Suçtur Kadın Olmak !...
Suçtur kadın olmak; çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin. Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela.Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir....Erkeğin yanında yerini bilmelidir. Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın.Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı. Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir. Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde.Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir. Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar. Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder.Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder. Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür..
İş alanında kendinizi geliştirmek vakit harcıyor musunuz yoksa bildiklerinizle mi yetiniyorsunuz?
Gitgide küçülen dünyamızda her şey birbiri ile bağlantılı. Uzmanlar, bir şirketin iş problemlerini doğru anlayabilmek için o şirketin dünya üzerindeki pozisyonunun da anlaşılması gerektiğini söylüyor.
Olup bitenlerden haberdar, bilgili ve araştırmacı bir tavırla görüşmeye gelmiş kişinin diğer adaylara göre daha fazla tercih edildiği aşikâr. Ekonomi, iş dünyası ve siyasetle ilgili gazete ve dergileri takip etmek çok önemli.
1. Daha çok okuyun
Okumak, gerçek dünyayla iletişiminizi ve kendinizi güncellemenizi sağlar. Dünyayla olan bağlantınızı koparmamak, iş görüşmelerinde size çok yardımcı olacaktır. İş görüşmesinin en önemli unsurlarından birisi iletişim ve bunu yapmanın en iyi yolu da insanların ortak bilgi ve ilgisinin neler olduğunu bulmak. Bunu yaptığınız sürece görüşmeci ile kendi ilgi ve bilginiz oranında ortak bir iletişim noktası yakalama şansına sahip olursunuz.
2. Meraklı olun
Bir iş görüşmesinde bilmediğiniz bir kelimeyle karşılaştınız mı? Meraklı olmanın tam zamanı. Internet, öğrenmek için en pratik kaynak.
3. İletişim becerilerinizle ilgili pratik yapın
Günlük hayatta, kendinizi iletişim kabiliyeti isteyen davranışlara zorlayarak pratik yapabilirsiniz. Mesela topluluk içinde konuşmaya gönüllü olduğunuz sürece iş görüşmesinde de muhtemelen kendinizi daha rahat hissedeceksiniz. İletişim dersleri de alabilirsiniz. Önemli bir nokta şu; bir şeyi çok rahat yapmak, o şeyi iyi ve doğru yapmak anlamına gelmiyor. Bir aile üyesi veya arkadaşla temsilî bir iş görüşmesi yapmak ve mümkünse bunu videoya kaydedip izlemek de yararlı olabilir.
4. Diğerlerini gözlemleyin
Mutlaka iletişim becerisi çok iyi olan tanıdığınız vardır. Onları dikkatlice gözlemleyin. Onları farklı kılan ne? Seslerini nasıl kullandıkları mı? Veya ellerini? Ya da sözcüklerini? En iyi iletişim kuranların güzel hikâye anlatanlar olduğunu söyleyenler var. Bu yüzden bir dahaki sefere iyi bir hikaye dinlediğinizde onu iyi yapanın ne olduğunu analiz edin ve bunları gelecek seferki iş görüşmesinde uygulayın. Tam tersi, neyin insanları etkisiz iletişimciler haline getirdiğini bulun.
5. Kendinizi gözlemleyin
Kariyere en büyük zararı veren, nasıl davranılması gerektiğinin bilinmemesi. Mesela birinin sizden rahatsız olduğunu düşünüyorsanız nedenini bulmaya çalışın. Fark etmeden yanlış anlaşılmış olabilirsiniz. İnsanların sizi nasıl algıladığını anlamaya çalışın. Kendinizi nasıl ifade ettiğinize dair geri bildirim yapın. İnsanların hakkınızda doğru ve güvenilir bir tepki verebilmesi için yollar bulmaya çalışıp, verdikleri cevabın sizin için önemli olduğunu belirtin.
Önerilen Başarı Modeli: İkarus'un Tutkusu,Daidalos'un Tekniği,Thesseus'un Cesareti!
- Burada amaçlnan İkarus'un tutkusu,Daidalos'un tekniği ile Thesseus'un cesaretini bir araya getirmektir.Büyük ve aşarılı bir hayat için,önce İkarus gibi tutkulu ve büyük hayaller kurmak,sonra Daidalos gibi gerçekleştirme araçlarını ve planını üretmek,en sonunda da Thesseus gibi cesaurca mücadele edip sonuç almak gerekir.
- İkarus'un tutkulu kalbini,Daidalos'un teknik beynini,Thesseus'un cesur bileğini aynı kişililkte birleştirmiş birinin sırtını kim yerine getirebilir ki?
- Burada üç anahtar kelime vardır: Tutku,teknik ve cesaret! Bu üç kelime kilit başarı faktörleridir.
- Teknik,kişinin bilgisi ve donanımıdır.Tutku,güçlü bir isteği ifade eder.Cesaret ise kendine güvenerek ileri atılmaktı.Bilgi cesaretin aklıdır,cesaret aklın provokatörü.Tutku ise başarının yakıtıdır.
- Başarı ile ilgili en büyük sorun,bu üç şeyin çoğu kez aynı kişide bir araya gelmemiş olmasıdır.Çoğu bilgili cesur değildir,çoğu cesur ise bilgili olmayı küçümser.Bazı tutkulular bilgili değildir,çok donanımlı bazı kişiler ise tembeldir.
- Donanım ile cesaret de çoğu kez aynı kişide aynı oranda birleşmez.İkarus'un cesareti donanımından daha güçlüydü,Daidalos'un ise donanımı cesaretinden.Kurbanların donanımı da cesareti de yeterince yoktu.Thesseus hem ''hedefinin gerektirdiği kadar'' donanıma sahipti hem de düşmanından korkmayacak kadar cesarette.
- Başarıya yürüyen bir insanın bir bacağı donanım ise,diğeri de cesarettir.İnsan donanımsız olursa üzerine bastığı bacağı kendisini taşıyamaz,cesur olmazsa diğer ayağını bir adım ileri atamaz.Tutku ise içteki ilerleme isteğidir.Tutku yoksa,kişi olduğu yerde atalet halinde kalacağı için,cesaret de donanım da bir işe yaramayacaktır.
Hayatın havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim
Bu toplar;
1. İşimiz,
2. Sevdiğimiz,
3. Sağlığımız,
4. Dostluklarımız ve
5. Benliğimizdir.
Bu 5 top içinde bir tek 'işimiz' lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapılmıştır. Düşerse kırılır yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız.Oysa hepimiz o ilk lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz? '
Bireysel olarak gelişiminizde doğru yolda olup olmadığınızı, kendi davranış ve inançlarınızı aşağıdaki kriterlerle karşılaştırarak anlayabilirsiniz.
Gelişen İnsanın İnanç ve Davranış Kriterleri
< Bireysel gelişim yolcusu, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmaz; başkalarına kendisine davranılmasını istediği gibi davranır.
< Bireysel manada gelişimine devam eden insan, şahsi ihtiyaçlarını karşılarken başkasının ihtiyacının karşılanmasına mani olmaz.
< Gelişim adamı, şimdi ve gelecekte yakın çevresi ve faydası olabileceği çevrenin yükselmesi, gelecek nesillerin alçalmaması için bütün hayatı boyunca tüm gücüyle çalışır.
< Gelişim adamı, kendisini geliştirebilecek her şeyin kendisi aracılığıyla diğer insanları da geliştirebileceğini bilir ve kendisiyle birlikte diğer insanları da bu şeylerden haberdar eder.
