Bir sevda hikmetidir kirpikte kelebek
Sümbül kokunda kıvrıl ben öleyim
Ruhumda sen filizlen öbek öbek
Suyuna hasret
Toprağına köleyim
Ben teninde kayık
O turkuvaz kayıp kürek
Mihverine obruk düşünce
Balıklar sevdamdır seyret
Yosunlar tuz ve yakamoz çorba
Terra Rossa yanakların kaşık...
Bir abideyi kapalı
Artemis koynunda Medusa
Ölümü gurbet
Ben seni özlüyorum ...
çok özlüyorum
İbrik fiyatına ölüm satar
özlemin Kefensiz şiirin pıhtısında
Ben can sen canan
Biliyorum sen de özledin
Yıllar yitip gidip, ömürler dolsa da
Gonca gül dalında, kuruyup solsa da...
Güle âşık bülbül, gün gelip sussa da
Gözlerim yollarda, beklerim yıllarca
Düşmez oldu artık, dudağımdan ismin
Gözümü kapasam, canlanır mı cismin
Duvarımda hâlâ, sararmış bir resmin
Gözlerim yollarda, beklerim yıllarca
Bir fırt cigaramdan, bir fırt hasret içtim
Arkasından bir de, derin bir offfçektim
Oluruna bırak, gelir geçer dedim
Gözlerim yollarda, beklerim yıllarca
Dostlarım dediler, "bekleme boşuna"
"Giden gitti artık, yar olmaz o sana"
Ama olsun yine, ben bakmam onlara
Gözlerim yollarda, beklerim yıllarca
Hayat yordu beni, ak düştü saçıma
Ecelim tez geldi, dayandı kapıma
Ben benden geçtim de, baktım ki boşuna
Gözlerim yollarda, bekledim yıllarca
şiir alıntı
sunum elif69ankara
Sen Cansın, Sen Sevdasın, Sen HAYATIMSIN...!
Sen BENİ nefessiz bırakma olurmu....
Hayat süprizlerle dolu kısa bir öykü..
Ve SEN bu öykünün en güzel bölümüsün..
SEVMEYE doyamadığım, ...
Yaşamaya kıyamadığım..
Kısacık zaman dilimlerine sığdıramadığım mutluluğumsun.. Kaybolmuştum kimsesizliğimde..
Uzattığın eli AŞKIN eli bilip sımsıkı sarıldım..
KALBİMDE hep kal.!
Verdiğin bu sıcaklığı bir gün alıp
GİTME OLURMU..GÜZEL YÜREKLİM..SENİ SEVİYORUM ÖMRÜM...
Dr. Gönül Ateşsaçan "Diyetlerde önümüzdeki yiyecekler alınır ve yerine yenileri konulur. Bunun mantığını kavrayabilir, neden bazı gıdaları yememiz, neden bazılarını yemememiz gerektiğini bilirsek, bir süre sonra kısıtlamaya gerek kalmaz " dedi.
Katı kuralları olan diyetlerde, bir süre sonra canımız diyet yapmak istemiyor. Önce ruhumuz sıkılıyor ardından da diyeti bırakıyoruz. Beslenme Danışmanı ve Estetik Medikal Hekimi Dr.Gönül Ateşsaçan diyete başlarken, sağlıklı yaşama geçişin birinci adımının 'sağlıklı beslenme' olduğunu vurguladı. "Önemli olan ne yediğiniz, nasıl pişirdiğiniz, neyle beraber ne zaman yediğiniz ve son olarak da ne kadar yediğinizdir. 5 N kuralı budur" dedi. İşte Dr. Ateşsaçan'dan kuralın ana hatları...
[h=4]Ne yemeliyiz? Gün doğduktan batana kadar hayvansal gıdaları gün battıktan sonra sebze grubu tüketilirse metabolizmamız bozulmaz.
Sabah hayvansal protein grubu ,öğlen hayvansal protein grubu, akşam sebze ve karbonhidrat grubu tüketilmeli.
[h=4]Nasıl pişirmeliyiz? -Sebzeler tercihen buharda, haşlama veya fırında ızgara şeklinde pişirilebilir.
