Tarih sahnesinde var olduğundan beri bağımsız yaşamış Türk Milleti
1. Dünya Savaşı'nda müttefikleri yenilgiyi kabul edip savaştan çekilince yenilmiş sayıldı...
İtilaf Devletleri donanmaları 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak
13 Kasım 1918'de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdiler.
Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 günü resmi işgale dönüştü...
Türk'ün Son Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Paşa, Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında düşman gemilerinin zafer Bayrakları açmış şekilde toplarını sağa sola çevirerek İstanbul limanına girdiklerini, gayri Türk azınlıkların da sevinç çığlıklarıyla karşı sahilleri çınlattığını görünce, "Geldikleri gibi giderler" demişti.
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle bitmesinden sonra Refet (Bele) Beğ komutasındaki bir Türk birliği İstanbul'a girdiyse de, işgali resmi olarak kaldıramadı.
18 Eylül 1923'de Batı Anadolu tamamen düşmanlardan temizlendi. Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla İstanbul, Boğazlar Bölgesi ve Doğu Trakya kurtarıldı.
İmzalanan Lozan Barış Antlaşması gereğince de düşman askerleri altı hafta sonra İstanbul'dan ayrılacaklardı. 4 Ekim 1923 günü düzenlenen bir törenle Türk Bayrağı'nı selamlayarak şehirden ayrıldılar.
5 Ekim 1923'te şehrin Anadolu yakasına gelen Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul'a girdi. Böylece 5 yıl kan ağlayan güzel İstanbul kurtulmuş oldu.
İstanbul'un Kurtuluşu'nun 88. yıldönümü
Türk Milleti'ne kutlu olsun
Hedeflerinizi fethetmek istiyorsanız, onları gerektirdikleri yeteneklerle kuşatarak işe başlamalısınız.
Dr. Muhammed Bozdağ
Çevremde arzularla dolu insanlar görüyorum. Evlerinden çıkıp çevreye açıldıkça, televizyondan, internetten, gereksiz uykudan, boş oturmaktan uzaklaştıkça üstün arzuları içlerinden dışarıya taşıyor. İnsanların enerji yansıtan yüzlerine, büyük işleri yönetenlere, sanatsal becerilerini ortaya çıkaranlara baktıkça kalplerindeki daha iyi olma, daha güzel işler yapma arzusunu ateşliyorlar. Kendilerini gerçekleştirmek, önemli birer insan olarak yaşamak istiyorlar.
Tembelliğe, içine, nefsine kapananların tüm arzuları nefsani, basit ve vicdanı rahatsız eden zevklerin etrafına hapsoluyor. Böyleleri, sadece cinsel uzvu, mideyi, kulağı, teni tatminden ibaret bir arzular çukuruna çakılıveriyorlar. Çağımızda internet, chat, arkadaşlık gurupları özellikle bu amaca hizmet eder hale gelmiş durumda.
Öte yandan kabuğundan taşıp toprağa çatlayan çekirdek gibi davranan bir çok insan, köşe bucak yetenek avcılığı yapıyor. İçlerindeki o arzuyu, kutsal boyutlu zevk iştiyakını daha kalıcı, gerçekçi, tatmin edici ve evrensel değerleriyle doldurmayı hedefliyorlar. Bir anın ve tek nefsin çirkin tamimine saplanmak yerine, ortak kültür içerisinde tarihe açılacak tatmin arayışlarına yöneliyorlar. Bu yolda tarihe hangi eserleri bırakabileceklerini hesaplıyorlar.
Birisi şiir, diğeri hikâye, öteki roman, birisi beste, öteki resim, beriki vakıf, diğeri dernek, ya da sanatsal bir tasarım, bir buluş, bir güzel bakış, bir huzur verici konuşma bırakıvermek istiyor göçüp gitmeden. Her varlık bir kelebek gibi aleme bir renk ve güzellik taşıyıp gitme amacıyla vücut bulmuştur.
Bir incelik beni şaşırtıyor: Hayvanlar doğuyorlar ve başlarında bir öğretici olmaksızın niçin yaratılmışlarsa onu profesyonelce icra edip gidiyorlar. Ördeğe yüzmeyi, arıya yuvasını temizleyip bal toplamaya uçmayı öğreten yok. Doğuyorlar, hızla kalkıp ne yapacaklarsa onu yapıyorlar.
Bir ceylan yavrusu doğduktan bir iki saat sonra yürümeye başlar, annesiyle iletişim kurmayı öğrenir; insanınsa yürümeyi, konuşmayı öğrenmesi yıllarını alır. İnsanlar olarak çok temel bir farkımız var: Hiçbir yeteneği öyle bedavadan edinemiyoruz. Hayvanlar öğretilmiş, eğitilmiş olarak doğuyorlar. Ancak yetenekleri ve bilgileri doğadaki görevleriyle sınırlı. Buna karşılık insanlar öğretilmemiş olarak doğuyorlar; potansiyel yetenek ve bilgilenme kapasiteleri neredeyse sınırsız.