< Gelişmiş insan herkese karşı adil olur.
< Hiç kimseden takdir ve teşekkür beklemeyen gelişim yolcusu için gelişimin verdiği haz, bu gelişimden elde ettiği güçle diğer insanlara rehber olabileceğini bilmesi en büyük takdirdir.
< Bireysel gelişim savaşçısı, kendisine yapılan övgülerle şımarmaz, eleştirilere savaş ilanıymış gibi yaklaşmaz.
< Gelişimini sürdüren insan, başkaları hakkında kötü düşünce ve davranışlarda bulunmaz, olumlu duygu ve düşüncelerle hareket eder.
< Gelişim adamı, kendi çıkarları için başkalarından gayri meşru şekilde istifade etmez.
< Gelişmiş insan cömert ve yardım sever olur.
< Bu yolculuğun seyyahları, bir konuyu derinlemesine anlamadan o konu hakkında hüküm vermez.
< Bireysel gelişim insanı, başkalarının zaaflarını kötüye kullanmaz.
< Bireysel gelişimini sürdüren insan başkalarının başarısızlıklarıyla alay etmez.
< Gelişen insan, tercihlerinin ve davranışlarının sonuçlarına büyük bir cesaretle katlanır, sorumluluğunu üstlenir. Korkakça davranarak bu sonuçlardan kaçmaz.
< Gelişmiş insan, iki yüzlülük, yalan ve aldatma davranışlarından uzak durur.
< Gelişimin yılmaz yolcusu, konuştuklarına dikkat eder; hiç kimseye iftira atmaz, kötü konuşmaz. Bir şikayeti varsa bu şikayetini başkalarına açmadan önce şikayetçi olduğu kimseye açıkça söyleyerek çözüm arar.
< Gelişmiş insan, yerinde ve doğru olmayan davranışları kendinden uzaklaştırır.
< Gelişmiş insan alçak gönüllü olur.
< Gelişmiş insanın tek amacı bir şeyi iyi yapmaktır.
< Gelişmiş insan, bilgiye saygılı olur.
< Gelişen insan, bilhassa aile fertlerine olmak üzere herkese nazik ve terbiyeli davranır.
< Gelişim yolculuğuna çıkan insanın dostluğu, sevgisi karşılıksız olur. Fakat dost olmadan önce bu kişinin dostluğa layık olup olmadığını iyice anlamaya çalışır.
< Gelişim yolcusu cesur olur. Başarı ve başarısızlık her zaman yaşanabilir. Gelişen insanın başarıdan gözü kamaşmaz, başarısızlıktan yılmayan bir tutum geliştirir.
< Gelişmiş insan intikam duygularından arınmıştır.
Bireysel Gelişim Yolcularına Birkaç Tavsiye...
< Hayatınızda meydana gelen hiçbir şeye şaşırmayın.
< Hayatınızın kötü anlarında bile iyimser olun ve olumlu bakış açınızı kaybetmeyin.
< Hayatınızdaki en yüce değerin ne olduğunu keşfedin ve bu değeri yüceltin.
< Ailenize sahip çıkın ve aile bağlarının büyük bir güç olduğunu unutmayın.
< Birlikte hareket ederek ortaya iyi bir şeyler koyabileceğiniz kişilerle çalışın.
< İletişimin gerçek bir erdem olduğunu unutmayın.
< Karamsar ve isyankar duygularınızın sizin hayata küstürebileceğini unutmayın.
< Tatlı sözlü ve güleryüzlü olun ve bu iki şeyin insanları kazanmada baş rol oynadığınıu unutmayın.
< Hayatınız için paranın amaç değil araç olduğunu unutmayın.
< Deneme cesaretinizi ve mücadeleciliğinizi kaybetmediğiniz sürece başaramayacağınız hiçbir şey olmadığını unutmayın.
< Öğrendiklerinizi paylaşın ve bu erdemli davranışın insanlar arasında da yayılmasına gayret gösterin.
< Anne-babanızın ve kardeşlerinizin değerini bilin.
< Etrafınızdaki dalkavukların zor günlerinizde sizi yalnız bırakacağını unutmayın ve bu tür kişilerden şimdiden kurtulun.
< İşinizi sevin, sevemiyorsanız sevebileceğiniz bir iş bulun. Çünkü sevmediğiniz bir işi yaparak mutluluğunuzu artıramazsanız.
< İlerleyen yaşınızın tecrübelerinizi de arttırdığını ve sizi olgunlaştırdığını unutmayın. Zorlukların sizi öldürmediği sürece geliştirici ve öğretici etkiler yaptığını unutmayın.
< Kendinizi suçlamayı ve kendinize acımayı bırakın; hayatı yeniden keşfedin.
< Hayat için aradığınız güç kendi içinizdedir. Onu başka yerde aramayın.
< Hatalarınız için kendinizi suçlamayın, hatalarınızdan ders alın ve edindiğiniz tecrübelerle ilerleyin.
< "Hayır!" demekten korkmayın.
< Allah'a inancınızı kaybetmeyin, dualarınız manevi gücünüzdür.
< İbadetlerinizi aksatmayın; tevekkülle hareket edin.
< Size zarar veren insanlardan uzak durun.
< Hayatın bir gölge oyunu olmadığını ve gerçek karakterin siz olduğunuzu unutmayın.
Yaşamınızdaki Öncelikler ve Cevaplamanız Gereken Sorular
< Nasıl bir yaşam sürdürdüğünüzü düşünüyorsunuz? Önceliklerinizi neye göre belirliyorsunuz? Öncelik verdiğiniz konular gerçekten öncelikli olmayı hakediyorlar mı?
< Yaşam göreceli olarak kısa ve sınırlı, bu daha da kısalacak olsa yaşantınızda neleri değiştirirdiniz?
< İnsanların çeşitli nedenlerle ayrıldığına tanık olduğunuz yaşamda siz zamanınızı yeterince değerlendirebiliyor musunuz?
< Ne kadar yaratıcı ve yenilikçisiniz?
< Kendi değerlerinizle, önceliklerinizle oluşturduğunuz hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?
< İnsanın en büyük projesi kendi yaşamıdır. Siz projenizde istediğiniz sonuçlara ne ölçüde ulaşıyorsunuz?
< Yapmayı hayal ederek, yarının ve sonrasının bizimle var olacağından emin olarak, tembelliğin ve bu düşüncelerin bulanıklaştırdığı yaşamda daha ne kadar erteleme yapacaksınız?
Bu inanç ve davranış kriterleri, tavsiyeler ve sorular ancak hayata geçirilirse gerçek değerlerine kavuşur ve insanı "hiçlik" mertebesine ulaştırır. Zira insan geliştikçe bilgeleşir, bilgeleştikçe de derin bir hiçliğe doğru gider ve bu hiçlikte asıl insanlık mertebesine ulaşır.
Her gün doğuşu yeni hataların, devrilecek bambaşka çamların habercisidir. Hatalar, yanlışlar kaçınılmazdır. Ancak bu durum, söz konusu hatalarımızı sonsuza kadar yanımızda taşımak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Dersinizi aldınız mı? Aldıysanız hatalarınızı arkanızda bırakıp ilerlemeye bakın. Gözünüz her zaman ileride olsun ve bu arada da sizi olumsuz yönde etkileyebilecek seslere kulak asmayın.
