CADIKIZ

CADIKIZ

Üye
02.06.2005
Binbaşı
37.821
Hakkında

  • Konu: Akne
    Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.

    Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle kurtulabilirsiniz.
#02.12.2005 13:20 1 0 0
  • GÖZDE UÇUŞMALAR, IŞIK ÇAKMALARI

    Uçuşmalar nelerdir?

    Baktığınız yerde gözüken karaltılar, sinekler yada gölgelerdir. Özellikle duvar yada gökyüzü gibi düz bir zemine baktığınızda belirgin olarak gözükürler. Bunlar aslında gözün merkezinde bulunan vitreus isimli jelimsi saydam bölümde meydana gelen dejenerasyonlar ve hücre kalıntısı birikintileridir. Karaltılar önünüzde gibi gözüksede aslında gözün içinde yer almaktadırlar. Gözün hareket etmesi bu karaltıların hareket etmesine neden olmaktadır.

    Uçuşmaların nedeni nedir?

    Orta yaşlarda vitreus dejenere olmaya başlar ve içinde mikroskobik kümeler ve çizgiler oluşur. Vitreusun küçülmesi ile vitre normalde yapışık olduğu retinadan ayrılabilmektedir.Bu duruma vitreus dekolmanı adı verilir ve uçuşmaların sık nedenlerinden biridir.Bu durum myoplarda, katarakt ameliyatı geçirmişlerde ve Yag Lazer uygulanmışlarda daha sık görülür. Özellikle uçuşmalar aniden meydana geldilerse çok önemlidirler. Ancak genelde normal yaşlanmanın neden olduğu önemsiz bir olaydır.Uçuşmalar ciddi bir olaymıdır?Şekilde görüldüğü üzere vitreus retina yüzeyini kaplamaktadır. Vitrenin dejenerasyonla çekilmesi retinadada gerilmelere ve kanamalara neden olmaktadır. Bu kanama yeni uçuşmalar olarak gözükür ve ardından gelecek olabilen bir retina dekolmanının habercisidirler.
    Aniden meydana gelen uçuşmalar ve ışık çakmaları gözünüzde oluşuyorsa , baktığınız noktanın kenarlarını görememeye başladıysanız acilen göz doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

    Uçuşmalarla ilgili olarak ne yapabilirim?

    Özellikle kitap okurken gözünüzdeki uçuşmalar sizi rahatsız edebilir. Tedavi gerektirmeyen bu durumda karaltılar zamanla kendiliğinden azalabilmektedir. Eğer tam baktığınız yerde varsa gözünüzü basitce yukarı aşağı çevirerek karaltının kaybolmasını sağlayabilirsiniz.



    Işık çakmalarının nedeni nedir?

    Vitreus retinayı çektiği zaman ışık çakmaları şeklinde ilüzyonlara neden olabilmektedir. Bu gözünüze darbe aldığınızda gördüğünüz yıldızlara benzemektedir. Bu durum bazen haftalarca, aylarca sürebilmektedir. Çoğu zaman yaşa bağlı bu durum gözüksede ışık çakmaları çok sayıda uçuşan cisimlerle birlikte oluşmaya başladıysa, baktığınız alanda belli bölgeleri görmemeye başladıysanız acilen göz doktorunuza ulaşmanız gerekmektedir. Göz doktorunuz retinada herhangibir yerde yırtık yada dekolman gelişip gelişmediğini ekarte etmelidir.

    Aynı uçuşmalarda olduğu gibi gözünüzde aniden ışık çakmaları başladıysa göz doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.
#02.12.2005 12:57 1 0 0
  • Tüberküloz yani verem bir zamanların en tehlikeli ve en ölümcül hastalığıydı. Günümüzde ise eskisi kadar yaygın olmasa bile hala daha özellikle ülkemizde yaygın olarak görülmekte olan bir hastalıktır.
    Ancak geliştirilen antibiyotik ve aşılar sayesinde hem önlenebilen hem de tedavi edilebilen bir hastalıktır. Son 50 yılda tüberküloz tedavisindeki gelişmelere ve gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde yok edilmiş olmasına karşın tüm dünyada bakıldığında önlenebilen ölüm sebepleri arasında 5. sıradadır.

    Dünya Sağlık teşkilatı 1990 yılında tüm dünyada 2.910.000 kişinin bu hastalık nedeni ile hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Çarpıcı olan bu ölüm vakalarının sadece 40.000'inin gelişmiş ülkelerde meydana gelmesidir.

    Uzun süre belirti vermemesi nedeni ile ve ihmalkarlıklar sonucu ülkemizdeki tüberküloz görülme sıklığı tam olarak bilinmemekte, hastaların önemli bir kısmı saptanamamakta ve teşhis konulan hastalar yeterli düzeyde takip edilememektedir. Tüberküloz en sık solunum yollarını tutmaktadır. Bu hastaların %2-5 kadarında da genital tüberküloz saptanmaktadır.

    Genital tüberküloz primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Son derece nadir olan primer genital tüberkülozda mikroorganizmanın ilk enfeksiyon yarattığı alan genital organlardır. Vakaların %99'dan fazlası sekonder tüberkülozdur. Burada vücudun başka bir yerinde (genelde akciğerler) bulunan enfeksiyon kan yolu ile genital organlara yayılır (dessendan enfeksiyon).

    Dış genital organların tüberkülozu son derece nadirdir. En sık endometrium ve adneksler (yumurtalıklar ve tüpler) tutulur.

    Klinik
    Genital tüberküloz vakalarında tüberküloz için tipik olan yorgunluk, kilo kaybı, gece terlemeleri, gece yükselen ateş çok nadir görülür. Genital tüberkülozlu hastalarda en sık başvuru sebebi infertilitedir. Hastalarda %25-50 oranında pelvik ağrı ve %10-40 oranında anormal kanama görülür. Endometriumda olan harabiyet nedeni ile zarlar birbirine yapışır (Asherman sendromu) ve bu durum hem infertiliteye hem de adet kanamasının azalmasına ya da olmamasına neden olur. Tüpler sıklıkla iki taraflı tutulur ve histerosapingografide (rahim filmi) görünümü tipiktir.

    Tanı
    Genital tüberkülozdan şüphelenilen vakalarda aile ve kişinin kendi öyküsü önemlidir. Daha önceden tüberküloz tanısı alıp almadığı, ailesi ve yakın çevresinde bu hastalığa sahip kişi olup olmadığı araştırılmalı ve detaylı bir fizik muayene yapılmalıdır. Tanıya yardımcı olması açısından akciğer grafisi çekilmeli ve PPD testi yapılmalıdır. İnfertilite nedeni ile müracaat etmiş hastalarda HSG çekilmeli, gerekli vakalarda endometrium biopsisi yapılmalıdır.

    Tedavi
    Genital tüberkülozun tedavisi tıbbidir. Ancak gelişmiş olan infertilite vakalarında tedaviye yanıt çok iyi değildir. Sebat eden vakalarda cerrahi tedavi de uygulanabilir. Çocuk isteği olmayan kadınlarda rahim alınabilir. Genital tüberküloz tedavisi güç ve yüzgüldürücü olmayan bir hastalıktır.
#02.12.2005 12:24 1 0 0
  • Erkekler ağlasa şiddet olmaz

    Türk toplumunda erkeklere ağır adam modeli çizilmiştir. Ağır adam asla ağlamaz.

    Ağlamanın ailede şiddetin panzehiri olduğunu savunan psikologlara göre, erkekler doğal davranamayıp, duygularını sürekli bastırdığı için en küçük olayda patlarlar ve de saldırganlaşırlar

    Ağlamanın depresyona iyi geldiğini söyleyen uzmanlar, "Eğer erkekler ağlayabilseydi, kadınlara uyguladıkları olumsuzluklardan arınabilir ve şiddet de olmazdı" diyorlar.

    Nevşehir Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Yusuf Çağlayan, ağlamanın duyguların ortaya konulmasında e**in bir iletişim rolü üstlendiğini
    belirterek, "Erkekler ağlayabilseydi, başta şiddet olmak üzere kadınlara uyguladıkları birtakım olumsuzluklardan arınabilirdi" dedi.

    Erkeklerin, kadınlara oranla daha az ağladıklarını ifade eden Çağlayan, "Ülkemizde erkekler, ağlamanın zayıflık olarak algılandığı bir kültür ortamında yetiştirildikleri için daha az ağlama eğiliminde. Ancak ağlayan insan psikolojik rahatsızlıkları daha kısa sürede aşabilir" diye konuştu.