Bu durumdaki insanlar olarak neden arzularımızın heyecanı içerisinde boğulabiliyoruz bazen. Çok şey isteyen ama hiçbir şey yapamayan insanlar haline neden geliyoruz?
Bunalıma düşmüş bir genç yazıyor: Arzular ve hedefler tüm benliğini kuşatmış. Dünyada zulmü durdurmak istiyormuş: Bir tek yetim ve sevgisiz çocuk kalmasın istiyormuş. Fakirlikleri sonlandıracak şeyler yapmak istiyormuş. Hatta zalim ülkelere karşı gidip mazlumların yanında bile savaşmayı düşünüyormuş. Elinden bir şey gelmediği ve bir şey yapamadığı için de bunalıma düşüyormuş. Bu genç bir şey yapabilecek mi? Bu tutumuyla maalesef hayatını boşa tüketecek. Şunun için:
-Bir ot bir dağın yükünü çekemeyeceğine göre, herkes haddine uygun hedeflere adanmalıdır. Biz ne Herkül'üz ve ne de evrenin kurtarıcı kahramanı. Biz sadece iyi ve doğru bir şeyleri imkânlarımız ölçüsünde yapacağız. Burada Allah'ın kaderi yaşanacak ve bu imtihan evreni kıyamete kadar sürecek.
-Hiçbir şey yapmadan bir şey istemenin ne mantığı olabilir? İnsan almaya hazır olmadığı şeyi alamayacaktır. Tutamayacağı şeyin eline tutuşturulmasını beklemesi mantıksızdır. İnsanı bir hedefe ulaştıran en büyük faktör, onu taşıyan yetenekleri kuşanmış olmasıdır. Bir işi en iyi biçimde yapabileceğinden emin olmayan veya bunu ispatlayamayacak durumdaki kimse o işi yapmaya hazır değildir. Yazar olmak mı istiyorsunuz? Başarıyla kitap yazacak bir yetenek geliştirin ve nasıl olabildiğinizi görün. Ticaretle para kazanmak mı istiyorsunuz, harika bir ticaret yeteneği geliştirin ve nasıl kazanmaya başladığınızı görün. Bunu ancak o yeteneğin içerisinde bol bol çalışarak başarırsınız.
Öncelik her zaman yetenektir. Bir hedefi fethetmenin yolu, onun çevresini onunla ilişkili yeteneklerle kuşatmaktır. Kişisel hayatımda defalarca tanıklık ettiğim bir inceliği paylayacağım: Hayatta yaptığım hemen her şey uğrunda yeteneklerimi geliştirdiğim alanların etrafında cereyan etmiştir. Bir yetenekte iyi olmuşsam, insanlar bana gelip onu kullanarak bir şeyler üretmeyi teklif etmişler veya işbirliği önermişlerdir.
Şu örnekler üzerinde düşünelim: Genç öss'yi kazanabilir miyim diye endişeleniyor. Oysa derslere çok işi çalışsa, bilgi ve soru çözme yeteneği süper olsa, kazanacak., Sınavı hiç düşünmesine gerek yok. Düşünmesi gereken dersleri olmalı. Genç iş arıyor ve acaba bulabilecek miyim, torpili nereden arasam diye düşünüyor. Oysa, niteliğini ve yeteneklerini süper geliştirse, en azından düzgün konuşma, oturmasını kalkmasını, çevresiyle uyumlu ve sempatik iletişim kurmasını başarsa, giyimi kuşamı bilse bile iş bulacak. Böyle konularda ne kitap okumuş ve ne de insanları gözlemiş. Ülkede binlerce çalışan aranıyor; ama aranan nitelikte eleman bulamadıkları için çalıştıramıyorlar.
Biz bir hedefe saplanıyoruz güya. Sorulursa arzularımız ve hedeflerimiz vardır diyeceğiz. Ama içten isteyişimiz zayıf, ona ilişkin yeteneklerin neler olduğunu öğrenmemişiz bile ve hatta o yolda en çok ihtiyacımız olan yeteneklerin farkında da değiliz. Yapamaz mıyız? Günlerimiz boş boş geçiyor; her gün nice saatlerimizi bu amaçla kullanabilecek durumdayız üstelik.
Hedefe ilerlemek hedefi düşünüp durmakla, yapacağım edeceğim diye yumruğunu sıkıp bağırıp çağırmakla olmaz. Merdivene tırmanmanın yolu, basamaklara basarak gitmektir. Şoförlük öğrenmeyen araç kullanabilir mi? Yüzme bilmeyen yüzebilir mi? Bu yetenekleri hocalar anlatarak da kazandıramazlar. Anlaşılmaz olan burada: Bir şeyi eğitimini kazanmadan, hele o konuda tam yetenekli hale gelmeden o şeyi yapabileceğimizi sanarak en büyük hataya düşüyoruz.
