyreden kronik karaciğer hastalığı sorunu olmak;
* Meme kanseri şüphesi olmak;
* İlaç içinde bulunan maddelere karşı allerjisi olmak.
Yukarıdaki maddeler dikkatlice gözden geçirildiğinde doğum kontrol haplarının en büyük risklerinin damarlar üzerinde olduğu görülebilir. Hapların içerdiği östrojen hormonu türevi madde damarların içinde akan kanın pıhtılaşma eğilimini artırır. Normal şartlarda bir yaralanma sonucunda kan kaybını önlemeye yönelik çalışan bu mekanizma gereğinden fazla çalıştığında hayati organlara kan götüren damarlardan birinin içinde bir pıhtı oluşmasına ve damarın tıkanmasına neden olabilir. Özellikle damar tıkanıklığı geliştirme açısından risk altında olan kadınlarda hap kullanımının pıhtılaşmayı artırıcı yöndeki eğilimi hayati sorunlar meydana gelmesine neden olabilir.
Aşağıdaki durumların varlığında doğum kontrol hapları yalnızca doktorun yaptığı değerlendirme sonrasında uygun görmesi durumunda kullanılabilir:
* Basit migren tipi baş ağrıları ve diğer baş ağrısı türleri;
* Çeşitli kalp hastalıkları;
* Jinekolojik muayenede miyom saptanması;
* Hipertansiyon hastalığı ilaçlarla veya diğer yöntemlerle tümüyle kontrol altına alınmış ve 35 yaşından genç olmak;
* Kontrol altına alınmış şeker hastalığı varlığı;
* Yaygın olmayan varisler.
Doğum kontrol haplarının olumlu yan etkileri
Doğum kontrol haplarını düzenli olarak kullanan kadınlar istenmeyen bir gebelikten korunma yanında çok farklı avantajlar elde ederler. Bu avantajların bazıları ilk kutuyla başlarken, bazıları uzun vadeli kullanımda ortaya çıkar. Doğum kontrol hapları bazen yalnızca aşağıdaki listede yer alan yan etkilerinden faydalanmak için reçete edilirler.
Düzenli kullanımda doğum kontrol hapları:
* Adet döngüsünün düzenli olmasını sağlarlar.
* Adet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önlerler.
* Adet öncesi gerginlik belirtilerini azaltırlar.
* Adet sancısı, doğum kontrol hapı kullananlarda daha az sıklıkla görülür.
* Hap kullanan kadınlarda akne (sivilce) ve tüylenme daha az sıklıkla görülür.
* Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri çok daha az sıklıkla görülür.
* Gebelik oluşma riskinin azalması dış gebelik ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar.
* Yumurtlama süreci baskılandığından hap kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri de daha az görülür. Bu etki düşük doz doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda çok güçlü değildir.
* Hap kullanan kadınlarda fibrokistik meme sorunu daha az görülür.
* Doğum kontrol hapları genital enfeksiyon gelişme riskini azaltırlar.
* Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda endometriyozis hastalığı daha az sıklıkla görülür ve endometriyozis hastalığı olan kadınlarda belirtiler daha hafif seyreder.
* Doğum kontrol hapı kullanımının miyomlara karşı koruyucu olduğu belirlenmiştir.
* Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır. Bu etki düşük doz doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda çok güçlü değildir.
Son olarak
Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkileri kanın pıhtılaşmaya eğilimini artırmaları nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmeleridir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hale gelmiştir.
Bu ciddi yan etkinin gelişme riskini en aza indirmenin en iyi yolu damar tıkanıklığı gelişme riski nispeten yüksek olan kadınların bu ilacı hiçbir şekilde kullanmamalarıdır. Bu ayrımı ancak bir doktor yapabileceğinden hapların doktor değerlendirmesi sonrasında başlanması son derece önemlidir.
Okuyucunun aklına "az da olsa damar tıkanıklığı gibi ciddi bir soruna yol açma riski olan bir ilacın doktorlar tarafından nasıl bu kadar rahatça önerilebileceği" sorusu gelebilir. Öncelikle bilinmesi gereken yeni jenerasyon düşük dozlu doğum kontrol haplarının uygun durumlarda kullanıldığında damar tıkanıklığı yaratma riskinin oldukça düşük olduğudur. Diğer önemli nokta hiçbir ilacın yan etkisiz olamayacağı gerçeğidir. İlaç kullanırken temel prensip kar/zarar oranının ne kadar yüksek olduğudur. Hap kullanımından elde edilen kar (gebelikten korunma ve diğer etkiler), çok düşük olasılıkla ortaya çıkması beklenen zararlara göre çok daha fazladır.
