elif69ankara

elif69ankara

Üye
06.04.2011
Uzman Onbaşı
2.663
Hakkında

  • Kış mevsiminin favori meyvesi ayvadan yapılan lezzetli bir kurabiye.


    noimage

    malzemeleri
    250 gr margarin
    1 su bardağı yoğurt
    1 çay bardağı ayçiçek yağı
    1 yemek kaşığı sirke
    1 çay kaşığı karbonat
    2 yemek kaşığı pudra şeker
    1 paket vanilya
    Aldığı kadar un

    Dolgusu için
    2 büyük boy ayva
    Yarım su bardağı toz şeker
    Yarım su bardağı kırılmış fındık
    1 paket vanilya

    Üzeri için
    Pudra şeker
    Ayvaların kabuklarını soyup rendeleyin ve tencereye alın. Toz şeker, vanilya ekleyip orta ateşte yumuşayıncaya kadar pişirin. Fındık ekleyip soğumaya bırakın. Hamur için gerekli malzemeleri karıştırıp ele yapışmayan yumuşak bir hamur yoğurun. Hamurdan yumurta büyüklüğünde parçalar kopartıp merdane açın. Üçgen şekilde parçalara kesip, her parçanın geniş tarafına ayvalı karışımdan yerleştirin. Rulo şeklinde sararın ve uç kısımlarını içe doğru kıvırarak ay şekline getirin. Yağlı kağıt serili tepsiye dizip 180 derece fırında hafif kızarıncaya kadar pişirin. Fırından çıkardığınız kurabiyelerin üzerine pudra şeker serpiştirerek servis yapın.
    Ayvalı ay kurabiye artık hazır, afiyet olsun.


#02.01.2014 15:23 0 0 0
  • [h=2]Yapımı kolay ve lezzetli patatesli çanak köfte tarifi.noimage

    [h=4]Patatesli çanak köfte malzemeleri
    500~600 gr köftelik kıyma
    1 orta boy soğan
    1 diş sarımsak
    Tuz kimyon

    Patates salatası için
    500 gr patates
    2 diş sarımsak
    1 dal taze biberiye
    3 yemek kaşığı zeytinyağı
    Tuz
    Kimyon
    Karabiber
    Kırmızı pul biber

    [h=4]Patatesli çanak köfte hazırlanışıKıymayı çukur bir kaba alın. Rendelenmiş soğanı, havanda ezilmiş sarımsağı, tuzu ve kimyonu ekleyin. Yoğurup mandalina büyüklüğünde bir parça koparın. Köfte hamurlarının sığacağı şekilde ısıya dayanıklı küçük kek kalıplarının içine yerleştirin. Elinizle bastırarak çukur bir kase şeklini verin. önceden ısıtılmış 170 dereceye ayarlı fırında pişirin. Patateslerin kabuğunu soyup küp halinde kesin. Hafif sert kalacak şekilde haşlayın. Sarımsakları 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile birlikte havanda iyice ezin. Tuzu ve baharatını ekleyip karıştırın. Patatesler haşlanınca süzün ve hemen sosu ekleyin. Kıyma kaselerinin içine paylaştırın. İsteğe göre kiraz domates ve taze kekikle süsleyerek sıcak servis yapın.Patatesli çanak köfte artık hazır, afiyet olsun.
#02.01.2014 15:15 0 0 0
  • Çoğu zaman ateş endişeye neden olması gereken bir durum değil.


    noimage


    KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yaşaroğlu Erkum, çocuğunuzun ateşini ne zaman düşürmek zorunda olduğunuzu, bunu nasıl yapabileceğinizi ve ne zaman uzmana danışmanız gerektiğini derledi.
    Yanaklar kıpkırmızı, gözler küçücük, alın cayır cayır yanıyor, ama buna karşı eller ve ayaklar daha serin. Teşhis: Çocuğunuzun ateşi var! Yetişkinlerle karşılaştırıldığında bebekler ve çocuklar daha sık ve daha şiddetli ateşleniyor. Bunun nedeni; merkezi beyinde bulunan ısı ayarının henüz tam olarak gelişmemiş olması. Bu nedenle ateşe sebep olan faktörlerle karşılaşıldığında termometre yükseliyor ve aynı şekilde ısı ani bir biçimde tekrar düşebiliyor.
    Vücut, enfeksiyonlara (bakteri ve virüsler) ateş ile cevap verebilir. Çoğu zaman da ateş daha sonra gelecek olan bir hastalığın ilk belirtisi de olabilir. 39 - 40 derecelik ateşte dolaşım sistemi uyarılır ve bununla birlikte bağışıklık sisteminin savunma mekanizması devreye girer. Virüsler ve bakteriler öldürülür veya çoğalmaları engellenir.

