CADIKIZ

CADIKIZ

Üye
02.06.2005
Binbaşı
37.821
Hakkında

  • noimage

    Bu ayki Esquire dergisi, 20 ile 40 yaş arasındaki kadınların bir erkekte en çok neyi seksi bulduklarını yazdı. Yapılan anket sonucunda kadınların yüzde 78`i `para` dedi. Bunun dışında spor araba ve spor giyim de kadınların hormonlarını tetikliyor

    --------------------------------------------------------------------------------

    KADINLAR NEYİ SEKSİ BULUYORLAR?

    * Kadınların çoğu, paranın ve paranın getirebileceklerinin çekici olduğuna inanıyor.
    PARA: Yüzde 78 (Hayır diyenlerin oranı: Yüzde 15.)

    * Kadınlar lüks değil de bir spor otomobile sahip olan erkeği daha seksi buluyor.
    ARABA: Spor: Yüzde 62. Klasik: Yüzde 14. Lüks: Yüzde 24.

    * Neden bilinmez, kadınlar fotoğrafçıları çok seksi buluyor.
    MESLEK: Fotoğrafçı: Yüzde 33. Avukat: Yüzde 25. Yönetmen: Yüzde 23. Sporcu: Yüzde 16. Jinekolog: Yüzde 3.

    * Spor bir araba gibi spor giyinmek de çekici görünmek için önemli bir faktör ama şık olmak kaydıyla...
    KIYAFET: Spor (şık): Yüzde 46. Jean-tişört: Yüzde 36. Takım elbise: Yüzde 18.

    * Kellerden kimse hazzetmiyor. Kısa saç ise çok makbul...
    SAÇ: Kısa: Yüzde 61. Uzun: Yüzde 29 uzun. Kel: Yüzde 10 kel

    * Kadınların kirli sakala tutkun olmalarının altında ne yatıyor, bu da bilinmiyor...
    SAKAL: Kirli: Yüzde 46. Sakalsız: Yüzde 42. Top sakal: Yüzde 12.

    * Özellikle banyo sonrası tertemiz kokan erkekler pek seksi geliyor kadınlara...
    PARFÜM: Fresh: Yüzde 42. Baharatlı: Yüzde 35. Tatlı: Yüzde 23.

    * Esmer Türk erkekleri sınıfta kaldı. Favori kumrallar... TEN RENGİ: Kumral: Yüzde 56. Esmer: Yüzde 30. Sarışın: Yüzde 24.

    * Erkekler kadınların ya poposuna ya da göğüslerini seksi bulur ama kadınlar yine romantik...
    VÜCUT: Eller: Yüzde 28. Popo: Yüzde 26. Omuz: Yüzde 20 Göz: Yüzde 10. Dudak: Yüzde 10. Ayak: Yüzde 6.

    PARA: % 78
    SPOR ARABA: % 62
    FOTOĞRAFÇI: % 33
    SPOR GİYİM: %46
    KISA SAÇ: % 61
    KİRLİ SAKAL: % 46
    KUMRAL: % 56
    ELLER: % 28

#15.12.2005 19:40 1 0 0
  • noimage

    Erkeklerin nefret ettiği konuların başında partnerinin ardı ardına sorduğu sorular gelir.Bu sorular neler mi ??

    --------------------------------------------------------------------------------

    Yapılan araştırmalarda, erkek ve kadının cinsel konulardaki düşüncelerinin oldukça farklı oldukları ortaya çıktı. Bu gerçekten yola çıkan uzmanlar, çiftlerin ilk defa birlikte olduklarında yaşadıkları sorunların temelini inceledi, daha doğrusu erkeklerin.

    Yatakta, erkeğin en nefret ettiği konuların başında, bazı cinsellik soruları geliyor. Örneğin, "Bugüne kadar kaç kadınla birlikte oldun?" veya "Seks senin için ne kadar önemli?" şeklindeki sorular, çözümlenmesi güç sorunları beraberinde getiriyor. Birlikteliğinizin çok daha mutlu olmasını istiyorsanız, bazı konularda çok dikkatli olmanız gerekiyor. İşte "Cinsel Mutluluk Rehberi" adlı çalışmanın uzmanlarından, cinsellikte, erkeklere asla sorulmaması gereken sorular:

    Çocukları sever misin?
    Birbirimizi tekrar ne zaman göreceğiz?
    Popomda selülit var mı?
    Beni güzel buluyor musun?
    Beni seviyor musun?
    Dişlerini de fırçalaman gerekmiyor mu?
    Işığı kapatalım mı?
    Sana kedicik diyebilir miyim?
    Erken boşalma problemin var mı?
    Eski sevgilin yatakta benden daha mı iyiydi yoksa daha mı kötü?
    Onu özlüyor musun?
    Arkadaşlarına hakkımda ne anlatacaksın?
    Beni hiç aldattın mı?
    Seks yaparken, bazen başka kadınları düşünür müsün?


#15.12.2005 19:38 1 0 0
  • Greenlight işlemi Prostatın kanser olmayan büyümesinin tedavisinde kullanılan ve prostatın büyümüş olan bölgelerini buharlaştırarak tamamen yok eden, böylelikle idrar akışındaki problemleri tamamen ortadan kaldıran en gelişmiş tedavi yöntemidir.

    Greenlight işleminden önce BPH hastaları etkin ama risk seviyesi yüksek olan ameliyat seçeneği ile daha az etkin ancak daha düşük riskli ısı terapi yöntemleri arasından tedavi metodunu seçmek zorunda kalıyorlardı.

    Greenlight prosedürü ameliyat seçeneğinin etkin tedavi özelliğini, ısı terapi seçeneğinin düşük risk oranı ile birleştiren basit bir tedavi yöntemidir. Bu prosedür, çok yüksek seviyede bir enerji kullanarak prostatın büyümüş olan bölgelerini buharlaştırarak tam olarak ortadan kaldırır. Çoğu hastalar birkaç saat içinde evlerine gidebilirler ve normal aktivitelerine birkaç gün içinde başlayabilirler.

    Hastaların büyük çoğunluğunda sonda konulmasına gerek duyulmamaktadır. Kanı sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda da ilacın kesilmesine gerek duyulmadan işlem yapılmaktadır. İdrar akışındaki problemler ve diğer semptomlar 24 saat içerisinde büyük ölçüde çözüme kavuşmaktadır. Bu işlem özetle,idrar akışında anında rahatlama sağlayan ve şikayetleri hemen ortadan kaldıran, ağrısız, kansız, sondasız, risksiz ve en önemlisi sertleşme sorununa neden olmayan kesin etkili bir tedavi yöntemidir. Greenlight hastaların ereksiyon ya da orgazm olmalarını genel olarak etkilemez. Düşük oranda geriye dönük ejakülasyon meydana gelir. Hastalar prosedür öncesi cinsel aktivitelerini muhafaza etmektedirler.


    Prostatın kanserleşme olmadan büyümesi Prostat içindeki dokunun tekrar büyümeye başlamasıdır. Bu duruma benign prostatik hiperplazi (BPH) denilmektedir. Tipik olarak prostatın orta kısmında oluşarak üretrayı daraltmakta ve idrar yapmada sorunlara yol açmaktadır. 40 yaşını aşmış erkeklerde vücuttaki hormonal değişikliklere bağlı olarak prostatta ortaya çıkan hücresel farklılaşmalar prostat içerisinde adenom adı verilen bir dokunun gelişmesine yol açar. Prostat büyümesi ya da tıbbi terimi ile Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), yani prostat'ın kanser olmayan büyümesi olarak isimlendirilen bu durum aslında hemen tüm erkeklerde meydana gelirse de erkeklerin ancak 1/3'ünde tedavi gerektirecek ölçüde tıkanıklığa yol açar.

    Yarattığı şikayetler arasında geceleri sık idrar çıkma, idrar yaparken zorlanma, acı ve yanma hissi, idrar yaptıktan sonra mesanenin tam boşalmaması, işedikten sonra damlama şeklinde idrar gelmesi, ani işeme hissi , zayıf idrar akımı başta gelir. Tetkiklerin doğru olarak yapılarak teşhisin tam ve doğru konması çok önemlidir. Prostat büyümesi yaşam kalitesini ciddi olarak bozabilen bir hastalıktır. Hastaların sosyal yaşamları etkilenmekte, seyahate gitme özgürlükleri kısıtlanmaktadır. Gece uykuları düzensizleştiği için, ertesi gün performans düşüklüğü yaşanmaktadır. Her hastanın bu belirtilerden etkilenme ve rahatsızlık duyma derecesi farklı olduğundan, tedavi gerekip gerekmediği ve gerekiyor ise ne tür bir tedavinin uygun olacağı, yapılacak testlerden sonra, hasta ve doktorun birlikte karara varmalarını gerektirir.