Bugün iyi bir şeyler yapabiliriz. Bugün iyi düşüncelere sahip olabiliriz. Bugün kendimizle ilgili güzel, sevindirici ve öğretici fikirler geliştirebiliriz. Kendi kendinize, bugün iyi şeyler düşüneceğim, deyin. Bu iyi düşünceler yüzünüzü kara çıkarmayacak, sizi de iyileştirecektir.
Hepimiz, hayallerimizi ve hedeflediklerimizi gerçekleştirebilecek potansiyelde yaratıldık. Asıl mesele ise bunun farklına varabilmek. Hayatları boyunca kendi yeteneklerinden bihaber yaşayan ve bunların fark edilmeden, gün yüzüne çıkmadan yitip gitmelerine sebep olan çok sayıda insan var. Böyle bir insan kendi kendine şüpheyle yaklaşıyor, kendine inanıp güvenemiyor. Dolayısıyla da kimse ona inanmıyor. Ne kendisi, ne de çevresindekilerce tanınmayan, güvenilmeyen bir insan dünyaya gelmiş oluyor böylece.
Siz Düşlerinize İhanet Ederseniz, Düşleriniz de Size İhanet Eder
İnandığımız hayallerimiz, düşlerimiz ve ideallerimiz için mücadele verelim. Çünkü başarının gerçekleşme ihtimali, vermiş olduğumuz mücadele kadardır.
Tutarlı insan, son hedefi ile günlük ve anlık çalışmaları arasında uyumlu olmalıdır. Yoksa maymun iştahlılık, insana zikzaklar çizdirir ve dönüp dolaşıp başladığı yerde alır soluğu. Her konuda bir şey bilmeye çalışmayın. Bir konuda çok şey bilin; asıl para eden budur. Konunuzun uzmanı siz olun.
Günümüzde insanlar, etkin insan yerine edilgen ve yönlendirilen sürüler haline dönüştürülmüşlerdir. Yüreklerindeki ve beyinlerindeki inanılmaz potansiyeli kullanma ve ateşleme yerine, kendi üzerlerine ölü toprağı serpmişlerdir.
Hayalleriniz En Büyük Sermayeniz
Her koşulda ve her ortamda fizik ve beyin gücünün azamisini ortaya koyanlar, arada bir yenik düşseler de, büyük yarışı hiç bir zaman kaybetmezler.
Ayağa kalmak, yeniden yola koyulmak için ümitleri, cesaretleri ve güçleri her zaman mevcuttur.
Bilgi en değerli hammaddemizdir. Şirketlerin en büyük sermayeleri, bilgi, birikim ve deneyimleridir.
Unutmayın, mal sahibi malını korumak zorundadır. Bilgi ise sahibini korur.
Ne kadar düş kurarsanız, o kadar varsınız. Hayalleriniz en büyük sermayeniz. Başka bir ifadeyle ne kadar düş, o kadar para...
Öz disiplininiz yüksek, sonuçlarınız yakın olsun...
Verdiğimiz birçok karar hayatımızdaki dönüm noktalarımızdır. Yaşam denen yolda bir kavşak çıkar karşımıza. Bir yol ayrımındayızdır. Bir karar verip birine sapmak ve devam etmek ihtiyacı duyarız. Ama öyle anlar vardır ki, bu yollar o kadar net ya da belirgin değildir. Korkularımız, kaygılarımız, endişelerimiz, kendimize olan inancımızın zayıflığı bir perde gibi iner gözlerimize. Kendimizi orada sıkıntı içinde ve çaresizce beklerken buluruz. Birilerinden yardım bekleriz. Ne yapmamız gerektiğini bize göstersinler diye... Ama çoğu zaman onlar bize bir yol gösterseler bile beklemeye devam ederiz. Birkaç mevsim geçer. Biz hala çelişkilerin dünyasında, o yol ayrımında takılıp kalmışızdır.
Sonra bir şey olur. Kendimizi bir yolda buluruz. Karar verememiş, seçim yapamamış olmanın bizi tesadüfen sürüklediği bir yolda... Sonsuza dek o yol ayrımında bekleme lüksümüz yoktur. Şansa-kadere teslim olup yürümeye başlarız kararsızlığın bizim için yarattığı o yolda.
Aradan yıllar geçer. Geriye dönüp bakarız. Korkularımızın, endişelerimizin bizi sürüklediği geçmişe İşte o anda bir sözcük dökülür hüzünle aralanmış dudaklarımızdan: "Keşke..."
"Keşke o riski göze alsaydım...", "Keşke o zaman şimdiki aklım olsaydı...", "Keşke hayır diyebilseydim...", "Keşke onun sözünü dinleseydim...", "Keşke beklemek yerine o yola girseydim..."
Yaşamda öyle anlar vardır ki, biz ne yaparsak yapalım sonucu değiştirme şansımız yoktur. Sevdiğimiz, canımızın parçasını kaybettiğimizde, onu geri getirmek bizim gücümüz dahilinde değildir. Yıllar sonra onun acısıyla yüreğimiz sızladığında; "Keşke yaşıyor olsaydı..." diye mırıldanırken buluruz kendimizi. Bu "Keşke..."ler değiştiremeyeceğimiz ve varlığını kabullenmek zorunda olduklarımızdır.
Ama bizim elimizdeyken, bize bağlıyken yapmadıklarımızdan doğan "Keşke"lerimiz, kendimizi yaşamaya mahkum ettiklerimizdir. Onların varlığı bizim eserimizdir. Ve zihnimize zarar veren, bizi körelten, başka dönüm noktalarında yine kararsız kalmamıza, kendimizi güçsüz hissetmemize neden olan işte bu, kendi yarattığımız 'keşke'lerimizdir.
Yaşamda yaptığımız ve yapmadığımız her şey birbirine bağlıdır. Öylesine iç içe geçmiştir ki, birbirlerinden beslenirler. Bugün veremediğimiz bir karar, yarın veremeyeceğimiz bir kararın habercisidir. Bugün korkularımıza yenik düşmemiz, yarın onların daha da büyümüş ve güçlenmiş olarak karşımıza çıkacağının göstergesidir. Bunun tersi de geçerlidir. Cesaret edip harekete geçtiğinizde, ileride karşınıza çıkan başka bir dönüm noktasında ondan güç alır ve kazanırsınız.
Yaşam Sizi Takip Eder
Yaşam bizi sürekli gözetir ve kollar. Bizi yakından takip eder. Pes etmeyip devam ettiğimizde ve bu cesaretin ışığını hep yanık tuttuğumuzda, yaşam da bize hak ettiklerimizi sunar. Eğer bir konuda harekete geçip kaybettiğinizi düşünüyorsanız, bu o işi başaramayacağınızdan değil, çözümü kaçırdığınızdandır.
Will Smith'in başrolde oynadığı The Pursuit of Happyness (Umudunu Kaybetme), filmi umutları ve hayalleri uğruna yaşamın gözlerinin derinliklerine bakmaya cesaret eden bir adamın, Chris Gardner'ın gerçek hayat hikayesini anlatmaktadır. Yokluğun nasıl varlığa dönüştürülebileceğini, bir insanın kendine olan inancının sağlamlığının onu hayallerine nasıl kavuşturacağını anlatan bu filmi mutlaka izleyin. Beni filmde en çok etkileyen olaylardan biri de, pek çok insanın "Bu fırsatı kaçırdım, bu tren kaçtı" diyeceği durumlarda, Chris'in kaçtığı sanılan fırsattan yepyeni ve daha büyük bir fırsat yaratabilmesiydi.
