Düzenli ve düzensiz olarak iki ana gruba yarılır. Gözün en kuvvetli ata merceği olan korneanın yuvarlak olması gerekirken oval ya da yamuk olması şeklinde özetlenebilir.
Bu şekilde nesnelerin görüntüsü görme noktası üzerine düşer, ancak bu görüntü oval ya da yamuk görüntüdedir. Aynı cismin bir kısmı net, bir kısmı bulanık olarak görünür. Beynin düzeltme mekanizmaları bozuk olan kısımları düzeltirken net olanlar bulanıklaşır ve baş ağrısı gelişir. Astigtamtizma baş ağrısının yaygın sebepleri arasındadır.
Miyop ve hipermetrop ile birlikte görülebilir. Bir gözdeki astigmatı belirlemek için iki değer kullanılır; 1-Astigmatın yani yamukluğun büyüklüğü 2-Astigmatın yönü
Büyüklük silindirik camlarla düzeltilir. Yönü ise astigmatın aksi olarak ifade edilir. Buraya kadar anlatılan astigmat çeşidi kendi içinde bir düzen içeren bir yamukluk olan düzenli astigmatizmayı anlatmaktadır. Burada yamulan sadece bir aksta olmaktadır. Buna düzenli astigmatizma adı verilir. Ancak gözün yapısal özelliği ya da sonradan geçirilen travma ve enfeksiyon gibi nedenlerle korneada düzensiz yamuklar gelişebilir.
Düzenli astigmatın tedavisinde birinci kademe tedavisinde ters yönde yamukluk içeren silindirik mercekler kullanılır. Bu camlar gözden bir miktar uzak olduklarından görüntüyü bir miktar bozar.
İkinci kademeyse kontakt lensler gelir. Ancak bu lenslerinde gözdeki yamukluğa uygun özel yapım lensler olması ve uygulama sorunları nedeniyle çok kolay söylenemez.
Üçüncü kademeyse Excimer Laser - wavefront tedavisi gelir. Burada korneal yamukluk laser ışınları ile düzeltilir. Düzensiz astigmatın yalnızca laser tedavisi ile düzeltilme şansı vardır.
Manken hastalığı olarak adlandırılan ve yeme bozukluğu hastalıkları olan anoreksiya ve bulimiya nervoza genç kızları tehdit ediyor.
Zayıflamaya özenen kişi, bilinçsiz davranışlarda bulunarak zamanla bu hastalıklara yakalanıyor ve çok ciddi derecede sağlığını tehlikeye atıyor. Konuyla ilgili bilgiyi Bahçelievler Medicana Hastanesi'nden Diyetisyen Fatmagül Yılmaz veriyor.
Zayıflama tutkusu
Anoreksiya Nevroza; kişinin iştahı olsa da bilinçli olarak yemek yeme eyleminden uzak durmasıdır. Bulimiya Nervoza'da bir yeme davranışı bozukluğudur. Kişi anoreksiya nevrozadaki durumun tersine çok yer ancak daha sonra kendisi tarafından oluşturulan kusmalarla yediklerini çıkarır. Ailevi, zayıflığın moda olması, iletişim sorunları, genetik yapı gibi sorunlardan kaynaklanan; Bulimiya nevroza ya da anoraksiya vakalarında son yıllarda yaş ortalaması da oldukça düşmüş. 10- 13 yaşlarında çocukların ailevi ve sosyal sorunlar nedeniyle içine girdikleri psikolojik durum, karşımıza yeme davranış bozuklukları olarak çıkabiliyor.
Mide rahatsızlıkları, kabızlık, meyve sebzeden uzak fast-food beslenme davranışı, gelişim bozukluğu, sinirlenince yeme davranışı, fiziksel aktivitede azalma gibi belirtiler gösteren gelişme çağındaki bir çocuğun mutlaka ruhsal sorunlar yönünden araştırılması gereklidir. Bu tür hastalarda mutlaka bir psikiyatrist desteği alınmalı ve ardından yeme davranışını düzenleyen bir diyet, diyetisyen tarafından düzenlenmelidir.
Kışın sık görülen hastalıklarından farenjit, boğazın farinks ve farenks adı verilen kısımlarının iltihabından kaynaklanır
Farenjit, boğaz enfeksiyonudur ve bulaşıcıdır. Bazen bronşite de zemin hazırlayabilir. Eğer farenjit yeni gelişmiş ve şiddetli şikayetlere yol açıyorsa akut farenjit adı verilir. Ancak uzun süreden beri var ve hastada çok şiddetli olmayan şikayetlere yol açıyorsa kronik (müzmin) farenjit adı verilir.
Farenjit neden olur?
Mevsime bağlı hastalıklar olarak nitelendirilebilecek üst solunum yolu hastalıklarından biri olan farenjite kapalı ortamlarda çalışanlarda sık rastlanır. Gün içindeki ani ısı değişiklikleri nedeniyle de ortaya çıkabilir. Boğazın arka duvarının mikrobik, metabolik etkilerle veya çalışılan ortamın ısısına, tozuna reaksiyon göstermesiyle gelişir. Nezle ve grip gibi ateşli hastalıklar, havadaki zararlı maddeler, sinüzit, alkol veya sigara farenjitin oluşmasında etkendir.
Hangi virüsler veya etkenler hastalığa zemin hazırlar?
Akut farenjit genellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir parçası olarak görülür ve sebebi çoğunlukla virüslerdir. Bazen bakteriler de bu hastalığa yol açabilirler. Bazı kimyasal maddelerin veya tahriş edici maddelerin de farinkse teması ile akut farenjit gelişebilir. Kronik farenjitte ise yine virüslerin de rol oynamasına rağmen, genellikle tahriş edici etken vardır. Bu etkenlerin en önemlileri sigara, alkol, alerji, geniz akıntısı, kuru ve kirli hava, burun tıkanıklığı, mideden asit kaçağı (reflü), aşırı sıcak veya soğuk besinler, boğaz temizleme refleksinin aşırı olması, diş ve bademcik iltihapları, geniz eti sayılabilir.
Belirtileri nedir?