    Bu testler sırasıyla:
    -Fizik muayene,
    -İşeme hızı ölçümleri,
    -Gerekirse ek olarak mesane fonksiyonlarının ürodinami ile araştırılması,
    -Ultrasonografi ile böbreklerin, mesanenin değerlendirilmesi, prostat büyüklüğünün ölçümü, İşeme sonrası mesanede kalan idrar miktarının ölçümüdür.
    -Kandaki PSA (Prostate Spesific Antigen) düzeyi, mutlaka her hasta veya hasta adayında bakılması gereken önemli bir parametredir. PSA, prostattaki büyümenin selim veya habis olduğunu ayırmada çok önemli bir ölçek olarak kabul edilmektedir.

    Prostat büyümesi'nde tedavi gerektiren durum prostat'ın büyümüş olması değil, büyümüş olan prostat'ın idrar kanalını tıkaması ve bunun da ciddi şikayetlere yol açmasıdır. Prostat büyümesi tedavisindeki mantık, büyümüş olan adenom dokusunu ortadan kaldırıp idrar kanalındaki tıkanıklığı gidermektir.

    Bu amaçla uygulanan 3 ana yöntem vardır:
    -İlaç Tedavileri
    -Cerrahi Tedavi (prostat ameliyatları)
    -Cerrahi dışı diğer girişimsel yöntemler

    Bu hastalığın tedavisinde, günümüze kadar çeşitli tedavi yöntemleri denenmiştir. İlaç tedavisi, ısı veya termal terapiler, ameliyat( prostatın çıkarılması) ve TUR ve lazer tedavileri gibi. Bu tedavi yöntemlerinin bazıları az riskli ancak etkileri zayıf, bazıları ise etkili ama komplikasyonları yüksek orandadır.

    Hastaya cerrahi bir seçenek sunarken, hastada hangi özelliklerin olması tercih edilir?
    Tabii tıkanmanın derecesi çok önemlidir. Eğer gerçekten hastanın yaşamını etkileyecek boyuta gelmişse, idrara taşınmak veya yapamamak, çok ince yapmak, sızıyla yapmak, kesik kesik yapmak gibi hususlar ileri boyuta gelmişler ve mesanede kalan idrarın boyutu 200 santimetre küplerden 500'lere daha yüksek rakamlara ulaşmışsa, bunlar ilaçla tedavi olmaz. Başlangıç halinde semptomların çok yoğunlaştığı dönemde, hastanın genel sağlığı anlamında, daha iyi bir yaklaşım olabilir mi, anlamında, ilaç tedavisi uygulanır. Bunlar prostat adelesini gevşeten, mesaneyi rahatlatan ilaçlardır. Belirli bir süre bunların kullanılmasında hiç sakınca yoktur. Hastanın sağlığına göre ve ameliyat endikasyonu henüz olmayan devrelerde, mesanenin tamamen boşaldığı ama boşalmanın kısmen güçlükle olduğu durumlarda belirli bir süre kullanılabilir. Ve hekim tarafından takip edilir. Gerekli görüldüğünde de seçilen bir metotla ameliyat olur. Şimdi ilaç tedavisinde varılmak istenen nokta, prostatı bir operasyondan alıkoymaktır, ancak bu noktaya henüz ulaşmış değil.


    Greenlight kullanılması, ameliyat başarısında önemli farklılıklar yarattı mı?
    Green Light'ın dokuya etkisi son derece ince bir çizgi halinde kalmaktadır, dolayısıyla iyi hakim olan bir doktorun son derece emniyetli bir biçimde tüm prostatı eritmesi, yok etmesi, buharlaştırması mümkün olmaktadır. Özellikle diyabetik hastalarda ve kardiyovasküler bozukluğu olanlarda iyi sonuçlar vediğini gördüğümüz bu ameliyatlar aynı zamanda kanama zamanı uzun olan hastalarda da ilaçlarını hiç kesmeden ameliyat olabilme özelliğini taşıyan tek metottur Ameliyat sonrası hiç kanama görülmeden uygulanan bir tekniktir.


    En dikkat edilecek husus: Hastanın idrar şikayetleri, mesanenin, idrar kesesinin adalesine bağlı bozukluktan mı, yoksa gerçekten prostat tıkadığı için mi olmaktadır. Bunu için ameliyat öncesinde uygun görülen hastalarda videoürodinami tetkiki ile mesane fonksiyonları gözlenir.


    Greenlight metodu cinsel fonksiyonun korunması açısından da tercih edilebilir mi?
    Prostat hipertrofisi organik anlamda sertleşme bozukluğuna yol açan faktörlerden birisidir. Gerek enfeksiyona bağlı prostatit, gerekse prostatın büyümesi durumlarında idrara sık çıkma, idrarda yanma sızı gibi şikayetler cinsel fonksiyon etkilenmesine yol açmakta, hem sertleşme hem de boşalma bozuklukları ortaya çıkmaktadır.. Bu nedenlerden ötürü prostat hastalıkları tedavilerinde en önemli nokta, cinsel fonksiyon sorunlarına yol açmayan tedavilerin tercih edilmesidir. Bu tedavi tercihleri Prostatın kanser olmayan büyümesinde Greenlight buharlaştırma yöntemi ve prostat kanserinin uygun vakalarında Brakiterapi yöntemidir.
#11.12.2005 10:08 1 0 0
  • pitriyazis rosea
    Pitriazis rosea siklikla deri cizgileri boyunca yerlesen, oval eritematoz papuller, kucuk plaklar seklinde gorulen oldukca sik rastlanan, gecici bir "papuloskuamoz" hastaliktir94. Etyolojisi bilinmemektedir fakat hastaligin sonbahar ve kis mevsimlerinde salgin yapacak sekilde gorulmesi muhtemel viral bir sebebi dusundurur. Erupsiyon genellikle govrenin ust kismi veya ekstremitede "haberci lezyon" denilen yuvarlak eritemli bir leke ve pullanma seklinde baslar. Birkac gun ilâ hafta icinde dokuntu yayginlasir, simetrik tarzda ozellikle ust govre ve proksimal ekstremiteleri tutar. Hastalik benign bir seyir izler ve kendiliginden 2 ilâ 8 haftada yatisir, ancak bazi vakalar 1 yil kadar uzun surebilir.
    PATOLOJI. Oncu dokuntu ve yaygin lezyonlarin biyopsilerindeki ortak nokta yuzeydeki hafif spongiyozlu parakeratotik pullanmadir fakat mikrovezikulasyon veya notrofilik infiltrasyon bulunmaz. Pullanma fokaldir ve gevsek olarak tutunur. Akantozun derecesi degisir ve haberci dokuntude daha buyuk ve daha psoriaziform olur. Papiller dermiste odem. dermal papilla uclarinda kucuk kanamalar vardir, eritrositler ve eritrosit kirintilari epidermise gecer. Vaskulit bulunmaz. Damar cevresi lenfosit infiltrasyonu genellikle yuzeyeldir fakat haberci dokuntude cogu kez dermisin derinliklerine dogru ilerler. Az sayida eozinofil olabilir fakat plazma hucreleri gorulmez.
    Pitriazis rosea guttat psoriazisten, psoriazisteki gibi stratum korneumda notrofil bulunmamasiyla ayirdedilebilir. Ozellikle altin tuzlari ve meprobamat tedavisine sekonder pitriazis roseaya benzer ilac reaksiyonlari vardir. Bu lezyonda eozinofil olmaksizin az sayida plazma hucresinin varligi kuvvetle sekonder sifilizi akla getirir. Viral ekzantemler pitriazis roseanin yaygin sekline benzeyebilir.
#11.12.2005 10:06 1 0 0
  • Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Endokrinoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Türk Diyabet Cemiyeti Konya Şube Başkanı Yard. Doç. Dr. Sait Gönen, şeker hastalığının seyrini etkileyen en önemli faktörlerden birinin de hava şartları olduğunu belirtti.