    Uzmar Rehber Çağlayan"ın bu görüşüne İzmirli psikiyatri uzmanı Dr. Hüsnü Uçar'dan destek geldi. Türk toplumunun erkeklerin ağlamasını, duygularını açığa vurmasını zayıflık olarak kabul ettiğini bu yüzden de erkeğin bu tür duygularını sürekli bastırdığını kaydetti.

    Ağır erkek

    Dr. Hüsnü Uçar, "Türk toplumunda erkeklere ağır adam modeli çizilmiştir. Ağır erkek fazla gülmez, asla ağlamaz, oturmasına, yürümesine dikkat eder. Farklı davranırsa çevresi ona kötü gözle bakar, imajı zedelenir. Bu nedenle
    erkekler doğal davranamayıp, duygularını sürekli bastırdığı için en küçük olayda patlarlar saldırganlaşırlar. İşyerinde arkadaşlarıyla kavga ederler, evde karılarını, çocuklarını döverler" dedi.

    "Duygularınızı ne kadar bastırırsanız, o kadarçok sorunlara davetiye çıkarırsınız" diyen Hüsnü Uçar, kadınların gülüp, ağlayabildikleri için erkeklere göre daha rahat, sorunsuz ve uyumlu olduğunu sözlerine ekledi.


    Türk toplumunda erkeklere ağır adam modeli çizilmiştir. Ağır adam asla ağlamaz.

    Ağlamanın ailede şiddetin panzehiri olduğunu savunan psikologlara göre, erkekler doğal davranamayıp, duygularını sürekli bastırdığı için en küçük olayda patlarlar ve de saldırganlaşırlar

    Ağlamanın depresyona iyi geldiğini söyleyen uzmanlar, "Eğer erkekler ağlayabilseydi, kadınlara uyguladıkları olumsuzluklardan arınabilir ve şiddet de olmazdı" diyorlar.

    Nevşehir Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Yusuf Çağlayan, ağlamanın duyguların ortaya konulmasında e**in bir iletişim rolü üstlendiğini
    belirterek, "Erkekler ağlayabilseydi, başta şiddet olmak üzere kadınlara uyguladıkları birtakım olumsuzluklardan arınabilirdi" dedi.

    Erkeklerin, kadınlara oranla daha az ağladıklarını ifade eden Çağlayan, "Ülkemizde erkekler, ağlamanın zayıflık olarak algılandığı bir kültür ortamında yetiştirildikleri için daha az ağlama eğiliminde. Ancak ağlayan insan psikolojik rahatsızlıkları daha kısa sürede aşabilir" diye konuştu.

    Uzmar Rehber Çağlayan"ın bu görüşüne İzmirli psikiyatri uzmanı Dr. Hüsnü Uçar'dan destek geldi. Türk toplumunun erkeklerin ağlamasını, duygularını açığa vurmasını zayıflık olarak kabul ettiğini bu yüzden de erkeğin bu tür duygularını sürekli bastırdığını kaydetti.

    Ağır erkek

    Dr. Hüsnü Uçar, "Türk toplumunda erkeklere ağır adam modeli çizilmiştir. Ağır erkek fazla gülmez, asla ağlamaz, oturmasına, yürümesine dikkat eder. Farklı davranırsa çevresi ona kötü gözle bakar, imajı zedelenir. Bu nedenle
    erkekler doğal davranamayıp, duygularını sürekli bastırdığı için en küçük olayda patlarlar saldırganlaşırlar. İşyerinde arkadaşlarıyla kavga ederler, evde karılarını, çocuklarını döverler" dedi.

    "Duygularınızı ne kadar bastırırsanız, o kadarçok sorunlara davetiye çıkarırsınız" diyen Hüsnü Uçar, kadınların gülüp, ağlayabildikleri için erkeklere göre daha rahat, sorunsuz ve uyumlu olduğunu sözlerine ekledi.

    28.09.2005 21:07
#30.11.2005 13:59 1 0 0
  • EVET ARKADASLAR BU HAFTADA eBRuLy,ARKADASIMIZ HAKKINDA YORUMLAR YAPALIM NEDERSINIZ CEKISTIRELIM BIRAZ BIZIM SU KIZI
    ]

    CANIM eBRuLy
    BEN SENINLE BILIYOSUN ILK ONCE BURDA SONRADA MSN,DE TANISTIK,SENI GORDUGUM ZAMAN BEBISIMI HEP OPERSIN,CANIMSIN,SENINLE COK DERINLERE INEMEDIK,CUNKU FAZLA GORUSEMIYORUZ BEN OLUNCA SEN OLMUYON SEN OLUNCADA BEN OLAMIYOM,AMA BEN SENI COK SEVDIM,CANIM SANA COK ISINDI,KENDIMI ABARTMIYOM AMA BEN HER INSANA KOLAY ISINMAM.AMA SENI COK SEVDIM,SENDE BENIM GIBI DELISIN


    CANIM BENIM,HERSEYIN ENGUZELINI YASA,SEVDIGIN YOK ONUDA BILIOM,OLUNCA ONUNLA HERSEYIN ENGUZELINI YASA,SEN BUNA LAIK BIRISIN,TATLISIN,SEVIMLISIN BITANESIN YA BEN BASKA NE YAZAYIMKI,ASLINDA COK SEY YAZMAK ISTERDIM OZAMANDA OOO,YETMEZDI YANI KELMELER,

    SENI COK SEVDIM ARKADASIM,HERSEY GONLUNCE OLSUN,BITANESI




#27.11.2005 19:09 1 0 0
  • Egzama nedir - Egzama Hastalığı - Egzamanın tanımı - Egzamanın evreleri - Egzama TipleriFarklı alerjik etkilerden dolayı ,cildin çeşitli bölümlerinde ortaya çıkan bir deri hastalığıdır. Kabuklanma, pullanma, kızarıklık, kaşıntı gibi belirtileri vardır.

    Bu deri hastalığı 4 evreden oluşmaktadır.

    Kızarıklık Evresi: İlk belirtiler kaşıntı olarak kendisini gösterir,daha sonra ödemli kızarıklıklar oluşur.

    Vezikül Evresi: Ciltteki kızarık alanlarda veziküller oluşur ve daha sonra bu veziküller birleşip lezyon oluştururlar.

    Sulanma ve Kabuklanma Evresi: Veziküller patlayıp içlerindeki su boşalınca, deri kurur ve cilt yüzeyinde sarımsı kabuklar oluşur. Bu kabuklara elle müdahale edilmemesinde fayda vardır çünkü zamanla düşerler.

    Kepeklenme Evresi: Kabuklar döküldükten sonra pembemsi bir deri ortaya çıkar. Bu bölümde bir süre kepeklenme görülebilir. Sonunda egzama iz bırakmadan kaybolur.

    Egzamanın Kontakt Dermatit (Temas Egzaması) ve Atopik Egzama olmak üzere çeşitleri vardır.

    Temas Egzaması: Cildin duyarlı olduğu maddeyle temasa geçmesi sonucunda ortaya çıkar. Deriden içeriye sızan madde proteinlerle birleşip alerjik bir yapı kazanır. Cilt bu yabancı maddeyle savaşabilmek için antikorlar üretir ve sonuçta yukarıda 4 oluşum evresinden söz ettiğimiz şekilde egzama ortaya çıkar. Metal takılar, deterjanlar, çoraplar, sentetik giysiler temas egzamasına zemin hazırlayabilirler.

    Atopik Egzama: Bu egzama çeşidi tamamen genetik kökenlidir. Bu tür egzamanın oluşumunda genetikle beraber, ter, ısı değişimleri, rutubet, stres, polen, yiyecek alerjileri de etkili olmaktadırlar. Bu gibi durumlarda hastanın alerji yapıcı etkenlerden uzak durması gerekmektedir. Ayrıca aşıyla da bağışıklık kazanılabilir.
#27.11.2005 18:27 1 0 0
  • noimage

    Refleksoloji, binlerce yıl önce Hindistan, Çin ve Mısır'da uygulanmaktaydı.

    Eski Mısır'da bu konuyla ilgili MÖ 2400 yıllarına ait (6.hanedan dönemi) duvar resmi bulunmuştur. Bu resimde 2 kişi diğer 2 kişinin el ve ayaklarına reflexology uygulamaktadır. Refleksoloji, ayni zamanda Kuzey Amerika'da nesillerce uygulandı ve daha sonra İnka medeniyetine öğretildi. Modern reflexology, Dr. William Fitzgerald ve Dr. Joe Shelby Riley'in 1920'lerdeki çalışmalarına dayanır. Bilimsel temeli geçen yüzyıla dayanan refleksolojide deri, organlar ve sinirler arasında bağlantı olduğu ispatlanmıştır..