Öğrendiklerimiz bize doğru kararlar alma becerisi kazandırır; ama başarıyı öğrendiklerimiz değil, yeteneklerimiz belirler. Dünyanın tüm bilgilerini bilsek dahi, yetenek geliştirmemişsek bir şey başaramayız. Yetenek ise, bilgiden farklı bir özelliktir; o dinleyerek, okuyarak kazanılamaz. Onun tek yolu, yaşanması, hayatın içerisinden, tekrarlanarak geliştirilmesidir. Öğretici nezaretinde olursa daha hızlı ve profesyonel olacaktır.
Kendimize şunu sormamız gerekir: İstediğim noktaya gelmem için hangi yeteneklere ihtiyacım var. Bilinçsiz yeteneksizlik aşamasında, neye ihtiyacımız olduğunu bile bilmeyiz. Ama konu hakkında okudukça, gözlemledikçe, basit bir hedefin bile onlarca küçük yeteneği geliştirmeyi gerektirdiğini keşfederiz ki, işte en önemli sıçrama bu farkındalıktır. Bundan sonrası bol egzersiz, çaba, azim olacak ve sonuç kendiliğinden gelecektir.
Şu halde, hedeflerinizi fethetmek istiyorsanız, onları gerektirdikleri yeteneklerle kuşatarak işe başlamalısınız. Eğer aranan yetenek sizde varsa, mutlaka sizi bulurlar. Ama siz bir de proaktif davranırsanız, sizi daha iyiler keşfederler.
Beyninizle İyi Geçinmek İçin Bilmeniz Gereken 5 Şey
1- Bilinç Döngüsü: Bilinciniz gün içinde alçalıp yükselen bir seyir izler. Çoğu kişi için 90 dakikalık bir döngünün 30 dakikasını düşük düzeyde bilinç oluşturur. Bu döngüyü keşfetmek için kendi kendinizi izleyin. Eğer hangi dönemde bilincinizin doruk noktasına varıp ne zaman performans kaybettiğini fark ederseniz, konsantrasyon gerektiren işlerinizi bilincinizin yüksek düzeyde olduğu zaman yapmaya çalışın. Yaratıcı algılama gerektiren bir problem çözümünde ise tam tersini yapın. Bilincinizin alçalışa geçtiği dönem, ilham gerektiren fikirler için birebirdir.
2- Öğrenme Sonrası Uyku: O gün öğrenilen bir şeyi yatmadan önce tekrar etmek, akılda kalmasını %20-30 oranında artırır. Eğer bir düşünce uykunuzu kaçırıyorsa, bu düşünceyi ya da sorunu bir kağıda yazmaksa onu kafanızdan atmanıza yardımcı olur.
3- Egzersiz Yaparak Beyin Gücünü Artırın: Araştırmalar, günde 10-15 dakikalık egzersizin beyin gücünü %30 oranında artırdığını gösteriyor. Yürüyüş yaparken çözmek zorunda olduğunuz bir problem üzerine konuşun. Yürüyüşle birlikte rahatlayan bedeninizde kan dolaşımı artar; bu da daha açık, net ve doğru düşünmenizi sağlar. Ritmik ve düzenli hareketler de beyninizi sakinleştirir.
4- Beyin gücünü artıran içecekler: Kafein içeren içeceklerin öğrencilerin sınavlarda daha yüksek not almasını kolaylaştırdığı biliniyor. Ancak kafein damarları daralttığı için, bu maddenin beyin üzerindeki uzun vadeli etkileri tartışılır. Ginkgo biloba bitkisinin beyindeki kan akışını hızlandırdığı ve konsantrasyon gücünü artırdığı biliniyor. Aktarlarda satılan bu bitkiyi kaynar suya katarak içebilirsiniz.
5- Konsantrasyon: Konsantrasyon, beyin gücünü artırır. Ancak konsantrasyonu azaltan şeylerin ne olduğu tam olarak bilinemiyor; bu kişiden kişiye değişir. Dikkatinizin ne zaman dağıldığını kendiniz keşfedebilirsiniz. Bazen farkında olmadığınız bir şey konsantrasyonuzun düşmesine neden oluyor olabilir. Eğer bir telefon görüşmesi yapmanız gerekiyor ve bunu erteliyorsanız, bu, gün boyunca dikkatinizi dağıtır, doğru düşünme yeteneğinizi azaltır. Böyle bir durumda ya gereken telefon görüşmesini yapın, ya da onu ertesi günün yapılacaklar listesine dahil edip o gün zihninizi rahata kavuşturun.