    Anne - babalar için önemli olan şunu bilmeleri: Ateşin yüksekliği hastalığın ciddiyeti hakkında bilgi vermez. Ateş, vücudun savunma mekanizmasının çalıştığının bir göstergesidir.

    Vücutta neler oluyor?
    Beden, hastalığa neden olan faktörlere karşı koyabilmek için normal ısısını daha yüksek bir değere yükseltiyor. Aynı zamanda vücudumuzda şu değişiklikler gözlemleniyor:
    - Kalp atışının hızlanması
    - Daha hızlı nefes alıp verme
    - Ateş yükseldiğinde titreme nöbetleri
    - Çoğu zaman aşırı derecede terleme vücut ısısının düşmesine öncülük ediyor ve aynı zamanda iyileşmenin göstergesi olarak kabul ediliyor.

    Ne zaman doktora götürmeli?
    - Vücut ısısı makattan ölçüldüğünde 38 derecenin üstündeyse ateşten söz edilebilir. Uzmanların ateşte baz aldığı ölçüler şöyle:
    - Isının yükselmiş olması: 37,5 - 37,9 derece
    - Ateş: 38,0 - 39,4 derece
    - Yüksek ateş: 39,5 - 40,0 derece
    - Hayati tehlike: 40,5 derece ve sonrası

    Hemen doktora gidilmesi gereken durumlar:
    - Üç aydan daha küçük ise
    - Susmadan sürekli ağlıyorsa
    - Burnu temizlendiği halde nefes almakta güçlük çekiyorsa
    - Yutkunamıyor ya da sıvı içemiyorsa
    - Durumdan emin olamıyorsanız
    - Tuvaletini yaparken ağrısı oluyorsa
    - 24 saatten fazla anlam veremediğiniz bir ateşi varsa
    Bu belirtiler yoksa vücut ısısı 38 derece üzerine çıkan çocuğunuza evde ilk müdahaleyi yapabilirsiniz. Şayet ateş aynı derecede devam ediyorsa derhal bir uzmana görünün.

    Ateş nasıl doğru ölçülür?
    Evdeki ecza dolabınızda mutlaka bulunması gereken araçlardan biri ateşölçerdir (derece). Çünkü çocuğunuzun vücut ısısını elinizi alnına koyarak anlamanız mümkün değil. Elbette ateşölçer seçimi ve ölçüm biçimi de çok önemli. Peki doğru ölçüm nasıl yapılmalı? Ağızdan mı, koltukaltından mı, makat veya kulaktan mı? Araştırmalar, çocukların en çok kulaktan yapılan ölçümden hoşlandıklarını gösteriyor. Uzmanlar ise makat yolunu tercih ediyor. Çünkü en kesin sonuçları bu yolla elde edebiliyorlar. Sizin hangi yöntemi kullanacağınız kendi tercihinize kalmış. Fakat bebek ve çocukları asla ateşölçerle tek başına bırakmamanız gerektiğini unutmayın.

    Makattan ölçüm: En emin yol. Ateşölçerin ucuna bir miktar yağ sürün. Çocuğu yan yatırıp dizlerini hafifçe bükün. Dijital bir ateşölçerle 30 saniye boyunca vücut ısısını ölçün. Ölçüm esnasında çocuğu oyalayın. Elde edeceğiniz sonuç koltukaltında alınandan yarım derece daha yüksek olacaktır.

    Ağızdan ölçüm: Yaşça daha büyük çocuklar için uygundur. Ateşölçer 2 - 3 dakika dilin altında veya yanak boşluklarında tutulmalı. Değerler makattan alınanlara göre yarım derece daha düşük olacaktır. Kırılma riskini önlemek için normal termometre ile ölçüm yapmayın. Dijital ateşölçerler daha pratiktir.