    Refleksoloji Nedir?

    Refleksoloji, el, ayak ve kulaklardaki belli bölgelere uygulanan çeşitli masaj ve baskı teknikleriyle sağlanan iyileştirme yöntemidir. Refleksoloji, vücuttaki organları da yansıtan enerji bölgelerine dayanır.

    Refleksolojide, el ve ayaklar vücudun harita ve aynaları olarak kabul edilir. Bu demektir ki el ve ayaklarda vücudun belirli bölgelerine ve organlarına temas edilmesini sağlayan belirli bölgeler, sinir uçları vardır. Bu noktalara yapılacak masaj ve basınç uygulamaları o noktaların hitap ettikleri organların rahatlatılmasında ve o bölgelere yönelik yapılacak tedavilere destek verilmesine yardımcı olur. Mesela her bir ayakta 7200'den fazla sinir ucu bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki belli noktalara basınç uygulayarak vücudun ilgili alanlarına etki edilmiş olunur. Baskı teknikleriyle vücuttaki sirkülasyon sağlanıp vücudun doğal fonksiyonu mekanizması geliştirilmiş olur. Reflexology sırasında kaslar rahatlar, kan basıncı düzelir, vücut ısısı ve neminde değişiklikler olur. 300 den fazla yapılan araştırmada 64 hastalığı kapsayan 18000 vakanın %95'inde relexologynin başarılı oluduğu gözlenmiştir.

    Eski zamanlarda insanlar çıplak yürüyerek ya da kayaya ağaca tırmanarak doğal olarak kendilerine reflexology uygulamaktaydılar. Fakat günümüzde bu dengeyi kaybettik. Refleksoloji, bazı spesifik sağlık problemlerini çözmese de semptomların bulunması ve ağrıların giderilmesi konusunda çok etkilidir. Bir reflexology uzmanı tarafından ya da kişinin kendisi tarafından uygulanabilir.

    Diyabet gibi uzun süreli sağlık problemlerinde
    Hamileliğin ilk 3 ayında
    ve diğer özel sağlık durumlarında uzmana başvurmamız gerekmektedir.

    Refleksoloji, birçok sebepten dolayı gün geçtikçe daha da popüler olmaya başlamaktadır. Bunlardan bazıları;

    Günlük iş ve ev yaşantımızda strese yol açacak bir çok şeyle karşılaşmaktayız. Bilindiği gibi stres pek çok fiziksel ve zihinsel sorunun ana nedeni olup diğer hastalıkların başlangıcı ve tetikleyicisidir. Refleksoloji, stresin azaltılmasına yardımcı olur.
    Eski insanlar kadar organik beslenemediğimiz için (hem organik gıda bulmak zor hem de bulduklarımızın bile %100 organik olduğu soylenemz) vücudumuz pek çok mineralden mahrum kalır. Bu da bağışıklık sistemimizin zayıf olmasına neden olur. Refleksoloji, bağışıklık sistemimizi doğal yollarla güçlendirir.
    Günümüzde batı medeniyetleri artık ilaç yerine alternatif doğal yollarla tedavi yöntemlerine yönelmiştir. Refleksoloji, gibi doğal bir tedavi yönteminin hem öğrenilmesi hem de uygulanması çok kolaydır.
    Refleksoloji uygulayıp ondan faydalananların sayısı arttıkça yöntem daha da önem kazanmaktadır.
#27.11.2005 18:15 1 0 0
  • noimage

    Hepimiz kimi zaman kendimizi çok mutsuz hissedebilir, özellikle pazartesi günleri işe gelmemek için elimizden geleni yapar, haftasonu bile olsa evden çıkmak istemeyebiliriz. Günlük hayatın koşuşturması içinde bu tür bir ruh hali içinde olmanız doğal karşılanabilir. Tabii ki insanın her zaman mutlu olması gibi birşey beklenemez.

    Ancak eğer bu ruh haliniz 10-15 günden fazla bir süredir devam ediyorsa ve hayatınız tümüyle etkileniyorsa dikkat! Çağın en çok görülen psikolojik hastalıklarının başında gelen depresyon sizi de içine almış olabilir. Mevsim değişiklikleri, tatil dönüşü iş hayatına adapte olamama, yorgunluk, isteksizlik, işten ayrılmak, sevdiği bir insanı kaybetmek gibi nedenler depresyona neden olabiliyor.

    Depresyonun belirtileri

    Kendini bitkin ve yorgun hissetme,
    Aşırı uyku uyuma ya da uykusuzluk sorunu,
    Önemli derecede kilo kaybı ya da aşırı kilo alma,
    Sinirlilik,
    Sürekli ağlama ya da yaşananlara rağmen ağlayamama,
    Cinsel isteksizlikle beraber keyif veren herşeyden vazgeçme,
    Dikkati bir konu ya da olay üzerinde toplayamama,
    Kendini önemsiz ve değersiz hissetme, güvensizlik, umursamazlık,
    İntihar düşüncesi ve ya intihar girişimi,
    Alkol ve ilaç bağımlısı olma,
    İnsanlardan uzaklaşma ve kendiyle başbaşa kalma isteği,
    Nedeni belli olmayan ağrılar,
    Karar verme yetisini kaybetme veya karar vermekte zorlanma.


    Depresyonda olmak için bu belirtilerin hepsinin birden olması gerekmiyor ancak en az beşini kendinizde hissediyorsanız bir uzmandan yardım almalısınız. Şayet çoğu aynı anda bulunuyorsa zaten ağır bir depresyon geçiriyorsunuz demektir. Her ne kadar halk arasında çok fazla anlaşılamasa da depresyon ciddi bir hastalıktır. Tedavi ertelenirse hastalığın süresi uzar ve depresyondaki kişi giderek ağırlaşır. Ağır depresyonda olan kişi iş yapamaz ve hatta sık sık intiharı düşünmeye başlayabilir. Ancak yine de unutmamak gerekir ki bu belirtiler herkeste zaman zaman görülebilir. Önemli olan bu belirtilerin ne kadar bir süredir devam ettiği ve günlük yaşamı nasıl etkilediğidir.

    Depresyona giren insan nasıl düşünür?

    Ortada yeterli bir neden yokken bile yaşanan olaylardan olumsuz sonuçlar çıkarır. Yaşananların olumlu taraflarını gözardı ederek olumsuz taraflar üzerine odaklanır. Kendisini fazla etkilemeyen ya da önemsiz olan detaylara takılır. Tek bir olumsuz olaya saplanarak genel yargılara ulaşır. Ya hep ya hiç kuralı ile mükemmel olmayan her şeyin kötü olduğu kanısına sahiptir. Kendi öz eleştirisini doğru yapamaz ve buna bağlı olarak başarıları gözardı ederek hataları büyütür.



    Depresyon daha çok kimlerde görülüyor?

    Depresyon her yaşta görülebiliniyor. Kadınlarda en sık 35- 45 yaşları arasında, erkeklerde ise 45- 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Yapılan istatistiklere göre kadınların depresyona yakalanma olasılığı erkeklere oranla daha yüksek. Bu oran hamilelikte, doğum sonrasında ve menapoz döneminde daha da artabiliyor. Kalıtım da depresyonda etkili bir diğer neden. Yakın akrabalar içinde bu hastalığı geçirenlerin bulunması depresyona yakalanmayı kolaylaştırıyor. Depresyona yakalanma olasılığı en düşük insanların başında ise evli erkekler geliyor. İstatistikler son yirmibeş yılda depresyona giren insan sayısının yirmi kat arttığını bildiriyor.

    Tedavi yöntemleri

    Psikoterapi: Terapistle yapılan görüşmelerden oluşur. Gerekli olduğunda ilaç yardımı ile tedavi desteklenebilir.

    İlaç tedavisi: Durumu daha ağır hastalarda daha çok antidepresan ilaçlar ile uygulanan tedavi çeşididir.

    Elektrokonvülsif tedavi (EKT): Diğer tedavilere cevap vermeyen ağır vakalarda uygulanır.
#27.11.2005 18:12 1 0 0
  • Erişkinler arasında, ekzemanın en çok rastlanan tipi kontakt dermatittir. İki tip kontakt dermatit vardır; allerjik kontakt dermatit ve irritan dermatit. Her ikisi de zararlı maddelerin direkt teması ile ortaya çıktığından klinik olarak ayrımları zordur

    Kontakt dermatitin üstesinden gelebilmek için bu zararlı maddeler ile temas durumunun ortadan kaldırılması gerekmektedir.