Gözlerinizdeki perdeyi kaldırıp, başınızı dik tutup, kararlılıkla yaşamın gözlerinin derinliklerine bakabilme cesaretine sahip olduğunuzda, hiçbir treni kaçırmazsınız. Mutlaka başka bir çıkış yolu bulursunuz.
Yaşamın, onun gözlerine bakabilme, yüreğine dokunabilme cesaretine sahip olanlara sunmaya hazır olduğu sonsuz hediyeleri vardır. Yapmanız gerekense, o yol ayrımına geldiğinizde, sizi bekleyen bu hediyelere ulaşmak için gözlerinizdeki ışıkla önünüzü aydınlatmanızdır.
Tüm hayatınızı değiştirmek için her an kullanabileceğiniz bir araçtır o güç. Aslında hayatınızı değiştirmeye, o yeni kararı verdiğinizde başlıyorsunuz.
Unutmayın ki bir kararın gerçek olup olmadığı yeni eylemlere geçmenizle ölçülebilir. Eğer eylem yoksa aslında karar vermemişsiniz demektir.
2- Herhangi bir şeyi başarmanın en zor adımı; "adanmak" gerçek bir karar vermektir, bunu unutmayın:
Kararlarınızı zekice verin ama çabuk verin. istatistiklerin gösterdiğine göre en başarılı insanlar kararlarını çabuk verebilmektedirler. Çünkü değer sistemleri kafalarında nettir ve hayatlarında ne istediklerini bilirler.
Geçek anlamda bir karar verdiğinizde, o karardan eylem fışkırdığını anlarsınız. Karar verdiğin yerde dur, o kararı gerçekleştirmek için bir eylem yapmada oradan ayrılma.
3- Sık sık kararlar verin:
Ne kadar çok karar verirseniz karar vermede o kadar başarılı olursunuz. Kaslar çalışa çalışa güçlenir, karar verme kaslarınızda öyle. O gücünüzün bağlarını hemen şu anda çözüp, ertelemekte olduğunuz bazı kararlar verin. Bunun hayatınızda meydana getireceği heyecana ve enerjiye inanmayacaksınız.
4-Kararlarınızdan ders alın:
Ne yaparsanız yapın, bazen kötü kararlarda vereceksiniz. Böyle bir durumda dövünmeye başlamak yerine, bir şeyler öğrenin. Bunun iyi yanı neresi? Bundan ne öğrenebilirim ? diye sorun.
Bu başarısızlık, belki de kılık değiştirmiş bir armağandır, çünkü onu gelecekte daha iyi kararlar verme işinde kullanabilirsiniz.
5-Kararlarınıza bağlı kalın, ama yaklaşımlarınızda esnek olun:
İnsanlar bazen hayatlarında ne istediklerine karar verirken, o anda bildikleri yolların en iyisini de birlikte seçerler, bir harita oluştururlar. Ama alternatif yollara açık olmazlar. Yaklaşımınızda katılaşmayın. Bir esneklik sanatı geliştirin.
6-Karar vermekten zevk alın:
Bir anda vereceğiniz bir kararın, hayatınızı ebediyen değiştirebileceğini bilin.
Bu karar kuyrukta önünüzde duran insanla, uçakta yanınızda oturan kişiyle, bir sonra edeceğiniz ya da size gelecek telefonla ya da okuyacağınız kitapla ilgili olabileceği gibi, bazen bir sayfa çevirmekle sel kapaklarını açıverirsiniz. Hep bekleyip durduğunuz şeyler gelip yerine oturuverir.
Yemek, içmek nasıl bedenimizin ihtiyacı ise, okumak da ruhumuzun vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Sıkıntımızı unutmak; hayatımızı, ruhumuzu, kafamızı, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aydınlatmak için mutlaka okumaya ihtiyacımız vardır.
Kitap, hiç şüphesiz fertlerin ve milletlerin hayatım değiştiren, yenileştiren ve ilerlemelerini sağlayan en önemli vasıtalardan biridir. Bizi maddi manevi yönden üstün kılan bilgiler, kitap sayfaları arasındadır. İyi kitap, insanda olumlu ilgilerin uyanıp gelişmesine yardım eder.
Yüce Allah'ın Peygamberimize ilk emri "Oku!" dur. Her bilgi okumakla öğrenilmektedir. Okumak ve çocuklarımızı okumaya alıştırmak, en büyük görevlerimizdendir. Çünkü, medeni dünya, bilgi ve teknik üzerine kurulmuştur. Kalkınmak, sağlam kişiliğe sahip olmak, düşünce ve hayalleri geliştirmek ancak kitap okumakla mümkündür. "İnsan ancak okumak yazmakla insan olur."
Kitap, başta çocukların olma üzere herkesin en iyi, en candan dostudur. Çocukları tatlı hayal dünyasının gizemli ortamına götüren masallar, heyecanlı öyküler, bizi aydınlatan, içi bilgi dolu nice kitaplar vardır.
Bizler başarılı olmak istiyorsak, sadece ders kitaplarım okumakla yetinmemeliyiz. Bunun için değişik türdeki kitapları da okumalıyız. Çünkü kitaplar da bizim en iyi öğretmenlerimiz sayılır.
Kitap, en iyi arkadaştır. Bize hiç kızmazlar. Raflarında sessizce kendilerinin okunacağı günü beklerler. Eğer bir gün içlerinden birini alırsak bize büyük bir sevgiyle en güzel bilgileri verirler, en heyecanlı masalları anlatırlar, şiirleri seslendirirler.
Böylesine candan dostlarla bizlerin de sık sık ilgilenmesi gerekir. Onları hem okumalı, hem de korumalıyız.
Bütün büyük medeniyetler kitaba dayanırlar. Yazıyı tanımayan çok ilkel kavimlerin kitapları da yoktur. Onlarda kitabın yerini, nesilden nesile aktarılan sözlü gelenekler alır. Bu iki kutup arasında bulunan "az gelişmiş" ülkelerde ise, halkın büyük bir kısmı, tıpkı ilkel kavimlerde olduğu gibi, sözlü geleneğe göre hareket etmiş; daha devlete yakın kesim ise, sosyal bir statüye ulaşabilmek için öğrenim zamanında sınırlı sayıda kitap okumuş, elde etmek istediği sosyal statüyü veya mesleği elde ettikten sonra kitaplara veda etmişlerdir. Böyle memleketlerde doktor, mühendis, öğretmen gibi "aydın" sayılanlar arasında bile ömür boyu kitap okumayı bir zevk veya adet haline getirenler son derece azdır. Bunlar bir ayakkabıcı veya berber gibi, mesleklerini bir kere öğrendikten sonra, onu tekrarlamakla yetinirler. Böyleleri için bilgi ve kültür, başlı başına bir değer değil, bir araçtan ibarettir. Gelişmiş memleketlerdeki aydın kesimi, bu geri kalmış memleket aydınlarından ayıran başlıca vasıf, onlarda bitmez tükenmez bir öğrenme ve araştırma merakı olmasıdır. Memleketleri ileri götüren de işte bu unsurdur
Hayat bir şekilde yaşanıyor.
İnsan bir şekilde hayatın içinde rolünü alıyor ve oynuyor.
Rol almaktan ve bu rolü iyi ya da kötü oynamaktan vazgeçmeyen insan tiplemeleri her yeri dolduruyor.
Arz her türlü insanı içinde barındırıyor.
Gökyüzü bütün canlıları arzla birlikte sarıp sarmalıyor.