Kalıtsal bir hastalık olan hiperlipidemi (kanda yüksek yağlanma) toplum genelinde yüzde 1-2 gibi yüksek bir oranda görülüyor. Bu hastalık erişkin dönemde kalp hastalıkları için risk oluşturuyor. Prof. Dr. Adnan Yüksel, çocuklukta yapılacak genetik testlerle hastalığın tespit edilip tedbir alınabileceğini belirtiyor.
Günümüzde birçok hastalık bebek doğar doğmaz yapılan genetik testlerle tespit edilebiliyor. Yeni doğan döneminde hastanelerde yaygın olarak fenilketonüri (zeka geriliği) ve hipotroidi (yüksek tiroid) testi yapılıyor. Toplum genelinde binde 2 oranında görülen bu hastalıklar için test yapılırken yüzde 1-2 gibi yüksek oranda rastlanan hiperlipidemi (kanda yüksek yağlanma) hastalığı için hiçbir test yapılmıyor. Hatta bu hastalık insanlar arasında çok bilinmiyor. Ancak 50li yaşlardan sonra kalp ve damar hastalıkları baş gösterdiği zaman hastalığın varlığı anlaşılıyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Adnan Yüksel, son yıllarda kalp krizi geçirme yaşının 35e kadar düştüğüne dikkat çekiyor. Yüksel, 2 yaş civarında yapılacak genetik testlerle hiperlipideminin tespit edilip, koruyucu hekimlik yöntemleriyle ilerleyen yaşlarda kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskinin azaltılabileceğini vurguluyor. Hiperlipideminin erişkin dönemde kalp hastalıkları için yüksek risk faktörü oluşturduğunu vurgulayan Yüksel, Kanda yağlanma çocukluk çağında başlıyor. Bunların bir kısmı genetik, bir kısmı beslenme koşullarıyla alakalı. Erken dönemde hastalığı tespit edip insanları uyarabilirsek herhalde görevimizi yapmış sayılırız. 2 yaşında tanıdığın bir hastanın tedavisi ile 30-40 yaşında tanıdığın hastanın tedavisi farklı olacaktır. Tedavi için çok erkenden tespit etmek önemli. Erişkin döneminde gelecek bazı genetik hastalıkları yeni doğan döneminde tanıyoruz, ama söylemiyoruz. Etik sorunu var bunun. Ancak hiperlipidemi öyle değil. Hayat tarzına ve beslenme düzenine dikkat etmezse 50 yaşında enfarktüs geçirecek. Dikkat ederse olmayacak. Bunu söylemek koruyucu hekimliktir. diyor.
Kanda yağlanma oranı, 12 saatlik bir açlık süreci sonucunda, kanda lipitler denilen kolesterol, trigliserid ve lipoproteinlerin düzeyi ölçülerek tespit ediliyor. Hastalığın belirtileri bazen erişkin döneminde ortaya çıkabiliyor. Derinin eklem yerlerinde, derinin içinde, göz kapaklarında, gözün kornea çevresinde ksantomlar denen yağ toplanması oluşuyor. Erken yaşta yapılacak testlerde hastalık ortaya çıkarsa beslenme düzeni ayarlanarak gerekli tedbirler alınabiliyor. Türkiyede beslenme alışkanlıklarının çok iyi olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Adnan Yüksel Bilinçsizce tüketen bazı insanlar şişmanladıktan sonra, kalbinde ve göğsünde ağrılar başlayınca tedbir almaya çalışıyor. Aslında bunlar hep çocukluk çağında kendini gösteriyor. 2 yaşında muhakkak her çocukta test yapılmalı. Çünkü kombine hiperlipidemi yüzde 50 oranında anne babadan çocuğuna geçiyor. Kalıtsal bir hastalık. Tespit ettiğimiz zaman hemen diyete başlatıyoruz. Bu hastalık için aşırı kilolu olmak şart değil. Şişman olmayanlar da risk altında olabilir; ama şişmanlara ve ailesinde şişman kişiler bulunanlara özellikle test yapılmalı. diye konuşuyor.