    Allerjik Kontakt Dermatit
    Allerjik kontakt dermatit sadece allerjiye eğilimli kişilerde görülür. Görülen karakteristik kırmızı, ekzematöz leke belirli allerjenlerle direkt temas sonrası ortaya çıkmaktadır. Allerjik reaksiyona yol açabilecek çok sayıda diğer maddeler de olmasına rağmen bu konuda en sabıkalı olanlar nikel, kauçuk (lastik vb.), lanolin ve kumaş boyalarıdır.


    Kontakt Dermatit
    İrritan kontakt dermatit, kişinin irritanlarla (temas sonucu zarar verebilecek maddeler) defalarca temas etmesi sonucu oluşur. Bu irritanlar, derinin lipid tabakasını ortadan kaldırmakta, dolayısıyla da bu tabakanın koruyucu özelliği yok olmakta ve zararlı maddelerin deriden yüksek oranda emilmesine yol açmaktadırlar.

    Islak giysi içindeki kauçuk dikiş alerjisi
    Başlangıçta, deride birikim sonucu oluşan bu hasar görülmeyebilir çünkü zararlı maddeye karşı vücut aylarca ve hatta yıllarca tolerans gösterebilir. Ancak, bu olumsuz durumun deride defalarca tekrarlanması sonucunda öyle kritik bir noktaya gelinir ki, bu maddelerin küçük miktarlarda dahi teması sonucu hastalık başlayabilmektedir.

    İrritan Kontakt Dermatite Neden Olabilecek Maddeler

    Alkaliler Zayıf asitler Makine ve motor yağları Sabunlar
    Deterjanlar Terebentin, tiner, aseton, kuru temizleme sıvıları gibi çözücüler.

    El sırtları, parmakların avuç içine bakan tarafları, bilekler ve ön kol kısımları irritanlar ile en sık temas eden yerler olmalarından ötürü, hastalıktan en sık etkilenen yerlerdir.Bu tip dermatitin erken evrelerinde, irritan maddelerin sık birikim yaptığı parmak arası boşluklarında kurumalar görülür .Eğer irritan madde ile kontakt devam ederse elin bütünü etkilenebilir ve etkilenen deride acı, hassasiyet ve hareket kısıtlılığı gelişir.



    Mesleki Ekzamanın Gelişimi
    Sıklıkla, kişinin mesleği ile ilgili günlük aktiviteleri, irritan veya allerjik maddelerle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır .Nem, ısı, sürtünme ve basınç koşulları altında irritasyona neden olan adı geçen maddelerin etken olduğu çalışma ortamı, bu hastalık için başlı başına bir anlam içermektedir. Eğer ortam devam ederse, meslek ile ilgili ciddi deri rahatsızlıkları ortaya çıkabilir.

    Oluşan yaraların şiddetli ve ağrılı olması durumunda, o kişinin etkin bir şekilde çalışabilmesi mümkün olmayabilir. Bunun yanısıra, bu durumdaki kişiler, derilerindeki hoş olmayan görüntüler nedeniyle içinde bulundukları toplum tarafından dışlanabilirler.Diğer birçok deri hastalığında olduğu gibi, ekzama ile de ilgili çok sayıda söylenti bulunmaktadır.



    Ne yazık ki, hala birçok kişinin bu hastalığa yaklaşımı ile ilgili yanlışlıklar vardır. Bu hastalık ile ilgili yeterli bilgi sahibi olmayan birçok insan ekzemayı bulaşıcı bir hastalık sanmakta ve havlu, terlik gibi kişisel eşyaların paylaşımı ile veya direkt temas yoluyla hastalığın bir diğerine geçebileceğine inanmaktadır. Ekzama, hiçbir şekilde bulaşıcı bir hastalık değildir ve yukarıda adı geçen yolların hiçbiriyle kişiden kişiye geçmesi söz konusu değildir. Bir kişinin, bu hastalığa yakalanması için ya kişisel allerjik bir durumun oluşumu ya da irritan maddelerle uzun süre teması gereklidir.

    Mesleki dermatitler, her yıl binlerce gün iş kaybına neden olmaktadır.

    Bazı mesleklerin, kontakt dermatit açısından yüksek risk içerdikleri bilinmektedir.Kronik kontakt dermatit açısından yüksek risk grubundaki meslekler :

    Fırıncılar Güzellik uzmanları Kasaplar Temizlik işçileri
    Aşçılar İnşaat işçileri Diş teknisyenleri Balıkçılar Bahçıvanlar Kuaförler Metal işçileri Motor -mekanik işçileri (örn.Oto tamircileri) Matbaa işçileri Sağlık personeli



    Kontakt Dermatit ve Mesleki Ekzamanın Tedavisi
    Kontakt dermatitin erken tanımlanması kesinlikle bir avantajdır, şöyle ki, gerek işyeri gerekse evdeki potansiyel irritan veya allerjik maddeler, mümkün olduğunca çabuk bir şekilde ortamdan uzaklaştırılabilir.

    Olaya neden olan maddelerle temas kaçınılmazsa ,hastalar kullanım konusunda, işverenler ise koruyucu kremler, giyecek malzemesi ve özel temizlik uygulamaları gibi koruyucu önlemler konusunda eğitilmelidirler Şiddetli vakalarda, meslek değişimi önerilebilir.Bunun yanısıra, yumuşatıcı kremleri ve uygun topikal kortikosteroidleri, olayı başlatan zararlı maddeden uzak kalmak suretiyle kullanımını içeren bilinçli tedaviler, hastaların büyük bir çoğunluğunda etkili olmaktadır.Schering Alman İlaç Firması, dermatologlarla bir uyum içinde sürdürdüğü araştırma ve gelişmelerle bu alanda hizmet vermektedir.
#26.11.2005 23:43 1 0 0
  • Araştırmalara göre, beslenmeyle ilgili sorunlar kadınların yumurtalıkları ile erkeklerin spermleri üzerinde olumsuz etki yapıyor. Yanlış beslenme alışkanlıkları kadınların yumurtalıklarını etkileyerek sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale getiriyor.

    Erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırıyor. Yanlış beslenme kısırlık tedavilerinin başarılarını da düşürüyor.

    Bebek sahibi olmaya karar verenler özellikle hangi dönemde doğru beslenmeye dikkat etmeliler?

    Sadece gebelikte değil, gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemli. Gebeliğe hazırlanırken daha suni tatlandırıcılar, kafein, sigara alkol gibi pekçok maddenin kullanımı ile ilgili alışkanlıklar değiştirilmeli . Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diyet önerilmez.

    Gebe kalmadan önce günlük bazı takviyeler faydalı olabilir. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini azaltır.


    Sigara içimi kadınların üreme sistemini nasıl etkiliyor?

    Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor.

    Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Bebek sahibi olmaya çalışan çiftler, nikotinin gebeliğin oluşmasında ve doğuma kadar sağlıklı olarak sürmesinde, oldukça olumsuz etkileri olduğunu mutlaka bilmeliler.

    Erkeklerin üreme sistemleri üzerindeki etkisi?

    Sigara içimi ile, erkek üreme sağlığı arasındaki ilişki kadına oranla daha az açık. Günde 1 veya 2 paket gibi yoğun sigara içen erkeklerin, spermlerinde daha fazla şekil, hareket bozukluklarına ve anomalilere daha sık rastlanıyor.

    Erkeklerin yoğun sigara kullanımı, sigara kullanmayan eşlerini pasif içici yaptığı için olumsuz etkiliyor. Kısırlık tedavisi öncesinde 2-3 ay sigarayı bırakmış olmak bile tedavinin sonucuna oldukça olumlu katkılar sağlıyor.

    Gebelikte sigara içimin sonuçları ne olabilir?

    Sigara içen gebeler, daha çok erken doğum yapmaya ve düşük doğum tartılı bebek dünyaya getirmeye eğilimliler. Bir araştırma sonucunda, eşleri sigara içen kadınların sadece beşte birinin hamile kaldığı, eşleri sigara içmeyen kadınlarınsa üçte birinde başarı sağlandığı ortaya çıktı.

    Alkolün gebe kalma şansı ve gebelik üzerindeki olumsuz etkileri nedir?

    Alkol de gebe kalma şansını azaltır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

    Annenin kilo almasıyla, doğurduğu bebeğin kilosu arasında ilişki var mı?