    Dikkat: Ölçümden 10 dakika önce alınan soğuk veya sıcak yiyecek, içecek yanıltıcı etki yaratabilir.
    Koltukaltı ölçümü: Çok yaygın bir yöntem olmasına rağmen güvenirlik oranı düşüktür. Ayrıca çok hareketli çocuklar için de uygun olmayan bir metot, çünkü ölçüm en az 3 dakika sürüyor. Buradan yapılan ölçümün sonucu makattan yapılanla karşılaştırıldığında yaklaşık olarak 1 derece daha düşüktür. Büyük çocuklarda yöntemi denemek istiyorsanız, ölçerin ucunu koltukaltına yerleştirin ve çocuğun ölçeri kolu ile sıkıştırmasını sağlayın. Koltukaltı ve ateşölçerin kuru olmasına dikkat edin.
    Kulaktan ölçüm: Minikler için en ideal yöntem kulak için özel termometreler. Üstelik hızlı sonuç vermesi nedeniyle sevilen bir ölçüm biçimi. Önemli olan doğru pozisyonu bulmak. Kulağın üst kısmını biraz yukarı çekerek ateşölçerin kulak zarına yaklaşmasını sağlamalısınız. Çıkan sonuç makattan alınan değerin yarım derece altındadır. Bebek ölçüm öncesinde sıcak bir yastığın üzerinde yatmış ise çıkan sonuç doğru olmayabilir. Böyle bir durumda yarım saat kadar beklemekte yarar var.
    Doktor görüşmelerinizde, kullanabileceğiniz ateş düşürücü ilacı ve hangi sıklıkta ne ölçüde vereceğinizi önceden belirleyin. Evinizde ateş ölçer ve doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü ilacı bulundurun. Çocuğunuzda ateş tespit ettiğinizde öncelikle ılık bir duş aldırın. Soğuk su ile uygulama yapmaktan kaçının. Hafif giysiler giydirin. Temelde ateşlenen bütün çocukların yakınlarının ilgisine ihtiyaçları vardır. Bundan dolayı hastalanan çocuğunuzu asla yalnız bırakmayın. Sesini duyabileceğiniz bir mesafede olun. Çoğu zaman loş ve serin bir oda çocuğun daha çabuk iyileşmesine yardımcı olur ve onu evin günlük telaşından uzak tutar Ayrıca miniğin sürekli sıvı almasını sağlayın. Özellikle yünlü battaniyelerden, terlemesine ve ısının birikmesine yol açan kalın giysilerden sakının. Ateş bu yöntemlerle düşürülemiyor veya devam ediyorsa doktorunuzla temasa geçin.

#02.01.2014 14:51 0 0 0
#02.01.2014 14:46 0 0 0
  • İstanbul Doğum Akademisi ağrısız yaşanacak coşkulu doğumlar için açıldı.