Akut farenjitte hastanın şikayetleri daha belirgindir. Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, boğazda kuruluk, yanma veya kaşınma hissi, ateş, öksürük gibi şikayetler olur. Boyunda beze, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, baş ağrısı, halsizlik-kırgınlık, ses kısıklığı gibi şikayetler görülür. Kronik farenjitte ise ateş, halsizlik ve kırgınlık gibi şikayetler pek görülmez. Boğazla ilgili şikayetler daha hafiftir. Boğazda kuruluk hissi, gıcık, yanma, kuruluk, yabancı cisim hissi, takılma, hafif yutkunma zorluğu gibi şikayetler olur.
Farenjiti olanlar nelere dikkat etmeli?
Sigara ve alkolden uzak durmalı, tozlu yerlerde ve kirli havada bulunmamalı, aşırı sıcak ve soğuk gıda yememeli, boğazı temizlemeye çalışmamalı.
1500'lü yıllardan 1900'lü yılların başına kadar batı dünyasını kasup kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir siteminde kalıcı hrabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmişken, AIDS hastalığının yaygınlaşması ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasında yakın ilişki olması nedeni ile yeniden ilgi odağı haline gelmiştir.
Özellikle Kuzey Amerikada görülme sıklığı giderek artmaktadır. Hastalık Troponema Pallidum adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır.
Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sıık görülür. A.B.D.'de 100.000'de 16.8 ile 100 arasında görüldüğü bildirilmektedir. Vakaların büyük çoğunluğu 15-30 yaş arasında, birden fazla partneri olan kişilerdir.
Bulaş yolları AIDS ile aynıdır.
En sık heteroseksüel ya da homoseksüel cinsel ilişki ile bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan ve kan ürünleri ile temasdır. Birden fazla kişinin kullandığı iğneler, uyuşturucu bağımlılarında hastalığın kolayca yayılmasına olanak sağlar. Plasentadan kolaylıkla geçtiği için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğe bulaştırabilir.
Klinik
Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik bulgular verir.
Primer sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez. Ciddi şiakyet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği taktirde 6-8 haftada kendiliğinden gerileyerek kaybolur.
Sekonder sifiliz: İlk lezyonun görülmesinden 6 hafta- 6 ay sonra mikroorganizmaların kan yolu ile yayılması sonucu eklemlerde enfeksiyon başlar. Ciltte döküntüler olur ve bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarında vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları, menenjit görülebilir.Hastalarda ateş ve boğaz ağrısı olabilir.Genital bölge civarında nemli, düz condyloma lata adı verilen ve yüksek bulaştırıcılığa sahip lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi nadiren görülebilir. Ağız, boğaz ve vajinada ülserler ortaya çıkabilir.
Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmediği taktirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir. Latent enfeksiyonun ilk yılı içinde hastaların %25'inde belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zamen geçtikçe kişinin hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.
Tersiyer sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkar. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakaların %35'inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Bu 10 yıllık süre AIDS varlığında daha kısa olabilir. Terisyer bulgular 3 kategoride saptanır:
Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür. Aorta'da balonlaşma, kalp kapakçıklarında yetmezlik vb. gibi bulgular olur.
Nörolojik lezyonlar Göz, beyin zarları gibi sinir sistemi organlarında hasarlar olur
Diğer sistemik lezyonlar Dişler, dişetleri, kas iskelet sistemi, ve iç organlarda lezyonlar görülür.
Tanı
Sifiliz etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği için tanıda en yararlı yöntem kan testidir. Kanda yapılan serolojik testleri ile antijen ve antikorlar aranır. Taze lezyonlardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar altında incelenmesi ile T.Pallidum görülebilir. Beyin-omurilik sıvısından örnek alınarak serolojik testler yapılabilir.
Tedavi
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler kullanılır ve takipte antijen titreleri ölçülür
Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.
A.B.D.'de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40'ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihan 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.
Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.
Tanı
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.
Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.
Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir.
Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.
Önlem
Klamidya enfeksiyonundan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.
Tedavi
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.
Kısırlık bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin en büyük endişesi. Ancak sperm sayısının azlığı gebeliğe engel değil. Mikroenjeksiyon yöntemi bu konuda çözüm sağlıyor...
Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin en büyük korkusu kısırlık. Bu nedenle uzmanlar evlendikten sonra çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önce muayeneden geçmelerini daha sonra korunmalarını öneriyor. Öte yandan sperm sayısının azlığı anne olmaya engel değil.
Spermin hızı önemli
Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, sperm sayısının az olmasının, gebelik için engel olmadığının altını çiziyor. Buna göre spermlerin sayısı değil, hızı önemli. Mikroenjeksiyon yöntemiyle az sayıdaki spermler seçilerek kadının yumurtasına enjekte edilerek gebelik sağlanabiliyor. Böylece çözüm oluşturuluyor.
Yaş faktörünün etkisi
Kısırlık yüzde 30-40 oranında erkeğe, yüzde 40-50 oranında ise kadına ait nedenlerle ortaya çıkıyor. Yüzde 10-15 gibi orandaki kısırlık ise açıklanamıyor. Prof. Dr. Kahraman "Tüp bebek tedavisinin başarısında kadının yaşı çok önemlidir" diyor.
Başarı oranları
Başarı oranı, 35 yaş altı kadınlarda embriyo transferi başına yüzde 60 civarında. Başarı oranı yaş ilerledikçe azalır. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda yumurtalar gelişse de döllenme oldukça güçtür. Döllenme olsa bile gebelik oluştuğunda, anne yaşının ileri olması düşük riskini artırır.
Sevgiler vardır hani hiç bitmeyen, yaşandıkça arkası gelen. Mutluluğun ta kendisidir hani, hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeşeren. Bilir misin bir de hani ulaşılamayan sevgiler vardır, hiç sulanmadan, hiç güneş yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aşkı içinden atıp haykırmaya, ellerin varmaz hani gidip onun elinden tutmaya. Sadece gözlerin vardır senin bu aşkını anlatan, bir yalan söylemeyen onlardır, yada derdini gizleyemeyen.