    Bu nedenle, halen yurt genelinde etkili olan 30 derecenin üzerindeki hava sıcaklığının şeker hastaları için önemli bir tehlikeyi de beraberinde getirdiğini anlatan Gönen, Sağlık sorunu bulunmayan hastalar için bile önemli riskler getiren yüksek sıcaklık, şeker hastaları için çok daha büyük sorunlar doğurabilir.dedi.

    Şeker hastalarının, sıcaklığın en yüksek seviyelere çıktığı öğle saatlerinde zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmamaları gerektiğini vurgulayan Gönen, şunları söyledi:

    Aşırı sıcağın etkisiyle vücudun hızla su kaybetmesi, şeker hastalarının kanlarındaki şeker miktarını artırarak kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir. Bununla birlikte, şeker hastalığı nedeniyle vücudun çeşitli yerlerinde görülen yaralar, sıcaklığın etkisiyle aktif hale geçebilir. Ani su kaybı, şeker hastalarında, körlük, sakatlık, kalp krizi ve beyin enfarktüsü gibi komplikasyonların oluşumunu da hızlandırmaktadır. Bu nedenle şeker hastaları, bugünlerde vücudun aşırı su kaybetmesini göz önünde bulundurarak, bol miktarda sıvı almalıdır. Su kaybının olumsuz etkisini en aza indirebilmek için bol miktarda su içilmelidir. Sıcakların, aşırı su kaybıyla birlikte gizli şeker hastalığını ortaya çıkarabileceğine de işaret eden Gönen, şunları kaydetti:

    Kişinin şeker hastası olduğu aşırı sıcaklarda daha belirgin hale gelmektedir. Bu nedenle, pek çok kişi kendisinde şeker hastalığı olduğunu, aşırı sıcaklarda ortaya çıkan belirtiler üzerine öğrenmektedir. Bu belirtilerin başında ağız kuruması, normalden fazla su içmek ve yemek yemek gelmektedir. Bu tür durumlarla karşılaşan kişilerin kısa süre içinde kan şekerlerini ölçtürmelerinde yarar vardır.
#09.12.2005 11:23 1 0 0
  • EVET ARKADASLAR SIZINLE BASIMDAN GECEN EN GUZEL VE EN ACIKLI ANIMI PAYLASMAK ISTIOM ASLINDA COK DUSUNDUM PAYLASMAK KONUSUNDA CUNKU HER DUSUNDUGUMDE COK ACI CEKIYORUM

    BUNDAN 7,SENE EVVELDI,BEN ALMANYA,NIN FRANKFURT SEHRINDE ABIMLE YASIYODUM,VE ORDA LATIN DANS OGRENMENLIGI YAPAIYODUM..VE COK SEVIYODUM MESLEGIMI GERCI ARADA HALEN DEVAM EDIYORUM AMA
    YAPTIGIM ISIMDE COK TATLI SEMPATIK BIRISIYLE TANISTIM,HEERGUN DERS ALMAYA GELIYO BENDEN,ZAMAN BOYLE GECTIKCE COK GUZEL BIR BERABERLIGIM OLDU ONUNLA,COK SEVIYODUM VE SEVILIYODUM,BENCE EN ONEMLISI KARSILIKLI SEVMEK VE SEVILMEKTIR,BIZIMDE YASADIGIMIZ OYLE BIR ASKTI,COK AMA COK SEVIYODUM ONU..
    BOYLELIKLE ARADAN TAM 2,SENE GECTI,YANI TAM EVLENME ASAMASINDAYDIK,HERSEY MUKEMMELDI.BANA HEP TATLI CADIM BENIM DERDI,ONDAN SANIRIM BOYLE OLDU ISMIM CADIKIZ

    SONRA ILISKIMIZIN 2,SENESINDEYKEN AILESI TR,DE YASIYODU,SADECE BURDA ANNESI VARDI BIRGUN TR,GITMEK ZORUNDA KALDI CUNKU ABISININ DUGUNUYDU,ANNESIYLE BIRLEIKTE TR,IZMIRE YOL ALDILAR ONDAN AYRILMAK AZ,DA OLSA BENIM ICIN COK KOTUYDU AMA SONUCTA 2,HAFTA KALIP DONCEKTI,ISTE BU BENI BIRAZ RAHATLATIYODU,BIR PAZAR GUNU YOLA CIKTILAR OGUN HIC RAHAT ETMEDIM,YANI ICIMDE ANLATAMIYACAGIM BIR SIKINTI VARDI,VE AKSAMI ANLATAMIYACAGIM KOTU BIR HABER ALDIM TEL GELMISTI KAZA YAPMISTILAR YOLDA VE CAN,OLMUSTU O AN DUNYA BASIMA YIKILDI,VE YASAMIYACAGIMI DUSUNDUM OLMEK ISTEDIM BASARAMADIM CUNKU COK SEVIYODUM,ONDAN KOPMAK BANA CEHENNEM OLDU,5 AY KENDIME GELEMEDIM,KENDIMI OLDURMEK ISTEDIM OLMADI,AMA SANKI HERSEYI BILIYODU,CUNKU BANA GIDERKEN SU KELMELERI SOYLEMISTI..(TATLI CADIM BENIM DUNYA HALI NE OLUR BILINMEZ GIDIYORUM BELKI DONEMEM AMA NEOLURSA OLSUN BANA SOZ VER EGER BANA BIRSEY OLURSA ASLA YIKILMICAKSIN HEP GUCLU OLCAKSIN TAMAMMI CADIM BENIM)ISTE BANA DEDIGI KELMELER BUNLARDI,

    VE BOYLELIKLE ARADAN 7,SENE GECTI,AMA O HALEN BENIM KALBIMDE YASIYO CUNKU KIMSEYI ONUN KADAR SEVMEDIM,O BENIM ILK ASKIMDI..
    YUCU TANRIM HICKIMSEYE BOYLE BENIM YASADIGIM GIBI BIR ACI YASATMASIN,
    ARKADASLAR SEVGININ KIYMETINI BILIN..YASADIGINIZ ILISKIDE ASLA YALAN OLMASIN SEVGIYI TUM KALBINIZLE HISSETIN VE YASAYIN..
#08.12.2005 16:53 1 0 0
  • noimage

    Orta kulak enfeksiyonları, barotravma denilen basınç değişiklikleri, kulağa sokulan yabancı cisimler, kulak zarının delinmesine yol açan başlıca etkenler.
    Kulak zarını korumak için önerileriniz?

    Ani veya yavaşça gelişen işitme kayıplarında hekime gitmek gerekir. Özellikle burun tıkanıklığı, sinüzit, genizden ileri derecede akıntı, yüz ağrısı şikayetleri bulunanlar, östaki tüpü tıkalı olanlar, uçak yolculukları ve su altına dalmaktan uzak durmalı. Dış kulak yolu yabancı cisimlerle, kulak çubuklarıyla temizlenmemeli. Silah atışları yapanlar, patlayıcılarla çalışan asker veya maden işçileri kulaklık kullanmalı.

    Yırtılmanın çocuk veya yetişkinlikte olması arasında ciddiyeti açısından fark var mı?

    Hayır. Kulak zarı kendini her yaşta çok iyi onarabilir.

    Her yırtılmada ameliyat şart mı?

    Hayır, travma sonucu gelişen ve kulak zarında sadece yırtılmaya neden olan olaylarda kulak zarı genelikle 4-7 günde kendiliğinden kapanır. Kulak zarında belli bir doku kaybı olduysa onarım yavaşlar. Bir de ani gelişen kulak zarı veya orta kulak enfeksiyonlarına bağlı oluşan kulak zarı deliklikleri, uygun antibiyotik tedavisiyle genellikle 1 haftada kapanır. Ancak yetersiz tedavi veya kulağa su kaçması durumlarda enfeksiyon kronikleşebilir.

    Kulak zarı nasıl onarılır?

    En güncel yöntem, kulak zarı deliğinin altına greft denilen dokuların yerleştirilmesi. Greftler ya hastanın kendisinden ya da başkalarından elde edilir. Biz compose otogreft denilen, kıkırdak ve zar içeren yapıları, dış kulak yolunda herhangi bir kesi yapmadan yerleştiriyoruz. Ayrıca koyduğumuz kulak zarının iyi tutulması için orta kulağa hyaluronic asit denilen dolgu maddeleri yerleştiriyoruz.

    Kulak zarı onarılmazsa ne olur?