    noimage


    Profesyonel bir doğuma hazırlık eğitimi ile ağrı algılarını değiştirmek, rahatlatıcı ilaç dışı teknikleri öğrenmek ve bedenin doğal bir ağrı kesici hormonu olan endorfini aktif olarak nasıl kullanacağını keşfetmek mümkün.
    Sağlık Bakanlığı artık SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde doğumda epidural anestezi kullanılması durumunda ailelerden 1200TL'ye kadar ek ücret alma hakkı getirdi. Ebeveynlerin ağrı nedeni ile doğum korkuları yaşadığını düşünürsek, hastanelerin anneleri epidural anestezi konusunda ne kadar kolay ikna edebileceğini tahmin etmek zor değil. Bu durumda bir yandan aile doğumla ilgili daha fazla para harcarken diğer yandan da bir çok yan etkisini beraberinde getiren epidural anesteziye mahkum oluyor. Oysa başka alternatifleri de var. Profesyonel bir doğuma hazırlık eğitimi ile ağrı algılarını değiştirmek, rahatlatıcı ilaç dışı teknikleri öğrenmek ve bedenin doğal bir ağrı kesici hormonu olan endorfini aktif olarak nasıl kullanacağını keşfetmek. Bu sayede doğumda rahat etmek için hem korkularından kurtulmuş, hem yan etkisi olmayan doğal bir yönteme başvurmuş, hem de çok daha az para harcamış olacaklar. İşte İstanbul Doğum Akademisi bu amaçla hizmet vermeye başladı.
    Akademinin en önemli uygulamalarından biri doğumun doktor, hamile psikoloğu ve bir ebe ile birlikte gerçekleştirilmesi. Türkiye'de ilk olan bu hizmet modeliyle bir gebe hamileliği ve doğumu boyunca sadece hekiminden değil psikoloğu ve ebesinden de destek alabilecek.
    İlaç değil doğal anestezi hormonu Endorfin eşliğinde ağrısız doğum
    Sezaryen mi normal doğum mu? tartışmalarının gündemde olduğu şu günlerde İstanbul Doğum Akademisi'nin kurucularından Op. Dr. Hakan Çoker Hormonlar eşliğinde gerçekleşen ve bebeğin kendi isteğiyle dünyaya gelmek istediği normal doğumlarda salgılanan Oksitosin diğer adıyla sevgi hormonu ve doğal ağrı kesici Endorfin'in öneminden bahsetti. "Doğa ağrı için kadına zaten gerekli hormonları sunuyor. Bunun için kadın doğum sırasında ve sonrasında yan etki yaratacak ilaçlar alacağını bilerek doğum şekline karar vermeli. Bu hormonlar oksitosin dediğimiz sevgi hormonu ve doğumda salgılanarak anestezi etkisi yaratan Endorfin. Oksitosin sadece normal doğumda salgılanan doğumun kolay geçmesini, anne ile bebek arasında kurulan bağın temelini atan, bebeğin bir sevgi denizi içine doğmasını sağlayan hormondur. Bu hormon sütü meme ucuna iterek doğum sonrasında sütün hemen gelmesini sağlar. Öte yandan endorfin dediğimiz hormon ise doğum sırasında salgılanarak doğal anestezi etkisi yaratır ve kadının doğum dalgalarını (ağrı) azaltır. Böylece ağrıyı azaltmak hiçbir dış müdahaleye gerek kalmaz. Biz bebeklerin mümkün olduğunca ilaçsız doğal doğumlar sonrasında sevgi ortamlarında dünyaya gelmelerini sağlamak istiyoruz. İstanbul Doğum Akademisi'nde verdiğimiz doğuma hazırlık eğitimlerinde gebelerimize doğum sırasında bu hormonları nasıl yöneteceklerini öğretiyoruz."dedi.
    Türkiye'nin doğuma hazırlık eğitimi veren ender jinekologlarından olan Op. Dr. Hakan Çoker, Sezaryen mi normal doğum mu tartışmaları ile ilgili olarak sözlerine şöyle devam etti: "Biz Akademi olarak gebelerimize ve doğuma şahit olan herkese normal doğumun çok özel bir duygu olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Birçok meslektaşım normal doğumun değerini ve önemini gebeleriyle paylaşmaya başladı. Ancak bu kez de korkularla beslenmiş halkımız, planlı sezaryene ya da epidural anestezi ile yapılan doğumlara daha sıcak bakıyor veya en ufak bir zorlukta sezaryen istiyor. Özellikle sezaryenin gerektiğinde anneyi ve bebeği kurtarmaya hizmet eden bir mucizevi bir ameliyat olduğunu unutmamak gerekir. Doğumda her şey yolunda gidiyorsa, doğuma bizim müdahale etmemize gerek kalmıyor. Gebeleri doğuma hazırlayarak doğum konusunda her türlü bilgiye sahip, doğumdan korkmayan, normal doğumun coşkusunu hisseden, çevresinde ne olursa olsun doğumda beden ve zihin kontrolünü sağlayabilen, anne olmanın ve çocuk doğurmanın içten gelen duygularını yaşayarak doğuma aktif olarak katılabilen aileler yetiştirmek istiyoruz"
    İstanbul Doğum Akademisi'nde hangi hizmetler sunuluyor?
    Ebeveynlere doğumu telaşla değil bir şölen gibi yaşama seçeneği sunan İstanbul Doğum Akademisi'nde normal doğumun değerini anne adaylarına hatırlatan Lamazze, anneye ve babaya derin nefes teknikleri ve gevşeme yöntemlerini anlatan Hipnobirthing, doğumu kolaylaştıran teknik ve pozisyonları bedene kazandıran aktif doğum, doğum anını yaşatan ve annenin bebekle iletişim kurmasını sağlayan psikodrama dersleri veriliyor. Anne adaylarını doğumda bilinçli tercih yapacak şekilde eğiten Akademi'nin felsefesi, doğumun "normal, doğal ve sağlıklı" fizyolojik süreç olduğunu anlatmak.
#02.01.2014 14:42 0 0 0
  • Araştırmalar boşanmış ailelerin çocuklarında ayrılığı izleyen dönemde duygusal ve davranışsal bozuklukların arttığını gösteriyor.