1- Sahip olduklarına şükretmek
2- Kötü ihtimalleri dillendirmemek
3- Olayların pozitif yönlerini görebilmek
4- İçten davranmak
5- Maddi kazançların gözümüzü kör etmesine izin vermemek
6- Hiç tanımadığınız bir kişiyi mutlu edecek bir şey yapmak
7- Sevdiklerini aramak, onlarla vakit geçirmek
8- Geçmişteki hatalara takılıp kalmamak
9- Yapılan yanlışlardan ders çıkarmak
10- Geleceğe yönelik kaygıları azaltmak
11- Bir arkadaşa hediye almak
12- Sevilen bir eşyayı birine armağan etmek
13- Geçmişe yönelik pişmanlıkları azaltmak
14- Yaşanılan andan zevk almak
15- Güzel anları sık sık anımsamak ve bunları not etmek
16- İncitici sözler söylememek
17- İnsanları kusurlarıyla birlikte kabul etmek
18- Bedenine ve kalbine iyi bakmak
19- Boş oturmamak, her zaman meşgul olacak bir şeyler yapmak
20- Çocuklarla vakit geçirmek
21- Çocukları sevindirmek
22- Zaman zaman kendine küçük hediyeler almak
23- Sevdiği özelliklerini keşfederek geliştirmeye çalışmak
24- Her zaman yeni şeyler öğrenmek
25- Doğayla iç içe olmak
26- Elindeki az da olsa paylaşmayı bilmek
27- Başkalarının doğrularına saygı duymak
28- Uzun süreli dostluklar kurmak ve sevdiklerine önemli olduklarını hissettirmek
29- Kendine karşı dürüst olmak
30- Yaptığı iyiliğin karşılığını beklememek
31- Öz-eleştiri yapmak, hatalarını kabullenmek
32- En kötü durumlarda bile ümidini muhafaza etmek
33- Aceleci davranmamak, sabretmeyi bilmek
34- Başkalarının keder ve mutluluklarına ortak olmak
35- Hayal kurmak ve hayallerinin peşine düşmek
36- Aklını da, kalbini de kullanmayı bilmek
37- Spor yapmak, böylece bedenini ve zihnini zinde tutmak
38- Ağlanacak bir sebep yoksa gülümsemeye çalışmak
39- Kendi mutluluğu için başkalarınınkini feda etmemek
40- Bizi seven insanları ve bizim için yaptıklarını düşünmek
41- Affetmeyi bilmek
42- Kaçırılan fırsatların yenilerin habercisi olduğunu anlamak
43- Sıkıntı ve sorunlar yaşanmadan mutluluğun tadının alınamayacağını görmek
44- Güzellik, kariyer, para gibi unsurların sahte mutluluklar getirdiğini bilmek
45- Etrafımızı saran ve detaylarda saklı güzellikleri aramak
46- Sıra dışı vakitler geçirmek
47- Yeni arkadaşlar, dostlar edinmek
48- Bir güzel sanatlar ile amatörce de olsa uğraşmak
49- Bol bol teşekkür etmek
50- Sevgiyi saatlerimizden, dakikalarımızdan hiç eksik etmemek
1)Tembel Başarı'dan sakının. Bir zamanlar (ya da şimdiye değin) bir konuda size ya da başkalarına başarı getiren şeylerin yine başarı getireceğini, bugün onları aynıyla kullanıp başarıya ulaşabileceğinizi sanmaktan uzak durun. Çünkü her zamanın, durumun, meselenin, kişinin kendine özel şartları vardır. Onları bulmak için acele edin.
2)Farklılığınız başarınızdır. Farklılığınızı ve uğraşınızın farklılığını belirleyip belirginleştirebildiğiniz an başarı size komşu olacaktır.
3)Unutmayın her şey sizde başlar ve sizde biter. Ölçü sizsiniz.
4)Yeteneklerimiz (Allah vergisi doğal özelliklerimiz) olmasa[ydı] başarı asla olamazdı. Onun için yeteneklerinizi, onların nasıl işlediğini iyi bilmeli ve onları tam verimlilikle işlevsel kılmalısınız. Unutmamalı ki aslolan pratiğinizdir yalnızca kapasiteniz değil.
5)Önünüze çıkan engelleri aşmak ve düz yolda şaşmamak için aklın ve vicdanın sesine kulak verin ve kendinize güvenin.
6)Ne yaptığınız konusunda çok net bir fikriniz olmalı. Yapılanı hep yapıldığı gibi yapmak ne yaptığımızı bildiğimizi göstermez. Taklit çoğu zaman öldürücüdür. Her şeye kulağımızı ve gözümüzü açmalı ancak her zaman kendimiz gibi olmalı, kendimiz gibi, kendimizce yapmalıyız.
7)İnsan oluşumuzdan kaynaklı tüm haklarımızı bilmeli ve bunlara sahip çıkmalıyız. Herkes gibi değil kendimiz gibi olma hakkımız bunlardandır. İstek oluşmadan, ihtiyaç hissetmeden zorunda bırakılmak gibi. Başarıyı gerektiği kadar önemseme gibi...
8)Başlangıçta niyetimiz mükemmel/tamamen insani, amacımız belirlenmiş olmalıdır. Çünkü ihtiyaç idraki ve davranışı değiştirir, şekillendirir.
9)Kimlik ve kişilik gelişiminde duyarlı, orijinal, güven telkin eden, güzel nitelikleri kuşanıcı bir tarz sahibi olmalıdır. Bu öğrenim yönsemesi ve sürecine doğrudan etki eder.