-Etlere pişerken yağ eklenmesi emilimi bozar, kiloya neden olur. Mümkünse et, balık ve tavuk pişerken yağ eklenmemelidir.
-Sebzelere ve makarna, pilava pişerken 1 yemek kaşığı yağ eklenebilir.
-Mangalda ızgara kanserojendir, çok sık yapılmamalıdır. Zararı yok diye yazın bolca yersek, sindirim sistemimize zarar verir.
[h=4]Ne ile birlikte yemeliyiz? -Meyveler yemekten 2 saat sonra tüketilmeli, yemeğin hemen önce ve sonrasında yenildiği zaman kiloya neden olur.
-Meyveleri birbiriyle çok karıştırmamak gerekir.
-Hayvansal proteinlerden et, balık ve tavuk ile, peynir, süt ve yoğurt çok sıkı birlikte yenilmemelidir.
-Sabah hayvansal protein grubu ve yanında buğday grubundan elde edilen karbonhidartlar tüketilmeli.
-Öğlen hayvansal protein grubu ve yanında sebze/yeşil salata tüketilmeli.
-Akşam sebze ve yanında buğday grubundan elde edilen karbonhidratlar tüketilmeli.
[h=4]Ne zaman yemeliyiz? Sabah kahvaltısı saat en geç 09:00'da yapılmalı, akşam yemeği ise en geç yazın 20.30'a kadar yenilmelidir. Metabolizmanın sağlıklı olması için, gece uykusu çok önemlidir. Saat 24.00-04.00 arası uykuda olabilirsek, hormonlarımız düzenli çalışır.
[h=4]Ne kadar yemeliyiz? Herkesin midesi kendi 2 avucu kadardır. Ana öğünde 2 avucunuz kadar ve ara öğünde 1 avucunuz kadar yemek yemeniz idealdir.
[h=4]Zayıflarken uygulamamız gereken kurallar 3 S kuralı uygulanacaktır: Sık beslenlenmek, su içmek (2,5 litre su-12 fincan sıcak-ılık olarak), spor yapmak -yürümek. Her gün yaklaşık 1 saat orta tempolu günde 10.000-8.000 adım.
Protein açısından zengin beslenmenin özellikle soyanın, saçlarınızın daha sağlıklı uzamasına sebep olduğuna inanılmaktadır.
Kepeklere Son
Hasar görmüş saç hücrelerini onarmak için tahıllarda bulunan çinko çok faydalıdır ve kepek oluşumunu da engeller.
Saç Derinizi Nemli Tutun
Keten tohumu, ceviz ve somonda bulunan omega 3 yağ asitleri saç deriniz için doğal bir bakım sağlar.
Saç Güçlendirici
B2, B6 ve B12 gibi tüm B vitaminleri, oksijeni ve gerekli besinleri saç derisine ve saç köklerine taşıdıkları için saçın gücünü arttırıcı ve sebum üretimini düzenleyici olarak bilinirler.
Yağ Düzenleyici
Turunçgillerden kolayca elde edilen C vitamini vücudun sebum üretmesini sağlar, bu doğal nemlendirici saçlarınızın nemini korur.
Saç Kaybını Yavaşlatır
Silika mineralinin saç kaybını yavaşlattığına hatta engellediğine inanılır. En doğal haliyle biber, patates ve lahana çeşitlerinde bulunur.
Kuruluğu Önler
Bir çeşit B vitamini olan biotin saç korteksini güçlendirerek kuruluğa, erken beyaz saç oluşumuna ve kırılmalara engel olur.
Parıltı Uyarıcı
Önemli omega-6 yağ asitlerinden biri olan GLA saçların sağlıklı uzamasını sağlarken saç tellerinin daha güçlü ve ışıltılı olmasını sağlar ve kepek oluşumuyla savaşır. "Bu malzemeleri diyetinize dâhil etmeniz zor olabilir, çuha çiçeği yağı ve siyah kuşüzümü yağı takviyelerinikullanabilirsiniz," diyor Pasquella.
[h=2]4 Şubat Dünya Kanserliler Günü.. İşte kanser hakkında her şey...