    noimage

    Prof. Dr. Aysel Ekşi, 'Ben Hasta Değilim' adlı kitabında anne baba ayrılığından hemen sonra görülen değişikliklerin, aileden aileye farklılık gösterdiğini belirtiyor. Buna göre bazı çocuklarda evde ve okulda sosyal ilişkilerin bozulduğu gözlenirken, bazılarında yetişkinlere karşı saldırganlık, karşı gelme veya yakınlaşma görülüyor. Özellikle erkek çocukları diğer yetişkin erkeklerden yardım ister hale geliyor ya da aşırı saldırganlaşıyor. Kızlardaysa saldırganlık sözlü ve fiziksel olarak kendini belli ediyor. Kızlarda ayrıca küstahlaşma, zaman zaman ağlama veya bağımlılık eğilimleri görülüyor.


    Çevrenin tavrı değişiyor

    Çevresinin anne babası ayrılan çocuğa gösterdiği tepkiler de farklı oluyor. Prof. Dr. Aysel Ekşi, bunu şöyle açıklıyor: "Öğretmenler daha büyük erkek çocukların anne babasının boşanmasına, kızların anne babasının ayrılmasından daha az olumlu bakıyor. Babalarıyla muntazam görüşen veya anneleri tarafından bağımsızlık yönünde cesaretlendirilen erkek çocukların maskülen kimliği benimsemeleri hiç de sorunlu olmamıştır."



    Yaş dönemlerine göre etkilenme

    Okul öncesi çocuklar: Bu dönemdeki çocuklar 'bebekleşme' gibi geriye dönüş davranışları gösteriyor. Anne baba tarafından 'başlarından atılmış' olmak endişesini taşıyorlar. Ayrılığa neden olduklarını düşünüyor, kendilerini suçlu ve sorumlu hissediyorlar. Çevredeki bütün ayrılıkların farkına varmaya ve korkmaya başlıyorlar. Uyku bozuklukları yaşıyor, huzursuz, ağlamaya hazır ve saldırgan oluyorlar. Oyundan çabuk sıkılıyorlar.


    7-8 yaş grubu: Bu yaş grubundaki çocukların bir kısmı depresif belirtiler gösterirken, çocukların aklı babalarının gidişinde oluyor. Açıkça acısını ortaya koyan çocuk, babasının dönmesini istediğini belirtiyor. Annenin yeninden evlenerek babalarının başkasıyla yer değiştirmesinden korkuyorlar. Babanın gidişini kendilerinin terk edilmesi gibi algıladıkları dikkati çekiyor. Anne babalarının yeniden birleşmesini umutla bekliyorlar. Erkek çocuklar özellikle anneye kızgın oluyor, babalarının kaybı için anneyi suçluyor.


    9-12 yaş grubu: Bu yaş okul çocuklarının ayrılığa başlangıç tepkileri genellikle anne babadan birini tüm bu sorunlar için sorumlu bulmak biçiminde. Çocukların taraf tuttuğu fark ediliyor. Her iki ebeveyne veya ikisinden birine şiddetle kızgınlar. Anne babaların başkalarıyla ilişkisine karşı son derece duyarlılar. Bu yaş grubundaki çocukların okul başarıları düşüş gösteriyor.


    Gençler: Gençlerin anne baba ayrılığına tepkilerinde gençten gence büyük farklılık gözleniyor. Bazısı anne baba uyumsuzluğunu çok iyi bilebildikleri ve anlayabildikleri halde, onları acımasızca eleştiriyor. Kimisi de kendini başarıyla sıyırarak yeni koşullara çok iyi uyum sağlıyor. Bazılarının da hızla olgunlaştığı, aile içinde çok daha sorumlu roller yüklendiği, fakat aynı zamanda ev dışındaki etkinliklerini belirgin biçimde artırdıkları gözleniyor.