10)Yaptığınızda üstünlük ya da mükemmellik duygusu arasıra içinizden geçiverse de sorgulamayı asla bırakmayın.
11)Amaç ve hedefinizi açıkça belirlemek [ve bilmek] yerine, ona olmayan [gereksiz] ahlaki kılıflar giydirerek [misyon] süslü yapıntılardan sakının. Ahlaksız olun demiyoruz; insan oluşunuzun zaten taşıdığı ahlaki oluşu sahiplenin diyoruz.
12)Sır sahibi olmayın, çünkü bütün sırlar ifşa olmuştur. Sırlara gömülmek dinamik süreçlerin önünü tıkar.
13)Bilgi saldırısı sendromu yaşadığımız bir çağda bilgiler sürekli eskimektedir. Bilgilerinizi sürekli "güncelleyiniz".
14)Negatif üşüştürücülerini, yani olumsuz durum çağırıcı ve çığırtkanlarını her zaman iyi tesbit edin. Bu sebeple her zaman olmazsa olmazlarınızı koruyun ama bunlar dinamizminizi engellemesin.
15)Mutsuzluk unsurları ve sinirlerimizi ayağa kaldıracak durumlar her zaman mümkündür. Ama bunlar çoğu zaman kendi hatalarımızdan kaynaklıdır.
16)Yorgunluk düşüncesi her zaman sahici olmayabilir; psikolojik bir yönsemeden doğmuş olabilir. Özellikle "kafa yorgunluğu" iddiası kendi kendimizi kandırdığımız büyük bir yalandır. Çünkü "kafa" çalıştıkça ışıldar, verimlileşir; dinlenir.
17)Bilgileri olduğu gibi kafaya almak yerine onları kendimiz için anlam ifade eder bütünler haline getirmek gerekir. Bu durum hem sağlam, sonuca götürür adımlar atmamızı sağlar, hem de unutmayı azaltır.
18)İradeli baskı unsurları beynin çalışmasını engeller. Yürümeye zorlanan çocuğun normal zamanda yürümeye başlayamaması buna örnek olabilir. Bu sebeple zorunluluk sonucu iş görmekten kurtulup istekli ve ihtiyaç hisseden bir duygulanım ve yönelimle hareket etmeliyiz.
19)Kaygı ve heyecan her zaman olağandır. Bunu anormalleştirip (normal görmeme) kaygı ve heyecanı artırma, kaygıdan kaygılanma ise sakat bir durumdur. Heyecan duyun, arzunuz hiç bitmesin, ama kaygılanmayı da elden bırakmayın.
20)Salt anlamıyla zihin, imkanlılıkları açısından hiç kimsede değişmez/aynıdır. Ancak kognisyonlarda (zihni muhtevada) değişiklik/farklılık sözkonusudur. Dolayısıyla bilgilenmede/eğitişimde kognitif oluşumlar önemlidir. Ancak her zihin biriciktir. Her çocuk doğuştan dahidir. Zekanıza güvenin.
21)Kişinin kognisyonları (ruhsal süreçler; Algılama, hatırlama, düşünme, dil, tutumlar, değer yargıları, beklentiler ve problem çözme stratejileri gibi) uyumluluk hali içinde bir bütün olmalıdır.
22)İnsanlar genelde sorunlara yoğunlaşır ve onları çözmek için uğraşırlar. Bu ya sorunun aynen devam etmesine ya da benzeri sorunların üzerimize boca olmasına sebep olur. Oysa sorunları oluşturan nedenler/etkenlerdir asıl çözülmesi gereken.
23)Genel kanının aksine bilgiye ulaşmak kolaydır. Çünkü insan doğası bilgiye erişim süreçlerine tümüyle yatkın özelliklerle donatılmıştır. İhtiyaç hissetmek ve istekle yönelmek yeterlidir. Dolayısıyla ancak bilgisizliktir çabayla ulaşılır olan. Gerçek anlamda bilgiye ve dolayısıyla başarıya ulaşmamız konusundaki en büyük engel bu konuda alışılmış yaygın kanaat olan "bilgisizlik doğuştan gelen bir şeydir, bilgiye zorla ve çok çabayla ulaşılabilir" yargısıdır. Bu "Becerikli Bilgisizlik"tir. İnsan oluşun tabii unsuru olan bilgiye kendimizi açmamız yeterlidir. Becerimiz bilgisizlik/cehalet için değil bilgi için işlesin.
24)Genelde olumsuzluklar çevresinde düşünmeye meyilliyizdir. Oysa olumsuzluklar arızi(sonradan gelen, yapıştırılmış, tutunmuş, gölge, askıntı, görüntüsel)dirler. Olumluluklara yeterince sahiplendiğimiz zaman olumsuz görüntüler arasıra görüşümüzü puslandırsa bile asla hakim olamayacaklardır. Olumsuzlukların peşisıra yürümek her zaman mutlak ve görünür başarılar sağlamayabilir, ama olumsuzluk peşinde yürümek her zaman bizi uçuruma sürükler.