Geceler ve gündüzler birbirini kovalıyor.
< < <
Her an bir değişim yaşanıyor.
Hiçbir şey hiçbir zaman diliminde aynı kalmıyor.
İnsanlar değişiyor, anlayışlar değişiyor, havalar değişiyor, kişilikler değişiyor.
İç yapıların iklimleri belirlenmiş ya da beklenilen şekliyle akmıyor.
Mevsim sıralamaları öyle takvimde belirlendiği şekliyle insan hayatında yerini bulamıyor.
Değişimler gelişimlere, gelişimler yeniliklere, yenilikler yeni ufuklara yelken açıyor.
< < <
Akıl ve fikir mecrasında akıyor.
Aklın yolu akıl sahiplerinin mücavir alanlarında daha bir anlam ifade ediyor.
Görüşler incelik kazanıyor.
Bakışlar belirginleşiyor.
Flu yaşam tarzları yerini daha berrak ve anlamlı ilişkilere bırakıyor.
< < <
Kafalar akıl üretiyor.
Beyinler bir araya geliyor.
Birlikte değer üreten insanlar oluşuyor.
Değerlerle oluşan sinerji dalga dalga yayılıyor.
Titreşimlerle başlayan ufuk genişlikleri 'yaşam sevinci' oluşturuyor.
< < <
Hayat, daha farklı algılanıyor.
Hayat, sadece yeme içmeden ibaret sayılmıyor.
Hayat, günde 270 dakika televizyon izlemek olarak da görülmüyor.
Hayat, zamanı değersiz kılmak olarak da değerlendirilmiyor.
Hayat, derinlikle kuşatılmaksızın günübirlik, yeknesak, sıradan bayağı bir şekilde yaşantı olarak da kabul edilmiyor.
< < <
Çağlar değişiyor.
Tarihler geçmişe dönük o kadar çok kavim ve insan eskitti ki.
Tarihin kalıntılarına gömülmüş o kadar çok anlayış oluştu ki.
Tarih olmak istemeyenlerle şekillenen dünya bugün hâlâ yaşıyor.
Tarih içinde kalmayan anlayışlarla şekillenen kafalar bugün hâlâ yeni projeler üretiyor.
< < <
'İçinde bulunulan an!'
En büyük hazinemiz içinde bulunduğumuz an!
Sadece kaybettikten sonra fark edilen zaman dilimi!
Ya da dolu dolu ve anlamlı değerlendirilen anlardan bir an olduğunda da geriye dönük 'tatlı bir esinti! oluşturan değer dünyası!
< < <
Geçenlerin gelmediği bir yaşantıda geçmesi istenilmeyen ve içinde bulunulduğunda büyük haz ve keyiflerin yaşandığı değerler dünyası'ın farkında olmak, çağı yakalamak!
Bütün marifet yaşanılan çağın farkında olmakta!
Bütün gayret yaşanılan çağa anlam katmakta!
Bütün güzellik içte oluşan şefkatli anlayışta!
Bütün titreyiş ufku açan yönelişte!
< < <
Artık "farkına varılmayan bir hayat olmasın!" deniliyor.
Artık "içinde bulunulan an değerlendirilsin!" düşüncesi yaşanıyor ve yaşatılıyor.
Artık "güzellikler ve incelikler artsın, hayat anlamını kazansın!" anlayışına yöneliniliyor.
Artık "eksik, artık, bölük-pörçük yaşamlar"dan kaçınılıyor.
Artık "anlam, hikmet, incelik" bir arayış olarak benimseniyor.
Artık "derli toplu, düzenli, nitelikli, incelikli bir seviye" tutturulmaya çalışılıyor.
Artık "sevgi, saygı ve anlayış dolu insanlar" çoğalıyor.
Artık "yaşanılan çağ anlamını buluyor!"
< < <
Nitelikli bir çağın oluşumuyla yenilenen bir anlayışı kuşanmak içinde bulunduğumuz dünyaya, hayata çok büyük değer katan bir girişim olacaktır.
Negatif enerjilerden ve her türlü olumsuzluklardan arınmış bir yapıyla değer kazanmak lüks olmaktan çıkacak ve nitelikli insanlara kavuşmak mümkün kılınacaktır.
Olumlu yaşamın kendi anlayışlarında olacağına inanan bir dinamik hayatımızı daha yaşanılır kılan bir uğraş olarak ifade edilecektir.
Başarı Kürsüsü Sadece Başarı için Ter Dökenlerindir
"Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır."
J. Keth Moorhead
Başarı, rahatını feda edebilen ve ona ulaşmak için ter dökmeyi göze alan insanların ulaştığı bir ödüldür. Başarı; emek isteyen, alın teri isteyen bir hedeftir. Başarının lezzetli ekmeğini kazanmak için ter dökmek, mücadele etmek gerek.
Başarılı insan kendini yenileyerek, güçlendirerek, kolay ve günübirlik başarıların peşinden koşmadan kalıcı başarılar için hedeflerini belirler, planını yapar ve vizyonuna doğru ilerler. Bir tarlayı ter dökmeden ekip biçemeyeceğini bilir ve hayat tarlasına terle ektiğini başarı tohumlarını yine terle ve başarı olarak biçer.
Herhangi bir şey sırasında ter dökmek, alın teri dökmek kutsal bir kavram olarak kültürümüzde de vardır. Alın teri dökülmeden elde edilen her şey, kültürümüzde ayıplı sayılmaktadır, değersiz görülmektedir. Alın teri, bir mücadelenin, bir emeğin sonunda gelen başarıyı yüceltir.
İnanç ve Sağduyu
Kolay başarılardan kaçan insan gerçek başarılara ulaşmak için ileri görüşlülük ve inanç içinde hareket eder. Attığı her adımın etkisini bilerek öncelikle hangi yöne gitmek istediğini bilir, oraya ulaşacağına inanır. Bu inanç, kişiye güç verir. Bu iki unsur birleştiğinde bir güç oluşur.
Her şeye rağmen ayakta kalan, yoluna devam eden insanın gücünün kaynağı inanç ve ileri görüşlülüktür. Başarılı insan her başarısını -bir savaşçı gibi- kazanılmış bir zafer olarak görür.
Mücadele Ruhu ve Deneme Cesareti
"Emek vermeden bir şeye ulaşmayı düşünmek, hayalperestlikten başka bir şey değildir."
Ter dökülerek ulaşılan başarıların peşinde olan insan, hayattan neyi isteyip neyi istemediğinin bilincindedir. Olumsuz düşüncelerin ve cesaretsizliğin pençesinde değildir.
Zorluklarla karşılaşmadan, zorluklara göğüs germeden başarıya kolay ve zahmetsiz ulaşmanın mümkün olmadığına inanan başarı savaşçısı, tutarlı ve kendinden emin adımlarla ilerlemeye devam eder ve eninde sonunda hedefine ulaşır.
Mücadele ruhu, başarılı insanların ortak özelliklerinin başında gelir. Bu insanlar kolay kolay vazgeçmezler. Mücadele ruhları, deneme cesaretleriyle cesur bir başarı savaşçısına dönüşmüştür.
Mücadele ruhu, hedef belirleme ve ona doğru ilerleme kararlılığının üzerinde yükselir. Birçok bilim adamı, bu özellikleri sayesinde faydalı icatlara imza atmıştır ve günümüzün bilim adamları da buna aynı şekilde devam etmektedir.