Kanser nedir, nasıl oluşur, çevresel mi kalıtsal faktörler mi tetikleyicidir, günlük yaşamdaki hangi yanlışlar kansere ortam hazırlar, neden öldürücüdür, kemoterapi-radyoterapi iyileştirir mi, kanserde erken teşhis olur mu, mamografi ne zaman çektirmek gerek, prostat kanserini gösteren test var mı, kanserden korunmak mümkün mü, neden artıyor ve şekeri sever mi? Tüm bu soruları yaptığı açıklamalarla tabuları yıkan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın'a sorduk ve sizler için A'dan Z'ye Kanser Dosyası'nı hazırladık...
Her geçen gün artan kanser tür ve vakaları, yaş sınırının gittikçe gençleşmesi bu hastalığı hepimiz için korkulu bir rüya haline getirdi. Peki nedir bu illet, bu illetten kurtulmak, korunmak mümkün mü, çaresi var mı?
Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalması gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılır, yenileri oluşur. Bu denge genlerimizin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken bazıları da aşırı hücre üremesini dizginler.
[h=4]KANSER NASIL OLUŞUR?Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Yani mekanizma açısından bakarsak kanser, aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına verilen addır.
Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinlerin yaptığı hasar gen fonksiyonlarını bozduğu (mütasyon)için hücreler aşırı şekilde ürer. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.
Yiyeceklerimiz ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA'larımıza bağlanarak hasara uğratır. Hasar kritik düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmaları 24 saat içinde hasarın yüzde 90'ını temizler. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açar.
* Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır; sonsuz değildir. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminlerdir.
[h=4]KANSERDEKİ HIZLI ARTIŞIN NEDENİ KALITSAL MI, ÇEVRESEL FAKTÖRLER Mİ?Kanser tüm dünyada en çok ölüme neden olan ikinci hastalık grubu (ilki kalp-damar hastalıkları). ABD'de 1900 yılında yüzde 3 olan kanserden ölüm oranı, 2000'de yüzde 24'e çıkmış. Yani ABD'de yüzyılda kanserden ölüm oranı 8 kat artmış. Bazı uzmanlar kanserdeki artışı yaşam süresinin uzamasına bağlasa da bu yanlış bir inanıştır. Çünkü aynı zaman içinde 65 yaşın üzerindekilerin total nüfusa oranı yüzde 4'ten yüzde 12'ye çıkmış. Yani üç kat artmış; sekize karşı üç kat. Demek ki kanserin artmasının temel nedeni yaşlı nüfusun artışı değil. Kanserin gelişimdeki hızlı artışta kalıtsal faktörlerin rolü de fazla değil. Kanser coğrafyaya göre de değişiyor. Tıbbi imkânların son derece az olduğu gelişmekte olan ülkelerde çok az kanser var. Fakat burada yaşayan insanların gelişmiş ülkelere göç ettikten bir iki yıl sonra kanser sıklığı artıyor. Bu durum kanserin, genetik nedenlerden çok çevresel nedenlere bağlı olduğunu ve bunun önlenebileceğini düşündürüyor. Çünkü akraba evliliklerinde aşırı bir artış olmadıkça genetik hastalıkların artması da mümkün değil.
[h=4]KANSER NEDEN ÖLDÜRÜCÜ?Kanserlerin yaklaşık yüzde 80'inde neden bellidir. Vakaların yarısından fazlasını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri oluşturuyor. Akciğer kanseri beslenmeyle de ilgisi olmasına rağmen daha çok sigara tüketimi ile ilişkilidir. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri ise daha çok beslenmeye bağlıdır. AIDS, Ebstein-Barr virüsü (öpücük hastalığı) ve B hepatiti virüsü gibi enfeksiyonlar da başlıca kanser nedenleri arasında yer alır. Bu hastalıklar da sağlıklı beslenen insanlarda nadiren görülür. Bu arada önemli nedenler arasında radyasyon, elektromanyetik dalgalar, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri, GDO'lu yiyecekler, ağır metaller ve diğer kimyasal toksinler fiziksel ve kimyasal zararlılar başı çekmektedir.