25)Olumsuz düşünce bulaşıcıdır ve çok çabuk sirayet eder, yayılır. Oysa olumlu düşünce ve tavır, sabır, azim ve kararlılıkla ilmek ilmek dokumayı gerektirir. Asla yılgınlık göstermemelidir.
26)İnsan en iyi kendisini kandırır. Kalbinin ve vicdanının söylediklerini de kulak ardı eder çoğu zaman.Onları "duygusal" bulur, "gerçekçi" saymaz. Oysa kalb ve vicdan ne söylüyorsa gerçek odur, kendimizi aldatmayalım. Kalb asla kötümser değilidir ve yenilgiye izin vermez.
27)Tehlike artıkça çözüm ve kurtuluş/başarı yaklaşmış demektir. Risk almadan başarı kazanılmaz.
28)Kendinizi iyi tanıyıp insan oluş çabamızı süreklileştirmeden, kendimize olan saygı ve sevgiyi kazanıcı nitelikleri sahiplenmeden ve aslolarak bunlar üzerine düşünmeden başarı için söylenegelen "kendinizi iyi hissedin, hoplayın, zıplayın, temiz hava alın..." falan gibi tavsiyelere kulak asmayın. Kendi kişisel oluşum seyrinizi gerçekleştirmedikçe bunlar pansuman/yama tedbirler olarak kalacaktır. Kendinizi bilin ve kendinizi gerçekleştirin.
29)İnat edin, pireyi deve yapma
Hayatta kimin ne kadar yaşayacağı bilinmez şüphesiz. Süresi ne kadar olursa olsun anlamlı yaşamak en güzeli. Hep başarılı ve mutlu kalmak tüm gönüllerin istediği...
Yaşanılan yıllar anlamlı gelmediğinde yürekle beden geride kalan yıllara, çocukluklarına dönmek için derin 'ah'lar çekerler.
Kimisi yaptığı hataları düzeltmek için en başa dönmek ister. Kimisi çocuklar gibi neşeyle dolmak, hayatın tadına tekrar varabilmek için...
Bazıları da çocukların en güzel özelliklerinden biri olan korkusuz, çelişkilerden uzak yaşamak için çocukluğuna dönmek ister.
Çocuklukta sorunlar daha bir hafiftir, çözümlenmesi daha bir kolaydır sanki. Çocukluktan çıkıp da yaş ilerledikçe dertler de büyük gelir insanoğluna. Yaşadıkları karşısında kendini güçsüz hisseder. Sorunlarının çözümünde hiç yol alamadığını, karşısındaki duvarları yıkamadığını düşünür.
Bazen gerçekten gücünün sınırında sınavlara tabidir, bazen de üstesinden kolaylıkla geleceği sınavlara...
Bedene ve ruha ağır geleceği düşünülen zorluklar kolaylıkla aşılırken bazen çok basit olayların üstesinden gelinemediği görülür. Kişi kendisiyle yapmış olduğu iç savaşta sorunu gözünde öylesine büyük hale getirir ki, çözülmesi çok zor bir hal alır. Sorunun aşılamaz olduğuna kendini şartlandırır.
Öğrenciliğimi hatırlıyorum da; üniversitede fizikokimya dersini ikinci alışımda vermiştim. Birinci alışımda kitabın yüzüne bile bakmamıştım; çünkü herkes bu sınavı tek seferde kimsenin başaramayacağını, dersin çok zor, öğretmeninin de notunun çok kıt olduğunu söylemişti. Dolayısıyla kendimi önceden şartlandırmıştım başarısız olmaya. Dersi ikinci kez aldığımda, tüm moralimi toplamış, bu sınavı vermem gerektiğine inanarak masanın başına oturduğumda aslında hiç de zor olmadığını görmüştüm.
Siz ve İstekleriniz Arasındaki Engel
İşte size sorunlardan önce kendinizi yenmeniz gerektiğini anlatan bir hikaye:
Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip tam su içerken kaçması dikkatini çeker. Köpek susamıştır ama gölete her gelişinde sudaki yansımasını görüp korkar ve suyu içmeden kaçar. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge şöyle düşünür: "Bir insanın istedikleri ile arasındaki en büyük engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. İnsan bunları aşarsa, isteklerini elde edebilir."
Konuyla ilgili örneklerin sayısını artırabilirsiniz...
Başarısız olmaktan korktuğu için iş dünyasında atılım yapamayan insanlar,
Sevmeyi çok isteyip de sevmekten korkan insanlar,
Çok gülerse ağlayacağından korkan insanlar...
Birçoğu sorunlarını kendileri büyütmekte, onları aşılmaz bir duvar haline getirmekte... Sorunlarınızın omzunuza kocaman bir yük gibi çökmesini istemiyorsanız önce kendinizi yenmeyi, kendinize güvenmeyi deneyin.
