Öylesine yuttum ki sesli harflerimi Yok olmuş dakikalar, saatler, saniyeler... Ve sen biraz da... Sahi biz hiç var olduk mu dersin? Belki olduk, belki olmadık... Aslında ne kadar yanıldık, ne kadar aldandık... Biz koskoca birer yalandık... Odanda dağınıklığımı toplayan bir gölge vardı ya hani, o da yok artık... Dağınıklığım da yok, serzenişlerim, boşvermişliklerim de... Artık biz yokuz ki
çok şık ve anlamlı bir paylaşım olmuş,önceden bildiğim bir yazıyı müziğin ve resimlerin
eşliğinde okumak ayrı bir keyif verdi.emeğine,yüreğine sağlık canım
o sıraları iyi bilirim,kalem bir çoş olur ki deyme gitsin
hazır gelmişler ara verme bizde seyreyelim bu güzelliği
kaleme kuvvet canım yüreğine kuvvet..
Etten ve kemikten bir heykel de senin armağanın olsun aşkın sanat tarihine.
Git!
Bir destan da ben eklerim elbet sevda sahifelerine.
Zor değildir kaybedecek hiçbir şeyi olmayan için korkularını aydınlık renklere boyamak!
Senden önce de siyahtı düşlerim.
Senden önce de düş{tüm} ve kanadı gecelerim.
Yalnızlığın anadiliyim ben!
Kusursuz bir ordunun donanımlı bir askeri gibi değil kaybede kaybede körleşmiş
kılıcından başka hiçbir silahı olmayan yetim bir savaşçı misali yeniliyorsun hayata.
Sonra sana sonra yine sana!
Bir gün iki gün beş gün değil her gün
Sen savaş sonrası ganimetlerini toplarken ben; yastığımdaki çukura esir
veriyorum gözbebeğimdeki tebessüm güllerimi.
binlerce gündür boğazıma usturayım
özgürlükte çürüyor uçurtmamın çıtaları
dua et de ölümün farkına varmadan ölelim
öldüm ulan ölmekten!
kapat/sana gözlerimi
dilsiz öykü gibi yıldızsız bir geceye sığındım
ve sevdamı işledim göğsüne gökyüzünün
sonra yersiz ve yurtsuz ve uykusuz kaldım çırpınıp durdum
ilk yağmurlarda ve yangınlar içinde besledim şafakları sabırla
sonra sıyırıp attım üstümden korkunun kefenini
ve selam gönderdim son kez bu akşamüstü sana
Vakit yakın
Can çekişiyorum can-ımı can yapanım.
Namlunun ucunda ayrılık eli tetikte bekliyor günahlarım
vur emriyle vurulacak sol yanım;
"Yar" verecek "Can" kaybından
Tütün ne ki?.. tuz bastım tırnağı sökülmüş parmak uçlarıma.
On parmaklık değil bu figan!
Bin elden beşbin tırnağın sökülüp tuza bastırılmasıymış ayrılık
Ama öyle ya tuzu da sevmeli aşık
Bir türlü aydınlanamayan bir gün doğdu işte.
Yüzbin yıldız pahasına söküldü şafak.
"infazı tamamdır" mührü basıldı.
Kaydım düşüldü kitab-ül aşk'tan
düz çizgiye dönüştü çoktan yüreğimin monitöründe hayat.
Sabahın pusunda iki yüreğin sağır edici feryadına "sus" düştü.
Pustu aşk sus-pus bir cenaze merasimi bu satırlar
üstad'ın dizeleri tek teselli mezar taşıma:
"ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar
kavuşmak nasıl olmaz madem ki ayrılık var?"...
puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken,
hüznüm ardından ağlıyordu
alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı,
arkama dönüp bakmadan
gidiyorum..
sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen,
bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım,
vicdanım el vermedi
usulca soyundum
ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini,
gidiyorum..
oysa benim de hayallerim vardı;
dans edecektim yağmurda,
sonbahar'a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım,
çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
konuşturma beni giderayak
çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını,
gidiyorum..
eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk,
üzüleceğimi bile bile
gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin..?
ki artık ağlayamıyor bile
onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda,
her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp,
hayata kazandırmam olanaksız
o çok sevdiğin korkularını,
her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak,
içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak
gidiyorum..
sen bir bedenle sevişmek istedin,
bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye kırılarak kendime,
gidiyorum..
şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek,
biraz olsun mutlu ediyor beni
sürüklenmiyorum dikkat et,
sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi
gidiyorum..
bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi,
korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek gidiyorum..
bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit,
umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için
bana ait olan ve olmayan,
bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak
gidiyorum..
az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
yolun açık olsun..
Söz aşktan açıldığında göz herşeye kolayca kapanıyordu seninleyken.
Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum...
Ateş açtığın,kanattığın ve sonunda dönup bakmadığın yaralarımı kendim öpup okşuyor,sabahları öyle başlıyordum yeni güne.
Yaralı olduğumu biliyordum,birtek ne kadar döküldüysem ortalığa,o kadar çalındığımı,kalanları toplasam
yeniden bir ben daha etmiyeceğimi
O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye birşey varmıydı onu da bilmiyorum.
En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim.
Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu.
'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...'
Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan herşeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun....
Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu.
İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki -ecek -acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap.
Kendi yanağımı kendim kızartmıştım.
Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk..
Elinde kalemle başbaşa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu
nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren anladım ki sevgilim,
seninle birtek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben!
Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama
Bana ilk baktığın gün
Sevgi dolu sarılışın
-Nefesimsin- diyen sesin .
Bataklık gibi !
Bir dal bulupta tutunmaya başladığım o an
Birinin gelipte dalı kesmesi gibi !
Önce bildiğim bütün yalanları
Sonrada sayende öğrendiklerimi
Bir bir söyledim kendime !
İnanırım sandım olmadı
Olduramadım !
Bütün yolları denedim
Bütün keder sınavlarına girdim
Ama sınıfta kaldım !
Yine çaldın kapımı
Yine esir aldın parçalanmış ruhumu
Yaralıyken zaten bir de esaret reva mı sen söyle !
Anladım !
Anladım ki seni hala unutamadım !
Tek bir yol kaldı geriye