[h=4]KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ TÜMÖRÜN BÜYÜMESİNİ ENGELLEYEBİLİR Mİ?Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini azaltabilir ama her zaman tümörü yok edemez. Yok etse bile tümörün tekrarlama olasılığı vardır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan klasik kanser tedavisinin etkinliği birçok organ tümöründe artık plato çizmeye başladı. Artık tedavi başarısında hissedilir bir artış olmuyor. Ayrıca standart tedavi sırasında akut bir toksisite oluşması da önemli bir risktir. Bu nedenle klasik tedavinin toksisitesini azaltacak ve tümör eritici etkisini artıracak araçlar kanser tedavisinin başarısını artırabilecektir. İşte makro besinler, vitaminler, mineraller ve flavonoidler bu araçların başında gelmektedir.
[h=4]ERKEN TEŞHİR TEDBİRLERİ NELERDİR?Her kanser için söz konusu olmasa da bazı kanserlerde erken teşhis için bazı tedbirlere başvuruluyor. 40 yaşına gelmiş bir kadının her yıl mamografi yaptırması önerilir. Ama bu kadar sık alınan radyasyonun da kansere davetiye çıkarttığını unutmamak lazım. En iyisi kadınların ayda en az bir kere kendi memelerini elle yoklamalarıdır. Tabii ki bir kitle ele geliyorsa o zaman mamografi mutlaka yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserleri için dışkılamadaki değişiklikler önemli. İshal, kabızlık, dışkıda kan görülürse kolonoskopi yapmak şarttır. Kolonoskopinin bir zararı da yoktur.
[h=4]PROSTAT KANSERİNİ GÖSTEREN BİR TEST VAR MI?Prostat kanserlerinin çok büyük bir bölümü (%99) ölüme yol açmıyor, hastayla beraber mezara kadar sesi sedası çıkmıyor. Buna gizli prostat kanseri denir. Hatta bunların çoğunda parmakla yapılan muayenede de bir kitle ele gelmez. Başka nedenlerle ölmüş erkeklerin otopsilerinde Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi bu gizli kanseri gösterebilir. Fakat bu testi yaptırmanın handikapı da vardır. Yüzde 99 oranla size hiçbir zararı olmayacak bir hastalığı tespiti, sizi ve hekiminizi lüzumsuz yere telaşa sevk edebilir. Gereksiz ve hayatınızı tehlikeye atabilecek tedavilerin yapılmasına yol açabilir.
Aslında erken teşhis için harcadığımız emeğin yarısını erken korunmaya harcasak, kanseri azaltabiliriz.
[h=4]KANSERDE NEDEN ARTIŞ VAR?Bence iki temel neden var; 1. Beslenmede yapılan hatalar, 2. Toksinler. Son yarım yüzyılda piyasaya 80.000 kimyasal maddenin girdiğini düşünürseniz sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz.
[h=4]KANSER NEDEN EN ÇOK ŞEKERİ SEVER?Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Örneğin İngiltere'de 1815'te 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'te 50kg'ın üzerine çıkmış. Daha sonraki yıllarda un ve şeker tüketimi çılgınca artmaya devam etmiş. Örneğin 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşlar önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişler. Unlu, şekerli gıdaları aşırı tüketmek birçok hastalığın temel nedenidir. Kanser de bunların başında geliyor!
Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Vücudun normal hücreleri, enerjileri için hem oksijenli (aerobik), hem de oksijensiz (anaerobik) metabolizma yollarını kullanırlarken kanser hücreleri sadece oksijensiz (anaerobik) metabolizma yolunu kullanabilir.
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken sürekli kapasitesinin üstünde çalışır. Eğer sevdiği besini (yani şekeri) vermezseniz kanser açlıktan ölmeye başlar. Bu nedenle kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanır.
Bildiğimiz gibi onkologlar bazı kanser metastazlarını (sıçrama) saptamak için PET taramaları yapar. Bunun için hastaya damardan radyoaktif bir madde ile işaretlenmiş glükoz verilir! Çünkü işaretlenmiş glükoz molekülünün öncelikle gideceği yer kanser dokusudur. Fakat onkologların çoğu nedense bu bilgiyi hastalarından gizler! Şeker kanser yapar' diyen hekimlere de şarlatan gözü ile bakılır.
Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40'ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye'deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir.
[h=4]TEDAVİDE C VİTAMİNİNİN YARARI VAR MIDIR?Bilindiği gibi her kronik hastada C vitamini düzeyleri düşüktür. Fakat kanserli hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Çünkü kanser hücreleri C vitaminini tıpkı bir vantuz gibi içlerine çeker ve vücudun zaten az olan C vitamini depolarını iyice tüketir. Peki kanser hücreleri C vitaminini severler mi? Aslında hayır. Ama onu glükoz zannederler. Çünkü C vitamininin molekül yapısı glükoza çok benzer. Bu nedenle kanser hücreleri C vitaminini glükoz zannederek içlerine çeker. Yani eğer kanda çok yüksek miktarda askorbik asit varsa kanserli dokuya geçen C vitamini miktarı da artar.
[h=4]NELERE DİKKAT EDİLMELİ?Günlük hayatımızda bazı tedbirler alırsak kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:
*Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
*Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
*Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.
*Bol taze sebze ve meyve yiyin
*Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
*Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin.
*Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
*Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
*Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
*Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
*Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
*Stresten uzak durun.
*İyi uyuyun.
*Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.
*D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
*Yeteri derecede egzersiz yapın.
*Aşırı alkol kullanmayın.
*İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
*Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
*Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
*Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.
[h=2]Hava kirliliğin arttığı dönemlerde dışarıya çıkmayın.
Astım, KOAH, hipertansiyon, kanser gibi kronik hastalıkları olan bireylerin hava kirliliğin arttığı dönemlerde dışarıya çıkmaktan sakınmaları gerektiği belirtildi.
Hava kirliliğinin başta insan sağlığı olmak üzere hayvanların, bitkilerin ve dolayısıyla çevreyi de olumsuz etkilediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nihat Cihanyurdu, hava kirliliğinin yoğun olduğu günler yaşadıklarını belirtti. İçinde bulunduğumuz bu mevsimin olumsuz etkilerini özellikle hastaların yoğun şekilde hissettiğini kaydeden Cihanyurdu "Doğanın temel unsurları olan hava- su ve toprağın temiz ve kullanılabilir olması, canlıların sağlıklı, rahat ve huzurlu yaşamalarını sağlar. Bu temel unsurlardan olan havanın kirlenmesi, kirletilmesi veya buna engel olunmaması çevresel ve sağlıksız felaket ve sorunları birlikte getirir. Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunan hava kirleticilerin, insanlar ve diğer canlıların sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. ir insanın günde yaklaşık 2.5 lt. su, 1.5 kg besin, 10-20 m³ hava gereksinimi vardır.
[h=4]Önleyici tedbir alınmalıAçlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün dayanabilen insan, havasızlığa ancak 6 dk. dayanabilir. Atmosferde azot, oksijen, asal gazlar, karbondioksit, subuharı ve ozon bulunur. Hava kirliliğinin yanardağ faaliyetleri orman yangınları ile bitki örtüsünün ve doğanın tahrip edilmesi gibi doğal nedenleri yanında; yapay kaynaklı insanların faaliyetleri ile konutlarda yakıt kullanımı, sanayi faaliyetleri, trafik kaynaklı hava kirlilikleri olabilir. Hava kirliliği sadece hasta olanları değil, sağlıklı bireyleri de tehdit etmektedir. Öncelikle yapılması gereken hasta olunmasını engelleyici tedbirler almak olaya kökten el atmaktır. Özellikle çocuklar ve erişkinler için astım, KOAH, hipertansiyon, kanser vs. kronik hastalıkları olan bireylerin hava kirliliğin arttığı dönemlerde dışarıya çıkmaktan sakınmaları, ilaçlarını kullanmaları, gribal enfeksiyonlara maruz kalmamaları, bulaşıcı olan diğer solunum yolları, ayrıca el ve ağız yoluyla bulaşan hastalıklara karşı özellikle tedbirli olmaları gerekir" dedi.