Elinden kurtulup uçan bir kuşa benzer aşk, bazense elinde çok tutup öldürdüğün bir kuşa. Ötüşü mutlu eder seni günün her saati, neşe sacar senin yaşamına. En yorgun oldugun bazı sabahlar bile uyandırır belki seni. Ama ne hoştur onunla uyanmak, ne hoştur ona yakın olmak. Belki de uçup kaçırmaktan korkuyorsun ona aşkını söyleyince, o güzelliği biraz daha seyredeyim istiyorsun onu uçurmadan. Ama bir sabah olur ki uyanamamışsındır onun sesiyle, pencereye çıkıp puslu gözlerle aramışsındır. Biraz sonra gelirdi nasılsa önemli değil. Beklemeler devam eder pencere önünde, ama hava artık kararmıştır . Onu görmeden gelen bir gece ne kadar da hüzünlüymüş meğer. Ertesi sabah yine bir hüzünle uyanırsın, yoksa seni terk mi etmişti, hem de onca aşkına rağmen. Şimdi ondan ne bir haber kalmıştır ne de bir başka iz, kalakalmışsındır ondaki o büyük aşkla. Halbuki tam onun gittiği gün tüm cedaretini toplayıp onu sevdiğini söylemeyecek, Ona olan aşkını yüzüne haykırmayacak mıydın?
Günlerden bir gün o kuşa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cıvıl cıvıl öten kuş değildir artık O. Ağlamak istersin hani ağlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsın. Tüm ateşini atarsın içine, onca sevgini hapsetmeye çalışırsın bedenine. Ama artık aşkını Ona anlatmanın da faydası yoktur, Ona delice yanmanın da. Çünkü o kuş artık başkalarının elinde, başkalarının kafesindedir, ve bir daha da senin olmayacaktır.
Kapalı ortamlarda uzun saatler çalışanlar, sigara tiryakileri ve okul çağındaki çocuklar en baştaki risk gruplarında yer alıyorlar.
Sağlık Bakanlığı geçtiğimiz hafta bazı şehirler için grip uyarısında bulundu. Grip hastalığı influenza denilen virüsle, üstelik kolayca kişiden kişiye geçiyor. Yakın temas şart değil. Havalandırmanın azalması ve nem, bulaşımı kolaylaştırıyor.
Gripten korunmak için neler yapılmalı?
Her türlü tehdide karşı bağışıklık sistemini korumak, düzenli havalandırma, el ve yüz temizliği ile uyku düzenine dikkat edilmesi gerekiyor. Düzensiz beslenenler, stresli ve yoğun tempoda çalışanlar, uygun besin destekleriyle bağışıklık sistemlerini güçlendirebilirler. Özellikle sigara kullananlar için grip virüsü daha yüksek oranda tehlike oluşturur.
Stres ve sigaranın etkisi nedir?
Yapılan araştırmalar stresin bağışıklık sistemi için önemli bir tehdit olduğunu gösteriyor. Yoğun tempolu dönemlerde dengesiz beslenme ve uyku bozukluğu görülüyor. Bu etkenler bağışıklık sistemini doğrudan zayıflatıyor. Vücut öncelikle mevsim hastalıkları olarak tanımladığımız grip ve soğuk algınlığına karşı direncini kaybediyor. Sigara ve alkol tüketimi vücudun savunmasını zorlaştırıyor. Bununla birlikte bağışıklık sisteminden kaynaklanan hastalıklar daha sık görülüyor. Özellikle hasta veya halsiz hissedilen dönemlerde sigara tüketiminin azaltılması gerekiyor.
Çocuklar neden daha kolay hastalanıyor?
Vücudun gelişimi ve dengesini etkileyen sistemler, çocuklarda yetişkinlere oranla daha savunmasız. Bu sebeple hastalıklara daha kolay yakalanırlar. Hatta bu geçirilen hastalıklar çocuğun ileriki yaştaki sağlık konforunu da etkiler. Korunmada beslenme ve hijyen çok önemli. Çocukları hijyen konusunda velilerin mutlaka bilinçlendirmeleri gerek. Beslenme düzenlerine dikkat etmeliler. Sınıflarda havalandırmanın en azından tenefüs saatlerinde sağlanması çok önemli.
Havalandırma sadece çocuklar için mi önemli?
Sadece çocukların bulunduğu değil, çalışılan ortamın da günde en az üç kez havalandırılması gerekiyor. Yine kış aylarında el ve yüz temizliğine de daha fazla dikkat edilmeli.
Vücut direnci, bağışıklık sistemi neden önemli bir faktör?
Vücudu her türlü enfeksiyona karşı bağışıklık sistemi savunur. Bulaşıcı virüslere, bakterilere, mantar ve parazitlere karşı savunma sağlar. Enfeksiyonlara karşı hücreleri koruyan ve organların çalışmasını destekleyen olağanüstü bir kompleks. Hücrelerin kendini yenilemesinde etkili olan bu sistem, vücudumuzda tüm etkenlere karşı koruma görevini görüyor.
Aile içi şiddetin, anne-baba arasındaki uyumsuzluğun ve çocuğa verilecek cezada şiddetin ön planda tutulmasının, çocuğu madde bağımlısı yapacak ortamı hazırladığını ifade eden Yenilmez, şöyle konuştu: "İşsiz aile üyeleri veya ailede madde bağımlısı birinin bulunması da çocuğun madde bağımlısı olmasında önemli bir etkendir. Çocuk, ailesi ve çevresi tarafından yeteri kadar denetlenmiyorsa bu durumu istismar edebilir. Aileler, özellikle ergenlik döneminde çocuklarının giyim tarzına ve arkadaş gruplarına dikkat etmelidir. Çocuğun dinlediği müziğin ne tür mesajlar verdiği iyi bilinmelidir."