Tedavi diyetle mümkün
Hiperlipidemi tespit edilen kişilere iki ayrı diyet tedavisi öneriliyor. 1. basamak diyette, günlük enerjinin yağlardan alınan kısmının yüzde 30u geçmemesi gerekiyor. Bu yüzden doymuş yağlardan (hayvani kaynaklı yağlar) ve kızartılmış yağlardan kaçınmak lazım. Fast food türü beslenme ayda en fazla bir kere olabilir. Karbonhidratların ve lifli gıdaların (sebzeler, meyveler, tahıllar, kurubaklagiller) tüketimi artırılmalı. Stresten uzak durulmalı. Özellikle çocukların sınav dönemlerinde yaşadığı stresi en aza indirmek için aileler özen göstermeli. Çocukların günde en az 1 saat yürümesi veya spor yapması gerekir. Merdiven çıkıp inmesi, bahçede koşması ve oynaması da spor sayılır. Yeter ki akşama kadar bilgisayar başında oturmasın. Çocuklar sabah kahvaltısında istediğini yiyebilir; ama yumurtayı ve tereyağını haftada 5 kereden fazla almamaları lazım. Hastalandıkları zaman antibiyotikleri çok az kullanmak gerekir. Ateşlendiği zaman zorda kalınmadığı sürece ilaç vermemek lazım; çünkü enfeksiyonların yüzde 70i virüslerden kaynaklanır ve antibiyotiklerin bir faydası olmaz. Vücut mikropları kendi kendine yenmeli. 2. basamak diyet düzenini, beslenme uzmanı ile çocuk doktoru karşılıklı konuşarak her hasta için özel ayarlıyor. Yağlardan alınan günlük enerji yüzde 20ye, günlük doymamış yağ oranı yüzde 7ye indiriliyor.
Karabasan'ın tıp dünyasındaki karşılığı nedir?
Tıptaki adı uyku felcidir. İnsanlar rüya gördükleri REM uykusu sırasında, göz ve solunum kasları dışında tamamen fizyolojik bir felç durumundadırlar. Hiçbir kasları çalışmaz. Böyle olmasaydı, biz rüyalarımızı oynar hale gelirdik. Rüyamızda ne yapıyorsak, yatakta da onu yapmaya başlardık. Bazen rüyadan uyandığımızda beynimiz uyanık ve etrafın farkında olduğumuz halde, hareket edemez, ses çıkaramaz ve göğsümüzün üzerinde bir ağırlık varmış gibi hissederiz. Bunu herkes hayatının bir döneminde en az bir kez yaşamıştır. Korku verici bir durumdur. Ama saniyeler içinde kendiliğinden düzelir. Karabasanın olma nedeni; uykudan uyanmamıza rağmen REM uykusundaki fizyolojik felç halinin, uyanır uyanmaz çözülmemesine bağlıdır.
Önce ellerinde İncil,
Sonra omuzlarında tüfekle geldiler.
Evleri, ekinleri bizim olan topraklara
Uzak ülkelerin uğursuz insanları..
Ne hakla geldiler anam,
Ne hakla geldiler?
Allah bir dediler inanıverdik
Anlatmadılar kullar arasındaki farkı.
Zulüm üstüne zulüm yığdılar;
Korku üstüne korku.
Siyah derili insan öğüttü dur-durak bilmeden,
Kurdukları medeniyet çarkı..
Misafir olmak, dost olmak dururken
Şart mıydı ellerinde ilah olması?
Bizde de vardı iki el, iki ayak, iki göz
Bizim de yüreğimiz vardı, biz de bilirdik sevmeyi
Suç muydu derilerimizin siyah olması?
Dövdüler, vurdular, sürdüler
Çocuklarımızı bile öpüp-koklayamadık.
Bize ait olan her şeyimizi
Yeni efendilerimiz aldılar
Namusumuzu bile saklayamadık.
Günü, ayı, yılı yok, her zaman
Gökyüzünü kızıla boyadı akıttıkları kan.
Köle yaptılar bizi beyaz medeniyete
Götürdüler madenlerimizi,
Meyvelerimizi, çocuklarımızı..
Ve işte onlardan geriye kalan:
Boş bir kilise
Taş bir kule
Bronz bir çan..
Gel bunları da götür gideceğin yerlere
Adaletsiz medeniyetin babası
Ölçüsü menfaat olan
Beyaz insan..
Gün olur hayatin akisina veririm kendimi
Gün olur tartmaya baslarim yaptigim seyleri
Hak ettigim ve haksizliga ugradigim gercekleri
Kaderin cizgisini anlamaya baslarim besbelli...
Sikintimda aciyorum belkide sana sadece ellerimi
ama o sikintiya sükranim aklima getirdigi icin seni
Sen ne sevkatli sicaksin icime dogan
o yalniz ve soguk gecelerimde...
Geceleri ufacik bir dua yetiyor huzurlu uyumam icin
Sadece bir dua yani bir kaca söz
Silip yok ediyor günün acilarini yüregimden
Yoktan vaar ediyor ferahlik, karanlik cevremden...
Güzel allahim essiz allahim dogru yolu nasip eyle bana
Düsmiyeyim pismanliga o korkunc cikmaz sokaklara
Yolunda dimdik yürüyeyim yalnizlik uzak dursun benden
Tek yalvardigim tek umudum olmasin baskasi senden...
Ne olursun nurunu eksik etme gözlerimden
Dogruyu secebileyim canim allahim
huzuruna gelmeden...
Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Gençlikte, nefsin arzûları, insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek ibâdet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir. Gençlikte, dînin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibâdetten çok üstün ve kıymetli olur. Hele başka mâniler de araya katılırsa, bunları dinlemeyip, yapılan ibâdetin sevâbı o kadar çoktur ki, ancak Allahü teâlâ bilir. Çünkü mâniler karşısında, ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibâdetlerin, şânını, şerefini göklere çıkarır. Mâni olmayarak, kolay yapılan ibâdetler, aşağıda kalır. Bunun içindir ki, insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, mâniler arasında ibâdet ediyor. Melekler ise, mâni olmadan emre itâat ediyor...
Gençlik arzuları, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsin ve şeytanın sevdiği şeylerdir. Dîne uygun şeyler ise Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir. Allahü teâlânın bu düşmanlarını sevindirip, bütün nimetleri veren, hakîkî sâhibi gazaba getirmek, akıllı insanların yapacağı şey değildir. Allahü teâlâ hepimize akla uygun hareketler nasîb edip, nefse, şeytana ve din düşmanlarının sözlerine ve yazılarına aldanmaktan muhafaza buyursun!
Yarın yaparım diyenler...
Bu kazanç çağında, mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyârlık herkese nasîb olmaz. Nasîb olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, dünya zevkleri azalıp, güç kuvvet gidip, arzûlara kavuşmak imkânı ve ümitleri kalmadığı zamanda faydalı iş yapılamaz. Güç kuvvet yerinde iken, hangi mazeretle, hangi sebeple, bugünün işi yarına bırakılabilir?
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem (Yarın yaparım diyen, helak oldu, ziyân etti) buyurdu. Eğer dünya işleri yarına bırakılırsa ve bugün âhiret işleri yapılırsa, güzel olur. Fakat bunun aksi yapılırsa, çok çirkin olur. Gençlik zamanında insanı, üç din düşmanı olan, nefs, şeytan ve kötü insanlar aldatmağa uğraşmaktadır. Bunlar karşısında, az bir ibâdet pek kıymetli olur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini biliniz: Ölmeden önce hayatın kıymetini, hastalıktan önce sıhhatin kıymetini, dünyada iken âhireti kazanmanın kıymetini, ihtiyârlamadan gençliğin kıymetini, fakirlikten evvel zenginliğin kıymetini biliniz!)
(Her asırda, her zamanda, Allahü teâlâ katında en sevgili olanlar, tövbe eden gençlerdir.)
(Tevbe eden bir gencin cenâzesi kabristana getirildiğinde, Allahü teâlâdan bir nidâ gelir: Ey Melekler, bu kabristandan azâbı kaldırın! Çünkü buraya tövbe eden bir genç getirildi. Onun olduğu kabristandakilere azâb etmeğe hayâ ederim. Ve bütün kabristandakilerden kırk gün, azâbı kaldırılır.)
Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu, kullarına çok acıdığı için, yirmidört saat içinde ibâdete, yalnız beş vakit ayırmış, birkaç şeyi harâm edip, çok şeyi mubâh etmiş, izin vermiştir. O halde, her isteğin kolaylıkla yapılabileceği gençlik zamanını iyi değerlendirmelidir. Saâdet-i ebediyyeye kavuşturacak sebeplere yapışmalı, iyi işler yapmalı, bugünün işini yarına bırakmamalıdır.
Dünya hayatı çok kısadır. Âhiretin azâbları pek acı ve sonsuzdur. İleriyi gören akıl sâhiplerinin ihtiyârlayıp pişmanlık duymaması için, Allahü teâlâya kulluk yapılacak en kârlı zaman olan gençliğin kıymetini bilmesi lâzımdır. Hele dinsizlerin, Müslümanlarla alay edenlerin çoğaldığı, Müslüman evlâtlarını dinden soğutucu propagandaların yayıldığı zamanda yapılan az bir ibâdete, kat kat çok sevâb verilecektir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
Bir zaman gelecek ki!..
(Ey eshâbım! Siz öyle bir zamanda geldiniz ki, Allahü teâlânın emirlerinden onda dokuzunu yapıp, birini yapmazsanız, helâk olursunuz, Cehenneme gidersiniz! Bir zaman gelecek ki, o zamanın müminleri, emirlerin birini yapabilip, dokuzunu bıraksalar, Cehennemden kurtulurlar. O zamanda îmânı olanlara müjdeler olsun!)
Dünyanın tadına ve güzelliğine aldanmamalıdır. İnsanın şerefi ve kıymeti dünyalıkla ölçülse idi, dünyalığı çok olan kötülerin herkesten daha kıymetli ve üstün olması lâzım gelirdi. Dünyanın görünüşüne aldanmak akılsızlıktır, ahmaklıktır. Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır.
Ne mutlu ölmeden önce kendini hesâba çekenlere ve ömür sürdüğü zamanın hesâbını verebilenlere...