    Annenin kilo artışıyla bebeğin doğum kilosu arasında her zaman doğru bir ilişki olmaz. Hamileliği süresince 20-30 kilo aldığı halde küçük bebek dünyaya getiren anneler olduğu gibi bunun tam tersi 1-2 kilo artışı ile hamilelik süresini tamamlayan annelerin 4 kilo civarında bebekler dünyaya getirdiklerini görüyoruz.
#26.11.2005 22:33 1 0 0
  • Zayıf gebelik modası tıp dünyasını karıştırdı. Doktorlar, vücutlarını korumak için gebelik boyunca az kilo almaya çalışan anneleri uyarıyor: "Bebeklerde zeka geriliği gibi sorunlar gündeme gelebilir."

    Son yıllarda vücutlarının bozulmaması için hamilelik dönemini birkaç kilo alarak sonlandırmaya çalışan gebelerin sayısı artınca, tıp dünyası harekete geçti. Jinekologlar, kendilerine bu istekle gelen anne adaylarını 'vücudunuzdan önce çocuğunuzun sağlığını düşünün' diye uyarıyor. Yalnızca karın bölgesindeki küçük bir şişlikle beş-altı kilo alarak hamileliğini tamamlamaya çalışan ünlülerden ilk dikkat çeken isim manken Ebru Şallı olmuştu. Hamileliği boyunca kivi yiyerek sağlığını koruduğunu söyleyen Şallı'nın rekorunu, dokuz aylık hamile olmasına karşın bol bol salata yiyerek yalnızca beş kilo alan Ethel Barel kırmaya kalkınca, doktorlar da harekete geçti. Türkiye'nin ünlü jinekologları, "hamilelikte diyet olmaz" diye ısrarla vurgularken diyetisyenler de "salata veya kivi yeyerek hamilelik geçmez" diyor. Hamilelik dönemi boyunca en az 10 kilo alınması gerektiği üzerinde duran doktorlar, "Hamile bir kadın diyet yaparsa erken doğum, çocukta gelişme geriliği, süt eksikliği ve düşük, bunun yanında bebeklerde kalp hastalığı riski yükselir" uyarısında bulunuyor.


    'ZAYIF GEBELERİN BEBEKLERİ KALP HASTASI OLABİLİR'
    (Prof. Dr. Teksen Çamlıbel)

    Gebelik, beslenmenin öneminin arttığı bir dönemdir. 'İki kişilik yeme' düşüncesi, hamilelikte doğrudur. Bebeğin anneden istediği ekstra kalori, günde yaklaşık 300-500 kaloridir. Gebelik süresince toplam ağırlık artışında hamilelik öncesi kilo önemli bir rol oynar. Zayıf ya da çok genç bir anne adayı, 13-18 kilo alabilecekken, hafif şişman olan gebe 12 kilo almalıdır. Ortalama ağırlık artışı 10-12 kilogramdır. Yani kişisel özellikler ağırlık artışına etki etmektedir. Zayıf hamilelik sonucu düşük kiloda doğan bebeklerin ileri yaşlarda hipertansiyon, 'Tip 2' diye bilinen insüline dirençli şeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarının diğerlerine göre 18 kat daha fazla gözlemlendiğini ortaya çıktı. Hamilelik döneminde diyet yapmadan dengeli beslenmek önemlidir.

    'ERKEN DOĞUMA HAZIRLANSINLAR'
    (Prof. Dr. Mustafa Bahçeci)

    Gebelik boyunca alınan kilolar üzerinde hassasiyet gösteriyoruz. Gebelikteki kilo artışını en aza indirgemek için çeşitli diyetler ortaya atılıyor. Ancak unutulmamalıdır ki, gebelik fizyolojik bir olay ve gebelik sırasında alınması gereken bir ağırlık artışı olmalıdır. Gebelik boyunca ideal olarak 10 ile 14 kilo arasında bir artış olmalıdır. Bu artışın yaklaşık yarısı bebek, bebeği çevreleyen su kesesi ve bebeğin plasentasından kaynaklanmaktadır. Geri kalan kısmını ise kan hacmi artışı ve yağ dokusu artışıdır. Kan hacminin artışı, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi açısından oldukça önemlidir. Bu artış sayesinde rahim içersinde bulunan bebeğe kan akışı yeterlice sağlanmaktadır. Yağ dokusundaki artış ise, bebeğin ihtiyaç duyacağı enerji için gelişmektedir. Sadece tek yönlü besinlerin tüketimi ve kilo alma kaygısının devamlı ön planda olması, sağlıklı bir bebeğin doğmasını tehlikeye sokar (gelişme geriliği, erken doğum gibi). Anne adaylarının herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan ve tamamıyla kişisel tecrübelerden oluşan diyetlerden uzak durmalarını özellikle tavsiye ederim.

    'BİRİNDE OLMAMASI HİÇ OLMAYACAK DEMEK DEĞİL'
    (Doç. Dr. Bülent Urman)

    Gebelik süresince alınan kilo, sekizin altındaysa bebekte gelişme geriliği olur. Birinde olmaması, hiçbirinde olmayacağı anlamına gelmez. 'Hamilelik boyunca kivi yedim' diyip bunları başkalarına da önermek son derece sakıncalıdır. Gebe bir kadın kivi gibi meyvelerle sağlığını koruyamaz, karbonhidrata da, proteine de, yağlara da, sebze ve meyveye de ihtiyacı vardır.
#26.11.2005 22:31 1 0 0
  • noimage

    Anorexia insanların kendilerini açlığa mahkum ettikleri bir yeme bozukluğudur.Bu rahatsızlık genellikle ergenlik dönemindeki gençlerde görülür. Anorexia problemi yaşayan kişiler çok aşırı derecede kilo kaybederler ve kiloları normalde olmaları gereken kilonun % 15 ı kadar daha azdır. Anorexia problemi olan kişiler son derece ince hatta sıska görünümde olmalarına rağmen kendilerini aşırı kilolu görürler. Kilo kaybı genelde hiç yemek yememe, aşırı egzersizler, diüretik ve laksatif ilaçların kullanımı ile ortaya çıkar.

    Anorexia problemi olan kişilerin en büyük korkusu kilo almaktır ve genellikle bu rahatsızlık gelişme çağındaki genç kızlarda görülür. Bu kişiler hastalıklı denebilecek kadar ince bir görünüme sahip olsalar da kendilerini kilolu görürler ve tuhaf yeme alışkanlıkları sergilerler, örneğin diğer insanlarla bir arada yemek istemezler, ya da başkaları için büyük öğünler hazırlarlar ama kendileri bir lokma bile tatmazlar. Bu yeme bozukluğu da tıpkı bulimia gibi balerin, manken, fotomodel, dansçı, sporcu gibi kişiler arasında yaygındır. Eğer bu şekilde yeme bozukluğu olan bir yakınınız varsa onu size karşı çıkmasına rağmen ne olursa olsun doktora gitmeye ikna etmelisiniz.

    Anorexianın çeşitli belirtileri vardır. Öncelikle kişi yaşına, boyuna ve vücut yapısına göre olması gereken kilonun çok altındadır. 3-4 ay üst üste regl olmama durumu ortaya çıkar, ayrıca korku, edişe, halsizlik, konsantrasyon eksikliği, kalori alma korkusu yaşar. Cilt çok kurudur ve nefes darlığı problemi görülür. Bu sorun derhal tedavi edilmezse ciddi sağlık problemleri ortaya çıkar. Kemiklerde osteoporoz belirtileri başlar ve çabuk kırılır hale gelir, mineral eksikliği görülür, vücut ısısı düşer, kalp atışları düzensizleşir ve büyüme yavaşlar. Sürekli laksatif ve diüretik ilaçların kullanımı da başta bağırsaklar olmak üzere metabolizmanın dengesini bozar.


    noimage

    Anorexia hamilelik döneminde de ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Hamile bir bayanın sağlıklı bir doğum yapabilmesi için 10-15 kilo alması gerekirken böyle bir kilo alımı anorexia problemi olan birine 50-60 kilo almak gibi gözükür. Her tür yiyecekten yeteri miktarda alınmaması anne ve bebek sağlığını tehlikeye sokar ve genelde prematüre bebekler doğar.

    Bulimia ile anorexia arasındaki en önemli fark bulimia problemi olan kişiler çok aşırı derecede yeme nöbetleri geçirdikten sonra bunları kusma ve benzeri şekillerde boşaltırlar. Anorexia problemi olanlar ise hemen hemen hiç yemek yemezler fakat ne olursa olsun zamanında devreye girecek bir uzman yardımı ile anorexia problemi de tıpkı bulimia gibi tedavi edilebilir
#23.11.2005 18:08 1 0 0
  • Konu: BLEFARİT
    Blefarit ne demektir ?
    Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen tekrarlayabilir.

    Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

    Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
    Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.

    Blefaritin nedeni nedir ?
    Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur. Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite yolaçabilir.

    Blefaritin belirtileri nelerdir ?
    Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma, kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.

    Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi ?
    Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir.
    Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.
    Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.

    Blefarit
    Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.

    Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir.

    Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.

    Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.
#23.11.2005 11:27 1 0 0
  • Profesyonel Mutfak Terimleri

    Alaca soymak: Kabuklu meyve veya sebzelerde kabuğun birer parmak arayla uzunlamasına soyulmasına denir.

    Aperatif: Yemekten önce iştah açıcı olarak alınan içki veya yiyeceklerdir.

    Aroma: Meyvelerdeki hoş kokuya denir. Tatlı ve pastalarda güzel koku vermek amacıyla portakal, limon kabuğu rendesi veya vanilya kullanılır.

    Başlamak: Çorba ve yahni gibi sulu yiyecekleri koyulaştırmaya denir. Günümüzde daha çok nişasta ve krema en iyi iki bağlayıcı olarak kabul edilir.

    Barsama: Güzel kokulu, yaprakları yemeklere konan nane ve yaban kekişinin ortak adı.

    Benmari: Bir tencere yarıya kadar sıcak su doldurularak ağır ateş üzerine oturtulur. Bu tencerenin içine daha küçük bir kap tabanı ve kenarları sıcak su ile temas edecek şekilde yerleştirilir. Yiyecekler bu ikinci kabın içine konularak pişilir.

    Boca Etmek: Bir kerede hepsini dökmek.

    Buket Garni: Birbirine bağlanmış defne yaprağı, maydonoz, kekik.

    Çentmek: Sebze yada meyveleri bıçakla dikine her yönde kesikler yaparak minik minik doğramak.

    Çeşni: Yemeklerde farklı tatlar elde etmek için kullanılan çeşitli baharatlara denir.

    Demlemek: Pişen yiyecekleri ateşten indirerek kapaklarını kapalı tutup kendi buharlarında dinlenmeye bırakılması.

    Fiske: Baş parmağıyla işaret parmağı arasında kalan miktardır.

    Flambe: İkram sırasında hazırlanıp sunulan alevli yemek veya tatlılara verilen addır.

    Fondan: Şekerleme haline gelmiş beyaz krema.

    Füme: Kurutarak saklama yöntemlerinden biri. Et, balık gibi gıdaların ateş durumunda kurutulması.

    Gato: Pastaların pandispanyasına verilen addır.

    Göz göz olmak: Muhallebi, pilav gibi yemeklerin suyunu çektikten sonra üzerine oluşan küçük oyuklara denir.

    Gratine Etmek: Genellikle gratine edilecek yemeğin üzerindeki sosa rendelenmiş peynir serpilerek fırın ızgarasında kızartılması işlemidir.

    Harç: Kullanılan gereçlerin doğranarak karıştırılması.

    Islatmak: Zor pişen kuru baklagillerin pişirme sürelerini kısaltmak için önceden su içinde bekletilmesi.

    Jelatin: Toz yada tabaka halinde satılan bir kıvam verici.

    Karanfilli Soğan: Kabukları soyulmuş soğana 2-3 diş karanfil saplanarak bazı yemeklerin haşlanması sırasında kullanılır.

    Kef: Kaynatılan yemeğin üzerinde istenmeyen kısımların oluşturduğu köpük.

    Konkase Domates: Kaynayan suya atılan domatesler kabukları çatlamaya başlayınca çıkarılır, soğuk suya atılır. Böylece kolayca kabukları soyulur. Domatesler ikiye kesilip çekirdekleri çıkarılır ve tavla zarı büyüklüğünde doğranır.

    Közlemek: Izgara ve kömür ateşinde sebzelerin kabuklarıyla pişirilmesi.

    Krim: Taze, dinlenmiş sütün üzerinde biriken yağlı kısım.

    Kuzu Gömleği: Kuzunun karın kısmındaki iç organlarını göğüs kafesindeki organlardan ayıran zar kısmı.

    Labne: Hiç tuzu olmayan yumuşak ak krem peynir. Daha çok tatlılarda ve pastacılıkta kullanılır.

    Lapa: Taneli gıdaların genellikle pirinç suyuyla kaynatılarak bulamaç haline getirilmiş şekli.

    Marinat: Et yemeklerine lezzet katmak veya yumuşamalarını sağlamak için taze ot ve baharatlardan hazırlanan sıvılar.

    Meyane (Beyaz): Eşit miktarlarda un ve yağ kullanılarak hazırlanır. Yağ eridikten sonra unu ilave edip tahta bir kaşıkla karıştırarak ağır ateşte pişirilir.

    Meyane (Kahverengi): Bu meyane de aynı biçimde yapılır. Ancak daha uzun süre pişirilerek meyanenin açık kahverengi bir renk alması sağlanır.

    Nektarin: Şeftali ağacına erik aşılanarak elde edilen şeftali tadında tüysüz meyve.

    Özemek: Birkaç şeyi birbirine karıştırıp iyice çırparak yoğunlaşmasını sağlamak.

    Pastörize: Besinlerin özel cihazlarda 65 derece kadar ısıtılarak birdenbire soğutulmasıyla, içindeki mikropların öldürülmesi işlemi.

    Pembeleştirmek: Yağda kavurarak rengin dönmesini sağlamak.

    Plaki: Bol sarımsak, soğan, domates ve zeytinyağı ile pişirilen yemek türü.

    Poşe Etmek: Yiyeceğin kaynama noktasının altındaki sıcaklıkta pişirilmesidir. Kullanılacak sıvı bir taşım kaynadıktan sonra altı kısılarak kaynaması durdurulur.

    Silkme: Çeşitli sebzeler ve etle pişirilen bir tür sıcak yemek.

    Soğan (Piyaz): Kabukları soyulan soğan ikiye kesilir. Kesilmiş yüzü altta kalacak şekilde kesme tahtasına konur. Birbirine paralel çok ince dilimler halinde kesilir.

    Sote Etmek: Eşit parçalara ayrılmış sebze veya etin sürekli karıştırılarak kahverengileğinceye kadar pişirilmeleri.

    Tavuk Ütüleme: Tavuğun tüylü kısımlarının aleve tutularak tüylerinin yakılarak yok edilmesi.

    Terbiye Etmek: Hazırlanan karışımda bir süre bekletilerek yumuşaklık ve lezzet kazandırmak; veya yemeklerin suyuna un, yumurta, limon gibi gereçleri ekleyerek koyulaşmasını sağlamak.

    Tuzlama: Yiyeceklerin bir süre bozulmadan saklanmasına yarayan yöntem ve bu yolla hazırlanan yiyecek.

    Yedirmek: Bir sıvının kendisinden daha yoğun kıvamda olan bir maddeye eklenerek karışımın sağlanması.
#23.11.2005 02:29 1 0 0
  • BESLENMEDE çEşiTLi SORUNLAR

    GAZ VE KABIZLiK SORUNLARI

    ilk aylarda karşılaşılan gaz ve kabızlık sorunları son derece doğaldır. özellikle yeni doğan bebeklerde barsakların tam gelişmemiş olması nedeniyle gaz sancısına sıkça rastlanır. Anne sütü ile beslenen bebekler için annenin beslenmesine dikkat etmesi, gaz yapacak besinlerden kaçınması (lahana, karnıbahar, bakliyat, portakal, mandalina, limon, çiğ soğan, sarımsak, fındık, inek sütü) kısmen çözüm olabilir. Her beslenmeden sonra bebeğin gazı mutlaka çıkarılmalıdır.

    Gaz sancısı çeken bebeklerde bitki karışımları rahatlatıcı ve gaz sancılarını giderici etki gösterir. Yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucunda bitki karışımlarının gaz sancısını %57 oranında azalttığı bilinmektedir (Journal of Pediatrics, 1993). Bu çalışmada, gaz sancısı; kullanılan bitki karışımı ile belirgin bir azalma göstermiştir. Rezene ve papatya bitkilerinin bebeklerin gazını rahat çıkarmasına yardımcı olduğu ve rahatlatıcı etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu bitki özlerinden özel olarak bebekler için hazırlanmış çaylar, doğumdan itibaren beslenme aralarında ve sonralarında bebeğe istenilen sıklık ve miktarlarda verilebilir ve hiçbir yan etkisi yoktur. Tamamen doğal olan bu çaylar bebeğinizin gaz giderici kimyasal sentetik maddelerle karşılaşmasını önler.

