Sevgiydi, inandık. İnsan, varlık nedenini yok sayamazdı.
Telefondaki apansız bir sesti sevgi, soluktu.
Dokunmaktı biraz. Yollar yürümekti.
Bilinmedik zamanlarda yan-yana oturup gülümsemekti.
Pencere önlerinde ufka dalıp boşluklarda yitip gitmekti.
Uzaklarda, çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda
yazanı beklemekti sevgi.
Özlemekti.
Yazık!
İnsanlar gördük, biz bir ses duyumu özlemlerde yanarken,
yalan sevgilerin hoyratlığında kendine kimlikler arayan.
Duymayan insanlar gördük, bütün çiçeklere renk körü bakan.
Telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktı da
onlar bizi anlamazdı.
"Sevenlerin hor görüldüğü dünyada"
aykırı mevsimlerde çığsı çığsı ıslanırdı da saçları, güneşe bakamazlardı.
Bizi bilmezlerdi. Sormazlardı. Anlamazlardı.
Aşktı, inandık.
İnsan, bütün güzelliklerin tek kaynağı olan Tanrı'ya giden yolu
bu kadar silemezdi.
Bedellerin kimi zaman yaşam pahasına ödendiği bir uygarlıktı aşk.
Sevgililer gördük, seveni yangınlarda bırakıp,
yabancı tenlerde kendini tüketen.
İhanetler gördük, yalanlar gördük, bizim olan her şeyi bir bir yağmalayan.
Artık ağlamak vaktiydi.
Ağladık.
Bu bir polisiye roman adı değil.
Ben bunu yaşıyorum.
Katilini tanıyarak, kimin tarafından öldürüleceğini bilerek yaşamanın
ne demek olduğunu bir düşünün...
Bir paranoya değil, gerçekliğin en acı zirvesi.
Siz, katilinizi bilerek yaşayabilir misiniz?
Her an bir köşebaşından birinin çıkıp ensenize ateş etmesi
veya sırtınıza bıçağı sokup,
bir aşağı bir yukarı çekmesi gibi değil bu.
Ben, katilimi her gün görüyorum.
Arabamı park ederken otoparkta, kırmızı ışıkta durduğum zaman yaya geçidinin
hemen başında...
Siz, her gün gittiğiniz bakkalda, haftada en az üç kez katilinizi görseniz
ne hissedersiniz?
Ne hissederseniz bunu 10'la, 100'le, 1000'le çarpın.
Çünkü katilim de benim onu gördüğümü biliyor...
O bu durumdan zevk alıyor, ben ise onun elini beline atacağı zamanı
bekliyorum...
Katilimi tanıyorum ben, gözbebeklerinden...
Katilim, bana huzursuzluk veriyor ne zaman saldıracağını bilmediğim için...
Ve aslında umursamıyorum, görünce kudurduğu şeyleri üstümden çıkarsam da
gözlerimde görüyor...
Katilim o kadar aciz ki, düşmemi, tökezlememi ve uyumamı bekliyor...
Delikanlıca, mertçe çıkmıyor karşıma...
Meydanlarda 'kardeşlik' örtüsü altında bölünmüş sloganlar atıyor...
Katilim onlarca yılda için için kemirmiş beni, tanımış, insafıma sığınmış
ve insanlığımdan faydalanmış.
Ben acıdıkça, ben anlayış gösterdikçe o palazlanmış.
Dünkü çaresiz, ezik, zavallı ve aşağılık duygusu dolu gözlerinde şimdi ihtiras,
kan ve zafer pırıltısı var.
Katilimi tanıyorum ben, beni bir gün vuracak olanı...
Her yazım, son yazım olsun diye Allah'a dua ederken, o şimdi benim
çaresizliğimin tadını çıkartıyor.
Sanıyor ki, elleri bağlı olanın yüreği de bağlıdır.
Oysa ki bizim işimiz elle değil, bilmiyor buna yabancı olduğundan.
Hayvani hislerle, hayvani dürtülerle yaşayan birisi nasıl anlayabilir kalpten?
Ve anlasa, kendine haram eder mi üzerine bastığı YÜREĞİ
..
Çok uzun zamandır katilimi tanıyorum ben, bir gün ansızın sırtımdan vuracak...
Bununla yaşıyorum, bunu hissediyorum.
Ama ben ölsem de, bu AŞK bana helal, köpekten daha aşağılık olan ve sahibinin paçalarına dalanlara haram olacak...
Ben katilimi tanıyorum, biliyorum onun boyunu POSUNU...
Peki siz tanıyor musunuz?
Tanımıyorsanız nasıl bozacağız biz bu oyunu?
Gittin Gideli
Ve ...
Artık beyaz sayfalara elveda...
Kalemim, hele bir dursun şimdilik köşede..
Yâr yarası kapanmaz elbette...
Dikiş tutmaz aşk sancıları..
Sokaklar yağmursuz kalmaz ...
nasıl da yağmıyor yağmur
gözlerim sırılsıklam
sahile vuran dalgalar kadar maviyim belki
mavinin her tonu ellerimde
maviler sırılsıklam
köhne bir mekanda mı söylemiştik,tamburlu şarkıları..?
kimin eli vurmuştu yüreğin hüzzamına..?
sen arkadaş..!
nasıl da yıkılmıştın son notada
uzak değil yakındı ama
yorgundu yaşananlar
bu kadeh de med-cezirlere deyip,
masaya yığılan
ve sürüklenerek bir köşeye yatırılan,
sakallı sarhoş gibi yorgundu yaşananlar...
biz değil miydik
sen değil miydin isimsiz sabahlara sevdalar kazıyan..?
tozlu fotoğraflardaki gülüşünü arama
kayıp gençliğin değil şişelerde gördüğün
günahı bile yeter dediğin o kadın
uğruna delirdiğin o adam
dudaklarının hangi kıyısına demir atıyor şimdi..?
biz değil miydik,
sen değil miydin sevgiyi yürekte arayan..?
çal ustam cal !!
konuştur şu tamburun tellerini
köhne de olsa mekan,
sağlamdır bedenlerimiz
körpe yalnızlıklara,
körleşmiş bakışlara,
bir şişe de ben devireceğim
pardon..?
bir şarkı mı istediniz..?hay hay, lafı mı olur
yalnız hiç susmam başlarsam
yüzsüzüm biraz
beceremem naz yapmayı
hadi çal ustam
çal hadi
sen değil miydin şarkılarla sevişmeyi,
mısralarla oynaşmayı öğreten..?
tüm şarkılar kadıntüm şarkılar erkek artık
bakire bir mısra bile kalmadı avuçlarımızda
nasıl da yağmıyor yağmur
nasıl da dönmüyor başım
gözlerim sırılsıklam..