BENCE GECEN HER GUNUN KIYMETINI BILELIM..GUN GELIR O GUNLERI COK ARARIZ,FAKAT IS ISTEN GECER
Sosyal ilişki, iletişim kurma ve davranış tarzı anormalliklerinin 3 yaş öncesinde başlamış olması gerekmektedir.
Toplumdaki yaygınlığı :
On bin kişide 4 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok rastlanmaktadır.Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değeri göstermektedir.
Otistik bozukluk ölçütleri:
A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir.
1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin bozukluğun olması.
2- Kendi yaş dönemi ile uyumlu olacak şekilde, yaşıtları ile arkadaşlık ilişkisi kuramamak.
3- Diğer insanlarla birlikte kendiliğinden , doğal bir şekilde hoşlanılabilecek, ilgi alanları ya da beceri ve başarıları paylaşamama durumu ( ilgisini çeken nesneleri başkalarına gösterememe, onları işaret edememe , onları çevresindekilere verememe gibi davranışlar) .
4- Toplumsal ya da duygusal yanıt vermede eksiklik.
B-Aşağıdakilerden en az birinin varolması gerekmektedir:
1- Konuşulan anadilin ya hiç becerilememesi ya da bunun gecikmesi durumu.
2- Yeterli konuşmanın varolduğu durumlarda, başkaları ile konuşmayı başlatmak ya da sürdürmekte belirgin bozukluk.
3- Sözcük ya da cümleleri arka arkaya tekrarlayarak ya da anlamsız şekilde kullanarak konuşma durumu.
4- Doğaçlama bir şekilde , yaş ve gelişim düzeyine uyan evcilik, hırsız-polis, doktor-hasta vb. oyunları oynayamama durumu.
C- Aşağıdaki tekrarlayıcı ilgi, aktivite ve davranışlardan en az birinin varolması durumu:
1- Hem miktar olarak sıklık, hem de yoğunluk açısından belli bir nesne ya da konu ile tekrarlayıcı bir şekilde uğraşarak, kısıtlı kalmış ilgi odaklarının bulunması.
2- İşlevsel olmayıp, belli bir amaca hizmet etmeyen birbirini izleyen , sıradan belli bir aktiviteyle durdurulamaz derecede uğraşı durumu.
3- Herhangi bir hareketi tekrarlayıcı ya da başkasının yaptığı bir hareketin aynısını yapar bir şekilde vücut hareketleri ( parmak şıklatma , parmakları açıp-kapama, omuz oynatma ya da tüm gövdeyi bükme, yumak gibi olma seklinde davranışlar).
4- Tekrarlayıcı bir şekilde bazı nesnelerin belirli parçaları ile aşırı uğraşı durumu.
Bu yukarıdaki yazılmış olan tüm maddelerden toplam olarak en az altı adedinin varolması gerekmektedir.
Sosyal ilişki ya da dil becerisi konularından en az birisinin, çocuk 3 yaş başlangıcına dek gecikmesi veya normal dışı bir şekilde olması durumu.
Rahatsızlığın başka bir hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.
Otistik Çocukların Özellikleri:
Görünümleri yaşıtlarından daha ve kardeşlerinden daha kısa boylu olup, çok sevimli bir görünümleri vardır.
Bu çocukların bebekliklerinde bakımı kolay , bırakıldıklarında yerinde duran, çok fazla ağlamayan çocuklar oldukları gözlenmiştir. Bazı hallerde çocukların konuşma ve davranışları normalken, bunların birden bire sonradan sosyal ilişkiden kopup, dil becerilerini kaybettikleri gözlenmiştir. Aileler çocuklarının seslenince yanıt vermemeleri nedeniyle, sağır olduklarını düşünebilmektedirler. Çocuklar gelişimleri esnasında belirli davranış ya da sesleri taklit edemez, nesneleri başkalarına gösteremez, kucaklanmak istendiklerinde kollarını kucaklamayı karşılamak için kaldıramazlar. Tek başlarına oynamayı yeğlerler.