Yenilmez, toplumsal ve ekonomik yapıdaki hızlı gelişmelerin insanı önce yalnızlığa, ardından da madde bağımlısı olmaya yöneltebildiğini belirterek, Türkiyede, ailenin yapısı, denetiminin fazla olması ve daha geniş bir sosyal çevre bulunması nedeniyle Avrupa ülkelerine göre madde kullanımına daha az oranda rastlandığını söyledi.
canlarim benim..
ben buraya siz guzel insanlarima bana yaptiginiz guzel sozler icin yorumlari yapmayi unuttum ben yaaa
oncelikle bana yazdiginiz bu guzel sozler icin hepinize cok tsk,ediyorum..
eBRuLy:bitanem benim evet seninle artik hic gorusemiyoruz nerdeyse..
seni cok sevdigimi cok cabuk sana isindigima emin olabilirsin,cunku ben nedense fazla hemen kolay anlasan bir tip degilim
ama inanki guzel kalpli kardesim ebrum benim seni cok sevdim.insallah birgun karsilikli oturupta bir kahve icerizzzz..
seni seviyorum bitanem
MAIN-ASLI:canim bitanecik guzel kardesim senide fazla tanimiyorum ama bana tanimadan bu guzel sozleri yazdigin icin sanada yurekten tsk ediyorum..
ve ben seni tanimak isterim.
saol bitanem bana yazdigin bu guzel sozler icin..
bende seni tanimiyorum ama seni seviyorum ablasi
casper835:canim benim senide hic tanimiyorum ama seni en kisa zamanda tanimak isterim,benim icin yazdigin bu guzel sozler icin sana yurekten tsk,ediyorum ve bende aynisini senin icin diliyorum..kelebek kız:canim benim sanada cok tsk,ediyorum.ve senide tanimak isterim insallah zamanla senide cok iyi tanimis olurum.
yazdigin guzel sozlerin icin saol bitanem...
ay_yildiz:aaa,benim guzel yurekli,guzel kalpli kardesim..
senin nekadar seker oldugunu biliyorum,ve tabiki kalbinin guzelligi yuzune vurmus.seni cok sevdim canim benim sana fazla birsey yazmiyom cunku zaten gorusuyoruz senle msn,de,seni necok sevdigini sen zaten biliyorum.
canim benim seni cok s eviyorum,ve guzel sozlerin icin thanks..
FadiK:benim guzel sesli hocam.ben senin sesine hastayim ya seni dinlerken itiraf e tmeliyimki kendimden geciyom.
canim hocam bende seni cok seviyorum,benim icin yazdigin guzel yazilarin icin bende aynisini senin icin diliyorum..
ve dilerimki hayatinda hep mutlu olursun canim hocam..
melisa18:bebisim benim sen benim canim bitanem herseyimsin yaa..
seni ne cok sevdigimi sen zaten benden iyi bilirsin,benim dunyalar tatlisi bebisim..
sen benim canimsin ben seni cok seviyorum..inanki herzaman yanindayim belki uzak olabilirz ama kalbim hep senle guzel kalpli kardesim..herzaman seni dinlerim ve herzaman elimden geleni snein icin yaparim,bitanem guzel sozlerin icin saol.
ablan seni cok seviyo bunu unutma,,,,
RaSeL:canim benim tanimadigin halde beni ama guzel sozler yazmissin..
sanada yurekten ve kalpten tsk,ediyorum ve umarim senlede en kisa zamanda tanisma imkanim olur..
DeNiZKiZi:ablam benim senle en kisa zamanda tanismayi cok istiyorum..
ve bu kisa zamanda olcak,canim ablam sanada tsk,ediyorum ve senle en kisa zamanda tanismak ve gorusmek istiyorum,nasil olsa ikimizde ayni yerdeyiz
*fiLiz*:canim kardesim benim.guzel yazilarin icin sana yurekten tsk,ediyorum.
evet bu siraalr hic gorusemiyoruz senle..
ama az gorustugumuz halde benim icin bunlari yazman ve dusunmen beni mutlu etti bitanem..
bende sana hayatin boyunca mutluluklar diliyorum..
VE ARKADASLAR HEPINIZI COK SEVIYORUM VE BANA YAZDIGINIZ BU SOZLER ICIN YUREKTEN TSK,EDIYORUM
Prostat kanseri de prostat büyümesi gibi 40 yaşından sonra ortaya çıkmaya başlayan bir hastalıktır ama BPH'nın aksine kanser odakları adenom dokusu ile ilişkili değildir, gerçek prostat dokusu'ndan kaynaklanır. Bu özelliğinden ötürü normal büyüklükteki bir prostat'ta, adenom nedeni ile büyümüş bir prostat'ta, hatta prostat büyümesi nedeni ile ameliyat geçirmiş bir prostat'ta kanser ortaya çıkabilir, aynı prostatta kanser ve adenom birlikte bulunabilir.
Prostat kanseri de diğer kanser türleri gibi vücuttaki normal hücre büyümesinin bozularak sonuç olarak tümör adı verilen bir doku kitlesi oluşturması durumudur. Tam olarak sebebi bilinmese de, yaş, ırk ve genetik faktörlerin büyük rol oynadığı tespit edilmiştir.
Prostat kanseri özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte prostat büyümesi ve buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir.
Prostat kanseri'ni erken dönemde yakalamanın tek yolu 40 yaşından sonra her erkeğin düzenli olarak yılda bir kez prostat muayenesi ve PSA adı verilen kan tahlilini yaptırmasıdır.
Bulguları
-İdrar yapmada güçlük
-Kessik kesik ağrılı ve sızılı idrar
-Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
-İdrar akımının zayıflaması
-İdrarda kan görülmesi
Erken Teşhis Hayat Kurtatır
Erkeklerde en çok görülen kanser olan prostat kanseri erken safhasında teşhis edilirse, doğru ve yerinde bir tedavi ile iyileşme şansı yüksek bir hastalıktır. Henüz kapsül dışına yayılmamış ise kanserin yok edilmesi mümkündür. Bu nedenle, 45 yaşını aşan erkeklerin yılda bir kez prostat kontrolünden geçmesi çok büyük önem taşır.
Sigara içenler, içmeyenlere göre daha sık soğuk algınlığına yakalanıyor.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli Doç. Dr. Celal Karlıkaya, gripten korunmada en kolay ve etkili yolun, sigara ve tütün dumanından uzak durmak olduğunu söyledi.
Sigaranın ve pasif içiciliğin, vücudun ve solunum yollarının yapı ve işlevlerinde değişikliklere yol açtığını da açıklayan Doç. Dr. Karlıkaya, sigara içenlerde soğuk algınlığı, grip, zatürree, lejyoner hastalığı, tüberküloz, bulaşıcı menenjit ve diş eti enfeksiyonu riskinin arttığını belirtti.