Unutmayın her zorluğa iki kolaylık verilmiştir.
Kalp bile çalışırken önce sıkar sonra genişletir.
Bir düşünün; insanlar her sabah değil de senede bir kez doğan bir güneşe sahip olsalardı! O günün doğuşunu görmek için kim bilir ne kadar para ve zaman harcarlardı. Oysa, güneş her gün bizim için hiçbir karşılık beklemeden doğuyor ve bizler bu güzelliğin, bu nimetin değerini sahip olduğumuz pek çok şey gibi görmezden gelerek yaşıyoruz. Kısacası, mutlu olmak için çok şeyimiz var. Sadece baktığımız noktada bu değerleri görmemiz gerekiyor. Değerlerin farkına varabilmek, mutlu olabilmek için birkaç tavsiyemiz var:
< Her yeni güne yüzünüzde kocaman bir tebessümle başlayın.
< Sahip olduğunuz beden ve ruhun sağlıklı olmasının şükrünü yaşayın.
< Gün boyunca size tebessüm eden insanların farkına varın.
< Gülümseyenler olmasa bile siz o güzel tebessümünüzle onları şaşırtın.
< İnsanların çirkin ya da lüzumsuz davranışlarına karşılık vermek yerine onların verebileceği olumsuzluklardan uzak durun.
< Güzel bakmanın temelinin 'bağışlamak' olduğunu unutmayın.
< Sahip olmadıklarınıza yakınmak yerine, sahip olduklarınızla mutlu olmaya çalışın.
< Sevginizi ve saygınızı karşılık beklemeden sunun.
< Ve gününüzü yaşadığınız ya da yaşamayı umduğunuz güzellikleri hayal ederek noktalayın.
"Akıntılı sularda karıncaları yiyen balıklara rastlarsınız ve Sular çekildiğinde balıkları yiyen karıncalara."
Roller öylesine değişken ki, bir misyon üstlenmek imkansız neredeyse. Bir bilen var mıdır yarının neler getireceğini?? Hangi umutlarla başlayacak gün ve hangi düş kırıklarıyla inecek akşam? Hayat dediğimiz şu derya var ya, hani hiç bitmeyecek sandığımız, hani kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapadığımız, duymadığımız, görmediğimiz şu upuzun ve kısacık hayat, aslında bir soluktan ibaret, yani bir soluk kadar uzun ve bir o kadar da kısa. Ne garip bir çelişkidir bu böyle. Adı yok, rengi yok, ırkı yok, dini yok.Aslında adı "çığlık" bunun. Derin, acı ve sancılı bir çığlık. Hani duymaktan kaçındığımız, hani adımlarımızı umarsızca aşırıp bir başka boyuta, ardımıza dönüp bakamayacak kadar yüreğimizi titreten, her gün ve her an duyduğumuz yüzlerce çığlıktan sadece biri.. Gün bitmek üzere. Yarına görerek ve duyarak başlamak mümkün, yarın yeni bir çığlık duymadan.. NASIL MI??
1Her gün evden çıktığınızda yada geri döndüğünüzde evinize, arşınladığınız yol boyu karşılaştığınız çocuklar var, kimsesiz, sahipsiz, iki büklüm çocuklar, hani şu sokak çocukları. Tutuverin birinin elinden, karnını doyurun yada giydirin veya banyosunu yaptırın o da olmuyorsa saçını kestirip yıkatın, hiçbirini yapamıyorsanız sevin, sıcak ve içten bir gülümseme bile yeter çoğu kez.
2Otobüsle yolculuk yapıyorsanız ve oturacak bir yer bulabilmişseniz bu iyi bir şans ama mümkünse yanı başınızda ayakta yolculuk yapan yaşlı insanlara yada hamile bayanlara yer verin. Kendinizi ve yakınlarınızı sınayın. Bugün siz onlara, yarın bir başkası size.
3Kim olduğunun önemi yok, aldığınız simidi alım gücü olmayan biriyle paylaşın, en azından deneyin.
4Kırdığınız, üzdüğünüz ve canını acıttığınız insanları düşünün, ulaşma imkanınız varsa özür dileyip gönlünü alın. Özür insanın Erdemidir. Ertelemeyin, zaman yetmeyebilir.
5Alışveriş yapacaksınız. Bir parçada satın alamayan arkadaşınıza, komşunuza veya varlığından haberdar olduğunuz bir yoksula alın.
6Uzun zamandır ihmal ettiğiniz bir sevdiğinizin yada dostunuzun kapısını tıklayın. Hatırlandığını anımsatın ve hatırlayacak kadar değer verdiğinizi.
7Boşluktaki insanlara yaklaşmaya çalışın, dinleyin, paylaşın. Anlatın, eleştirin ama incitmemeye özen gösterin. Bağlarını koparan insanları hayata bağlayan çok az şey vardır. Siz bu bağlardan biri olun.