Bu çocuklar insanlara cansız varlıklar gibi tepki verirler. Toplumsal durumlarda garip yüz ifadeleri ve uygun olmayan hareketlerle karşılık verebilirler. Sosyal ilişkilerden çok memnun olmazlar. Arkadaş edinemezler.dil gelişimlerinde gecikme olabilir. Konuşabiliyorlarsa konuşmaları tekrarlamalar ya da ses melodisindeki bozukluklar ( tekdüze , mekanik tonlama bozuklukları şeklinde) ile birliktedir. Uygunsuz fiil ya da sözcük kullanımları olabilir. Olmayan sözcükleri uydurabilirler, kendi kendilerine konuşabilir, kendilerinden kendi isimlerini söyleyerek ya da başkası gibi bahsedebilirler. Belirli davranış ( el çırpma, dönen nesneler gibi)ya da bilgilere (çok gerekli olmasa da) eğilimleri vardır ( hava durumu, tv. Program zamanları ve reklamlar gibi). Yeni oyuncakları kolay kabul edip, oynayamazlar, ortam değişikliklerine aşırı duyarlıdırlar, değişikliklerde aşırı tepkisel olabilirler. Bazı nesnelere aşırı bağımlı olup, onları kullanmasalar da onlar olmadan dışarı çıkamayabilirler. Sese aşırı tepki vererek, kulaklarını kaparlar. Ağrıya karşı duyarsız olabilirlerken dokunmaya karşı aşırı tepki gösterebilirler. Zaman zaman aşırı hareketli zaman zaman da aşırı hareketsiz olabilirler. Sebepsiz gülme ve ağlamaları olabilmektedir. Ailelerinin yanlarından uzaklaşmalarına aşırı tepki gösterebilmektedirler. Sadece belirli besinleri yemeye eğilimlidirler. Kendi ellerini ısırabilir, başlarını duvara vurabilir, saçlarını çekebilir ve kendilerine zarar verebilirler.
Oluş Sebepleri:
Otistik çocukların % 75inde zekada gerilik gözlenmektedir. % 25 kadar bir kısmında ileri dönemlerde havaleler görülmektedir. Otizm ile birlikte görülebilen nörolojik bozukluklar arasında tuberoz skleroz, frajil X sendromu, doğumsal kızamıktır.
-Duygusal açıdan çocuğa uzak duran ya da obsesif kişilik yapıları nedeniyle aşırı titiz ve kısıtlayıcı bir şekilde eğitim veren ailelerin çocuklarında bu durumun varolduğu ileri sürülmektedir.
- Rahatsızlığın genetik temeline yönelik çalışmalar devam etmektedir.Bazı kişilerde bu rahatsızlıkla birlikte epileptik bozukluklar, doğumsal rubella ve fenilketonüri gibi rahatsızlıkların bulunması bu olasılığı düşündürmektedir. Rahatsızlığın X kromozomuna bağlı olarak ya da otozomal resesif geçiş ile aktarıldığı düşünülmektedir. Etkilenen çocuğun kardeşlerinde de rahatsızlığın görülme riski toplum ortalamasına göre çok daha yüksek olup, % 3 e dek çıkabilmektedir. Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve kaygı bozuklukları daha yüksek oranda saptanmış olup, toplumsal ilişki sorunlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir.
Doğum öncesi ya da doğum sırasında yaşanan tıbbi sorunlar olası nedenler arasındadır. Özellikle annenin hamileliğinin ilk üç ayında genital kanama yaşaması, bebeğin içinde bulunduğu amnios sıvısının çocuk dışkısı ile boyanması, annenin hamileliğinde bazı ilaçları kullanımı önemli sebepler arasında sayılmaktadır.
Beyin yapısında çeşitli bozukluklar bulunmaktadır. Serotonin düzeyleri hastaların 1/3 ünde gözlenmektedir. Otistik çocukların çoğunda gözlenen bahar aylarındaki doğum oranları, annenin kış aylarında doğum öncesi kızamık geçirmesi ile bağlantılı bulunmuştur.
Tedavi:
Tedavide ailenin eğitimi önemlidir. Saldırgan ve kendine zarar verme davranışlarına karşı ilaç tedavisi kullanılabilir. Davranış tedavisi kullanılmaktadır.
Kişilerin önemli kişisel bilgilerini hatırlayamama halidir. Bu durumda sadece belli bir takım hatıra, duygu ve düşünceler değil (evlilik , mezuniyet törenleri gibi),daha uzun yaşantılar(çocukluk çağlarına ait dönemler ya da ilkokul yılları gibi ) hatırlanamayabilir. Bu belli bir konuya has olabileceği gibi o döneme ait her anıyı da içine alabilir. Gün içinde tekrarlayan unutkanlık dönemleri ile de seyredebilir. Yaygın görülmektedir. Travmatik hatıraların kişiyi etkilemesini önlemek için vücudun bilinçdışı olarak kullandığı bir savunma şeklidir.
Dissosiyatif fug:
Kişinin aniden kendisini nasıl geldiğinden habersiz olduğu bir yerde bulması, geçen sürede yaptıklarından habersiz olduğu , farklı bir kişi gibi davrandığı dönemlerdir. Bu dönemlerde kişilerin seyahatler yapabildiği, kişiliklerinden farklı davranışlar sergileyebildikleri gözlenmiştir. Tek başına görülmesinden ziyade ,dissosiyatif kimlik bozukluğu içinde bir öğe olarak bulunmaktadır.