Başarılı insan, ilkeleri arasına ilerlemeyi ve gelişmeyi, zorluklarla mücadeleden yılmamayı, emeksiz başarının gelmeyeceğini koymuştur. Ter dökülerek ulaşılan başarıların peşinde olan insan, hayattan neyi isteyip neyi istemediğinin bilincindedir. Olumsuz düşüncelerin ve cesaretsizliğin pençesinde değildir.
Problemler Karşısında Ter Dökmek
"Başarmak istediğin şeye yaklaşma çabası göstermezsen, o şey de sana yaklaşma çabası göstermez."
Karşınıza çıkan problemler, ilk bakışta olduğundan daha büyük görünebilir. Fakat şunu unutmayın, siz daha güçlü ve büyüksünüz. Öncelikle yapılması gereken, problemi doğru algılamak ve doğru anlamaktır. Bunu yaptığımızda problemlerle uğraşırken döktüğümüz ter boşa gitmeyecek ve çözüm, kalıcı bir şekilde gelecektir. Problemi çözerken zaman faktörünü de lehinize kullanabilirsiniz. Aceleci davranmadan hareket etmelisiniz. Yoksa zihniniz bulanıklaşır ve görüş alanınız daralır. Alın teri dökmeden başarı ipini göğüslemeye çalışanlar çoğunlukla ipi göğüsleyememişlerdir.
Sabır
Başarıya ulaşmak için sabır erdemine sahip olmak ve erdemli davranmak, ulaşılan başarıları daha değerli yapar. Sabırsız bir insan, kolay başarıların peşinden koşar ve çoğunlukla hüsrana uğrarken, sabırla başarıyı kovalayan, bu uğurda ter döken insan, başarıyı geç de olsa yakalar.
Başarıya ve Hedeflere Ulaşmak
Başarı ve hedefler, ulaşmak için çaba gerektirir. Bu çabalama faaliyetleri içinse kolaycı bir zihniyetten uzak olmak gerekir. Hedefe ulaşmak için yapabileceğinizin en iyisini ortaya koymalısınız. Gücünüzü etkin ve verimli kullandığınız zaman başarı yolunda bazı başarısızlıklar yaşasanız dahi döktüğünüz terin hakkını alırsınız. İstediğiniz sonuca ulaşana kadar emek vermeye devam etmek gerekir. Vermeden alamayacağınızı unutmayın.
Korkulardan Arınmak
Emek odaklı başarıların adamı, başarısızlık korkusundan arınmış ve bu korkunun zihninde oluşmasına, büyümesine ve zihnini kemirmesine izin vermemiştir. Zihinde oluşan korkular, hedef ve amaçlar doğru belirlense bili kişiyi harekete geçmekten alıkoyar, yolundan saptırır.
Kolay başarıların değil de gerçek başarıların peşinde olanlar, kaliteli ve değerli bir hayata kavuşurlar.
Başarılı insan, ulaştığı her başarıyla hem kişisel saygısını hem de çevresel saygınlığını artırır. Kolay ulaşılan başarılar yine aynı kolaylıkla yok olurlar. Zorlu başarılarsa uzun süre kişi üzerindeki motivasyonlarını korur ve kişiyi yeni başarılara teşvik eder.
Ünlü Fransız romancı H. Balzac, ilk edebi yazılarını bir arkadaşı aracılığıyla döneminin isim yapmış yazarlarından birine göndererek düşüncelerini öğrenmek istediğinde; yazar okumasını bitirip üzgün, ümitsiz ama içten bir edayla "Azizim, siz her işle meşgul olabilir, şansınızı her alanda deneyebilirsiniz. Ancak edebiyatla boşa zaman kaybetmeyin." demiştir.
Sonrası malum. Balzac, harcadığı emeğin, istediğine kavuşma arzusunun ve dökülen terin karşılığını edebiyat dünyasının zirvesine çıkmış ve tarihe mal olmuştur.
Thomas Edison der ki; "Dehanın %99'u ter, %1'i ilhamdır."
O. S. Marlen ise; "Başarı, zahmet ve sebatın çocuğudur. Dil dökerek veya rüşvet vererek elde edemezsiniz. Ancak fiyatını ödediğinizde sizin olur." der.
Bu fiyat alın teridir, çabadır, mücadeledir. Oturup başarıyı beklemek yerine çalışmaktır. Çünkü kayda değer hiçbir şeye oturduğunuz yerden ulaşamazsınız. Bütün başarı sabahları, ızdıraplı gecelerin seherlerini izleyerek meydana çıkar.
Başarılı olmak isteyen insan, başarı yolunu bir maraton ya da engelli koşu olarak görür. Bitiş çizgisine ulaşmak için ise, bir atlet gibi enerji stratejisi uygular. Böylece yarı yolda kalmayacağını garanti altına alır.
Günümüzde maalesef her şeyin kısa yolu öğretiliyor ve teşvik ediliyor. Bu da, kişinin güçlenmesini, bilgilenmesini, öğrenmesini, tecrübe sahibi olmasını engelleyerek tembelleşmesine, şımarmasına sebep oluyor. Başarı maddiyata endekslenerek kısa yoldan zengin olma, meşhur olma yolları açılıyor. TV'lerde bu konuda onlarca program var.
Ter dökmenin mutlaka ödülü vardır ve sizi varış noktasında bekliyordur. Emeğiniz, döktüğünüz ter, varış noktasına ilerlerken dahi size bir çok motivasyon ve destek de verecektir. Atletler yarışa ilk başladıkları andan itibaren alkış ve tezahürat alırlar. Bu bir nevi varıştaki ödüle ulaşmak için erken ödüldür. Siz de bu alkış ve tezahüratları başarıya doğru ter dökerken mutlaka alırsınız.
Emek, Alın Teri ve Başarı El Ele Yürür
Sportif müsabakalarda başarı kazanmak isteyen sporcular iki yol seçerler: Birincisi; antrenman teknik ve taktiğini zihinsel güçle birleştirerek kazanmak. İkincisi, doping yoluyla kazanmak.
Birinci tercih, olması gereken ve teşvik edilen bir yoldur. İkincisi ise, kolay kazanma yolu ve teşvik edilmeyen bir yoldur.
Kolay yolların kalıcı başarılar sağlamayacağından bahsetmiştik. Doping yoluyla kazanmak da kalıcı olmamakta ve sporcu kazanmanın hemen akabinde diğer müsabakalarda hızlı bir düşüş yaşamaktadır.
Ter dökülerek elde edilen başarı, kişinin kendine güvenini destekler ve artırır. Hayattaki başarılar, sıradan, rasgele ve öylesine ortaya çıkmazlar. Başarıların altında gerçek bir emek, gerçek bir alın teri yatar. Yoksa öbür türlü başarı, ancak bir sabun köpüğü gibi olacaktır.
Sabun köpüğü başarılardan uzak durun ve gerçek başarılar için ter dökün. Zira başarı, bedel ister ve bedelini ödemeye hazır değilseniz başarıya asla ulaşamazsınız.
Demirel dün dündür bugün bugün derken her gün yeni bir başlangıç demek istemişti
Yarından sonra yeni bir yıla "merhaba" diyeceğiz. 2007 de eski yıllar çöplüğündeki yerini alacak.