[h=4]Kullandığınız yakıtlara dikkat edinIsınmada doğalgazın önemine değinen Dr. Nihat Cihanyurdu "Isınmada kalitesiz yakıtlar kullanmamalı, konutlarda ve işyerlerinde doğru yakma tekniklerinin ilgili kurumlarca denetlenmesi ve hava kirliliğinin engelleyici tedbirlerden birkaçıdır. Tabii ki esas olan ısınmada doğalgaza geçilmesi en önemli tedbir olsa gerek. Hava kirliliği demek; öncelikle öksürük, balgam, nefes darlığı, kalp krizi, mide barsak şikayetlerini de tetikleyebilir.
Trabzon şehrimiz yerleşimi itibariyle özellikle merkez ve sahil kesimleri üzerinde kalan sis, duman, egzos gazları vs. hava akımının az olması nedeniyle şehrin üzerine çökmekte , sahilde yürüyüş ve egzersiz yapan insanların hem bu aktivitelerini engellemekte, yapanlarında sağlığını tehdit etmektedir. Kaloriferlerin yoğun yandığı öğleden sonraları ve akşam saatlerinde dışarıya fazla çıkmamak, özellikle kronik hastalığı olanlarda ve çocuklarda önem arz eder. Tüm sağlıklı ve hasta insanların sıvı ihtiyaçlarını karşılayıp, ilaç kullanmaktansa sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmesi uygun olacaktır. Trabzon şehrimiz büyüdükçe sorunları da büyümektedir. Ne kadar erken tedbir alınırsa ; gerek bireysel sorumluluklar gerekse kurumsal sorumluluklar yerine getirilerek sağlıklı ve huzurlu yaşanılabilir bir şehir sağlayabiliriz" şeklinde konuştu.
Pek çok medikal yöntem, ilaç, doğal kür denediniz ama yine de saçlarınız uzamamakta inatçı mı davranıyor?
Pek çok medikal yöntem, ilaç, doğal kür denediniz ama yine de saçlarınız uzamamakta inatçı mı davranıyor? Durun, belki de saçlarınızın uzamamasının sebebi bakımla alakalı değildir... Lhx2 isimli bir genin aktivasyonu saçların uzamasına yol açıyor. İsveç Umea Üniversitesi'nden Leif Carlsson ve ekibinin yaptığı araştırma PLoS Genetics isimli dergide yayınlandı. Saçlar ısı döngüsü, fiziksel korunma, mevsimsel kamuflaj ve sosyal etkileşimler gibi konularda önemli rol oynar. Saç, saç koklerinde oluşur ve bu karmaşık minik organlar saç derisinin altında bulunur. Anne karnındaki gelişim evresinde saç kökleri oluşur ve hayat boyunca sürekli olarak uzamaya devam eder. Saçların uzunluğu büyüme evresine göre değişkenlik gösterir. Örneğin saç dibinden ucuna kadar ulaşması yıllar alabilir. Büyüme evresinden sonra saçların duraklama dönemi gelir. Bu evrede saç kökleri dinlenmeye çekilir. Bunun sebebi tam olarak anlaşılmasa da, saçların mevsimlere uyumu nedeniyle gerçekleştiği düşünülmektedir.
Araştırmada Leif Carlsson Lhx2'nin saç oluşumundaki önemini ortaya çıkardı.Lhx2 geni saç köklerinin gelişim evresinde aktifken duraklama evresinde pasif haline dönüyor. Bilim adamları bu genin saç oluşumunda etkili olduğunu ve Lhx2 geninin aktif olmadığı saç köklerinin üretim yapamadığını belirtiyor. Yani bu gen aktif olmadığı takdirde kişide saç uzaması duruyor.
Ergenlik, gençlerin psikolojilerinin çok hassas olduğu, farklı duyguları aynı anda hissettikleri bir dönem.
Sevgi, nefret, öfke, suçluluk, yüceltme ve değersizleştirme duyguları, ergenliğin verdiği psikolojiyle sürekli yer değiştirir. İşte bu dönemde gençler yaşadıkları olayların da etkisiyle bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabiliyor. Bunlardan biri de borderline ( sınır ) kişilik bozukluğu.