    ÇOCUĞUN BAŞ ETTİĞİ ALTI GERÇEK
    1 - Aile birliğinin dağıldığının bilinmesi. Bu küçük çocuklar için daha zordur.
    2 - Alışılmış etkinlikleri sürdürmede yeniden bir amaca sahip olabilmek.
    3 - İtilme, reddedilme duygularıyla başa çıkabilmek. Bu pek çok genç için en zor olanıdır. Başarılı şekilde bu duygunun üstesinden gelmek, anne babanın ikisiyle de iyi ve sürekli ilişkilerin yütürülmesiyle kolaylaştırılır.
    4 - Anne babayı affetmek. Bu bazen yıllarca sürer.
    5 - Boşanmanın sürekliliğini kabul etme ve ayrılık öncesi aile birliğine duyduğu özlemlerden vazgeçebilme.
    6 - Uzun süreli sevme-sevilme yeteneği kazanabilmek. Bazı gençler bu ayrılığın tüm yaşamlarını etkileyiciğine inanıyor.


    Kısa süreli ilişkiler kuruyorlar
    Prof. Dr. Aysel Ekşi, anne babaları boşandıktan sonra gençlerin geri kalan hayatlarının nasıl etkilendiğini şu sözlerle ifade ediyor: "Gençlerin çoğu kendi evliliğinde anne babasının mutsuzluğunu tekrarlamaktan korku duyuyor. Bu duygu, eş seçiminde dikkatli bir yaklaşıma yol açıyor veya evlilik ilişkisinin yürüyebileceğinden emin olabilmek yıllar alıyor."
    Araştırmalar, ayrılmayan ama sağlıksız ilişkilerin olduğu ailelerde büyümüş çocukların depresyona, anne babaları ayrılmış gençlerden daha sık yakalandığını gösteriyor.
    ABD'deki bir araştırmada, anne babası boşanan kızların yüzde 62'si erkeklerinse yüzde 42'sinde duygusal sorunlar saptandı. Gençleri en çok üzen konu, anne ya da babanın tarafını tutma zorunluluğu. Kızgınlık en sık duyulan tepki. Gençlerin yüzde 77'si anne veya babanın geleceğiyle ilgili endişe duyuyor.

#02.01.2014 14:35 0 0 0
  • Çocukların gelişim süreçlerinde oyuncaklar öğrenme arkadaşı olarak eşlik ediyor.


    noimage


    Hayal dünyası ve zihinsel gelişimi destekleyen oyuncaklar çocuğun gelişimi ve geleceği için belirleyici rol oynuyor. Kimi oyuncaklar ileride çocukların sosyal yaşantısına ve derslerine olumlu katkı yaparken, yanlış tercihler telafisi zor kişilik hasarlarına neden olabiliyor.


    Oyuncak seçimine dikkat

    PAL Eğitici Oyuncak Ürün Geliştirme Müdürü Murat Üstünbaş, oyuncak konusunda çocuktan önce anne babayı eğitmek gerektiğine işaret ederek "Bazen çok iyi niyetle yaptığımız, çocuğumuz mutlu olsun diye aldığımız bir oyuncak, çocuğun yaş grubu ve gelişim evreleri için uygun değilse bu, çocuğun ileriki aşamalarda gelişim evrelerine de engel oluyor"dedi. Üstünbaş, özellikle 0-3 yaş döneminin çocuğun hem kişilik yapısının hem düşünce yapısının oluştuğu dönem olması nedeniyle bu yaşta alınan oyuncağın özenle seçilmesi gerektiğini dikkat çekti.

    Eğitim başarısı da oyuncaklar da rol oynuyor

    Alınan her oyuncağın çocuğun geleceğine yön verdiğini ifade eden Üstünbaş sözlerine şöyle devam etti: "Örnek vermek gerekirse; üniversite sınavında paragraf soruları her öğrencinin çok ciddi sıkıntı yaşadığı sorular. Paragrafı okursunuz, soruya geldiği zaman tekrar paragrafa dönme ihtiyacı hissedersiniz çünkü çocuk kısa bellek, uzun bellek çalışması yapmamış. İşte söz konusu olan bellek çalışması oyuncaklarda mevcut. Benzeri durum silah vb. oyuncaklar için geçerli. Bu tür oyuncaklar onun ileride yasa dışı işlere bulaşmasına bile neden olabilir. Bu gibi şeylerin raflara bile konulmaması gerekiyor."