Depersonalizasyon bozukluğu
Kişinin vücudunun tümü ya da bir kısmına yabancılaşması ( gerçek dışılık hissi ,vücudu,kol ve bacaklarının değiştiği hissi, kendini dışarıdan film izler gibi seyrediyor olma,bedeninden ruhunun ayrılıyor olduğu hissi,sanki bir sis perdesi ardından etrafına bakıyor gibi olma vb.) şeklinde daha farklı bir algılayış içine girilmesidir . Bazen etrafını, yaşadığı ortamı da yabancı veya daha farklı hissetme hali (derealizasyon) ile birlikte olabilir.
Histerik psikoz:
Kişi için çok önemli , üzücü ani bir durum ya da ağır bir gerilimli süreç sonrasında ,olmayan sesler duyma, görüntüler görebilme, düşünce bozuklukları, kendi ve etrafına yabancılaşma, çocuksu ve normal dışı davranışlar, ağlayıp-gülme gibi duygusal görünümde ani ve aşırı değişiklikler ya da tepkisizlik hali ile kendini gösterir.İlerleyici değildir. Bir kaç saat ,bazen de bir kaç hafta sürebilir. Halk arasında" cinnet geçirdi" denilen durumdur. Hastaneye yatış gereklidir. Bu durumun altında dissosiyatif kimlik bozukluğu olabileceğinden ,olayı bir buzdağının üstü gibi düşünerek görünmeyen kısma yönelik tedavi başlatılmalıdır.
Toplumda görülme oranı %3 olup, hayat boyu rastlanabilme oranı % 5 civarında saptanabilmiştir. Tüm kaygı bozuklukluklarının %12 sini oluşturduğu belirlenmiştir
Kimlerde daha çok görülmektedir ?
Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha yaygın görülmektedir. Vakaların yarısından çoğu çocukluk ve erişkinliğe geçiş döneminde başlamaktadır ancak yirmili yaslardan sonra da başlayabilmektedir. Yaslılıkta en çok görülen kaygı bozukluğudur ( yaşlılıkta görülen kaygı bozukluklarının % 60ini oluşturur).
Nasıl bir kişilik yapısına sahiptirler ?
Çekingen ve bağımlı bir yapıları olup, kendilerine güvenleri azdır. Çoğu vakada toplusal ili?kilerinde arka planda durmak yeğleyip, aşırı kırılgan, utangaç, eleştiriye çok duyarlı, çabuk yıkılan kişiler oldukları görülmüştür
Hastalıkta rolü olabileceği düşünülen ortak ailesel ,gelişimsel özellikler
Annenin sureciden gerilim ve kaygısının önemli olduğu düşünülmektedir. Ana-babanın çocuğu aşırı derecede koruyup, kollaması seklinde bir ortamın rolü olabildiği gibi bunun tam tersi çocuğun bakımının ihmal edilmesi ve ilgi gösterilmemesi de etken olabilmektedir. Hastalarımızın çocukluklarında yüksek bir oranda anne baba ayrılığı (ya da vefatı) olduğu belirlenmiştir. Fırtınalı bir çocukluk donemi geçirmişlerdir.
Kalıtımın rolü var midir ?
Hastalığın birinci derece akrabalarda görülme oranı, normallere kıyasla 5 kat daha yüksek bulunmuştur.
Stresli olayların hastalığa etkileri
Yapılan bir çalışmaya göre hastaların % 30unda, hastalığın stresli bir olayla başladığı belirlenmiştir. Hastalığın stresli olaylarla alevlenebilecegi unutulmamalıdır
Tedavi
En az 1 yıl sure ile ilaç tedavisi yanında , kişinin beklentileri, düşünüş biçimini değiştirme, gevşeme eğitimi, belli durumlardan kaçınma gelişmiş ise kaygıya yol açan etkenlerle yüzleştirme gibi yaklaşımların olduğu bilişsel tedavi uygulanmalıdır
Yaygın anksiyete bozukluğu neden önemlidir ?
Hastalık yüksek bir oranda alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile gitmektedir. Kişiler başlangıçta kaygılarını azaltmak için bu maddeleri kullanmakta, ancak sonra bunlar hastalığın gidisini daha kotu bir şekilde etkilemektedir.
Başka ruhsal hastalıklarla birlikte bulunma oranı yüksektir (saplantı-zorlantı bozukluğu, depresyon,sosyal fobi,panik bozukluk gibi). Bu hastalıklara ilerleyen dönemlerde dönüşebilme olasılığı bulunmaktadır.
Stresle bağlantılı başka hastalıklar (gastrit, irritabl kolon, gerilim tipi bas ağrıları gibi) da buhastalığa eslik edebilmektedir.
Kişinin endişeleri nedeniyle çevresindekileri kısıtlaması sonrasında ailesel ve mesleki sorunlar oluşabilmekte ,kişi sosyal ortamlardan uzaklaşabilmekte ve ayrılıklar,boşanmalar ,erişkin-çocuk uyuşmazlıkları oluşabilmektedir.