    Kulak zarı deliği yeni oluşmuşsa, ilaç tedavisi 4-7 gün sürer. Delik küçülüyorsa takiple 1 ay içinde kendiliğinden kapanabilir. Kapanmıyorsa ve kendi haline bırakılırsa, kulakta enfeksiyon başlar ve işitmeyi gittikçe düşürür. İleride kulak kemiğini eritebilecek derecede ilerlemiş kulak enfeksiyonlarına neden olur.
#08.12.2005 14:07 1 0 0
  • noimage

    İçilen sigara türüne bağlı olarak, akciğer kanserinin tipi de değişebiliyor. 'Light' ifadesi, kişinin sigarayı daha derin çekmesine ve daha fazla içmesine yol açıyor
    Sigaranın kansere yol açtığı, birçok kanser türünde rol oynadığı, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Ancak sigaranın akciğer kanseri için önemi daha da büyük. Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 85 nedeninin sigara olduğunu ortaya koyuyor.

    Erkeklerde kanser ölümleri arasında birinci sırada gelen akciğer kanseri, kadınlarda da artış gösteriyor. Nedeni, kadınlarda da sigara içiminin artması.

    Sigara faktörü

    500 doktorun katılımıyla (25-28 Kasım tarihleri arasında) yapılan Ulusal 1. Akciğer Kanseri Kongresi'nde de üzerinde önemle durulan konulardan biri 'akciğer kanserinin sıklığı ve sigara faktörü'ydü. Kongre Başkanı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Atila Akkoçlu'yla akciğer kanserini, sigarayla ilişkisini ve yol açtığı sorunları konuştuk.

    Akciğer kanseri artıyor mu?

    Gelişmiş ülkelerde azalma eğiliminde. Ama ülkemizde hâlâ akciğer kanserini oldukça sık görüyoruz. Tüm dünyanın sorunu ise, kadınlarda son 5 yıldır hastalığın daha sık görülmesi.

    Görülme sıklığı nedir?

    2 - 3 paketin üzerinde sigara içmek riski katlayarak artırıyor. Türkiye'de bir yılda görülen yeni akciğer kanseri vaka sayısının en az 10 bin olduğu tahmin ediliyor. 50-60 yaşları, hastalığın en sık görüldüğü yaşlar. 40 yaşın altında görülme sıklığı yüzde 5-10 civarında.

    Sigara, kanser riskini ne kadar artırıyor?

    Türkiye'de nüfusun yüzde 40'ı sigara içicisi. Erkeklerin yüzde 60'ı, kadınların yüzde 30'u sigara içiyor. 30'lu yıllardan günümüze, sigara içiciliği konusunda kadınlarda erkeklere göre 4-8 kat fazla olmak üzere bir artış söz konusu.
    20 yıl boyunca, günde bir paket sigara içenleri risk grubu olarak kabul ediyoruz. Sigara içenlerde, içmeyenlere göre akciğer kanserinden ölüm riski 8-20 kat fazla.

    Bırakanlarda risk azalıyor mu?

    Önceden sigara içenlerde kanser riski, sigarayı bıraktıktan sonraki 15 yıl içinde azalıyor.

    Kanser tipi değişti

    Light sigaralar da aynı etkiye mi sahip?

    Akciğer kanserleri, eskiden akciğerin merkezi bölgelerindeyken son yıllarda daha çok çevresel kısımlarında yerleşmeye başladı. Eskiden az görülen 'adenokanser' dediğimiz akciğer kanseri, bu düşük katranlı sigaralar gündeme geldiğinden beri artan bir eğilimde. Son yıllarda niye arttı diye baktığımızda, sigaradaki bu değişim sonucu yani light sigaraları daha derin içine çekip alınan kanserojen maddelerin akciğerin daha uç kısımlarına ulaşmasıyla orada kanser meydana geldiğini gördük. Bu tiplerin tedavisi de daha zor.

    Light sigaraların kanseri artırdığını söyleyebilir miyiz?

    Evet. Çünkü derin içe çekme her şeyin başı. Kişiler daha derin içine çektiği gibi light sigaraları daha çok tüketmeye başladılar. Dolayısıyla akciğer kanserinin bu faktörlere bağlı olarak arttığı ifade ediliyor.

    Peki pipo, puro içimi?

    Sigara kadar olmasa da yine akciğer kanseri açısından riskli.

    Diğer risk faktörleri nelerdir?

    Mesleki faktörler, kanserojen maddelerle ilgilenmek bununla ilgili meslek kolları, nikel, krom, radon, asbest gibi maddelerin endüstride kullanıldığı mesleklerde çalışmak. Çevresel faktörlerden, atmosfer kirliliği yaratacak gazlar ve kalıtsal faktörler ailevi kanser öyküsü olanları da yüksek risk grubuna koyuyoruz. Egzoz gazı veya fren balatalarından asbestin çevreye salınımı gibi birtakım hava kirliliği yapacak özellikle kış aylarındaki toksik gazlar, karbonmonoksit risk yaratıyor.

    Belirtileri çok çeşitli

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Hadi Akay, alarm semptomları denilen belirtiler hasta tarafından fark edilirse tedavinin kolay olduğunu belirtiyor. Akay, akciğer kanserinin, öksürüğün karakterinin değişmesinden balgam çıkarmaya, kan tükürmeye, nefes darlığından çabuk yorulmaya, ellerde çomaklaşmaya kadar çeşitli belirtiler verdiğini bazen de hiçbir belirti vermeden teşhis edilebildiğini söyledi.
#08.12.2005 13:51 1 0 0
  • noimage

    Yaşları 9 ile 17 arasında değişen 13 bin 430 öğrenciyle yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, bu gençlerin yüzde 16'sı sigara, yüzde 11'i alkol ve yüzde 2.9'u uyuşturucu madde kullanıyor.




    Türkiye genelinde 40 ilde, 9-17 yaş grubundan, 13 bin 430 öğrenci araştırma ve anket çalışması yapan Türk Eğitim Sendikası, bu öğrencilerin yüzde 16'sının sigara, yüzde 11'inin alkol ve yüzde 2.9'unun uyuşturucu madde kullandığını ortaya çıkardı.

    Oysa Türk Eğitim-Sen'in 2004 yılında yaptığı araştırmada, öğrencilerin yüzde 13'ünün sigara, yüzde 7'sinin alkol ve yüzde 1.29'unun uyuşturucu kullandığı belirlenmişti.

    Araştırma, bir yılda sigara kullanan çocuk oranında büyük bir artış olduğunu da gösterdi.

    Tinerle başlıyorlar

    2005 yılında araştırmaya sokak çocukları da dahil edildi.

    " Ankete katılan 2 bin 748 sokak çocuğunun yaklaşık yüzde 84'ü sigara, yüzde 68'i alkol ve yüzde 82'si uyuşturucu kullanıyor.

    " Uyuşturucu kullanan öğrencilerin yüzde 66'sı yapıştırıcı ve tiner gibi uçucu maddeleri koklayarak bağımlı oluyor.

    " Bağımlı sokak çocuklarının yüzde 92'si de uçucu madde koklayarak uyuşturucuya başlıyor.

    " Birden fazla cevap seçeneği olan "Neden bu maddeyi tercih ediyorsunuz?" sorusuna yanıt veren çocuklar, yüzde 71 oranında "Temini kolay", yüzde 68 oranında da "Kokusundan hoşlanıyorum" şıklarını seçti.

    Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri İsmail Koncuk, 2005'te öğrencilerde sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının ürkütücü boyutta artış eğilimi gösterdiğini belirterek, hızla büyüyen tehlikeye dikkat çekti. Koncuk şunları söyledi:

    'Polis tedbiriyle olmaz'

    "Sürekli büyüme eğilimindeki bu soruna karşı kimin ne yaptığı belli olmamakla beraber, sadece polisiye tedbirler uygulanmakta, sorunu çözücü teklif veya çözümler üretilememektedir. Meseleye sadece polisiye tedbirlerle yaklaşım anlayışı, yerini kolektif, akılcı ve kalıcı çözümler bulma anlayışına bırakmalıdır."

    Aileyle yaşayanlar da...

    Bu yapılmazsa sorunların büyüyeceğini belirten Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: "Aksi halde, çeşitli maddelerle ve büyük oranda uçucu maddelerle uyuşturucuya başlayan ve devam eden çocuklarımız, ciddi sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkacaktır. Bu sorun artık sadece sokakta yaşayan çocuklarımızı değil, ailelerinin yanında yaşayan çocuklarımızı da kapsamaktadır."