Ben, yeni bir yıla girmeyi, yeni umutları, coşkuları, başarıları, keyifleri, arkadaşları, dostları, farklı, güzel, iyi ve hoş duyguları yeniden kucaklamanın iyi bir fırsatı gibi düşünürüm. Bunu böyle düşünmemin nedeni 10 yıl önce, bir sabah kahvaltısında 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'den öğrendiklerim. Çoğu kişi bilmez ama Süleyman Demirel yalnızca mükemmel bir devlet adamı, etkin bir siyasetçi, müşfik bir aile reisi, vefalı bir dost değil aynı zamanda bulunmaz bir "hayat öğretmeni"dir.
Konu nerden açılmıştı hatırlayamıyorum, 1970'li yıllarda kullandığı bir cümlenin ne kadar yanlış yorumlandığından, eksik anlaşıldığından yakınmıştı. Süleyman Bey'in o ünlü cümlesini hatırlayacaksınız: "Dün dündür, bugün bugündür." Süleyman Bey'e göre bazı kişiler bu cümlenin anlamını ya anlamamış ya da anlamak istememişti. Demirel için bu cümle "her gün yeni bir başlangıç" anlamına geliyordu.
HER SABAHA OLUMLU BAŞLAYIN
Süleyman Bey'in az bilinen ama en önemli özelliklerinden biri bu cümlede gizli. O, her güne, her sabaha olumlu başlar. Onun için her gün gerçekten yeni bir başlangıçtır. Eğer yağmurlu bir günse toprağın suya doyacağını, karlı bir sabah ise barajların daha çok dolacağını, güneşli bir havaysa çiçeklerin, kuşların bayram yapacağını düşünüp sevinir.
Neredeyse 15 yıl pazar günü hariç her sabah onunla kahvaltı yapma şansı yakaladım. Her sabaha (olan biten o kadar önemli soruna rağmen) nasıl keyifli bir mutlulukla başlamaya çalıştığını görerek hem şaşırdım, hem ders aldım. Bu hayatın sunduğu güzelliklerden daha çok istifade etmek, daha çok sabaha "Yaşasın hayat!" diyerek başlamak istiyorsanız Süleyman Bey'in ve daha pek çok bilge yaşlının bu yaklaşımından istifade edebilirsiniz. Buna özellikle bugünlerde daha çok ihtiyacımız var.
BİLİMSEL VERİLERDEMİREL'İ DESTEKLİYOR
Hepimizin başına kötü bir şeyler gelebiliyor. Zaman oluyor işler, servetler, sevgililer, zaman oluyor eş, baba veya anneler kaybediliyor. Bütün mesele olup bitenleri biraz uysallık ve bilgece bir boyun eğiş içinde kabullenebilmekte, "dünün dünde kaldığını, bugünün ve özellikle yarının bizimle olduğunu" unutmamakta.
Birkaç yıl önce ABD'de, Mayo Clinic'te yapılan bir çalışma, iyimserlik açısından yüksek puan alanların önümüzdeki 30 yılı sağlıklı geçirme olasılığının kötümserlerden yüzde 50 daha fazla olduğunu gösterdi. İyimser kişiler daha az sağlık problemiyle karşılaşıyor. Bedensel, ruhsal sorunları daha kolay atlatıyor. Örneğin, bir "ağrı" sorununu daha kolay savuşturabiliyor. Uzmanların tamamı iyimser kişilerin daha mutlu, huzurlu ve enerjik olduğu görüşünde. Bu kişiler işte, sosyal çevrede ve aile ilişkilerinde de daha başarılı oluyor, çevrelerinde sevgi, saygı, ilgi uyandırıyor. Kısacası sevilen, aranan kişiler olarak biliniyorlar.
İYİMSERLİK MERKEZİBEYNİN ÖN KISMINDA!
Olumlu düşünmenin, mutluluğu ve huzuru yakalamada geçmişe değil ileriye bakmanın, dünü dünde bırakmanın yani hiç korkmadan "dün dündür, bugün bugündür" diye yaklaşmanın mutluluk ve huzuru yakalamada önemini gösteren bir veri de Dr. Richard Davidson ve Wisconsin Üniversitesi'ndeki arkadaşlarından geldi. Bu uzmanlar, beynin ön kısmında bulunan ve iyimserliği, mutluluğu, huzuru, kısacası olumlu duyguları kontrol eden bir noktanın varlığına işaret ediyor. Araştırmacılar en güçlü olumlu duygulardan olan "annenin yeni doğan bebeğine karşı hissettiği duyguları" inceledi. Bu incelemede fonksiyonel MRİ tekniğiyle beyni taradılar. Annelerin birçok bebek resmi arasında kendi bebeklerinin resmine bakarken beynin ön tarafındaki aktivitelerin önemli ölçüde arttığını saptandı. Aynı aktivite tanımadığı bebeklerin resmine bakan annelerde ortaya çıkmıyordu!
Öyle görünüyor ki beynimizde bizi olumlu, iyimser, keyifli, neşeli, mutlu olmaya yönelten bir merkez var. Ve bu merkez beynin ön kısmında. İleriye, geleceğe bakan bölümünde yerleşmiş! Biz ileriye baktıkça, geçmişe değil geleceğe odaklandıkça bu merkezin daha çok mutluluk üreteceğine ve mutluluk katsayımızın yükseleceğinden hiç kuşkunuz olmasın. Maçı kaybeden futbolcuların soyunma odasına dönerken kullandıkları bir cümleyi hiç unutmam: "Önümüzdeki maçlara bakacağız." Böyle bir yaklaşımın önümüzdeki maçları kazanma şansını artıracağından hiç kuşkunuz olmasın.
Gençler! Geleceğe güvenimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitimle, bilgi ile, insanlıkta üstünlüğün, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Cumhuriyeti biz kurduk, O'nu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz..
(Mustafa Kemal ATATÜRK)
Bir yazıya bakar bakmaz, gözümüze çarpan ilk şey, harf ve kelimelerin iriliği ve ufaklığıdır.
İRİ YAZI : Büyük iri harflerle yazı yazan insan büyük ve muhteşem şeylere, tantana ve gösterişe meraklıdır. Mesela bir apartman katında oturmak bu insanı asla tatmin etmez. Onun gözü geniş ve ferah, çok odalı evlerde ve konaklardadır. Kendini ilgi alanının merkezi olarak görür. Cömert ve iyi kalpli olsa bile yaptığı iyilikleri etrafa yaymadan içi rahat etmez. Sesi derin, hareketleri gösterişlidir. Onun en birinci ayırt edici özelliği herkese ve her şeye gösterdiği dostluk, neşe ve cömertliktir. Bu dostluğun fazla abartılı olanından sakının, zira bu şahıslar son derece hilekar olabilirler.
VASAT BÜYÜKLÜKTE YAZI: Manen ve maddeten derli toplu, muntazam olan insanın bu huyu yazısına da akseder. Böyle kimselerin yazısı ne pek iri, ne de pek ufaktır. Kağıdın boyuna göre orantılı olduğu gibi, harfler de birbirine orantılıdır. Böyle bir insanın üstü başı gibi çalıştığı, oturduğu ve yaşadığı yer de muntazamdır.
KÜÇÜK YAZI: Tedbirli itinalı ve dikkatli bir adamın yazısı küçük ve harfleri birbirine bitişiktir. Böyle yazı yazanlar yeni işlere atılmakta, bilmedikleri alanlarda denemeler yapmakta tereddüt ederler. Ortaya çıkmaktansa geri planda kalmayı tercih ederler. Bazen çekingen ve ürkek olurlar. Kendi kendilerinin kurdukları küçük bir dünyada yaşarlar. Övünmesini seven ve bağırıp çağıran kimselerin bu gibileri etkileri altına almaları çok kolaydır.