Karlıkaya, "sigara içenler daha sık öksürdüğü ve balgam çıkardığı için enfeksiyon bulaştırma riskleri de daha fazladır" açıklamasında bulundu.
"Askerlerde yapılan bir çalışmada, sigara içenlerde, üst solunum yolu enfeksiyon riski 1.5 kat daha yüksek bulunmuştur" diyen Doç. Dr.Karlıkaya, "sigara ve solunumsal viral enfeksiyon riskinin araştırıldığı bir çalışmada da sigaranın, riski yaklaşık iki kat arttırdığı gösterilmiştir" dedi.
Karlıkaya, "kadın sağlığı araştırmasında ise soğuk algınlığının incelendiği bir çalışmada hem aktif, hem pasif sigara içiciliği durumunda, soğuk algınlığı sıklığı ve süresinde artış gözlendi" açıklamasında bulundu.
Sigara içenlerin bağışıklık sistemindeki bozuklukların, sigarayı bırakmakla altı hafta içinde düzeldiğine de değinen Doç. Dr. Karlıkaya, özellikle grip için riskli kişilerin bir an önce sigarayı bırakması gerektiğini de vurguladı.
Sigara içen kişilerin aşı olması gerektiğini de belirten Karlıkaya, "aşıların etkinliğinin sigara içenlerle içmeyenlerde klinik olarak aynı olduğu bildirilmekle birlikte, sigara içenlerde daha az antikor yanıtı olduğu ve etkinin daha çabuk söndüğü bilinmelidir" dedi.
Araştırmalar, sigaranın bir zararını daha ortaya çıkardı: 65 yaşından sonra beyni hızla 'bitiriyor'
Hollanda'da yapılan araştırma, sigaranın ileri yaşlarda beyindeki nöronların tahrip olma hızını artırdığı ve kavramsal düşünme yeteneğini, sigara içmeyenlere göre beş misli daha fazla körelttiğini ortaya çıkardı.
Rotterdam'daki Erasmus Tıp Merkezi'nden Profesör Alewjin Ott, Danimarka, Fransa, Hollanda ve İngiltere'de 65 yaş ve üzerindeki 9 bin 209 kadın ve erkek denek üzerinde yapılan zihinsel tarama testlerinin sigara içenlerin beynindeki hızlı dejenerasyonu ortaya koyduğunu söyledi.
Ott'un bulgularına göre, sigara içmeyenlerde normalde her yıl binde üç dolayında olan muhakeme gücündeki azalma oranı, sigara içenlerde beş kat artarak binde 16'ya çıkıyor. Gençliğinde sigara içtiği halde ileri yaşlarda sigarayı bırakanlarda düşünce gücü kayıp oranı binde 6 civarında kaldı. Ott, "İçilen sigara sayısı ne kadar fazlaysa ve sigara ne kadar uzun süre içilmişse, kavramsal düşünme yeteneğindeki azalma da o oranda büyük oluyor" dedi.
Menopoz konusu son tıp kongrelerinde yine masaya yatırıldı ve kadınlara önerilerde bulunuldu.
Üç yıl önce Kadın Sağlık Girişimi (Women Health Iniative-WHI) isimli geniş kapsamlı uzun araştırma şu sonucu ortaya çıkartmıştı: Östrojenin progestin ile birlikte uzun süre kullanımı kalp krizi ve inme riskini artırıyor!.. O günden bu yana, kadınlar menopozun yol açtığı sıkıntılarla nasıl başa çıkacaklarını bilememenin sıkıntısı içinde.
Sorunun bir kısmı WHI araştırmasının menopoz için tasarlanmamasından kaynaklanıyor. Deneye katılanların büyük bir kısmı, adet halinin son erdiği 40lı ve 50li yaşların sonlarında değil, 60lı yaşlarındaydı. Oysa 60lı yaşlardaki kadınlarda kalp krizi daha sık görülür. Son günlerde Kuzey Amerika Menopoz Birliğinin San Diegoda gerçekleştirdiği yıllık olağan toplantısında sunulan verilere göre ise, hormon terapisi Ğkadınların tedaviyi kendi tercih etmeleri durumunda- vücut ve beyin üzerinde çok büyük farklılık yaratıyor.
Yarar ve zarar dengesi
Toplantıda bir bir bildiri sunan Kings College of Londondan Dr.Declan Murphy, Menopoz döneminde östrojen kullanmanın beynin yaşlanmasını geciktirdiği yönünde ciddi kanıtlar mevcut dedi. Bazı çalışmalar (hepsi değil) östrojenin bellek ve bilişselliği geliştirdiğini gösteriyor.
Ancak ösrojen kullanmaya 60lı yıllarda başlayanlar için böyle bir yarar söz konusu değil. Her zaman olduğu gibi östrojen kullanımında da yarar ve zarar arasında bir denge kurmak zorunlu.
Fakat bütün bu bulgular bilim adamlarının östrojenin kadın vücudu üzerindeki rolü hakkında ne kadar az bilgileri olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kadınlar ne yapmalı?
Time dergisinin konu ile ilgili haberinde şu soru soruluyor: Bu durumda kadınların yapacağı nedir? Ve şu yanıt veriliyor: Öncelikle vücudunuzun değiştiğini kabullenmek ve sizden önce milyarca kadının aynı dönemlerden geçtiğini hatırlamak, sizi rahatlatacaktır.
Gerçekten de pek çok yaşlı kadın geriye dönüp baktıklarında bu geçiş dönemini yaşamlarının en verimli yılları olarak değerlendirecektir, çünkü pek çok kadın ancak bu yaşlarda yaşamın gerçek anlamını keşfettiklerini dile getiriyor.
Menopoz sıkıntıları dayanılmayacak boyutlara ulaşırsa tedaviden kaçmamak en doğru karardır. Düşük dozda doğum kontrol hapları menopoz öncesi adet düzensizliklerini yoluna koyabilir. Ateş basması gibi vazomotor (kan damarının büzülme ve genişlemesini kontrol eden) semptomlarına karşı kısa süreli hormon terapisi halen en doğru tıbbi çözümdür.