    İşte bir yılda gelinen nokta

    2004'te öğrencilerin:
    Yüzde 13'ü sigara,
    Yüzde 7'si alkol
    Yüzde 1,29'u uyuşturucu kullanıyordu.

    2005'te öğrencilerin
    Yüzde 16'sının sigara,
    Yüzde 11'inin alkol,
    Yüzde 2.9'unun uyuşturucu madde kullandığı
    ortaya çıktı.

    Korkutan artış

    Bir yıl içinde,
    Sigara kullananlar öğrenci sayısının yüzde 3,
    Alkol kullananların yüzde 7,
    Uyuşturucu kullananların 1,61 oranında arttığı saptandı.
#08.12.2005 13:48 1 0 0
  • Kanda "kolesterol" ve "trigliserid" adı verilen iki türlü yağ bulunuyor. Bunların kandaki oranlarının yükselmesine "hiperlipidemi" diyoruz. Total (toplam) kolesterolün her yüzde 1 oranında azalması, koroner arter hastalığı oluşma riskini azaltır. Total kolesterolün 240 mgr ldl'nin üzerine çıkması ise, "yüksek riskli" anlamına gelir ve müdahale gerektirir. Kalp - damar sağlığı için trigliserid oranı da, 150 mgr ldl 'nin altında tutulmalı. Günümüzde, kötü huylu kolesterolün (LDL kolesterol ) hastalık oluşumunda asıl etken olduğu bilinmektedir.

    Hiperlipidemi oluşumunun sebepleri nelerdir?
    Katı yağlardan oluşan diyet, tip II diyabet, tiroid bezinin yetersiz çalışması, (hipotiroidi) böbrek üstü bezi ile ilgili bozukluklar, kronik böbrek ve karaciğer yetersizliği, bazı ilâçlar, kanda bulunan yağ oranlarının yükselmesine yol açar.

    Riskleri nelerdir?
    Hiperlipidemi, tüm vücuttaki önemli atardamarlarda tıkanıklıklara sebep olur. Koroner kalp hastalığı, inme, bacaklara inen atar damarlarda tıkanıklıklar gibi hastalıklara davetiye çıkarır.

    İyi huylu kolesterol nedir? Hangi değerde olmalıdır ? Kandaki oranlarının düşmesi risk yaratır mı? Nasıl yükseltebiliriz ?
    HDL kolesterol, iyi huylu kolesteroldür. Vücuttan kolesterolün atımıyla görevlidir. Değerinin 40 mgr ldl 'nin üzerinde olması gerekir. Sigara, obezite, hareketsizlik, genetik unsurlar, HDL'nin kandaki oranının düşmesine sebep olur. Sigaradan uzak durarak, kilo vererek, düzenli yürüyüş ve egzersizle değeri yükseltilebilir. Gerekirse ilâçla tedavi uygulanır.

    Hiperlipidemi tedavisi nasıl yapılır ?
    Kalp - damar sağlığı için öncelikle diyet, kilo vermek, sigara ve alkolün bırakılması şart. Kolesterolü düşürmeye yarayan "statin" grubu ilâçlarla total ve LDL kolesterolü düşünüp, HDL kolesterolü yükseltebiliriz. Trigliserid yüksekliğinin tedavisinde de, farklı grup ilâçlardan yararlanılır. Egzersiz tedavinin önemli bir unsurudur.

    NOT;BUNU BULABILDIM ARKADASIM UMARIM BIRAZDA OLSA YARDIMIM OLMUSTUR
#05.12.2005 21:29 1 0 0
  • noimage

    Sıcak ve güneşli geçen yaz günlerinin ardından, günışığının ortadan kaybolduğu kış mevsimi çoğu kişi için yorgun, umutsuz ve karamsarlıkla dolu geçen bir dönem. Araştırmalar, kış depresyonundan özellikle yaratıcı olan ve yaptığı işlerde yaratıcılığını kullanan kişilerin etkilendiğini gösteriyor.

    Günümüzde ciddi bir rahatsızlık olarak kabul edilen Kış Depresyonu ile mücadele konusunda gün geçtikçe daha etkili yöntemler keşfediliyor. Bunlardan biri, ABDde yıllardır kullanılan Işık Terapisi. Bu tedavide, depresyondaki kişi çok parlak ışık veren bir lamba karşısında belirli bir süre oturuyor. Bundan etkilenen içsel saati sayesinde, mevsim değiştiği zaman vücudu artık kışın geldiğine dair sinyal göndermiyor.

    Bir diğer yöntem de antioksidan bitki çaylarının tüketilmesi. Bu tür bitki çayları, mevsim değişikliklerinin yarattığı olumsuzluklara karşı etkili oluyor. Peki depresyonda olduğunuzu nasıl anlarsınız? Bunun birkaç önemli belirtisi var: Eğer normalden daha fazla uyuyor ya da tam tersine, uykusuzluk çekiyorsanız; kendinizi çok yorgun hissediyorsanız, şekerli besinlere karşı aşırı bir düşkünlük gösteriyorsanız, sebepsiz yere umutsuzluk ve karamsarlığa kapılıyorsanız depresyon kapınızı çaldı çalacak demektir! Bol bol taze meyve ve sebze tüketmeyi, egzersiz yapmayı ve antioksidan çaylar içmeyi ihmal etmeyin!
#05.12.2005 19:38 1 0 0
  • noimage

    Bel ağrılarının büyük bölümü hareketsiz yaşamdan kaynaklanıyor. Ağrılardan kurtulmada en etkili yol sürekli hareket etmek.

    Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın Kaya, durağan kent hayatında, en temel hareketleri bile yapmayan kişilerin çeşitli sağlık sorunları yaşayabildiğini belirtti.

    Kaya, bel ve boyun ağrılarının önemli kısmının sonu ameliyata kadar varan fıtığa dönüşebildiğine dikkat çekti.

    Kaya, kişinin günlük yaşamını adet kabusa çeviren ağrılardan kurtulmanın en pratik yolunun ise yaşama hareket katmak olduğunu vurguladı.

    Bel ağrılarının büyük bölümünün hareketsiz yaşam nedeniyle iç ve dış kasların zayıflamasından kaynaklandığını belirten Kaya, "bel ağrılarının büyük bölümü, bir çeşit fıtık olarak da nitelendirilen, belin alt kısımlarında yer alan 'lumbar' bölgenin düzleşmesi sonucu oluşur. Şiddetli ağrılara neden olabilen lumbar düzleşmesinin tedavisi, bu ve benzer kasların güçlendirilmesinden geçer. Belli aralıklarla yapılacak yürüyüşler bu kasları yeniden aktif hale geçirebilir" dedi.

    Yuvarlanın...

    Kaya, 'hafif bel ağrısı çekenler ya da bel ağrısıyla karşılaşmak istemeyen kişiler için en iyi egzersizin vücudu gergin hale getirip yuvarlanmak olduğunu söyledi.

    Yuvarlanmanın çekilen bel ağrısını da azaltacağına dikkat çeken Kaya, "eller başın üzerine alınarak gergin şekilde yapılacak yuvarlanma, iskeletin yükünü azaltan iç kasların güçlenmesi açısından çok önemlidir" diye konuştu.
#05.12.2005 19:31 1 0 0
  • noimage

    Kaygılardan dolayı rahatsız eden selülitle savaşın farklı yöntemleri var. Üstelik kozmetik veya cerrahi yöntemler dışında, uygulanacak özel diyetlerle de bu sorundan kurtulabilmek mümkün...

    Biz kadınların en büyük sorunlarından biri olan selülitlerden diyet yaparak kurtulmanın mümkün olduğunu biliyor musunuz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç, özel bir diyetle bunun çok kolay olduğunu anlatıyor.

    Selülitin yaşı yok

    Beslenme alışkanlıklarımızı düzenleyerek selülit oluşumunu engellememiz, oluşmuş selülitleri azaltmamız, aslında hiç zor değil. Ancak Banu Kazanç, bunun için öncelikle dış görüntümüzü etkileyen bu portakalımsı görüntünün ne olduğunu bilmemiz gerektiğini belirtiyor; "Selülit cilt, cilt altı dokusu ve küçük damarları ilgilendiren bir dolaşım bozukluğu hastalığı. Çeşitli nedenlerle küçük damarların duvarlarında bazı değişiklikler meydana geliyor. Özellikle hareketsiz kişilerde küçük damar dolaşımı yavaşlıyor, damar dışında yağ hücrelerinin arasına sıvı sızıyor ve burada birikiyor. Daha sonra organizma bir savunma sistemi geliştiriyor. Bu sıvının etrafı kapsüllerle ve bağ dokusu ile çevreleniyor, nodüller oluşuyor. Sonuçta, cildin düzgün görünümü kayboluyor. Hatta zaman içinde selülitin yoğun olduğu bölgelerde ağrılı noktalar da oluşuyor."