Sınır kişilik bozukluğu yaşayanlar kendilerini boşlukta hisseder ve kimlik kargaşası yaşar. Kontrolsüz öfke patlamaları, aldatılma ve terk edilme korkuları vardır. Dürtülerini kontrol etmekte zorlanırlar ve kendilerine zarar verebilirler. Bu zarar verme, dikkat çekmek için yapılır. Sıklıkla alkol ve uyuşturucu madde kullanırlar. Bu olumsuz davranışların arasında en dikkat çekeni, kendine zarar verme isteği.
Genelde bilek, kol ve bacak gibi ulaşılması kolay bölgelere kesici veya delici aletlerle müdahale ederler. Bu sorunu yaşayanların yaklaşık yüzde 75 ' ini kadınlar oluşturuyor. Kendine zarar verme davranışı, özellikle 13-19 yaş arasında görülüyor. Ancak tanı 18 yaşında konulabiliyor. Bu sorunları yaşayan gençler, büyüdüklerinde nesneleri ' tümden iyi ' ya da ' tümden kötü ' olarak ikiye bölüp, ara tonları fark edemeyebiliyor.
Sonuç olarak dahayatlarındaki arkadaş, sevgili, eş, iş ilişkilerini sadece iyi veya kötü olarak nitelendiriyor .
Bu Belirtilere Dikkat
Benlik algısı ve duygularda tutarsızlık ,
Belirgin dürtüsellik ,
Otomatik ve ölçüsüz çabalar gösterme ,
Bir şeyi veya birini gözünde aşırı büyütme , göklere çıkarma ya da yerin dibine batırma tarzında tutarsız söylemler ,
Para harcama , cinsellik , madde kullanımı ve çılgınca araba kullanma gibi sonu zarar veren dürtülerin en az ikisini şiddetle yapma ,
Yineleyen intihar davranışları , çevresindekilere kendini öldürmekle ilgili gözdağı verme ,
Öfke , hırçınlık , kavgacılık , hiddet
Çocuklarının bireyselleşmesine destekte bulunmaları ,
Kendi kendilerine hareket etmelerine belli ölçüde izin vermeleri ,
Duygularını ifade etmelerinde yardımcı olmaları ,
Onları ne kadar sevdiklerini mümkün olduğu kadar çok göstermeleri gerekiyor .
Davranışın Altında Yatan Sebepler
Geçmişte yaşanmış travmalar,
Sorunlarla başa çıkma becerisinin düşük olması,
Başkalarından bu davranışı görmek .
Strese maruz kalan bebeklerin ileride kötü beslenme alışkanlığı edinmeye daha meyilli olduğu belirlendi.
Brezilya'daki Rio Grande do Sol Üniversitesi'nde yapılan araştırma, strese maruz kalan bebeklerin ileride kötü beslenme alışkanlığı edinmeye daha meyilli olduğunu gösterdi.
Araştırmayı yürüten bilim insanları, stres hormonu salgılaması için yavru farelerin doğumdan hemen sonra yuvada kalma süresini kısalttı. Yetişkin hale geldiğinde bu farelerin kaygıları, strese verdiği tepkiler ve beslenme biçimi incelendi. Doğumdan hemen sonra strese maruz kalmanın fareler üzerinde büyük etkisi olduğu görüldü.
Bu farelerin, stres ve endişe durumda kortikosteroid adı verilen stres hormonu seviyesinin en üst düzeye çıktığını belirten araştırmacılar, bunun hayvanların çok kalorili, yağlı ve şekerli besinlere yönelmesine yol açtığını belirledi.Stres halinde bir kaçış olarak genellikle şekerli ya da kalorili yiyeceklere yönelildiğini belirten araştırmacılar, bu durumun sadece psikolojik olmayabileceğini vurguladı.
Bilim insanları, kronik stresin yetişkinlikte bazı hormonların devreye girmesine yol açabileceğine ve özellikle kadınları kötü beslenmeye itebileceğine dikkati çekti.