En doğru zaman
Sıcak basması şikayetlerinde büyük yarar sağlayan antidepresanlar, özellikle meme kanseri veya damar tıkanması gibi kalıtsal risk taşıdıkları için östrojen kullanamayan kadınlara öneriliyor.
Uzmanlar menopozun ayrıca sağlıklı bir yaşamla ilgili ciddi kararların alınması için en doğru zaman olduğuna dikkat çekiyor.
Sigara, içki kullanımı, sağlıksız gıdalarla beslenmek, hareketsiz bir yaşam gibi olumsuz alışkanlıklardan vazgeçmenin son durağı menopozdur. Meyve ve sebze ağırlıklı yiyecekler ve lifli besinler orta yaşlarda daha da önem kazanır. Düzenli egzersiz Ğaerobik ve kas geliştirme- kalp ve kemik yapısını güçlendirdiği gibi vücudun ani sıcaklık değişiklikleriyle baş etmesine de yardımcı olur.
Menopoz sıkıntılarını giderici çözümler
Hangi tedaviyi seçeceğiniz risk faktörlerinize ve tedavilerin vücudunuzda yaratacağı yan etkilere bağlıdır.
Hormon terapi
Düşük dozda östrojen (progestin ile) sıcak basmalarını, gece terlemelerini ve uykusuzluğu giderebilir. Ancak uzun süreli kullanımı sakıncalı bulunuyor. Hormonlar meme kanseri, inme ve kalp hastalığı riskini artırıyor.
Egzersiz
Ağırlık kaldırmak osteoprozun oluşmasını geciktirir. Rahatlama egzersizleri yaşam kalitesini artırır ve dolaylı olarak menopoz semptomlarını azaltır.
Antidepresanlar
Bu ilaçlar meme kanseri riski taşıyan kadınlara önerilir. Sıcak basması ve uykusuzluğu giderebilir. Olası yan etkilerinden biri kilo almaktır.
Fito-östrojenler ((Bitki özlü östrojenler)
Soya fasulyesindeki östrojen benzeri bileşimler semptomları geiderebilir. Ancak bu konudaki çalışmalardan alınan sonuçlar hala belirsizliğini koruyor ve üretilen ilaçların kalitesi henüz belirli bir standarda oturtulmuş değil.
Bitkiler
Siyah turp otu (Actaea racemose) doğal östrojen içerdiği için sıcak basması dışında pek çok şikayeti giderdiği gözlenmiştir.. Kızıl yonca yaprağı, ginseng ve dong quai kökü gibi diğer bitkilerden elde edilen ilaçlar henüz deneme aşamasındadır.
Çekilen her üzüntüye ya da can sıkıntısına depresyon demek doğru olmaz!
'İntihar ya da depresyon, hali vakti yerinde, zeki, iyi okullara giden çocuklarda görülmez.'
Depresyon ve intihar her sınıftan bireyde görülür.
Depresyon durumun kötülüğünden ziyade, kişinin kendi durumunu algılayışı ile ilgili bir rahatsızlıktır. Kendini değersiz hisseden çocuğun başkaları tarafından değerli algılanması, onun kendisine ilişkin hislerini ortadan kaldırmaz. Tersine, çocuktaki zaten anlaşılmadığı, kimsenin onu anlamadığı kanısını güçlendirir.
'Milletçe depresyondayız. Gençler ne yapsın?'
Çekilen her üzüntüye ya da can sıkıntısına depresyon demek doğru olmaz. Moral bozukluğu, bir ruh hali değişikliğidir. Kalıcılığı ve şiddeti, bireyin hayatı üzerindeki etkisi, kişinin genel ruhsal durumu ve geçmişi, genetik tabanı bir arada düşünülmeksizin bozukluk olarak nitelendirmek yanlış olur.
'İntihar iyi ailelerin çocuklarında oluyorsa, bunun başka sebepleri aranmalı...'
Depresyon ve intiharın oluşumunda genetik belirlemelerin büyük rol oynadığı, biyolojik mekanizmalarla beynin işleyişinin değiştiği bir bozukluk olduğu unutuluyor. Problemin sebepleri ile körükleyicileri birbirine karıştırılıyor. Kişinin hayatındaki etkenlerin beyin işleyişini etkileyerek, dengeleri altüst ettiğini biliyoruz.
'İntihar ve depresyon, karışık, düzeni bozuk ailelerin çocuklarında olur'
Aile içi çatışma ve anne-babanın mutsuzluğu depresyonu körükleyici bir etken olmakla birlikte, depresyonun sebebi sayılmaz. Aile tutumlarındaki yanlışlıkların, durumun sebebi olarak belirtilen ve ailelerin haksız yere suçlanmasına sebep olan bu tür görüşler, tek kelimeyle, yanlıştır. Özellikle ciddi intihar girişimleri ve eylemlerinin, biyolojik temelleri ve genetik yatkınlıkla ilişkisi belirgindir. Gazetelerde, intihar ile ölen çocukların durumlarının yetersiz bilgilerle tartışılması, kişisel mahremiyeti çiğnediği gibi, problem hakkında yanlış bir bilgi ve bilinç oluşturmakta, benzer durumlarla karşı karşıya kalma olasılığı olan aile ve çocuklara katkı yapmamaktadır. Çocuklarını kaybeden aileler için ne kadar kırıcı ve yıpratıcı olduğunu tahmin etmek güç değil.
Okullarda eğitim verilsin mi?
'İntiharları önlemek için okullarda konferanslar verilsin, toplu eğitim yapılsın'
Okullarda intiharla ilgili olarak konferans tarzı toplu faaliyetlerin yararsızlığı neredeyse kesin. Bireysel danışma yoksa, riski artırıcı olduğunu düşünenler de var. Etkililiği bilinen yöntemse risk taşıyan çocukların vakitlice belirlenmesi ve ailenin harekete geçirilmesi; olanaklar elveriyorsa, okulda bireysel psikolojik danışma desteği verilmesi. Okuldaki ruh sağlığı hizmetinin bir tür birinci basamak hizmeti şeklinde örgütlenmesi, okul hekimi ve okul psikolojik danışmanının bu süreci yürütmesi; çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanının bu sürecin
dışarıdaki kısmını yürütürken, okul içindekileri eğitmesi ve yönlendirmesidir.