İntihar riski her zaman akılda tutulmalıdır. Bu depresyon gelişimi ile ilgili olabileceği gibi, çıkabilecek ailesel sorunlar nedeniyle ve kişinin kendini güçsüz ve çaresiz hissetmesi ile ilgili olabilmektedir.
Baslıca özelliği en az 6 ay sureyle hemen her gün ortaya çıkan, bir çok olay ya da etkinlik hakkında aşırı kaygı, endişe, evham ya da huzursuzca bir beklenti içinde olmaktır. Kişi gerilimini ve kaygısını kontrol etmekte zorlanır. Bu kaygı durumuna huzursuzluk, kolay yorulma, düşüncelerini yoğunlaştırmada güçlük çekme,kaslarda gerginlik hissi ve uyku bozukluğu belirtilerinden en az 3 u de eslik etmektedir
Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalar nasıl kişilerdir
Kişi halk arasında evhamlı olarak tarif edilen bir yapıya sahiptir. Huzursuz, genellikle sabırsız,çabuk heyecanlanan ve ürkek kişilerdir. Yüzünün ve vücudunun görünümü gergindir. Ciltleri soluk olup, el, ayak ve koltuk altları gibi ter bezlerinin olduğu bölgeler terlidir. Bas ağrıları olup,alin ve ense bölgelerinde ağrı bulunmaktadır. Bunlara boyun ve sırt ağrıları eslik etmektedir. Pek çok kişiye önemli gelmeyen konularda bile endişelendikleri ya da bu konuların olumsuz olabilecek sonuçları hakkında düşünmeden edemedikleri görülür. Korku duyulan olayın gerçek olabilme olasılığına ya da ortaya çıkabilecek etkilerine nazaran, kişinin bunlar olmadan hissetimi endişe ve üzüntüsünün yoğunluğu, suresi ve miktarı çok daha fazladır. Herhangi bir olayda, olası en kotu olayın basına gelebileceğini düşünüp, kendilerini devamlı olarak diken üzerinde ve ağlamaya hazır hissederler. Kabus benzeri korkulu rüyalar görülebilmektedir.
Bu kişilerde rastlanabilecek baslıca endişeler
Bu kişiler islerinde yeni ortaya çıkabilecek sorumluluklar, parasal sorunlar, aile bireylerinin sağlıkları, çocuklarının basına gelebilecek kazalar ya da diğer küçük konular (günlük ev isleri, arabanın onarımı ya da randevularına geç kalma gibi ) günlük, sıradan yasam olayları hakkında çoğu zaman üzüntü duyar ve endişelenirler. Endişelerinin konuları zaman içinde değişebilmekte, biri bitip,oburu başlayabilmektedir.
Endişeyle birlikte yaşanabilen diğer belirtiler
Kas gerginliğine bağlı olarak titreme, seğirme kendini sarsak hissetme, kaslarda ağrı olabilir. Çoğu kişinin çeşitli vücutsal şikayetleri vardır.
Bunlar arasında soğuk, nemli eller, terleme, mide-bağırsak yakınmaları (ağız kuruluğu, aşırı geğirme hissi, bulantı ya da ishal, ,yutma güçlüğü,),solunuma ait yakınmalar (nefes alma güçlüğü, hızlı nefes alma, boğazda bir yumru hissi ,nefesin yetmediği hissi gibi), idrar yolları ve cinsel sistem ile ilgili (idrara gitmede artış, kadınlarda adet bozuklukları ve cinsel isteksizlik, erkeklerde sertleşme ve boşalma sorunları gibi cinsel işlev bozuklukları), kalp-damar sistemine ait (göğüs üzerinde ağrı,kalp atışlarının hızlanması gibi) ve fazla bir şekilde, sese karsı irkilmeleri ,bulanık görme, el ve ayakta uyuşma ,kulak çınlamaları görülebilmektedir.
Hastalıkta saptanmış olan bulgular
Endişe ve gerilim eğer hafif düzeyde ise beyne giden kan miktarında artış olmakta, ancak gerilim arttıkça ,şiddetli kaygı anında beyne ulasan kan miktarında azalma olduğu gözlenmiştir. Yaygın anksiyete bozukluğunda beynin bazı bölgelerinde (oksipital, temporal ve frontal loblar) metabolizma dediğimiz oksijen ve kan ile gelen diğer besleyici maddelerin kullanımının arttığı, o bölgelerdeki çalışmanın arttığı gözlenmiştir. Beyinde noradrenerjik sinir hücreleri sisteminin aşırı çalıştığı , GABA sisteminde işlev azlığı, serotonin sisteminde ise reseptör düzeyinde değişmeler saptanmıştır