    Her yaşın oyuncağı farklı

    0-6 ay: Çıngıraklar ve müzikli oyuncaklar. Yumuşak, sıkınca ses çıkaran oyuncak ve toplar. Kırılmaz aynalar, dişlikler, parlak resimler, kumaş kitaplar, birbirine geçen plastik halkalar.
    7-12 ay: Kırılmaz aynalar, dişlikler, karton bebek kitapları, kapağı açılınca içinden çeşitli nesneler fırlayan kutular, büyük tüylü oyuncaklar, itme-çekme oyuncakları.
    1-2 yaş: Kırılmaz aynalar, dişlikler, karton bebek kitapları, kapağı açılınca içinden çeşitli nesneler fırlayan kutular, büyük tüylü oyuncaklar, itme-çekme oyuncakları. Bebek arabaları. Üç tekerlekli bisiklet. Legolar, küpler, içi çe geçirerek şekiller üretebileceği oyuncaklar. Yapbozlar. Rakam/sayma oyuncakları. Oyun hamuru. Basit kısa öykülerin yer aldığı kitaplar.
    3-6 yaş: Küçük trenler, akülü arabalar. Renk, şekil ve resme göre eşleştirme oyuncakları. Her türlü ritim enstrümanı, piyano. Çeşitli boya kalemleri, resim kağıtları. Basit video oyunları. Oyuncak daktilo veya bilgisayar. Resimli kitaplar, alfabe kitapları, tanıdık yerleri ve kişileri anlatan kitaplar, gerçekçi öyküler.

#02.01.2014 14:30 0 0 0
#02.01.2014 14:18 0 0 0
#02.01.2014 09:53 0 0 0
#02.01.2014 09:42 0 0 0
#02.01.2014 09:29 0 0 0
#02.01.2014 09:26 0 0 0
  • YENİ BİR BEN YARATMAK

    Huzur, para, başarı! Ama en önemlisi kesinlikle sağlık gerek herkese. Hem fiziksel hem zihinsel!!! Her sene olduğu gibi bu yılda dileğim SAĞLIK'lı günler geçirmemiz.
    Hep bir başlangıca ihtiyaç duyar insanlar. Pazartesileri o yüzden diyete başlama günüdür. Yılbaşı da aslında bir başlangıç günü pek çoğumuz için. Kimi son sigarasını içer ve yeni yılın ilk sabahında dumansız havayla uyanır. Kimisi diyete ve spora başlar ocak ayında. Eğer sizde önünüze tarih ve hedef koyanlardansanız bu fırsatı kaçırmayın. Yeni yıla iyi bir başlangıç yapın. Kendinize güzel sözler verin. Tabii tutmak üzere.

    Dedik ya sadece bedensel zindelik ve sağlık yetmez. Mutlaka zihninizin de berrak olması, iç huzurunuzun yerinde olması gerekir. Stresli zamanlarda tansiyonunuz da yükselir şekeriniz de! Anksiyete, heyecan, öfke, stres hep bedende kendini gösterir. Bedenin zihinle güçlü bağlantısından dolayı zihin rahatlamalı ki bedenle olumlu şekilde uyumlu olsun. Zihnin rahatlaması için farklı yolları deneyebilirsiniz. İşte bu yollardan biri de imajinasyon çalışması.

    Arkadaşım psikolog Nur İbaoğlu, Zahnd stüdyosunda harika çalışmalar yapıyor. Reikiden kişisel koçluğa, stresle baş etme yöntemlerinden nefes terapisine kadar geniş bir yelpazesi var. "Dileyin gerçekleşin" başlığı altındaki çalışmasıyla yeni yıl için yeni bir 'BEN' yaratalım diyerek tüm dilekleri enerjiye dönüştürerek, kişisel gelişim için çıkılan yolda güzel bir adım atmaya yardımcı oldu. Kısır döngüleri kırmak, yeniliklere açılmak için duygu ve düşüncelerimizi hazırlamak, hayalimizde olgular yaratıp sonra bunlara ulaşmak için çalışmak. İmgelemek ve hayal etmek.
    Düzenli spor ve dengeli beslenme bedenimiz için vazgeçilmez. Zihnimizi, aklımızı, duygularımızı ve düşüncelerimizi de sağlıklı tutmalıyız.
    Arapların bir sözü vardır; 'Sağlığı olanın umudu, umudu olanın her şeyi var demektir.' Sağlık ve umut dolu bir yıl dileğiyle.
    Sağlıkla kalın...