'Depresyon gerçekten de biyolojik temelli bir problemse, önlenemez'
Şiddetli baş ağrısı denince ilk akla gelen hastalık migren. Oysa migren sadece baş ağrısının küçük bir parçası. Çünkü nöroloji uzmanlarına göre baş ağrısı öyle basit ağrı kesicilerlerle geçiştirilebilecek bir durum değil. Özellikle de ısrarlı ve bulantı, kusma, dengesizlik, çift görme, kol ve bacaklardaki uyuşma gibi belirtilerin de eşlik ettiği baş ağrılarında mutlaka uzman hekime gidilmesi öneriliyor.
Memory Center'dan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, baş ağrıları ile ilgili şunları söylüyor. "Baş ağrılarının türleri vardır. Pratikte en sık görüleni 'damarsal baş ağrısı' olarak bilinen 'migren türü' ve 'gerilim tipi baş ağrısı'dır. Bunlar dışında kafa içinde yer alan tümör, kist, damarsal anormalliklere bağlı baş ağrıları da vardır. Bu nedenle, hastanın dikkatli bir muayeneden geçirilmesinden sonra öncelikle yer kaplayıcı bir neden ihtimaline karşı görüntüleme yöntemleri uygulanmalı, ardından özellikle gerilim faktörünün katkısı açısından beyin haritalaması yöntemine başvurulmalıdır."
Memorial Hastanesi nöroloji uzmanları ise baş ağrısıyla ilgili şunları söylüyor: "Baş ağrısı çok sık görülen bir şikayettir. Baş ağrısı yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilese de sıklıkla hayati tehlike oluşturmaz. Baş ağrısı aniden ortaya çıkmışsa ve şimdiye kadar yaşanan baş ağrılarının en şiddetlisiyse, geçmiyor, çift ya da bulanık görmeye neden oluyorsa, bulantısız kusmalar varsa, 50 yaşından sonra ortaya çıkmışsa, başa alınan bir darbe veya kaza sonrası ortaya çıkmışsa, boyunda sertlik veya ateş şeklinde kendini gösteriyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır."
Neden olur?
Baş ağrısı beyinde yapısal bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkabilir ya da beyni ve vücudu etkileyen başka hastalıklara bağlı olarak gelişebilir.
Birincil baş ağrıları
1. Migren
2. Gerilim tipi baş ağrısı
3. Küme baş ağrısı
4. Diğer birincil baş ağrıları
İkincil baş ağrıları
1. Baş ve boyun travmasına bağlı
2. Madde veya madde yoksunluğuna bağlı
3. Mikrobik hastalıklara bağlı
4. Kan biyokimyasındaki bozukluklara bağlı
5. Göz, kulak, burun, sinüs, diş sorunlarına bağlı
6. Psikiyatrik bozukluklara bağlı
Yapılan araştırmalar kadınların önemli bir bölümünün AIDS'den korunmayı bilmediğini ortaya koymuş.
Kadınlarda HIV'e karşı korunma yolları hakkında erkeklere göre daha bilgisiz. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003'e ait ayrıntılı rapor HIV/AIDS'den korunma yollarını 15-19 yaş grubu kadınların önemli bir bölümü tarafından bilinmediğini ortaya koymuş. Bu kadınların yüzde 37'si HIV/AIDS'in önlenebilir bir hastalık olduğunu da bilmiyor. HIV/AIDS'i duyan kadınların yüzde 4'ü ise bu hastalıktan herhangi bir korunma yolu olmadığını ifade etmiş.
Dünya Sağlık Örgütü'nün, 2005 yılında 100 milyon kişinin AIDS virüsü alacağını açıklaması, konunun önemini açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle hastalık hakkında bilgilenmek son derece önemli. İşte AIDS'in gerçekleri...
Dakikada 10 kurban
Asrın vebası olarak nitelendirilen AIDS, ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde teşhis edilmiş. Daha sonra hızla yayılarak erkek kadın, çocuk yetişkin, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden yüz binlerce insanın ölümüne sebep oldu.
Dünya Sağlık Örgütü'nün Aralık 2004 verilerine göre dünyada 44.5 milyon kişinin AIDS hastalığı ile beraber yaşadığını, dakikada 10 kişinin bu hastalığın pençesine düştüğü bildirilmiş.
Türkiye genelinde kadınların yüzde 37'si, Güneydoğu'da ise yüzde 62'si AIDS'i önleme yollarını bilmiyor.
AIDS hastalığına yakalananların yüzde 80'i, teşhis konulduktan sonraki iki yıl içinde eklenen çeşitli kanserlerden veya enfeksiyonlardan dolayı hayatını kaybediyor.
Uzun süren ateşe dikkat
Virüsün alınmasından hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar 25 yıl kadar bir süre geçiyor. Hastalığın vücutta meydana getirdiği en önemli değişiklik, bağışıklık sisteminin gittikçe bozulması oluyor.
Hastalığın kendisine has şikayet ve bulguları yok. Ateş yükselmesi, gece terlemesi (3 aydan uzun süreli), kilo kaybı, halsizlik ve aşırı yorgunluk, dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar veya lekelerin oluşması, ısrarla devam eden ishal, yaygın beze büyümeleri (kasıkta ve en az 23 değişik yerde), çok uzun süren kuru öksürük ile birlikte bütün kan hücrelerinde (akyuvarlar, alyuvarlar, trombosit) azalma' ile kendini belli ediyor.
AIDS virüsünün meydana getirdiği enfeksiyonlara karşı korunmanın en etkin yolu ise prezervatif (kondom) kullanmaktan geçiyor. Çünkü prezervatifler, virüsün bir kişiden diğerine geçmesini engelleyecek fiziksel bariyer görevi yapıyor. Bu sebeple, AIDS veya herhangi bir zührevi hastalığa yakalanma riskini azaltmak için prezervatif kullanılması öneriliyor.
Aşk hastalığı bazen facialara yol açan bir nevi 'melankoli' midir?