    Anne sütü ile beslenen bebeklerde kabızlık sık rastlanan bir sorun değildir. Bebeğin 3-4 günde yaptığı sert dışkıyı kabızlık olarak tarif edebiliriz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız doktorunuzla konuşmalısınız.

    Biberon maması kullanımı sırasında karşılaşılan gaz ve kabızlık sorunlarını; bu sorunlara çözüm bulmak için geliştirilmiş prebiyotik lifler* içeren kısmen hidrolize biberon mamaları kullanarak çözebilirsiniz.

    Prebiyotik Lif : Anne sütünün yapısında bulunan, çözünmeyen, barsakta sindirilen besinsel liflerdir. Bu lifler barsakta yararlı bakterilerin artmasını sağlayarak bebeğin bağışıklık sistemini destekler aynı zamanda rahat ve kolay dışkılamaya yardımcı olur.


    KUSMA SORUNLARI

    Sindirim sisteminin tam olgunlaşmadığı ilk aylarda sütün bir kısmını geri çıkarma çok sık rastlanılan bir durumdur. Kusma sorunu bebeğin kilo almasına engel olmuyorsa endişelenmenize gerek yoktur. Kusmayı engellemek amacıyla içlerine doğal bir lif eklenmiş kusmayı azaltan AR mamalar kullanılabilir.
    Normalde kusma sorunu olmayan bir bebek aniden çok yoğun ve fışkırtırcasına kusmaya başlamışsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.


    iSHAL

    Anne sütü ile beslenen bebekler sık ve sulu dışkı yapabilirler. Bu durumu ishalle karıştırmamak gerekir. Bebeğin aniden başlayan çok sık ve sulu dışkısı varsa ve buna kusma da eşlik ediyorsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

    ishal döneminde bebeğin ihtiyaçları farklı olacağından bu döneme yönelik ishal mamaları kullanılabilir.


    ALLERJi

    Anne sütü alan bebeklerde allerji problemi görülmez. Anne veya babasında allerji sorunu olan bir bebek allerji riski altında doğar. Besin allerjileri çok farklı şekillerde kendini gösterebilir. inek sütü proteini, yumurta, balık, portakal, çilek, muz, fındık alerjen besinler arasında sayılabilir.
    Biberon maması kullanımında ortaya çıkan bir allerjik durum söz konusu ise uygun bir allerji maması doktor tavsiyesi ile kullanılabilir.

    Ek besin döneminde de her ek besine teker teker başlamak suretiyle herhangi bir allerjik durum görülürse bunun hangi besinden kaynaklandığını ayırt etmek mümkün olur. Genellikle deride kızarıklık, ishal, tekrarlayan üst solunum yolları enfeksiyonları allerjik kökenli olabilmektedir.


    ERKEN DOğAN VE DüşüK DOğUM AğIRLIKLI BEBEK

    Zamanından önce ve düşük doğum ağırlıklı dünyaya gelen bebeklerin daha özel bir bakıma ihtiyaçları vardır. Prematüre doğan bebeklerin zamanında doğan bebeklere göre besin ihtiyaçları da farklıdır. Bu bebeklerin daha fazla enerji, protein ve mineral ihtiyaçları vardır. Ve bu amaçla anne sütünü zenginleştirici mamalar kullanılabilir. Eğer anne sütü verilemiyorsa özel prematüre mamaları tercih edilmelidir. Bebek yaklaşık 3,5 kg oluncaya kadar prematüre bebek mamalarına devam edilmelidir.


    YETERSiZ BESLENME

    Bebeklik döneminde diş çıkarma, hastalık vb. durumlarda bebek normal beslenmesi ile günlük besin ve enerji ihtiyacını karşılayamayabilir. Ayrıca yetersiz beslenmenin sebebi çeşitli sağlık sorunlarına da bağlı olabilir. Bu durumda mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz. Bebeğin günlük protein ve enerji alımı hesaplanarak, eksiklik protein ve enerji takviyesi ürünleri ile tamamlanabilir.
#23.11.2005 01:52 1 0 0
  • Yüksek ve geniş topuklu ayakkabılar, kadınların dizinde eklem iltihabına neden oluyor

    Amerikalı bilim adamları, yüksek ve geniş topuklu ayakkabıların, kadınların dizlerinde eklem iltihabına neden olduğunu ileri sürdüler.

    Lancet tıp dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, yüksek ve ince topuklu ayakkabı giyen kadınlarda diz iltihabı oluşma riski daha az.

    Araştırmada, yüksek ve geniş topuklu ayakkabının yüzde 26, yüksek ve ince topuklu ayakkabının da yüzde 22 oranında dize baskı yaptığı belirtildi.

    Araştırma sonuçlarının, aynı boyda 20 sağlıklı kadın üzerinde yapılan incelemelere dayandığı kaydedildi.
#23.11.2005 01:37 1 0 0
  • Deri ve derinin eklerinin (saç, tırnaklar, dişler ve ter bezleri) gelişim bozukluğu ile kendini gösteren kalıtımsal bir hastalıktır. Ektodermal displazinin çok sayıda tipi bulunmakla birlikte en sık rastlanılan tipi; X-kromozomuna bağlı olarak geçiş gösteren anhidrotik ektodermal displazidir (terleme yokluğu/azlığı ile birlikte olan tipi) ve sadece erkeklerde gözlenir. Otozomal kromozomlara (cinsiyet kromozomları dışındaki kromozomlar) bağlı olarak dominant (baskın) geçiş gösteren diğer bir tipi ise hem erkek hem de kız bebeklerde aynı oranda gözlenir. Otozomal dominant tip ile X-geçişli tipde gözlenen şikayetler ve belirtiler aynıdır.

    Ektodermal displazide, derinin tüm ekleri değişik derecelerde etkilenmiş olabilir. Anhidrotik ektodermal displazide ter bezlerinin anne karnında iken gelişmemesi sonucu meydana gelir. Etkilenen bebeklerde vücut sıcaklığının kontrolünde sorun vardır ve çok hafif hastalıklarda bile son derece yüksek ve tehlikeli ateş yükselmesi gözlenebilir, çünkü teleyerek ateşin kontrol mekanizması ortadan kalkmaktadır. Yetişkin hastalarda ise sıcak ortamlarda bulunmak ve çalışmak zorlaşır.

    Mukozaların (vücudun iç boşluklarını döşeyen deri) tutulduğu hastalarda burunla ilgili kronik enfeksiyonlar daha sık gözlenir, solunum yolu enfeksiyonları artmıştır ve burundan sürekli kötü kokulu bir akıntı gelebilir. Saç telleri çok ince olabilir veya saçta dökülmeler görülebilir. Cİlt ince ve rengi açık olabilir. Diş gelişimi anormaldir ve bir çok diş eksik olabilir.

    Bu hastalıktan korunmak için yapılması gereken en önemli şey; ailesinde ektoermal displazi olduğu bilinen anne - babaların hamilelik öncesi genetik danışmanlık hizmetleri için için ilgili bir birime müracaat etmeleridir, hamilelik sırasında hastalığın saptanmasını sağlayacak bir analiz bulunmamaktadır.

    Belirtiler ve Şikayetler

    - diş sayısının az olması

    - sivri dişler

    - diş çıkmasının gecikmesi

    - terleme yokluğu

    - gözyaşı yokluğu (nadiren)

    - ince deri

    - cilt rengi açıklığı

    - kötü kokulu burun akıntısı

    - sıcağa tahammül edememe

    - vücut sıcaklığınd aani yükselmeler

    - ince saş telleri

    - saç yokluğu

    - tırnaklarda şekil bozukluğu (kalınlaşma)

    - burunda basıklık

    Tanı

    Biyopsi ile tanı konur (deri ve mukozalardan örnek alınır).

    Tedavi

    Ektodermal displazinin özel bir tedavisi yoktur.

    Tedavide genelde kozmetik yöntemler kullanılır: Takma diş veya protez, saç için peruk gibi çözümler kullanılabilir. Gözlerde kurumayı engellemek için sentetik gözyaşı damlaları kullanılabilir. Burundaki akıntıları ve enfeksiyon gelişimini engellemek için sık sık bir hekim tarafından burun iç kısmının temizlenmesi gerekebilir.

    Erken yaşlarda panaromik diş grafisi çekilir. Erken aşamada protezlerin kullanılması yüzde yapısal anomalilerin ortaya çıkmasını önleyebilir. Daha yeni yöntemlerden biri de protetik dişlerin içine yerleştirildiği kemik implantları kullanmaktır.