    noimage


#02.01.2014 09:24 0 0 0
  • noimage

    . Bir insanın gönlüne ulaşmak büyük bir devrim yaşamaktır; çünkü eğer bir insanın gönlüne ulaşmak istiyorsan, o kişiye de senin gönlüne ulaşma olanağını sunman gerekir. O zaman savunmasız olursun, tamamen açılır ve korunmasız kalırsın.

    Bu risklidir. Bir başkasının gönlüne ulaşmasına izin vermen riskli ve tehlikelidir çünkü o kişinin sana ne yapacağını bilemezsin. Bütün sırlarını öğrendikten, bütün gizlediklerin açığa çıktıktan, kendini tamamen açığa çıkarttıktan sonra diğer insanın ne yapacağını asla bilemezsin. Korku oradadır. Zaten o yüzden kendimizi hiç açmayız.
    Sadece tanışıklık olan bir şeyi sevginin gerçekleşmesi gibi yorumlarız. Çeperler buluşur ve biz tanıştığımızı zannederiz. Sen çeperin değilsin. Aslında çeper senin bittiğin sınırdır, sadece etrafında oluşmuş olan çittir. O sen değilsin! Çeper senin bittiğin ve dünyanın başladığı noktadır. Yıllarca birlikte yaşamış olan karı kocalar bile sadece tanışıklık yaşamış olabilir. Belki birbirlerini gerçekten tanımamışlardır. Biriyle ne kadar uzun süre birlikte yaşarsan, onun gönlüyle hiç tanışmamış olduğunu o kadar çok unutursun.

    O yüzden anlaşılması gereken ilk şey, tanışıklığı sevgi olarak görmemektir. Sevişiyor olabilirsin, cinsel yakınlığın olabilir ama seks de çepere aittir. Gönüller buluşmadığı sürece seks sadece iki bedenin bir araya gelmesinden ibaret olur. Ve iki bedenin bir araya gelmesi sizin buluşmanız demek değildir. Seks de tanışıklık olarak kalır; fiziksel, bedensel ama hâlâ sadece bir tanışıklık. Birinin senin gönlüne girmesine ancak korkmadığın zaman, korku yaşamadığın zaman izin verirsin.

    İki tür yaşam vardır: korku yönelimli ve sevgi yönelimli. Korku yönelimli yaşam seni asla derin bir ilişkiye götürmez. Korkmaya devam eder ve diğerine asla izin veremezsin. Onun, senin özüne ulaşmasına asla izin veremezsin. Ona bir ölçüye kadar izin verirsin ve sonra duvar oluşur ve her şey durur.

    Sevgi yönelimli insan gelecekten korkmayan insandır. Sonuçlardan ve olası bedellerden korkmaz, şimdi ve burada yaşar. Sonuçları kafana takma; bu, korku yönelimli zihinlere ait bir şeydir. Sonunda neler olacağını düşünme. Burada ol ve tüm benliğinle davran. Hesapçı olma. Korku yönelimli insan sürekli hesap yapar, planlar, düzenler ve koruma duvarları oluşturur. Bu şekilde tüm hayatını heba eder.

    Osho

#02.01.2014 08:55 0 0 0
#02.01.2014 08:42 0 0 0
#01.01.2014 21:31 0 0 0
  • kaleminize sağlık altay bey... çok güzel yazmışsın geçmiş yılı.. ama ne olursa olsun o günleri dolu dolu yaşadık hepimizin iyi kötü günleri oldu .. yaşadığımız ve sağlıklı olduğumuz için bugünümüze şükredenlerdenim.. hayatın kıymeti bilelim.. yılları tutamıyoruz akıp gidiyor.. yaşadığımız her günün her dakikanın zevkine varalım.. bu vesile ile de tüm mainboard24 ailesinin yeni yılını candan kutluyorum... sevgilerimle....

    noimage
#01.01.2014 19:36 0 0 0
#01.01.2014 15:13 0 0 0
#31.12.2013 10:03 0 0 0