Aşk acısı yaşayan kişinin kendisini değersiz, yetersiz, önemsiz, çirkin ve aptal hissedebileceğini ve zihninin sürekli olumsuz düşüncelerle meşgul olacağına dikkat çeken Dr. Oğuz Tan aşk acısı çekenlerin eskiden zevk aldığı şeylerden zevk almaz hale geldiklerini söyledi.
'Aşk acısı çekenler hiçbir şeye istek duymazlar. Aşırı derecede halsiz ve yorgun olabilir diyen Tan, Aşktan yatağa düştü dedikleri durum, depresyona giren kişinin isteksizlik ve bitkinlik sebebiyle asgari günlük faaliyetlerini bile yerine getirememesi hali olduğunu kaydetti.
Aşk acısı çeken yatağa bile düşüyor
Depresif aşığın genelde uykuları kaçar, iştahı azalır, zayıflar, erir; ama bazıları da bütün gün uyur, uyandığı zaman ise buzdolabına koşar diyen Dr. Tan, geceyi gündüz gündüzü gece yapmış aşıklara sık rastladıklarını ifade etti.
Aşk acısı çekenlerin arasında yatağa düşen aşıkların yanı sıra şiddetli huzursuzluk sebebiyle yerinde duramayan, sürekli dolaşan, oturduğu yerde bile her yeri kıpır kıpır oynayan, sürekli sigara içen, bıyıklarını yiyen, parmak çıtlatan aşıkların da var olduğunu söyleyen Tana göre depresyona girmiş aşıkta dikkat, hafıza ve konsantrasyon da bozuluyor. Bu aşık öğrenciyse dersleri inişe geçiyor, çalışıyorsa iş performansı düşüyor.
Açıklamalarını 'Depresyon bazen de bedensel belirtiler şeklinde ortaya çıkar. Başı ağrıyan, beyni-elleri-ayakları uyuşan, karnına ağrılar giren, göğsü daralan, nefesi tıkanan kişilerde bu belirtilerin sebebi aşk acısı olabilir' şeklinde sürdüren Tan bu durumda kişilik yapılarının da önemli olduğunun unutulmamasını hatırlatıyor.
Kişilik yapısı aşk acısını etkiliyor
Dr. Tan kişilik yapısının insanların aşkı ve aşk acısını yaşama biçimlerini etkilediğini söylüyor. Aşk acısı çoğu insanın hayatının en az bir döneminde görülür. Ego gücü yeterli, problem çözme becerileri gelişmiş, savunma mekanizmaları olgun kişiler aşk acısını nispeten az hasarla atlatır, hatta bu acıyı kazanıma dönüştürebilirler.
Ama kişinin savunma mekanizmaları 'nevrotik' veya 'maladaptif' ise, yani hayata uyumu sağlamak yerine tam tersine daha da uyumsuz hale getiriyorsa, aşk hastalığı kendine ve insanlara güvensizliğe, öfkeliliğe, alkol ve madde kullanımına, intihar düşüncelerine ve hatta intihara yol açabilir.
Aşk acısının çaresi var mı?
Uzm. Dr. Oğuz Tan aşk acısı çekenlerin neler yapması gerektiğini söyledi:
1- Aşk acısı depresyona dönüştüyse, bu artık tıbbi bir durum kabul edilmeli ve tıbbi yöntemlerle tedavi edilmelidir. Aşk yüzünden intihar teşebbüsünde bulunan bir kişi, ilaçlarla veya elektroşok gibi diğer biyolojik yöntemlerle birkaç hafta içinde tekrar gülen, şaka yapan, enerjik ve verimli biri haline gelebilir. Büyük aşkların kimyevi maddeler veya elektrik akımı karşısında böylesine dayanıksız olması insanlara tuhaf gelebilir. Vurgulayalım, biyolojik yöntemlerle tedavi edilen aşk, depresyona dönüşmüş, yani marazi hal almış aşktı.
2- Aşırı duyarlı, kendine güvensiz, ufak sorunları büyüten, problem çözme becerisi gelişmemiş kişilerin, zihin yapıları, hayatı ve olayları algılayış biçimleri değiştirilmelidir. Bu da psikoterapiyle olur.
3- Psikiyatriste veya psikoloğa gitme imkanı olmayanlara ise, şifayı nevrotik olmayan edebiyat eserlerinde aramalarını tavsiye ederim. Mesela Bir Tarla Kuşuydu Jülyet adlı oyunda Romeo ve Jülyet ölmez, evlenir ve bir yastıkta kocarlar. Romeo yaşlı bir alkolik olur, Jülyet ise köyün papazıyla Romeo yu boynuzlar.
Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz koşullar sonucu gelişen kayıp yaşantıları insanları kleptomaniye yani çalma hastalığına itiyor.
Psikiyatride kleptomani olarak nitelendirilen "çalma hastalığı" Popüler Psikiyatri Dergisi'nde ele alındı. Burada yer alan bilgilere göre, kleptomani, ihtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değer elde etmek amacıyla satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz alarak, onlara sahip olma şeklinde ortaya çıkan bir dürtü kontrol bozukluğu olarak tanımlanıyor.
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı, kişinin bu davranışı gerçekleştirmeden önce yoğun bir gerilim hissettiği, davranışın hemen sonrasında ise mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girildiği araştırmalarla ortaya konulmuş durumda.
Her bin kişinin 6'sında kleptomaniye rastlanıyor. Yakalanan dükkan hırsızlarının yüzde 5-25'inde kleptomani bulunuyor. Kadınlarda ise erkeklere göre yaklaşık 4 kat daha sık görülüyor. Kadınlarda ortalama olarak 30-35; erkeklerde 50-55 yaşlarında daha sık ortaya çıkıyor.
Kleptomaninin tedavi yöntemleri hastalığın kökenine göre gerçekleşiyor. Kişinin geçmişi ve şu anı ile ilgili zedeleyici olayların saptanarak, bunlara yönelik uygun düşünce şemaları geliştirilmesi ve toplumsal ilişkilerdeki uygunsuz savunma mekanizmalarının değiştirilmesini hedefleyen terapiler, dürtüsel hareketleri ve kaygı durumunu azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ve gerekirse hipnoz ile başarılı sonuçlar alınıyor.