    Banu Kazanç, bütün bu değişimlerin yıllar içinde birbirini izlediğini belirtiyor. Çünkü selülit oluşumu, görüntü bozukluğu ortaya çıkmadan yıllar önce başlıyor. Selülitin kadınların en çok yakındığı konulardan biri olduğu üzerinde duran Kazanç, "Selülit oluşumu yaşa bakmaz. Yoğun olarak kalça ve bacaklarda görülür. Selülitin artmasında en önemli faktör beslenme bozukluğu... Hareketsiz kişilerde de sıkça görülüyor" diyor.

    Beslenme çok önemli

    Kazanç, kendi merkezinde selülitleri azaltmaya ve oluşumlarını engellemeye yönelik bir diyet programı uyguladıklarını anlatıyor ve önerilerini sıralıyor; "İdeal kilonuzda iseniz formunuzu korumak ve selülit oluşumunu engellemek için sağlıklı beslenmelisiniz. Unutmayın ki, kilo artışı ile vücutta selülitleriniz artacak. Kilo verimi ile de selülitleriniz azalacaktır. Bu yüzden beslenmenize dikkat etmelisiniz."

    Bunlardan uzak durun

    - Tuz
    - Hayvansal yağlar
    - Kızartma ve kavurmalar
    - Sakatatlar
    - Aşırı alkol

    Selülit düşmanı besinler

    Günde en az 2,5-3 litre su için. Su vücutta yağ yakımını hızlandırır.

    Selülit oluşumunu engellemesi ve var olanları azaltması için C vitamini kaynaklarını tüketmeye özen gösterin. C vitamininin selülitleri azaltıcı ve oluşumunu engelleyici etkisi var. Özellikle limon, kivi, portakal, şeftali, biber ve maydonoz...

    Et, tavuk ve balık, kaliteli protein içermeleri açısından metabolizmanın hızlı çalışmasında ve zayıflarken kas kaybını önleyip yağ kaybını artırmada önemli. Ancak et grubunu dengeli ve bilinçli tüketmek gerek. Bunun için ızgara olarak haftada 2 defa kırmızı et, 2 defa tavuk, en az 3 defa balık tüketmek gerekiyor. Bu arada diğer gruplar azaltılıp, balık daha fazla tüketilebilir de... Balık zengin protein kaynağının yanında Omega-3, Omega-6 yağı içermesi nedeniyle, dolaşımı düzenleyerek zayıflamaya ve selülitlerin azalmasına yarar.

    Örnek beslenme programı

    (160-170 cm. boyunda, 5-10 kg. fazlası olan sağlıklı bir birey için)

    Günde 2-2,5 litre su için. Yazın bu su miktarı 2,5-3 litreye çıkabilir.

    Günde 500-1000 mg C vitamini alın.

    Sabah

    - 100 gr peynir (tuzsuz)
    - 2 dilim kepek ekmeği
    - Domates, salatalık, yeşil biber (tuzsuz)

    Öğlen (12:00-14:00)

    - 1 tabak sebze
    - 200 gr. yoğurt
    - 2 dilim kepek ekmeği
    - Salata (Bol limon ve 1 çorba kaşığı zeytinyağı eklenir. Tuz konulmamalı.)

    Ara (16:00-17:00)

    - 200 gr. meyve (Kivi, portakal, yazın şeftali, kiraz)

    Akşam (19:00-20:00)

    - Haftanın 3 günü 400 gr. balık
    - 1 dilim kepekli ekmek
    - Salata

    - Haftanın 2 günü 200 gr. et
    - 1 dilim kepekli ekmek
    - Salata

    - Haftanın 2 günü 200 gr. tavuk
    - 1 dilim kepekli ekmek
    - Salata

    Ara (22:00)

    - 200 gr. meyve ile akşam yemeği yer değiştirebilir. Balık sayısı artırılıp et veya tavuk sayısı azaltılabilir.
#05.12.2005 19:27 1 0 0
  • noimage




    İnsan bedeni genelde kilo alma veya şişmanlama eğilimindedir. Aslında herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle oluşmamış ve beden kitle indeksi 18in altına inmemiş ise zayıflık pek öyle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmaz, ama kilo azlığının özellikle çocuklar ve büyüme çağındaki gençler için önemli olduğunu belirtelim.

    Çocuklar ihtiyaçları olan besinleri ve toplam kaloriyi karşılayamazlarsa bedensel ve ruhsal gelişmelerinde sorunlarla karşılaşırlar. Büyüme ve gelişmeleri durur, pek çok sağlık sorunu ortaya çıkar. Annelerin yemeyen çocukları ile ilişkili endişeleri abartılmış olmadığı sürece pek de haksız değildir. Özellikle:

    - Sürekli iştahsızlıktan yakınan,
    - Öğün atlayan,
    - Ara öğünlerde kalorisi ve besin değeri az atıştırmalar yapan,
    - Aniden kilo kaybeden,
    - İyi beslenmesine rağmen kilo alma ve gelişme sorunu yaşayan,
    - Kusma, ishal gibi sorunları bulunanlarda zayıflık veya kilo kaybı sorununu ciddiye almakta yarar var.

    Çocuk ve gençlerin salt kozmetik amaçla kilo almama veya ince kalma isteklerinin önce bir tutkuya, sonra da hastalığa dönüşmesi mümkündür. İnce ve zayıf olmanın sağlık amacı ile değil, özenme ve benzeşme aracı olarak kullanılması, çocuklar ve özellikle gençler için sağlığı tehdit edici ve bazen de yaşamsal sorunlar yaratabilir.

    Zayıflık saplantısı

    Özellikle genç kızlarda kilo verme tutkusunun yemek reddi, periyot bozuklukları, saç ve tüy kaybı, kas erimesi, psikolojik sorunlar ile birlikte olması ciddi bir sağlık sorununa, Anoreksiya Nervozaya işaret edebilir.

    Yetersiz beslenme ve kilo kaybı oldukça masum nedenlerden de kaynaklanabilir. Yorgunluk, odaklanma zorluğu, unutkanlık, halsizlik, enerjisizlik, huzursuzluk, uyku eğilimi bir beslenme sorununun ilk işaretleridir. Kötü beslenmenin sürmesi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açacağından tekrarlayan ve uzun süren, zor iyileşen enfeksiyonlar kaçınılmazdır.

    Hangi yaşta olursanız olun, aniden ve sebepsiz yere kilo kaybederseniz, iştahsızlık hisseder, yemek-yiyecek reddi sorunu yaşarsanız aileniz, öğretmenleriniz ya da doktorunuzla bunu paylaşın. Bu hem kilo kaybına bağlı sorunlardan korunmanız hem de önemli bazı sağlık sorunlarını atlamamanız için gereklidir.

    Kilo almak aslında vermekten daha zor

    Kilo almanın çoğu zaman kilo vermekten daha zor olduğunu duyunca sakın şaşırmayın! Özellikle görünürde ciddi bir beslenme sorunu veya sağlık probleminin bulunmadığı pek çok insan, bir kaç kilo alabilmek için doktor doktor dolaşabilmektedir. Öncelikle kilo kaybına veya kilo alımına engel olabilecek gözden kaçmış bir sağlık sorunu var mı yok mu araştırmak gerekiyor.

    Sindirim sistemi hastalıkları (besin alımını, emilimini, hazmını bozan ya da uzun süreli ishale yol açan sorunlar, bağırsak parazitleri), enerji metabolizmasını etkileyen hormonal veya metabolik problemler (toksik guatr, böbrek üstü bezi yetersizliği, anoreksiya nervoza) ve daha pek çok hastalık zayıflık sorununun arkasına gizlenmiş olabilir.