KISA HARFLER MUNTAZAM OLURSA: Kısa harflerden maksat, sesli harfler ve "c,ç,r,v,s" gibi boyları kısa olan harflerdir. Yazı yazarken bu kısa harfleri birbirine eşit ve aynı boyda yazan kimseler, ayrıntılara ve intizama dikkat etmeye meraklıdırlar. Böyle yazı, yazanın hayattaki basit zevkleri sevdiğini gösterir. Bu şekilde yazı yazanlar gösterişli değildirler ve göze batmazlar. Kılık kıyafetleri göze çarpmadan dikkati çekecek tiptedir. Çalışmaları sistemli hayatları muntazamdır.
KISA HARFLER MUNTAZAM DEĞİLSE: Kısa harfleri kimi, büyük, kimi küçük olarak gayrı muntazam yazan kimseler asabi ve büyük ihtimal sıhhatsiz kimselerdir. Yaradılıştan asabi mizaçlı olabilecekleri gibi sonradan da bir sinir bozukluğuna da sahip olmaları imkan dahilindedir. Hayatlarından memnun değildirler ve dayanıksız olmaları kuvvetle olasıdır.
SATIRLARIN EĞİMİ
DÜZ VE MUNTAZAM SATIRLAR: Kağıt üzerinde düz hatlar halinde uzanan ve aralarındaki aralıklar birbirine oranlı olan satırlar, yazıyı yazanın azim ve kabiliyetini gösterir. Bu adam mantıklıdır. Zevk ve başarının zirvesine tırmanmaya heves etmediği gibi hiç bir zaman yeis ve umutsuzluk uçurumuna yuvarlanmaya da niyeti yoktur. Bireyci ve hür fikirli, son derecede atılgan ve hem mali hem de sıhhi bakımdan dertsizdir.
YUKARI DOĞRU EĞİMLİ SATIRLAR: Kağıdın üzerinden yukarı doğru tırmanan yazılar hırs, iyi sıhhat ve neşe göstergesidir. Böyle yazı yazanlar kötü bir duruma boyun eğmeyi reddederler. Kolay kolay cesaretlerini kaybetmezler. Her şeyi pembe görmek çoğu zaman ellerindedir.
AŞAĞIYA DOĞRU EĞİMLİ SATIRLAR: Sayfanın aşağısına doğru eğimli satırlarla yazanın muztarip ve ümitsiz bir halde olduğuna işarettir. Dikkat ederseniz hasta veya can sıkıntısı içinde olduğunuz, bir şeye üzüldüğünüz zaman satırlarınızın aşağıya doğru eğimlendiğini görürsünüz. Satırları daima aşağıya inen kimseler ve daima bir hastalıktan muztarip veya yaradılıştan bedbin kimselerdir. Her şeyi kara görür ve kendilerine dert ararlar. Cesaretleri de pek çabuk kırılır.
DALGALI SATIRLAR: Kağıdın üzerinde kah inen kah çıkan dalgalı satırlar yazı yazanın kararsız bir halde olduğunu gösterir. Daima böyle yazı yazanlar itimatsızdırlar. Zira bu kimseler gerçek bir ihanet yapacak kadar cesur olmasalar bile laf taşıdıkları ve dedikodu yaptıkları için zararlı kimselerdir.
ORTASI ÇUKUR SATIRLAR: Başlarken muntazam hatta aşağı doğru eğimli olup da sonradan yuarı doğru tırmanan satırlar yazı yazanın başlangıçta ihtiyatkar ve tedbirli sonradan coşkun ve atılgan olduğuna işarettir. Böyle kimseler herhangi bir işe başkalarından sonra başlasalar bile sonradan kendilerini o kadar kaptırılar ki herkesten ileri giderler.
ORTASI KAMBUR SATIR: Başlangıçta yukarı eğimli olduğu halde sonradan aşağı inen satırlar maymun iştahlılık kanıtıdır. Böyle yazı yazan kimseler bir işe hevesle sarılabilirler. Ama sonradan çabuk bıkarlar. Böyle kimselerin geçmişi başlanıp yarıda bırakılmış iş ve girişimlerle doludur.
KELİMELERİN EĞİMİ
AŞAĞIYA DOĞRU : Bazı kimselerin kelimeleri düz başlar, aşağıya doğru eğimlenir. Böylece adeta çapraz bir manzara arz eder. Bu yazı yazanın azimli olduğunu gösterir. Bu insanın etrafı besbelli güçlükler ve dertlerle doludur. Fakat o bunları yenmeye azmetmiştir. Hiçbir şey onu bu yoldan döndüremez. Daha doğrusu bu insan kara bahtını yendikçe büsbütün ilerler.
YUKARI DOĞRU: Kelimeleri yukarıya doğru yazan insan neşeli ve "fıkır fıkır" dır. Çoğu zaman çoşkunluğunu baskı attında tutmaya mecbur olur. Özellikle ciddiyet icap ettiren toplantılar böyle bir şahsın hiç işine gelmez. Aslında ciddi ve derin olsa bile kabına sığmayan yaradılışı ve şakacı tavrı etrafındakilerde, onun hafif meşrep olduğu kanatini uyandırır.
HARFLERİN EĞİMİ
SAĞA DOĞRU İYİCE YATIK: Harfleri iyice sağa doğru yatık bir yazı gördüğünüz zaman bunun son derece gergin ve heyecanlı bir insan tarafından yazıldığına emin olabilirsiniz. Bu kimse derin ve ateşli ihtiraslara sahip bir şahıstır. Ruh durumları sebepsiz yere süratle değişir. Bu şahıs hassastır. Alıngandır da! Çabuk incinir sonra kontrolünü çabuk kaybeder.
SAĞA DOĞRU HAFİF EĞİM: Harfleri sağa doğru eğimi hafif ise yazının his bakımından dengeli ve normal olduğu anlaşılır. Bu insan daima mantığı ile hareket eder. Bu insan hislerinde samimi ve candandır.
DÜZ YAZI: Harfler hiç bir tarafa eğimlenmeden veya belli belirsiz eğimlenerek ufki birer hat teşkil ediyorsa yazanın biraz soğuk ve hissiz bir yaradılışa sahip olduğu anlaşılır. Bu çeşit insanlar yaptıkları işi bile bile yaparlar. O kadar kendilerine güvenli ve irade sahibidirler ki bunları anlamak güçtür.
SOLA EĞİM: Bazı insanların yazıları sola eğimlidir. Yani arkaya yatar. Bunlar son derece soğuk tabiatlı kimselerdir. Etrafa karşı ne bir sevgi ne bir nefret hatta ne de bir ilgi gösterirler. Kendi içlerine kapanık biraz mağrurdurlar.
KARARSIZ EĞİM: Bazı kimseler yazı yazarken yazıları kimi zaman sağa kimi zaman sola eğimlidir bazen de dümdüz uzanır. Bunlar sinemalarda gördüğümüz iki ruhlu kimselerdir. Bazen neşeli bazen küskün, bazen dost, bazen düşmandırlar. Devamlı bir asabiyet ve kararsızlık bu gibilerin ayırt edici özelliğidir. Atılgan olmak için duydukları gizli arzuya rağmen çok zaman silik ve çekingendirler.
İlk kural :
" Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.
İkinci kural :
"Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın ...içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."
Üçüncü kural :
" İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
Dördüncü kural:
"Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.
Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.