8Uyuşturucu, içki, kumar ve çarpık ilişkilerden uzak durun. Kendinize, ailenize, sevenlerinize ve çevrenize karşı sorumluluklarınızı hatırlayın ve sizi onlardan uzaklaştıracak illetlerden sakının. Her şey bir ilk'le başlar, denemeyin bile.
9Evinizden dargın ayrılmayın. Eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız, kardeşleriniz. Hayat onlarla güzel.
10Aşk, yaşam ve ölüm arasındaki hassas köprüdür. Yaşayan bir ölü yaratmayın. Size tutkulu olan insana ani manevralarla sırtınızı dönmeyin ve tutkulu olduğunuz insanı size ani manevralarla sırtını dönecek kadar yıpratmayın.
11Yürüyün, koşun, dans edin ama bedeninizi tembelliğe mahkum etmeyin. Fastfood türü yiyecekler tercih etmeyin, kırmızı et, yağlı ve tuzlu yemeklerden fazla tüketmeyin. Kalp vücudun aynasıdır. Ona iyi bakın. Kalp ameliyatlarının insan doğramaktan farkı yok. Hastalıklarınızı küçümsemeyin.
12Abartısız ve doğal olun. Olduğunuz gibi, bu en güzel haliniz. Yargılamayın ve hor görmeyin. Üstünlük savaşlarınız ağır yenilgiler almanıza neden olabilir.
13Konuşmanız gerektiğinde susmayın ve susmanız gerektiğinde konuşmayın. Dili terbiye etmek zordur ama imkansız değildir.
14Dürüstlük altın bileziktir, kolunuza takın ve asla çıkarmayın.
15En büyük yatırımınızı insan'a ve sevgi'ye yapın. Bu bazı zamanlar canınızı acıtacak olsa da unutmayın değer kaybetmeyen yatırımlarınız var. Evet hayat çok kısa ve bir o kadarda uzun. Ama gel gelelim ki, şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdi hayat..
Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.
"Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.
PANİKTEN UZAK DURUN
Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.
BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ
"Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars''''ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.
Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca ''''Beyaz atlı takdir prensi''''nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla ''''Merhaba'''' diyelim"
KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN
Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, ''''Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için'''' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.
ŞIMARMAK HAKKINIZ
Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi''''nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:
"Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım."
KENDİNİZİ BEĞENİN
Muradi''''ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. ''''Saçların çok parlak'''' veya ''''Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı'''' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum."
AYNAYA BAKMA ZAMANI
Pamuk Prenses''''in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.
Hatta içinizden biri "zaten sana hep bunu yaptılar" diye başlar söylenmeye.
Peki ya, "GÜZELLİKLERİ BUL" dediğinizde ne olur dersiniz? Neler, bulur size?
Başka güzellikler diye tekrarlamaya devam edin, siz bile şaşırır kalırsınız...
Ben hep güzellikleri soruyorum, aldığım cevaplar ise inanılmaz güzel, uyanıp, canlanıyorsunuz. Sorunlar karşısında ilginç çözümler yaratma yeteneğiniz gelişiyor.
Aklın yolu bir diyenlere yüreğin bin yolunu gösterecek seçenekler sunabiliyorsunuz.
Dışarıdaki maniplasyonlara karşıda güçlü oluyorsunuz. Her şey çok güzel yada olması gerektiği gibi olmayabilir. Oyunlar gerçeküstü kurgulamalardır...
Bu kurgulamalar ne kadar çok tekrarlanırsa hayatın gerçekleri olup çıkarlar. Sonuçta, hayat dediğimiz de bir oyun değil mi?
Benim oyunumun senaryosunda, mizah olmalı, duygu olmalı, bilincin sonsuzluğunda yolculuk olmalı, aklın halleri bazen külahları değişmeli...
Kendi adınıza iç açıcı şeyler görmekte zorlansanız da, her karşılaştığınız kimseye güzel şeylerden bahsedin onların sahip olduğu güzelliklere ayna tutun. Evren verilene aynı şekilde karşılık verdiği için mutlu ederek, mutlu olma sanatına sahip olursunuz.
Yolda, durak ta, ofiste birilerini şaşırtacak kadar hoşgörülü olun, anlayışlı olun bakalım ne olacak? Her gün gittiğiniz yolu değiştirin, her zaman fantezi olarak düşlediğiniz bir şey için atılım yapın..
Sorgulamaksızın "BİR DİLEK TUTUN" Bu dileği yüreğinizden safça ve yoğun bir şekilde geçirin. Ve, dilek balonunuzu evrene salıverin gitsin...
Er ya da geç, kelebek etkisi gibi görünen enerjinin kuantum fizik gereği neler yaptığına tanık olacaksınız. Enerjiniz pozitifse güzel sürprizlere hazır olun...
Artık seçim size kalıyor, olumlu-pozitif enerjiyi mi seçersiniz yoksa endişeli-negatif olanı mı?
Haydi, olumlu-pozitif bir oyunun başrol oyuncusu olalım. Oyunun adını herkes kendi koysun...
Işığınız bol, yolunuz açık olsun..