    Dikkatli bir tıbbi inceleme kilo kaybı veya zayıflık sorununun tıbbi nedenlerini kolayca ortaya koyacaktır. Eğer sorun yeteri kadar besin almamaktan, bedene ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlayamamaktan kaynaklanıyorsa aşağıda ki önerilerimizden yararlanabilirsiniz. İştahsız biri iseniz, kolay kolay acıkmıyor, kendinizi aç hissetmiyorsanız iştahınızı artırmaya çalışın!

    İştahınızı artırmak için:

    - Yemekten önce kısa bir yürüyüş yapın.

    - Yemek sürelerini uzatın.

    - Sofralara sohbet, keyif katın.

    - Yemek masalarınızı daha ilginç ve çekici yapın.

    - Yalnız yemeyi bırakın, dostlarınız,
    arkadaşlarınızla yemeğe çalışın.

    - Yemek öncesinde stres yüklenmeyin, üzücü konuları başka zamana erteleyin.

    - Yemeye kokusu, tadı, aroması hoşunuza gidecek yiyeceklerle başlayın...

    - Besin değeri yüksek olan yiyecek ve içecekleri tercih edin! Su yerine ayran, meyve suyu, kolalı içecekler yerine süt, sebze çorbası yerine yoğurt veya mercimek çorbasını tercih edin.

    - Yüksek kalorili yiyeceklere öncelik verin! Salatalara peynir, fasulye, nohut, bezelye, ton balığı ekleyin. Çorbalarınıza yoğurt veya kaşar peyniri ilave edin. Taze meyve yerine kuru meyveler ve reçel tüketin.

    - Su ve diğer içecekleri yemeklerde değil, yemekten yarım saat önce veya sonra tüketin.

    - Yatmadan önce ara öğün tüketmeyi ihmal etmeyin.

    - Daha sık besin tüketin. Kuşluk ve ikindi saatlerine de ara öğün ekleyin.

    - Kilo alayım derken kalbinize dikkat edin

    - Zayıflık sorununun çözümünde de fazla kiloluluk sorununun çözümündeki gibi dikkatle beslenmelisiniz. Besinleri belirli oranlarda tüketmeli, tek yönlü beslenmemelisiniz. Size önerilen besin grublarının üst sınırlarını zorlamalı ama karbonhidrat, yağ ve protein oranlarını pek bozmamalısınız. Kilo almak kaygısı ile aşırı yağ veya tatlı-karbonhidrat tüketiminden kaçınmalısınız. Özellikle yağ alımınıza özen göstermeli, orta yaş ve sonrasında biri iseniz yüzde 30u üst sınır yapmalısınız. Yoksa sağlıklı bir kiloyu yakalarsınız ama kalp damar sağlığınızı zorlayabilirsiniz.
#05.12.2005 19:21 1 0 0
  • Konu: Çok Sıcak
    EVET ARKADASLAR BASIMA GELEN SICAK HABERI ANLATCAM:(
    BUGUN OGLEDEN SONRA DISARI CIKMAK ISTEDIM,CUNKU YARIN SINTERKLAAS ,BENDE GIDIP HEDIYE ALMAK ISTEDIM,HERSEY SUPER GECTI,HERSEYI ALDIM EVE DOGRU GELIYODUM BIDE ACAYIP SOGUK VE YAGMUR VARDI,TABI BIDE COK USUYODUM FAZLA SIKI GIYINMEMISTIM,ALISKINIM VALLA GIYINEMIYORUM FAZLA KALIN
    SONRA TAM EVIME GELDIM,TABI HEMEN YUKARI CIKMAK IISTEDIM,BIDE ASONSOR BOZUK OLDUGU ICIN BENDE NERDIVENLERDEN CIKIYODUM AMA OYLE YORULMUSTUMKI HEMEN EVIME GIRMEK ISTEDIM VE KOSMAK ISTEDIM.TAM GUZEL CIKIYODUM BIRDEN AYAGIM BURKULDU VE ACAYIP KOTU BIR SEKILDE DUSTUM CENEM VE ANLIM ACAYIP SEKILDE KESILDI.COK KOTU OLDU YA,SUAN BANTLI BIR SEKILDE VE COK KOTU GORUNUYO,UMARIM IZI KALMAZ
#04.12.2005 17:15 1 0 0
  • Erkeklere göre daha küçük akciğerlere sahip olan kadınlar, sigara içtikleri takdirde astım ve benzeri solunum yolu hastalıklarına daha kolay yakalanıyor
    Norveçli bilimadamları, yaptıkları iki yıllık çalışma sonucunda sigara içen kadınların erkeklere göre daha fazla sağlık sorunu yaşadığını saptadı. Bunun temel sebebi olarak kadınların daha küçük akciğerlere sahip olmasını gösteren bilimadamları, kadınların nefes alma sorunlarına karşı daha hassas bünyeleri olduğunu açıkladı.
    Araştırmaya göre erkeklerle aynı oranda sigara içen kadınlar zararlı gazlara daha fazla maruz kalıyor.
    65 bin kadın ve erkek deneğin kullanıldığı çalışmada sigara içen kadınlarda astım hastalığı oranının yüzde 50 arttığı saptanırken erkeklerde böyle bir verinin oluşmadığı görüldü.
    Araştırmaya katılan kişiler, sigara içme alışkanlıkları ve solunum yolu rahatsızlıklarıyla ilgili sorulara cevap verdiler. Denekler arasındaki kadınların yüzde 31'i, erkeklerin ise yüzde 30'u sigara tiryakisiydi.
    Ayrıca çalışmanın diğer bir yönü de sigara içenlerle içmeyenlerde görülen semptomları belirlemek oldu. Buna göre nefes darlığı, öksürük gibi rahatsızlıkların sigara içen kişilerde diğerlerine nazaran iki kat daha fazla rastlandığı ortaya çıktı.
#04.12.2005 11:43 1 0 0
  • GEBELiKTE AşILAR

    Bulaşıcı hastalıklarla savaşta aşılanmanın önemi yadsınamaz. çocuklarda ve gençlerde aşılarla önlenebilen hastalıklar oldukça az görülmesine karşın, bu hastalıklar daha ileri yaşlardaki kişilerde halen sorun olabilmektedir. Difteri, tetanoz, kabakulak, kızamıkçık gibi hastalıklara karşı erişkinler ya bu hastalıkları geçirdikleri için doğal olarak bağışıklanmakta veya aşılanmadıkları için risk altında bulunmaktadırlar.
    Gebelerde aşıyla önlenebilecek hastalıkların riski ile aşıların güvenliği sorun olabilmektedir. Gebelikte gerek anne, gerekse fetus açısından risk oluşturabilecek gereksiz ilaç kullanımı ve girişimlerden kaçınmak esastır.

    Gebelikte Yapılması SAKINCALI Olan Aşılar

    Kabakulak
    kızamık
    kızamıkçık
    çocuk felci
    çiçek
    Sarı humma
    Gebelikte Uygulanabilecek Aşılar

    Tetanoz/difteri
    Hepatit B
    influenza (grip)
    Pnömokok
    Hepatit A
    Kolera
    Meningokok
    Tifo-paratifo
    Bulaşıcı hastalıklara karşı kullanılan bağışıklıkla ilgili maddeler başlıca 3 grupta toplanabilir:
    Aşılar, toksoidler ve immün globulinler.
    Aşıları da canlı aşılar ve inaktive edilmiş aşılar olarak 2 grupta toplayabiliriz.
    Gebelerde canlı virüs aşılarının kullanımı sakıncalıdır. inaktive aşıların uygulanmasına bağlı bir problem ise bildirilmemiştir. Gebede aşı veya toksoid uygulanması gerekiyorsa bunun ilk 3 aydan sonra yapılması daha mantıklıdır. Gebelerde aşı uygulanmasında aşağıdaki kurallara uyulması önerilir;

    1. Aşının yararı, riskinden fazla ise,
    2. infeksiyon ajanına maruz kalma riski yüksek ise,
    3. aşı etkin ve güvenli ise,
    4. anne ve/veya fetus infeksiyon için risk altında ise.

    Aşılanma yapılacaksa bunun gebeliğin sonlarına doğru yapılması fetus açısından daha yararlıdır. Antikorların 16. haftadan itibaren plasentayı geçtiği bilinmesine karşın, ancak 32. haftadan sonra tam bir geçiş olmaktadır. Plasenta olgunlaştıkça antikorları daha kolay geçirmektedir. Doğurganlık çağındaki kadınların kızamık, kızamıkçık, kabakulak, difteri, tetanoz, çocuk felci su çiçeği aşılarının gebe kalmadan önce yapılmış olmasında yarar vardır. Aşılamada önemli bir nokta kişinin bu hastalıkları daha önce geçirip geçirmediği, yani bağışıklığının bulunup bulunmadığıdır. Günümüzde tüm gebelerin kızamıkçık (rubella) ve hepatit B açısından bağışıklıkları araştırılmaktadır.