    Vücut sıcaklığının kontrolü sürekli bir problem olabilir; sık sık soğuk su ile duş almak, serin ortamlarda bulunmak ve serinletici spreyler kullanmak gerekebilir. Aktiviteler, giysiler, soğutma yöntemleri ve hatta daha serin iklimli bir yere taşınmak gerekebilir.

    Anhidrotik ektodermal displazili hastalarda atopik ekzema da sıktır ve tedavi edilmelidir. Hastaların çoğunun derisi kurudur ve nemlendiriciler kullanılmalıdır. Palmoplantar keratoderma varsa keratolitikler kullanılır.

    Bu hastalıkla birlikte bulunabilecek yarık damak ve dudak, uretral stenoz, vaginal adezyonlar, mukozal ve kutanöz malignite, sindaktili ve diğer yapısal anormallikler için cerrahi tedavi gereklidir. Mukozal lökoplaki ve atrofik deri bulunursa malignite açısından; diskeratozis konjenita varsa kan diskrazileri için düzenli izlem gereklidir.

    Tırnak distrofisi olan hastalarda özel ayakkabı kullanılmalıdır. Akut paronişi varsa antibiyoterapi uygulanır.

    Sonuç

    Ektodermal displazi hayat boyu sürecek ve gerekli önlemler alındığında hayatı tehdit etmeden kontrol edilebilecek bir hastalıktır. Ancak özellikle vücut sıcaklığının kontrolü konusuna özellikle dikkat edilmelidir.

    Ateş yükselmesine bağlı havale geçirilebilir, bu konuya özellikle dikkat edilmelidir. Ayrıca vücut sıcaklığındaki aşırı yükselmeler beyinde hasara neden olabilir.
#21.11.2005 20:23 1 0 0
  • noimage

    Diyabet, kalp gibi hastalıkların bel çevresi genişliği ile ilgisi var. Bu nedenle özellikle yaşla birlikte alınan kilolara dikkat!

    Bel çevresi 100 santimden daha geniş olan erkeklerin bel çevresi 74-86 santim arasında olanlara göre tip 2 diyabet hastalığına yakalanma risklerinin 12 kat fazla olduğu belirtiliyor.

    Araştırmalar, elma tipi şişmanlıkla armut tipi şişmanlık arasında hastalık riski açısından önemli farklar olduğunu ortaya koyuyor. Elma tipi şişmanlık vücut yağlarının daha çok orta bölgede (karın-bel) toplanması ile karakterize şişmanlıktır. Armut tipi şişmanlıkta ise vücuttaki fazla yağlar daha aşağıda (kalça) ve daha yayılmış olarak bulunur. Bel çevresinin kadınlarda 90 santimden daha geniş olması tip 2 diyabet riskini benzer oranlarda artırır. Bel çevresinde 1-2 cm'lik bir düşüş bile başta diyabet olmak üzere inme (felç), kalp krizi ve kan şekeri yüksekliğinde iyileşmelere neden olabiliyor. Ancak uzmanlara göre, bel çevresi incelmesi zaman isteyen bir süreçtir ve çok sık ölçümlerle kişi moral düzeyini düşürmemelidir. Haftada bir kez yapılan ölçümlerle bel çevrenizdeki azalma takip edilmelidir.

    Armut tipi şişmanlık
    Kadınlar daha çok armut tipi şişmanlığa yatkındırlar. Estetik kaygılar bir yana bırakılırsa bu tip şişmanlık tip 2 diyabet, kalp krizi ve inme açısından daha düşük risk taşımaktadır. Kadınlarda armut tipi yağ dağılımının asıl nedeni ise östrojendir. Böylece kadınların üretken oldukları dönem boyunca yani menopoza girinceye kadar adı geçen hastalıklara yakalanma riskleri erkeklerden daha düşüktür.

    İştahınızı kontrol etmek elinizde
    Uzmanlara göre iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en iyi yolu az ve sık yemektir. Atıştırmak içinse meyve ve ya sağlıklı karbonhidratlara yönelmek en doğrusudur. Bol bol su içerek kendinizi tok hissedebilirsiniz. Ayrıca susuzluk da açlık hissine benzer sinyallerin gönderilmesine yol açar. Bu yüzden vücudunuzu susuz bırakmayın. Yiyecekler uzun süre çiğnendikten sonra yutulmalıdır. Beyin bu sırada vücuda giren besinleri kaydettiğinden daha fazla yemeniz önlenmiş olur. Acele yemek mideye de zarar verir.
#20.11.2005 21:39 1 0 0
  • Vücut yüzeyinin dağılmış halde 2-3 milyon ter bezi vardır. Bu bezler vücut sıcaklığının korunması amacı ile kanın, sıvı kısmından aldığı bazı tuzlar ve suyu cilt yüzeyine atarak, buradan bu sıvının buharlaşması sırasında, ciltten kaybedilecek enerji nedeni ile ortaya çıkacak olan serinleme için çalışır. Bu sıvı kokusuzdur. Bu sıvının oluşturduğu nem, bakteri ve montorları üreterek koku yapabilir. Bu bezler vücut ısısını arttığı veya duygusal bazı durumlarda (heyecan) uyarılır.

    Bir başka grup ter bezi ise, (apocrine bez), koltuk altı, circumanal, perine (kasık), dış işitme kanalı ve meme ucunda bulunur. Bu bezler daha koyu kıvamda ve süt gibi bir salgı yaparlar. Bu salgının, bakterilerce yapısının bozulması kötü kokulara neden olabilir. Bu bezlerin gerçek görevleri çok net bilinmemektedir. Sinir sistemimiz her türlü uyarısında uyarılırlar. Bu bezlerin geçmişimizde olduğu düşünülen kokusal haberleşmeden kalıntı olabilir.

    Anormal Terleme

    Anhidros: Oldukça nadir görülen bu, hasta da genetik olarak ter bezlerinin bulunmaması halidir.

    Hiperhidrosis: Vücudun termal düzenleme ihtiyacından daha fazla bir terleme fonksiyonu olmasıdır. Sıklıkla endişe (anksiyete) durumlarında görülür. Sosyal özelliği olan bir durumdur, eller terler, gömlek ıslak durumdadır ve sosyal çevrede hoş karşılanmaz. Genelde ya üst ya da alt vücut eklerinde görülür. Bu apokrin kokunun yumurtlama döneminde fazlalaştığı düşünülmektedir. Bu bezlerin sinirlilik, korku ve heyecan durumlarında da arttığı ve bu bezlerin sadece ter salgılamamakta oldukları vurgulanan noktadır. Apokrin salgı ve bakteriler buluştuğunda vücut kokusu ortaya çıkar.

    Korunma

    Sık sık banyo yapılması ile cilt yüzeyindeki bakteri sayısı azaltılır. Bakteriler için gereken nemi azaltan antiperspirant maddeler uygulanmalıdır. Birçok kadın için günlük duş alınması ve deodorant kullanılması, vücut kokusunun kontrolü için yeterlidir. Bunun dışında özellikle oluşan nem nedeni ile bakterilerin çok olduğu bölümleri (koltukaltı, anüs-makat, kasık bölgeleri) anti bakteriyel özellikli sabunlar ile yıkanması önerilmektedir. Bu tip sabunların, cildi kurutucu etkilerinin de olabileceğinden diğer bölgeleri daha cildi koruyucu tipte sabunlar ile yıkamak gerekebilir. Günümüzde duş jeli adı ile çıkarılan, bazı ürünler bu konuda daha yardımcı olmaktadır. Ciltteki nemi azaltmak amacı ile mısır nişastası (talk pudrası yerine) hafifçe serpilerek kullanılabilir.

    Terinizde renk varsa veya aşırılıktan şüphe ediyorsanız doktorunuz ile konuşun. Bu amaçla kullanılan ürünler 2 grupta toplanabilir.

    Deodorantlar: Güzel kokuları ile tazelik veren ve hafif kokuları bastıran ürünlerdir. Değişik formlarda olabilmektedir. Genellikle mum şeklinde, ucu misketli şişelerde ve sprey olarak satılmaktadırlar.

    Antiperspirant: İçerdikleri alüminyum kloride ve benzeri aktif maddeler ile terlemeyi engelleyen, nemi azaltan, kokuları ile tazelik veren ürünlerdir. İçerdikleri Alüminyum klorur veya aktif madde konsantrasyonuna göre etki süre ve gücü değişir. Mum, misketli şişeler ve sprey formları vardır.







#20.11.2005 18:45 1 0 0