    Tetanoz ve Difteri

    Günümüzde bireylerin çoğu tetanoz aşısı yapıldığından, tetanoza nadiren rastlanmaktadır. Kötü hijyenik koşullarda doğum yapanlarda, eğer anne aşısız ise yenidoğanda da tetanoz oluşabilmektedir. çocukluk çağında tetanoz aşısı, difteri ve boğmaca ile birlikte karma aşı şeklinde uygulanmaktadır.
    ilk aşılamada 1-2 ay ara ile 3 kez uygulama gerekmektedir. Aşılı bireylerin,11-12 yaşından sonra tetanoz-difteri toksoidini 10 yıl ara ile tekrarlamaları önerilir. Bu uygulama gebelikte de güvenle yapılabilir. Eğer gebelikte bir yaralanma olursa ve bulaşma riski söz konusu ise ek bir aşı yapılabilir. önceki 5 yılda aşı yapılmamışsa ek bir doz yapılması önerilir. Aşılama anneyi lohusalıkta ortaya çıkabilecek tetanozdan koruduğu gibi, antikorlar plasentayı geçtiğinden, yenidoğanı da tetanozdan korur. Aşının yan etkisi nadirdir, aşırı duyarlılık ve nörolojik bazı problemlere yol açabilir. Gebeliğin ilk 3 ayında yapılmamalıdır.

    Influenza (Grip) Aşısı

    Annedeki gripal infeksiyona bağlı anne ve yenidoğanda bazı riskler ortaya çıkabilir. Grip daha çok Kasım ve Mart ayları arasında görülmektedir. Kuluçka dönemi 1-4 gündür. Ateş, kırgınlık, kas ağrısı ve baş ağrısı gibi belirtileri vardır. Gebelikte ortaya çıkan değişiklikler nedeniyle gripal infeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Sağlık personeline, kronik hastalara, 65 yaş üzerindeki kişilere uygulanması önerilmektedir. Gebelerde grip aşısı uygulanması yapılabilir, ancak ilk 3 ayın geçmesi beklenmelidir.

    Hepatit B

    Hepatit B tüm dünyada görülen bulaşıcı bir hastalıktır. ABD de her yıl 200.000 den fazla kişi hepatit B ye yakalanmakta, bunların 20.000 inde de kronik karaciğer hastalığı gelişmektedir.
    Anne hepatit B taşıyıcısı olduğunda yenidoğana geçiş riski %10-85 arasında değişmektedir. Hepatit B ile infekte olan yenidoğanda ileriki dönemde karaciğer hastalığı ortaya çıkma riski % 90 dır. Anneden bulaşmanın %90 ı doğumdan hemen sonra yapılan aşı ve immünglobulin ile önlenebilmektedir. Aşılama 6 ayda 3 kez yapılmalıdır, bu şekilde %90 bağışıklık elde edilebilmektedir.
    Gebelerde mutlaka hepatit taşıyıcılığını araştırmak için hepatit B yüzey antijeni (HBs Ag) araştırılmalıdır. Aşı inaktive virüs aşısıdır. Gelişen fetusa etkisi konusundaki veriler yetersizdir. Aşının riski gözardı edilecek kadar düşüktür, gebelikte yapılması sakıncalı değildir.

    Bağışık olmayan kişiler, hepatitli birinin kanı ile karşılaşırlarsa 7 gün içinde immünglobulin yapılması önerilmektedir. Hepatit B taşıyıcısı biri ile cinsel ilişki sonrası 14 gün içinde immünglobulin yapılmalıdır.

    Hepatit A

    Gelişmekte olan ülkelere seyahat edeceklere, eğer hepatit A geçirmemişlerse Hepatit A immünglobulini yapılması önerilmektedir.

    kızamık, kızamıkçık, Kabakulak

    Canlı virüs aşıları olup, gebeliğin her döneminde yapılması sakıncalıdır
#04.12.2005 11:36 1 0 0
  • Gebelik öncesi Bakım ve yapılması gerekenler

    Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek her anne ve babanın özlemidir. Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu onu önceden tasarlamaktır. Konuyla ilgili olarak yeterli bilgiye sahipseniz hamile kalma olasılığınızda artabilir ve daha rahat bir hamilelik dönemi geçirirsiniz. Anne adaylarının hamilelik dönemini sorunsuz geçirmeleri ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmeleri için hamilelikten öncede bir takım kontrollerin yapılması gerekir. Hamilelik öncesi nelere dikkat etmeliyiz, neleri gözden geçirmeliyiz?.




    GEBELiK öNCESi BAKIM ve YAPILMASI GEREKEN TESTLER ;

    Gebelik takibinde amaç, annenin problemsiz bir gebelik geçirmesini ve sağlıklı bir bebek doğurmasını sağlamaktır. Bu nedenle gebelik oluşmadan önce anne adayının tıbbi, sosyal açılardan ve maruz kaldığı çevresel faktörler yönünden değerlendirmesini yapmak gerekir.

    Yaşam Tarzı

    Sigara, alkol kullanımı, herhangi bir nedenle alınan ilaçlar sorgulanmalıdır. Bunlar gebelikte zararlı olabileceği gibi, gebelik oluşmasını geciktirici yönde de etki yapabilirler.

    Laboratuar Testleri ;

    Gebelik öncesi Yapılması önerilen Testler ;

    1- TSH
    2- Tam kan sayımı
    3- Kan grubu
    4- Antikor testleri: a- Rubella (kızamıkçık)
    b- Su çiçeği
    c- Hepatit

    TSH: Tiroid bezi (guatr) ile ilgili bir problem olup olmadığının araştırılması açısından en basit testtir.


    Tam kan sayımı ve kan grubu: Anemi olup olmadığının saptanması açısından önemlidir. Anemi varsa gebelikten önce araştırılmalıdır.


    Kan grubu tayini de önemli ve kan uyuşmazlığı olup olmadığının belirlenmesi için gereklidir.


    Antikor testleri: Anne adayının geçirdiği hastalıkların araştırılmasına yöneliktir.


    Rubella (kızamıkçık) gebeliğin ilk 3 ayında geçirildiğinde fetal ölüm veya fetusta kalb, sinir sistemi, göz ve işitme ile ilgili ciddi anomalilere neden olabilir. kızamıkçık infeksiyonunun 1/3'ü sessiz seyreder ve tanı konulamaz. 1969 yılından itibaren aşının kullanıma girmesiyle oldukça azalmıştır. Hastalık geçirmemiş anne adaylarının gebe kalmadan aşılanmaları önerilmelidir. Canlı virüs aşısıdır ve aşı yapıldıktan sonra 3 ay gebe kalmamaları gerekmektedir.

    Su çiçeği çok bulaşıcı bir virüstür. Genellikle çocukluk çağında geçirilir ve yaşam boyu bağışıklık bırakır. Eğer gebe bir kadın ilk 3 ayda su çiçeği geçirirse bebekte anomali olasılığı artmaktadır. Bağışık olmayan anne adaylarının aşılanmasında yarar vardır. Aşı iki dozda ve 4-8 hafta ara ile yapılmaktadır. Son aşıdan sonra en az 1 ay korunmalı ve gebe kalınmamalıdır.

    Hepatit: Tüm gebelerde hepatit B taraması gereklidir. Hepatit B taşıyıcısı olan annelerden bebeklerine geçiş olasılığı yüksektir. Hepatit B taşıyıcı gebelerin bebeklerine doğumdan sonraki 12 saatte aşı ve koruyucu immün globulin yapılmalıdır.
#04.12.2005 11:32 1 0 0
  • guzel konu acmissin aslicim
    ben mollycan ,arkadasimizi fazla tanimiyorum yani hic tanimiyorum desem dogru olur,ve cok tanamadigim insanlar hakkinda yorum yapmakta cok zorluk cekerim..
    onun icin tek diyecegim,...
    ailesi ve sevdigi ile bir omur boyu hic kopmayacak sekilde tanrim bir omur boyu mutluluk ve huzur versin
#03.12.2005 18:45 1 0 0